İstanbul’da Evlenmek Hayal Oldu!

İstanbul’da düğün, beyaz eşya, mobilya ve kiralık ev gibi temel kalemleri kapsayan toplam evlilik maliyeti geçen yıla göre yüzde 44,2 artarak 850.095 lira oldu.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı, 2025 yılı için İstanbul’da evlenmenin ortalama maliyetini açıkladı.

Buna göre, İstanbul’da yeni bir ev kurmanın ve salonda düğün yapmanın toplam maliyeti 2024 yılına göre yüzde 44,2 artarak 850 bin 95 TL oldu. Kır düğünü ile evlenmenin maliyeti ise yıllık yüzde 30,2 artarak 981 bin 895 TL oldu.

2024 yılında düğün için salon kiralama fiyatı ortalama 70 bin TL olarak hesaplanırken 2025 yılında bu fiyat yüzde 88,3 artarak ortalama 131 bin 800 TL olarak hesaplandı. Kır düğünü alanı kiralamanın maliyeti ise geçen seneye göre yüzde 12,2 artış göstererek 263 bin 600 TL oldu.

Evlilik döneminin önemli masraf kalemlerinden beyaz eşya harcamaları, bir yılda tam yüzde 36,1 arttı. Masraflar 142 bin 870 TL’ye ulaştı. Mobilya masrafları da yüzde 25,7 artarak 185 bin 905 TL oldu.

Evlenirken İstanbul’da kiralık ev tutma maliyeti kira, depozito ve emlak komisyon ücreti dahil olmak üzere 2024 yılında 96 bin 424 TL iken 2025 yılında yüzde 40,7 artış göstererek 135 bin 628 TL olarak hesaplandı.

Paylaşın

Beyoğlu Belediyesi CHP’de Kaldı

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine CHP’nin adayı Sefer Karaahmetoğlu, başkan vekili seçildi.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada, İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz” dedi.

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine bugün Beyoğlu Belediyesi’nde Başkan Vekili seçildi. Kazanan isim, CHP grubunun adayı Sefer Karaahmetoğlu oldu.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Burada biz bir zafer kazanmadık. Beni burada gördüğünüz her gün demokrasinin bir utancını hep beraber yaşayacağız.

İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz.”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” ve “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamalarıyla soruşturma yürütüyor.

Güney’in de aralarında bulunduğu 17 kişi pazartesi günü tutuklanmış, 27 kişi ise adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

Tutuklananlar arasında Güney’in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, eniştesi İsmail Akkaya, şoförü Deniz Göleli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun şoförü Recep Cebeci, İBB Medya AŞ Başkanı Murat Ongun’un akrabası İbrahim Can Yaman ve sosyal medyada “Ekrem Edit” hesabını yöneten Mahir Gün de bulunuyor.

Tutuklanmasının ardından salı günü Güney, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılmıştı.

Paylaşın

Çelik’ten Özel’e “AK Parti, Organize Kötülük Örgütü” Tepkisi

Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösteren Ömer Çelik, “CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak AK Partimiz için kullanıyor” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösterdi.

Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “CHP Genel Başkanı Özgür Özel çok ciddi bir ‘siyasi navigasyon’ problemi yaşıyor. Özgür Özel AK Partimize ‘organize kötülük örgütü’ demiş ve yine adresi şaşırarak CHP’ye söyleyeceği sözleri AK Partimize söylemiş. Özgür Özel siyasi adreslerin, kavramların ve siyasi tabelanın yerini şaşırma konusunda büyük bir performansa sahip. CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak Ak Partimiz için kullanıyor.

Oysa çok partili hayata geçtiğimizden beri demokrasi karşıtı ‘organize işler’ CHP’den sorulur. Cuntaları destekleyen ‘organize milli irade sabotajları’nın adresi CHP’dir. Milletin sandıkta verdiği oyu hedef alan ‘organize demokrasi düşmanlığı’ CHP siyaseti olarak markalaşmıştır. Bugün de Özgür Özel yönetimi milletin kaynaklarını ‘organize bir kötülükle’ gasp edenlerin savunma merkezi haline gelmiştir. Özgür Özel’in CHP ile özdeşleşmiş konulara partimizi karıştırması hadsizliktir. ‘Organize kötülük’lerin nerede olduğunu görmek istiyorsa, siyasi navigasyon güncellemesi yapması yeterli olacaktır.”

Özgür Özel ne demişti?

CHP Lideri Özgür Özel, CHP’den istifa edip AK Parti’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Özlem Çerçioğlu ayrıksı bir vakadır. Buradaki bir kişi bile 1 adım geri atmadı. Biz kendisinin gözünün içine bakarak sorduk, korkutuğun bir şey var mı? Korkuyorsun tabii ama yanlışın var mı diye sorduk. Yok dedi. Özlem Çerçioğlu gitti, sığındı. AK Partili olunca hapisten kurtuldu. Ben Özlem Çerçioğlu hırsızlık yaptı demem, görmem lazım. Özlem Çerçioğlu, kendine güvenmek yerine namertliğe başvurup ‘Beni alın, suçlamayın’ dedi.

Suçu, günahı bağımsız mahkemelerde ispatlanır inşallah. AK Parti gibi bir organize kötülük örgütünün içine sığınmış. Ne biliyorsa açıklasın. Bu parti korkusuzlar partisi. Bu durumu Aydın’da meydan tasdik etti zaten. Allah kimseyi Özlem Çerçioğlu’nun durumuna düşürmesin. Aydın tarihinin en büyük mitingi ona tepki olarak yapıldı.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Mansur Yavaş” Açıklaması: Hedefimiz Aynı, Gerisi Teferruat

Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş’ın olası Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin, “Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da, ben de milletimize karşı sorumluyuz. Hedefimiz aynıdır, gerisi teferruattır” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi gibi Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Fatih Altaylı’ya konuştu. Altaylı’nın İmamoğlu’na sorularından öne çıkanlar şöyle:

Yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olarak katılabileceğinize inancınız var mı? Yoksa 2028’de olmasa da bir gün Cumhurbaşkanı olacağım diye mi düşünüyorsunuz?

“Milletin iktidar yürüyüşünü engelleyemeyecekler. Öncelikle bunu sağlam bir biçimde ifade edeyim. Milletimizin verdiği haysiyet mücadelesindeki sarsılmaz iradesini gördükçe inancım hep en yüksek seviyede kalıyor. Burada verilen mücadele sadece benim adaylık mücadelem değil. Halkımızın istediği adayla seçime gitme ve ülkeyi yönetecek kişileri seçme mücadelesidir. Yani seçme hakkı mücadelesidir. Sandığı tekmelemeye çalışanlara karşı koyulan bir tavırdır. Demokrasiyi kurtarmanın derdindedir milletimiz. Bugüne kadar bize hiç oy vermemiş ve belki de hiç oy vermeyecek yurttaşlarımızın ve hatta farklı partilerdeki, iktidar partilerindeki siyasetçilerin bile gönlünden geçenin bu mücadeleyi bizim kazanmamız olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bu darbe girişimi başarılı olursa, ki ihtimal vermiyorum, tüm siyasi oluşumlar ve siyasetçiler anlamını yitirecek. Benim derdim ne yapıp edip Cumhurbaşkanı olmak değildir. Bize bu görevi millet verdi. Benim derdim görevimi başarıyla gerçekleştirmek. İster Cumhurbaşkanı, isterse sade bir vatandaş olarak Allah ömür verdikçe ben bu millet için mücadele edeceğim. Biz bu yüzden önce adalet, önce hürriyet diye haykırıyoruz. Mücadelemiz Cumhuriyetimizin, demokrasimizin, devletimizin ve milletimizin geleceği mücadelesidir.”

Mansur Yavaş’ın ‘Ekrem Başkan içerideyken adaylık konuşmam’ tavrını nasıl buluyorsunuz? Bazıları siz serbest kalırsanız aranızda bir rekabet olacağını düşünüyor. Böyle bir rekabet olur mu? YSK’dan adaylığınıza yeşil ışık gelmez ise diploma davasını kaybetmeniz bile buna neden olabilir. Aday Mansur Bey mi olmalı?

“Mansur Başkan, millet iradesine ve partimize kurulan bu kumpasa karşı sağlam duruşuyla ve mücadelesiyle bir CHP’li nasıl olmalıdır sorusunun cevabını ortaya koymuştur. Kendisinin tavrı bu iradeden geliyor. CHP’lilerin ve milletimizin iradesi 15,5 milyon oyla Cumhurbaşkanı adayımızı belirledi ve bana bir görev verdi. Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da ben de milletimize karşı sorumluyuz. Millet ne görev verirse yapacak, mücadeleye koşacak irade hepimizde mevcuttur. Biz bu ortak akıl ve sarsılmaz hedefimiz doğrultusunda birbirine sıkıca sarılmış iki yol arkadaşıyız. Hedefimiz aynıdır. Genel Başkanımız Özgür Özel ve Mansur Başkanımızla yolculuğumuz vatanımızın ve milletimizin geleceği mücadelesidir.

Gerisi teferruattır. Mansur Başkanım Türkiye’nin bir değeridir. Kendisine bir kez daha bu mücadeledeki yol arkadaşlığı için yürekten teşekkür ediyorum. Birlikte yürüyecek çok uzun bir yolumuz var.”

Diploma davanız için ne düşünüyorsunuz? 33 yıl sonra iptal edileceği aklınıza gelir miydi? Ve aynı durumdaki öğrenciler arasında sadece size evrakta sahtecilik davası açıldı?

“Sırf kendi koltuklarını garantiye almak için yaptıkları bu müdahale 18-19 yaşındaki Ekrem’den bile korkan bu iktidarın en utanç verici işlerinden birisi olarak tarihimize geçmiştir. Fatih Bey, bizim yıllarımızda üniversite okumak hem zor hem de üzülerek söylüyorum ki şimdikinden daha kıymetliydi. Bir genç düşünün. Sabah akşam çalışıyor, sınavlarını veriyor, hakkıyla diplomasını alıyor ve 33 yıl sonra bu diploma iptal ediliyor. Bunun adı hırsızlıktır.

Hakkımla İstanbul Üniversitesi’ne geçtim ben. Ne evrakta sahteciliği? Canımı dişime taktım çalıştım. Hem okulumu okudum hem de ailemin işlerine yardım ettim. O yıllarda bizim derdimiz iyi bir evlat, başarılı bir öğrenci, ülkesine faydalı bir vatandaş olmaktı. Bu hayallerle, bu duyguyla okudum ben üniversiteyi. Şimdi benim alın terimle, hakkımla aldığım diplomayı Cumhurbaşkanı adayı olduğum için geri almaya çalışıyorlar. Bunun sebebi evrakta sahtecilik değil, bunların diploma hırsızlığıdır.

Sırf bizden korktukları ve kendi ikballerini korumak istedikleri için benimle beraber onlarca arkadaşımın da diplomasını iptal edecek kadar vicdanlarını, ahlaklarını, haysiyetlerini yitirmiş, kul hakkından da bir haber zavallılar bunlar. Ne dedik? Bugün benim diplomama el koyan yarın gelir milletimizin tapusuna, bankadaki parasına el koyar. Bunların zihni böyle çalışıyor. Devletin gücünü kendi güçleri zannediyorlar. Bakın, mezuniyet töreninde çıktı Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Onur derecesiyle çift ana dal bitiren genç bir kardeşimiz ‘Türkiye’nin gelecekteki Cumhurbaşkanının diplomasının alındığı bir yerde bu diplomanın değeri yoktur’ dedi ve diplomasını yırttı.

Allah aşkına, bu çocuğa bunu yaşatmaya, bu duyguyu hissettirmeye ne hakkınız var? Bu yalnız diploma hırsızlığı değil, aynı zamanda umut hırsızlığıdır. Biz milletimizde kaybolmasını istedikleri umudu yeniden inşa etmeye geliyoruz.”

Parlamenter sisteme dönüş konusundaki fikirleriniz neler?

“İlk seçimden sonra mecliste yeterli çoğunluğu bulduğumuz anda hemen, tereddütsüz. Meclisin bu kadar itibarsızlaştırıldığı, istişarenin bu kadar bir yana bırakıldığı, liyakatin yerini sadakatin aldığı, her şeyin bir kişinin iki dudağının arasına bırakıldığı bugünkü tek adam rejiminde kalmaya devam ettiğimiz bir gün bile fazla. Ülkenin enerjisini yeniden harekete geçirebilmek, bu ülkeyi hak ettiği refaha ve huzura kavuşturmak için bugünkü ucube sistemden bir an önce kurtulmalıyız. Doğrusuyla ve yanlışıyla Türkiye’nin 150 yıllık parlamenter sistem tecrübesi yerine bir kişinin ağzından çıkacak laflara bırakamaz.

Cumhurbaşkanının yürütme erkini elinde tuttuğu, meclisin güçsüzleştirildiği, bakanlıkların bile külliyeden gelen emirleri uygulayan birer memuriyet makamına dönüştüğü bu sistem ne milletimizin demokrasi talebine ne de devletimizin örfüne uymaz. Meşveretten kaçan, adaletten sapan, hürriyete göz koyan, arkasında milleti bulamaz. Güçlü bir demokrasi, sağlam bir hukuki sistem, gelişmiş bir ekonomi istiyorsak, güçlü bir parlamenter sisteme ve kuvvetler ayrılığına ihtiyacımız var.

Öte yandan parlamenter rejimler sorunsuz değildir. Hem bizim hem de başka demokrasilerin parlamenter sistem deneyimlerinden çıkarılacak dersler var. Parlamenter sistemin istikrarsızlığa yol açmayan, yürütmeyi hakim kılmayan, hükümet kurulmasını imkansızlaştırmayan bir versiyonuna ihtiyaç var. Bunun için de meclisin denetim işlevini güçlü biçimde yerine getirebildiği ve hükümetlerin yapıcı güvensizlik oyuyla değiştirilebildiği bir parlamenter sisteme ihtiyacımız var. Zamanı geldiğinde önerimiz bu yönde olur.”

Demirtaş’ın ve Kavala’nın sizden önce serbest kalma ihtimali var mı?

“Öncelikle şunu söylemek isterim. Demirtaş’ın da Kavala’nın da, benim de, benimle birlikte hapsedilen arkadaşlarımın da cezaevine hiç girmemesi gerekirdi. Hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz tabii ki ama Sayın Demirtaş, Sayın Kavala ve Sayın Atalay gibi ben ve arkadaşlarım da hukuki bir mülahaza ile değil siyasi hesaplarla içeri alındık. Karşımızda muhalefetsiz ya da seçimi kazanamayacak kuvvette bir muhalefetin olduğu bir siyasi rejim isteyen bir Cumhurbaşkanı olduğu için hepimiz içerideyiz.

Muhalif olmasaydık ya da iktidarın çizdiği sınırlarda muhalefet etseydik cezaevinde olmayı bırakın el üstünde tutulurduk iktidar tarafından. Sorunuzun cevabına gelince umarım Demirtaş da, Kavala da, Atalay da bir an önce serbest bırakılır. Onlar bırakılırken biz içeride tutulursak niye onları bıraktınız demem. Bırakılmalarına sevinirim. Sayın Demirtaş ve Sayın Kavala, ikisi de ülkemiz için önemli isimler. Dışarıda olmaları adaletin gereği olacaktır.

Aynı zamanda yol arkadaşım ve Türkiye’nin önemli bir değeri olan Gezi davası sebebiyle 3 yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulan Tayfun Kahraman’a yönelik hak ihlali sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından verilen yeniden yargılama kararına uyulması ve Tayfun Kahraman’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.”

Paylaşın

Anket: Kürtlerin Yüzde 97,9’u Anadilde Eğitim İstiyor

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin, anketine katılan katılımcıların yüzde 97,9’u, “Okulların bütün kademelerinde Kürtçenin eğitim dili olmasını ister misiniz?” sorusuna “Evet” yanıtını verdi.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, 17-21 Temmuz 2025 tarihleri arasında Türkiye’de “Türkçe dışında konuşulan anadillerinin kullanım düzeyi ile anadillerine ilişkin talep ve eğilimleri” ölçmek amacıyla 23 kentte 2 bin 378 kişiyle online anket yaptı.

Araştırma grubunun yüzde 88,2’sinin Kürtçenin Kurmanci, yüzde 10,4’ünün Zazaki/Kirmancki lehçesini konuştuğu geri kalanının ise diğer dilleri konuştuğu belirtilen ankette, katılımcıların yüzde 23,5’i anadilini “çok iyi”, yüzde 43,2’sinin “iyi” konuştuğu, yüzde 16,2’sının ise “kötü” konuştuğu bilgisi yer aldı.

Ankette, anadil kullanımı verilerinde, anadilini çok iyi ve iyi konuşanların orta yaş, kötü konuşanların ise genç yaş grubunda olduğu, eğitim düzeyi arttıkça anadilini iyi konuşanların oranında düşüş yaşandığı kaydedildi.

Araştırma grubunun anne ve babalarının kendi aralarında ağırlıklı olarak konuştuğu dilin anadilleri olduğunu, katılımcılarında anne ve babaları ile konuştuğu dilin ağırlıklı olarak anadilleri olduğunun tespit edildiği çalışmada, katılımcıların yüzde 27,8’inin eşleri ile iletişimlerinin sadece Türkçe olduğu bilgisi paylaşıldı.

Ankette, bu durum, “Yaş büyüdükçe, eğitim seviyesi düştükçe eşleri ile anadillerini konuşanların oranında sistematik artışlar görülmüştür” ifadeleriyle değerlendirildi.

Ankette anadilin hane içindeki kullanım düzey ve sıklığını anlamak için sorulan sorulara gelen yanıtlara göre; araştırma grubunun yüzde 33,6’sının çocuğu bulunmadığı, yüzde 40,1’inin ise çocuğunun kendileri ile Türkçe konuştuğu bilgisi yer aldı.

Kendileri ile ağırlıklı olarak Kürtçe konuştuğunu söyleyenlerin toplam oranının ise yüzde 24,7 olduğu belirtildi. Çocuğunun kendileri ile Zazaki/Kirmancki lehçesi ile konuştuğunu söyleyenlerin oranının ise sadece yüzde 1,3 oldu.

“Çocuğunuzun anadilini bilme düzeyi nedir?” sorusuna katılımcıların yüzde 33,6’sı “Çocuğum yok”, yüzde 7,3’ü “Çok iyi”, yüzde 13,5’i “İyi” yanıtını verdi. Bu sonuç ankette, “Bu veriler araştırma grubunun anne ve babaları ile anadillerinde konuşma oranındaki yüksekliğe rağmen, çocukları ile iletişimlerini anadillerinde gerçekleştirme oranında dramatik bir düşüşe işaret etmektedir” ifadeleriyle yorumlandı.

“Çocuğunuzun okulda Kurmanci-Zazaki derslerini seçmeli olarak seçebilme hakkına sahip olduğunu biliyor muydunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 33,6’sı “Çocuğum yok”, yüzde 45,5’i “Evet”, yüzde 21’i “Hayır” cevabını verdi.

“Gün içerisinde anadilinizi konuşma sıklığınız nasıldır?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 57,1’i “Sık sık konuşurum”, yüzde 25,7’si “Ara sıra konuşurum”, yüzde 12,3’ü “Az konuşurum”, yüzde 4,9’u “Hiç konuşmam” yanıtını verdi.

“Anadilinde müzik dinleme sıklığı” sorulan katılımcıların 77,9’u “Sık sık sık dinlerim” yanıtını verdi. Anadilde kitap okuma seviyeleri sorulan katılımcıların yüzde 15,4’ü “Çok iyi”, yüzde 22’si “İyi” dedi.

Okullarda anadil talebi yüzde 97,9

Araştırma grubuna anadilinin korunması, gelişimi ve anadillerine ilişkin talepleri de soruldu. “Türkiye’de okulların bütün kademelerinde Kürtçenin eğitim dili olmasını ister misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 97,9’u “Evet”, yanıtını verdi.

“Anadilinizin korunması ve geliştirilmesi için birinci öncelikli öneriniz nedir?” sorusuna yüzde katılımcıların 51,9’u “Anadilde eğitim imkanının sağlanması”, yüzde 16,6’sı “Anadile resmî/statü/yasal olarak tanınması”, yüzde 9,1’i “Aile ve sosyal çevrede kullanılması sağlanması” yanıtlarını verdi. İkinci ve üçüncü önerilerde de ilk sırayı “Anadilde eğitim imkanının sağlanması” önerisi aldı.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Alevi” Çıkışı: Ayrımcı Politikalardan Vazgeçmeli

Ayrımcı politikaların son bulması için Alevi inanışına sahip olanlarla omuz omuza mücadele edeceklerini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye başta Aleviler olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir” dedi.

Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen 62. Ulusal, 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri bugün başladı. Etkinlikler, 17 ve 18 Ağustos tarihlerinde de devam edecek.

Etkinliğe, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan, Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer, Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin ile sanatçı Zülfü Livaneli katıldı.

Etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “CHP’nin sayın genel başkanı, siyasi partilerin çok değerli temsilcileri, Alevi Bektaşi derneklerinin yöneticileri, sevgili canlar hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Bugün burada Hünkar’ın huzurundayız. İnsanlığı aydınlatan o kutsal çınarın altındayız. “İnsan insana köprü olmalıdır” diyen ses için toplandık.

Bu ses 700 yıldır bu topraklarda yankılanıyor. Bu çağrı bir dönemin değil tüm insanlığın ortak sesidir. Hünkar’ın yolu bizim yolumuz, nefesi bizim nefesimizdir. Bir Alevi deyişidir: ‘Her ne arar isen kendinde ara’. Biz hakikati bu topraklarda, Hünkar’ın topraklarında arıyoruz. İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız. Emin olun ki bir arada, birlikte olabilirsek demokratik ve aydınlık bir Türkiye’ye ulaşacağımız günler çok uzak değil.

Sevgili canlar, kıymetli yarenler; Kerbela’dan bugüne demokrasi mücadelesinin her döneminde, barışın kurulmasında, kardeşliğin büyümesinde, adaletin egemen kılınmasında Aleviler lokomotif güç oldular. Aleviler direndiler, mücadele ettiler; inançlarını koruyarak demokrasiye büyük güç verdiler. Canlar; kimliği inkar edilen bir kardeşiniz olarak, inancın inkar edilmesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.

Yakın tarihe kadar insanlar kimliğini, inancını gizleyerek yaşadı ama o korku zincirini hep birlikte mücadele ederek kırdık. Birlikte haykırdık ve bugünlere geldik. Bütün halkların ve inançların eşit olacağı bir Türkiye için aynı acıya ortak olduk, aynı yola revan olduk. Türkiye’nin yeni yüzyılında artık bu toprakların özgür ve eşit yurttaşları olmak istiyoruz. Bunu hep birlikte başaracağımıza inanıyorum.

Bugün Alevi canların üzerinde büyük oyunlar oynanıyor, asimilasyon tuzakları kuruluyor. Bu sistem sizin iradenizi yok saymaya çalışıyor. Kendi inanç önderlerinizin yerine devletin belirlediği sınırları sizlere dayatıyor. Alevilere rağmen yürütülen bu faaliyetlere artık son verilmelidir. Hak teslimi, hak sahiplerinin özne olduğu bir süreçle olur. Sizin sözünüz, sizin iradeniz esas olmalıdır. Atamalarda dışlanıyorsunuz, kamuda görev alamıyorsunuz. Kamunun kapıları sizlere kapanıyor, sözlü sınavlarda eleniyorsunuz.

Zulüm ve ayrımcılık sizler için hala devam ediyor. Biz bu zulmün devam etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini burada Hünkar’ın huzurundan haykırıyoruz. Bu sorunların çözümü artık ertelenemez. Türkiye başta Alevilere yönelik olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir. Ayrımcı politikaların son bulması için de Alevi canlarla birlikte yaşamın her alanında omuz omuza mücadele edeceğiz.

“Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz”

Bugün Aleviler Ortadoğu’nun birçok yerinde katliama uğruyor. Suriye’de Alevi kardeşlerimiz bir kıyıma maruz kaldı. Dönemin yezitleri, selefi çeteleri, IŞİD kalıntıları, El Kaide uzantıları tarafından gün yok ki Aleviler katledilmesin. Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Tartus’ta Alevi köyleri yakıldı ve Aleviler katledildi. Alevi kadınlar kaçırıldı, çocuklar öksüz bırakıldı. Onlar bizim kardeşlerimizdir.

Bu kıyıma sessiz kalmayacağımızı, Suriye’de yaşayan Kürtlerin de bu kıyımın karşısında sessiz kalmayacağını bir kez daha huzurlarınızda seslendirmek istiyorum. Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yezitlere karşı dün olduğu gibi bugün de var gücümüzle mücadele edeceğiz.

Barış gerçek bir yüzleşme olmadan kurulamaz. Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Sivas’a, Çorum’dan Gazi’ye kadar bu katliamların hesabı sorulmalı ve failler yargılanmalıdır. Acılar tanınmalı, hakikatle yüzleşilmelidir. Bakın, Hünkar’ın kucağında aslan ile ceylan bir arada birlikte duruyor. Bu resim bir mucizeyi anlatmaz; bir terbiyeyi, bir hakikati anlatır. Aslan, gücün ve kudretin sembolüdür. Ceylan ise kırılganlığın ve zarafetin sembolüdür. Doğanın kanununda asla bir araya gelmeyecek iki zıt kutup Hünkar’ın kucağında duruyor.

Hünkar’ın kucağında ikisi de sükunet bulur. Bu; güç ile haklılığın, kudret ile rızalığın, devlet ile toplumun, kimlik ile yurttaşlığın barış içinde buluşabileceğinin işaretidir. Sadece bir tasvir değil, Hünkar’ın bize sunduğu büyük bir barış manifestosudur. Aslanın pençesini unuttuğu, ceylanın korkusunu yendiği o kucak aslında bizlere devletin, toplumun, dünyanın nasıl olması gerektiğini açıklar. Bu sembolün olduğu yerde bugün barışı konuşuyoruz, mücadele ediyoruz.

Meclis’te bir komisyon kuruldu. Meclis’te kurulan o komisyonda her bir üye Hünkar’a bakarak sözünü kurmalı. Hünkar’a bakan barışı görür. Hünkar’a bakan adalete uygun konuşur. Vicdanlı ve kapsayıcı olur, inkarcı olmaz. Hünkar’ın gönüllere rehber olduğu bir süreç hepimizin teminatıdır. Hünkar’ın huzurunda buradan açıkça bir kez daha sesleniyorum: Kürt’e masa, Kürt’e demokrasi ama Alevi’yi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyiz.

Bir masa kurulmuşsa onun diğer ayağı da Aleviler ve emekçilerdir. O masada bir hak elde edilecekse Kürt’ün elde ettiği kadar Aleviler de emekçiler de hak kazanacaktır. Sadece Kürtler için bir süreci kabul etmeyeceğimizi 40 yıldır yürüttüğümüz demokratik mücadeleden çok iyi bilirsiniz. Diyarbakır da özgür olacak, Nevşehir de özgür olacak, Hacıbektaş da özgür olacak. Mardin de Sivas da eşit olacak.

“Aleviler geleceğin teminatıdır, onların iradesini yok saymak yarınları yok saymaktır”

Değerli Alevi canlar; siz yıllardır dile getiriyorsunuz, biz bir kez daha huzurlarınızda yineleyelim. Yineleyelim ki duymayan kulaklar duysun. Aleviler eşit yurttaş olmalı, cemevleri yasal statü kazanmalı, zorunlu din dersleri kaldırılmalı, inanç özgürlüğü yasal güvenceye alınmalı, ayrımcılığa son verilmeli.

Biz DEM Parti olarak diyoruz ki Aleviler ortak geleceğimizin teminatıdır. Onların iradesini yok saymak, bugünü ve yarınlarımızı yok saymaktır. Hiçbir milletin, hiçbir insanın, hiçbir inancın ayıplanmadığı bir Türkiye için gece gündüz hep birlikte çalışacağız. Bu kararlılık ve inançla Hünkar’ın huzurunda son sözlerimi söylemek istiyorum. Bu topraklarda barışı mutlaka kuracağız, kardeşliği büyüteceğiz, adaleti mutlaka ama mutlaka bir gün egemen kılacağız.

Cezaevlerinde seçilmişlerin, siyasi tutsakların olmadığı demokratik bir hukuk düzenini kuracağımıza olan inançla mücadele edeceğiz. Gönülden gönüle köprüler kurarak yolumuza devam edeceğiz. ‘Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır, sen seni bilmezsen Hak senden cüdadır’. Bu sözü rehber edinip 72 millete aynı nazardan bakılan bir ülkeyi kuracağız. Hünkar’ın huzurunda sevgiyle hürmetlerimi sunuyorum. Hizmetleriniz kabul, dualarınız makbul olsun. Barış ve kardeşlik daim olsun. Aşk ile.”

Paylaşın

MHP’den “Anayasa” Mesajı: Altı Madde Kırmızı Çizgimiz

Anayasa’nın ilk 4, 42. ve 66. maddelerine ilişkin değişiklik tartışmalarına kapalı olduklarını belirten MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç kapsamında başlattığı “Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik” temalı teşkilat buluşmalarına İstanbul’da devam etti.

Programa İstanbul’un yanı sıra Çanakkale, Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Zonguldak teşkilatları da katıldı. Toplantıda partinin anayasa yaklaşımı ve terörle mücadeleye ilişkin mesajlar öne çıktı.

Karar’ın aktardığına göre; MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, konuşmasında Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 42. ve 66. maddelerine vurgu yaptı. Bu maddelerin parti açısından değiştirilemez olduğunu belirten Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“Bizden hiç kimse, Anayasa’nın ilk 4 maddesini, 42. maddesini, 66. maddesinde izah edilen millet tarifini, vatandaşlık tarifini değiştireceğimizi düşünmesin. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bu maddeler emin olun hiçbir zeminde tartışma konusu olmaz.”

Yıldız ayrıca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 20 Ekim 2024’te yaptığı “Terörsüz Türkiye” çağrısını hatırlattı. Konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in 20 Ekim 2024 tarihinde yaptığı tarihî çağrıdan bugüne kadar geçen sürede, terörsüz Türkiye yolunda çok önemli bir viraj geride bırakılmıştır. Askerimize, polisimize, korucumuza, öğretmenimize, terörden büyük bedel ödeyen masum insanlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereği ne ise şimdi o yapılmaktadır.”

Paylaşın

Türkiye’de 11,8 Milyon Kişi Aşırı Yoksulluk İçinde

2022 yılında hayata geçirilen ve “aşırı yoksulluk sınırının altındaki vatandaşların aşırı yoksulluktan kurtarılmasını” amaçlayan Türkiye Aile Destek Programı kapsamındaki hane sayısının 2 milyon 969 bin 483 olduğu belirtildi.

TÜİK’in, haneyi dört kişiden kabul eden hesabına göre, Türkiye’deki aşırı yoksul kişi sayısı 11 milyon 879 bin 132 olarak gerçekleşti.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Ocak-Haziran 2025 dönemine yönelik yoksulluk verilerini paylaştı. BirGün’den Mustafa Bildircin‘in aktardığı veriler, yürek yakan yoksulluk tablosunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Bakanlığın verilerine göre, “Türkiye’nin uçuşa geçeceği” iddia edilen 2018 yılı itibarıyla yoksulluk uçtu. 2018 yılında 122 bin 489 olan, ailesinin yanında en temel ihtiyaçları dahi karşılanamayan ve ailesinden alınma riski bulunan çocuk sayısı, Haziran 2025 itibarıyla 171 bin 895’e ulaştı. Ailesi tarafından bakılamayan çocukların sayısında yıllara göre yaşanan değişim, yoksulluk verilerine şöyle yansıdı:

2018: 122 bin 489
2020: 129 bin 422
2022: 157 bin 248
2024: 170 bin 317
2025 (Ocak-Haziran): 171 bin 895

Aile Bakanlığı’na bağlı ekiplerin okullara yaptığı ziyaretlerde, “risk altında bulunduğu değerlendirilen” çocukların sayısı da dikkati çekti. Bakanlık ekiplerinin, okul ziyaretlerinde 64 bin 158 çocuğu sosyoekonomik açıdan risk altında olarak değerlendirdiği bildirildi.

Öte yandan açıklanan verilerle birlikte “aşırı yoksul” hane sayısı da belli oldu. 2022 yılında hayata geçirilen ve “aşırı yoksulluk sınırının altındaki vatandaşların aşırı yoksulluktan kurtarılmasını” amaçlayan Türkiye Aile Destek Programı kapsamındaki hane sayısının 2 milyon 969 bin 483 olduğu belirtildi. TÜİK’in, haneyi dört kişiden kabul eden hesabına göre, Türkiye’deki aşırı yoksul kişi sayısı 11 milyon 879 bin 132 olarak gerçekleşti.

Eğitim yaşamına ancak sosyal yardım ile devam edebilen ve sağlık hizmetlerine sosyal yardım ile erişebilen sayısı da yoksulluk verileriyle kayda geçirildi. Yoksulluk riski altındaki ailelerin çocuklarını düzenli okula göndermeleri ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmaları koşuluyla yapılan, “Şartlı Eğitim ve Şartlı Sağlık Yardımları” kapsamında Haziran 2025 itibarıyla 2 milyon 83 bin 353 kişiye kaynak aktarıldığı kaydedildi.

Bakanlığın verilerine göre, ilk 6 ayda milyonlarca hane, elektrik ve doğalgaz faturasını ancak sosyal yardımlar ile ödeyebildi. 2025’in ilk yarısında 3 milyon 461 bin 452 haneye elektrik tüketim desteği, 669 bin 653 haneye de doğalgaz tüketim desteği sağlandı.

Oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız olduğu tespit edilen ev sayısı da derin yoksulluğun boyutunu gün yüzüne çıkardı. Ocak ayından bu yana gerçekleştirilen taramalarda, içinde yaşam sürdürülen 10 bin 888 hanenin, “oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız” olarak işaretlendiği ifade edildi.

İşsiz ve çalışmayan yurttaşların kabusu olan Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcunu ödeyemeyen kişi sayısının yılın ilk 6 ayında 8 milyonu aştığı da Bakanlığın verileriyle ortaya konuldu. Ödeme gücü olmadığı için GSS primlerini ödeyemeyen, prim borcu Aile Bakanlığı’nca karşılanan kişi sayısının 8 milyon 217 bin 937 olduğu aktarıldı.

Paylaşın

Anket: Her 100 Kişiden 59’u Belediye Operasyonları “Siyasi Amaçlı” Diyor

KONDA Araştırma’nın haziran ayında yaptığı araştırmaya katılan katılımcıların yüzde 59’u, CHP’li belediyelere yönelik operasyonların siyasi amaçlarla yapıldığını düşünüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025 tarihinde tutuklanmasının ardından başlayan soruşturma süreci, zamanla İBB bünyesindeki iştirak şirketlerini ve bazı büyükşehir ve ilçe belediyelerini de kapsayacak şekilde genişledi.

Bu süreçte aralarında Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in de bulunduğu çok sayıda isim hakkında gözaltı kararları verildi. Soruşturmalara ilişkin tartışmalar sürerken, KONDA Araştırma’nın Haziran 2025’te yaptığı bir kamuoyu araştırması, toplumdaki algıya ışık tuttu. Ankete katılanların yüzde 59’u, CHP’li belediyelere yönelik operasyonların siyasi amaçlarla yapıldığını düşünüyor.

Haziran 2025 raporunda, kamuoyunun son dönemde CHP’li belediyelere yönelik art arda gerçekleşen operasyonlara ilişkin algısı ölçüldü. Araştırmaya katılanların yüzde 59’u bu operasyonların “siyasi amaçlarla muhalefeti zayıflatmak için yapıldığını” belirtti. Katılımcıların yüzde 41’i ise operasyonların “yolsuzlukla mücadele kapsamında” yürütüldüğü görüşünde olduğunu ifade etti.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından başlayan gözaltı ve soruşturmalar silsilesi, başta Beyoğlu Belediyesi olmak üzere birçok belediyeyi kapsayacak şekilde genişletilmişti. Soruşturmalar kapsamında çok sayıda belediye personeli, sosyal medya birimleri ve danışmanlık ilişkileri mercek altına alınmış, 44 kişiye kadar varan gözaltı listeleri gündeme gelmişti.

Haziran 2025’te yapılan araştırma, 2.118 kişiyle yüz yüze olarak gerçekleştirildi. Anket kapsamında katılımcılara, CHP’li belediyelere yapılan operasyonların amacıyla ilgili görüşleri soruldu. Elde edilen sonuçlara göre toplumun çoğunluğu, bu operasyonların adli değil, siyasi nitelikte olduğu kanaatini taşıyor.

Paylaşın

Diyanet, Gözünü Kadının Miras Hakkına Dikti

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) bu hafta camilerde okutulmak üzere 81 ile gönderdiği hutbesinde, “Kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır” ifadeleri kullanıldı.

Son dönemde kadınların giyim kuşamı hakkında ‘haram’ fetvaları yayımlayan, tatil yapma biçimini belirleyen Diyanet, bu cuma da kadınların miras hakkı üzerinden yayımladığı hutbe ile gündeme geldi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu hafta camilerde okutulmak üzere 81 ile gönderdiği hutbenin başlığı, “Kul Hakkı Ateşten Gömlektir” şeklinde oldu.

Hutbede miras konusuna da yer verildi. Karşılıklı rıza olmadan Allah’ın koyduğu miras ölçüsünü değiştirmenin ilahi adalete aykırı olacağı, kız çocuklarının mirastan mahrum bırakılması ve yine kız çocuklarının Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmamasının kul hakkına gireceği ifade edildi. Hutbedeki ilgili kısım şu şekilde:

“Değerli Müminler! Karşılıklı rıza olmadan Yüce Rabbimizin koyduğu miras ölçüsünü değiştirmek ilahî adalete aykırıdır. Dolayısıyla kişinin; kız çocuklarını mirastan mahrum bırakması, kız çocuklarının da Allah’ın takdir ettiği hakka razı olmaması kul hakkıdır. Arazi sınırlarını ihlal ederek başkasının mülkünü gasp etmek, asılsız gerekçelerle insanların mallarına el koymak, yalan beyanlarla insanları mağdur etmek ateşten gömlek giymektir.”

Paylaşın