Türkiye’de Son Yedi Ayda 92 Bin Hektar Ormanlık Alan Kül Oldu

Türkiye’de 2025 yılının ilk yedi ayında çıkan 153 orman yangınında 92 bin hektardan fazla alan kül oldu. 2025 verileri, yalnızca yangınların sayıca değil, etkide de büyüdüğünü ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği’nin Copernicus uydu sisteminden elde edilen veriler, 2025 yılında Türkiye’nin ağır bir orman yangını sezonu geçirdiğini ortaya koyuyor. Henüz Ağustos ayı başlamadan, 153 büyük yangında toplam 92 bin 241 hektar ormanlık alan zarar gördü.

EFFIS (Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi) verilerine göre, 2025’te orman yangınları Haziran sonunda belirgin bir yükselişe geçti ve Temmuz başında yoğunlaştı. Kısa sürede 90 bin hektardan fazla ormanlık alan alevlere teslim oldu. Ancak uzun yılları kapsayan ortalama veriler, yangın riskinin asıl Temmuz sonu ile Eylül başı arasında yoğunlaştığını gösteriyor.

EFFIS’in 2006–2024 yılları arasındaki haftalık yangın verilerine göre, Türkiye’de yangın sayısı ortalama olarak Ağustos’un ilk haftalarında zirveye ulaşıyor. Haftalık yangın sayılarında en yüksek artış, çoğu yıl 30 Temmuz – 15 Ağustos tarihleri arasında kaydediliyor. Bu veriler, Ağustos’un Türkiye açısından hâlâ yangın sezonunun en kritik bölümü olduğunu gösteriyor.

2025 verileri, yalnızca yangınların sayıca değil, etkide de büyüdüğünü ortaya koyuyor. EFFIS sistemine göre her bir yangında ortalama 603 hektarlık alan zarar gördü. Bu oran, önceki yıllara göre üç kat fazla.

EFFIS verilerine göre:

Yıl                              Yanan Alan (ha)    Yangın Sayısı
2022                              15.685                         62
2023                              32.599                       174
2025 (ilk 7 ay)             92.241                       153

Sadece 2025’in ilk yedi ayında kaydedilen zarar, son iki yılın toplamından fazla. Ayrıca bu yıl, yangın başına düşen tahribat da ciddi biçimde arttı. 2024’te bir yangında ortalama 180 hektar alan yanarken, bu yıl bu rakam 600 hektara yaklaştı.

EFFIS’in haftalık yangın verilerine göre 2025 yılında yangınlar erken başladı ve Temmuz başında zirve yaptı. Ancak 2006–2024 ortalamasına göre yangınların en yoğun yaşandığı dönem halen Temmuz sonu ile Ağustos ortası arası. Bu tablo, 2025’in normların dışına çıkan bir sezon olduğunu ortaya koyarken, mevsimsel olarak asıl riskin hâlâ sürebileceğine işaret ediyor.

Paylaşın

8 Bin 792 Soru Önergesi Cevapsız Kaldı

28. Yasama Dönemi’nde milletvekilleri toplamda 30 bin 546 yazılı soru önergesi verdi. Önergelerin sadece 4 bin 3 tanesi yasal süresi içinde ilgili bakanlarca cevaplanırken; 16 bin 908 önerge yasal süresi geçtikten sonra yanıtlandı. 8 bin 792 önerge ise yanıtsız bırakıldı.

Yanıtsız bırakılan önerge verisinde ilk sırada Murat Kurum olsa da; Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, kendisine yöneltilen 622 soru önergesinin 543’üne yanıt vermedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Bakan, milletvekillerinin verdikleri önergelerin ilgili Bakanlıklarca yanıtlanmaması konusunu Meclis gündemine taşımış ve Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a sormuştu. Bakan’ın önergesine Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ’dan yanıt geldi.

Verilere göre, 21 Temmuz 2025 tarihi itibarıyla milletvekilleri toplamda 30 bin 546 yazılı soru önergesi verdi. Önergelerin sadece 4 bin 3 tanesi yasal süresi içinde ilgili Bakanlarca cevaplanırken; 16 bin 908 önerge yasal süresi geçtikten sonra yanıtlandı. 8 bin 792 önerge ise yanıtsız bırakıldı. Verilen 30 bin 546 önergenin 12 bin 128’ini CHP milletvekilleri verdi.

Önergelerin yanıtlanma durumunun Bakanlara göre dağılımı şöyle:

Adalet Bakanı’na 4 bin 282
İçişleri Bakanı’na 4 bin 105
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı’na 3 bin 347
Tarım ve Orman Bakanı’na 2 bin 795
Sağlık Bakanı’na 2 bin 520 önerge verildi.

İlk sırada Murat Kurum geliyor

Önergeleri yanıtlamayan Bakanların dağılımı ise şöyle:

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum bin 682 önergeyi
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya bin 345 önergeyi
Adalet Bakanı bin 238 önergeyi
Sağlık Bakanı ise bin 156 önergeyi yanıtsız bıraktı.
Yanıtsız bırakılan önerge verisinde ilk sırada Murat Kurum olsa da; Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak, kendisine yöneltilen 622 soru önergesinin 543’üne yanıt vermedi.

Murat Bakan, Meclis performansına ilişkin sunduğu önergesinde “Yazılı soru önergelerinin ilgili Bakanlıklarca çoğu zaman yasal süresi içinde yani zamanında cevaplandırılmadığı; kimi Bakanlıkların sorulan sorulara yanıt vermeyip, sırf ‘cevaplandırılmış’ olsun diye eksik, yüzeysel ve alakasız içeriklerle geçiştirildiği; bazı Bakanlıkların ise uzun zamandır hiçbir yazılı soru önergesine yanıt vermediği görülmüştür. Bu durum, Gazi Meclis’in yürütme organının denetleme işlevini zayıflatmakta, kamuoyunun bilgi alma hakkını ihlal etmekte ve seçilmiş milletvekillerinin Anayasa ve TBMM İçtüzüğü’nden kaynaklanan haklarının kullanmalarını doğrudan engellemektedir” dedi.

Bekir Bozdağ, CHP’li Bakan’ın değerlendirmesine istinaden şu cevabı verdi:

“Önceki yaşama dönemlerinde olduğu gibi bu yaşama döneminde de Başkanlığımızca 5.12.2023, 28.06.2024, 05.12.2024 ve 24.06.2025 tarihlerinde Cumhurbaşkanı yardımcısı ile bakanlıklara yazılı soru önergelerinin cevaplandırılma durumunu gösteren yazılar yazılmıştır. Bu yazılarda yazılı soru önergeleri süresi içinde cevap verilmesi ve verilecek cevapların TBMM’nin saygınlığına uygun olacak şekilde soruları tam olarak karşılayan, yeterli ve tatminkâr nitelikte hazırlanması hususu iletilmiştir. Bu uygulamaya devam edilecektir.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu’ndan İktidara Sert Sözler

Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, iktidarın genel afet ve kriz yönetimindeki eksikliklerini vurgulayarak, “Bu köhnemiş sistemi ve ahlaki çöküş yaşayan siyaseti kökten ve radikal şekilde değiştirmeye kararlıyız!” dedi.

Haber Merkezi / Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım ile orman yangınları başta olmak üzere genel afet ve kriz yönetimindeki aksaklıkları gündeme getirdi.

Davutoğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Bir sistem çöküşü yaşıyoruz! Her afete geç ve etkisiz müdahale ederek halkı kendi kaderiyle başbaşa bırakan, ülkenin kriz yönetim kapasitesini her geçen gün zayıflatan, yangınlarda ve depremlerde erken uyarı sitemini harekete geçiremeyen,

bir afet ülkesi olduğu halde, gece görüşü ekipmanı ile donanmış helikopterler ve uçaklar temin edemeyen, kendi lüks ve itibarları için kullandıkları özel uçak filolarının yerine, yangınlara müdahale kapasitesi yüksek tam donanımlı hava araçları almaktansa,

halkın mal ve canını riske etmekten kaçınmayan, orman işçilerini yeterli planlama olmadan ve yine yeterli ekipman temin etmeden alevlerin içine salıp, cenazelerini alan, memleketi korumasını beklediği askerini, sıvı yetersizliği ile kaybeden,

herhangi bir askeri operasyon esnasında askerlerini düşman saldırısında değil, metan gazı zehirlenmesi ile şehit veren, Kartalkaya’da tatile giden vatandaşlarının yanışını canlı yayında izleyen, herkesin güvenilirliğinden emin olduğu bir sınavı dahi yapamayan,

sokaklarını uyuşturucu baronlarından, sosyal medya ortamını kumar sitelerinden temizleyemeyen, aile yapımızı çökerten toplumsal yozlaşmaya set çekemeyen, gençlerimizi, kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruyamayan; bugünkü iktidar, bu sistem çöküşünün temel sorumlusudur.

Kapsamlı bir sorgulama ve yenilenme olmadan bu sistem çöküşünden çıkamayız. Bu köhnemiş sistemi ve ahlaki çöküş yaşayan siyaseti kökten ve radikal şekilde değiştirmeye kararlıyız!”

Paylaşın

Türkiye’de Son 10 Yılda 257 Bin Hektar Ormanlık Alan Kül Oldu

Türkiye’nin birçok ilinde orman yangınlarıyla mücadele sürerken, 2015 ile 2025 arasında çıkan 27 binden fazla orman yangınında 257 bin hektardan fazla ormanlık alanın kül olduğu bilgisi paylaşıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gökan Zeybek son 10 yıl içindeki orman yangınlarının bilançosunu çıkardı.

Sözcü’den Tuncay Özata’nın haberine göre, Zeybek şu ifadeleri kullandı: 2024’te Diyarbakır – Mardin hattında çıkan yangında: 12 can kaybı, 78 kişi yaralandı. Yüzlerce hayvan telef oldu. Köyler boşaltıldı.

2025: 3.044 yangın. Son 1 haftada 624 yeni yangın. En büyüğü Bursa’da: 4 kişi yaşamını yitirdi. Karabük’te 19 köy tahliye edildi.

Bilim insanları yıllardır uyarıyor… İklim değişikliği Türkiye’yi Akdeniz tipi yangın kuşağının merkezine yerleştiriyor. Kuraklık artıyor, hava sıcaklıkları 50°C’ye dayanıyor, nem düşüyor. Ormanlarımızı 20. yüzyıl planlarıyla 21. yüzyıl yangınlarına karşı koruyamayız.

Yangınla mücadele değil, yangını önleme temelli sistem kurulmalı. Enerji hatları sık sık kıvılcım çıkarıyor ama bakımsız bırakılıyor. Yangın riski yüksek alanlarda yapılaşma artarak devam ediyor.

En Çok Yangın Görülen Bölgeler (2015-2024) (Yangın sayısı 10 yıllık toplam)

Muğla: 3120
İzmir: 2817
Antalya: 2234
Kahramanmaraş; 1759
Adana: 1505

Yanan Alan Açısından: (İl / hektar)

Antalya: 67512
Muğla: 52686
İzmir: 17751
Mersin; 15104
Adana: 12514

Önlemler ne olmalı?

Türkiye genelinde 7.000’den fazla köy ve mahalle, riskli orman alanlarında yer alıyor.

Yerleşim yerleri ile ormanlar arasına tampon bölgeler oluşturulmalı.

Basınçlı su sistemleri yaygınlaştırılmalı, yangına ilk müdahale süresi kısaltılmalı.

Orman köylüsü sürece dâhil edilmeli – eğitim, ekipman ve destek sağlanmalı.

Orman içindeki yanıcı maddeler (kuru dal, ot, yaprak vs.) düzenli olarak temizlenmeli.

Kırsal bölgeler yangına dayanıklı hale getirilmelidir.

Olan sadece müdahale: geç gelen, geç kalan bir refleks

Paylaşın

Anket: Kendini “Atatürkçü” Olarak Tanımlayanların Oranı Yüzde 20,6

ALF Araştırma’nın “kendinizi ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız?” sorusunu yönelttiği ankette katılan katılımcıların yüzde 20,6’sı “Atatürkçü”, yüzde 16’sı “Milliyetçi” ve yüzde 14.2’si ise “Muhafazakar” olarak tanımladı.

ALF Araştırma, 8-11 Temmuz 2025 tarihleri arasında 1800 kişiyle dikkat çeken bir anket çalışması yaptı.

ALF Araştırma’nın “kendinizi ideolojik olarak nasıl tanımlarsınız?” sorusunu yönelttiği ankette katılan katılımcıların yüzde 20,6’sı “Atatürkçü”, yüzde 16’sı “Milliyetçi” ve yüzde 14.2’si ise “Muhafazakar” olarak tanımladı.

Katılımcıların yüzde 9.3’ü “Sosyal Demokrat”, yüzde 8.6’sı “Kürt Milliyetçisi” ve yüzde 7,8’si ise “İslamcı” olarak tanımladı.

İşte anket sonucu:

Atatürkçü: Yüzde 20.6
Milliyetçi: Yüzde 16.0
Muhafazakar: Yüzde 14.2
Sosyal Demokrat: Yüzde 9.3
Kürt Milliyetçisi: Yüzde 8.6
İslamcı: Yüzde 7.8

Liberal: Yüzde 7.1
Sosyalist: Yüzde 5.6
Ulusalcı: Yüzde 4.2
Neo-Osmanlıcı: Yüzde 3.4
Hümanist: Yüzde 1.1
Diğer: Yüzde 2.1

Paylaşın

PYD’den Dikkat Çeken “Silah Bırakma” Açıklaması: Gündemimizde Yok

Rojava Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Eş Başkanı İlham Ahmed, “Silah bırakmak bizim için kesinlikle gündemde değil. Bu koşullarda silah bırakmak, ‘git öl’ demek olur” ifadesini kullandı.

İlham Ahmed, Rûdaw’a verdiği kapsamlı röportajda, Şam yönetimiyle yürüttükleri görüşmeler, Türkiye ile temaslar ve Öcalan’ın mesajları hakkındaki değerlendirmeleriyle dikkat çekti. Röportajda Ahmed’in, “silah bırakmanın şu an gündemlerinde olmadığını” vurgulaması ve Abdullah Öcalan’la doğrudan görüşüp görüşmediği yönündeki sorulara net cevap vermemesi, Ankara’da özellikle güvenlik politikaları açısından önemli bir tartışma başlığı haline geldi.

Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Suriye ordusuna katılımına ilişkin sorulara cevap veren İlham Ahmed, 10 Mart’ta imzalanan mutabakata atıfla “entegrasyon” başlığının müzakere konusu olduğunu belirtirken, sürecin bir “teslimiyet” şeklinde olmayacağını söyledi. Ahmed, “Silah bırakmak bizim için kesinlikle gündemde değil. Bu koşullarda silah bırakmak, ‘git öl’ demek olur” ifadesini kullandı.

PKK’nın kurucu lideri Abdullah Öcalan’la doğrudan temas kurulup kurulmadığı yönündeki soruya ise Ahmed net bir cevap vermekten kaçındı. “Bilgi alıyoruz… Alışveriş var… Olmuş da olabilir, olmamış da olabilir” sözleriyle yetinen Ahmed, Öcalan’ın barış sürecine dair mesajlarını ise “tarihi bir inisiyatif” olarak nitelendirdi.

İlham Ahmed’in açıklamaları, geçtiğimiz gün iktidar ortağı MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı yazılı açıklamanın hemen ardından geldi. Bahçeli, Türkiye’nin “terörsüz bir gelecek” hedefi doğrultusunda ilerlediğini belirterek, çözüm sürecine benzer şekilde işleyen mevcut yapıya ilişkin uyarılarda bulundu. “YPG/PYD’nin süreci ağırdan alması, gelişmeleri sakatlama arayışı kabul edilemez bir çirkefliktir” diyen Bahçeli, İmralı’dan gelen mesajlara da dikkat çekti.

Bahçeli, “Milliyetçi Hareket Partisi için dikkate alınması gereken asıl çağrı bahse konu İmralı çağrısıdır” ifadesiyle, Öcalan’ın rolüne dair tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Aynı açıklamada, TBMM’de kurulması planlanan “Milli Birlik ve Dayanışma Komisyonu”na dört isimle katılacaklarını da duyuran Bahçeli, “Artık terörizmle geçirilecek bir anımız kalmamıştır” dedi.

Röportajında Türkiye ile “açık bir kanal” üzerinden görüşmelerin sürdüğünü de teyit eden İlham Ahmed, “Silahlı çatışma yerine diyaloğu tercih ediyoruz. Bu konudaki engelleri aşmak için çalışıyoruz” dedi. Ancak, MİT’le doğrudan temas kurup kurmadığı sorusuna yine doğrudan bir cevap vermedi.

Ahmed, Suriye’de savundukları modelin ise federal ya da bağımsızlık değil, adem-i merkeziyetçi bir yönetim olduğunu yineledi. “Eğitim, sağlık, iç güvenlik gibi konular yerelden yönetilmeli; sınır, pasaport, dış politika gibi başlıklar ise merkezde kalabilir” görüşünü dile getirdi.

“Afrin halkı evine dönecek”

Efrin, Serekaniye ve Gire Spi gibi Türkiye’nin desteklediği silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde hedeflerinin, yerinden edilen halkın geri dönüşünü sağlamak olduğunu belirten Ahmed, bu konuda hem Şam yönetimiyle hem de Türkiye ile temas kurduklarını söyledi. Afrin için “Geri dönecekler, buna inanıyorum” diyen Ahmed, bölgedeki demografik yapının da yeniden inşa edileceğini savundu.

Paylaşın

İmamoğlu’nun Yüksek Lisans Diploması Da İptal Edildi

Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tezli yüksek lisans diploması da iptal edildi.

Haber Merkezi / İstanbul Üniversitesi tarafından verilen kararın gerekçesinde, Ekrem İmamoğlu’nun lisans mezuniyetinin geçersiz sayılması ve yüksek lisans kaydında usule aykırılıklar bulunması gösterildi.

İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak, Ekrem İmamoğlu’nun yüksek lisans diplomasının iptal edileceğini yazmıştı.

İstanbul Üniversitesi ayrıca, Ekrem İmamoğlu’nun mezuniyet kaydının hem Akademik Kayıt Sistemi (AKSİS) hem de Yükseköğretim Bilgi Sistemi (YÖKSİS) üzerinden silinmesine karar verdi. Yüksek lisans tezinin YÖK Ulusal Tez Merkezi’nden kaldırılması da karara bağlandı.

Ekrem İmamoğlu hakkında, 2024 yılının Eylül ayında üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma, İmamoğlu’nun 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden (GAÜ) İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İngilizce İşletme Bölümü’ne yatay geçiş sürecinde usulsüzlük yaptığı iddialarına dayanıyor.

İddialar, ilk olarak 2019 yerel seçimlerinden sonra sosyal medyada gündeme gelmiş, 2024’te Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay tarafından yeniden dile getirilmişti. Atay, GAÜ’nün o dönemde YÖK tarafından tanınmadığını ve İmamoğlu’nun geçişinin imkansız olduğunu savunmuştu.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekrem İmamoğlu hakkında, 22 Şubat 2025’te “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla soruşturma başlatmıştı. Soruşturmanın dayanağı ise, Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) Denetleme Kurulu’nun 17 Şubat 2025 tarihli raporu olmuştu.

Raporda, İmamoğlu’nun yatay geçiş yaptığı dönemde GAÜ’nün YÖK tarafından tanınmadığı ve sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin tanındığı belirtilmişti. Ayrıca, İstanbul Üniversitesi’nin yatay geçiş işlemlerinin YÖK kararlarına uygun yürütülmediği de öne sürülmüştü.

İstanbul Üniversitesi, 18 Mart 2025’te İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 28 kişinin diplomalarını “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle iptal etmişti. Üniversite, İmamoğlu’nun yatay geçişinin usulsüz olduğunu ve GAÜ yerine Doğu Akdeniz Üniversitesi adıyla işlem yapıldığını iddia etmişti.

Savcılık, “zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla Ekrem İmamoğlu hakkında, 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası ve siyasi yasak talep ediyor.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Süreç” Çıkışı: İhanet Girişimine Karşıyım

İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin konuşan İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, “Ben barış girişimlerine değil ihanet girişimlerine karşıyım” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Fatih Altaylı Youtube kanalına katılarak açıklamalarda bulundu. İktidarın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yorumlarda bulunan Dervişoğlu şunları kaydetti:

“Sürecin adı Terörsüz Türkiye değil. Süreç keşke adı Terörsüz Türkiye olsa. Sürece isim de veremediler. Terörsüz Türkiye yürütülen iletişim kampanyasının sloganı. Bu konuyu eleştirdiğinizde de siz barış karşılığı oluyorsunuz. Yani Terörsüz Türkiye’yi kim istemez? Ama ben şunu biliyorum, Terörsüz Türkiye terörist başının yol göstericileri yol göstericiliğiyle inşa edilemez. Ya biz neyi konuşuyoruz? Terörsüz Türkiye’yi mi konuşuyoruz?

Üniter yapımız tartışılıyor, onu konuşuyoruz. Vatandaşlık tanımımız tartışılıyor, onu konuşuyoruz. Terörsüz Türkiye ile ilgili ne olmuş yani? 30 tane eşkıya silahını bırakmış, Türkiye terörist aleme gelmiş. Yani Suriye’nin kuzeyinde ordulaşmış YPG, PYD’nin silah bırakma konusuyla ilgili açıklamalarını görmüyor mu bu millet? İşte Sayın Devlet Bahçeli sadece Alevi ve Kürt cumhurbaşkanı yardımcısı önermiyor ya. Bugün işte bir öneride daha bulunmuş.

PYD’nin silah bırakma sürecini ağırlaştırdığını ve savsakladığını, bunun siyasi çirkeflik olduğunu ifade etmiş. “Hepinizi Abdullah Öcalan kurdu, onun lafını niye dinlemiyorsunuz” diyor Sayın Devlet Bahçeli. Hem onlara lafını dinleyecek adamı gösteriyor hem de Türkiye’nin lafını dinleyecek kurucu önderi olarak o cani başını millete dayatmaya kalkışıyor.

Şimdi buna karşı da o konuştuğu için cevap verilmezmiş sanki gibi bir tepki oluşmasın arzuluyor. Ben barış girişimlerine değil ihanet girişimlerine karşıyım. Bana gelip de birisi Böyle bir soruyu yöneltemez bile. Ama işte ortada olan şey şudur, bakın ben açık ve net olarak söylüyorum. Bu milletin bir sigortaya ihtiyacı var. Doğru düşünen, doğru anlatan, onun bunun oyununa gelmeyen ve tuzağına düşmeyen insanların oluşturduğu bir birliğe ihtiyacı var.”

“İmamoğlu kaçsa Erdoğan Kurban Bayramı’nı beklemez adağa boğar ortalığı”

CHP’nin tutuklu belediye başkanları ile ilgili yorumlarda bulunan Dervişoğlu şunları söyledi: “Tutukluluk istisnai bir haldir. Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili de bir takım yargılama süreçleri geçmiş dönemlerde yaşanmıştır. Ama Recep Tayyip Erdoğan hüküm aldığı zaman tutuklanmış ve hükmünün icabı yerine gelsin diye cezaevine gönderilmiştir. Bunca belediye başkanına yakın diye gözaltına alınmış ve tutuklanmış insanın hak ve hukukunun çiğnenmesi benim adalet anlayışımla bağdaşmıyor. Öncelikle onu ifade etmek istiyorum. Ama bununla mücadelenin yol haritasının da doğru tanzim edilmesi gerekiyor. Burada zedelenen adalet duygusudur. Ben gittiğim her programda söylüyorum. Adalet duygusunun zedelendiği toplumlarda zedelenmemiş müessese kalmaz.

Türkiye’de bu duygu zedelenince hükümet adına ya da Sayın Erdoğan adına iddianame tanzim eden savcılar varmış ya da işte Türk milleti adına değil de Erdoğan adına karar veren hakimler varmış hissiyatının oluşması son derece tehlikeli bir durum. O sebeple genel başkan olduğum günden beri adalet peşinde olduğumu anlatıyorum. Adalet arayışının doğru bir hat üzerinde sürdürülmesinin gerekli olduğuna inanıyorum. Bu tutuklamaların hepsini haksız, hukuksuz tutuklamalar noktasında değerlendiriyor. Yani ihtiyaç yok. İstisnai bir durum çünkü.

Ekrem İmamoğlu kimde tutuklu? Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğu için tutuklu. Daha önceden de söyledim, burada da söylemekte değiş görmüyorum. Kaçma şüphesiyle onu cezaevinde tutuyorsanız, bu son derece yanlış bir şey. Yani salın, kaçsın. Recep Tayyip Erdoğan zaten Kurban Bayramı’nı beklemez. Adağa boğar ortalığı. O sebeple bazı meseleleri doğru değerlendirmek lazım. Ve atılan adımların, içeride tutuklu bulunanlara fayda sağlayacak adımlar olmasını temin etmek. Onlara faydası olmayacak bir adımı atmanın bir anlamı yok.

Dolayısıyla elbette ki siyasi tansiyonu belli bir seviyede tutmak gerekiyor. Ama onların ilk ihtiyaç duydukları şeyin, yani hürriyetin onlarla buluşmasını temin etmek icap ediyor. O pencereden bakıyorum. İşte Fatih Bey de aynı durumda. Kendisini ziyaret ettim. Onun da kulağını çınlatalım kendi şeyinde. Ben ona moral vermeye gittim, o bana moral verdi. Yani son derece gerçeklerin farkında. Son derece verilmesi icap eden mücadelenin çerçevesini belirlemiş durumda. O sebeple ona da en yakın zamanda hürriyet temenni ediyorum ve çok yakın zamanda gerçekleşeceği kanaatini taşıyorum.

Yani şunu da söyleyeyim, Cumhurbaşkanı da tehditten yatıyor. Cumhurbaşkanı anayasamıza göre Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin başkomutanı. Aynı zamanda kendisine yakın olan çevreler ve partisine mensup olanlar, onu bir dünya lideri olarak görüyor. Bir başkomutanın, bir dünya liderinin Fatih Altaylı gibi ilkesi, prensibi olan bir kişinin kalemiyle tehdit edilmeyeceğini herkesin görmesi ve bilmesi lazım. Eğer böyle bir şeyden bahsediliyorsa da bunun abeste iştigal olduğu gerçeğiyle buluşması lazım bunu yapanlar.”

Paylaşın

DEM Parti’den “Orman Yangınları” Açıklaması: Sorumlusu AKP

Orman yangınlarına ilişkin açıklama yapan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halk hep beraber ağlarken, halkın yüreği kavrulurken; ne yazık ki bu ülkenin iktidarı süreci seyretmekle, ya Cumhurbaşkanı Başdanışmanı gibi sosyal medya hesabından dua etmekle ya da olaya kayıtsız kalıp aslında hiçbir şey olmamış gibi kafasını kuma gömmekle meşgul” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Özellikle orman yangınları ve ihmallere dikkat çeken Koçyiğit, şunları söyledi:

“Ülkenin dört bir yanında başlayan ve gün geçtikçe de yayılan orman yangınlarıyla ilgili açıklama yapacağız. Bununla ilgili partimizin görüş ve düşüncelerini sizlerle paylaşacağız. Sadece ülke değil, gerçek anlamda yüreğimiz de yanıyor; geleceğimiz, toprağımız yanıyor. Bununla beraber milyonlarca canlı da yanıp kül oluyor. Her yangının içimizi dağladığını, her yangında bu ülkede milyonlarca insanın sessiz gözyaşları döktüğünü de biliyoruz. Halk hep beraber ağlarken, halkın yüreği kavrulurken; ne yazık ki bu ülkenin iktidarı süreci seyretmekle, ya Cumhurbaşkanı Başdanışmanı gibi sosyal medya hesabından dua etmekle ya da olaya kayıtsız kalıp aslında hiçbir şey olmamış gibi kafasını kuma gömmekle meşgul.

“Bu yangınların en büyük sorumlusu önlem almayan AKP hükümetidir”

Yıllardır iklim krizinin artan etkilerinden bahsediyoruz. Bu konuda iktidar ve hükümete çağrı yapıyoruz ama ne yazık ki bütün bu çağrılarımızı duymayan, görmezden gelen bir akılla karşı karşıyayız. Ormanlar yanıyor, insanlar yaşamını yitiriyor, börtü böcek yok oluyor. Binlerce insan tahliye adı altında yaşam alanlarından bir nevi sürülüyor, başka bir yere gitmek zorunda bırakılıyor. Ülkenin milyonlarca liralık kaynağı yanıp kül oluyor. Bütün bunlara kader dememizi ve doğal karşılaşmamızı bekleyen bir anlayış, doğru dürüst bir açıklama yapmadan bunları normalleştirmeye çalışıyor. Öncelikle bir kez daha söyleyelim: Bu yangınların sorumluluğunu sadece iklim krizine ve artan hava sıcaklığına yüklemek en büyük haksızlıklardan biridir.

Bu yangınların en büyük sorumlusu önlem almayan AKP hükümetidir, önlem almayan kurumlardır ve bakanlığın bizzat kendisidir. Dün Bursa’da bir su tankerinin devrilmesi sonucu yaşamını yitiren 3 işçiyi, daha önce Seyitgazi’de yaşamını yitiren 5 AKUT gönüllüsünü ve 5 orman işçisini ve geçen yıl Diyarbakır’da meydana gelen yangınlarda yaşamını yitiren 15 insanımızı rahmetle anıyorum. Kendilerine Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum. Halklarımızın başı sağ olsun.

Bu ölümleri başsağlığı dileyerek geçiştirmeyi de kabul etmiyoruz, vicdanımız bunu kabul etmiyor. Bunlar kader değil önlenebilecek ölümlerdir. Ama Türkiye’de ne yazık ki bunlar önlenemediği için, insan yaşamı sudan ucuz olduğu için her gün yeni ölümlerle karşı karşıya kalıyoruz. Bir hafta önce ameliyat olmasına rağmen yangın söndürmeye gönderilen ve bu sırada kalp krizi geçiren işçiden de bahsetmek istiyorum. Bir hafta önce ameliyat olan işçinin dinlenmesi gerekirken orman alanlarına gönderilmesi sağlık ve yaşam hakkının göz göre göre hiçe sayılmasıdır. Bütün bunlara dönüp bakanın olmadığını görüyoruz.

Sadece orman yangınları başladığında değil, geçtiğimiz bütün kış boyunca orman yangınlarına ve gelecek tehlikeye dikkat çekmeye çalıştık. Dilimiz döndüğünce önlem alınması gerektiğini ifade ettik, bu önlemleri de sıraladık. Yangın söndürme uçaklarının sayısının artırılması, her türlü ekipmanın yenilenmesi, özellikle de elektrik nakil hatlarının ve trafoların yenilenmesi ve bakımlarının yapılması gerektiğini ifade ettik. Bu konuda hızlı bir şekilde yol alınması gerektiğini ifade ettik.

Ancak ne yazık ki Türkiye’de her şeyi özelleştiren iktidar ve özele devrettikten sonra sırtını dönüp bakan anlayış, bugün hem yangınların çıkmasının hem de bu yangınların yayılmasının ve can kayıplarının birinci derecede sorumlusudur. Sadece biz yapmadık bu uyarıları, aynı zamanda ilgili kurumlar ve uzmanlar da birçok çağrı yaptı. Bu konuda alınması önemleri tek tek sıraladılar. Ne yazık ki onların da sesi duyulmadı, onların da yaptığı çağrılara hiç kimse kulak vermedi.

Sadece birkaç ille, bir bölgeyle sınırlı bir yangından bahsetmiyoruz. Bu yıl 18 ili kapsayan devasa bir yangından bahsediyoruz. Neredeyse ülkenin en büyük orman habitatları yok olmakla yüz yüze kalmış. Devasa ormanlar günlerce yanıyor. Geçmişte 24 saatte kontrol alınan yangınlar, şimdi günlerce devam ediyor ve kontrol altına alınamıyor. Eş zamanlı çıkan yangınlar işgücü ve ekipmanların bölünmesine neden oluyor ve bu da müdahaleyi zorlaştıran bir etken. Sadece İletişim Başkanlığının verilerine bakacak olursak; 1 Ocak- 6 Temmuz arasında 1351’i ormanlık alan ve 1830’u orman dışı alan olmak üzere toplam 3181 yangın çıktı. Sadece Haziran ve Temmuz 2025’te, yani bir aylık süreçte en az 650 yangın çıktı.

Bu yangınlar binlerce hektar alana tekabül ediyor. 23-24 Temmuz arasında, yani 2 günde 10 bin hektar alan yanmış. Bu 2-3 günde yanan orman alanı en az 15 bin futbol sahasına tekabül ediyor. Bu anlamıyla, burada devasa bir felaketle karşı karşıya olduğumuz ortada. Sıradan bir yangından bahsetmediğimizin, önümüzdeki onlarca yılı etkileyecek devasa bir felaketle karşı karşıya olduğumuzun altını çizmek gerekiyor. Bu yangınlar sadece can kayıplarına, orman örtüsünün yok olmasına, işçilerin yaşamlarını mal olmuyor; aynı zamanda büyük ekonomik kayıplara da neden oluyor. Sadece tek bir ilde yangın söndürme maliyeti, uçak ve helikopter gibi belli başlı kalemlerde bile en az 2-3 milyon arasında.

Sadece bir örnek vereceğim. Ezine’de 4 saatlik yangın söndürme müdahalesi 2 milyon 796 bin lira. Bu ne demek? Aslında zamanında önlem almayanların hem can kayıplarıyla hem ekonomik kayıplarla hem de orman örtüsü kayıplarıyla ülkeyi mahvettiğinin en açık göstergelerinden biri. Sadece Hatay’daki yangınlarda iki günde 1680 kişi, Bursa’da 1765 kişi -ki bu rakamları sürekli güncellemek gerekiyor- tahliye edilmek zorunda kalmış. Yani aslında yaz başından beri on binlerce insanın kendi yaşam alanlarını, evlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kaldıklarını görüyoruz. Bunu hafifsemek, sıradanlaştırmak ve görmezden gelmek asla ama asla kabul edilebilir bir durum değildir.

Yine artan küresel ısınma ve iklim kriziyle beraber geçmiş yıllara göre de orman yangınlarının sayı ve oran olarak arttığını görüyoruz. 2025’in ilk 6 ayında çıkan yangınlar 2024’te çıkan yangın sayısının 3,4 katına tekabül ediyor. Yanan alan miktarı ise tam 25 kat artmış durumda. Son 2 günde 10 bin hektar alanın yanması geçmiş yıllara göre ne kadar büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuzu da gösteriyor. Bu hem ülke ortalamasının geçmiş yıllara göre üstünde bir oran hem de dünya ortalamasının üstünde. Burada en temel sorun tedbirsizlik, önlem almamaktır.

Özellikle elektriğin özelleştirilmesiyle beraber özel şirketlerin bakım onarımı bir maliyet olarak görüp kaçınması, ekipman ve insan gücü eksikliği de en temel sorunlardan. Orman Genel Müdürlüğünün 80 bin olması gereken personel sayısı bugün yarısı kadar, yani 40 bin civarında. Bu kabul edilebilir bir durum değil. Yine yangın söndürme için kadro sayısı normalde 25 bin olmalıyken, sadece 12 bin personel var ve bunların çoğunun kayıtlı olmadığını görüyoruz. Maliye personel almayın diyor, kemer sıkma politikası uyguluyor.

Ama bu kemer sıkma politikası şu ana kadar 14 insanın yaşamına mal oldu, bu yıl yaşanan yangınlarda milyonlarca doların kaybedilmesine neden oldu. En önemlisi de orman habitatının yok olmasına neden oldu. Umarım Maliye Bakanlığı bugüne kadar yaptığı bu yanlış uygulamayı gözden geçirir. Orman işçisi almanın bir maliyet olmadığını, orman işçisinden tasarrufun bütün geleceğimizi yok edecek bir uygulama olduğunu görür. Buna göre göre bir yaklaşımı ortaya koyar diye umuyoruz.

“İHA-SİHA teknolojisini niye yangınlarla mücadelede kullanmıyorsunuz?”

Bakanın geçen yılki bütçe konuşmasını hatırlayalım. Her şey güllük gülistanlıktı, teknik rakamları sıraladı bize. “Yangınlarda ilk müdahale süresini 11 dakikaya düşürdük” dedi. ‘İHA kullanımında Avrupa’da birinciyiz’ dedi. “Yangın havuzları yaptık, arazöz helikopter sayımız arttı” dedi. Söyledi de söyledi. Günün sonunda ülke yangınlarla baş başa kaldığında, iki gündür Bursa’da olduğu gibi, gece görüşlü helikopter olmadığı için yangına müdahale edilemediğini gördük. Gönüllülerin ve canı pahasına evini korumak isteyen insanların yangının kent merkezine ulaşmasını engellediğini, yeterli arazöz ve personel olmadığını, erken uyarı sistemlerinin işlemediğini, yerel yönetimlerle ortalama bir koordinasyonun bile sağlanmadığını, yerel yönetim ve yerel halkın sürecin paydaşı kılınmadığını gördük.

Orman köylüsünün her geçen gün tasfiye edildiğini ve yaşam alanlarından sürüldüğünü, bu nedenle de geleneksel bilgi birikimi ve yangınları erken görme ve bildirme gibi meselelerin de ortadan kalktığını tek tek görüyoruz. Ama bütün bunlara rağmen Orman Bakanı çıkıp muazzam bir açıklama yaptı. ‘En iyi, hiç maliyetsiz yangın söndürme yolu bu yangının çıkmamasını sağlamaktır’ dedi. Gerçekten hayret, inanılmaz bir şey! Ülke yanıyor ve yarısı kavrulmuş küle dönmüş halde, Orman Bakanı ise en iyi yangın söndürme yolunun yangının çıkmasını engellemek olduğunu söylüyor. O zaman soruyoruz: Niye engellemiyorsunuz? Niye bu ülkedeki İHA-SİHA teknolojisini, erken uyarı sistemini gerçek anlamda orman yangınlarını engellemek için kullanmıyorsunuz? Ama bütün bu sorularımızın da havada kaldığını biliyoruz.

Bu çıkan yasaların sermaye lehine olduğunun, en önemlisi de mevcut mevzuatı sermayenin ve maden şirketlerinin lehine esnetmek için çıkarılan ticari yasalar olduğunun altını çizmek istiyoruz. Onun için buradan bir kez daha şunu ifade etmek gerekiyor: AKP’nin en büyük düşmanlığı doğaya karşıdır, halka karşıdır. Çok açık ve net. Bugün bu ülkede bu kadar çok orman yangını çıkıyorsa, bütün yeşil alanlar imara açılıyorsa, kıyı hattı orada yaşayan halka değil de bazı turizm şirketlerine peşkeş çekiliyorsa, KHK’lerle bu ülkenin bütün zenginlikleri üç beş sermaye şirketine veriliyorsa; bunun sorumlusu sermayeden yana olan iktidarın bizzat kendisidir.

Bu anlamıyla, doğayı korumaya, halkları korumaya, yaşamı korumaya devam edeceğiz. Bir taraftan yangınları konuşuyoruz, bir taraftan da sellerle boğuşuyoruz. İklim krizi tam da böyle bir şey. Öngörülemeyen büyük fırtınalar, büyük yangınlar, büyük sel felaketleri; bunlar tam da içinde bulunduğumuz iklim krizinin sonuçlarını tarif ediyor. Geçmiş yıllarda da dünya kadar sel oldu. Dere yataklarının ıslah edilmesi gerektiğini, dere yataklarının imara açılmaması gerektiğini söylemiştik. İmar planlarının kentin dokusunu ve risk alanlarını gözeterek uzmanlarla birlikte yapılması gerektiğini söylemiştik. Ancak hiçbirini dikkate almadılar, almamaya da devam ediyorlar.

Vekili olduğum Kars’ın Kağızman ilçesinde yağış sonucu sel etkili oldu. 8 köyümüz çok ciddi tahribat yaşadı, evler ve hayvan barınakları çok ciddi zarar gördü. Tek tesellimiz can kaybının olmaması. Fakat artık bu can kayıplarını olmamasının ötesinde, yitip giden diğer canlıların da hesaba katılması gerekiyor. Duranlar, Keşkıran, Yağlıca, Kuruyayla ve Güngendi başta olmak üzere 8 köy zarar gördü. Bu zararı gidermek için yine köylünün seferber olduğunu, köylünün yardımlaşma ve dayanışmayla süreci aşmaya çalıştığını görüyoruz.

Yine AFAD yok, yine devlet yok. Büyük bir devletsizlik kriziyle karşı karşıyayız. Yetkili kurumlar kafasını kuma gömüyor, neredeyse ilk anda görünüyor ama sonrasını takip eden yok. Zarar ziyanı tazmin eden yok. Köylünün, halkın yanında olmak yok. Sadece ve sadece sosyal medyada dua ederek süreci kurtarmaya çalışan bir akılla karşı karşıyayız. Oysaki devletin sorumluluğu önlem almaktır, duayı halkımız zaten ediyor. Yetkili kurumları dua etmeye değil icracı olmaya, görevlerinin gereklerini yerine getirmeye çağırıyoruz.

Bütün bunları ne için yaşıyoruz? Bütün bunların temelinde, kapitalist modernitenin doğayı bir sömürü aracı olarak görme zihniyetinin yattığını görüyoruz. Azami kar peşinde koşan şirketler ve iktidarlar doğayı geri dönüşü olmayan yıkımlarla baş başa bırakıyor. Kapitalizmin doğaya tahakkümü ve saldırısı, kaynakları sonuna kadar sömürme isteği ekosistemde büyük tahribatlara neden oluyor. Bunların sonucunda da buzulların erimesinden canlı popülasyonlarının azalmasına, türlerin yok olmasından sulama düzenlerinin değişmesine ve kuraklığa, canlıların barınma ve beslenme sorunlarından zorunlu göçlere kadar büyük bir küresel krizle karşı karşıya kalıyoruz.

DEM Parti olarak ekolojik ve demokratik paradigmamızla, insanı doğanın efendisi değil bir parçası olarak görüyoruz; ormanın, suyun, doğanın ticarileştirilmesine ve piyasalaştırılmasına karşı, büyük küresel enerji politikalarına karşı mücadele etmeyi temel bir ilke olarak benimsiyoruz. Mücadelemiz iktidarın ve kapitalist modernitenin doğayı, doğal varlıkları ve yaşamı metalaştırarak sömürmesine ve yaşam alanlarını yok etmesine karşı doğanın, insanın, hayvanların ve tüm canlıların yaşam hakkını korumayı esas alıyor.

Bizler özgürlükçü yerel yönetim anlayışımızla, yaşam alanlarının ve doğal varlıkların korunması için halkın söz ve karar sahibi olması gerektiğini düşünüyoruz. Yerel halkı, yerel yönetimi hiçe sayan ve her şeyi Ankara’dan planlamaya çalışan, her şeyi merkezileştirmeye çalışan akıl bugün ülkenin dört bir yanının yanması ve yanan yangınların söndürülmemesi gerçeğiyle bizleri yüz yüze bırakıyor. Bu akla karşı da demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü, doğayı esas alan, doğayı koruyan, yaşam hakkını her bir canlı için koruyan bir anlayışın hızlı bir şekilde yayılması gerekiyor.

Burada topluma büyük bir sorumluluk düşüyor. Toplum güç olursa ve örgütlenirse, yaşamını ve doğasını savunursa, bütün bu felaketlerin önüne geçecek en büyük hattı kurmuş olur. En büyük kurumsallaşmayı kurmuş olur. Sadece devletten bekleyen değil; örgütlenen, sesini duyuran, yaşamını ve doğasını koruyan bir mücadele hattını birlikte örgütlememiz gerekiyor.”

Soru / Cevap

TBMM’de kurulacak olan komisyon için partinizde üyelerin kesinleştiği belirtiliyor. Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek olduğu belirtiliyor. Bu isimler kesinleşti mi?

“Biz sürecin ‘Terörsüz Türkiye’ şeklinde isimlendirilmesine karşı çıkıyoruz. Kürt sorununun demokratik çözümünü sağlayacaksak artık bu meseleyi terör ve güvenlikçi politikalar üzerinden ifadelendirmek yerine, barışı ve demokratik toplumu esas alan bir nitelendirme daha doğru olur. Komisyon üyelerimiz belirlendi. Biz bunu daha önce belirlemiştik, basına da yansıdı. Ben ve Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç ve Cengiz Çiçek arkadaşlarımızla bu komisyonda çalışacağız. Henüz resmi bildirimi yapmadık, bu hafta içinde yapacağız.”

CHP’nin komisyon aşamasında demokratikleşme talepleri var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

“Bu konuda aynı bakış açısına sahibiz. Aslında son toplantıda hem biz hem CHP hem de genel olarak muhalefet bunu ifade ettik. Bu komisyonun teknik bir komisyona indirgenmemesi gerekiyor. Sadece silah bırakma meselesine özgülenen bir komisyona indirgenmemesi gerekiyor. Kürt sorununun kök nedenleri var. Bu kök nedenler konuşulmadan ve Türkiye demokratikleşmeden en nihayetinde Kürt sorunu da çözülemez. Onun için mutlaka bu komisyonun demokratikleşme perspektifini içermesi ve sorunları kalıcı bir şekilde çözecek yaklaşımla çalışması gerektiğini biz de CHP de ifade ettik. Muhalefetin genel demokrasi konusunda bir mutabakatı olduğunu ifade etmek isterim.”

Paylaşın

Özel’den “Orman Yangınları” Tepkisi: Bu Devletsizlik Krizidir

Orman yangınlarına ilişkin açıklama yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Milletini ve ormanlarını koruyamayan bu iktidarın yönettiği devlet, bir devletsizlik krizinin içindedir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Türkiye’nin dört bir yanında çıkan orman yangınlarına ilişkin iktidarı hedef aldı. Özel, “Milletini ve ormanlarını koruyamayan bu iktidarın yönettiği devlet, bir devletsizlik krizinin içindedir” ifadelerini kullandı.

Yangınların sadece Türkiye’de değil, her ülkede yaşanabileceğini belirten Özel, önemli olanın önleyici tedbirler, etkili müdahale ve sonrası için iyileştirme çalışmaları olduğunu söyledi. Ancak mevcut yönetimin bu sorumlulukları yerine getiremediğini vurguladı.

Öte yandan Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, 26 Haziran’dan bu yana Türkiye genelinde meydana gelen orman yangınlarıyla ilgili Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından başlatılan adli soruşturmaların titizlikle sürdürüldüğünü bildirdi.

Bakan Tunç, “Şu ana kadar gözaltına alınan şüphelilerden 21’i tutuklandı, 47’si hakkında ise adli kontrol kararı verildi” dedi.

Paylaşın