Dikkat Çeken Araştırma: Her 10 Polisten 3’ü İntiharı Düşünüyor

Yapılan yeni bir araştırmada, “hiç intihar etmeyi düşündünüz mü” sorusuna emniyet mensuplarının yüzde 64,8″i ‘hayır’ cevabını verirken, intihar etmeyi düşünenlerin oranı ise yüzde 35,2 oldu.

Araştırmaya göre, Emniyet Teşkilatı personelinin intiharların temel sebebi olarak ilk sırada yüzde 99 oran ile “mobbing (bezdiri, amir baskısı)”, ikinci sırada ise yüzde 98,5 ile “çalışma saatleri ve görev stresi” yer aldı.

Emniyet Teşkilatı Sendikası, Emniyet Teşkilatı’ndaki intiharlar ve yaşanan sorunlara yönelik anket çalışması yaptı. 15 bin 375 emniyet mensubunun katılımıyla yapılan anketin sonuçları ortaya çıktı.

15 bin 375 emniyet mensubunun katılımıyla yapılan ankete göre, “Emniyet teşkilatı personeli olmaktan memnun musunuz” sorusuna ankete katılan emniyet mensuplarının yüzde 23 ‘hiç memnun değilim’, yüzde 50,3 ‘memnun değilim’, yüzde 3,9 ‘memnunum’, yüzde 7,1 ise ‘çok memnunum’ cevabını verdi. Kararsız kalanların oranı ise yüzde 15,7 oldu.

“Hiç intihar etmeyi düşündünüz mü” sorusuna ise emniyet mensuplarının yüzde 64,8″i ‘hayır’ cevabını verirken, intihar etmeyi düşünenlerin oranı ise yüzde 35,2 oldu.

Araştırmaya göre, Emniyet Teşkilatı personelinin intiharların temel sebebi olarak ilk sırada yüzde 99 oran ile “mobbing (bezdiri, amir baskısı)”, ikinci sırada ise yüzde 98,5 ile “çalışma saatleri ve görev stresi” yer aldı.

Ankette emniyet personelinin yüzde 74’ünün intiharlardan doğrudan etkilendiği, yüzde 72’sinin ise ekonomik sorunlar çektiği belirtildi.

Emniyet Teşkilatı personelinin yüzde 76,8’i başka bir meslek seçme şansı olsa istifa edeceğini belirtirken, ‘Hayır istifa etmem’ diyenlerin oranı yüzde 13,8 oldu. Kararsızların oranı ise yüzde 9,5 olarak açıklandı.

“Teşkilatta mesleki bir sorun yaşadığınızda nereye müracaat edersiniz” sorusuna ise ankete katılanların yüzde 52.20’si “Sosyal medyada etkin kişiler yada sayfalarla paylaşırım”, yüzde 12’si “Nüfuzlu ve etkili kişilere”, yüzde 11,20’si “Tarikat veya cemaatlere”, yüzde 7,20’si “Siyasi partilere veya siyasilere”, yüzde 4,30’u “Amir veya yöneticilere”, yüzde 3,2’si “Adalet ve yargı makamlarına” müracaat edeceği cevabını verdi. “Hiçbir başvuru yapmam” diyenlerin oranı yüzde 9,5 oldu.

“Sorunların çözümü, Emniyet Teşkilatı’nın kronikleşen konularında adım atma noktasında mevcut İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’dan umutlu musunuz” sorusuna ise ankete katılanların yüzde 56,1’i ‘umutlu’ olduğunu, yüzde 43,9’u ise ‘umutsuz’ olduğunu belirtti.

Anketin sonuç kısmında ise sırasıyla şu tespitlere yer verildi:

1. Emniyet Teşkilatı personelinin büyük bölümü, ekonomik sebeplerle görev yapmaktadır.
2. Emniyet Teşkilatı personelinin kurumdan memnuniyet oranı çok düşüktür.
3. Uzun ve düzensiz mesai saatleri görev esnasında karşılaşılan en büyük sorundur.
4. Görev esnasında mobbing en büyük stres faktörü olarak yer almaktadır.
5. Emniyet Teşkilatı personeli intihar vakalarından çok yüksek oranda etkilenmektedir. Her 4 personelden 3’ünün tanıdığı bir personelin intihar haberini aldığı görülmüştür.

6. Her 10 personelden 3’ü intihar fikrini aklından geçirmiştir.
7. Her 10 personelden 7’si istifa etmeyi düşünmektedir.
8. Her 10 personelden 8’i başka bir alternatifleri olması durumunda istifa edeceğini belirtmiştir.
9. Her 10 personelden 8’i mesleklerini tanıdıklarına önermiyor.
10. Emniyet Teşkilatı personelinin büyük bölümü intiharlarının temel nedenini mobbing olarak görüyor.

11. Her 10 personelden 2’si psikolojik değerlendirmelerde gerçekçi cevaplar veriyor.
12. Emniyet Teşkilatı personelin büyük bölümü bir sorun yaşadığında sosyal medyaya başvuruyor.
13. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya 10 personelden 6’sı güveniyor.
14. Emniyet Teşkilatı personeli sorunlarının çözümü olarak sendika hakkını görüyor.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

TBB’de Yönetim Değişiyor: Ekrem İmamoğlu’mu Mansur Yavaş Mı?

Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) yönetimini İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da, Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş’ın da istediği konuşuluyor.

Parti yöneticileri, “Bu durum bir kriz konusu olur mu” sorusuna ise “Hayır olmaz, aralarında bir çözüm bulur, anlaşmaya varırlar” yanıtını veriyor.

31 Mart yerel seçimlerinin ardından Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) yönetimi de değişecek. Bütçesi belediyelerden kesilen paylardan oluşan ama kaynakların “partizanca kullanımı” nedeniyle eleştirilen birliğin yerel seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından yönetimi yenilenecek.

Önümüzdeki 1-2 ay içinde yapılması beklenen birlik seçiminde CHP’li belediyelerin başkanı belirleyecek çoğunlukta olduğu kaydediliyor. Kulislere göre daha önce eski İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın da başkanlığını yaptığı Türkiye Belediyeler Birliği yönetimini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın da istediği konuşuluyor.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Parti yöneticileri, “Bu durum bir kriz konusu olur mu” sorusuna ise “Hayır olmaz, aralarında bir çözüm bulur, anlaşmaya varırlar” yanıtını veriyor.

Bütçesinin yarısından fazlası CHP’li belediyelerden kesilmesine karşın kaynaklarının tamamına yakınının yıllarca Cumhur İttifakı belediyelerine aktarıldığını söyleyen parti yöneticileri, “Türkiye Belediyeler Birliği de değişecek. Çoğunluk belki muhalefette olacak ama tüm partilerin güçleri ölçüsünde, adil şekilde temsil edildiği, kaynakların hakkaniyetli bir şekilde dağıtıldığı bir yapıya dönüşecek” diyor.

Erdoğan – Özel görüşmesi

Öte yandan Geçtiğimiz haftanın en önemli gündem maddesi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında gerçekleşen görüşmeydi. Tarihi, içeriği ve yeri günlerce konuşulan görüşme AK Parti Genel Merkezi’nde yapıldı, toplam 95 dakika sürdü.

CHP Genel Başkanı Özel, görüşmenin Çankaya Köşkü ya da AK Parti Genel Merkezi’nde yapılmasından memnuniyet duyacaklarını ancak randevu Cumhurbaşkanlığı’nda verilirse de reddetmeyeceklerini söylemişti. Görüşme yeri olarak AK Parti Genel Merkezi’nin belirlenmesi CHP’nin bu ricası üzerine bir “jest” olarak nitelendirildi. Ancak Meclis’in muhalefet kulisinde farklı değerlendirmeler de vardı.

Erdoğan-Özel zirvesinin yerinin Erdoğan’ın Bahçeli ziyaretinden sonra netleştiğine dikkat çekenler, “Erdoğan Sayın Bahçeli’yi Beştepe’de, Cumhurbaşkanlığında kabul ediyor. Bahçeli hiç AK Parti Genel Merkezi’ne gitmedi. İki lider bir anlamda ‘devlet katında’ görüşme gerçekleştiriyor. Özel’le görüşmenin Cumhurbaşkanlığında değil AK Parti’de yapılmasını ‘Özel’e değil Bahçeli’ye jest’ olarak da yorumlamak mümkün” değerlendirmesini yapıyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan AK Partili Vekillere Uyarı

Toplantılarda, yerel seçim sonuçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunmaya devam eden Erdoğan’ın, Meclis çalışmaları ve milletvekillerinin yeterince etkin olmadığına ilişkin uyarılarda bulunduğu belirtildi.

Grup yönetiminin, yasa görüşmeleri uzayacağı gerekçesiyle AKP milletvekillerinin konuşmasına izin vermediği şikayetlerini anımsatan Erdoğan’ın, “Gerektiği yerde arkadaşlar çıksın konuşsun. Herkes derdini anlatsın. Yasa çıkmıyorsa ya da görüşmeler uzarsa uzasın. Arkadaşlara konuşma imkanı verin” dediği aktarıldı.

Gazete Pencere yazarlarından Nuray Babacan, “Erdoğan’dan ilginç mesajlar…” yazısında AK Parti’deki son gelişmeleri aktardı. Babacan’ın yazısından öne çıkan bölümler şöyle:

Seçim sonuçlarından oldukça etkilenen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Marmaris tatilinin ardından düzenlediği toplantılarda, yapılan hatalara ilişkin değerlendirmelerde bulunmaya devam etti. Erdoğan’ın seçim sonuçlarını, “Biriken sorunların su yüzüne çıkması” olarak nitelendirdiği öğrenildi.

Edinilen bilgiye göre Erdoğan son MYK toplantısı dahil, parti kurmaylarıyla yaptığı görüşmelerde, AKP’nin oy kaybı ve vatandaşın tepki gösterdiği uygulamalarla ilgili saptamalarda bulunuyor. Erdoğan’ın son günlerde art arda yaptığı görüşmelerdeki değerlendirmeleri özetle şöyle:

“Şu anda, seçim sonuçlarına ilişkin tartışmalar yapılıyor. Değişim beklentileri var. Ama bir değişim yapacaksak, bizim belirlediğimiz koşullarda ve takvimde olacak. Birilerinin yönlendirmesine göre hareket etmeyeceğiz.

Aramıza fitne ve fesat sokmak isteyenlere karşı uyanık olacağız. Hepimiz bu davanın mensuplarıyız. Medya üzerinden konuşup, birbirimizi suçlar nitelikte davranmayın. Seçim sonuçları bir anlamda, biriken problemlerin gün yüzüne çıkmasıdır.

“Cumhur İttifakında hiçbir sorun yok”

O nedenle ‘teşhis, tedavinin yarısıdır’ diyerek tespitlerimizi buna göre yapmalıyız. Son günlerde sanki Cumhur İttifakı içinde bir problem varmış gibi algı oluşturuluyor. Cumhur İttifakında hiçbir sorun yok. Bahçeli ile görüşmede de bunu bir kez daha teyit ettik.

Bu dava ve partimizin geleceği ben dahil hepimizin geleceğinden daha önemlidir. Hiçbirimiz kendi geleceğimizi partinin geleceğinin önünde tutamayız. Milletin beklentileri neyse ona göre hareket edeceğiz.”

Erdoğan’ın, Meclis çalışmaları ve milletvekillerinin yeterince etkin olmadığına ilişkin uyarılarda bulunduğu belirtildi.

Grup yönetiminin, yasa görüşmeleri uzayacağı gerekçesiyle AKP milletvekillerinin konuşmasına izin vermediği şikayetlerini anımsatan Erdoğan’ın, “Gerektiği yerde arkadaşlar çıksın konuşsun. Herkes derdini anlatsın. Yasa çıkmıyorsa ya da görüşmeler uzarsa uzasın. Arkadaşlara konuşma imkanı verin” dediği aktarıldı.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Cevdet Yılmaz, Tek Haneli Enflasyon İçin Tarih Verdi!

Enflasyonla mücadeleye ilişkin soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 3 yıllık perspektifle hazırlanan Orta Vadeli Program’ın (OVP) kararlı şekilde uygulandığını ve sonuçlarının görüldüğünü dile getirdi.

Yaz aylarında enflasyonda ivme kaybı yaşanacağını belirten ve “Yıllık bazda rakamların zirve yapacağı ay, mayıs enflasyonu” diyen Yılmaz, sonraki dört ayda hızlı bir düşüşün olacağını kaydetti. “Ne kadar düşer?” sorusu üzerine Yılmaz, “20 puanlık bir düşüş bekliyorum” ifadesini kullandı.

Düşüşün esas etkisinin program olduğunu aktaran Yılmaz, “Aylık bazda ciddi düşüşler göreceğiz sonra da yıllık düşüşleri göreceğiz.” dedi. Yılmaz, enflasyonun gelecek yıl daha da düşeceğini, 2026 yılında ise tek haneye ulaşılacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Kanal 7’de canlı yayımlanan Başkent Kulisi programında gündemi değerlendirdi ve soruları yanıtladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görüşmesinin sorulması üzerine Yılmaz, görüşmeyi çok olumlu değerlendirdiğini vurguladı.

31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nin ardından Türkiye’nin seçimsiz bir döneme girdiğini, bu dönemin ülke için tarihi bir fırsat olduğunu ifade eden Yılmaz, bu sürecin çok iyi değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Siyaset alanında rekabetçi işbirliğine ihtiyaç bulunduğunu vurgulayan Yılmaz, “Hem rekabet edeceksiniz hem de ülkenin geleceği adına işbirliği yapacaksınız ortak menfaatlerimiz ve milletin beklentileri için. Yeni anayasa tartışmalarından tutun ekonomik reformlara, sosyal konulara varıncaya kadar bir çok alanda iktidarıyla muhalefetiyle yapmamız gerekenler var. Dış politikada çok önemli gündemlerimiz var. Bütün bu konularda siyasi kutuplaşmanın azalması, siyasi diyaloğun artması son derece faydalı. Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu zaten ‘Türkiye’nin ihtiyacı’ şeklinde ifade etti” diye konuştu.

“Görüşmelerin arkası gelir mi?” sorusuna Yılmaz, “Cumhurbaşkanımız da iadeiziyarette bulunacağını ifade etti. Bu diyaloğun devam etmesinde büyük fayda var. Ama bu rekabetin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor, mutlaka siyasi rekabet de devam edecektir” yanıtını verdi.

CHP’den görüşmeye ilişkin farklı seslerin duyulduğunun hatırlatılması üzerine Yılmaz, “Farklı sesler de duyduk. Sayın Özel’in gösterdiği tavır, doğru bir tavır. Türkiye’nin ihtiyacı neyse siyasetin bunu görmesi, halkın beklentilerini görmesi lazım” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, enflasyonla mücadeleye ilişkin yapılan çalışmalara ilişkin soruları da yanıtladı. Yılmaz, 3 yıllık perspektifle hazırlanan Orta Vadeli Program’ın (OVP) kararlı şekilde uygulandığını ve sonuçlarının görüldüğünü dile getirdi.

Yaz aylarında enflasyonda ivme kaybı yaşanacağını belirten ve “Yıllık bazda rakamların zirve yapacağı ay, mayıs enflasyonu” diyen Yılmaz, sonraki dört ayda hızlı bir düşüşün olacağını kaydetti. “Ne kadar düşer?” sorusu üzerine Yılmaz, “20 puanlık bir düşüş bekliyorum” ifadesini kullandı.

Düşüşün esas etkisinin program olduğunu aktaran Yılmaz, “Aylık bazda ciddi düşüşler göreceğiz sonra da yıllık düşüşleri göreceğiz.” dedi. Yılmaz, enflasyonun gelecek yıl daha da düşeceğini, 2026 yılında ise tek haneye ulaşılacağını belirtti.

Finansal göstergelerde Türkiye’nin iyileşme sürecinde olduğunu ifade eden Yılmaz, “Halk ne zaman hissedecek” sorusu üzerine de “Yaz döneminden sonra bunu daha fazla görmüş olacağız. Aslında otomotivde, bir takım alanlarda görmeye başladık bunları. Ama gıda ve hizmetlerde katılık var, onu kırmaya çalışıyoruz. Onlarla birlikte halkımızın hayatında daha fark edilir hale gelecek. Bu, enflasyon negatif olacak anlamında değil, artış hızında çok ciddi bir yavaşlama olacak” diye konuştu.

“Kredi derecelendirme kuruluşları not artırımı yaptılar. Bunlar ne anlam ifade ediyor?” sorusuna Yılmaz, “Esas olan yatırımların gelmesi. Yatırımlar Türkiye’ye gelmeye başladı. Özellikle portföy yatırımlarında ciddi bir artış görüyoruz. Doğrudan sermayede de çok umut verici sinyaller görüyoruz. Yatırımcı ilgisinin arttığını görüyoruz” yanıtını verdi.

Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin, seçim süreçlerinin bitmesiyle siyasi güven ortamını, istikrarı, öngörülebilirliği sağladığına işaret ederek, Orta Vadeli Program ve diğer dokümanlarla da politika belirsizliklerini giderdiklerini söyledi.

“Türkiye’de reel sektör, yüksek faiz ortamından gelecek süreçte nasıl etkilenir?” sorusu üzerine Yılmaz, tüketimi dengeleyip, tasarrufları artırıp, bunu üretken alanlara kanalize etmeye çalıştıklarını anlattı.

“Bütün kesimler elini taşın altına koymalı”

İşgücü piyasalarındaki reformlarının, mesleki eğitim alanındaki planlarının istihdama önemli katkı sunacağının altını çizen Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:

Önümüzdeki günlerde Yatırım Ortamını İyileştirme Kurulu’nu tekrar topluyoruz. Kamu ve özel kesim olarak oraya Milli Eğitim Bakanımızı davet edeceğiz. Uzun süredir üzerinde çalıştığımız mesleki eğitimle ilgili geniş bir tedbir setini orada Milli Eğitim Bakanımız sunacak.

Çalışma Bakanlığımız, Strateji Bütçe, Maliye, bütün kurumlarımızla ve özel kesimin temsilcileriyle birlikte bunları değerlendireceğiz, orada çeşitli adımlar atacağız. Sadece makro politikalar değil, mikro müdahaleler de önemli. İstihdam açısından KOBİ politikamız çok önemli. Bölgesel kalkınma, tarım politikamız, hizmetlerde farklı çalışma modellerini geliştirmemiz bütün bunlarla birlikte düşünüyoruz.

Yılmaz, “Türkiye’de alınabilecek tasarruf tedbirlerine” ilişkin soruya, “Enflasyonla mücadele topyekun mücadeledir. Kamusuyla, özel sektörüyle, sivil toplumuyla bu mücadelede bütün kesimlerin elini taşın altına koyması gerekiyor. Gereksiz harcamalardan, ihtiyaç duymadığımız tüketimden kaçınmamız gerekiyor” cevabını verdi.

Artan tasarrufun, Türkiye’nin geleceğini güçlendirecek alanlara kanalize edilmesi gerektiğine dikkati çeken Yılmaz, “Bu anlayışla kamuda da bir çalışma başlatmış durumdayız. Koordineli bir çalışma yapıyoruz. İyi bir izleme sistemi kurmak istiyoruz. Sadece ilan etmekle kalmayacağız, uygulamanın takibi anlamında da daha etkili bir sistem kurmayı öngörüyoruz” görüşünü paylaştı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, araçlardan kamu binalarının kullanımına, doküman basımından tören, eğitim faaliyetlerinin nerede, nasıl yapıldığına kadar her şeyi kalem kalem değerlendirdiklerini, netleştiğinde bunun kamuoyuyla paylaşılacağını aktardı.

“Araç kullanımı azaltılacak mı?” sorusuna Yılmaz, “Elbette, araçlarla ilgili tartışmalar var. Sadece araç değil, bina… İhtiyaç yoksa niye yeni bina yapalım? Mevcutları daha verimli nasıl kullanabiliriz diye bakıyoruz. En büyük tasarruf verimlilik. Harcama azaltmanın yanı sıra hangi alanda harcamamız varsa, bunu nasıl verimli hale getiririz diye bakıyoruz” sözlerini sarf etti.

Paylaşın

Saadet Partisi’nde Temel Karamollaoğlu Genel Başkanlığı Bırakıyor

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, genel başkanlık görevinden ayrılacağını açıkladı. Karamollaoğlu, 30 Ekim 2016 tarihinde gerçekleştirilen Saadet Partisi 6. Olağan Kongresi’nde genel başkanlık görevine seçilmişti.

Haber Merkezi / Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, TV5 Televizyonu canlı yayınına katıldı.

Karamollaoğlu, “Sıra bize geldi. En son olarak Erbakan Hoca’yla bizatihi çalışmış kişiler arasında herhalde ben kaldım. Ben de sağlık sebebiyle bu görevi bizden sonra gelecek, Erbakan Hoca’yı görmüş belki onunla birlikte çalışmamış, elbette çalışanlar var onunla beraber ama yakın bir çalışma içinde olmamış arkadaşlardan birisine bırakacağım” dedi.

“Yeni bir dönem başlıyor” diyen Karamollaoğlu, “Ama ideallerimizdir önemli olan. Erbakan Hocamızın bize bıraktığı mirastır. En ufacık bir noktada bile onun ideallerini bir kenara bırakmış değiliz” şeklinde konuştu.

Temel Karamollaoğlu kimdir?

7 Haziran 1941 yılında Kahramanmaraş’ta dünyaya gelen Temel Karamollaoğlu, aslen Sivas’lıdır. Karamollaoğlu, ğretmen olan babasının görevi nedeniyle ilk ve orta öğrenimini çeşitli illerde tamamlamasının ardından 1960’lı yıllarda burslu olarak gittiği İngiltere’de Manchester Üniversitesi Bilim ve Teknoloji Enstitüsü Tekstil Teknoloji Mühendisliği Bölümünden 1964 yılında mezun oldu.

1967 yılında aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini tamamlayan Temel Karamollaoğlu, aynı yıl Türkiye’ye dönerek Sümerbank’ta proje mühendisi olarak işe başladı. 1967 yılında Devlet Planlama Teşkilatı’nda (DPT) uzman olarak görev alan Karamollaoğlu, 1967 ve 1972 yılları arasında DPT’de tekstil sektör uzmanı olarak çalıştı. Askerlik hizmetinden sonra iki yıl özel sektörde çalışan Karamollaoğlu, 1975 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Teşvik ve Uygulama Genel Müdürü olarak görev yaptı.

1977 yılında Millî Selamet Partisi’nden Sivas milletvekili olarak seçilen Temel Karamollaoğlu, parlamento çalışmalarında KİT Komisyonu üyeliği yaptı ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nde Türkiye’yi temsil etti. Karamollaoğlu, 1978’de parti genel kurulu üyeliğine seçildi.

12 Eylül Darbesi’nden sonra 1987 Türkiye anayasa referandumuna kadar aktif siyasetten uzak kalan Temel Karamollaoğlu, 1980’lerde bir müddet özel müşavirlik yaptı ve daha sonra bir tekstil firmasında idari görevlerde bulundu.

Referandumla birlikte politik hayata geri döndü ve RP genel idare kurulu üyeliğine seçilen Temel Karamollaoğlu, 1989 yılında RP’den Sivas belediye başkanlığına seçildi. Karamollaoğlu, bir dönem belediye başkanlığı yaptıktan sonra 1994 mahallî idareler seçimlerinde aynı ilde yeniden RP’den belediye başkanı seçildi.

1995 genel seçimlerinde RP’de Sivas Milletvekili olarak parlamentoya giren Temel Karamollaoğlu, bu dönemde NATO Parlamenter Asamblesi üyesi olarak görev yaptı. Aynı dönemde Refah Partisi grup başkanvekilliğine seçilen Temel Karamollaoğlu, bu görevini RP’nin kapatılmasına kadar sürdürdü.

Refah Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasından sonra Fazilet Partisi’ne katılan Temel Karamollaoğlu, 1999 seçimlerinde Sivas’tan yeniden milletvekili seçildi. Bu yasama döneminde NATO Parlamenter Asamblesi üyeliği devam eden Temel Karamollaoğlu, Mayıs 2000 tarihinde yapılan parti kongresinde genel idare kurulu üyeliğine seçildi ve dış ilişkilerden sorumlu genel başkan yardımcılığı görevine getirildi. Temel Karamollaoğlu, Rahşan Affı’na destek verdi, 21 Aralık 2000’de yapılan oylamada kabul oyu verdi.

Yüksek İstişare Kurulu tarafından 24 Ekim 2016 tarihinde SP genel başkan adaylığına seçilen Temel Karamollaoğlu, 30 Ekim 2016 tarihinde gerçekleştirilen SP 6. Olağan Kongresi’nde 891 delegenin 871’inin oyunu alarak SP Genel Başkanlığı görevine seçildi. Karamollaoğlu, 3 Kasım 2019’da gerçekleştirilen Saadet Partisi 7. Olağan Kongresi’nde yeniden genel başkan seçildi.

Temel Karamollaoğlu, 2018 Türkiye cumhurbaşkanlığı seçiminde cumhurbaşkanı adayı olmak için 2 Mayıs 2018’de YSK’ya başvurdu ve seçmenlerin aday teklifinde bulunabildiği üçüncü gün olan 6 Mayıs 2018’de gerekli 100.000 imzaya ulaşarak aday olmaya hak kazandı. Karamollaoğlu, seçimlerde 443 bin 704 oy alarak yüzde 0,89 oranına ulaştı.

Karamollaoğlu, 1 Ekim 2021 tarihinde vefat eden görevdeki YİK başkanı Oğuzhan Asiltürk’ün yerine 4 Ekim 2021 tarihinde oy birliği ile seçildi.

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Enflasyon’ Açıklaması: Ümit Verici Rakamları Göreceğiz

Enflasyonu düşürmeye yönelik kararlı adımlar attıklarını belirten Erdoğan, “Günü kurtarmanın değil, emanetini taşıdığımız 85 milyon vatandaşımızın istikbalini sağlam temeller üzerine yükseltmenin gayreti içindeyiz” dedi ve ekledi:

“Önceliğimiz olan enflasyonu düşürmeye yönelik kararlı adımlar atıyoruz. Nisan ayı enflasyon ve dış ticaret verileri orta vadeli program beklentilerimizle uyumludur. Enflasyonda yılın ikinci yarısında itibaren inşallah daha ümit verici rakamları göreceğiz. Hayat pahalılığı meselesini sorunu ötelemek yerine enflasyonu düşürüp, kalıcı refah artışı sağlayarak çözüme kavuşturacağız.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde MÜSİAD Yönetim Kurulu’nu kabul etti. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:

“MÜSİAD 6 Şubat depremlerinden sonra da milletimiz için seferber olmuştur. Depremin ilk anından itibaren afetzedelerimizin sıkıntıların giderilmesi ve yeniden ihya noktasında sergiledikleri dayanışmayı takdirle karşılıyorum. Toplam tutarı 104 milyar doları aşan devasa bir fatura ile karşılaşmıştık. Toplam 850 bin bağımsız bölüm ağır hasar alarak kullanılamaz hale geldi. Böyle bir yükün altından kalkmanın kolay olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. MÜSİAD gibi sorumluluk duygusuyla hareket eden kuruluşlarımızın desteğiyle yaralılarımızı suratle sarıyoruz.

Dünden itibaren İsrail’le tüm ürünleri kapsayacak şekilde İsrail ile ihracat ve ithalat işlemlerini durdurduk. Attığımız bu adımın ortaya çıkaracağı sonuçları iş dünyamızla eşgüdüm ve istişare ile yürüteceğiz. Biz bölgemizde hiçbir ülkeyle düşmanlık ve kavga peşinde değiliz. Biz coğrafyamızda çatışma, kan ve gözyaşı istemiyoruz. Hep birlikte barış ve refah içinde yaşamak istiyoruz. Aldığımız bu kararla Batı’nın üzerimize nasıl saldıracağını çok iyi biliyoruz.

Dik duracağız, dikleşmeyeceğiz ve bileceğiz ki, önümüzdeki yol mazlumların yanında yer alma yoludur. Dolayısıyla da sözümüz nedir alma mazlumun ahıdır çıkar aheste aheste! Biz de mazlumların yanında yer almak suretiyle 40 bini aşan öldürülmüş insanların ahını hiçbir güç, Allah’tan başka, kaldıramaz. Zaman zaman bana da geliyor. ‘Bu bazı sıkıntılara neden olabilir’ diyorlar. Ben de diyorum ki, ‘Bütün sıkıntıları gidecek tek gücün Allah olduğuna inanıyoruz ve doğru olanı yaptığımızın şu anda farkındayız’.

“Netanyahu’yu ateşe zorlamaktır bizim görevimiz”

Bugün bu insanların yanında yer almazsak, yarın benzer şeyler başımıza geldiğinde yanımızda kim yer alacak? Batı’nın koşulsuz desteği ile yoldan çıkan Netanyahu’yu ateşe zorlamaktır bizim görevimiz. Türkiye’nin bu hamlesi mevcut tablodan rahatsız olan diğer ülkelere de örnek teşkil edecektir. Türkiye’nin İsrail ile ticareti durdurmasının amacı Netanyahu Hükümetini ateşkese zorlamaktır

Deprem ve bölgesel çatışmalar yanında son 1 yılda ülkemiz ekonomisini zorlayan üstüste 3 seçim yaşadık. 14-28 Mayıs seçimlerinde dirayetli tavrıyla milletimiz istikrar ve güvenin ortamının bozulmasına izin vermedi. 31 Mart seçimlerini Türkiye demokrasisine yakışır bir olgunlukla tamamladık. Bu seçim sonuçlarının hayra tebdil olacağına inanıyoruz. 1 Nisan sabahı itibariyle seçim gündemini tamamen geride bırakmış olduk. Türkiye’nin önünde 4 yıllık hazine değerinde seçimsiz bir süre var. 85 milyon olarak bu dönemi çok iyi değerlendirmemiz, gerilim siyaseti, popülist dayatmalarla heba etmemiz gerekiyor. 4 yıllık sürede inşallah ekonomi başta olmak üzere asıl gündemimize odaklanabileceğiz.

Orta vadeli programı ve 12. Kalkınma Planı’nı geçen sene kamuoyuyla paylaşmıştık. Günü kurtarmanın değil, emanetini taşıdığımız 85 milyon vatandaşımızın istikbalini sağlam temeller üzerine yükseltmenin gayreti içindeyiz. Önceliğimiz olan enflasyonu düşürmeye yönelik kararlı adımlar atıyoruz. Nisan ayı enflasyon ve dış ticaret verileri orta vadeli program beklentilerimizle uyumludur. Enflasyonda yılın ikinci yarısında itibaren inşallah daha ümit verici rakamları göreceğiz. Hayat pahalılığı meselesini sorunu ötelemek yerine enflasyonu düşürüp, kalıcı refah artışı sağlayarak çözüme kavuşturacağız.”

Paylaşın

Erdoğan’dan ‘Yumuşama’ Mesajı: Türkiye’nin Buna İhtiyacı Var

Erdoğan, CHP Lideri Özgür Özel ile görüşmesine ilişkin, “Özgür Bey şu an CHP’de genel başkan oldu. Genel Başkan olduktan sonra böyle bir ziyareti kendisinin gerçekleştirmiş olması iktidar ve ana muhalefet arasında olumlu bir gelişme” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bundan önceki süreçlerde bu tür adımlar atılmıyordu. Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İlk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, cuma namazı sonrası açıklamalarda bulundu. Erdoğan, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile görüşmesine ilişkin, “Özgür Bey şu an CHP’de genel başkan oldu. Genel Başkan olduktan sonra böyle bir ziyareti kendisinin gerçekleştirmiş olması iktidar ve ana muhalefet arasında olumlu bir gelişme” dedi ve ekledi:

“Bundan önceki süreçlerde bu tür adımlar atılmıyordu. Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İlk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.”

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başlamasından 210 gün sonra ticaretin tamamen durdurulmasını da değerlendiren Erdoğan, “İsrail-Filistin arasındaki gelişmelerin kabul edilebilir bir yanı yok. İsrail 45 bin Filistinliyi acımasızca öldürdü. Bir Müslüman olarak bizim seyirci kalmamız düşünülemez. Atılacak adımlar nelerdir, yaptık. Ülkemizde de maalesef siyasetin acımasız yüzü olan bazı partiler bunu acımasızca kullandı” dedi ve ekledi:

“Bizim İsrail ile ilişkimizin onların düşündüğünün dışındaymış gibi ifadeler kullandılar. Biz de acele etmeden süreci değerlendirelim istedik. Bu adımı attık. İsrail bizim bu yaklaşımlarımıza, Netanyahu ile ABD’de yaptığım görüşmeyi durup dururken yapmadım. Ama Netanyahu acımasız.

Bu acımasızlığını da bu çocuklara, kadınlara, yaşlılara karşı gösterdi. Tüm batı İsrail’e çalışıyor. Başta ABD olmak üzere, İsrail’e çalışıyorlar. İmkanlar seferber edilerek ne yazık ki Filistin’in fakir, yoksul insanları İsrail’in bombaları karşısında ölüme mahkum edildiler. Bunun karşısında daha sabredemezdik, adımlarımızı attık. 9,5 milyar dolarlık ticaret hacmi vardı. Bunu yok farz ederek bu kapıyı kapattık.”

CHP Lideri Özel’den ziyaret ilişkin açıklama

Öte yandan DEM Parti ziyareti sonrası basın mensuplarının sorularını yanıtlayan CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’la görüşmesindeki ‘boş koltuk’ ile ilgili bir soruya şu yanıtı verdi: “Krizleri yeniden konuşmak anlamlı değil. Orada ortaya çıkan tablo ve aramızdaki görüşmeden sonra sayın Erdoğan’ın CHP’ye bir ziyaret yapma talebini iletmesi ile birlikte olabilecek en iyi şekilde çözülmüş oldu. Artık dönüp bir değerlendirmeyi doğru bulmam.”

Erdoğan’la görüşmesi hakkında bilge veren Özel, “Biz kamuoyunun gündeminde ne varsa hepsini sayın Erdoğan’la görüşme imkanı bulduk. Kendisi dinledi, heyetinde bulunan arkadaşlar not aldılar. Biz de sayın Erdoğan’ın değerlendirmelerini dinledik. Dünkü toplantının Türkiye demokrasisi açısından önemli bir kilometre taşı olduğunu düşünüyorum.”

CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan’ın görüşmede yer almasının kimin tarafından önerildiği sorulması üzerine Özel, şunları söyledi: “Ben, sayın Cumhurbaşkanı’nı ziyaret etmeden önce seçilmiş son tarafsız Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e bir ziyarette bulundum. Ziyaretimde bir cumhurbaşkanı ile görüşmeden önce kendisinin önerilerini almak ve bazı sorularıma yardım istemek üzerineydi.

Kendisinin uyarısı şöyle oldu; Cumhurbaşkanı’nın özel kaleminin ve protokol müdürlüğünün bir büyükelçi olduğunu, onun için benim de partide bulunan bir büyükelçiyi görevlendirmek suretiyle bu protokol akışını, randevulaşmayı ve devamını büyükelçinin götürmesinin doğru olacağını ifade ettiler. Ben de partimizde görev yapan İstanbul Milletvekilimiz Namık Tan’ı görevlendirdim.”

Görüşmede Erdoğan’a “Deprem Bakanlığı önerisinde bulunup bulunmadığı” sorulan Özel, şu cevabı verdi: “Deprem üzerine, ismi doğrudan Deprem Bakanlığı olarak konur mu yoksa Doğal Afetlerle Mücadele ve Depreme Hazırlık Bakanlığı mı olur bilmiyorum ama bir bakanlık kurulmasını önerdim. Dahasını önerdim.

Meclis’te grubu bulunan bütün siyasi partilerden birer bakan yardımcısı talep etmesi durumunda ben partimden bir bakan yardımcısını görevlendireceğimi ve deprem meselesini siyaset üstü bir şekilde ele almanın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundum. Sayın Cumhurbaşkanı dikkatle takip etti, not aldı ve not aldırdı. Sayın Cumhurbaşkanı’nın nasıl bir adım atacağını bilmiyorum.”

Paylaşın

Şimşek’ten ‘Enflasyon’ Yorumu: Program Çalışıyor

TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini yorumlayan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Nisan ayında enflasyon beklentiler doğrultusunda yüzde 3,18 gerçekleşti” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Programımız sayesinde ekonomideki dengelenme ve azalan cari açık, yeniden tesis edilen bütçe disiplini, uluslararası kaynak girişindeki güçlü artış ve yurtiçi portföy tercihlerinin TL’ye yönelmesi, enflasyonla mücadeleyi destekliyor.”

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilerine göre, enflasyon nisan ayında yüzde 3,18 artarken, yıllık enflasyon ise yüzde 69,80 oldu. Enflasyon Araştırma Grubu’nun (ENAG) açıkladığı verilere göre, enflasyon nisan ayında yüzde 5,02, yıllık enflasyon ise yüzde 124,35 oldu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından, TÜİK’in açıkladığı enflasyon verilerini değerlendirdi. Enflasyon oranının, programın çalıştığına işaret ettiğini belirten Şimşek, şu ifadeleri kullandı:

“Nisan ayında enflasyon beklentiler doğrultusunda yüzde 3,18 gerçekleşti. Programımız sayesinde ekonomideki dengelenme ve azalan cari açık, yeniden tesis edilen bütçe disiplini, uluslararası kaynak girişindeki güçlü artış ve yurtiçi portföy tercihlerinin TL’ye yönelmesi, enflasyonla mücadeleyi destekliyor.

Yıllık enflasyon mayıs ayında tepe noktasına ulaştıktan sonra öngörülerimiz doğrultusunda keskin bir şekilde düşmeye başlayacak. Böylece enflasyonla mücadelede geçiş dönemi sonlanacak ve dezenflasyon sürecine gireceğiz. Dezenflasyonla birlikte beklentilerde iyileşme daha da belirginleşecek ve bu da enflasyondaki düşüşü destekleyecek.”

Ekonomistler TÜİK verilerine ne tepki verdi?

Öte yandan ekonomistler, TÜİK verilerini değerlendirirken faiz artışı yapılmasına ve Merkez Bankası’nın yıl sonu enflasyon hedefine dikkat çekti.

Stratejist Tunç Şatıroğlu, TÜİK’in enflasyon verilerini değerlendirdi. Merkez Bankası’nın bu durumda TÜİK enflasyonuna göre dahi yüzde 36 hedefini tutturamadığı takdirde, “Buna sadece başarısızlık diyemeyiz bu Bu hezimet olur.” diyerek faiz artışına dikkat çekti. Kurulun 500 baz puanlık faiz artışı yapmasını gerektiğini söyledi.

Ekonomist Devrim Akyıl, “TÜİK’in Türkiye’sinde enflasyon yüzde 70 savunması devam! Bu verilere göre analiz yapıp alkış tutan plaza ekonomistleri mutlu mesut! Yüksek Enflasyon altında ezilen milyonlar” diyerek TÜİK’in açıkladığı düşük enflasyon verisine tepki gösterdi.

Merkez Bankası eski Başekonomisti Hakan Kara, verilerin mevcut programın çalışmadığına işaret etse de yılın kalanının farklı geçeceğini söyledi. İki seçim arasında gerçek bir istikrar programının uygulanmadığını kemer sıkma döneminin asıl şimdi başladığını vurguladı.

Finans Piyasaları Yöneticisi İris Cibre ise, mevsimsel etki ile giyimdeki fiyat artışının mayısa ötelenmesini normal bulduğunu ancak gıda fiyatlarının asla yüzde 2,78 artmadığını belirtti.

Paylaşın

Erdoğan’dan Kurmaylarına ‘Seçim Yenilgisi’ Tepkisi: Hepimiz Sorumluyuz

Yerel seçim sonuçlarına ilişkin kurmaylarına tepki gösteren Erdoğan’ın “Bazı arkadaşlar, tek sorumlu benmişim gibi davranıyor. Bütün sorumluluğu bana yüklemek isteyenler var. Ama burada ben tek başıma değildim, hepimiz sorumluyuz” dediği öne sürüldü.

Erdoğan’ın kurmaylarına, “Kongre diyorum, kongreye karşı olanlar bile var aramızda. ‘Ne gerek var kongreye’ deniyor. Bu nedenle, teşhisi doğru koyup tedaviyi iyi yapmamız lazım. Çünkü kimse, bize oy vermek için mecbur değil” dediği iddia edildi.

31 Mart Yerel Seçimleri’nin ardından AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın parti yönetiminde faturayı kime keseceği merak konusu. İktidara yakınlığıyla bilinen Türkiye gazetesinin haberine göre ise partide yenilgiden Erdoğan’ı da sorumlu tutanlar bulunuyor.

Habere göre, kimsenin seçim yenilgisi sorumluluğunu almak istememesi üzerine tepki gösteren AK Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Bazı arkadaşlar, tek sorumlu benmişim gibi davranıyor. Bütün sorumluluğu bana yüklemek isteyenler var. Ama burada ben tek başıma değildim, hepimiz sorumluyuz. Kongre diyorum, kongreye karşı olanlar bile var aramızda. ‘Ne gerek var kongreye’ deniyor. Bu nedenle, teşhisi doğru koyup tedaviyi iyi yapmamız lazım. Çünkü kimse, bize oy vermek için mecbur değil” dedi.

Öte yandan, Erdoğan’ın Ramazan Bayramını geçirdiği Marmaris’teki devlet konuk evinde gerçekleştirdiği bazı temasların, AK Parti’nin bundan sonraki yol haritasında etkili olacağı ifade ediliyor. Erdoğan’ın bayram boyunca fikirlerine önem verdiği bazı isimlerle görüşmeler yaptığı, partide geçmişte görev alanlarla da bir araya geldiği belirtiliyor.

Bayramdaki bu temasların, AK Parti’deki değişimin sadece kişilerle sınırlı olmayacağı, politikalarında da değişikliğe gidileceğinin göstergesi olarak görülüyor. AK Parti’deki değerlendirmelerde de Erdoğan’ın ‘Bakış açısının değiştiğine’ yönelik yorumlar yapılıyor.

Paylaşın

Türkiye, Basın Özgürlüğünde ‘Çok Vahim’ Kategorisinde

2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke içerisinde 158’inci sırada yer aldı. Türkiye, medya özgürlüğü durumu itibariyle “çok vahim” kategorisinde kaldı.

Türkiye, 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 165. sırada yer alıyordu. 2024 ile 2023 arasındaki yedi sıralık ilerleyişin Türkiye’de medya özgürlüğü kapsamında durumun iyiye gittiğinin bir işareti olmadığı vurgulandı.

Bu yükselişin, geçen yıl endekste Türkiye’nin önünde yer alan Rusya, Azerbaycan ve Hindistan gibi ülkelerde durumun kötüleşmesinden kaynaklandığı belirtiliyor.

Türkiye Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AK Parti) tek başına iktidara geldiği 2002 yılında 99. sıradaydı. Darbe girişiminin yaşandığı 2016 yılında 151, 2017’de 155, 2018 ve 2019’da 157’inciliğe geriledi. 2020’de 154, 2021’de 153, 2022’de 149, geçtiğimiz yıl da 165. sırada endekste yer aldı.

Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2024 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni açıkladı. Türkiye, 180 ülke içerisinde 158’inci sırada yer aldı.

Bianet’in aktardığına göre; RSF, “Geçen yıl 165’inci sırada yer bulan Türkiye’nin bu yedi sıralık ilerleyişi, medya özgürlüğü olarak durumun iyiye gittiğinin bir işareti değil” değerlendirmesinde bulundu. Türkiye’nin, endekste “çok vahim” kategorisinde kaldığını belirten RSF, şunları kaydetti:

“Endekste 158’inci sıraya yükseliş, geçen yılki endekste Türkiye’nin önünde yer alan Hindistan, Azerbaycan, Rusya, Belarus ve Bangladeş gibi ülkelerin son bir yılda, özellikle de ‘politik’ ve ‘güvenlik’ göstergeleri bakımından daha büyük kayıp vermesinden kaynaklanıyor.

Ayrıca seçim sürecinde kamu yayıncılığının tarafgirliği, onlarca gazetecinin tutuklanması ve cezasızlık gibi gelişmeler Türkiye’yi medyaya yönelik ‘politik’ faktörler bakımından en çok gerileyen ülkelerden biri haline getirdi. Keza, 6 Şubat depremlerinin ardından gazeteciler hakkında ‘dezenformasyon’ iddiasıyla yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar da işlerin ‘yasal’ alanda da iyi gitmediğini gözler önüne serdi.”

RSF Endeksi, uzmanların yanıtladığı soru kitapçığının “Politik”, “Güvenlik”, “Ekonomik”, “Sosyo-kültürel” ve “Yasal” olarak beş göstergeye yansıtılması ve katsayılara bağlanmasıyla ortaya çıkıyor. Hem Türkiye hem de dünya geneli için gerileme gösteren “Politik” gösterge, devletin ve diğer politik aktörlerin giriştiği siyasi baskılar karşısında medyanın bağımsızlığına yönelik destek ve saygının derecesini belirliyor.

Buna göre Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya (EECA) bölgesinde siyasi gösterge olarak en ciddi gerileme yaşayan ülkelerden oldu. Genel skor olarak 2023’te 100 üzerinden 33,97 puan toplayan Türkiye, 2024’te 31,6 ile (2,37 puanlık kayıp) yetinmek zorunda kaldı.

RSF bildirisinde, “Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin yeniden seçilmesi endişe kaynağı. Türkiye, gazeteci tutuklamaya devam ediyor, neredeyse sistematik online sansür ve yargı kontrolüyle medyayı zayıflatmayı sürdürüyor” tespitine de yer verildi.

Türkiye, 2002 yılında 99’uncu sırada kendine yer bulduğu sıralamada 2016’da 151, 2017’de 155, 2018 ve 2019’da 157’nciliğe kadar gerilemiş, 2020’de 154, 2021’de 153, 2022’de 149, geçtiğimiz yıl da 165’inci sırada gösterilmişti.

Devletler gazeteciliği korumakta başarısız

“Artan sayıda hükümet ve siyasi otorite, gazeteciliğin icrası ve halkın güvenilir, bağımsız ve çoğulcu bilgi edinme hakkı için örnek bir çerçevenin garantörleri olma rollerinde başarısız oldu” diyen RSF, medya bağımsızlığına destek ve saygıda ‘endişe verici’ bir gerileme gözlemlediğini, devletler veya diğer siyasi aktörlerin sorumluluğunda gelişen baskılarda artış yaşandığını kaydetti.

RSF Yayın Direktörü Anne Bocandé, 2024’te dünya nüfusunun yarısından fazlası sandık başına giderken 2024 Basın Özgürlüğü Endeksi’nin beş göstergesinden biri olan ‘siyasi gösterge’deki düşüş konusunda şu uyarıyı yaptı:

“Devletler ve siyasi güçler, siyasi bağlantıları ne olursa olsun, basın özgürlüğünü koruma yükümlülüklerini yerine getirmede gittikçe daha az rol oynuyor. Bu zayıflama, bazen gazetecilerin rolünün sorgulanması, hatta medyanın araçsallaştırılması ya da taciz veya dezenformasyon kampanyalarına dahil edilmesiyle el ele gidiyor. Adına yaraşır gazetecilik ise tam tersine demokratik bir sistemden ve siyasi özgürlüklerden yararlanmanın koşuludur.”

“Dünya nüfusunun sadece yüzde 1’i basın özgürlüğünün olduğu bir ülkede yaşıyor” tespitine yer verilen RSF Sıralaması’nda, küresel boyutta net olan bir tespit yer aldı: “Basın özgürlüğü, onu güvence altına alması gerekenlerin, siyasi yetkililerin tehdidi altında.”

Ülke puanını oluşturan beş gösterge arasında yer alan “siyasi” gösterge, 2024 yılında dünyada toplam 7.6 puanlık düşüşle en fazla düşüş gösteren gösterge oldu.

Uluslararası alanda bu yıla, başta BM Güvenlik Konseyi’nin 2222 sayılı kararı olmak üzere, gazetecilerin korunmasına ilişkin ilkelerin hayata geçirilmesi konusunda uluslararası toplumun siyasi irade eksikliği damgasını vurdu.

Gazze’deki savaş, Ekim 2023’ten bu yana gazetecilere ve medyaya karşı işlenen rekor sayıda ihlale sahne oldu: En az 22’si görev başında olmak üzere 100’den fazla Filistinli gazeteci İsrail ordusu tarafından öldürüldü.

2024 RSF Endeksi’nde, işgal altındaki ve İsrail bombaları altındaki Filistin (157’nci), gazeteciler için güvenlik açısından dünyanın en kötü on ülkesinden biri haline geldi. (2024 Endeksi’nde “Güvenlik” sıralamasına erişmek için tıklayın)

Endekse dayanak oluşturan ankete katılan uzmanlar 180 ülkeden en az 138’i için, siyasi aktörlerin düzenli olarak propaganda veya dezenformasyon kampanyalarına dahil olduklarını bildirdi. RSF, söz konusu uygulamaların 31 ülke açısından “sistematik” olduğunu belirterek şunları kaydetti:

“2024 dünya tarihindeki en yaygın seçim yılı olsa da, 2023’te özellikle Latin Amerika’da, basın özgürlüğü ve çoğulcu haberin açık düşmanlarının (örneğin; 26 sıra kaybedip 66’ncı sıraya gerileyen Arjantin’de Javier Milei’nin endişe verici bir sembolik hareketle ülkenin en büyük basın ajansını kapatması) iktidara gelmesiyle birlikte bazı belirleyici seçimler de gerçekleşti.”

Siyasi amaçlı dezenformasyon kampanyalarında, gerekli düzenlemenin olmadığı bir bağlamda Yapay Zeka’nın kullanımının da ‘endişe kaynağı’ olduğunu belirten RSF, “Deepfake’lerin seçimlerin seyrini etkilemede artık kilit bir yeri var. Endekste 12 sıra gerileyerek 29’uncu olan Slovakya’daki parlamento seçimleri sırasında gazeteci Monika Todova’yı hedef alan sesli deepfake saldırısı, demokratik bir seçimi etkileme amacını taşımış ve bir gazeteciye yönelik geliştirilmiş olmasıyla bugüne kadar belgelenmiş ilk vakalarından biridir” dedi.

Seçimlere hazırlanan ve siyasetçilerin kısmi, ancak açık şekilde medyaya düşmanlık beslediği, kimi zaman da gazetecilerin hapse atılması yönünde çağrıların gözlendiği ABD, endekste 10 sıra birden gerileyerek 55’inci sırada yer aldı.

RSF ayrıca, “Avrupa Birliği, Avrupa Basın Özgürlüğü Yasası’na (EMFA) kaynaklık etse de bir ‘Orbanlaşma’ tehlikesiyle karşı karşıya” tespitinde bulunarak şunları kaydetti:

“Tehlikeli bir dinamik geliştiren Macaristan’da (67’nci) Victor Orban ve Slovakya’da (29’uncu) Robert Fico gibi liderler bağımsız gazeteciliği boğma çabası içinde. AB’de ilk sırada yer alan Norveç’in bile basın özgürlüğü puanı düşerken siyasi partilerin medyayı sindirmeye dönük yargısal girişimleri nedeniyle İrlanda (8’inci) Avrupa Birliği’ndeki lider konumunu Danimarka’ya (2’nci) kaptırdı. Bu ülkeyi ise İsveç (3’üncü) izliyor. Endekste Almanya 10’uncu, Fransa 21’inci, Britanya 23’üncü, İtalya 46’ncı, Bulgaristan 59’uncu, Yunanistan 88’inci gösterildi.”

“Vladimir Putin’in beklendiği gibi yeniden başkan seçildiği Rusya (162’nci), Ukrayna’ya (61’inci) karşı savaşı sürdürürken medyanın ekosistemine ve gazeteci güvenliğine önemli ölçüde zarar veriyor” diyen RSF; Belarus (167’nci, -10 sıra), Gürcistan (103’üncü), Kırgızistan (120’nci) ve Azerbaycan’ın (164’üncü, -13 sıra) “Rusya’nın baskılarını taklit ederek” medya sansürünü ağırlaştırdığını belirtti.

RSF ayrıca, “Rusya’nın etkisi, hükümet yanlısı medyanın Rus propagandası yaptığı ve yetkililerin sürgündeki Rus gazetecileri tehdit ettiği Sırbistan’a (98’inci, 7 sıra gerileme) kadar uzandı” dedi.

Endeksin el alt sırasında yer verilen ülkeler ise Çin (172’nci), Vietnam (174’üncü), İran (176’ncı), Kuzey Kore (177’nci), Afganistan (178’inci), Suriye (179’uncu) ve Eritre (180’inci) oldu.

Paylaşın