Erdoğan’dan “Orman Yangınları” Açıklaması: Teyakkuz Halindeyiz

Orman yangınlarına ilişkin açıklama yapan Erdoğan, “Yeşil Vatan’ımızı korumak için hâlihazırda 27 uçak, 105 helikopter, 6 bine yakın kara aracı, 25 bin kahraman orman çalışanımızla, 132 bin gönüllümüzle birlikte gece gündüz teyakkuz hâlindeyiz” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de devam eden orman yangınları hakkında sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Edoğan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye, orman yangınlarına karşı havada ve karada büyük bir mücadele yürütmektedir. Yeşil Vatan’ımızı korumak için hâlihazırda 27 uçak, 105 helikopter, 6 bine yakın kara aracı, 25 bin kahraman orman çalışanımızla, 132 bin gönüllümüzle birlikte gece gündüz teyakkuz hâlindeyiz.

Tarım ve Orman Bakanlığımız başta olmak üzere ilgili tüm kurumlarımız AFAD’ın koordinasyonunda çalışmalarını aralıksız şekilde, büyük bir hassasiyetle, özveriyle ve fedakârlıkla sürdürmektedir. Yaz mevsiminin başından bu yana ülkemizde çıkan 3 bin 62 yangını tamamen söndürdük.

Yeşil Vatan’ımızın farklı bölgelerinde devam eden ve en kısa sürede hayırlı haberler almayı dilediğimiz yangın söndürme çalışmalarında yüreğini ortaya koyan, canla başla görev yapan kahramanlarımıza Allah’tan muvaffakiyetler diliyor, emekleri için her birine ayrı ayrı şükranlarımı ifade ediyorum. Yangınlarla mücadelede şehit olan tüm kardeşlerime bir kez daha Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Ruhları şad olsun.”

Öte yandan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 26 Haziran’dan bu yana Türkiye genelinde meydana gelen orman yangınlarıyla ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından başlatılan adli soruşturmaların titizlikle sürdürüldüğünü bildirdi.

Bakan Tunç, “Şu ana kadar gözaltına alınan şüphelilerden 21’i tutuklandı, 47’si hakkında ise adli kontrol kararı verildi” dedi.

Paylaşın

Özgür Özel: Bu Devir Değişecek Hesaplar Sorulacak

Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin açılışında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu ülkede, bu iktidarın getirdiği sistemde, rejimde hiç kimse güvende değil ama Boğaz’a nazır villada oturan keyif düşkünü savcılar güvende, AK Parti’nin suç işleyip yargılanmayan siyasetçileri, Ankara’yı parsel parsel satanlar güvende. Bozuk tohumlar güvende. Milletin kanını emen kırk haramiler güvende. Kıbrıs’ta her pisliğe karışan bakan evlatları güvende. Ancak bu devir değişecek. Hesaplar sorulacak. İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının dönemi başlayacak” dedi.

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu’nun Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi’nin açılışını yaptı. Burada otobüs üzerinden vatandaşlara seslenen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, şunları söyledi:

“Bu bina, 1978’de Genel Başkanımız Bülent Ecevit tarafından açıldı. 6’ncı Genel Merkezimiz burası. Geçen hafta gözyaşları ile uğurladığımız Altan Öymen’in Genel Başkanlık yaptığı, biraz önce sevgiyle selamladığınız Hikmet Çetin’in Genel Başkanlık yaptığı, Türkiye’de, ‘sol bölündü’ umutsuzluğunu ortadan kaldıran SHP – CHP Genel Merkezlerinin bir araya geldiği, Sayın Murat Karayalçın ile Sayın Deniz Baykal’ın partilerimizi birleştirdiği birleşmenin Genel Merkezi burası. Önünde Bülent Ecevit’in, Karaoğlan’ın, Kıbrıs Fatihi’nin, partimizin yürütmede en yüksek noktaya gelmiş son siyasetçisinin heykelinin dimdik durduğu…

Bugün yeni bir başlangıçla, partimizin yeniden iktidara yürüyeceği ve bu ofisin açılmasıyla birlikte iktidar yürüyüşünde adımların sıklaşacağı, hızlanacağı, adımlara adımların katılacağı, omuzların omuzlara değeceği bir büyük yürüyüşü bu güzel mekandan başlatıyoruz. Bu yürüyüşe hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Bir darbenin izlerini taşıyan, darbecilerin elimizden aldığı, kapattığı, Devlet Güvenlik Mahkemesi yaptığı, DGM olarak çok sayıda yoldaşımızın sorgulandığı bu binayı yıllar sonra büyük mücadelelerle aldık. Bir darbeye yenilmeyen, ezilmeyen, oradan dimdik çıkan bu bina, şimdi bir başka darbeye, 19 Mart darbesine yenilmeyenlerin, yenilemeyenlerin, o darbeye teslim olmayanların, direnenlerin mücadelesinin simge mekanı olacaktır. Buraya sahip çıkmaya hoş geldiniz. Şeref verdiniz.

23 Mart günü ülkemiz için yeni bir yolculuk başladı. 19 Mart’taki darbe girişimine karşı çağrımızla Saraçhane’ye koşan, orada 7 gün, 7 gece direnen, bir büyük mücadeleyi orada ateşleyenlerin bütün Türkiye’ye yaydığı o direniş ruhuyla, her akşam sokaklara taşanlar, 23 Mart günü 2 milyonu parti üyemiz, 15,5 milyon kişinin sandıklara koşmasıyla, iki elinde iki bastonuyla ninemin merdivenleri tırmanmasıyla, karnında 3 aylık yavrusuyla, o yavrunun geleceğini o dayanışma sandığında arayanlarla, 23 Mart günü yeni bir yürüyüş başladı. O güne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’nin Belediye Başkanı olan, bir evladı olan, önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanlığı adaylığı için yaptığımız ön seçimde aday adayı olan, o gün o sandıklardan 15,5 milyon kişinin desteğiyle, Cumhurbaşkanı adayımız olarak çıkan Ekrem İmamoğlu artık bir partinin değil, milletin adayıdır, Türkiye’nin adayıdır. O yüzden Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisimiz bir partiye ait değildir.

Elbette mekan Cumhuriyet Halk Partisi’nindir ama unutmayın ki mekanın adı da baba evidir. Herkes baba evine doğar, büyür ve sonra kimi daha ırağa gider, kimi yakında kalır, kimi içeride kalır. Kimi daha büyüğünü arar, kimi küçüğüyle yetinir. Ama herkes bilir ki ‘Başım sıkışırsa, dara düşersem baba evinde çay demlidir, çorba kaynamaktadır, baca tütmektedir.’ İşte gün o gündür. Türkiye’nin bütün demokratlarının, sosyal demokratların, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, liberal demokratların, Kürt demokratların, sosyalist demokratların hep birlikte birleştiği yerdir baba evi. Bu baba evi, bir partiye ait değildir. Evet, bizler baba evinin bacası tütsün diye odun çekenleriz ama baba evi Türkiye’nin tümüne aittir. Çünkü tapusunda ne Özgür Özel yazar, ne bir başkasının adı, ne önceki Genel Başkanların adı. Baba evinin tapusu bir kişiye kayıtlıdır, o da Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

Anketlerde yüzde 95’lerde Atatürk sevgisi, ona hürmet, ona saygı, ona minnet varken, bina varsın Cumhuriyet Halk Partisi’nin olsun, ofisi Genel Merkezden ayırdık. Buranın kapısı ardına kadar herkese açık. Fikri olana açık. Derdi olana açık. Önerisi olana açık. Enerjisi olana açık. 100 yıl sonra Gazi’nin partisinin bir kez daha iktidara yürüyüşünün, iktidarı devralışının, bir kez daha mağdurların, mazlumların yüzünü güldürüşünün, açlığı bir daha yenmesinin, yoksulluğun sırtını yere getirmesinin, yeni istihdamların, fabrikalar, iş alanları kurmasının, işsizliği ortadan kaldırmasının, başı yere bakanların başını dik tutmasının, geleceğe umutla bakılmasının yolculuğu bugün burada, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisiyle birlikte başlıyor.

Bizim mitinglerin, eylemlerin bir özelliği var. Emeğe, emekçiye, emek verene sahip çıkmak. Covid’de kendi yaşamlarını hiçe sayıp bizi yaşatanlar, şimdi de koştular orada bir kötü olana sahip çıkıyorlar. Demişlerdi ki ‘Hakkınız ödenmez.’ Tayyip Bey hakikaten haklarını ödemedi. Ama biz hiç olmazsa kuvvetli alkışlarla sağlık emekçilerimize bir sahip çıkalım.

Biraz önce söylediğim gibi Cumhurbaşkanlığı adaylığı sadece bir kişinin iktidar yolculuğu değildir. Bir partinin iktidar hevesi değildir. Bir partinin kadrolarının kendilerine makam, mevki arayışı değildir. Aday ofisimiz, 86 milyonun geleceğini hep birlikte kurmanın, bunun umudunu taşımanın, bunun hayalinde ortaklaşmanın simgesel mekanıdır. İcra heyetimizin koordinasyonunda, partimizin tüm organlarının desteğiyle, emeğiyle, katkısıyla, sivil topluma açık olarak, diğer siyasi partilere açık olarak, her geçen gün kapsayıcılığı artacak, her geçen gün daha renkli, her geçen gün çok daha farklı kesimleri temsil eden ve ülkenin kalıcı sanılan ama çözülebilecek sorunlarına en somut önerileri oluşturacak, bunun üzerinden tüm ülkeye, 81 ile buradan dalga dalga umudu yayacak.

‘Evet, şartlar kötü ama nasıl çözeceksiniz’ sorusunun yanıtını üretecek, somutlaştıracak, sloganlaştıracak ve Anadolu’ya taşıyacak bir büyük mücadele merkezini hep birlikte açıyoruz. Hal böyleyken, büyük bir ekonomik çöküş içinde olduğumuzu, 7 yıldır bitmeyen bir krizle boğuştuğumuzu hepimiz biliyoruz. Artık birileri tıka basa karnını doyururken Türkiye’de doymayan karınlar, ağlayan çocuklar var. Artık birileri sürekli kemer sıkarken birilerinin bırakın kemeri gevşetmeyi yedi sülalesine 700 yıl yetecek servetine rağmen, doymayan gözleri, bitmeyen hırsları var.

Atatürk’ten emanet, Anayasada yazan ‘eşit yurttaşlığı’ sınıfsal bir ayrım yaratarak lekeleyenlerin, lekeletenlerin yönetimde olduğu bir dönemdeyiz. Türkiye’de zengin fakir, güçlü güçsüz, birileri tarafından kayrılan ya da şeytanlaştırılan toplum kademeleri oluştu. Maalesef bazı çocuklar, hayata kapatamayacakları kadar büyük bir farkla geriden başlıyor. Eğitimde böyle, sağlıkta böyle, maalesef beslenmede bile böyle. Hal böyle olunca artık kurdukları çarkın dişlileri hep zengine çalışıyor ama yoksulun etini kemiğini çiğniyor. Bu düzeni biz kurmadık ama biz bir başka bozuk düzenden sonra, bir başka büyük umutsuzluktan sonra, önce kurtuluşu, sonra kuruluşu gerçekleştirip bir hayali gerçekleştiren kadroların devamıyız. Kendimize, şahsımıza, eşimize ve dostumuza mevkinin, makamın peşinde değil bu ülkedeki mağdurların ve mazlumların yüzünü güldürmenin peşindeyiz. 100 yıl önce başardık. 100 yıl sonra yine başaracağız. Bu düzeni biz yıkacağız. Yerine adil bir düzeni, güçlü bir düzeni biz kuracağız.

Bugün asgari ücret 22 bin 104 lira. En düşük emekli maaşı 16 bin 881 lira. Diğer yandan açlık sınırı 26 bin lira, ortalama ev kirası 25 bin lira. Düzen, ‘evde oturursan aç kalırsın, karnını doyurursan sokakta kalırsın’ı dayatan bir düzen oldu. Geçmişte birkaç yıl çalışan bir çift memur kendisine önce araba ve sonra ev alabiliyorken şu anda düzen hiçbir maaşlının, eğer piyango isabet etmeyecekse bir yerlerden miras kalmayacaksa ev sahibi olmasını, araç sahibi olmasını olanaksız kılıyor. 13,5 milyon işsiz insanımızla, gençlerimizin yüzde 35’nin ne eğitimde, ne işte olmasıyla büyük bir umutsuzluk üzerimizde dolaşıyor. Avrupa yüzde 6’lık ‘ne işte, ne eğitimde’ dediği ev gençlerine tasalana dursun, yüzde 35’lik rakam kimsenin umurunda olmuyor.

Türkiye, Avrupa’nın maalesef en yoksul ülkesi. Gıda enflasyonunda birinci, maaşların aynı kaldığı ama fiyatların arttığı tek ülke. Dün Yenimahalle’de semt pazarındaydım. Daha önce pazaryerinde filesini doldurup, evine yüzü gülerek giden anneleri görürdük. Dün pazar yerinde filesi boş, gözleri dolu anneleri gördük. Pazarcı, ‘Buraya akşamüstü gelin. Bir armut için, bir çilek için, bir erik için ağlayan çocukları görürsünüz’ dedi. Bütün Türkiye’nin gözü önünde, bir babanın dört tane kayısı alıp ‘Çocuklar hiç olmazsa tadını bilmeden büyümesin’ dediğini anlattı.

Öyle bir süreçteyiz ki 20 yıldır pazara gitmeyen, halkın içine karışmayan bir iktidarın dayattığı eşitsizliğe artık sokakta, pazarda, meydanda, her yerde isyan var. Birileri atadıklarıyla doldurdukları serin salonlarda ahkam kese dursunlar, tenceresi kaynamayan millet artık seçimlerde kazan kaldıracak. Bunları gönderecek. Buna karar vermiş, bunu sokakta görüyorum. Bunu pazarda görüyorum. Bunu meydanlarda görüyorum. Bunun için Türkiye’nin dört bir yanından yaptığımız çağrıyı, bugün aday ofisimizin önünden Sayın Erdoğan’a, Ankara’dan tekrarlıyorum. Ofisimiz var. Her ne kadar içeri atsanız da adayımız var. Cesaretimiz var. Gençliğimiz var. Cesaretin varsa çık milletin karşısına, 2 Kasım’da seni sandığa davet ediyorum.

19 Mart darbesinin üzerinden tam 129 gün geçti. Tek bir iddialarını ispatlayamadılar. İstanbul’da lüks yatlarda gezen, lüks arabalara binen, lüks villalarda oturan, keyif düşkünü bir Başsavcı talimatlandırılmış ve Ekrem Başkan’ın adaylığına karşı kendisi en gözü dönmüş kararları alıyor. 31 yıllık diplomayı iptal ettirirken de… Ki hatırlayın yazıyı İstanbul Üniversitesi’ne yazdı ve dedi ki bir hafta sonra ‘Acele edin. Bu diploma resmi kurumlara -parantez içine- YSK dahil verilmektedir.’ YSK, üniversite diplomasını tek durumda; Cumhurbaşkanlığı adaylığında istemektedir. Yani Savcı kendine verilen talimatı utanmadan, sıkılmadan İstanbul Üniversitesi’ne yollarken ‘Bu diplomayı iptal et ki Cumhurbaşkanı adayı olamasın’ demektedir. O günden sonra, ertesi gün geliştiği bir ucu terör zırvası, bir ucu yolsuzluk iftirasıyla 129 gündür bizlerle uğraşmaktadır. O günden bugüne kadar atmadığı yalanlar kalmadı.

Delil var mı? (‘Yok’) İspat var mı? (‘Yok’) İddianame var mı? (‘Yok’) İnanan var mı? (‘Yok’) Millet şükürler olsun ki bu yalanlara inanmadı. Peki ne var? Şantaj var, tehdit var, iftira var. Tutuklulara ‘İftira at, suçu Ekrem Başkan’a at, hemen evine git. Bundan sonrası senin için rahat’ diyen savcılar var. Ama şunu bilsinler ki bu Başkent’ten ant içerek söylüyorum ki ‘Suçu Ekrem’e at, bundan sonrası senin için rahat’ deyip iftiracıları, daha önce AK Parti‘ye çalışanları ya da bir kuyruğundan yakaladıkları suçluları kullanarak güya ettikleri yemine, cübbelerine, üzerlerine bu millet, bu devlet tarafından verilen bu kutsal göreve rağmen sadece ve sadece bir kişinin korkularından, onun karşısındaki adayın adaylaşmasını engellemek için görev yapanlara söylüyorum.

56 milyonluk tadilat yaptırılmış villada oturana söylüyorum. 30 yıl görev yapan bir öğretmen 1 milyon TL emekli ikramiyesi alıyorken bir savcının oturacağı villaya 56 milyon TL, 56 emekli öğretmenin 30 yıllık emeğini kimse boşu boşuna vermez. Diğer savcılar normal katlarda, böyle mütevazi apartmanlarda, lojmanda oturuyorken; tadilatına 56 milyon TL verilen bir yerde duran kişi, 80 yıllık maaşıyla alamayacağı yatları geziyorsa, lüks araçlara biniyorsa, birileriyle tuhaf ilişkiler kuruyorsa andolsun ki buradan bütün savcıların, bütün hakimlerin; okuduğu derse, ettiği yemine sadık olan herkesin kulu kölesi olayım ama bunlardan hesap soracağım, hesap soracağım, hesap soracağım.

“Umutsuzluğa yer yoktur”

‘560 milyar yolsuzluk’ diye yayın yaptırdılar, İBB’nin altı yıllık bütün bütçesi 490 milyar TL çıktı. ‘Ekrem İmamoğlu‘nun lüks arabaları’ diye yayın yaptırdılar, MHP’li milletvekilinin çıktı. ‘Valizlerde para var’ dediler, kendi dönemlerinden kalan jammer’lar çıktı. ‘Kasa bulduk’ dediler, ‘Dolar çıkardık’ diye yalan görüntü sergilediler; belediyenin mührü çıktı. Mustafa Akın’ın, Ekrem Başkan’ın Korumasının yayla evinde ‘Kasalarca dolar bulduk’ dediler; görüntüler stok, yalan çıktı. Kasadan 48 tek mermi çıktı ruhsatlı silaha ait. Bu kadar yalan ve iftirayı atanları, her akşam televizyonlardan yayanları değil; meydan meydan koşan, meydanları dolduran sizinle birlikte gerçekleri anlatanları bu millet can kulağıyla dinliyorsa umutsuzluğa yer yoktur, umut vardır, umut Türk milletindedir, umut sizlerdedir.

Bir yandan beyaz Toros gösterip Tayyip Bey’e ayar verenler, bir yandan AK Toroslar’la geçmişin JİTEM’cileri gibi bize gözdağı vermeye kalkıyorlar. Yakalanınca önce ekranı değiştiriyorlar, biz meydan okuyunca hesaplarını kapatıp kaçıyorlar. Şu kadarını söyleyeyim. AK Toroslu Savcı, sen milleti 13 yaşındaki evladı ile tehdit ediyorsun ya, ‘Sen iftira at, çocuğuna kavuş’ deyip atmayanlara Afyonlara, Düzcelere, İzmirlere, 600 kilometre ileriye sürüyorsun ya, sen Mehmet Murat Çalık’ın anasının gözyaşlarını sel edip aktarıyorsun ya, and olsun ki o gözyaşlarında boğulacaksın.

Bu konunun en somut halidir. Hepiniz izlediniz, 19 Mart günü gittik Çağlayan Adliyesi’ne, Vatan Emniyet’e, Saraçhane’ye. Duruma baktık, haksızlık yapmasınlar diye takip ettik. Gördük ki tutukluların listesinde bir isim var: Serdar Haydarlı. Karşısına bütün arkadaşlarımızın isimleri var, ‘Evinden alındı.’ Biri, Serdar Haydarlı, ‘Şubeden serbest.’ Düştüm peşine. Kim bu adam? Bu adam 4,5G diye bir reklam firmasının sahibi. Kim bu adam? TeknoFestleri yapan reklamcı. Kim bu adam? Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın Türkiye Yüzyılı kampanyasında yetkilendirdiği tek şirket. Kim bu adam? Devletten 1 milyar TL ihale almış şirket. İBB tedarikçilerinde adını görünce sıradan iftirada bunu da yazmışlar araya. Bunu da almışlar.

Saray’dan bir telefonla şubeden salmışlar. O gün Yeni Şafak, Sabah bunu ‘Ekrem İmamoğlu’nun şöyle reklamcısı…’ derken, iki saat içinde bütün haberleri çektiler. Adamı şubeden eve yolladılar. Çıktık açıkladık. İfadesi şu; ‘Naylon fatura kesiyor İBB’ye.’ Dediler ki, ‘Yalan, burada. Avukat yolladık bulamadı.’ Bir baktık, tabii takip ediyoruz, telefonunu takip ediyoruz. Diyorlar ki ‘Emniyette.’ WhatsApp’tan online görünüyor. Birileriyle yazışıyor. Emniyet müdür yardımcısının odasında beklettiler. Bunu açıklayınca mecburen onu da sevk ettiler, tutukladılar. Dakika dakika takip ettik. Geçen ay şubeden serbest bırakılan, ‘Yanlışlık oldu’ denilen adama bu sefer Ekrem Başkan’a iftira attırarak etkin pişmanlıktan yararlandırıp salmışlar.

Geçen hafta İletişim Başkanlığı belge yayınladı, önceki İletişim Başkanı’nın Avukatı. Bütün iddialarımızı doğruladı. Gazetelere konu oldu. Şimdi buradan açıkça ilan ediyoruz ki Serdar Haydarlı; AK Parti’nin ve bütün bakanlıkların işini yapan, bizimle alakası olmayan, suçüstü yakalanan bu kişi dönüp de Ekrem Başkan’a iftira attırılıp tekrar serbest bırakılıyor. Ama esas mesele; bu kişinin ailenin bu ilişkilerini sürdürdüğü kişi olmasıdır. Yeterince konuşma olmadığı için İletişim Başkanı’yla ilişkileri açığa çıktığında onu değil, İletişim Başkanı’nı feda etmişlerdir. Kara kaplı deftere yazmışızdır, bunun hesabı er ya da geç sorulacaktır.

Ekrem Başkan’ın ve benim en çok üstünde durduğumuz iki konu… Bir, Gazze, Filistin meselesi. O konuda bu hükümetin ataleti. ikincisi de Türkiye’nin güvenliği için olacak işlerin bizim yüzümüzden aksamaması. Geçtiğimiz hafta bütün televizyonlarda ‘Eurofighter’lar şöyle, Eurofighter’lar böyle…’ Sordular, dedim ki ‘İşin aslı biline. Erdoğan’ın bize teşekkür etmesi lazım. Ben olsam yapardım.’ Lafı eveledi, geveledi Sözcü ama bir şey demedi. Dün Alman hükümetinin Sözcüsü açıkladı. Ekrem Başkan 23 Mart’ta tutuklanınca beş ülkenin ortak olduğu Eurofighter’da Almanlar ‘Böyle iş olmaz, Türkiye’ye Eurofighter vermiyoruz’ dediler. Ben SPD’nin Başkanı Lars dostuma, Lars Klingbeil ile Alman Milli Savunma Bakanı’na, yeni bakana bunları söyledim. Ekrem Başkan da kendisine gelen heyetle konuştu. Almanlara soruyorlar, yeni kurulan hükümetin sözcüsüne; ‘Almanya vermiyordu, ne değişti?’ diyor. ‘Açıkça söyleyeyim ki Ekrem İmamoğlu’nun, partisinin onayı oldu da ondan verdik’ diye açıklama yapıyorlar.

Ey Tayyip Erdoğan biz senin gibi işine gelince Cumhuriyetçi, demokrat olup işine gelince otokrat olanlardan değil; geçmişte Türkiye’yi kapı kapı dünyaya şikayet edip şimdi caka satanlardan değil; canı burnunda da olsa, evladı delikte de olsa, siniri tepesinde de olsa bu ülkenin çıkarını senden fazla düşünenleriz. Bu partinin son Başbakan’ı, son yürütmenin başındaki dedi ki, ‘Biz milliyetçiliği onlardan öğrenecek değiliz. Biz milliyetçiliği Kıbrıs’ın Beşparmak Dağları’na, Ege’nin afyon tarlalarına, Ege Denizi’ne kazımış bir partiyiz.’ O yüzden milletimizin içi rahat olsun. ‘Bizi yurtdışına şikayet ediyorlar.’ Darbeyi anlatırım, iki yüzlülüğü söylerim, her türlü eleştiriyi yaparım. Ama Türkiye’nin çıkarını Tayyip Erdoğan’dan 50 kat fazla savunurum. Bir yanda karşısındaki rakibinden korkup onu içeri atan biri. Karşısında hapishanede iken bile Türkiye’nin çıkarlarını düşünen biri. Yazıklar olsun Erdoğan’a, helal olsun Ekrem İmamoğlu’na.

“Pabucumun atanmışı”

Gazze’ye gelince 650 gündür 60 bin sivili çocuk, kadın demeden öldürdüler. Son üç günde 21 çocuk, söylemeye utanıyor insan, açlıktan öldü. Erdoğan ise Netanyahu ile kayıkçı kavgası yapıp, ‘Gazze’yi boşaltacağım’ diyen Trump‘a susmakla İsrail ile ticareti cayır cayır sürdürmekle meşgul. Son olarak Kolombiya‘da Lahey grubu ülkeleri Gazze için bir araya geldi, İsrail’i kınayan bir bildirinin ardından İsrail’e yaptırımlar uygulamaya karar verdi. Biz de oradaydı. Eylem planına göre İsrail ile ticaretin tamamen kesilmesi Filistin’de işlenen suçların diğer ülkelerde de yargılanabilmesi vardı. Bizim temsilci imzayı atmadan tabanları yağladı, oradan kaçtı. Biz de bunu eleştirdik. İki kez açıklama yaptılar. Meclis’te gündeme getirdik, Meclis’te savunamadılar.

Dün Hakan Fidan çıkmış açıklama yapıyor. Yok efendim orada bir sözleşmeye atıf varmış, UNCLOS sözleşmesine göre bizim çekincemiz varmış, o yüzden imza atmamış. Ufak at da civcivler yesin. Aynı sözleşmeye, Libya, Suriye şerh düşmüş altına. Şerh düşeydin, yok. O sözleşmeye göre Ege hariç Karadeniz’de bile uyuyorsun. Bu sözleşmeyi Ege dışında uyduğun için meşru kılıyorsun. Yok. ‘İsrail’le ticareti keselim’ deyince ‘Arızayı oradan çıkardık’ diyor, onu da bir hafta sonra aklına getiriyor. Buradan Hakan Fidan’ı uyarıyoruz. Netanyahu’ya tık yok. Trump’a tık yok. Millet, 12 ülke ne güzel eylem planı alıyor, tık yok. Ondan sonra orada, burada geziyor. İkide bir Tik Tok. Tik Tok’a video koyuyor, Kurtlar Vadisi koyuyor pabucumun kenarı. Kurtlar Vadisi’nden umut besleyen, Tik Tok’la gençleri kandıracak olan pabucumun atanmışı, Dışişleri Sözcüsü, Dışişleri bürokratı. Yazıklar olsun sana.

Dün akşam aklına gelmiş, efendim ‘Yoksa Yunan tezini mi destekliyorsun?’ Yunan tezini destekleyeni de işgal ordusuna halı sereni de onlara ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyeni de Yunan tezine karşı Kıbrıs’ı kurtaranı da bu millet biliyor. Sen kimsin Hakan Fidan? Sen kimsin? Bu yüzden bu Erdoğan’ın da Hakan Fidan’ın da tüm kadrolarının da Trump’ın karşısında suspus olduklarını, Filistin davasını sattıklarını cümle alem bilsin. Biz 74’te Erbakan ile nasıl Kıbrıs harekatında birlikte olduysak, o günlerde Yaser Arafat – Bülent Ecevit dostluğundan nasıl yıllardır bir adım geri atmadıysak bugünkü duruşumuz Ecevit’in duruşudur, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının duruşudur. Belli konularda çok farklı düşünebiliriz. Erbakan hocanın oğlunun partisiyle de Erbakan hocanın partisinden siz gömlekleri, ceketleri çıkarıp sıvıştığınızda Erbakan hocanın partisini bekleyenlerle de biz Filistin mücadelesinde aynı samimiyette yan yana duruyoruz. Trump’ı görünce karşımıza geçenleri, yanımızdan kaçanları, Filistin’i satanları bu millet affetmeyecek.

Maalesef bu ülkede bazıları güvende, bazıları değil. Bu iktidar birilerini güvende tutuyor, birilerini güvencesiz bırakıyor. Bu memlekette maalesef kadınlar güvende değil. Yılın ilk yarısında 250 kadın cinayete kurban gitti. Bu memlekette işçiler güvende değil, altı ayda üç Soma faciası yaşandı, 961 işçi hayatını kaybetti. Emekçiler güvende değil. Sıvasız evlerinden giden kınalı kuzular, Mehmetçikler güvende değil. 12’si metan gazından boğuldu, 2’si dün güneşin altında susuzluktan hayatını kaybetti. Mehmetçik güvende değil. Bu memlekette çocuğunu, torununu tatile götüren aileler güvende değil. Kartalkaya’da 36’sı çocuk, bebek, 78 vatandaşımız yanarak öldü.

Çocuklar sokakta güvende değil. Mattia Ahmet Minguzzi pazar yerine gitti, hunharca katledildi. Bu memlekette ormanlar güvende değil. Ormandaki börtü böcek, hayvanlar güvende değil. Yangını söndürmeye giden emekçiler, AKUT gönüllüleri güvende değil. Bu ülkede, bu iktidarın getirdiği sistemde, rejimde hiç kimse güvende değil ama Boğaz’a nazır villada oturan keyif düşkünü savcılar güvende, AK Parti’nin suç işleyip yargılanmayan siyasetçileri, Ankara’yı parsel parsel satanlar güvende. Bozuk tohumlar güvende. Milletin kanını emen kırk haramiler güvende. Kıbrıs’ta her pisliğe karışan bakan evlatları güvende. Ancak bu devir değişecek. Hesaplar sorulacak. İmamoğlu Cumhurbaşkanı olacak. Bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının dönemi başlayacak.

Bu ülke işgal gördü, umudunu kaybetmedi. Darbeler gördü, umudunu kaybetmedi. Dünya savaşları gördü, umudunu kaybetmedi. Dünyadan boykot, ambargo yedi umudunu kaybetmedi. Krizler oldu, depremler oldu umudunu kaybetmedi. Bugünkü duruma hiçbir zaman düşmedi. Bugün de yeniden umudu yükseltmenin zamanıdır. Biraz önce adını andığınız Cumhurbaşkanı adayımız, hani diyorlar ya ‘Bu ülkede hiçbir şey değişmez.’ Hiçbir şeyi değiştiremesek bu umutsuzluğu değiştireceğiz. Son yerel seçimlerde yerleşen o algı, ‘yenilmeyecekler, gitmeyecekler algısı, Mansur Başkanımla, Ekrem Başkanımla, Zeydan Başkanımla, bütün Ege’yi kazanan başkanlarımızla, Vahap Başkanla, Kastamonu’yla, Kilis’le, Kırıkkale’yle, bütün Trakya’yla yerle bir oldu. ‘Yüzde 25’lik cam tavanı yıkıp atacağız, parçalayacağız’ dedim. 31 Mart akşamı gerçek oldu. Atatürk’ün partisi, kurulduğu günkü gibi.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin birinci partisi oldu. O yüzden bu ülke değişecek. Bu ülke değişecek. Adaletle, demokrasiyle değişecek. Bizim Cumhurbaşkanımız bu ülkede yoksulluğu bitirecek, adaleti getirecek. Mahkemedeki adaleti de sosyal adaleti de getirecek. Köylüyü yeniden milletin efendisi yapacak. En düşük emekli maaşını asgari ücret yapacak. Asgari ücreti onurluca yaşanılacak iyi bir ücret yapacak. Atanmayan öğretmenleri atayacak. Polislere yapılan zulmü bitirecek. Astsubayın, uzman çavuşun, erbaşın sesini duyacak. Staj ve çıraklık mağdurlarının sorunlarını çözecek. Kimsenin hak ettiği emekliliğinin önünde engel bırakmayacak. Memuru ay sonunu düşünmeyecek. Kimse evladını pazara götürmekten çekinmeyecek. İşte bunların hepsini birden partinin yazılan, hazırlanan programıyla, Cumhurbaşkanı adayımızın hazırlanan iktidar programıyla, Cumhuriyet Halk Partisi’nin güçlü örgütleriyle, milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleriyle birlikte yapacağız.

Meclis kapandı, programlar ortaya çıktı. İlk kez açıklıyorum siyasette kaç vites birden yükselteceğimizi. Bütün milletvekilleri, Parti Meclisi üyeleri, YDK üyelerinden oluşan dev bir ekip, iki ay boyunca, kendi illerinde yapacakları çalışmaları saymıyorum. Elbette yapacaklar. Ancak sadece ilk bir ay, ilk hafta, 22 ilde, 108 kişilik heyet, üç gün boyunca sahada, ikinci hafta 18 ilde 118 kişilik heyet dört gün boyunca sahada, bu ayın üçüncü haftası 22 ilde 130 kişilik heyet sahada. Dördüncü haftası 19 ilde, 103 kişilik heyet. Milletvekili, Parti Meclisi üyeleri sahada. Bu ay 81 ile 459 ayrı görevlendirme. İş günü olarak 1397 günlük çalışma. Bir ayda normal ortalamanın 36 katı fazla çalışma geliyor.

Milletvekili grubumuzu buradan Anadolu’ya uğurlarken Parti Meclisimizi, YDK’mızı uğurlarken önce onlara kuvvetli bir destek ve moral alkışı. Ama yetmez. Onlar çalışırlar ama yetmez. Örgütün çalışması lazım. Gönüllülerin çalışması lazım. Vatanseverlerin çalışması lazım. Bu meydanları dolduranların, İmamoğlu’nu sevenlerin, Cumhuriyet’i sevenlerin, ‘Bu zulüm bitsin’ diyenlerin çalışması lazım. Hazır mıyız? Var mıyız? Hep birlikte umudu ve emeği çoğaltmaya, hep birlikte koşmaya, çalışmaya başlıyoruz. Adalet ve demokrasi gelince ancak bu ülkeye huzur gelecek. Yatırım gelecek, para gelecek. Dertler bitecek. Sofralarımıza bolluk ve bereketi getireceğiz. Gençlerimize andolsun; Türkiye’yi en hızlı şekilde… Zaten 79 ülkeden 87 parti imza altına aldı, Türkiye’yi ışık hızıyla Avrupa Birliği’ne üye yapacağız.

Umutsuz gençlere, onlara üzülen ailelerimize söylüyorum. CHP iktidara geliyor, İmamoğlu Cumhurbaşkanı oluyor. Yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor. Biz gücümüzü milletimizden alıyoruz. Desteği millete vereceğiz. Bu yolu milletimizle birlikte yürüyeceğiz. Elbette Cumhuriyet Halk Partililer büyük güvencemiz. Ancak siyasetin neresinde durursa dursun, isterse AK Parti’nin üyesi olsun… Bilmeden üye olanlar, iyi olacak diye üye olanlar, yardım için üye olanlar, komşu hatırına ya da torununun sınavı kaygısına üye olanlar hiç korkmayın.

Cumhuriyet Halk Partisi hesaplaşmaya değil, kucaklaşmaya, ötekileşmeye değil ötekiyle sarılmaya, kutuplaşmaya değil kucaklaşma geliyor. Bizden sadece Ak Toroslu savcılar, yolsuzluk yapan bozuk tohumlar korksun. Milletimiz korkmasın. Ankara’nın güzel insanları, bu güzel şehrin Cumhuriyetinin kalesinin güzel insanları, iktidara, yüzyıl sonra bir kez daha iktidara yürümeye var mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? Yine menzile varacak mıyız? Bu ülkeyi kurtaracak mıyız? Cumhuriyeti, demokrasiyi yeniden kuracak mıyız? O zaman gelin yürüyelim arkadaşlar.”

Paylaşın

DEM Parti İmralı Heyeti’nden “Komisyon” Vurgusu

PKK Lideri Abdullah Öcalan ile görüşen DEM Parti İmralı Heyeti, Öcalan’ın TBMM gündemindeki komisyon çalışmasının kapsamlı ve kapsayıcı bir yöntemle barış ve demokrasi adına önemli katkılar sunmasını beklediğini vurguladığı aktarıldı.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, PKK Lideri Abdullah Öcalan ile yaptıkları görüşmeye ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“DEM Parti İmralı Heyeti olarak 25 Temmuz 2025 tarihinde İmralı Cezaevi’nde Sayın Abdullah Öcalan ile üç buçuk saat süren bir görüşme gerçekleştirdik.

Geçtiğimiz günlerde Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Adalet Bakanı ve siyasi parti liderleriyle heyet olarak gerçekleştirdiğimiz görüşmeler hakkında fikir teatisinde bulunduk.

11 Temmuz’da gerçekleşen silahların imha edilme töreniyle ilgili izlenimler ve törenin yansımaları hakkında bilgi aktarıldı. Sayın Öcalan da törenin gerçekleştirilme biçimini, sergilenen irade, inanç ve barış kararlılığını çok değerli bulduğunu belirtti.

TBMM gündemindeki komisyon çalışmasının kapsamlı ve kapsayıcı bir yöntemle barış ve demokrasi adına önemli katkılar sunmasını beklediğini vurguladı. Halka ve tüm toplumsal kesimlere en içten selam ve iyi dileklerini iletti.”

Paylaşın

Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin Ev Hapsi Kaldırıldı

İBB’ye yönelik “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve ardından ev hapsi cezası verilen Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere’nin cezası kaldırıldı.

Haber Merkezi / Abdurrahman Tutdere’nin yurt dışı yasağı ise devam edecek.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen “yolsuzluk” soruşturması kapsamında Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar ile 5 Temmuz’da gözaltına alınan Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere hakkında ev hapsi şeklinde adli kontrol kararı verilmişti. Tutdere, karar sonrası görevden uzaklaştırılmıştı.

İçişleri Bakanlığı uzaklaştırmaya ilişkin duyuruda şu ifadelere yer vermişti: “Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, hakkında ‘İcbar Suretiyle İrtikap’ suçundan yürütülen soruşturma yürütüldüğü, bu soruşturma kapsamında İstanbul 8. Sulh Ceza Hakimliğinin 08.07.2025 tarih ve 2025/855 sorgu sayılı kararı ile konutunu terk etmemek suretiyle adli kontrol altına alınması üzerine, Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığınca görevden uzaklaştırılmıştır.”

Abdurrahman Tutdere kimdir?

1976 yılında Adıyaman’da dünyaya gelen Abdurrahman Tutdere, Atatürk Üniversitesi Erzincan Hukuk Fakültesi mezunudur. Tutdere, 2001’den itibaren Adıyaman Barosu’nda serbest avukatlık ve uzman arabuluculuk yapmıştır. 1998’de CHP Adıyaman İl Gençlik Kolları’nda siyasete başlamış, 2018 ve 2023’te CHP’den Adıyaman milletvekili seçilen Tutdere, 2024 yerel seçimlerinde CHP’den Adıyaman Belediye Başkanı olmuştur.

Zeydan Karalar’ın tutukluluğuna yapılan itiraz reddedildi

Öte yandan Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar’ın tutuklama kararına yapılan itiraz İstanbul 30. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.

Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yapan avukat Hüseyin Ersöz, “İtiraz dilekçemiz ekinde yer alan 3 ayrı bilimsel mütalaanın mahkeme tarafından gerektiği şekilde değerlendirildiğini düşünmüyoruz. Soruşturma sürecindeki işlemler ve itirazın reddi kararına karşı Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru gerçekleştireceğiz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

MHP’den “Üniter Devlet’ Vurgulu Mesaj

“Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” hakkında açıklama yapan MHP’li Semih Yalçın, buluşmalardaki amacın, üniter devletten geriye dönüşün imkansız olduğu fikrini yerleştirmek olduğunu söyledi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, partisinin düzenleyeceği “Terörsüz Türkiye İçin Milli Birlik ve Dayanışma Buluşmaları” hakkında açıklama yaptı.

Yalçın, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, söz konusu buluşmaların ilkinin 9 Ağustos 2025 Cumartesi günü Erzurum’da gerçekleştirileceğini ifade etti.

Semih Yalçın, “Toplantıya katılacak MHP Divan üyeleri, MYK ve MDK üyeleri, milletvekilleri, il ve ilçe teşkilatlarımızın görevlileri; bir gün öncesinden, merkez ittihaz edilen Erzurum başta olmak üzere, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bingöl, Gümüşhane, Rize, Trabzon ve Tunceli illerine dağılarak bire bir temaslara başlayacaklardır” dedi.

Erzurum’dan sonraki ikinci toplantının 16 Ağustos 2025 Cumartesi günü İstanbul’da gerçekleştirileceğini bildiren Yalçın, “İstanbul merkezli toplantımızın katılımcı illeriyse Çanakkale, Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Zonguldak olacaktır” dedi.

Buluşmaların amaçları hakkında konuşan Yalçın, ‘üniter devlet’ vurgusu yaparak, “Üniter devletten geriye dönüşün imkânsız olduğu fikrini yerleştirmek” ifadelerini kullandı.

Semih Yalçın, buluşmaların amaçlarını şöyle özetledi:

“MHP’nin Terörsüz Türkiye tezinin haklılığına dair yaygın kabulün, daha geniş toplumsal katmanlara ve siyasi yelpazenin bütün dilimlerine yerleşmesine katkıda bulunmak, Terörsüz Türkiye hedefinin, siyasetler üstü bir mesele olduğunu izah etmek,

Milliyetçi-Ülkücü Hareket’in, Terörsüz Türkiye ile Türk milletinin faydasını esas aldığı gerçeğini benimsetmek, MHP’nin, Terörsüz Türkiye ve Türkiye Yüzyılı hedeflerinin, gündelik siyasi kaygıların ötesinde olduğunun altını çizmek, Terörsüz Türkiye adımıyla asla siyasi taviz verilmediğini somut örneklerle anlatmak,

Üniter devletten geriye dönüşün imkânsız olduğu fikrini yerleştirmek, – Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilemez olduğu gerçeğini hafızalara kazımak, Türklüğe ve Türkçeye eş koşulması taleplerinin, kırmızı çizgimiz olduğunun hatırda tutulmasını sağlamak,

Milletimizin egemenliğine halel getirilmesinin asla mümkün olmadığını gerekçeleriyle anlatmak, toplumsal ve siyasi barışa duyulan konjonktürel ihtiyacı gerekçeleriyle anlatmak, Türkiye’nin sosyolojisinin, çatışma kültürüne değil; uzlaşma ve barış iklimine uygun olduğunu bilerek çalışmak,

Toplumsal uzlaşma ve barışın Türkiye’nin bekası bakımından taşıdığı önemi izah etmek, negatif imaj ve toplum mühendisliği çabalarını boşa çıkarmak, Genel Başkanımızın bilge liderliğinde MHP’nin eriştiği siyasi müessiriyet ve üretkenliğin güçlenmesine omuz vermek,

MHP’nin; çatışmacı değil, aksine -siyasi çatışmalara son verme kudretine sahip bir parti- olduğu kanaatini kuvvetlendirmek, MHP kadrolarının şiddet yanlısı olmadığını; bilakis toplumsal huzur, refah, barış ve esenliğe odaklandığını geniş kitlelere gerekçeleriyle izah etmek,

Toplumda giderek yerleşen, MHP’nin sorun üreten değil; sorun çözen parti olduğu inancına katkıda bulunmak, siyasi paradigma değişikliğini zaruri kılan bölgesel ve küresel gelişmeleri etraflıca izah etmek.”

Paylaşın

Özel: Bu Ülke Cumhuriyet Sistemiyle Yönetilecek

ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın son zamanlarda sarf ettiği sözlere tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Bu ülke Cumhuriyet sistemiyle yönetilecek. Bu ülkenin çatısı Cumhuriyettir. Eşit vatandaşlığa dayalı Cumhuriyettir” dedi.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı CHP Genel Merkezi’nde ziyaret etti. İki lider görüşmenin ardından basın mensuplarının karşısına geçti.

Demokrat Parti Genel Başkanı Uysal, konuşmasında, bu ziyaretin geç bir ziyaret olduğunu ve CHP’li belediyelere yönelik yapılan operasyonlara dikkat çekti. Uysal, siyasetin mahkeme koridorlarında geçmesine tepki gösterdi.

CHP lideri Özgür Özel ise konuşmasına Lozan Antlaşması’nın yıldönümüne ilişkin mesajlar ile başladı. Özel, ABD Büyükelçisi Tom Barrack’ın son zamanlarda sarf ettiği sözlere ilişkin tepki gösterdi.

Özel, “Son günlerde Türkiye siyasetinde hem de bilhassa yabancı ülkelerin Türkiye’deki büyükelçisinin ağzından dahi olur olmaz ileri geri, ağızdan çıkanı kulağın duymadığı ve duyanları her birimizi fevkalade rahatsız eden açıklamalar duyuyoruz. Doğrusunu eğrisini bilmeden, o sistemi de doğru analiz etmeyen, efendim, Türkiye’nin Osmanlı’nın millet sistemiyle yönetilmesinin uygun olacağı gibi ifadeler ya da İsrail için ulus devletlerin tehdit olduğu gibi ipe sapa gelmez değerlendirmeleri duyuyoruz. Sayın Erdoğan’dan müjde vereceğim dediği bir konuşmasında müjde değil ama adeta ağzına sakız eder gibi 11 kez üst üste Türk, Kürt, Arap dediğini duyuyoruz.

Onun üzerinden de iktidara müzahir kalemlerin ve iktidara müzahir konuşmacıların televizyonlarda ya da gazete köşelerinde Türkiye’nin gerçekliğiyle, bölgenin gerçekliğiyle, üniter yapıyla bağdaşmayacak bazı hayaller, bazı tahayyüller üzerinden ifadeler kullandığını görüyoruz. Tam da Lozan’ın 102. yılında şunu söylemek gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Lozan’a imzayı atan parti olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasisindeki iki önemli akımın da temsilcileri olarak burada karşınızda bulunduğumuz bu noktada Türkiye’yi mezhebe dayalı, dine dayalı, onların konfederatif şekilde bir arada olduğu falan gibi tamamen ve tamamen Türkiye’yi istikrarsızlığa ve bugünkü siyasi iklimi de enfekte etmek üzerine kurgulanmış bu sorumsuz sözlerin tamamını reddediyoruz” ifadelerini kullandı.

“Bu ülke Cumhuriyet sistemiyle yönetilecek”

“Bu ülke 100 yıl önce kararını verdi” diyen Özel, “Bu ülke Cumhuriyet sistemiyle yönetilecek. Bu ülkenin çatısı Cumhuriyettir. Eşit vatandaşlığa dayalı Cumhuriyettir. Sandıkla gelenin sandıkla gitmesidir ve sandıkta eşit rekabettir. “Bu kazanımların her birisine şahitlik yapmış bu ülkenin geçmiş siyasetinin en önemli iki siyasi partisinin genel başkanları olarak bugün Lozan’ın yıldönümünde bu üniter yapıya olan bağlılığımızı da konuştuk. Bu konuda ortaya çıkarılmaya çalışılan tartışmaların da hiç iyi niyetli olmadığını bir kez daha şahsım adına değerlendirmek isterim” şeklinde konuştu.

Özel, sözlerine şöyle devam etti: “Bugün öğle saatlerinde AKUT’un Ankara Operasyon Merkezi’ni ziyaret ettim ve 5 AKUT gönüllüsü dün hayatını kaybetti. Eskişehir’deki orman yangınında ve 5 orman işçimiz hayatını kaybetti. Birazdan Ankara’daki cenazelere katılacağız ama artık her sene hem orman hem içindeki canlılar ve böyle kabul edilemez bir şekilde canlarımızın kaybedildiği süreçte bir kez daha ifade etmek istiyoruz.

Her sene aynı şeyler konuşuluyor, kışın unutuluyor. İtibardan tasarruf etmeyenler, uçak filolarından tasarruf etmeyenler Türkiye’nin orman yangınlarıyla etkin mücadele edeceği ekipmanlardan, uçaklardan tasarruf ediyorlar. Bunun tutar kabul edilir tarafı yok. Bir yas gününde olmasak, bir matem gününde olmasak, henüz cenazeler toprağa kavuşmamış olmasa çok ağır şeyler söyleyeceğim artık bu konuda. Ama bir kez daha hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz. Acılı ailelerinin yasını, acılarını paylaşıyoruz. Tüm milletimizin başı sağ olsun.”

Merkez Bankası’nın faiz indirimi kararını değerlendiren Özel, şunları kaydetti: “Şu anda yüzde 43 yaptık dedikleri faiz 19 Mart darbesi olmasaydı ya yüzde 32,5 olacaktı ya yüzde 35 olacaktı belki de 30 olacaktı. Türkiye’nin faizi, dünyada Venezuela’dan sonra en yüksek ikinci faizdir. Venezuela’da yüzde 59, Türkiye’de yüzde 43. Bizden iyisi Zimbabve arkadaşlar. Arkamızda Venezuela, önümüzde Zimbabve var. Merkez Bankası eğer 19 Mart darbesi olmasaydı istikrarlı şekilde 2 buçuk puan, 2 buçuk puan her ay faiz indiriyordu ve bu sürecekti.

Bunu bütün hepimiz biliyorduk ve da bu noktalara da şöyle gelmiştik. Seçimden önce kendileri işte nasıl orada duruyorken nasıl yapalım deyip sırf tüketici güven endeksini yukarıya çekebilmek için piyasaya fazla para basarak enflasyonu kontrol etmeyerek görece bir satın alma imkanı ve bir çılgınlık dönemi yaşattılar Türkiye’ye sırf seçimi kazanabilmek için. O dönemde doların fırlamasını engel olmak için kur korunun mevduattan hepimizin sırtına tarihin en ağır yükünü bindirdiler ve dünya siyasi tarihinde alınmış en kötü kararla en haksız, hakkaniyetsiz kararla yoksulun sırtından aldılar ve zengine verdiler.”

Paylaşın

CHP’li Belediyelere Yönelik Operasyonlara Destek Yüzde 32.2

Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediyelere yönelik gerçekleştirilen yolsuzluk operasyonlarını olumlu karşılayanların oranı yüzde 32.2, olumsuz bulanların oranı ise yüzde 57.3 oldu.

AREA Araştırma dikkat çekici bir kamuoyu yoklaması yaptı. 17-21 Temmuz tarihleri arasında 26 il ve 87 ilçede yapılan anket, 2 bin kişiyle yüz yüze görüşülerek hazırlandı.

Gazeteci Aytunç Erkin’in Nefes’teki köşesinde aktardığına göre; katılımcıların yüzde 58.3’ü iktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ver Demokrasi” adını verdiği süreci olumlu karşıladığını belirtirken, olumsuz bulanların oranı yüzde 34 oldu. Yüzde 7.7’lik bir kesim ise fikir belirtmedi.

PKK’lıların silahlarını yakmasına ilişkin görüntüleri olumlu bulanların oranı yüzde 55.6 olurken, yüzde 38’i olumsuz yaklaştı. Görüş bildirmeyenler yüzde 6.4’te kaldı.

Sürecin nasıl sürdürülmesi gerektiğine dair soruya verilen yanıtlarda, yüzde 52.1 demokratik müzakereyi savunurken, yüzde 36.9 askeri yöntemleri tercih etti. Yüzde 11 ise görüş belirtmedi.

Katılımcıların yüzde 53.9’u sürecin “dış politika dengeleri gözetilerek atılmış önemli bir adım” olduğu görüşünü paylaştı. Bu ifadeye katılmayanların oranı yüzde 40.9 oldu.

Ankette partilerin İmralı Süreci’ne yönelik tutumları da değerlendirdi. Vatandaşların verdiği yanıtlara göre süreçte en büyük desteği CHP aldı.

CHP’nin yaklaşımını olumlu bulanların oranı yüzde 56.4, olumsuz bulanların oranı yüzde 38.7.

AKP’nin politikaları yüzde 48 olumlu, yüzde 47.5 olumsuz karşılandı.

DEM Parti’ye destek yüzde 46.9, karşıtlık yüzde 45.1.

MHP’nin yaklaşımını olumlu görenler yüzde 40.8, olumsuz bulanlar yüzde 53.4.

İYİ Parti’nin tutumunu olumlu bulanlar yüzde 41, olumsuz bulanlar yüzde 53.7.

İYİ Parti’nin meclis komisyonuna üye vermeme kararına destek yüzde 43.7, karşı çıkanlar yüzde 49.3.

Kasım 2023’teki CHP kurultayına ilişkin “şaibeli” değerlendirmesine katılanların oranı yüzde 24.8’de kalırken, yüzde 57.9 “CHP yönetimi meşrudur” dedi.

CHP’li belediyelere dönük yolsuzluk operasyonlarını olumlu karşılayanların oranı yüzde 32.2, olumsuz bulanlar yüzde 57.3 oldu.

Mansur Yavaş’ın tavrı destek gördü

Ankara Büyükşehir Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda yaptığı “Ekrem Başkan bu durumdayken benim adaylıktan söz etmem ayıptır. Önemli olan bu anlayıştan kurtulmak. Beni, seni yok. Birimiz yapsın da kim yaparsa yapsın” tavrı da seçmen nezdinde ölçüldü.

Yavaş’ın açıklamasına destek yüzde 58 olurken, karşı çıkanların oranı yüzde 35.6’da kaldı.

Araştırmada siyasetçilerin genel beğeni düzeyleri de ölçüldü. Verilen oranlar şu şekilde:

Mansur Yavaş: Yüzde 60.5 olumlu, yüzde 33.1 olumsuz

Recep Tayyip Erdoğan: Yüzde 45.2 olumlu, yüzde 49 olumsuz

Ekrem İmamoğlu: Yüzde 44.8 olumlu, yüzde 48.1 olumsuz

Özgür Özel: Yüzde 42 olumlu, yüzde 50.9 olumsuz

Devlet Bahçeli: Yüzde 38.6 olumlu, yüzde 56.2 olumsuz

Müsavat Dervişoğlu: Yüzde 38.1 olumlu, yüzde 48 olumsuz

Ümit Özdağ: Yüzde 36.6 olumlu, yüzde 53.5 olumsuz

Yavuz Ağıralioğlu: Yüzde 33.3 olumlu, yüzde 45 olumsuz

Fatih Erbakan: Yüzde 31.9 olumlu, yüzde 57.7 olumsuz

Tuncer Bakırhan: Yüzde 18.6 olumlu, yüzde 59.6 olumsuz

Paylaşın

DEVA Partisi’nden İstifa Eden İki Milletvekili CHP’ye Katıldı

Demokrasi ve Atılım Partisi’nden (DEVA Partisi) istifa eden Tekirdağ Milletvekili Cem Avşar ve İstanbul Milletvekili Evrim Rızvanoğlu, Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) katıldı.

Haber Merkezi / İki milletvekiline rozetlerini CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Bakırköy’de düzenlenen “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde taktı.

Cem Avşar kimdir?

1988 yılında İstanbul’un Bakırköy ilçesinde dünyaya gelen Cem Avşar, aslen Malatyalıdır. Cem Avşar, lisans eğitimini Almanya’da Berlin ve İngiltere’de Anglia Ruskin Üniversitesi’nde ekonomi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine 2020 yılında Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Cem Avşar, DEVA Partisi’nde 2021’de Başdanışmanlık, 2022’de ise Yerel Yönetimler ve Şehircilik Politikaları Başkanlığı görevlerini üstlenmiştir.

Cem Avşar, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden Tekirdağ 3. sıra milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM milletvekili seçilmiştir. Cem Avşar, TBMM’de çevre, enerji, altyapı ve şehircilik alanlarında çalışmalar yürütmüştür.

Evrim Rızvanoğlu kimdir?

1980 yılında Van’da dünyaya gelen Evrim Rızvanoğlu, lisans eğitimini California State Üniversitesi’nde, yüksek lisansını ise Florida International Üniversitesi’nde İşletme Yönetimi alanında tamamlamıştır.

Siyasi kariyerine, 9 Mart 2020’de Ali Babacan tarafından kurulan Demokrasi ve Atılım Partisi’nin (DEVA) kurucu üyesi olarak başlayan Evrim Rızvanoğlu, 2021’de DEVA Partisi’nde Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine getirilmiştir.

Evrim Rızvanoğlu, 2023 Türkiye genel seçimlerinde, Millet İttifakı kapsamında CHP listelerinden İstanbul 2. Bölge milletvekili adayı olmuş ve 28. Dönem TBMM İstanbul milletvekili seçilmiştir.

Meclis’te iklim krizi, ekoloji, gençler ve kadın hakları gibi konularda aktif çalışmalar yürüten Evrim Rızvanoğlu, 27 Haziran 2025’te DEVA Partisi’nden istifa ettiğini sosyal medya hesabından duyurmuş, istifa gerekçesi olarak siyasi yaklaşımındaki farklılaşmaları göstermiştir.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Süreç” Açıklaması: Duruşumuzu Muhafaza Ediyoruz

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı sürece ilişkin, “duruşumuzu muhafaza ediyoruz” dedi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın, iktidarın “Terörsüz Türkiye” DEM Parti’nin “Barış ve Demokrasi” olarak adlandırdığı süreç için dün başladığı parti ziyaretlerini sürdürüyor.

İbrahim Kalın, bugün de İYİ Parti Grubu’na ziyarette bulundu.

İbrahim Kalın’ı partinin grup toplantı salonunun kapısında İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ile grup başkanvekilleri Buğra Kavuncu ve Turhan Çömez karşıladı.

Görüşme yaklaşık 45 dakika sürdü.  Görüşmenin ardından Müsavat Dervişoğlu, TBMM’den ayrılırken gazetecilerin sorusu üzerine, şunları söyledi:

Bilmediğimiz bir şey öğrenmedik. Elbette ki görüşmeyi önemsiyoruz. Duruşumuzu muhafaza ediyoruz. PKK’nın ideallerinin hukuki ve anayasal zemin bulmaması için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Biri Kürt diğeri Alevi iki Cumhurbaşkanı yardımcısı olsun” önerisiyle ilgili soruya ise Dervişoğlu, “Söyleyene sorun” karşılığını verdi.

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Neden Cumhurbaşkanı Da Kürt Olmasın?

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin, “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Parti Meclisi (PM) toplantısı öncesi açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, açıklamasında savcılardan birinin makamındaki beyaz Toros maketine tepki göstererek, “Bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa biz bunlara eyvallah etmeyiz” ifadelerini kullandı. Tuncer Bakırhan, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Tarihi anların yaşandığı ve karanlıkların teyit edildiği bir dönemde teslim olun bildirileri atılıp hâlâ operasyon görüntüleri geliyorsa; Suriye’deki Kürtlerle ilgisi olmayan hareketlilikte bile ‘aman Kürt nefes’ almasın düşüncesine kapılanlar oluyorsa; dil, kültür, kimlik için çözümü konuştuğumuz bu günlerde Kürtçe müzik dinlediği bir kadın karnındaki bebekle tekmeleniyorsa; bir savcı tam da sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa; yargı sopasıyla muhalifler, seçilmişler susturuluyorsa; sandıktan çıkan irade eziliyorsa; DEM Parti’ye dönük yapay gündemler ve karalama çabaları her gün geliştiriliyorsa; medyada iktidarın sözcüsü kabul edilen kalemlerden barış yerine fitne, fesat yayma ateşi çıkıyorsa; Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararlar uygulandığında bundan faydalanan Kürt halkına ‘terörist’ diye manşet atan savaşın ve inkarın sözcüleri halkları birbirine düşürmek istiyorsa kimse kusura bakmasın, biz bunlara eyvallah etmeyiz, sesimizi de, sözümüzü de yükselterek doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz.”

“Diyoruz ki yargı, beyaz Toroslardan inmelidir” diyen Bakırhan, “Hukuk, Kürtçe düşmanlığını mahkum etmelidir. Ana dilimize tekme atma artık son bulmalıdır. Cübbeler, siyasetin ellerinde olmaktan çıkmalıdır. Savaşı değil, barışı büyüten manşetler atılmalıdır. Siyaset iftirayla değil, fikirlerle yapılmalıdır. Biz şu anda barışı inşa etmeye çalışıyor. Kimseye insan ve söz beğendirme derdimiz yok. Böyle bir amacımız da yok” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, açıklamasında, “Türkiye’nin 100 yıllık yapısal sorunlar ile günümüzün siyasi krizleri iç içe geçmiş durumda ve birbirini besliyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu, bu iki gündemi birbirinden ayırmak değil, aralarındaki bağı anlamaktan, görmekten geçiyor” diye konuştu.

CHP’ye çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi: “Çok içten ve inanarak söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun Cumhuriyet Halk Partisi’nden beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm çabasında yer almanın hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım olacağı inancındayız. Tüm toplumun da siyaset kurumundan, siyasi partilerden beklentisi yöndedir. Umarım siyaset kurumu da bu pratiği ve çalışma tarzını ortaya koyar.”

“Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın?”

Bakırhan’a, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “İki cumhurbaşkanı yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olması” önerisine ilişkin “Neden Cumhurbaşkanı da Kürt olmasın? Biz yönetmeye adayız” dedi ve ekledi: “Önümüzdeki dönem siyasal denklem, zemin neye müsait olur onu çok bilmem ama tabii ki ülkemizde bulunan bütün renklerin, farklılıkların yönetimde yer alması, temsil edilmesi kıymetlidir, değerlidir.”

Halk TV yazarı İsmail Saymaz, Devlet Bahçeli’nin birkaç ay önce MHP milletvekilleriyle yaptığı toplantıda, “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun, biri Kürt, diğeri Alevi olsun” dediğini aktarmıştı.

Bahçeli de dün yaptığı yazılı açıklamada, “Türkiye’mizi yoran, yıpratan, enerjisini çalan, fahiş mahiyetli sosyal ve ekonomik maliyetlere neden olan etnik ve mezhep temelli dayatmalara karşı Terörsüz Türkiye’nin adım adım ilerlediği bir dönemde, iki Cumhurbaşkanı Yardımcısından birisinin Alevi, diğerinin de Kürt olabileceği değerlendirilmiştir” diyerek bu kulisi doğrulamıştı.

Ancak önerinin çarpıtıldığını belirten Bahçeli, “Bu fikri ve siyasi teklifi Lübnan’la ilişkilendirmek bir defa çarpıtma ve samimi bir düşünceyi kasten saptırmadır. Türkiye’yi, Lübnan veya benzeri bir başka ülkenin karmaşık ve kaotik istikrarsız yapısına çevirmeye gücü yetecek, buna cesaret ve teşebbüs edecek hiç kimse olamaz, olamayacaktır” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın