Orman Yangınlarıyla Mücadelede “Dua” Dönemi

Türkiye’nin farklı bölgelerinde devam eden ve ormanları küle çeviren yangınların sona ermesi amacıyla, yatsı namazından önce tüm camilerde dualar edilecek. Dua programına Ali Erbaş da katılacak.

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), Türkiye’nin farklı bölgelerinde devam eden orman yangınları nedeniyle camilerde dua programı düzenlenmesine karar verdi.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ülke genelindeki tüm camilerde bu akşam yatsı namazından önce yangınların sona ermesi için dua edileceğini duyurdu.

Erbaş açıklamasında, şu ifadelere yer verdi:

“Bu akşam yatsı ezanından önce 90 bin camimizin minarelerinden dualar yükselecek. Yangınlardan korunmak, kuraklıktan kurtulmak, her türlü afetten, musibetten devletimizin ve milletimizin muhafazası için ve şehitlerimiz için yapılacak dualara camilerimizde ve evlerimizin balkonlarında hep birlikte Âmin diyelim. Allah kabul etsin.”

Paylaşın

Türkiye’de Kadınlar Erkeklerden Beş Yıl Daha Fazla Yaşıyor

Türkiye’de 2021 – 2023 döneminde erkeklerde 74,7 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2022 – 2024 döneminde 75,5 yıl; kadınlarda ise 80 yıl olan süre 80,7 yıl olarak hesaplandı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 – 2024 dönemine ilişkin “Hayat Tabloları” istatistiklerini açıkladı. Buna göre; Türkiye’de 2021 – 2023 döneminde 77,3 yıl olan “doğuşta beklenen yaşam süresi” 2022 – 2024 döneminde 78,1 yıla yükseldi.

Türkiye’de 2021 – 2023 döneminde erkeklerde 74,7 yıl olan doğuşta beklenen yaşam süresi, 2022 – 2024 döneminde 75,5 yıl; kadınlarda ise 80 yıl olan süre 80,7 yıl olarak hesaplandı.

Çalışma çağının başlangıcı olan 15 yaşındaki kişilerin ortalama kalan yaşam süresi 64,3 yıl oldu. Erkekler için bu süre 61,7 yıl, kadınlarda ise 66,9 yıl oldu.

Türkiye’de, 30 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 49,9 yıl oldu. Erkekler için bu süre 47,5 yıl, kadınlarda ise 52,3 yıl olarak hesaplandı.

Türkiye genelinde, 50 yaşında olan bir kişinin kalan yaşam süresi ise ortalama 30,9 yıl oldu. Erkekler için bu süre 28,6 yıl, kadınlarda ise 33,1 yıl olarak kaydedildi.

Türkiye’de 2022-2024 dönemi hayat tabloları sonuçlarına göre, 65 yaşında bir kişinin kalan yaşam süresi ortalama 18 yıl olarak hesaplandı. Erkekler için bu süre 16,3 yıl olarak hesaplandı.

Kadınların ise erkeklere göre ortalama 3,3 yıl daha uzun yaşayacağı öngörülerek, 65 yaştaki kadınlarda beklenen yaşam süresi 19,6 yıl oldu.

Türkiye’de eğitim düzeyine göre beklenen yaşam süresi incelendiğinde; eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de uzadığı görüldü.

Her yaştaki beklenen yaşam süresi, düşük eğitime sahip kişiler arasında daha az olurken, artan eğitim düzeyi ile birlikte beklenen yaşam süresinin de arttığı görüldü.

Cinsiyet ayrımında, eğitim düzeyine göre beklenen yaşam süresine bakıldığında, hem erkek hem de kadınlarda eğitim düzeyi yükseldikçe beklenen yaşam süresinin de arttığı tespit edildi.

Yaşı 30 olan erkekler ve kadınlar için ortaöğretim altı eğitim seviyesi ile yükseköğretim eğitim seviyelerinde beklenen yaşam süresi farkının 5 yıl civarında olduğu görüldü.

Doğuşta sağlıklı yaşam süresi 57,6 yıl oldu

Belirli bir yaştaki kişinin günlük hayattaki faaliyetlerini sınırlandıracak bir sağlık sorunu olmadan yaşaması beklenen yıl sayısı olarak tanımlanan “sağlıklı yaşam süresi”, sıfır yaşında bulunan bir kişi için Türkiye’de toplamda 57,6 yıl, erkeklerde 58,9 yıl ve kadınlarda 56,3 yıl olarak hesaplandı.

Buna göre, erkeklerin sağlıklı yaşam süresinin kadınlardan 2,6 yıl daha uzun olduğu görüldü.

Paylaşın

Türkiye, İnsan Hakları İzleme Listesi’ne Eklendi: Sivil Özgürlükler “Baskı Altında”

Türkiye, ‘baskı altındaki’ sivil özgürlükler nedeniyle İnsan Hakları İzleme Listesi’ne dahil edildi. İzleme Listesi’ndeki diğer ülkeler arasında Kenya, El Salvador, Endonezya, Sırbistan ve ABD bulunuyor. 

Türkiye, sivil hak ve özgürlüklere yönelik baskıların dramatik bir şekilde artması nedeniyle İnsan Hakları İzleme Listesi’ne dahil edildi.

Dünya çapında sivil özgürlüklerin durumunu ve sivil haklara yönelik tehditleri kamuoyuna duyuran bir araştırma örgütü olan CIVICUS tarafından çarşamba günü yapılan basın açıklamasında, ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ardından başlayan kitlesel protestolar ve sonrasında sivil haklara yönelik saldırıların arttığı belirtildi.

Açıklamada, “Haklara yönelik acımasız saldırılar, protestocuları, gazetecileri, avukatları ve LGBTQI+ topluluklarını hedef alan şiddet, sansür, tutuklama ve sindirmeyi içeriyor,” denildi.

CIVICUS Avrupa ve Orta Asya Araştırmacısı Tara Petrovic, “Türkiye’deki baskıların yasaları uygulamakla hiçbir ilgisi yok. Bu siyasi bir tasfiyedir,” dedi. “Hükümet bir sonraki seçimler öncesinde demokratik muhalefeti tasfiye ediyor ve algılanan her türlü muhalefete karşı şiddet ve diğer açıkça yasa dışı araçları kullanıyor,” diye ekledi.

İzleme Listesi’ndeki diğer ülkeler arasında Kenya, El Salvador, Endonezya, Sırbistan ve ABD bulunuyor. ABD, İzleme Listesi’ne Mart ayında dahil edildi. CIVICUS, Başkan Donald Trump’ın “demokratik normlara ve küresel iş birliğine saldırısını” vurgulayarak, dış yardım sözleşmelerinin yüzde 90’ından fazlasının kesilmesi ve Trump’ın “yasa dışı ve ahlaksız ayrımcılık programları” olarak adlandırdığı çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık (DEI) politikalarına yönelik baskılarına değindi.

CIVICUS, sivil hakların durumunu beş kategori altında özetliyor: Açık, daraltılmış, engellenmiş, baskı altında ve kapalı.

Uluslararası Af Örgütü de dahil olmak üzere sivil toplum kuruluşlarından oluşan ve sivil özgürlüklerin kısıtlandığı alanlarda daha fazla sivil eylemi savunan küresel bir ittifak olan CIVICUS, Türkiye’yi en kötü ikinci seviye olan “baskı altında” kategorisinde değerlendiriyor. Bu seviyede yer alan ülkelerde, ifade, barışçıl toplanma ve örgütlenme özgürlüklerinin ciddi şekilde kısıtlandığı bildiriliyor.

Dünya genelinde bu kategoride toplam 51 ülke yer alıyor.

CIVICUS, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle başlayan süreç ile birlikte Mart ayından itibaren “yeni bir baskı dalgasının” ülke genelinde hakim olduğunu belirtti.

İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla Türkiye’de son on yıldaki en geniş katılımlı protestoların başladığını vurgulayan CIVICUS, protestolarda “büyük bir çoğunluğu barışçıl olan genç protestoculara göz yaşartıcı gaz ve plastik mermiyle sert biçimde müdahale edildi, birçok kişi yaralandı ve hastaneye kaldırıldığına” dikkat çekti.

İzmir Barosu eski başkanının da bulunduğu çok sayıda avukatın protestoculara hukuki destek sağladıkları gerekçesiyle tutuklandığı belirtildi.

Balkan Sivil Toplum Geliştirme Ağı (BCSDN) Politika ve Savunuculuk Sorumlusu Simona Mladenovska, “Türkiye’de protestolara yönelik baskının boyutu şaşırtıcı” dedi. “Barışçıl protestolar ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak görülüyor. Yetkililer rotayı tersine çevirmeli ve insanların barışçıl bir şekilde toplanma ve şikayetlerini dile getirme hakkına saygı göstermeye başlamalıdır.”

CIVICUS, LGBTQİ+ eylemlerine katılanlara yönelik baskının da arttığını belirterek, Haziran ayında düzenlenen “İstanbul Onur Yürüyüş’lerinde ilk kez, yürüyüşe katılan üç kişi tutuklandı ve aralarında aktivistler, avukatlar ve gazetecilerin de olduğu 52 kişi keyfi olarak gözaltına alındı,” denildi.

CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 18 Mart’ta İstanbul Üniversitesi’nden aldığı diplomanın iptal edilmesinden bir gün sonra gözaltına alınmış daha sonra da 23 Mart’ta ‘yolsuzluk’ soruşturmasından tutuklanmıştı. Tüm bu süreç, İBB Başkanı’na son haftalarda açılan soruşturmaların ardından ve CHP’nin cumhurbaşkanı adaylığı ön seçiminin öncesinde geldi.

Ancak İmamoğlu tutuklanmasıyla aynı gün 15 milyona yakın oyla CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edildi. Ardından İçişleri Bakanlığı kararıyla İBB Başkanlığı görevinden uzaklaştırıldı.

İBB’ye yönelik sürdürülen operasyonlar kapsamında CHP’li İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere toplamda 15 CHP’li belediye başkanı ile 1 belediye başkanvekili 29 Temmuz itibarıyla tutuklu.

Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ardından başlayan süreçte, 24 Mart’ta eş zamanlı düzenlenen şafak operasyonlarıyla 11 gazeteci gözaltına alındı. İngiltere merkezli kamu yayıncısı BBC’nin Türkiye’deki protestoları takip eden muhabiri Mark Lowen’in sınır dışı edildiği bildirilirken, İsveçli gazeteci Joakim Medin ‘terör’ suçlamasıyla yedi hafta gözaltında tutuldu.

CIVICUS Monitor Sivil Alan Araştırma Lideri Ine Van Severen, “Türkiye’deki yetkililer sokakları susturmaya çalışmakla yetinmiyor, gazetecileri sansürlemek ve çevrimiçi muhalefeti bastırmak için de ellerinden geleni yapıyor,” dedi. “Türkiye’de ifade özgürlüğü için kalan alan da boğuluyor.”

Türkiye’de basın özgürlüğü tartışmaları son dönemde giderek yoğunlaştı. Gazeteci Fatih Altaylı, YouTube kanalında sarf ettiği sözler nedeniyle “cumhurbaşkanını tehdit” suçlamasıyla başlatılan soruşturma kapsamında tutuklandı.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) verilerine göre, an itibarıyla Türkiye’de 10’dan fazla gazeteci demir parmaklıklar ardında bulunuyor. Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 180 ülke arasında 158’inci sırada.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Özel’den “Süreç Komisyonu” Yorumu: Yasa Yaparız Anayasa Yapmayız

“Süreç” kapsamında TBMM’de kurulması planlanan komisyona ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, komisyonun anayasa çalışmasına dönüşmesine karşı olduklarını belirterek, “Yasa yaparız ama anayasa yapmayız” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, iktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği süreç kapsamında TBMM’de kurulması planlanan komisyona, nitelikli çoğunluk esasının resmen açıklanması halinde üye vereceklerini belirtti.

T24’ten Gökçer Tahincioğlu ve Ceren Balta Teke’ye konuşan Özel, “TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş bu yönde net bir açıklama yaptığı anda isimleri bildiririz” dedi.

CHP’nin komisyona katılmamasının, partinin tarihsel çizgisiyle çelişeceğini söyleyen Özel, “Bu süreç parlamentoda yürütülmeli. Biz yıllardır bunu savunuyoruz. Şimdi bu noktada geri duramayız” dedi.

Özel, Erdoğan’ın CHP’nin komisyona katılmasını istemediğini belirterek, “Biz orada olursak rahat edemez. Ama biz haklıyız ve bu süreci doğru yürütmek istiyoruz. Erdoğan bizden çekinsin” dedi.

Komisyondaki temel taleplerinin eşit temsil ve nitelikli çoğunluk olduğunu vurgulayan Özel, “AKP ve MHP zaten anlaşmış gibi. Bu yüzden bizim katılımımız sembolik değil, süreci etkileyecek şekilde olmalı. Bu da ancak kararların çoğunlukla değil nitelikli çoğunlukla alınmasıyla olur” dedi.

“Yasa yaparız, anayasa yapmayız”

Özel, komisyonun anayasa çalışmasına dönüşmesine karşı olduklarını belirterek, “Mevcut anayasaya bile uymayanlarla yeni anayasa yapılmaz. Gezi davası tutukluları, Demirtaş, Atalay içerideyken bir anayasa tartışması olmaz. Yasa yaparız ama anayasa yapmayız” dedi.

CHP’nin komisyondan uzak durmasının daha büyük tehlikeler yaratacağını savunan Özel, “CHP’nin olmadığı yerde denge kalmaz. Komisyona girmemiz, sürece meşruiyet kazandırmak değil, yanlışları önlemek için” dedi.

Komisyondaki varlıklarının AKP-MHP çizgisine destek anlamına gelmediğini belirten Özel, “Biz oraya etken olmak için gidiyoruz. Doğru bildiklerimizi savunacağız. Edilgen değil, aksiyon partisiyiz” şeklinde konuştu.

Erken seçim ihtimaline de değinen Özel, “İmamoğlu adayımızdır. Ancak adaylığı kabul edilmezse oturur, en doğru ismi hep birlikte belirleriz” dedi.

Paylaşın

The Economist: Erdoğan, Sandıkta Yenemediği Muhalefeti Yargıyla Susturuyor

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor.

Analizde, İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Londra merkezli The Economist dergisinde yayımlanan analizde, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, siyasi rakiplerini sandıkta yenemediğinde yargı yoluna başvurduğu iddiası gündeme taşındı. Yazıda, Erdoğan’ın Kürtlerle barış görüşmelerine yeşil ışık yakarken, diğer yandan muhalefeti baskı altına aldığı öne sürülüyor.

Dergiye göre, Türkiye’de 40 binden fazla insan PKK’nın saldırıları nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye’nin güneydoğusu hem silahlı çatışmalardan hem de karşılık olarak uygulanan sert askerî tedbirlerden büyük zarar gördü. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e atıfla, savaşın Türkiye’ye maliyetinin yaklaşık 1.8 trilyon doları bulduğu ifade edildi.

Barış süreci kapsamında silah bırakma sürecinin başladığı, yaz aylarında bu sürecin devam etmesinin beklendiği belirtildi. Kapsamlı bir af seçeneğinin de masada olduğu aktarıldı. Barışın, Türkiye’nin güneydoğusunda kalkınmanın önünü açabileceği gibi, Suriye’de PKK bağlantılı gruplar ile yeni rejim arasında gerilimi azaltabileceği değerlendiriliyor.

Ancak The Economist, Erdoğan’ın bu barış sürecini, baskı politikasını örtmek için kullanabileceğine dikkat çekiyor. 20 yılı aşkın süredir ülkeyi yöneten Erdoğan’ın, anayasa değişikliği ya da seçimlerin öne çekilmesi yoluyla bir dönem daha iktidarda kalmayı hedeflediği, bunun için de DEM Parti’ye tavizler vererek desteğini kazanmayı amaçladığı belirtiliyor.

Daha önce de benzer bir tablo yaşandığını hatırlatan dergi, 2015 seçimlerinde DEM Parti’nin selefi olan HDP’nin Erdoğan’ın partisinin meclis çoğunluğunu engellediğini, ardından barış sürecinin çöktüğünü ve çok sayıda Kürt siyasetçinin, aralarında Selahattin Demirtaş’ın da olduğu isimlerin tutuklandığını vurguluyor. Demirtaş hâlâ cezaevinde bulunuyor.

“CHP geçmişte HDP’nin yaşadıklarını yaşıyor”

Bugün ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) benzer bir baskıyla karşı karşıya olduğu savunuluyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun mart ayında yolsuzluk suçlamasıyla tutuklandığı, İzmir’in eski belediye başkanı ile Adana ve Antalya büyükşehir belediye başkanlarının da gözaltına alındığı hatırlatılıyor.

The Economist, geçen yılki yerel seçimlerde CHP’nin, AK Parti’yi geride bırakarak 20 yıl sonra ilk kez birinci parti olduğunu belirtiyor ve Erdoğan hükümetinin bu başarıyı sandıkla aşamayınca yargı yoluna başvurduğunu öne sürüyor. Analizde, İmamoğlu’nun tutuklanmasının, Erdoğan’ın en güçlü rakibini saf dışı bırakmak amacı taşıdığı yorumu yapılıyor.

Son olarak, dergi Batılı ülkelerin sessizliğine dikkat çekiyor. Ne Amerika’dan ne de Birleşik Krallık’tan bu tutuklamalara dair eleştiri gelmediği, Avrupa Birliği’nin ise konuyu yalnızca yüzeysel biçimde gündeme getirdiği aktarılıyor. Almanya’nın, Türkiye’ye Eurofighter Typhoon savaş uçağı satışını askıya almasına rağmen bu haftadan itibaren bu tavrından geri adım attığı ifade ediliyor.

The Economist, Türkiye’nin müttefiklerine çağrıda bulunarak, Erdoğan’ın Kürtlerle barış adımlarını sürdürmesini teşvik etmeleri, ancak aynı zamanda artan otoriter uygulamalar karşısında da seslerini yükseltmeleri gerektiğini belirtiyor.

Paylaşın

Türkiye’de Son Yedi Ayda 92 Bin Hektar Ormanlık Alan Kül Oldu

Türkiye’de 2025 yılının ilk yedi ayında çıkan 153 orman yangınında 92 bin hektardan fazla alan kül oldu. 2025 verileri, yalnızca yangınların sayıca değil, etkide de büyüdüğünü ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği’nin Copernicus uydu sisteminden elde edilen veriler, 2025 yılında Türkiye’nin ağır bir orman yangını sezonu geçirdiğini ortaya koyuyor. Henüz Ağustos ayı başlamadan, 153 büyük yangında toplam 92 bin 241 hektar ormanlık alan zarar gördü.

EFFIS (Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi) verilerine göre, 2025’te orman yangınları Haziran sonunda belirgin bir yükselişe geçti ve Temmuz başında yoğunlaştı. Kısa sürede 90 bin hektardan fazla ormanlık alan alevlere teslim oldu. Ancak uzun yılları kapsayan ortalama veriler, yangın riskinin asıl Temmuz sonu ile Eylül başı arasında yoğunlaştığını gösteriyor.

EFFIS’in 2006–2024 yılları arasındaki haftalık yangın verilerine göre, Türkiye’de yangın sayısı ortalama olarak Ağustos’un ilk haftalarında zirveye ulaşıyor. Haftalık yangın sayılarında en yüksek artış, çoğu yıl 30 Temmuz – 15 Ağustos tarihleri arasında kaydediliyor. Bu veriler, Ağustos’un Türkiye açısından hâlâ yangın sezonunun en kritik bölümü olduğunu gösteriyor.

2025 verileri, yalnızca yangınların sayıca değil, etkide de büyüdüğünü ortaya koyuyor. EFFIS sistemine göre her bir yangında ortalama 603 hektarlık alan zarar gördü. Bu oran, önceki yıllara göre üç kat fazla.

EFFIS verilerine göre:

Yıl                              Yanan Alan (ha)    Yangın Sayısı
2022                              15.685                         62
2023                              32.599                       174
2025 (ilk 7 ay)             92.241                       153

Sadece 2025’in ilk yedi ayında kaydedilen zarar, son iki yılın toplamından fazla. Ayrıca bu yıl, yangın başına düşen tahribat da ciddi biçimde arttı. 2024’te bir yangında ortalama 180 hektar alan yanarken, bu yıl bu rakam 600 hektara yaklaştı.

EFFIS’in haftalık yangın verilerine göre 2025 yılında yangınlar erken başladı ve Temmuz başında zirve yaptı. Ancak 2006–2024 ortalamasına göre yangınların en yoğun yaşandığı dönem halen Temmuz sonu ile Ağustos ortası arası. Bu tablo, 2025’in normların dışına çıkan bir sezon olduğunu ortaya koyarken, mevsimsel olarak asıl riskin hâlâ sürebileceğine işaret ediyor.

Paylaşın

8 Bin 792 Soru Önergesi Cevapsız Kaldı

28. Yasama Dönemi’nde milletvekilleri toplamda 30 bin 546 yazılı soru önergesi verdi. Önergelerin sadece 4 bin 3 tanesi yasal süresi içinde ilgili bakanlarca cevaplanırken; 16 bin 908 önerge yasal süresi geçtikten sonra yanıtlandı. 8 bin 792 önerge ise yanıtsız bırakıldı.

Yanıtsız bırakılan önerge verisinde ilk sırada Murat Kurum olsa da; Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, kendisine yöneltilen 622 soru önergesinin 543’üne yanıt vermedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, milletvekillerinin verdikleri önergelerin ilgili Bakanlıklarca yanıtlanmaması konusunu Meclis gündemine taşımış ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a sormuştu. Bakan’ın önergesine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’dan yanıt geldi.

Verilere göre, 21 Temmuz 2025 tarihi itibarıyla milletvekilleri toplamda 30 bin 546 yazılı soru önergesi verdi. Önergelerin sadece 4 bin 3 tanesi yasal süresi içinde ilgili Bakanlarca cevaplanırken; 16 bin 908 önerge yasal süresi geçtikten sonra yanıtlandı. 8 bin 792 önerge ise yanıtsız bırakıldı. Verilen 30 bin 546 önergenin 12 bin 128’ini CHP milletvekilleri verdi.

Önergelerin yanıtlanma durumunun Bakanlara göre dağılımı şöyle:

Adalet Bakanı’na 4 bin 282
İçişleri Bakanı’na 4 bin 105
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı’na 3 bin 347
Tarım ve Orman Bakanı’na 2 bin 795
Sağlık Bakanı’na 2 bin 520 önerge verildi.

İlk sırada Murat Kurum geliyor

Önergeleri yanıtlamayan Bakanların dağılımı ise şöyle:

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum bin 682 önergeyi
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bin 345 önergeyi
Adalet Bakanı bin 238 önergeyi
Sağlık Bakanı ise bin 156 önergeyi yanıtsız bıraktı.
Yanıtsız bırakılan önerge verisinde ilk sırada Murat Kurum olsa da; Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, kendisine yöneltilen 622 soru önergesinin 543’üne yanıt vermedi.

Murat Bakan, Meclis performansına ilişkin sunduğu önergesinde “Yazılı soru önergelerinin ilgili Bakanlıklarca çoğu zaman yasal süresi içinde yani zamanında cevaplandırılmadığı; kimi Bakanlıkların sorulan sorulara yanıt vermeyip, sırf ‘cevaplandırılmış’ olsun diye eksik, yüzeysel ve alakasız içeriklerle geçiştirildiği; bazı Bakanlıkların ise uzun zamandır hiçbir yazılı soru önergesine yanıt vermediği görülmüştür. Bu durum, Gazi Meclis’in yürütme organının denetleme işlevini zayıflatmakta, kamuoyunun bilgi alma hakkını ihlal etmekte ve seçilmiş milletvekillerinin Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nden kaynaklanan haklarının kullanmalarını doğrudan engellemektedir” dedi.

Bekir Bozdağ, CHP’li Bakan’ın değerlendirmesine istinaden şu cevabı verdi:

“Önceki yaşama dönemlerinde olduğu gibi bu yaşama döneminde de Başkanlığımızca 5.12.2023, 28.06.2024, 05.12.2024 ve 24.06.2025 tarihlerinde Cumhurbaşkanı yardımcısı ile bakanlıklara yazılı soru önergelerinin cevaplandırılma durumunu gösteren yazılar yazılmıştır. Bu yazılarda yazılı soru önergeleri süresi içinde cevap verilmesi ve verilecek cevapların TBMM’nin saygınlığına uygun olacak şekilde soruları tam olarak karşılayan, yeterli ve tatminkâr nitelikte hazırlanması hususu iletilmiştir. Bu uygulamaya devam edilecektir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu’ndan İktidara Sert Sözler

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, iktidarın genel afet ve kriz yönetimindeki eksikliklerini vurgulayarak, “Bu köhnemiş sistemi ve ahlaki çöküş yaşayan siyaseti kökten ve radikal şekilde değiştirmeye kararlıyız!” dedi.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım ile orman yangınları başta olmak üzere genel afet ve kriz yönetimindeki aksaklıkları gündeme getirdi.

Davutoğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Bir sistem çöküşü yaşıyoruz! Her afete geç ve etkisiz müdahale ederek halkı kendi kaderiyle başbaşa bırakan, ülkenin kriz yönetim kapasitesini her geçen gün zayıflatan, yangınlarda ve depremlerde erken uyarı sitemini harekete geçiremeyen,

bir afet ülkesi olduğu halde, gece görüşü ekipmanı ile donanmış helikopterler ve uçaklar temin edemeyen, kendi lüks ve itibarları için kullandıkları özel uçak filolarının yerine, yangınlara müdahale kapasitesi yüksek tam donanımlı hava araçları almaktansa,

halkın mal ve canını riske etmekten kaçınmayan, orman işçilerini yeterli planlama olmadan ve yine yeterli ekipman temin etmeden alevlerin içine salıp, cenazelerini alan, memleketi korumasını beklediği askerini, sıvı yetersizliği ile kaybeden,

herhangi bir askeri operasyon esnasında askerlerini düşman saldırısında değil, metan gazı zehirlenmesi ile şehit veren, Kartalkaya’da tatile giden vatandaşlarının yanışını canlı yayında izleyen, herkesin güvenilirliğinden emin olduğu bir sınavı dahi yapamayan,

sokaklarını uyuşturucu baronlarından, sosyal medya ortamını kumar sitelerinden temizleyemeyen, aile yapımızı çökerten toplumsal yozlaşmaya set çekemeyen, gençlerimizi, kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruyamayan; bugünkü iktidar, bu sistem çöküşünün temel sorumlusudur.

Kapsamlı bir sorgulama ve yenilenme olmadan bu sistem çöküşünden çıkamayız. Bu köhnemiş sistemi ve ahlaki çöküş yaşayan siyaseti kökten ve radikal şekilde değiştirmeye kararlıyız!”

Paylaşın

Türkiye’de Son 10 Yılda 257 Bin Hektar Ormanlık Alan Kül Oldu

Türkiye’nin birçok ilinde orman yangınlarıyla mücadele sürerken, 2015 ile 2025 arasında çıkan 27 binden fazla orman yangınında 257 bin hektardan fazla ormanlık alanın kül olduğu bilgisi paylaşıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gökan Zeybek son 10 yıl içindeki orman yangınlarının bilançosunu çıkardı.

Sözcü’den Tuncay Özata’nın haberine göre, Zeybek şu ifadeleri kullandı: 2024’te Diyarbakır – Mardin hattında çıkan yangında: 12 can kaybı, 78 kişi yaralandı. Yüzlerce hayvan telef oldu. Köyler boşaltıldı.

2025: 3.044 yangın. Son 1 haftada 624 yeni yangın. En büyüğü Bursa’da: 4 kişi yaşamını yitirdi. Karabük’te 19 köy tahliye edildi.

Bilim insanları yıllardır uyarıyor… İklim değişikliği Türkiye’yi Akdeniz tipi yangın kuşağının merkezine yerleştiriyor. Kuraklık artıyor, hava sıcaklıkları 50°C’ye dayanıyor, nem düşüyor. Ormanlarımızı 20. yüzyıl planlarıyla 21. yüzyıl yangınlarına karşı koruyamayız.

Yangınla mücadele değil, yangını önleme temelli sistem kurulmalı. Enerji hatları sık sık kıvılcım çıkarıyor ama bakımsız bırakılıyor. Yangın riski yüksek alanlarda yapılaşma artarak devam ediyor.

En Çok Yangın Görülen Bölgeler (2015-2024) (Yangın sayısı 10 yıllık toplam)

Muğla: 3120
İzmir: 2817
Antalya: 2234
Kahramanmaraş; 1759
Adana: 1505

Yanan Alan Açısından: (İl / hektar)

Antalya: 67512
Muğla: 52686
İzmir: 17751
Mersin; 15104
Adana: 12514

Önlemler ne olmalı?

Türkiye genelinde 7.000’den fazla köy ve mahalle, riskli orman alanlarında yer alıyor.

Yerleşim yerleri ile ormanlar arasına tampon bölgeler oluşturulmalı.

Basınçlı su sistemleri yaygınlaştırılmalı, yangına ilk müdahale süresi kısaltılmalı.

Orman köylüsü sürece dâhil edilmeli – eğitim, ekipman ve destek sağlanmalı.

Orman içindeki yanıcı maddeler (kuru dal, ot, yaprak vs.) düzenli olarak temizlenmeli.

Kırsal bölgeler yangına dayanıklı hale getirilmelidir.

Olan sadece müdahale: geç gelen, geç kalan bir refleks

Paylaşın

Anket: Kendini “Atatürkçü” Olarak Tanımlayanların Oranı Yüzde 20,6

ALF Araştırma’nın “kendinizi ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız?” sorusunu yönelttiği ankette katılan katılımcıların yüzde 20,6’sı “Atatürkçü”, yüzde 16’sı “Milliyetçi” ve yüzde 14.2’si ise “Muhafazakar” olarak tanımladı.

ALF Araştırma, 8-11 Temmuz 2025 tarihleri arasında 1800 kişiyle dikkat çeken bir anket çalışması yaptı.

ALF Araştırma’nın “kendinizi ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız?” sorusunu yönelttiği ankette katılan katılımcıların yüzde 20,6’sı “Atatürkçü”, yüzde 16’sı “Milliyetçi” ve yüzde 14.2’si ise “Muhafazakar” olarak tanımladı.

Katılımcıların yüzde 9.3’ü “Sosyal Demokrat”, yüzde 8.6’sı “Kürt Milliyetçisi” ve yüzde 7,8’si ise “İslamcı” olarak tanımladı.

İşte anket sonucu:

Atatürkçü: Yüzde 20.6
Milliyetçi: Yüzde 16.0
Muhafazakar: Yüzde 14.2
Sosyal Demokrat: Yüzde 9.3
Kürt Milliyetçisi: Yüzde 8.6
İslamcı: Yüzde 7.8

Liberal: Yüzde 7.1
Sosyalist: Yüzde 5.6
Ulusalcı: Yüzde 4.2
Neo-Osmanlıcı: Yüzde 3.4
Hümanist: Yüzde 1.1
Diğer: Yüzde 2.1

Paylaşın