Kamuda Tasarruf Sözde: Toplantı Ve Tanıtım Giderleri Rekor Kırdı

CHP’li Burhanettin Bulut, bu yılın ilk üç ayında toplantı ve organizasyon giderleri ile tanıtma ve ağırlama giderlerinin rekor kırdığını belirterek, Hazine’nin kasasından çıkan paranın 1 milyar 488 milyon 750 bin lira olduğunu söyledi.

Haber Merkezi / Burhanettin Bulut, “Özellikle yerel seçimlerin yapıldığı mart ayından giderler rekor kırdı. Ayın sonunu getiremeyen vatandaşa kemer sıktıran, emekliye sabır telkin eden Saray yönetimi har vurup harman savuruyor” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, bu yılın ilk üç ayında toplantı ve organizasyon giderleri ile tanıtma ve ağırlama giderlerine Hazine’nin kasasından çıkan paraları inceledi. Toplantı ve organizasyon giderleri adı altında yılın ilk üç ayında toplamda 687 milyon 555 bin lira harcandığını kaydeden Bulut, şöyle devam etti:

“Ocak ayında 3 milyon 188 bin, şubat ayında 47 milyon 403 bin olan toplantı ve organizasyon gideri yerel seçimlerin yapıldığı mart ayında uçuşa geçti. Mart ayında toplantı ve organizasyon gideri için harcanan para 636 milyon 964 bin lira oldu. 2023 yılında toplantı ve organizasyon giderleri için Hazine’nin kasasından çıkan para toplamda 1 milyar 61 milyon liraydı.”

Ocak ayında 15 milyon 881 bin, şubat ayında 81 milyon 108 bin lira olan temsil, tanıtma ve ağırlama giderlerinin de mart ayında 704 milyon 206 bin liraya yükseldiğini kaydeden Bulut, yılın ilk üç ayında Hazine’den çıkan paranın 801 milyon 195 bin lira olduğunu bildirdi. Geçtiğimiz yıl boyunca temsil, tanıtma ve ağırlama giderlerine 1 milyar 797 milyon lira harcanmıştı.

Toplantı ve organizasyon giderleri ile tanıtma ve ağırlama gideri için yılın ilk üç ayında Hazine’nin kasasından çıkan paranın 1 milyar 488 milyon 750 bin lira olduğunu söyleyen Bulut, “Özellikle yerel seçimlerin yapıldığı mart ayında söz konusu kalemler rekor kırdı.

Ayın sonunu getiremeyen vatandaşa kemer sıktıran, emekliye sabır telkin eden Saray yönetimi har vurup harman savuruyor. Kamuda tasarruf sözleri sadece kuru hamasetten ibaret. Rakamlar açıkça gösteriyor ki AKP seçimin masraflarını Hazine’nin yani milletin sırtına yüklemiş. Milletin vergileri açılış görünümlü mitinglerde, temel atma törenlerinde, parti toplantılarında çarçur edilmiş” dedi.

Paylaşın

CHP Lideri Özel: Belediyeler Partilerin Kayrıldığı Yerler Olmaktan Çıkacak

Afyonkarahisar Belediyesi’ni ziyaret eden CHP Lideri Özgür Özel, burada yaptığı konuşmada, “Belediyeler partizanlık yapılan yerler olmaktan çıkacak. Partilerin kayrıldığı yerler olmaktan çıkacak” dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Afyonkarahisar Belediyesi’ni ziyaret ederek Başkan Burcu Köksal ile makamında bir araya geldi. Özgür Özel, burada yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Biz 1980 darbesinden sonra siyaset kalesinin başarı kapısını açamıyorduk. Üzerinde 3 koca kilit vardı. Arkadaşlarımızla bu konuyu değerlendirdiğimizde dedim ki anahtarları mutlaka Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu partide bir yere koymuştur. O anahtarları bulalım. Aradık ve bulduk. Birinci anahtar gençlerdi. Cumhuriyeti emanet ettiği gençler. Birinci kilidi o anahtar açtı. İkincisi kadınlardı. En erken seçme ve seçilme hakkı verdiği kadınlar. Üçüncüsü de bilime saygıydı, bilimsel yöntemlerle çalışmaktı. Biz de anketlerle, odak grup çalışmalarıyla, gün oldu yapay zeka uygulamaları dedik ve dalga geçenler oldu.

Seçim akşamı neyin ne olduğunu o günlerdeki emeğimizi, çabamızı görmeyenler gördüler. Biz CHP olarak kazandık ama şımarmadık, asla kibirlenmedik. Şunu buradan çok net söylemek isterim ki CHP olarak asla ve asla kendi başarımızı birilerinin kaybı olarak görmüyoruz. Bütün Afyon kazanmıştır. Afyon’daki bir AKP’li, MHP’li kendini kaybetmiş hissediyorsa biz kusurluyuz demektir. Buyursun gelsin, bu odaya Burcu Başkanın yanına varsın ve derdini, tasasını anlatsın. Buraları partizanlık yapılan yerler olmaktan çıkacak. Partilerin kayrıldığı yerler olmaktan çıkacak.

Biz mümkün olan bütün gayretimizle tüm doğru işleri birlikte yapacağız. Afyon’a iyi hizmet edeceğiz. Afyon’a doğru hizmet edeceğiz. İsraf genelgemiz hazır. Bütün belediyelerimize bu hafta gönderiliyor. Biz israfı bitirip hizmeti getirmeye, borçları bitirip yatırım yapmaya, insanların yüzünü güldürmeye geldik. Sosyal belediyecilik yapmaya geldik.

Yoksulun, işsizin, kimsesizin halinden biz anlayacağız. Başka bir sıkıntımız yok. Evet, işsizlik büyük sorun. Ama belediyeler işsizlik sorunu ortadan kaldırabilecek müesseseler değil. Zaman içinde belediye güçlendikçe, yeni hizmetler oldukça, yeni yerler açıldıkça işsiz kardeşlerimiz de iş bulacaklar. Ama bu süreçte bütün Afyon’dan borçları kapatmamızı, enkazı kaldırmamızı ve onlara hizmeti getirmemizi beklemelerini temenni ediyoruz.

Geçmişte CHP belediyelerinin raporları hep şöyle. Yarısı kadar para ile iki katı iş yapıyorlar. Göreceksiniz yarısı kadar para ile iki katı iş yapacağız. Mazeret üretmeyeceğiz. İş üreteceğiz. Afyon’da oy veren kimseyi pişman etmeyeceğiz. Keşke oy vermeseydim, oy vermeyenleri imrendireceğiz. Sabırsızlandıracağız. Gelsin de bir dahakine Burcu’ya oy vereyim, gelsin de bir dahakine CHP’lilere oy vereyim dedirteceğiz. Bu anlayış ve yaklaşımdayız. O yüzden Afyon’a, Cumhuriyetin bu güzel kentine hayırlı ve uğurlu olsun.

Biz başkanımızın her anlamda arkasında duracağız. Belediyeler Birliğinden Afyon için yapılacak katkılarda arkasında duracağız. Avrupa’dan bu termal kente, sağlık turizmi için çok büyük kaynaklar bulacağız. Avrupa Birliğinin fonlarını harekete geçireceğiz. Bunları seçimden önce söyleyince hikaye gibi gelir. Ama çok güçlü bir yapı kuruyoruz. Yurtdışı fonlarının da araştırılması için. Yurtiçindeki kaynakların yönlendirilmesi için. Afyon bugüne kadar görmediği hizmetleri bundan sonra görecek. Bugüne kadar gördüğü yanlışları da bizde görmeyecek.”

“Eş dost atamalarına son”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Afyonkarahisar Belediyesi ziyareti öncesi Afyonkarahisar CHP İl Başkanlığı’nı ziyaret etti. Özel, binanın önünde kurulan platformdan yurttaşlara seslendi. Özel şunları kaydetti:

“Burcu Köksal’ın geçtiğimiz günlerde artık bundan sonra Afyon’da eş, dost, akrabayı belediyeye doldurmak yok dediği yaklaşımını önemsiyoruz. Destekliyoruz. Sonuna kadar arkasındayız. Şunu ifade etmek isterim ki CHP’li belediyeler bizlerin çocuklarının, torunlarının, uzun yıllardır emeğimiz var, hemen işe girmeli diye bakacağımız yerler değildir. Biz bu belediyeleri çocuğa, toruna, eşe, dosta iş sağlamak ya da ihale verip rant aktarmak için değil biz bu belediyeleri o çocukların geleceğini kurtarmak için kazandık.

Geleceklerini kurtarmak için. İsrafı durdurup, masrafları azaltıp, borçları ödeyip, en iyi hizmeti yapıp, kayırmacılık değil iyi hizmet yaparsak önümüzdeki seçimleri kazanacağız. Burası Atatürk’ün Kurtuluş Savaşında ilk adımı attığı, büyük taarruzu başlattığı, buradan sonra durmadan ilerlediği bir kent. Burcu Başkanımdan da il başkanımdan da bütün yöneticilerden de hepinizden de istediğim şu. Güçlü bir adımı attık. Bu ilk adım önemlidir. Başarana kadar, zafere kadar durmak yok. Hep beraber ilerleyeceğiz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kazandığı zaferi 100 yıl sonra bir kez daha mutlaka kazanacağız. Bu zafer kesinlikle Afyon’daki, Türkiye’deki siyasi rakiplerimize, AKP’lilere, MHP’lilere karşı değil. Bu zafer biz kazanır da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının ilk seçiminde iktidar yaparsak bu zafer yoksulluğa karşı kazanılacak. Bu zafer işsizliğe, gelecekten kaygıya, korkuya karşı, bu zafer baskılar karşısında ifade özgürlüğünü kullanamayanların yaşadıkları umutsuzluğa karşı kazanılacak.

Cumhuriyetin ilk yüzyılı gibi ekmeği büyüteceğiz. Sanayiyi büyüteceğiz. Gelirleri artıracağız. Ülkemizi çağdaş medeniyetlere doğru, büyütmeye başlayacağız. Avrupa Birliğine gireceğiz. Bırakın vizenin çabuk alınmasını, bütün Avrupa’da vizesiz gezeceğiz. Bütün dünyaya çocuklarımız istediği zaman gidecek, istediği zaman gelecekler. Ama hiçbirimizin çocuğu artık bu ülkede yaşayamam, kurtulmak istiyorum, başka yere gitmek istiyorum demeyecek. Dünyanın büyük ülkelerinin hayal kurduğu bu ülkenin evlatları dünyanın başka ülkelerinde hayal kurmayacaklar. Bunu sağlayacağız.

Bunun için herkes önümüzdeki 4 yıllık süreci ya da seçim yapılana kadar geçen süresi dayanışmayla, sabırla, işbirliği ile çalışarak geçirsin. Kendinizi değil partinizi, partinizi değil ülkenizi, ülkemizin geleceğini düşünüyorsak bize fedakarlık düşer. Çalışmak düşer. Şöyle düşünmeyin. 50 yıldır bu partide koşuyorum, belediyeyi kazandık, artık benim rahat etme zamanım. Biz bu ülkenin geleceğini kurtarmak için burada kişisel beklentilerin, taleplerin çok dışında bir yaklaşımda bulunmamız lazım. Açık söylüyorum. Ufak tefek atama hataları oluyor. Tek tek hepsini geri aldırtıyorum. En iyi o işi yapacağını düşündüğü kişi çok yakın bir partinin bir yakınımızın yakını oluyor.

Bursa, Balıkesir’de geri aldırdım. Adana’da geri aldırdım. Burada aslında çok hak ettiği halde bir arkadaşımız görevlendirilmiş, yıllardır hukuk mücadelesi veren. Başkalarının 500 bin liraya yaptığı işi 3 kişi 100 bin liraya, 120 bin liraya yapacaklarmış. Ama eşi partide görevli diye onu da geri aldırdım. Hata yapma lüksümüz yok. Onlar gri bir kağıt gibi. Onlar kir göstermiyor. Biz tertemiz bir partiyiz. Bembeyaz bir kağıt gibi. Üzerine kurşun kalemi dokundursak kir gösteriyor kardeşim. Dikkat edeceğiz. Doğru davranacağız. Örnek olacağız. Biz başaracağız.

Ben bu iradeyi göstermezsem. Başkanlarım bu iradeyi göstermezse. Siz bu anlayışı göstermezseniz. Efendim AKP’nin il başkanı avukattı, önceki dönem belediyenin bütün işlerini yapıyordu. Şimdi sıra bizimkinde. Yok öyle bir şey. Bizim belediye kaynaklarını partililere aktarma sıramız gelmedi. Atatürk’ün partisinin iktidar olma sırası geldi. Ayrıca dün ilan ettim. Biz elbette birinci parti zorunluluğu ile AKP ile de MHP ile de Meclis’te grubu bulunan partilerle de bütün partilerin genel başkanlarıyla da sorunları konuşuyoruz. Elbette konuşmaya devam edeceğiz. Talepler iletiyoruz. İletmeye devam edeceğiz. Yapın bunları diyoruz, onları söylemeye devam edeceğiz.

Ancak yerine gelmediğinde mücadeleden bir adım geri durmayacağız. Bakın atanmayan öğretmenler, 68 bin atama ve mülakatsız atama bekliyorlardı. Onlara bu söz verilmişti. Bu sözü tutmadılar. Dün karar aldık, ilan ettik. 19 Mayıs’tan bir gün önce 18 Mayıs Cumartesi saat 13.00’te İstanbul Saraçhane Meydanında bütün atanmayan öğretmenlerin, bütün mülakat mağdurlarının ve milli eğitimdeki bu saçma sapan müfredat çalışmasına karşı çıkan herkesi Saraçhane’ye bekliyoruz. Onların sesini duyuracağız. Sesini dinleyeceğiz. Sesleri olacağız. Atanmayan öğretmeni de mülakat mağdurunu da unutmayacağız. Bir büyük mitingi ile onların yanında olacağız.

Emeklinin durumu çok kötü. 10 bin lira ile geçinin diyorlar. Avrupa’da Almanya’da konuşurken, Türkiye’de emekli maaşı 270 Euro dedim. Düzeltti muhatabım. 2 bin 700. Rakamı yanlış söyledim sandı. 2 bin 700 değil mi dedi. Dedim 270 Euro. Yanlış söylemiyorum. 270 Euro. Yine Avrupa Parlamentosunda, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde konuşurken Türkiye’de emekli maaşının 270 Euro olduğunu, çok önemli sosyal sorunlar olduğunu ifade ettim. Tercüman çevirdi, düzelttiler. 2 bin 700 olmasın diye.

Türkiye’deki emekli maaşının Almancaya tercümesi yok. Türkiye’deki emekli maaşının İngilizce, Fransızcaya tercümesi yok. İnanamıyorlar. Biz 270 Euro’ya bu ülke bugünlere gelsin diye çalışanları, gözünün nurunu akıtanları, alnının terini akıtanları, dirsek çürütenleri, elleri nasırlananları, 270 Euro, 10 bin lira verip, istersen bunu kiraya ver, aç kal. İstersen karnını doyur sokakta kal diyecek kadar acımasız olunmuş. Bunu kabul etmiyoruz. Hepinize çağrımdır. 26 Mayıs Pazar Günü, Ankara Tandoğan Meydanında Afyon’un bütün emeklilerini, emeklilerin temsilcilerini, Türkiye’nin bütün emeklilerini, 10 bin liraya isyan etmeye, bir asgari ücrete çıkarılması için eylem yapmaya, mücadeleye davet ediyorum.

Konuşacağız. Müzakere edeceğiz. Ama sizler için sonuna kadar da mücadele edeceğiz. Yeni bir dönem siyasetteyiz. Genç kadrolarımızla, çok sayıda kadın arkadaşımızla, büyük bir mücadelenin içindeyiz. Gücümüzü Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinden, onun neferleri sizlerden, onun Kurtuluş Savaşının zaferine doğru, ilk adımı attığı büyük taarruzu başlattığı bu güzel kentten alıyoruz. Yıllarca birlikte görev yaptığım sonra da grup başkanvekilim olan Burcu Başkanı sizlere emanet ediyorum. Örgütümüzü ve Afyon’umuzu Burcu Başkana emanet ediyorum. Hepinizi birden Allah’a emanet ediyorum.”

Paylaşın

‘Gezi Davası’ Hükümlülerinden Osman Kavala’dan ‘Yeniden Yargılanma’ Talebi

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Lideri Özel görüşmesi sonrası “Gezi davasında cezaevinde olanlar nasıl tahliye olabilir” sorusu gündeme gelirken davanın hükümlülerinden Osman Kavala, yeniden yargılanmayı talep etti.

Haber Merkezi / Osman Kavala, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Adalet herkes için gereklidir. Her yurttaşın hayatı ve hakları eşit derecede değerlidir” ifadelerini kullandı.

2019 yılında başlayan Gezi davası, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 28 Eylül 2023’te verdiği kısmi onama kararıyla son buldu. Daire, “hükümeti devirmeye teşebbüs” suçundan Osman Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile “darbeye yardım” suçundan 18’er yıl hapis cezasına çarptırılan TİP Hatay milletvekili Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku’nun cezalarını onadı.

Böylece 5 sanık yönünden Gezi davasındaki mahkumiyetler kesinleşti. Bu süreçte Anayasa Mahkemesi’nin Can Atalay hakkında milletvekili olduğu için iki kez verdiği hak ihlali kararları da Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından uygulanmadı.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2 Mayıs’ta AKP Genel Merkezi’nde görüştüğü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Gezi davasındaki mahkûmiyet kararları ve Can Atalay’a ilişkin uygulanmayan AYM kararını anımsattı. Bu görüşmenin ardından “Gezi davasında cezaevinde olanlar nasıl tahliye olabilir” sorusu gündeme geldi.

Yeniden yargılanması gündemde olan iş insanı Osman Kavala, yazılı açıklama yaptı. Kavala, kısa açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Bariz hak ihlalleri içeren, delillere dayanmayan mahkûmiyet kararlarının verildiği, suçsuz insanların yıllar boyu hapis kalmalarına yol açan davaların yeniden görülmesi temel hukuk ilkelerinin ve insan haklarına saygının gereğidir.

Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları sadece başvuranların değil her yurttaşın adalet talep etme hakkıyla doğrudan ilgilidir. Adalet herkes için gereklidir. Her yurttaşın hayatı ve hakları eşit derecede değerlidir.”

Paylaşın

TİP Başkanı Baş’tan ‘Siyasette Yumuşama’ Yorumu: Hayretler İçerisinde Kalıyoruz

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, “Öyle günlerden geçiyoruz ki, gazetelere ve televizyonlara baktığımızda inanın hayretler içinde kalıyoruz” dedi ve ekledi:

“Sanki 22 yıldır adım adım örülen, ilmek ilmek işlenen Saray rejiminin bu baskısı, zulmü altında yaşamıyormuşuz, bunların hiçbiri bu ülkede yaşanmamış, hala devam etmiyormuş gibi davranılıyor. Bakın televizyonlarda dört bir yandan yumuşama, normalleşme söylemleri geliştirilirken ben Çağlayan Adliyesi’nde 1 Mayıs günü evleri basılarak gözaltına alınan arkadaşların hakim karşısına çıktıkları sırada yanlarındaydım.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) haftalık basın toplantısında konuştu. Erkan Baş, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görüşmesi sonrası başlayan “Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Baş şu ifadeleri kullandı: “İçinden geçtiğimiz günlerde siyasal literatürümüzde yeni giren ya da yeniden güncellenen kimi kavramlar var. Kimileri yumuşama diyor, kimileri sözde normalleşme diyor. Biz siyasette hem mücadelenin hem müzakerenin bir yeri olduğunu kuşkusuz kabul ediyoruz.

Ancak, iktidarın tümüyle haksız olduğu, tümüyle hukuksuz uygulamaları birer pazarlık konusu olarak kamuoyunun önüne çıkartılmaya çalışılıyorsa, üstelik insanların bundan mutlu olması gerektiği anlatılıyorsa buna dair de söyleyecek bir çift sözümüzün olması gerekiyor. Yani öyle günlerden geçiyoruz ki, gazetelere ve televizyonlara baktığımızda inanın hayretler içinde kalıyoruz.

Sanki 22 yıldır adım adım örülen, ilmek ilmek işlenen Saray rejiminin bu baskısı, zulmü altında yaşamıyormuşuz, bunların hiçbiri bu ülkede yaşanmamış, hala devam etmiyormuş gibi davranılıyor. Bakın televizyonlarda dört bir yandan yumuşama, normalleşme söylemleri geliştirilirken ben Çağlayan Adliyesi’nde 1 Mayıs günü evleri basılarak gözaltına alınan arkadaşların hakim karşısına çıktıkları sırada yanlarındaydım.”

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışması

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmaları Erdoğan ve Özel görüşmesi sonrası başlamıştı. Erdoğan, Özel ile görüşmesine ilişkin, “Özgür Bey şu an CHP’de genel başkan oldu. Genel Başkan olduktan sonra böyle bir ziyareti kendisinin gerçekleştirmiş olması iktidar ve ana muhalefet arasında olumlu bir gelişme” demiş ve eklemişti:

“Bundan önceki süreçlerde bu tür adımlar atılmıyordu. Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İlk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.”

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama” mesajına yanıt veren Özel, ise şu ifadeleri kullanmıştı: “Şimdi birileri Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor ve yumuşama söylemlerinden bahsediyor. Bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri, 25 yaşındaki günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar? Hadi görelim. Yarın yumuşayalım. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in hatırasına saygı, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin. İzni verin. Bir görelim nasıl oluyor bu yumuşama.

Taksim yasak, yumuşayalım. Devrim Stadı yasak, normalleşelim. En çok ben istiyorum normalleşelim. En çok ben istiyorum yumuşayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak. Taksim Anayasa Mahkemesi kararına karşı yasaksa, Anayasa Mahkemesi herkes çıkabilir demişken yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse normalleşip de sonu Anayasa’ya varır mı diye düşünmesin.

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız Gezi’den içeride yatıyorlarsa ve kimse normalleşmeden bahsetmesin. Ama şunu söyleyelim. Denizleri asanlar, mahkeme kararına anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak yazdılar. Kardeşlerimizi, evlatlarımızı bu bahaneyle astılar. Oysa Deniz anayasal düzeni, anayasayı savunuyordu. Anayasanın özgürlüklerini savunuyordu. Anayasaya sahip çıkmayı savunuyordu. Karşısındakiler yasakladılar. Karşısındakiler onları illegal bir çizgiye itmek için her şeyi denediler.

Bugün anayasa çağrısı yapan ve yeni bir anayasa isteyen herkese diyoruz ki mevcut anayasaya harfiyen uymayan, Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek, kayyum da atasan anayasaya aykırıdır. Öbür taraftan gidip serbestçe anayasal gösteri hakkını kullanmak isteyen işçiye, ODTÜ’lü öğrenciye izin vermeyince de anayasayı siz çiğniyorsunuz. Harfiyen anayasaya uyulmadan, anayasa da olmaz. Yumuşama tartışmaları sonuç da vermez.”

Paylaşın

Davutoğlu’ndan ‘Yeni Anayasa’ Açıklaması: Bu Oyuna Gelmeyiz

Gelecek – Saadet grubunda konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Anayasa’nın ilk dört maddesi değişmez, beşinci değişmeyen madde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir demesinler. Çünkü o bir maddeden ibaret değil” dedi ve ekledi:

“Onlarca madde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili. Sen onu dediğin anda anayasa tartışmasının esası, özü kalmıyor. Makyaj yapmayalım anayasaya. Bir kez de gerçekten kamuoyu algısına dayalı bir iş değil de, makyaj değil de özle çalışalım. Getirin anayasanın her şeyini tartışalım açık yüreklilikle. Gündem değiştirmek için ve gündemi oyalamak için bir anayasa değişikliği getirirseniz önce sorarız biz ‘elinizdeki anayasaya uyuyor musunuz? Anayasa Mahkemesi ve Anayasa’nın verdiği yetkiye uyuyor musunuz?’ Mesele yoksulluğu örtmek, emeklilerin feryadını örtmek ve Türkiye’yi meşgul etmekse bu oyuna gelmeyiz.”

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, Gelecek – Saadet grubunda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir konuşmasında “siyasi yumuşama dönemi başladı” dediğini dile getiren Davutoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Siyasetin yeni bir çerçeveye oturması gereken günlerden geçiyoruz. 1 Nisan sabahında uyandığımızda herkes kendi muhasebesini yaptı ama en büyük muhasebeyi de iktidarın yapması beklenirdi. Gerçekten bir muhasebe yapıldı mı bilmiyoruz ama bir söz bizi umutlandırdı; sayın Erdoğan çıktı ve dedi ki, ‘siyasi yumuşama devri başladı’. İktidarın yaklaşık 8 yıldır acımasızca sürdürdüğü kutuplaştırma hatta kafirleştirme söylemleri terk mi ediliyor? 2002’de yola çıktığınızda stratejik hedefiniz neydi ve bugün Türkiye bu stratejik hedefin neresinde?

Hep beraber diyorduk ki 28 Şubat zulmünün getirdiği yasakları kaldıracağız. Ama bu yasak sadece başörtü yasağı değildi. Yasakların basın ve düşünce özgürlüğü üzerinde Demokles’in kılıcı gibi bir baskı devam ediyorsa yasaklar kalktı diyebilir miyiz? İnsanlar düşünce ifade etmekten korkuyorlarsa, kapalı kapılar ardında bile konuşurken telefonlarını dışarıda bırakıyorlarsa yasaklar kalkmış olabilir mi? Ne diyorduk; hortumlamalar, yolsuzluklar bitecek diyorduk peki bugün ne durumda yolsuzluklar? Artık bırakın hortumlama, her yer yolsuzluk.”

Gerçek bir siyasi yumuşama isteniyorsa, sivil ve kapsamlı bir anayasanın tartışmaya açılması gerektiğini dile getiren Davutoğlu, şöyle konuştu:

Anayasa’nın ilk dört maddesi değişmez, beşinci değişmeyen madde de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemidir’ demesinler. Çünkü o bir maddeden ibaret değil. Onlarca madde Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle ilgili. Sen onu dediğin anda anayasa tartışmasının esası, özü kalmıyor. Makyaj yapmayalım anayasaya. Bir kez de gerçekten kamuoyu algısına dayalı bir iş değil de, makyaj değil de özle çalışalım. Getirin anayasanın her şeyini tartışalım açık yüreklilikle. Gündem değiştirmek için ve gündemi oyalamak için bir anayasa değişikliği getirirseniz önce sorarız biz ‘elinizdeki anayasaya uyuyor musunuz? Anayasa Mahkemesi ve Anayasa’nın verdiği yetkiye uyuyor musunuz?’ Mesele yoksulluğu örtmek, emeklilerin feryadını örtmek ve Türkiye’yi meşgul etmekse bu oyuna gelmeyiz.

Dünyanın her yerindeki yüksek mahkemelerin sahip olduğu itibarın Anayasa Mahkemesine de kazandırılması gerektiğini belirten Davutoğlu, gerçekten yumuşama isteniyorsa Can Atalay ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının da uygulanmasını gerektiğini söyledi.

Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ifade eden Davutoğlu, “Mazlumlarla yumuşayın katillerle değil. Bir iddianame çıkıyor. Bu iddianame hazırlanırken maktulün eşinden ifade alınıyor. Bir insanın bütün iç dünyasını bilen tek kişi eşidir. Eşi bir takım ifadelerde bulunuyor, muhtemelen Sinan Ateş’in kimseye söylemediği şeyleri söylüyor ama eşin ifadesi iddianamede yok. Şimdi sayın Erdoğan, siz eğer maktul yakınları ile yumuşamak yerine katiller ve onun azmettiricileri ile yumuşarsanız Özgür Özel ile verdiğiniz resmin ne anlamı kalır?

Eşkıya Başkent’e inmiş, başkent sokağında genç bir akademisyeni katletmiş ve iktidar o eşkıya ile yumuşama içinde ama maktulun eşinin ifadesini iddianameye sokmuyor. Eğer bir yumuşama olacaksa basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik bütün davalar düşürülsün. Düşünce ise suç değildir densin. Basına açıklamada bulunulsun; bize en sert şekilde eleştirebilirsiniz denilsin. Yaşı ileri ve hasta tutuklular konusunda da bir siyasi yumuşama sergileyin ve bırakın. Eğer çok ağır şartlarda hasta ise ailesinin yanında vefat etsin.

Yaşı 90’a gelmiş bir 28 Şubatçıyı hapishanelerde ölüme terk edeceksiniz o yıllarda sivil teorisyenliğini yapanlar Beştepe’de memur sıfatına sokacaksınız işte bu adaletsizliktir. TRT başta olmak üzere medya üzerindeki ambargoları kaldırın. Siz Sayın Özgür Özel’le televizyon ekranlarında da buluşun. Ne sakıncası var? Eğer toplumsal bir yumuşama bekliyorsanız 15 Temmuz darbesine karışan herkesi cezalandırın ama 15 Temmuz darbecisinin en baş sorumlusunun ağabeyini Hollanda’ya büyükelçi yapıp Anadolu’da parası olmadığı için sizin törenlerle açtığınız okullara çocuklarını gönderen aileleri yedi göbek cezalandırmayı bırakın.”

Davutoğlu, 20 bin öğretmen ataması yapılacağının açıklandığını anımsatarak, 68 bin öğretmene ihtiyaç bulunduğu söylenmesine rağmen böyle bir kontenjan açıklanmasının yetersiz olduğunu iddia etti. Davutoğlu, söz verildiği halde mülakatların kaldırılmadığına dair eleştiride bulundu.

Gelecek Partisinin, geçen günlerde Haymana’da gerçekleştirdiği toplantıdan sonra “yalan yanlış şeyler söylendiğini” ifade eden Davutoğlu, toplantıya ilişkin ortaya atılan iddiaların doğru olmadığını dile getirdi.

Temel Karamollaoğlu’nun CHP ile ittifak sürecinde özellikle AK Parti tarafından linç kampanyasına uğradığı belirten Davutoğlu, “Temel Bey kınayanın kınamasından kaçmadı. Temel Bey, ‘Bizler camilerden kovulduk, ağır hakaretler işittik’ dedi. Şimdi Erdoğan ve o gün iktidar sahibi olanlar Karamollaoğlu’na bu muamelenin yapılması için kampanya yürüttüler. Şimdi CHP liderinin elini sıkıyor. Yani Temel Bey’in 6 yıl önce yaptığını şimdi yapıyor ama biz o eli sıkanlara şu an hiçbir şey söylemeyeceğiz, takdir edeceğiz” dedi.

“Hamas’ın yanında olmaya devam edeceğiz”

Grupta konuşan Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya da 7 Ekim’den bu yana Filistin’deki masumlarla beraber insanlığın da bombalar altında kaldığını belirterek, “Hamas bizim için 7 Ekim’de başlayan bir direniş hareketi değil, 75 yıldır o topraklardaki haklı mücadelenin bugünkü bayraktarlarından bir tanesidir. Hamas biziz, biz Hamasız ve her zaman Hamas’ın yanında olmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Türkiye’nin hem bulunduğu coğrafyada hem de dünyada barışı tesis edebilmesi için güçlü olması gerektiğini belirten Kaya, şunları söyledi: “Onun için 3 temel şiarımız var; Yaşanabilir bir Türkiye, yeniden büyük Türkiye ve yeni bir dünya… Çünkü biz şuna inanıyoruz; Yeniden büyük bir Türkiye’nin yolu yaşanabilir bir Türkiye’den geçiyor. Gençlerimizin mülakatla haklarının çalındığı bir Türkiye’den güçlü bir Türkiye olmaz. 10 bin lira emekli maaşına mahkum edilmiş milyonlarca insanımızın olduğu bir Türkiye’de elbette güçlü bir Türkiye çıkmaz.

Soluğu Batı ülkelerinde almayı kendi diplomatik başarısı için şart gören bir iktidardan da elbette güçlü bir Türkiye çıkmaz. Dolayısıyla bütün bu hususları göz önüne aldığımız zaman Türkiye’nin çok acil bir şekilde maddi ve manevi bir kalkınmaya ihtiyacı var. Türkiye’nin şahsiyetli bir dış politika izlemesi halinde başta Türkiye olmak üzere Suriye’de, Irak’ta, İran’da, Libya’da, Mısır’da, Amerika’da, İngiltere’de insanların huzura, barışa kavuşacağını ifade ediyoruz. Onun için güçlü bir Türkiye’nin yolu, milli birlik ve beraberlikten geçer.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan ‘Siyasette Normalleşme’ Yorumu: Seçmen Zorladı

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama veya normalleşme” mesajına ilişkin konuşan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Seçmenler son seçimlerde, merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturdu” dedi ve ekledi:

“Seçmen siyaseti normalleştirmeyi, siyaseti kutuplaştırma değil, bir araya gelme unsuru olarak, sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir. Ve hatta zorlamıştır.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu, Marmara Belediyeler Birliği (MBB) toplantısında açıklamalarda bulundu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in görüşmesi sonrası başlayan “Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmalarına ilişkin Ekrem İmamoğlu, “Bu dönemin bence iki temel özelliği vardır: Birincisi; özellikle seçmenler son seçimlerde, merkezi ve yerel yönetimler arasında yeni bir denge oluşturmuştur. Bu dengenin, vatandaşın hayrına bir iş birliğine dönüşmesini yürekten umuyorum ve diliyorum” dedi.

İmamoğlu, konuya ilişkin açıklamasına şöyle devam etti: “İkincisi; aynı zamanda seçmen siyaseti normalleştirmeyi, siyaseti kutuplaştırma değil, bir araya gelme unsuru olarak, sistemi olarak tanımlamayı hepimize göstermiştir. Net olarak hissettirmiştir. Ve hatta zorlamıştır. Bu konunun, samimiyetin, iş birliği alanlarının genişletilmesinin bize çok büyük fırsatlar sunacağını biliyor ve inanıyorum. Tabii vatandaşlarımızın da bu sürede bizi sınayacağını, bizi takip edeceğini düşünüyorum.”

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışması

“Siyasette yumuşama veya normalleşme” tartışmaları Erdoğan ve Özel görüşmesi sonrası başlamıştı. Erdoğan, Özel ile görüşmesine ilişkin, “Özgür Bey şu an CHP’de genel başkan oldu. Genel Başkan olduktan sonra böyle bir ziyareti kendisinin gerçekleştirmiş olması iktidar ve ana muhalefet arasında olumlu bir gelişme” demiş ve eklemişti:

“Bundan önceki süreçlerde bu tür adımlar atılmıyordu. Bu adımın atılmasıyla siyasetin ülkemizde çok daha yumuşama dönemine girdiğini görüyoruz. Ben de Özgür Bey’e ilk fırsatta böyle bir ziyaretin karşılığını yapacağımı söyledim. Türkiye’nin buna ihtiyacı var. İlk fırsatta da bu ziyareti gerçekleştirerek Türkiye’de siyasetin yumuşama sürecini başlatalım istiyorum.”

Erdoğan’ın “siyasette yumuşama” mesajına yanıt veren Özel, ise şu ifadeleri kullanmıştı: “Şimdi birileri Türkiye’de bir başka tartışma başlatmak istiyor ve yumuşama söylemlerinden bahsediyor. Bu işin sonu anayasaya varsın istiyor. Buradan sesleniyoruz. ODTÜ öğrencileri, 25 yaşındaki günahsız çocukların yazdıkları yazının olduğu stadyumda geleneksel tören yapmak isteyince onun karşısına polis, jandarma çıkaranlar neyin yumuşamasından bahsediyorlar? Hadi görelim. Yarın yumuşayalım. Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in hatırasına saygı, ODTÜ’deki kardeşlerimize saygı gösterin. İzni verin. Bir görelim nasıl oluyor bu yumuşama.

Taksim yasak, yumuşayalım. Devrim Stadı yasak, normalleşelim. En çok ben istiyorum normalleşelim. En çok ben istiyorum yumuşayalım. Benim görevim anayasal kayıpları teker teker geri almak. Taksim Anayasa Mahkemesi kararına karşı yasaksa, Anayasa Mahkemesi herkes çıkabilir demişken yasaksa, ODTÜ Stadyumu yasaksa bundan sonra kimse normalleşip de sonu Anayasa’ya varır mı diye düşünmesin.

Anayasa Mahkemesi kararına rağmen arkadaşlarımız Gezi’den içeride yatıyorlarsa ve kimse normalleşmeden bahsetmesin. Ama şunu söyleyelim. Denizleri asanlar, mahkeme kararına anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalışmak yazdılar. Kardeşlerimizi, evlatlarımızı bu bahaneyle astılar. Oysa Deniz anayasal düzeni, anayasayı savunuyordu. Anayasanın özgürlüklerini savunuyordu. Anayasaya sahip çıkmayı savunuyordu. Karşısındakiler yasakladılar. Karşısındakiler onları illegal bir çizgiye itmek için her şeyi denediler.

Bugün anayasa çağrısı yapan ve yeni bir anayasa isteyen herkese diyoruz ki mevcut anayasaya harfiyen uymayan, Türkiye’de anayasaya aykırı yapılan işleri yapmaya devam ederek, kayyum da atasan anayasaya aykırıdır. Öbür taraftan gidip serbestçe anayasal gösteri hakkını kullanmak isteyen işçiye, ODTÜ’lü öğrenciye izin vermeyince de anayasayı siz çiğniyorsunuz. Harfiyen anayasaya uyulmadan, anayasa da olmaz. Yumuşama tartışmaları sonuç da vermez.”

Paylaşın

Yeni Anayasa Tartışmaları: Dervişoğlu, AK Parti’ye Kapıyı Kapattı

Partisinin grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin, “Erdoğan’ın şahsi siyasi kariyerine hizmet etmek amacıyla, Anayasa değişikliği senaryosuna bir figüran aranıyorsa İYİ Parti, böyle bir senaryonun içinde olmayacaktır” dedi ve ekledi:

“Türk milleti de, Hiçbir şahsi ikbalin figüranı yapılamayacaktır. Anayasa değişiklik çalışmalarına ilişkin Kim, kimle ne görüşmesi yaparsa yapsın, ister ziyaret, ister iadeyi ziyaret fark etmez. Amaçları, isterse de ticaret olsun! İYİ Parti gerekirse tek başına, yeni bir “Erdoğan Anayasasına” karşı sonuna kadar mücadele verecektir. Tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir anayasa değişikliği teklifini, konuşmaya değer dahi bulmayız. Parlamenter sistemin önünü açacak düzenlemelere bakışımız da bellidir.”

Müsavat Dervişoğlu, konuşmasının devamında, “Yeni anayasa içeriğine dair Sayın Erdoğan Bugüne kadar tek bir şey söylemiştir. “Milletin çeşitliliğini referans alan bir anayasa” yapacaklarını ifade etmiştir. Çünkü, yarattığı Fiili durumlardan meşruiyet devşirmeye alışkın Erdoğan, ülkeye doldurduğu fiili kaçak nüfusuna kılıf arama derdindedir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu’nun açıklamalarından satırbaşları:

“Yeni anayasa arayışları, Türk milletinin yakıcı sorunlarına ve ihtiyaçlarına yönelik değildir. Bilakis, Sayın Erdoğan’ın siyasi ikbaline ve yeniden adaylık talebine, aslında ‘Ölene kadar cumhurbaşkanı olmasına’ dair gaflet dolu bir ikmal ve takviye çabasıdır.

Milletin cebini yakan enflasyon durdurulamazken; Ayda on bin lira ile ‘sürün’ denilen emeklinin evinde Tencere kaynamıyorken, Yaşıtlarından Bir gün sonra işe başladığı için kusura bakma Sen ‘On yedi yıl sonra emekli olacaksın’ denilenlerin gelecekleri mevzu bile edilmiyorken, memuru, işçisi, ek hesaptan para çekip evine ekmek götürmeye; kredi kartının asgari borcunu da başka bir kredi kartından ödemeye çalışırken; öğrencisi KYK bursuyla hayatta kalma mücadelesi verirken; İşsiz genci bir imkân bulup başka ülkelere kaçmak isterken yeni Anayasadan bahsediyoruz.

Hukuksuz bir ülkede adaletsiz bir düzende ekmeksiz bir millete ‘Yeni Anayasa demek’ Ancak, Abesle iştigaldir. Ve ancak, ‘Ekmek bulamıyorsanız Anayasa yiyin’ demektir. Şimdi bir kez daha, Erdoğan’ın şahsi siyasi kariyerine hizmet etmek amacıyla, Anayasa değişikliği senaryosuna bir figüran aranıyorsa İYİ Parti, böyle bir senaryonun içinde olmayacaktır. Türk milleti de, Hiçbir şahsi ikbalin figüranı yapılamayacaktır.

Anayasa değişiklik çalışmalarına ilişkin Kim, kimle ne görüşmesi yaparsa yapsın, ister ziyaret, ister iadeyi ziyaret fark etmez. Amaçları, isterse de ticaret olsun! İYİ Parti gerekirse tek başına, yeni bir ‘Erdoğan Anayasasına’ karşı sonuna kadar mücadele verecektir. Tek adam rejimini tahkim edecek hiçbir anayasa değişikliği teklifini, konuşmaya değer dahi bulmayız. Parlamenter sistemin önünü açacak düzenlemelere bakışımız da bellidir.

Yeni anayasa içeriğine dair Sayın Erdoğan Bugüne kadar tek bir şey söylemiştir. ‘Milletin çeşitliliğini referans alan bir anayasa’ yapacaklarını ifade etmiştir. Çünkü, yarattığı Fiili durumlardan meşruiyet devşirmeye alışkın Erdoğan, ülkeye doldurduğu fiili kaçak nüfusuna kılıf arama derdindedir.

Biz bu filmi daha önce de gördük millet tanımı değişsin, Türklük tanımı değişsin sonrası malum… Biz, Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, Onun kurucu ilkelerinden asla taviz vermeyeceğiz! Milli ve üniter devletten taraf olan bir siyasi parti olarak; ‘milletin çeşitliliği’ gibi ucube bir kavram üzerinden, Yeni bir anayasa çalışmasını tartışmaya dahi lüzum görmüyoruz.”

Dervişoğlu, yeni Anayasa ile ilgili herhangi bir görüşmede yer almayacaklarını kaydetti. Eski Ülkü Ocakları Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin 22 tutuklu şüpheli hakkında hazırlanan iddianameye tepki gösteren Dervişoğlu, “16 ay süren bir soruşturmanın neticesi 146 sayfalık bir hatır senedi. İddianame değil, hukuk tarihimizin çamur belgesi” diye konuştu.

Paylaşın

SWP’den Dikkat Çeken Rapor: Finans Ve İş Dünyası CHP’ye Yönelebilir

Bilim ve Politika Vakfı’nın (SWP) raporunda, CHP’li belediyelerin nüfusun yüzde 62’sine ev sahipliği yaptığına, bu bölgelerde gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 73,4’ünün üretildiğine ve tüm tasarruf mevduatlarının yüzde 84,5’inin de yine bu illerde tutulduğuna dikkat çekildi.

Raporda, “Bu iller Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 79,6’sından sorumludur ve burada kişi başına düşen milli gelir 9 bin 588 dolar ile AKP’li belediyelerin kişi başına düşen gelirini aşmaktadırlar” bilgisine yer verildi.

CHP’nin yoksullukla kararlılıkla mücadele ve kamu yararı vurgularıyla hükümetin neoliberal politikalarına sıkı sıkıya bağlı olmadığını göstermekte olduğuna işaret edilirken, “Demokratik dönüşüm, yolsuzlukla mücadele ve kamu ihalelerinde şeffaflık vaatleri, Türk iş ve finans dünyasının bu partiye yönelmesi fırsatını yaratıyor” görüşü aktarıldı.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşu Bilim ve Politika Vakfı’nın (SWP), Türkiye’deki siyasi güç dengelerinde 31 Mart yerel seçimleri ile yaşanan değişimin mercek altına alındığı raporunda, Almanya ile Türkiye ilişkilerinin CHP’li belediyeler ile yoğunlaştırılacak, derinleştirilecek iş birliği ile canlandırılabileceğine dikkat çekilidi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; SWP bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi (CATS) Müdürü Dr. Hürcan Aslı Aksoy ile uzman Dr. Yaşar Aydın tarafından kaleme alınan raporda önce yerel seçim sonuçlarına ilişkin dikkat çekici gözlem ve değerlendirmelere yer verildi.

CHP’nin yerel seçimlerdeki başarısı “Tarihi galibiyet” sözleriyle tanımlanırken, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ise seçmen tarafından, “Sadece ekonomik sefalet nedeniyle değil, aynı zamanda artan yolsuzluk ve kayırmacılık nedeniyle cezalandırıldığına,” seçmenin izlediği istikrarsız para politikasının faturasını Erdoğan’a yerel seçimlerde kestiğine işaret edildi.

Seçim yenilgisi nedeniyle Erdoğan’ın “karizmasının zedelendiğine” dikkat çekilen raporda, “Muhtemelen bu seçimden çıkan en önemli mesaj, 2028 cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde bir iktidar değişikliğinin ilkesel olarak mümkün olduğudur” ifadelerine yer verildi.

SWP raporunda ayrıca, “Kimlik siyasetinin reddi, Erdoğan’a bir ders” alt başlığı altında, yerel seçim sonuçlarının artık Türkiye siyasetindeki bir değişime işaret ettiği, laik-dindar, Alevi-Sünni, Türk-Kürt gibi kültürel ve etnik kimlikler üzerinden yapılan siyasetin öneminin azalmakta olduğu kaydedildi.

“Erdoğan döneminin sonunun başlangıcı mı?” sorusuna yanıt aranan raporda, cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinin yerel seçimlerden farklı sosyo-politik dinamiklere tabi olduğuna vurgu yapılıyor, ayrıca Erdoğan’ın partisinden daha popüler olduğu hatırlatıldı.

Bununla birlikte uzmanlar, “Erdoğan’ın görev süresinin kalan dört yılı çok sayıda sınamayı beraberinde getirecektir. Bunları popülaritesini kaybetmeden atlatması çok zor olacaktır” öngörüsüne yer verdi.

Erdoğan’ın bir sonraki seçimlere kadar popülaritesini yeniden artırmasını zora sokacak muhtemel zorluklar ise özetle şöyle sıralanıyor: Erdoğan’ın sağ cenahtaki mevcut ve potansiyel müttefikleri de büyük miktarda oy kaybetti. Yeniden Refah Partisi ile Erdoğan’ın yeni bir rakibi var. Ayrıca büyükşehirlerin muhalefete kaptırılması, iktidar elitlerinin kamu kaynaklarına erişimini daha da kısıtlayacak ve bu da daha fazla seçmeni AKP’den uzaklaştıracak.

Seçim yenilgisiyle birlikte Erdoğan’ın Anayasayı değiştirerek iktidarda kalma planlarının da “ağır bir darbe almış” olduğu kaydedilirken, “Eğer Erdoğan Anayasa değişikliği için referandum çağrısı yaparsa, bundan sonuç alabilmek için bir kez daha ekonomik popülizme ve seçim hediyelerine güvenmek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisinin toparlanmasını engelleyecek ve dolayısıyla siyasi olarak da sürdürülemez olacaktır. Dolayısıyla otokrasiye doğru daha fazla kayma tehlikesinin şimdilik önlendiği sonucuna varılabilir” tespiti aktarıldı.

“Türk finans ve iş dünyası CHP’ye yönelebilir”

Raporda, otokratik yönetim sisteminin konsolidasyonunu önlemeye çalışan ve Erdoğan sonrası döneme hazırlanan CHP için yerel seçimlerden ilk parti çıkmanın ise iyi bir başlangıç noktası olduğu vurgulandı.

Bu galibiyetle birlikte CHP’nin “yeni bir güç” olarak ortaya çıktığına işaret ediliyor, beş yıl boyunca yöneteceği yerel yönetimlerle birlikte ülkedeki siyasi ve ekonomik ağırlığının da daha artacağına dikkat çekildi.

CHP’li belediyelerin nüfusun yüzde 62’sine ev sahipliği yaptığına, bu bölgelerde gayri safi yurtiçi hasılanın yüzde 73,4’ünün üretildiğine ve tüm tasarruf mevduatlarının yüzde 84,5’inin de yine bu illerde tutulduğuna dikkat çekilen raporda, “Bu iller Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 79,6’sından sorumludur ve burada kişi başına düşen milli gelir 9 bin 588 dolar ile AKP’li belediyelerin kişi başına düşen gelirini aşmaktadırlar” bilgisine yer verildi.

CHP’nin yoksullukla kararlılıkla mücadele ve kamu yararı vurgularıyla hükümetin neoliberal politikalarına sıkı sıkıya bağlı olmadığını göstermekte olduğuna işaret edilirken, “Demokratik dönüşüm, yolsuzlukla mücadele ve kamu ihalelerinde şeffaflık vaatleri, Türk iş ve finans dünyasının bu partiye yönelmesi fırsatını yaratıyor” görüşü aktarıldı.

Raporda yerel seçimlerde ikinci kez seçilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için de ilginç değerlendirmelere yer verildi. İmamoğlu’nun şimdiden Türk ve yabancı medyada diğer Türk muhalif siyasetçilerden daha fazla ilgi gördüğüne dikkat çekilirken, “İmamoğlu’nun zaferi hiç şüphesiz önümüzdeki yıllarda Erdoğan’ın en güçlü rakibi ve bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde umut vaat eden bir aday olarak konumunu sağlamlaştırdı” ifadeleri kaydedildi.

İmamoğlu’nun siyasi yasak ve üç yıldan yedi yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı davaya işaret edilen raporda, “Bu yargılamanın siyasi amaçlı olduğu açıktır. Seçimin galibi İmamoğlu’nun mahkûm edilmesi, kendisi ve partisi CHP ile dayanışmaya yol açacaktır. Bu da onu siyasi olarak güçlendirecektir” görüşü aktarıldı.

SWP raporunda Almanya ile Türkiye ya da Avrupa Birliği (AB) ile Türkiye arasındaki ilişkilerde bir ilerleme kaydedilebilmesinin ancak Türkiye’deki merkezi hükümetin mevcut otoriter çizgisinden uzaklaşması ve Kıbrıs konusunda daha yapıcı adımlar atmasıyla mümkün olabileceğini vurgu yapılırken, “Almanya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin canlandırılması artık öncelikle ekonomik bağlar ve belediyeler düzeyinde iş birliği yoluyla mümkün görünmektedir” ifadeleri yer aldı.

CHP’nin artık daha fazla belediyeyi yönettiği bu sayede de Alman ve Türk şehirleri ve belediyeleri arasında yeni iş birliği imkanları için alan açıldığı vurgulanırken, “Halihazırda 80’in üzerinde Türk-Alman kardeş şehir programı bulunmaktadır. Kardeş şehir uygulaması sadece toplumlar arasındaki bağları güçlendirmekle kalmıyor; aynı zamanda çevre koruma, sürdürülebilir kentsel gelişim, dijitalleşme, marjinalleşmiş grupların ve mültecilerin korunması ve gençlerin katılımı gibi konularda belediyeler arası iş birliği ve deneyim alışverişi için de alan yaratıyor” denildi.

Erdoğan’ın yerel seçimlerden önce seçmenlere “Oy yoksa hizmet yok” sözleriyle muhalefetin kazandığı belediyelere merkezi hükümetin destek sağlamayacağı mesajının anımsatıldığı SWP raporunda, şu dikkat çekici ifadelere yer aldı:

“Bu yolla CHP yönetimindeki İstanbul belediyesinin iç borçlanmasını imkânsız hale getirmişti. Bu nedenle örneğin raylı ulaşım ağı daha fazla genişletilemedi. İşte bu noktada Almanya, raylı ulaşımın genişletilmesi ve dijitalleşme gibi altyapı ve iklim projeleri için belediyelere mali destek sağlayarak devreye girebilir.”

Paylaşın

Özel’den Mehmet Şimşek’e IMF Göndermesi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Mehmet Şimşek yüksek enflasyonla maaşları kemirterek, alım gücünü düşürterek harcamaları kısıp tüketimi düşürüp enflasyonu düşürecek bir yöntem arıyor, krize tuhaf yöntemlerle çare arıyor” dedi ve ekledi:

“Bir zamanlar IFM’yi bitirdik diyenler şimdi, görünmez IMF programı! IMF’ni yap dediklerini hepsini vatandaşa kendi kendilerine yağıyorlar. Güya IMF yok ama hayaleti var. Program Mehmet Şimşek’in gulyabani programıdır. Ey Mehmet Şimşek IMF’nin hayaleti hep emekçinin penceresinde dolanıyor, hep işçinin kapısına dayanıyor, şu gulyabaniyi biraz da zenginlere götür be kardeşim.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Özel, konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Taksim 1 Mayıs’ta emekçilere kapatıldı. Oradaydık, orada AYM kararına rağmen örülen utanç duvarını gördük. Türkiye Cumhuriyeti’nin en kıymetli tarihi hazinelerinden biri olan surların önüne İstanbul’a yıllar önce su taşıyan tarihi kemerlerin önüne aralara TOMA’ları dizerek önüne polisimize dizerek orayı bir utanç duvarı haline getirdiler. Bu utanç duvarı maalesef tarihe geçti.

O utanç duvarı bu iktidar gidip bu ülkeye özgürlükler geldiğinde Türkiye demokrasisinin o kara günü anılırken hep hatırlanacak. O gün birileri Anayasa’ya uymadılar. Anayasaya uymadıkları için emekçileri içeriye almadılar. Girmek isteyenler karşılarında kendileri de birer emekçi olan polisimiz kanunsuz bir emirle karşı karşıya getirildi. Gösterilen anlayış kıymetliydi ama ardından 49 yurttaşımız 1 Mayıs günü orada yaşananlar üzerine tutuklandı.

Suçluların mağdur, mağdurların suçlu ilan edildiği bir süreçteyiz. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı anayasal bir haktır, onu engelliyorsun. Sonra da kanuna uymuyor diye onu tutukluyorsun. Bir an önce tutuklama tedbirinin kaldırılmasını, gençlerin serbest bırakılmasını, milletten kanuna uymasını isteyenlerin önce Anayasa’ya uyması gerektiğini hatırlatıyorum.

Ekonomide yüzde 18’den 8’e inen şu an yüzde 10 olan mobilyadaki eğitim harcamalarındaki konaklamadaki ve daha Mehmet Şimşek’in aklındaki pek çok başlıkta liste oyunuyla KDV 10’dan 20’ye çıkarılıyor. Bu seçim öncesi ‘KDV artışı planlamıyoruz’ lafının laf oyunu olduğunu, liste hileleriyle KDV artışının gündemde olduğunu ve doğrudan vatandaşın cebine Mehmet Şimşek’in el atmak üzere olduğunu ifade etmek istiyorum.

Bu memlekette verdilerin yüzde 76’sı yani 4 lira verginin 3 lirası dolaylı vergilerden alınıyor. Yani fabrikatörle işçisi aynı vergiyi ödüyor aynı ürünü alınca. Vergilerin yüzde 75’i dolaylı vergiyle alınıyorken doğrudan vergilik yüzde 25’in de yüzde 15’lik kısmı çalışanların maaşından doğrudan kesilerek alınıyor. Geriye sadece 10 liralık verginin 1 lirasını gerçekten kazançtan verilen vergiler oluşturuyor. Bu kadar holding  toplam verginin onda birini verirken bu kadar işçi bu kadar memur bu kadar yoksul yüzde 90’ını veriyor. Bu adaletsiz düzene isyan ediyoruz, isyan ediyoruz, isyan ediyoruz.

CHP olarak bütün emeklileri ve onlara destek vermek isteyen herkesi 26 Mayıs Pazar günü Ankara’daki büyük emekli mitingine davet ediyorum. Söz verdik onlar yıllarca bu memlekete hizmet ettiler, alın teri döktüler, nasırlı elleriyle hizmet ettiler şimdi onları unutamayız, herkes bir gün emekli olacak, emeklinin hakkını Cumhuriyet Halk Partisi alacak.

“Mehmet Şimşek krize tuhaf yöntemlerle çare arıyor”

Bu arada Mehmet Şimşek yüksek enflasyonla maaşları kemirterek, alım gücünü düşürterek harcamaları kısıp tüketimi düşürüp enflasyonu düşürecek bir yöntem arıyor, krize tuhaf yöntemlerle çare arıyor. Bir zamanlar IFM’yi bitirdik diyenler şimdi, görünmez IMF programı! IMF’ni yap dediklerini hepsini vatandaşa kendi kendilerine yağıyorlar. Güya IMF yok ama hayaleti var. Program Mehmet Şimşek’in gulyabani programıdır. Ey Mehmet Şimşek IMF’nin hayaleti hep emekçinin penceresinde dolanıyor, hep işçinin kapısına dayanıyor, şu gulyabaniyi biraz da zenginlere götür be kardeşim.

Ayşe Ateş bundan sonra her anlamda görünür desteğimizden memnun olacağını söyledi. Biz de kendisine hakikate ulaşılana kadar kendisine onun yüreği soğuyana kadar evlatlarının babasının kanı yerde kalmayana kadar arkasında olduğumuzu söyledik. Bir kez daha bunu ifade ediyoruz.”

Paylaşın

MHP Lideri Bahçeli: Kutuplaşmak Yerine Kucaklaşmak Lazım

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Siyasette bahar olmasından memnunuz. Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazımdır” dedi ve ekledi:

“Kapımıza değil de kalbimize vuranı buyur ederiz. Ülkenin temel meselelerine kafa yormak bizim de arzu ve amacımızdır. Siyasette köprü kurmak yerine duvar inşa edersek yanlışa düşeceğimizi bilmek de yarar vardır. Siyaset kavga arenası değildir. Siyaset konuşma ve düğümleri çözme yeridir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Meclis’teki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli’nin konuşmasının satırbaşları şöyle:

“Gülün dikeni var diye üzülmek yerine dikenin gülü var diye sevinmeyi tercih edeceğiz. Önce yanlışı bilenler doğruya erişemez. 55 yıllık siyasi tecrübeyle diyorum ki suyun üstünde yürüsek bile yüzme bilmiyor diye eleştirenler olacak.

Bu nedenle önümüze bakacağız. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Elinizi vicdanlarınıza koyun desek vicdanlarını bulamayanların bizi anlamasını beklemiyoruz.

Hayatlarında tek bir fabrikaya girmeyenlerin dahi vicdanı tutsaktır. 1 Mayıs’ta sadece görevini yapan Türk polisine düşmanca saldırdılar. Polise saldıranlar Haçlı kalıntısıdır. Emek ve Dayanışma Günü ülkenin her yerinde kutlanabilir. Peki Taksim ısrarı niyedir? Polislerimiz asıl emekçidir. Bunu görmeyenler zalimdir zillettir.

Türkiye’nin İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım ile ilgili açılan davaya müdahil olması önemli bir adımdır. 35 bin masumun dökülen kanı Netanyahu’yu inşallah boğacaktır. Netanyahu için hesap günü yakındır. İsrail ile ticaretin durdurulması da yerinde bir karardır.

Batının insanlık değerlerine cephe aldığı da gerçektir. İşlerine gelince insan hakları bilirkişiliği yapan ülkelerin işlerine gelmediği zaman hak ve hukuk tanımamaları ikiyüzlülüktür. Bizim bu çifte standartçı ahlaksızlığa karnımız toktur.

Kahire’deki ateşkes görüşmesinin çıkmaza girmesi çok tehlikelidir. Netanyahu’nun ateşkese yanaşmaması da bir insanlık sorunudur. Netanyahu müzakere sürecini dinamitliyor.

“Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazım”

Siyasette bahar olmasından memnunuz. Kutuplaşmak yerine kucaklaşmak lazımdır. Kapımıza değil de kalbimize vuranı buyur ederiz. Ülkenin temel meselelerine kafa yormak bizim de arzu ve amacımızdır. Siyasette köprü kurmak yerine duvar inşa edersek yanlışa düşeceğimizi bilmek de yarar vardır. Siyaset kavga arenası değildir. Siyaset konuşma ve düğümleri çözme yeridir.

Kimse mahkemeye talimat veremez. Yargı yetkisini kullanan bağımsız mahkemelerdir. Mahkeme kararları değiştirilemez. Gezi Park davasında hüküm alan Osman Kavala ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılmıştır ve diğer sanıklar da ceza almıştır.

Kavala için sipariş veriliyor. Ceza kararlarını veren bağımsız ve tarafsız mahkemelerdir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Özgür Özel de batının kara propagandasına kulak asmasın.

İddianame hazırlandı içi boş dediler. Kimin elinde hangi belge varsa mahkeme ile paylaşmalı. Televizyon ekranlarında mahkeme kurulamaz. Hukuki süreç Ankara’da mı bitecek Pensilvanya’ya mı dayanacak? Beklentimiz iddianamenin kabul edilip yargılamanın başlamasıdır.”

Paylaşın