Özel’den ‘Kamuda Tasarruf’ Sorusu: Beşli Çetelerle İlgili Bir Şey Gördünüz Mü?

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, Mehmet Şimşek’in açıkladığı kamuda tasarruf programına ilişkin, “Beşli çetelerle ilgili bir şey gördünüz mü?” diye sordu.

Özgür Özel, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “İtibardan tasarruf olmaz diye Saray harcamalarını savunanlar vardı. Mehmet Şimşek 2015’te makam araçları için ‘çerez parası’ diyordu, şimdi 3 yıllık tasarruf genelgesi hazırlamış. Demek ki o zaman garibanların dostu olanlar doğru söylemiş. Koca genelgede umudumu artıran tek madde vergide adalet. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Bunun 65’i dolaylı vergi” dedi ve ekledi:

“Yani mazot, doğalgaz, su… Bu ürünlere en zengin fabrikatör de orada çalışan işçi de aynı vergiyi ödüyor. Dolaylı verginin adaletsizliği bu. Kalan 24 ise işçinin, emekçinin, emeklinin, memurun daha maaşını çekmeden kesilen parası. 11 ise herkesin gelirinden ödediği vergi. Vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, hiç kazanmayandan hiç alınır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamaları şöyle:

“İlk duruşmada dört kilometre kuyruk, kapıda 10 bin kişi vardı. Salon 400 kişiydi. Her aileden bir kişi alındı. Son duruşmada salonda 200 kişiydik. CHP kurumsal olarak hiç yalnız bırakmadı orayı. Çeşitli siyasi partiler ilk gün vardı, son gün bazıları vardı ama orada salonun 87 duruşmada yaşadığı, yavaş yavaş artan ilgisizlik.

Medyanın büyük oranda kayıtsızlığı. İlk günler muhalefet partisiyken orada bulunan MHP’nin milletvekillerinin, yöneticilerinin sanki sarayla ittifak yapınca sorumlular değişmiş gibi adeta kamuoyu önünde de taraf değiştirmeleri… İlgisizlikleri hiçbirimizin gözlerinden kaçmadı. Maalesef ilk günlerde müthiş bir adalet mücadelesi, kararı verecek genç, dürüst, namuslu bir hakimin, yüz binlerce sayfa dokümana hakim bir hakimin karardan önce değiştirilmesiyle, seyyar bir giyotinin adalet katletmek üzere Elbistan’dan Soma’ya sevkiyle önce birinci kademe mahkemesinde hepimizin yüreklerini sızlatan bir karar alındı. Yargıtay kararı 5 – 0 bozdu.

Dedi ki yahu ne taksiri, ne bilinçli taksiri, kanunda yazan olası kast. Burada uygulanmayacaksa nerede uygulanacak? 301 kere müebbet istemelisin deyip yolladı. Yolladım sandı yollayamadı. 5 günde gidecek karar, 5,5 ay bekledi. 5 – 0’lık heyetin, üçünü görevden aldılar ve tayin ettiler. Yerine 3 yandaş, seyyar giyotin daha getirdiler. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı karara itiraz etti. 5,5 ay sonra. 5 ay önce yollaması gereken karara. Yeni gelen üçü, üçe iki kendi dairesinin kararını bozdu. Yolladılar. Soma’daki mahkeme apar topar bu yeni üç kişilik karara uydu. Ölen işçi başına 5 gün yatanlar. Şehit başına 5 gün yatanlar çıktılar dolaştılar.

Dün de küstahlık yaptılar. Soma demeyin, geride kaldı. Biz orayı unuttuk dediler. Dün bu partinin genel başkan yardımcıları, grup başkanvekilleri, milletvekilleri, üyeleri Soma’yı unutmayan, unutamayan, yüreğinde babasının, eşinin, evladının acısını taşıyanlara sarıldılar. Dün Soma’da tarihin en büyük kalabalığı vardı. Çünkü karar değişmedi. Ama atmosfer değişti. Dün oradaki anneler, ilk kez biz adaletin bir gün geleceğine inandık dediler. Getireceğiz. Ant olsun. Buradan Türkiye işçi sınıfına bir çağrıyı daha yapmak isterim. Soma’da 301 kişi öldü. Bütün dünya duydu. Türkiye’de hayat durdu, bir ay. Soma’dan bugüne Türkiye’de 649 madenci daha öldü.

649. Yani Soma’dan bugüne iki Soma daha oldu. Ama kimsenin haberi olmadı. Burada bile söylediğimde konuklarımızdan 649’a şaşıranlar var ki haksız değiller. Soma’dan beri iki Soma oldu ve kimsenin haberi yok. Mesaj Türkiye işçi sınıfınadır. Sermaye yargıya hakim sermaye, medyaya hakim sermaye size diyor ki örgütlenin, öğüdü tersten veriyorlar. Örgütlenin diyorlar, birer birer ölürseniz biz sizi görmeyiz, duymayız. Ölecekseniz bile hep birlikte ölün ki haberimiz olsun. Haberleri olsun diyorlar. Bu mesajı alın, asla ölmek için değil yaşamak ve emeği savunmak için örgütlenin.

Bütün emekçiler hangi iş kolunda çalışırlarsa çalışsınlar. Sendikalar üye olmaya, haklarını arayacak gerçek sendikalara, ücret sendikacılarına, aidat sendikalarına değil, sarı sendikalara değil mücadele sendikalarına üye olmaya bir kez daha davet ediyoruz. Çok basit iki rakam vereceğim. Bunu hangi siyasi partiden olursa olsun, aklı ve vicdanı olan tüm vatandaşlarımıza seslenerek söylemek istiyorum. ILO, Çalışma Örgütü. Türkiye’nin de mensubu olduğu ILO. Rakamlarını açıkladı. Türkiye ölümlü işçi kazalarında dünya birincisi, rakam olarak. 100 bin nüfusa oranlı bakıldığında da dünya ikincisi. Birinci Malezya.

Her 100 bin nüfusta iş kazasında ölen işçi sayısı. Birinci Malezya, ikinci Türkiye. Üçüncü Zimbabve, dördüncü Belize. Beşinci ülkenin adını ilk kez duydum. Böyle devam ediyor. Bakın, bu ülkede yarın senin evladın. Senin komşun. Allah vermesin en sevdiklerimiz. Hayatını kaybederler. Çünkü dünyada işçi hayatının Türkiye kadar ucuz ve tehdit altında olduğu bir başka ülke yok. Zimbabve, Elitre, Belize’nin durumu Türkiye’den iyi. O yüzden bu hak yaşam hakkı. İşçi sağlığı, işyeri güvenliği. Bunlar en önemli insan haklarıdır. Buna sahip çıkmayan Allah muhafaza kendi evladına sahip çıkmıyordur. Bu konuda herkesin pür dikkat kesilmesi lazım.

Soma’dan altı ay önce Soma madenlerinde kötü kokular, duyumlar geliyor. Araştıralım deyip önerge vermiştik. 20 gün kala Meclis’te görüşebilmiştik. AKP oylarıyla reddedilmişti. Kazadan 20 gün sonra kurdular ve gittik hep beraber çalıştık. 1250 sayfalık bir rapor. Bunun 880 sayfasında, CHP, MHP, bugünkü DEM ve AKP ortaklaştı. CHP bu rapora 250 sayfa ilave karşı oy, farklı görüş ve öneri yazdı. Bu raporun ortak kısmının 90 sayfası bir daha Somalar yaşanmasın diye öneridir. Bakın 90 sayfadan bir sayfanın bir tek paragrafı şudur.

Eski imalatlar haritalara işlenmeli. Dikkatle takip edilmeli. İçine su ve gaz sensörleri konulmalıdır. Yani bir yerde madeni işletiyorlar, sonra gidiyorlar. Orada maden olduğu da unutuluyor. İçeride ne olduğunu bilmiyoruz. Oraya gaz ve su sensörü koyulmalıdır. Biz bunu yazdık. Altına dört parti imza attık. Bundan haberi olmayan olamaz. Ama birilerinin haberi yoktu. Ermenek’teki madencilerin gecenin bir yarısı kaza kaza ilerledikleri madende beş metre, dört metre, üç metre, bir metre, 20 santim sonra bir eski imalat olduğundan haberleri yoktu. İçeride su doluydu. Önerdiğimiz su sensörü yoktu. Son kazmayı vurdular. Tonlarca su doldu.

Ayşe Teyze, rahmetli babası lastik ayakkabıları ile kocası duran Ayşe Teyze, benim çocuğum yüzme bilmez, nasıl kurtaracaklar ki dedi. Kurtarma başladı deyince… Suda boğularak öldüler. Bakın 90 sayfalık önerinin bir maddesi bu. Ermenek olmayabilirdi. Bunun için buradan vicdanı, ahlakı olan herkesi bu vahşi kapitalist düzen daha çok para kazansın diye uygulanmayan bu basit tedbirlere kulak vermeye davet ediyorum. Partimiz bu konuda bir taslak hazırladı. Paydaşların, işçi sendikalarının, işçi örgütlerinin ve tüm siyasi partilerin görüşüne sunacağız. Önümüzdeki günlerde bunu tüm paydaşlarla çalışıp Meclis’e getireceğiz.

O gün bir kez daha göreceğiz. Kim emeğin yanında? Kim ölen işçini anasına taziyeye giderken samimi? Kim ölen işçinin evladına, bunlar bizlere emanet derken samimi. O gün söylemekle değil bugün yeni facialar olmasın diye bir şey yapmakla. Oy vermekle. Parmak kaldırmakla, kendi partine itiraz etmekle olur. Önümüzdeki günler bunun mücadelesini vereceğiz. Tüm kamuoyunun dikkatini buraya bekliyoruz. Soma’yı unutmadık. İliç’i de unutmadık. Soma’dan İliç’e bütün cinayetler bu vurdumduymazlığın eseridir. Unutmayacağız. Unutturmayacağız.

İki kardeşim. Ankara Üniversitesi İkinci Sınıf Eczacılık Fakültesi öğrencileri çiçek sundular. Tabi benim akışımda Soma öndeydi. Öncelikle onlara teşekkür ediyorum. Eczacılar çok kutsal bir mesleği, çok büyük zorluklarla yapıyorlar. Bundan 2 bin yol önce Ebers Papirüsü ile tıptan ayrılmış bir mesleği yapıyorlar. Gece ve gündüz çalışıyorlar. Sabahlara kadar herkes uyurken birimizin çocuğu ateşlenirse ben buradayım diyen eczacılar, meslek yapıyorlar. Odaları, birlikleri kamu yararını her şeyden çok gözetiyorlar. Çok sorunları var.

Ama dinleyin, kendi sorunlarından çok hastaların sorunlarını dile getiriyorlar. Yaşatmak için yaşamak zorunda olan bir meslek grubu. Bir yıl önce tedbir alınmazsa her iki eczaneden birini kaybederiz dedi. Eczaneler hızla iflas ediyorlar. Kapanıyorlar. Yeni mezunlar geleceklerini çok endişe ile takip ediyorlar. Bu konuda ben eczacı odasının yöneticiliğinden başlamış, her kademesinde görev yapmış, bugüne gelmesinde en büyük borcu ve vefayı eczacılara, eczacı odaları, örgütlerine borçlu olan birisi olarak bir kez daha üyesi olmaktan büyük onur duyduğum eczacılık ailesinin 14 Mayıs Eczacılık Gününü kutluyorum. Sorunlarını biliyorum. Dile getirmeye devam edeceğiz. Eczacılar ve mesleğimle gurur duyuyorum.

TÜİK verilerine göre ülkemizin sağlık harcamalarına ayırdığı para yüzde 3,7. OECD’nin en düşük rakamı. Bunun da çok çok düşük bir kısmı ilaca harcanıyor. Birileri ilaçta tasarruf yapıyoruz diyorlar. Bunun baş savunucusu bizleriz. Bilinçli ilaç tüketimi için eczacılar kadar gayret eden hiçbir meslek grubu yok doğal olarak. Ama sadece Euro 35 lira olmuşken, ilaçta 17 lira olarak kabul etmek…

Her türlü kesintiyi yapmak bakın nelere mal oluyor. Geri ödeme kapsamında yer alan ilaçlarda kısıtlamaya gidiliyor. Firmalar yeni icat edilmiş ilaçları Türkiye’ye getirmek istemiyorlar. Geri ödeme listesine girmek istemiyorlar. Burada sorunlar var. Dünya yeni ilaçlardan yararlanıyor. Biz birçoğundan yararlanamıyoruz. Hastalarımızın cebini yakan ilaç fiyat farkları var. Her geçen gün artıyor. Bakın her anne ve babanın çocuğu ateşlenir. Bugün en çok bilinen, çocukların ateşini hızla düşüren, her anne ve babanın buzdolabında tutmak istediği, serin bir yerde tutmak istediği bir ateş düşürücü şurup var. Fiyatı 130 lira. İki sene önce 35-40 liraydı. Bugün 130 lira.

Devletin buna ödediği para 55 lira. Tam neredeyse yarısını, hatta yarısından 10 lira fazlasını anne ve babalar ödüyor. 75 lirasını. 55 lirasını devlet ödüyor. Böyle bir fiyatlandırma sistemi eczacıya zarar değil. Eczacıya maalesef utanç. Doktor şurup yazmış. Çıkarıyor ve veriyor. Devlet 55 lira ödüyor, sen de 75 lira vereceksin. Bu insanlar gecenin bir yarısında bununla karşılaşıyorlar. Yarım kalan tedaviler nedeniyle yeni komplikasyonlar çıkıyor. İhtiyaç duyulan ilaçlara erişim sağlanamıyor. Yerli ve milli ilaç üretimi konusunda dilimizde tüy bittiği halde Türkiye’deki ilaç firmalarının pek çoğu yabancılara satıldı ve satılmaya devam ediyor.

Türkiye’nin yerli ilaç kullanımı 2002’ye göre kendi içinde 8,8’den 8.0’a geriliyor. Yabancı ilaç kullanımı ise 2,5 katına kadar, 2019’a kadar çıkmıştı. Ondan beri de veriler sağlıklı açıklanmıyor. Yani yerli ilaçta büyük bir gerileme, yabancı ilaçta büyük bir artış var. Bunu maskelemek için Türkiye’deki fabrikayı yabancı satın alıyor. Diyor ki olsun yerli sayılır, Türkiye’de üretiyor diyor. Bunun bir kısmı doğru ama iş sıkıştığında bir kısmı çok büyük bir tehlike içeriyor. O yüzden CHP olarak yerli ilaç sanayini desteklemek zorundayız.

Örneğin Abdi İbrahim İlaç Firması, yabancılara satılmaya direnmek bir yana yurtdışında ilaç firmaları satın alıyor. Bunu hep birlikte desteklemeliyiz. Türkiye’nin en önemli ilaç firmalarının yabancılara satılmış olmasının yarattığı mesele her şeyde beka sorunu arayanların, belediye seçimine beka sorunu olur diye bakanların, duyması, düşünmesi, tedbir alması gereken meseledir.

Bir diğer mesele SMA hastası çocuklar mesela. Hepimizin her yerde karşısında. Vicdanımızda yara. Ama esas sorun Türkiye’nin bir yetim ilaç politikası olmamasıdır. Nadir görülen hastalık, çok nadir görülen hastalıklar aslında Türkiye’de adeta şöyle düşünün, bir ovada bir sürü ev. Yağan bir yağmur var. Evlerden birine yıldırım düşüyor. Geri kalanı yansınlar bakalım. Nasılsa bize düşmedi diye bakıyor. Devletin görevi o ovaya bir paratoner yapmaktır. Ateş düştüğü yeri yakamaz. Nadir ve çok nadir görülen hastalıklar binde bir, 10 bin de bir, milyonda bir görülen hastalıklar. Buna yakalanıyorsun.

Bunun ilacı nasılsa az satılıyor diye devlet tarafından karşılanmazsa ülkeye gelmiyor. Hatta yeterince satılmayacak diye teşvik edilmezse, özel bir tedbir alınmadıysa üretilmiyor. O yüzden bu ilaçların adı yetim ilaçlardır. Türkiye’nin bir yetim ilaç politikası yoktur. O yüzden SMA hastası ana ve baba tek başınadır. Adını bilmediğiniz binlerce çok nadir görülen hastalığa evladı yakalanan anne ve baba tek başınadır. O ilaç, sürüm olmadığı için 100 milyon liradır. ABD’deki bir şirketin elindedir. Bunun için bu ülkenin bir yetim ilaç politikası olması lazım. Ben 10 yıl Plan ve Bütçe Komisyonundan AKP’nin geçirdiği sağlık bütçesine yetim ilaçla ilgili muhalefet şerhi yazdım.

Görev yaptığım 10 sene. Partim her sene yazıyor artık. Ama bu olmaz. Bir şey yapacaksınız. Bir bütçe yapacaksınız. Bu alanda kim para kazanıyorsa o kumbaraya para atacak. Eczacılardan da kesilecek, ilaç deposundan da kesilecek, ilaç firmalarından kesilecek. Özel hastanelerden kesilecek. Ayrıca o kadar da devlet koyacak. Bu ülkede kim hastalanırsa yetim ilaca ihtiyacı var. O ilacı bedava alacak. Bugün SMA hastası hastalardaki sorun şudur. Üç farklı tedavi var. Aya göre değişiyor. Hastaya göre değişiyor.

Teşhise, hastanın reaksiyonuna göre değişiyor. Ama sadece bir seçenek üzerinde duruluyor ve yetim ilaç politikası yok diye, ilaç pahalı diye, devlet de belli kademeler uyguluyor diye gerçek ile yaşanan arasında dağlar kadar fark var. Yetim ilaçlar, bir fon tarafından aileye düşmeden ödenirse bilim kurulu hastaya hangi ilacı derse, hasta onu imal edecek. Şimdi senin çocuğuna bu ilaç uygun değil dendiğinde aile buna inanmıyor. Ben de olsam inanmam. Bir bilim kurulu olmalıdır. Kasa başka bir yerde olmalıdır. Yetim ilaç politikası bambaşka bir seyirde takip edilmelidir. Bunu da büyük bir ciddiyetle herkesin bilgilerine sunuyorum.

Bundan iki gün önce her birimizin ateşini ölçmüş, tansiyonu ölçen, iğnesini yapan, bu dünyadaki en kutsal mesleklerden biri olan hemşirelerin günüydü. Sorunları boylarını aştı. Onların sorunlarını biliyoruz. Türk Hemşireler Derneğinin taleplerinin arkasındayız. Hemşirelerin de hemşireler günü ve haftasını yürekten kutluyoruz. Onlar sağlık sisteminin ayrılmaz ve en kritik mensuplarıdır. Hepsine CHP grubu olarak yürekten bir dayanışma alkışı yolluyoruz. CHP’nin bütün dostu çiftçiler, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün deyimiyle milletin efendilerinin Çiftçiler Gününü kutluyorum.

Alın terini toprağa damlatan, nasırlı elleri ile kah kızgın güneşin altında, kah dondurucu soğuğun altında çalışan. Tarlada, bahçede, serada, hayvan damında durmaksızın çalışan ancak emeğinin karşılığını alamayan çiftçilerimizin 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Gününü CHP adına yürekten kutluyoruz. Dünyanın en eski mesleklerinden biri değil en eski uğraşı. Hayatta kalmak için önce toplayıcılık, sonra avcılık, sonra tarım geldi. O günden bugüne sürüyor. O olmazsa hayat olmaz. Teknoloji her şeyi halleder, tarımı kolaylaştırır ama toprak olmadan, tohum, su olmadan, tarım olmadan hayat olmaz.

Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar hep nesilden nesile öğrenilerek geldi. Cumhuriyet yapılması gereken en doğru tespiti yaptı. Tarım potansiyelinin planlı bir şekilde geliştirilmesi için önemli hamleler yaptı. Genç Cumhuriyet ülkemizi buğdaydan un üreten, pancardan şeker üreten, pamuktan tekstil üreten fabrikalarla donatırken başta aşar vergisi olmak üzere çiftçinin üzerindeki yükleri kaldırdı. Mekanizasyonun ilk adımlarını attı. Çiftçilerin kullanımına sundu. İkinci dünya savaşı yıllarında toprak reformuyla topraksız köylüyü topraklandırma. Devlet üretme çiftlikleri ile çiftçiye bilimsel modern destekler sunma.

Köy enstitüleri üzerinden de köylüye kırsal restorasyon ve motivasyon çalışmaları inanılmaz derecede umut verici ve sonuç alıcıydı. Maalesef ikinci dünya savaşı sırasında bile bunlar yapılırken ikinci dünya savaşını takip eden dönemde gerek egemen güçlerin müdahaleleri, gerek Türkiye’yi yönetenlerin Cumhuriyetin kurucu kadrolarının yürüdüğü bu yol ve koydukları vizyondan sapmaları, bir takım oyunlara gelmeleri sonucunda bu hedefler, bu bilimsel, iyi niyetli yürüyüş maalesef sekteye uğratıldı. İçi boşaltıldı.

Bugün ağır bir tarım ve gıda kriziyle karşı karşıyayız. Nüfusu her yıl ortalama 1 milyon artan bir ülkedeyiz. 20 yıldır uygulanan politikalarla Türkiye’nin ekilen ve dikilen arazileri 3,7 milyon hektar azaldı. Kaybedildi. Bu ne demek iki tane Trakya demek. Her yıl doyurmak zorunda olduğumuz yeni 1 milyon kişimiz var ama maalesef iki Trakya’yı kaybettik AKP döneminde. Çiftçi ektikçe zarar eden, ürettikçe iflasa sürüklenen bir kısır dönüğünün içinde.

Tarım Kanununun 21’inci maddesi gayrisafi milli hasılanın yüzde 1’ini çiftçilere vermeyi kanuna bağlamışken, teşvik olarak vermeyi. Maalesef bu rakam zorla beşte biri buluyor. Bütün uyarılarımıza rağmen. Yüzde 1 değil yüzde 1’in beşte biri olan binde ikilik noktadayız. Yani geçen seneki rakama bakarsak çiftçiler kanuna göre 263 milyar destekleme primi hak etmişken, 85 milyar ödenmiş,178 milyar lira hakları duruyor. O para nereye gitti? O para kur korumalı mevduata gitti. O para nereye gitti? Plan ve Bütçe Komisyonunda son dakika önergeleri ile beşli çetenin kesinleşmiş vergi borçlarının aflarına gitti. Siyaset ki öncelik belirleme işidir.

Birilerinin önceliği beşli çeteler. Birilerinin önceliği yandaş müteahhitler. CHP’nin önceliği çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar, milletin efendileri. Maalesef, SGK’nin resmi verilerine göre kayıtlı çiftçi sayımız 10 yılda yüzde 55 azaldı. Nüfus artıyor. 100 çiftçiden 55’i ya şehre iş aramaya, bulursa bir fabrikaya ama 45’i 10 yılda köyünde. 55’i ortadan kalkmış durumda. Esas beka sorunlarından bir tanesi bu. Çarpıcı bir örnek. Çarpıcı bir ifade. Türkiye yaş ortalaması düşük bir ülke olmasına rağmen çiftçilerinin yaş ortalaması 58. Artık genç çiftçi yok. Bu birkaç yıl sonra sağlığı yüzünden, yaşı yüzünden çalışamayacak ama bir sonraki kuşağı da yetiştirememiş bir tehlikeye daha dikkat çekiyor.

O yüzden bu noktada çok ciddi tedbirler alınması lazım. Türkiye, Ukrayna’dan buğday, Arjantin’den soya, ABD’den mısır, Hindistan’dan mercimek, Şili’den hayvansal ürünler ithal etmezse kendini doyuramayan bir ülke haline getirilmiş durumda. Bu ithalatların her biri de kendi yerli üreticimizi biraz daha zor durumda bırakıyor. TÜİK Nisan gıda enflasyonunu yüzde 68,5 olarak açıkladı. OECD ülkelerinde bu ortalama yüzde 5,3. Türkiye’nin içinde bulunduğu lige bakın. Türkiye gıda enflasyonunda en yüksek dördüncü sırada. Türkiye’den kötü üç ülke var. Arjantin, Lübnan ve Venezuela. Bu ülkenin nasıl yönetildiğini, nereye sürüklendiğini görün.

Biraz önce iş kazasını bahsettim. Dünya birincisi. Nüfusa göre ikinci. Bir tek Malezya’dan geride. Zimbabve’den bile ileride. Gıda enflasyonunda sadece Venezuela, Lübnan ve Arjantin’i geçmemiş. Bu durumdayız. Böyle yönetiliyor bu ülke. Bu hükümet sistemi, her şeyi ben bilirim diyen anlayış. Bakanların böyle milletvekillerinden, milletin seçip yolladığı, Meclis’in onayladığı, hesap sorduklarından değil bir kişinin dolma kaleminden çıktığında işte Türkiye’nin geldiği durum budur. Bu konuda kapsamlı bir hazırlığımız var.

Beşer yıllık dönemde dinamik tarım politikaları oluşturulmasını öneren, nüfusun ve iktisadi faaliyetlerin Anadolu’ya dengeli olarak dağıtılmasını planlayan, maliyetleri azaltan, verimlilikleri yükselten yeni tarım düzeni için üretken kamu yatırımlarını kapsayan, nitelikli tarım bütçesi öneren bir çalışmamız var. Girdi piyasalarını düzenleyecek. Rekabete aykırı tekelci yapılara dur diyecek. Fındığın tekeli var. Dünya büyüğü. Ona dur diyecek. Çaydaki tekelci yapılara dur diyecek, üzümdeki, narenciyedeki tekelci yapılara dur diyecek hazırlığımız ve önerilerimiz var.

Çıktı piyasalarını reforma edecek, kooperatifçilikle bu yapılara düzenleme ve denetim getirecek. Tarımsal üretimi planlayacak. Bir ürünün ekimini bir yıl vadeli kumar olmaktan çıkaracak, hangi ürün ekilirse, ne kadar planlanıyor, ne teşvik alınacak, ne gelir elde edilecek, devletin düzenleyeceği bir yapısal reformu bu ülkenin önüne koymaya hazırlanıyoruz, hazırlandık ve detaylarını kamuoyu ile paylaşacağız. Hayvancılık politikalarında yeni bir sayfa açacağız.

Hayvan popülasyonlarını artıracak, akılcı şekilde izleyecek, ürünlerin işlenmesini sağlayacak entegre yapıları ortaya koyarak yepyeni bir düzen getireceğiz. Tarımsal kamu yönetimini yeniden yapılandırarak kamucu bir tarım reformu yapacağız. Bağımsız, demokratik kooperatif yapılarının ayrıca üreticilerin örgütlenmelerini ve güçlenmelerini sağlayacağız. Doğa ile dost, dirençli, onarıcı tarım politikalarını hayata geçireceğiz. Bunları önümüzdeki iktidarımız için, bir büyük tarım reformu için hazırlıyoruz. Ayrıca kamuoyu ile paylaşarak, yapıcı muhalefetin en iyi örneğini sunacağız.

Bunlar yapılır mı? Vallahi genel iktidar olunca en alası, en iyisi yapılır. Ama bilmeyene söyleyeyim. Sadece CHP belediyeleri geçtiğimiz dönemde buğday tohumu, mazot, gübreyi ücretsiz verip, üretilen buğdayı satın alıp, halk ekmek üretti. CHP’ belediyeleri. Ücretsiz yem dağıttılar. Üretilen sütü satın aldılar. UHT yöntemi ile sakladılar ve çocuklarımıza ücretsiz süt dağıtıyorlar. Sebze fidesi dağıttılar. Sulama hortumu dağıttılar. Eriyik gübre ile ücretsiz olarak üreticiye verdiler. Üretilen sebzeleri satmaları için köylülere üretici Pazar yeri açtılar. Afet oldu, bağ direği dağıttılar.

Her bir belediyenin ayrı ayrı yaptığı bu muazzam projeleri önümüzdeki yıllarda iyi projeleri yaygınlaştırıp, standardize ederek CHP belediyelerinde elden geldiğince hayata geçireceğiz. Ama biraz önce saydığım 10 maddelik temel ayaklar üzerine oturan tarım reformunu Cumhuriyetin ilk yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün sonrasında İsmet Paşanın önderliğinde Cumhuriyetin liyakatli kadrolarının yaptığı reformun ikinci yüzyıla yakışır reformunu yine Cumhuriyetin kurucusunun partisi CHP iktidarında hayata geçireceğiz.

İçinde bulunduğumuz hafta, aynı zamanda Engelliler Haftası. Bugün grubumuzda engelli kardeşlerimiz, büyüklerimiz, çalışanlar buraya geldiler. Sesimi duyamayanlar, engelliler için CHP onları çok seviyor. Bizim partimiz onları çok seviyor. Biz engellileri bir gün hatırlamak istemiyoruz. Onlar da bir gün hatırlanmak istemiyorlar. Biz engellileri bir dezavantajlı grup olmaktan çıkarıp, bu toplumda herkesle birlikte aynı hakları kullanabilmek için bütün engellerin önlerinden kaldırıldığı, yeni bir kamu reformu, kamusal düzenleme öneriyoruz.

Bu konularda bugün değil iki gün sonra 16 Mayıs Perşembe günü ilgili gölge kabine bakanımızın aileden sorumlu, engellilerden sorumlu bakanımızın çabalarıyla, yine kadın kollarımızın ev sahipliğinde Ankara’da bir büyük engeli buluşması düzenleyeceğiz. Engellilerin sorunlarını bir grup konuşması parantezinden çıkarıp, bu haftaya uygun olarak hep birlikte Perşembe günü bütün Türkiye’ye sesleneceğiz. Hepinizi bekliyoruz.

Dün nihayet kamuda tasarruf genelgesi yayınlandı. 8’inci büyük iki ara dönemde yapılanla birlikte 10’uncu tasarruf genelgesiydi. Bu genelgede bugüne kadarkinden bir farkı var, olumlu farkı. O da sarayın, Cumhurbaşkanlığı harcamalarının genelge dışında tutulmamış olması. Ama pratikte neler oluyor, en yakından takip edeceğiz ve paylaşacağız. Sadece Meclis dışarıda tutulmuş. Bu konuda gayet normal tutulması. Bu Meclis israf etsin demek değil yürütmenin başının Meclis’e talimat vermemesi gerekir.

Vermesi hadsizlik olur. Bu konuda Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a çağrıda bulunuyorum. Bir, iki ipucu vermişti. Bu hafta içinde TBMM Başkanlık Divanını bütün arkadaşlarımız var, olağanüstü toplantıya çağırsın. Meclis tasarruf genelgesi dışında değildir, Meclis’e tasarruf et deme yetkisi yürütmede değildir. Kendi genelgemizi hızla hazırlamalıyız. Yürütmenin ortaya koyduğundan çok daha kapsamlı bir tasarruf genelgesi için CHP olarak bütün gruplara ve Meclis Başkanına çağrıda bulunuyoruz. Başkanlık divanı toplansın, millete kemer sık denirken milletin vekilleri tasarrufun dışında kalmasınlar.

Tabi CHP yerel yönetimler, kendi belediyeleri için bunun çok ilerisinde bir tasarruf genelgesini geçen hafta belediye başkanları ile paylaştı. Biz belediyelerin de hem bizim genelgemizin, hem de Cumhurbaşkanlığınca yayınlanan genelgenin harfiyen uymalarını bekliyoruz. Ancak buradaki hassas nokta şudur. Zaten CHP’deki altın oran yani AKP ile CHP arasındaki altın oran çarpı dörttür. CHP’li belediyeler geçmiş icraat pratiklerine bakıldığında, geçmiş hesaplarına bakıldığında, yayınladığımız faaliyet raporlarına bakıldığında, yarı fiyatına iki kat iş yaparlar. Bu şudur. Bir harcarken tasarrufluyuz. Üretirken çalışırken verimliliğimiz yüksek. Tabi bu kendiliğinden olmuyor. Nasıl oluyor?

Örneğin birisi çöp ihalesini yandaş bir AKP’li belediyeye 50 milyon liraya verirken, benim CHP’li belediye başkanım o araçları o ihaleye vermek yerine kendisi satın alıyor. İstihdam yaratıyor. O fiyatın yarısına işi bitiriyor. İki sene sonra da bütün kamyonlar, bütün araç ve gereç bize kar kalıyor. Mesela nasıl oluyor? Örnek, bir örnek Denizli Belediyesi gittim ve gözümle gördüm. Sayın Başkanım 45 aracı geri yolladım. Neymiş, daire başkanına, onun yardımcısına, yardımcısının özel kalemine makam aracı çekmişler altına. Geri yolladım. Havuza 5 araç koydum. Herkes kendi arabasıyla gelsin. Ya da toplu taşımayla gelsin. İşi icabı lazımsa mesai saatinde kullansın. Tasarruf 70 milyon lira.

CHP zaten bu konuda sıkıntıda değil ama genelgenin hem yerel yönetimler birimimizin, parti sözcümüzün dikkatini çeken hem de benim dikkatimi çeken iki hususu var. Bir tanesi şu. Diyor ki yüzde 15 yatırım harcamalarından tasarruf yapacağız. Şimdi bu CHP’nin tasarruf ettiği paralarla yarattığı bütçe ile ya da yurtdışından bulup da sizin imza atmadığınız, yurtiçinden bulup imzalamadığınız kaynaklarla yapacağımız harcamalara, yatırımlara dur deyip, CHP’li belediyeleri üretmeyen belediyeler diye göstermeye kalkarsanız, biz orada yokuz. Benim başkanlarım hiçbir bahaneye, engellemeye, hiçbir çelme çakmaya mahal vermeden, bahane üretmeden hizmet ettiler.

Etmeye çalışacaklar. Engellemeye çalışanla milletin huzurunda hesaplaşırız. Genelgenin dikkat çeken bir tarafı. 3 yıl boyunca emekli olan kadar yeni personel istihdamı. Yani atanmayan öğretmene şunu söylüyor. Bu sene 20 bin kişi emekli oldu. 20 bin. Seneye 22 bin oldu, 22 bin. Öyle beden 68 bin, 84 bin atama beklemeyin diyor. Ayrıca dünya kadar işsiz var. Onlara diyor ki kusura bakmayın, ben kamu kaynaklarını kur korumalı mevduata verdim. Beşli çeteye verdim. Yandaş müteahhitte verdim. İsrafa verdim. Sana diploma verdim ama birazcık bekleyeceksin. 3 sene kamuda alım yok. Biz buna kökten itiraz ediyoruz.

Bakın Mehmet Şimşek’in açıkladığı rakam toplamda 100 milyar lira edecek, her şey hayata dediği gibi geçerse. Tam uyulursa. Bundan önce kimse uymadı bunların genelgelerine. Başta kendileri. Merkez Bankası geçen sene 800 milyar zarar etmiş. 3 yıllık tasarrufun 8 katı. Kur korumalı mevduata 1,2 trilyon lira vermişler. Bu dediklerinin tam 12 katı. Kamu özel işbirliği ödemelerine 6 yılda 222 milyar lira vermişler. Bundan sonraki 3 yıl 674 milyar lira verecekler. Tasarrufun tam 6 katı. Bütçeden faize bu sene 1,3 trilyon ayırdılar. Tasarrufun tam 13 katı. Bakın 13, 19, 31, 39. Tam şu saydığım 4 kalem millete kemir sık, öğretmene atanma, iktisadi idari bilim fakültesi öğrencilerine, veterinere, hemşireye bekle, eczacıya bekle.

Diploma verdim ama parayı beşli çeteye verdim. Bunun 31 katını bu 4 kaleme ödüyorlar. O yüzden öyle kemeri garibana sıktırıp, beşli çetelere onunla ilgili bir şey gördünüz mü? Örneğin dolar bazında garanti verdin. Yetmez doların ABD enflasyonunu da yıllık zam diye veriyor. Yani İzmir –İstanbul Otobanı var. Bir de İzmir-Çeşme Otobanı. İzmir-Çeşme Otobanını Turgut Özal yaptırmış. Devlet parasıyla yaptırmış. Aradaki geçiş parası aynı kilometre. Bu tarafta tam 8 katı. Oraya 15 lira verirken, burada 120 lira veriyorsun. Yetmez dolar arttıkça rahmetli Özal’ınki sabit. Yılda bir kere artıyor.

Bu dolar arttıkça katlanıyor. 120 oluyor, 150. 150 oluyor 180. Bir dur diyor. Dolar farkını verdim ama sen bu parayı ABD’de tutsan. Yüzde 4 dolar enflasyon var ve onu da veriyor. Sen bir şey yapacaksan önce bu sözleşmeyi TL’ye çevir. Gel diyeceksin. Gel bakayım. Geçen sefer uyduk şeytana, bütün parayı sana verdik. Millet açlıktan kırılıyor. Artık dolar yok. Bugünkü kurdan çevirdim. ABD enflasyonunun da kaldırdım dese, demin saydım bu tasarrufun 31 katı buraya gidiyor. Oradan yüzde 3 indirse fiyatı 31’in yüzde 3’ü bir kata gelir, hiç bu tasarruf tedbirlerine gerek kalmaz.”

“İsrafa son”

Ben kamunun israfına, kamunun israfa son vermesine sonuna kadar destek veriyorum ama 10 bin lira emekli maaşı, zam yap diyoruz. Gör bak diyecek ki kamu tasarruf yapıyor, siz de katlanın. Asgari ücrete zam yap diyeceğiz, gör bak diyecek ki biz bile tasarruf yapıyoruz. O yüzden bu oyuna gelmeyeceğiz ama şunu göreceğiz itibardan tasarruf olmaz diye saray harcamalarını savunanlar milletin canı burnunda bu sefer sarayı da yazmışlar.

Mehmet Şimşek, kendisine şey deniyordu. Kamudaki taşıt alımı. Ne dedi? 2015’te çerez parası onlarla uğraşmayın dedi. Şimdi tasarruf genelgesine koymuş 3 yıllığına. Demek ki onlar değil biz haklıyız. Demek ki devleti yönetenler değil millet haklı. Demek ki godomanların dostuna karşı garibanların dostu doğruyu söylemiş. Sonuna kadar mücadeleye devam edeceğiz. Koca genelgede umudu artıran bir cümle var. Vergide adalet. Demiş ki daha doğrusu genelge ile ilgili açıklama yaparken Mehmet Şimşek demiş ki vergide adalet ve etkinlik sağlayacağız. Tam zurnanın zırt dediği yer burası arkadaşlar. Bir daha anlatıyorum. Bıkmadan anlatacağım. Herkese anlatın.

Türkiye’de 100 lira vergi hepimizden toplanıyor. Bunun 65 lirası dolaylı vergi. Yani mazottan, doğalgazdan, sudan, elektrikten, ekmekten, sütten, bulgurdan, çikolatadan, sakızdan yüzde 65. Bu nasıl bir adaletsizlik biliyor musunuz? Türkiye’nin en pahalı jeepi ile fabrikatör gidiyor mazot alıyor. Aynı vergiyi veriyor. Arkadan derme çatma bir mobiletle onun fabrikasında asgari ücretle çalışan geliyor, mazot alıyor. Aynı vergiyi veriyor. Yani dolaylı verginin adaletsizliği bu. En pahalı kotralarla gezenlerle, traktörüne mazot koyanlardan aynı vergiyi alıyorlar diyeceğim, öbür taraftan daha az bile alıyorlar.

Ama bunlar dolaylı vergi. Yüzde 65. Yüzde 65’ten geriye kalan daha yüzde 35 var ya bunun da yüzde 24’ü işçinin, emeklinin, memurun maaşını çekmeden kesilen gelir vergisi. Etti mi sana yüzde 89. Kalan yüzde 11 de bütün ihracatçıların, üreticilerin, müteahhitlerin, kur korumalı mevduata para koyan herkesin, hepsinin gelirinden ödediği vergi yüzde 11. Vergi çok kazanandan çok, az kazanandan az, hiç kazanmayandan hiç alınmaz. Bu kadar net. Çok kazanandan çok alacaksın. Az kazanandan az alacaksın. Kazanmayan garibana ilişmeyeceksin.

Bizde kazan kazanma yüzde 65 vergi veriyor. Kalan yüzde 24 de geçinemiyor maaşla ne vergisi? Ödemesi gerekenler yüzde 11. O yüzden vergide adalet diyorsun ya ilk kez dediler. DİSK miting yaptı ve destekledik. Yürüyüş yaptı ve destekledik. Her yerde söylüyoruz. Vergide adalet temel mücadelemizdir. Kısa kısa birkaç konu ile tamamlayacağım. Polis arkadaşlarımın bunu duyurun dediğini biliyorum. Gölge içişleri bakanı, gölge kabinemizden Murat Bakan’a bu konuda çok başvuru var. Sadece bu sene 2024’te 24 polis kardeşimiz intihar etti. Hayatını kaybetti. 2023’te asker, polis, korucu toplam şehit sayımız 110. 12 ayda. Burada dört ayda 24 polis intihar etti.

Rakamlar böyle giderse asker, polis, korucu ve şehit sayısına yakın sadece polis intiharlarından kaybımız olacak. Bu herkesin bir durup düşünüp ne oluyoruz demesi gereken bir konudur. İçişleri Bakanı Sayın Yerlikaya olmak üzere herkesin ne oluyoruz deyip, dönüp bakması gereken bir konudur. Kamu Denetçiliği Kurumu kendi geçen sene yazdığı raporlarında ağır çalışma şartlarından, polislerin psikolojilerinin bozukluğundan, mesleki motivasyon düşüklüğünden, hem bedenen hem de ruhsal olarak yıpranma ve tükenmişlik duygusundan, yoğun olarak yaşanan stresten dolayı riskin çok olduğunu ve çok ağır şartların mutlaka gözden geçirilmesi gerektiğini söylemiş. Kamu denetçisini ben atamıyorum. Meclis seçiyor. Kamu denetçisi eski AKP milletvekili Sayın Malkoç.

AKP grup başkanvekili, önceki dönem Adalet Bakanımızın kayınpederi. Cumhurbaşkanının çok eski bir dava ve mesai arkadaşı. O söylüyor. Ben söylemiyorum. Benim söylediğim şu. Biz şunu öneriyoruz. Polise derhal fazla mesai ücreti ödenmeye başlamalıdır. 12-24/ 12-36 sistemleri polisin hayatından tamamen çıkarılmalıdır. Meslek içi mülakatlar, meslek içi yükselmeler mülakatla yapılmamalıdır. Mülakat terk edilmelidir. Zaten polis. Hayatımız, namusumuz. Malımız, mülkümüz ona emanet. Daha ne mülakatı? Sınavı başarıyor, mülakatta alengirli soru. Her ile yüksek kapasiteli personel lojmanları konmalıdır.

Verdiğiniz maaşa bakın bir de o şehirdeki kiralara bakın. Mutlaka lojman yapılmalıdır. Taban maaş yeniden yapılandırılmalı, polis sandığına zorunlu üyelik kaldırılmalı, uzman iktisatçılarla orası yapılandırılıp iyi yönetilmelidir. Polise mutlaka sendika hakkı verilmeli. Polis intiharlarına yönelik Meclis araştırma önergelerimiz reddediliyor, mutlaka gruplar arası uzlaşma ile bu komisyon kurulmalı.

Tam teşekkülü rehabilitasyon merkezleri oluşturulmalı. Gece görevleri 8 saati aşmamalı. Sivil personelin özlük hakları düzenlenmeli. İkinci şark mutlaka kaldırılmalı. Emniyet Teşkilatı Vakfının gelirleri polislere sosyal tesis, lojman ve kreş yapılması amacıyla kullanılmalı. Özlük hakları ve çalışma koşullarını düzenleyen emniyet teşkilatı personel kanunu bir an önce çıkarılmalıdır. Biz CHP olarak polisimizin haklı taleplerine, bu 15 madde ile değiniyoruz. Arkasındayız. Çok milli olanlara, günü geldiğinde polis cenazesinde milliyetçiliği kimseye bırakmayanlara hodri meydan diyoruz. Bir tarafta bir büyük adaletsizlik bizi yakıyor.

Kepez Belediye Başkanımız bir yurttaşımızın hayatını kaybettiği teleferik kazasından sonra Sayın Mesut Kocagöz tutuklandı. Ortaya çıktı ki o görevi çoktan bırakmış. Üstüne 3 kere denetleme geçirmiş. Mesut Kocagöz’ü karalayan ifadeyi veren esas mahkeme de o karara varırsa, çıkan görüntülere göre durmuş teleferiği yeniden çalıştırmış. Mesut Kocagöz’e artık tahliye beklerken 24 gün içinde hazırlanan iddianame şu anda kabul edildi. Çok ciddi itirazlarımız var ama sağlık durumu kötüye gidiyor.

Ailesinin gözü yaşlı. Kepez oy verdiği yani arkasında onu bekliyor. Biz tensiple birlikte tahliyenin gecikmeden bu kararın verilmesini kepez için, ailesi için, Mesut Başkan için istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Mesut Başkan’ın masumiyetine inanıyoruz. Tutukluluk halinin kaldırılmasını ve kendisinin eninde sonunda zaten beraat edeceğini biliyoruz. Buradan Mesut Başkan’a, CHP grubundan sevgilerimizi dayanışma duygularımızı iletiyoruz.

Bir diğer hukuksuzluk partisinin başındayken partisinin eş genel başkanıyken Sayın Demirtaş’ı Sayın Eş Genel Başkanları ve 108 siyasetçiyi aldılar, 18’ini içerde tutuyorlar. Kamuoyunun bildiği adıyla Kobane davası. Ama esasen HDP’li DEM’li siyasetçilerin siyasetten uzaklaştırılma, kayyuma bahane üretme ve kendilerine adil bir yargılama süreci yaşatılmaksızın suçlandıkları ve kamuoyunda seçimlerin manipülasyonu içinde algı yönetimine başvurulmuş bir dava. Bu dava Perşembe günü görülecek. Bir önceki davayı 4 kişilik bir heyetle takip ettik, bu davayı da güçlü bir heyetle takip edeceğiz. Bu davadan adalete uygun bir karar çıkmasını bekliyoruz.

Davaya ilişkin 159 aydının imzaladığı bildiride vurgulanan, yargının siyasi otoritenin emrinden çıkması beklentisi Türkiye’den her siyasi görüşten yurttaşımızın temennisi olarak iletildiğini biliyorum. Hukuka uyulması temennimizdir. Evrensel hukuk kurallarına uygun bir yargılama yapılmadığı ama kararın hiç olmazsa öyle kurulması, anayasa bağlayıcılığı AİHM kararlarının bağlayıcılığının göz önüne alınmasını ümit ediyoruz. Perşembe günü o davada da bu siyasi davada da adalet bekliyoruz. Kendileri sabırla burada beklediler. Biz kendilerinin taleplerini alıyoruz. Çalışmalar yapıyoruz. Sırf laf atmadıkları ve sabırla pankart kaldırdıkları için bu Yükseköğretim Kurumu’nun denklikle ilgili yapmış olduğu çalışmalara tepki gösteriyor ve kendilerine denklikte YÖK’e takılanlar diyorlar.

Söylediklerinin çok haklı yönleri var. Kabul edilmeyecek tarafları var. Ama biz kendilerine kapımızı açık tutuyoruz. Milli eğitimden sorumlu arkadaşımız dikkatle takip ediyor. Devlet verdiği sözü tutar. Bir kişi bir işe başladığında kanun kural neyse ona güvenir, devlete güvenir. Sonradan değiştirilmesini, o insanların mağdur edilmesini doğru bulmuyoruz. Denklikle ilgili ilk eleştirilerimizden sonra bir düzeltme geldi ama itirazlar var. Bu itirazların da dikkatle takip edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Son söz. Bugün 14 Mayıs. 4 gün sonra 18 Mayıs. 18 Mayıs Cumartesi günü saat 13.00’da ben, milletvekillerim ve sözümüze değer verenler İstanbul’da Saraçhane Meydanı’nda olacaklar.

Niye? Yıllar önce Ecevit’e, rahmetli Ecevit’e ‘Madem atamayacaktın, bu çocukları niye okuttun?’ diyenler, bugün 1 milyon öğretmeni atamıyorlar. Söz veriyorlar. Atamıyorlar. Yetmiyor. Atanmayan öğrenmene atanamayan öğretmen diyorlar. Yani çok istiyorum da atayamıyorum. Ya da atayacağım da sen de bir kusur var, atanamıyorsun. Bal gibi atanmayan öğretmenler var. Onlarla birlikte olacağız. Bu öğretmenlere ve tüm mezunlara her meslekten söz verdiler. Beyanname yazdılar, mülakat kalkacak diye. Şimdi kaldırmıyorlar. Bu sözü takip edenlerle, mülakat mağdurlarıyla orada olacağız. Yetmez. Sadece mülakat mağdurları değil hepimizin çocukları gelecek nesiller bundan öncekilerde olduğu gibi müfredat mağduru olacaklar.”

Bundan öncekilerde olduğu gibi müfredat mağduru olacaklar. Öyle bir müfredat yaptı ki beyzadeler. Boyacı küpü gibi yapıp çıkardılar şimdi diyor ki 10 yıldır çalışıyoruz. 7 günde görüş verin. İtiraz ettik, küstahça 10 güne çıkarmış ve öyle bir müfredat yaptılar ki bilim yok akıl yok duygu yok ve esas dayanması gereken çağdaş eğitimin en önemli nitelikleri yok.

Laik eğitimi tamamen ortadan kaldıran, bilimsel eğitimi kaldıran ve kendine göre nesil yaratma sapkınlığına devam eden ve esasen de yaptı da ne sonuç aldı? Eğitimden kadın seçmende CHP’li yüzde 15 memnun. AK Partili kadın seçmen de yüzde 19 memnun. Yani AK Parti’ye oy veriyor ama bunların verdiği eğitimden yüzde 81’i memnuniyetsiz. Aynı kafa müfredat da yapıyor. O yüzden 18 Mayıs Cumartesi. Yer Saraçhane. Saat 13.00. Atanmayan öğretmenler, mülakat mağdurları, müfredata itiraz edenler konuşacak. Onları duyacağız. Destek olacağız. Seslerine ses vereceğiz ve onlarla birlikte haykıracağız. Hepinizi 18 Mayıs Cumartesi Saraçhane’ye bekliyoruz.”

“İktidara yürüyoruz”

Son sözüm, gençlik kolları muhteşem bir üye kampanyası yaptı. Geçen Uşak’taydım. Gençlik kolları başkanı diyor ki ben kazanacağım. Ne yaptın dedim? Uşak’ta 2,5 haftada 402, 25 yaş altı üye yapmış. Bütün Türkiye’deki ilçelerimizden inanılmaz rakamlar geliyor. Üye kayıt formu yetiştiremiyoruz. 19 Mayıs günü rakamları paylaşacağız. Kampanyayı gençler için bitirecektik ama galiba durduramayacağız. Ama kadın kolları katılacak. Baba evine büyük bir yönelim var. Büyük bir keyif içindeyiz. Bu, birilerinin keyfini kaçırdı. Akılları sıra partiye operasyon çekecekler. Çelme takacaklar.

Bir takım partilerin Twitter, sosyal medyadaki troll hesaplardan, bir takım satın alınmış kalemlerden oradan buradan bir cümle bulup benim yöneticimin, milletvekilimin, genel başkan yardımcımın CHP’ye karşı linç girişimi yapmaya çalışanlar var. Hesap ne? Biz enseyi karartacağız, CHP’yi yoracaklar üzecekler. Öyle yağma yok. Nasıl geldik? Sokağı dinleyerek geldik. Sokakta ne var? Eskişehir’e Afyon’a gittim, Uşak’a gittim, Kütahya’ya gittim, Manisa’ya gittim, Soma’ya gittim. Sokakta özgüvenli siyasete çok büyük destek var. Sokakta Atatürk’ün partisine güven, inanç var. Sokağı duyduk. Duymaya devam ediyoruz. Trollere inat birilerine inat çatlasınlar, iktidara yürüyoruz. İktidara yürüyoruz. İktidara yürüyoruz. Hepinize saygılar sunuyorum.”

Paylaşın

DEM Partili Bakırhan’dan ‘Toplumsal Barış’ İçin 5 Maddelik Öneri

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Kürt meselesinin demokratik çözümü, bütün Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun yararınadır. Müzakereye dayanan bir çözümü hep birlikte gerçekleştirelim. Kürt sorununun çözümünde yol almadan ne Türkiye yüzyılı ne de yeni anayasa olur” dedi ve ekledi:

“Demokratik siyaset hakkını güvenceye alalım ve Türkiye’yi siyasete dönük askeri ve bürokratik darbelerden koruyalım. Türkiye’de darbeler tarihine son verelim. Ekonomik krize karşı ortak akılla hareket ederek toplumu krize karşı koruyalım. Kadınların mücadeleyle kazandığı haklarına dönük saldırılara son vererek eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal yaşamı inşa edelim. Toplumsal barışın sağlanması için herkesin hakkını, hukukunu koruyan; yerel demokrasiye ve güçler ayrımına dayanan yeni bir anayasa yapalım.”

Bakırhan, konuşmasının devamında, “Gelin, 31 Mart’ta halkın verdiği mesajı alalım. Bu ülkede barışa, adalete, refaha hep birlikte katkı sağlayalım” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. 15 Mayıs Kürt Dili Bayramı nedeniyle konuşmasına Kürtçe başlayan Bakırhan, 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nı kutladı.

“Kürt dil ve kültürü önünde hala ciddi engeller devam ediyor. 21. Yüzyılda olmamıza rağmen Kürtçe sinemalar, tiyatrolar, konserler yasaklanıyor. Bu utanç maalesef yüz yıldır devam ediyor” diyen Bakırhan’ın grup toplantısında yaptığı açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kürt Dil Bayramı bütün Kürt halkına kutlu olsun. Halen Kürt dili ve kültürü önünde ciddi engeller var. 21.yüzyılda Kürtçe tiyatrolar yasaklanıyor, Kürtçe konserlere izin verilmiyor. Bu utanç yüz yıldır devam ediyor. Bu ülkede inkâr ve asimilasyon var diyenler, demokrasi talep edenler ya yargılandı, ya sürgüne gönderildi ya da katledildi.

Türkiye’nin en önemli meselelerinden biri olan Kürt meselesi de yıllarca yok sayıldı. Milyonlarca Kürdün varlığı dahi inkar edildi. Kürdün Kürt olmadığını ispatlamak için saçma sapan teoriler üretildi. Yüz yıllık geçmişe bakınca sadece çözümün konuşulduğu zamanlarda insanlar daha mutlu, ekonomi daha iyiydi. Ne zaman şiddet tırmandırıldıysa hukuksuzluk hakim oldu. Toplu intikam davaları devreye konuldu.

Bakın, iki gün sonra, bir tweet atıldığı için arkadaşlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş başta olmak üzere çok sayıda HDP’li siyasetçinin yargılandığı Kobani Kumpas Davası görülecek.

Herkes biliyor ki, bu dava bir hukuk davası değildir. Siyasi intikam davasıdır. Demokratik siyaset hakkına saldırı davasıdır. 21. yüzyılda Kürdü inkâr etmenin geldiği noktadır. Yargının bir kumpas kurumu olarak çalıştığı bir davayla karşı karşıyayız. Bu davada kritik işlemlere imza atmış hâkim ve savcıların, çete ve mafya suç örgütleriyle ilişkileri bir bir açığa çıkmıştır. Her grup toplantısında halka parmak sallayan, tehdit eden, yargıya talimat verenler, bu davanın polisi, savcısı, hakimidir.

Bu ülkede bugüne kadar darbe sadece ordu karargahlarında değil, adliye koridorlarında da hazırlanıp devreye konmuştur. Adnan Menderes’in idam edilmesi siyasete darbe değil miydi? 367 kararı siyasete darbe değil miydi? Bu darbeleri yargıç cüppesi giyenler yapmadı mı? O günün mazlumları sizlerdiniz, Kürtlerdi, devrimcilerdi, aydınlardı. Bugün siz mazlumluktan zalimliğe geçip Kürtlere, devrimcilere, aydınlara yargı yoluyla eziyet etmeye devam ediyorsunuz. İntikam almaya çalışıyorsunuz. Osman Kavala’ya haksızlık yapıyorsunuz. Can Atalay’ı da HDP’li seçilmişler gibi rehin tutarak halkın iradesini hiçe sayıyorsunuz. JİTEM davalarını bir bir aklıyorsunuz.

AKP’ye kapatma davası açıldığında savunmanızda ne dediniz? ‘Demokrasilerde esas olan halkın seçtiği iradenin yönetmesidir’. Siz değil miydiniz kapatma davası dilekçenizde adaleti ve hukukun üstünlüğünü savunan? Şimdi önünüzde bir şans var. Kobane Kumpas davası başta olmak üzere demokratik siyaset hakkını ihlal eden siyasi davalara son verin. Bugün “Yeni Anayasa yapalım, darbecilerin izini silelim” diyenlerin ilk yapması gereken şey, Kobani Kumpas davasına son vermektir.

Bugün ‘yumuşama ve normalleşme’ diyenler, dün hukuksuzluk ve adaletsizlik olduğunu aynı zamanda itiraf ediyor. Eğer gerçek bir normalleşme istiyorlarsa, yol belli. Gerçekten yeni anayasa konusunda samimiyseniz, bu ülkedeki adaletsizlikleri bitirmenin önemli adımlarından biri de İmralı’da Sayın Öcalan üzerindeki mutlak tecride son verilmesidir. Sayın Öcalan ne zaman barışa dair rolünü oynadıysa bu ülkede refahın, kardeşliğin yolu açıldı. Eğer normalleşme istiyorsanız, bir ada kadar yakınsınız.

Bu ülkede ne zaman hukuksuzluk ve adaletsizlik olduysa, çeteler kol gezer, 90’ların karanlık ekipleri sahaya iner, kirli ittifaklar aktif hale gelir, paralel devlet yapılanmaları devreye girer. Seçim döneminde defalarca JİTEM ittifakıyla mücadele ettiğimizi söyledik. 31 Mart’ta halk JİTEM İttifakını sandıklara gömdü. İradesine sahip çıktı. Şimdi halkın mesajını almayan kirli ve karanlık odaklar yine yerinde durmuyor.

Belediye eş başkanlarımıza yönelik kirli saldırıları tutmadı. Şimdi vekillerimize yönelik saldırılara başladılar. Utanmazlar, 2016 yılında annesini kaybetmiş vekilimiz Perihan Koca’ya çamur atıyorlar. Çiçek Otlu vekilimize iftiralarda bulunuyorlar. Burcugül Çubuk milletvekilimiz medya tetikçilerinin hedefinde. Bakın, iyi dinleyin. Belediye eş başkanlarımız, vekillerimiz partililerimiz öyle kolay lokma değildir.

Bizler büyük bir mücadelenin neferleriyiz. Öyle karşınızda tehditlerinize papuç bırakacak, sus pus olacak tek bir arkadaşımızı bile göremezsiniz. Utanmadan bir de gazeteciyiz diyorlar. Sokak ortasında cinayet işleniyor. Plakalar, çakarlı araçlar ortalığa saçılıyor. Buna dair tek lafları yok. İnanın bugün bir değil onlarca Susurluk vakası var! Susurluk’a rahmet okutan çeteler her yerde dolaşıyor.

İktidara sesleniyoruz. Bu maşaları bizden uzak tutun. Kendi elinizle devlet içinde yeni paralel yapılar ürettiniz. Şimdi bu yapılar elinize ayağınıza dolandı. Yüzünüzü bu karanlık yapılara değil, hukuka ve adalete dönün. AKP Genel Başkanı Erdoğan, Danıştay’ın kuruluş yıldönümünde ne diyor? ‘Belli bir zümrenin menfaatini gözeten, dar kadrocu anlayışın adalet teşkilatı dahil, devlet kurumlarında yuvalanmasına izin vermeyeceğiz.’ Eeee Rojbaş Sayın Erdoğan rojbaş. Bu paralel yapılar sizin eseriniz. Her gün yargıya talimat verirseniz, yargıyı yolgeçen hanına dönüştürürseniz olacağı buydu. Yargıyı muhalefeti susturmanın ve iş bitirmenin adresi haline getirirseniz olacağı buydu.

Kürtlerin statüsünü ve tanınmasını güvence altına alan bir Türkiyelilik, çözümün anahtarıdır
Kürt Meselesi Türkiye’nin en büyük meselesidir. Kürtlerin statüsünü ve tanınmasını güvence altına alan bir Türkiyelilik çözümün anahtarıdır. Etnik tekçilik, kültüre dayalı milliyetçilik sorunların esas kaynaklarından biridir. Herkesi kapsayan bir ortak kimlik tanımı bu ülkedeki birçok sorunun dermanı olacaktır.

Kürtler kendi dilleriyle, kimlikleriyle, statüleriyle bu ülkede yaşamak istiyor. Şimdi artık yüz yıllık cumhuriyetin muhasebe zamanıdır. Türkiye’nin iç ve dış güvenliğinin yolu büyük Türk-Kürt barışını sağlamaktan geçer. Türkiye’nin toplumsal barışının sağlanması, güvenliğinin ve refahının sağlanması demektir. Bakın! Dün kamuda tasarruf tedbirlerini açıkladılar. Bu ülkeyi kurtaracak en önemli tasarruf önlemi, savaş politikalarına son vermektir. İşçinin, yoksulun, emekçinin sofrasından tasarruf edeceğinize, tanktan, toptan, mermiden tasarruf edin.

Bölgedeki çatışmaların çözümünde güç olmanın ve ekonomideki çöküşe son vermenin yolu, savaşa karşı toplumsal barışı inşa etmekten geçer. DEM Parti olarak Kürt meselesinin demokratik çözümüne dayanan toplumsal barışı sağlayacağız. Ortadoğu’da çatışmaların son bulmasında ve Türkiye ekonomisinin düzelmesinde aktif rol oynayacağız.

Diplomasi atağı

31 Mart seçimlerinde halkımızdan aldığımız mesajın gereğini yerine getirmek için DEM Parti olarak diplomasi atağını başlattık. Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş ile görüşmeler yaptık, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e misafir olduk ve Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu’nu ziyaret ettik.

Siyasi partilerle görüşmelerimizi sürdüreceğiz. Ayrıca hem mecliste temsil edilmeyen siyasi partilerle hem de tüm toplumsal kesimlerle ve inanç örgütleriyle kapsamlı buluşmalar yapacağız. Ortak zeminler arayacağız. Halkımız artık siyasi partilerin polemik odakları olmasını değil, çözüm merkezleri olmasını istiyor.

Muhataplarımıza ilettiğimiz bazı önemli noktaları kamuoyuyla paylaşmak istiyorum:

Kürt meselesinin demokratik çözümü, bütün Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun yararınadır. Müzakereye dayanan bir çözümü hep birlikte gerçekleştirelim. Kürt sorununun çözümünde yol almadan ne Türkiye yüzyılı ne de yeni anayasa olur.

Demokratik siyaset hakkını güvenceye alalım. Türkiye’yi siyasete dönük askeri ve bürokratik darbelerden koruyalım. Türkiye’de darbeler tarihine son verelim.

Ekonomik krize karşı ortak akılla hareket ederek toplumu krize karşı koruyalım.

Kadınların mücadeleyle kazandığı haklarına dönük saldırılara son vererek eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal yaşamı inşa edelim.

Toplumsal barışın sağlanması için herkesin hakkını, hukukunu koruyan; yerel demokrasiye ve güçler ayrımına dayanan yeni bir anayasa yapalım.

Gelin, 31 Mart’ta halkın verdiği mesajı alalım. Bu ülkede barışa, adalete, refaha hep birlikte katkı sağlayalım”

Paylaşın

Bahçeli’den Sert Çıkış: Sabrımızı Taşırmayın

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Bugünlerde iç işgal cephesinde toplanıp aynı zamanda emniyet ve yargı içine yuvalanmış soysuz ve kripto çetelerin yeniden Türkiye üzerinde hesap yaptığı görülmektedir” dedi ve ekledi:

“Bu kan içen vampirlerin aklını başına alması, etrafımızda iftira ve ihanet duvarı örmeye kalkışmalarının ağır sonuçları olacağını bilmeleri, akıbetleri için 15 Temmuz gecesine dikkatle bakmaları ikaz ve ihtarımdır. Ayranımızı kabartmasınlar, sabrımızı taşırmasınlar. Maşa kullanıp sütre gerisine saklananların hepsini takip ediyoruz.

Olan biten tüm kanun dışı irtibat ve ilişki ağlarının farkındayız. Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo devrededir, nitekim hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye’dir.”

Bahçeli konuşmasının devamında, “17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun. Gizli tanık ifadeleriyle şerefli isimleri karalama kumpasını ve tecelli eden millet iradesini gölgeleme arayışını himaye eden ve buna hizmetkarlık yapan kim varsa haindir, haşhaşidir, emniyet, yargı ve medya uzantılarının tepesine binilmelidir.

Bakalım temiz eller operasyonu nasıl oluyormuş, hepsine göstermek, hepsini yaka paça içeri tıkmak da hukuk devletinin varlık ve şeref konusudur. Meclis gündemine gelecek olan 9’uncu yargı paketinde, casusluk suçu ilgili yeni düzenlemeden rahatsız olanlar çok iyi araştırılıp incelenmelidir. Yurt içinden ve yurt dışından hain FETÖ’cülerin, onlara sözcülük yapan satılmış, devşirilmiş sözde gazetecilerin bedel ödemesi yakındır ve kaçınılmazdır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 80 ülke Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na Filistin’in üyeliğinin Güvenlik Konseyi’nde tekrar görüşülmesi ve bu ülkeye bazı ilave haklar tanınmasını öngören bir tasarı sunmuşlardır. 10 Mayıs 2024 tarihinde yapılan oylamada 143 ülkenin kabul, 25 ülkenin çekimser ve 9 ülkenin ret oyuyla Filistin tasarısı Genel Kurul’da onaylanmıştır. Uluslararası toplum ezici çoğunlukla Filistin’in yanında durmuştur. Küresel vicdan Filistin halkının meşru mücadelesine destek verirken, İsrail saldırılarına bir nevi tepki göstermiştir.

Filistin’in üyelik tasarısının Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda onaylanması karşısında İsrail temsilcisinin çıldırmış gibi Birleşmiş Milletler Şartı’nın bir kopyasını imha etmesi, kararın terör için bir ödül olduğunu ileri sürmesi Siyonist vandallığa uygun düşen bir saygısızlık ve seviyesizlik olarak kayıtlara geçmiştir.

Netenyahu yönetimi terör arıyorsa, terörist görmek istiyorsa, soykırımcıları tanımak istediğindeyse bir boy aynasına ilk elden bakmayı mutlaka tercih etmelidir. İsrail’in azgın şımarıklığı, işlediği korkunç cinayetleri, insani değerleri hiçe sayması haddi ve hududu çoktan aşmıştır.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’yle ilgili iki hafta önceki önerilerimizin yanında, daimi üye sayısının çoğaltılması akla en yatkın seçeneklerden birisi olarak önümüze çıkmaktadır. Üye sayısının artışı ve veto yetkisinin sınırlandırılması dünya barışına muazzam bir hizmet olarak anılacaktır.

Gazze’de bebekler katledilirken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde veto silahına sarılıp İsrail’e payanda olanlar bunun hesabını asla veremeyecekler, makul ve mantıklı hiçbir teze sığınamayacaklardır. Soykırımın bahanesi olamaz. 35 bin insanın cinayeti örtbas edilemez.

Vaat edilmiş toprakların nihai hedefi Anadolu coğrafyasıdır. Bugün Gazze’de boyun eğersek, bugün Kudüs’te susarsak, gelecekte son yurdumuzda çok çetin olaylar yaşanabilecektir. Gazze’yi savunmak demek, mesela Gaziantep’i savunmak demektir. Gazze’yi konuşmak demek, mesela Şanlıurfa’yı konuşmak demektir. Hiç kimse boşa sallayıp dolu tutmanın çabasına heves etmesin. Hiç kimse Gazze’yi günlük politika malzemesi haline getirip, buradan bir cephe açarak Türkiye’yi suçlamaya, siyasi ikbal ve ikmal gayesine meyletmesin.

İsveç’in Malmö kentinde 25 ülkenin katıldığı ve 68’incisi yapılan 2024 yılı Eurovision şarkı yarışması insanlığın nasıl bir tehditle yüz yüze kaldığını fazla söze gerek bırakmadan belgelemiştir. Bu arada İsrailli şarkıcıya itirazlar yoğun olsa da, sonuç alınamamıştır. Sanattan daha çok siyasi içerikli bahse konu yarışmanın ahlaki çöküş propagandasına dönüşmesi, erkekle kadın arasında kalmış üçüncü bir türün tedavüle çıkması kokuşmuşluğun boyutlarını göstermesi bakımından ibret levhası olmuştur.

Marjinalliğin dozajı korkunç düzeylerdedir. Batı’nın çürüyen toplum ve kültür yapısı adeta sahne almıştır. Birinci olan İsviçreli erkek sanatçının tüylü ceket, bol makyaj ve pembe saten etekle yarışmada boy göstermesi utanç verici bir yozlaşmanın teyidinden başka bir şey de değildir. Eğer bunun adına çağdaşlık deniyorsa, biz de diyoruz ki, batsın böyle bir çağdaşlık anlayışı.

Eğer bunun adına modernlik deniyorsa, üstüne basa basa biz de söylüyoruz ki, olmaz olsun böylesi bir modernlik anlatım ve algısı.

“Maarif Modeli’ni destekliyoruz”

Milli Eğitim Bakanlığı marifetince hazırlanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”ni yeni yüzyılın milli eğitim çatısı olarak değerlendiriyor, samimiyetle destekliyoruz. Mesnetsiz eleştirilerin iyi niyetten yoksun olduğu kanaatindeyiz. Modelde; “Bir ayağı geçmişte duran eğitimin diğer ayağının insanlık geleceğine ufuklar açan kapı” olarak vurgulanmasının neresi yanlıştır? “Milli ve manevi değerler manzumesi ile maddi gelişmenin zirvesini hedefleyen yolculukta temelin değişmeyen milletimiz” olduğuna dönük tesptin sakıncalı bir yanı var mıdır?

Öğrenci profili, beceriler çerçevesi, erdem-değer-eylem modeli, sistem okuryazarlığı, alana ait bilgi kümeleri bileşenlerinden oluşan bütüncül bir modelin hazırlanmasından neden rahatsızlık duyulmaktadır? Beden ve ruh üzerine kurulan bir modele canlı ceset gibi ortalıkta dolaşanlar dışında itiraz edenlerin tutar dalı veya haklı eleştirileri söz konusu mudur? Sağlıklı, iradeli, sorgulayıcı, üretken, bilge, cesaretli, merhametli, vatansever, ahlaklı ve estetik değerlerle bütünleşmiş nesillerin varlığından ürkenlerin ve karalamak için kuyruğa girenlerin asıl amacı nedir?

Maarif kelimesine takılmış olan zevatın ne dediğinin bir anlamı yoktur, niyet halistir, hedef parlaktır, milli eğitimin milli geleceğimizi inşa etmesi başlıca temennimdir. Milli Eğitim Bakanımızı ve söz konusu modelin hazırlığında emeği geçen herkesi kutluyor, başarılar diliyorum.

Ümit ederim ki, yeni yüzyılda atanamayan tek bir öğretmen kalmasın, bu dram artık sonlansın. Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelecek Öğretmenlik Meslek Kanununda yapılacak değişiklik teklifini de yürekten destekleyeceğiz. Son örneği Eyüpsultan’da yaşanan, bir okul müdürümüzün katledildiği elim hadiseyi ve öğretmenlerimize yönelik her neviden şiddeti lanetliyor, faillere tutuksuz yargılama yerine doğrudan tutuklama tedbirinin uygulanacak olmasını da son derece adil, isabetli ve yerinde görüyoruz.

“Sabrımızı taşırmasınlar”

Bugünlerde iç işgal cephesinde toplanıp aynı zamanda emniyet ve yargı içine yuvalanmış soysuz ve kripto çetelerin yeniden Türkiye üzerinde hesap yaptığı görülmektedir. Bu kan içen vampirlerin aklını başına alması, etrafımızda iftira ve ihanet duvarı örmeye kalkışmalarının ağır sonuçları olacağını bilmeleri, akıbetleri için 15 Temmuz gecesine dikkatle bakmaları ikaz ve ihtarımdır.

Ayranımızı kabartmasınlar, sabrımızı taşırmasınlar. Maşa kullanıp sütre gerisine saklananların hepsini takip ediyoruz. Olan biten tüm kanun dışı irtibat ve ilişki ağlarının farkındayız. Birkaç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla geçiştirilemeyecek bir komplo devrededir, nitekim hedef Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Cumhur İttifakı ve son tahlilde Türkiye’dir.

17-25 emniyet ve yargı ortaklı darbe girişiminin tekrarını planlayanlara boyun eğersek boyumuz devrilsin, göz yumarsak gözümüz çıksın, eyvallah edersek de kanımız kurusun. Gizli tanık ifadeleriyle şerefli isimleri karalama kumpasını ve tecelli eden millet iradesini gölgeleme arayışını himaye eden ve buna hizmetkarlık yapan kim varsa haindir, haşhaşidir, emniyet, yargı ve medya uzantılarının tepesine binilmelidir.

Bakalım temiz eller operasyonu nasıl oluyormuş, hepsine göstermek, hepsini yaka paça içeri tıkmak da hukuk devletinin varlık ve şeref konusudur.

Meclis gündemine gelecek olan 9’uncu yargı paketinde, casusluk suçu ilgili yeni düzenlemeden rahatsız olanlar çok iyi araştırılıp incelenmelidir. Yurt içinden ve yurt dışından hain FETÖ’cülerin, onlara sözcülük yapan satılmış, devşirilmiş sözde gazetecilerin bedel ödemesi yakındır ve kaçınılmazdır.”

Paylaşın

AK Parti’de Sekizinci Olağan Kurultay Ne Zaman?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın işaret ettiği kurultay süreci için henüz kesin tarih belirlenmedi. AK Parti kurmaylarından edinilen bilgiye göre kurultay için iki tarih değerlendiriliyor.

Bu tarihlerden en erkeni, kurultay takviminin yaz aylarından başlatılması büyük kurultayın ise Ekim- Kasım aylarında yapılması. Bir diğer alternatif ise kurultay takvimin kış aylarından başlatılarak, büyük kurultayın 2025 yılının ilkbaharında yapılması şeklinde.

AK Parti’nin kurmayları bu alternatifin daha olası olduğu görüşünde. Sürecin daha sağlıklı işleyebilmesi için bu tarihin öne çıktığı değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın bu süreçte büyük ilçeler ve il kurultaylarına katılmasının da gündeme olduğu belirtiliyor.

Yerel seçimlerde kan kaybı yaşayan AK Parti’de seçim muhasebesi yapılırken, yönetim kademelerinde değişim yapılacağı söylentisi gündeme gelmişti. Bu konuda Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da değişim olabileceği yönünde mesajlar vermişti.

Seçim sonrasında gerçekleşen AK Parti MYK ve MKYK toplantılarında gündeme gelmesi üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın değişim için kurultayı işaret ettiği, ama kurultay öncesinde de bazı değişimlerin gündeme gelebileceğine işaret ettiği belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaret ettiği kurultay süreci için henüz kesin tarih belirlenmedi. Sputnik’ten Osman Nuri Cerit’in AK Parti kurmaylarından edindiği bilgiye göre kurultay için iki tarih değerlendiriliyor. Bu tarihlerden en erkeni, kurultay takviminin yaz aylarından başlatılması büyük kurultayın ise Ekim- Kasım aylarında yapılması.
Bir diğer alternatif ise kurultay takvimin kış aylarından başlatılarak, büyük kurultayın 2025 yılının ilkbaharında yapılması şeklinde.

AK Parti’nin kurmayları bu alternatifin daha olası olduğu görüşünde. Sürecin daha sağlıklı işleyebilmesi için bu tarihin öne çıktığı değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın bu süreçte büyük ilçeler ve il kurultaylarına katılmasının da gündeme olduğu belirtiliyor.

AK Parti’de kurultay süreci nasıl işleyecek?

AK Parti 7’nci olağan büyük kurultayını 24 Mart 2021 gerçekleştirmişti. 4’üncü olağanüstü kurultayını ise 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirmişti. Olağan kurultay sürecinin başlaması için partinin en üst karar organı olan MKYK’da karar alınması gerekiyor.

Önümüzdeki hafta gerçekleşecek bu toplantıda kurultay kararının alınması öngörülüyor. Bu takvim belirlendikten sonra belde ve mahalle teşkilatlarından başlayarak teşkilatlarda seçim heyecanı yaşanacak. Tüm il ve İlçe kurultayları tamamlandıktan sonra büyük kurultay gerçekleşecek.

Paylaşın

Erdoğan – Miçotakis Ortak Basın Açıklamasında ‘Hamas’ Polemiği

Erdoğan ve Miçotakis, ortak basın toplantısında ‘Hamas’ polemiği yaşandı. Miçotakis, “Türkiye’den değişik bir yaklaşımla Hamas’ı terör örgütü olarak gördüklerini ancak Gazze’deki sivillerin korunması gerektiğinde hemfikir olduklarını” ifade etti.

Erdoğan ise, “Öncelikle teşekkür ediyorum. Mutabık kalmadığımız önemli bir konu var. O da ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Tam aksine Hamas ta 1947’den itibaren toprakları işgal edilmiş ve bu topraklarının işgalinden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye çalışma ziyaretinde bulunan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde kabul etti.

Erdoğan, Miçotakis’i Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin ana giriş kapısında karşıladı. Türkiye ve Yunanistan bayrakları önünde tokalaşarak basın mensuplarına poz veren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis, daha sonra baş başa ve heyetler arası görüşmelerini gerçekleştirmek üzere Cumhurbaşkanlığı Külliyesine geçti.

Görüşme sonrası Erdoğan, Miçotakis basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Kendisine bir kez daha sizlerin huzurunuzda Ankaramıza hoşgeldiniz diyorum. Aralık ayında Atina’yı ziyaret etmiştim. Diyalog kanallarını açık tutma, ilişkilerimizde yaşanan ivmeyi geliştirme noktasında karşılıklı mutabakatımızı teyit etmiştik.

Dostane ilişkiler ve iyi komşuluk hakkında Atina Bildirgesiyle kayıt altına almıştık. Kendisine ikili münasebetlerimizi ilerletme konusundaki samimiyeti dolayısıyla teşekkür ediyorum. Türkiye-Yunanistan arasındaki işbirliği ruhunun güçlenmesinin hem her iki ülke hem de bölge için hayırlı olacağı inancındayız.

Son derece verimli, samimi ve yapıcı görüşme gerçekleştirdik. İkili gündemimizde yer alan konuları etraflıca gözden geçirdik. Geçtiğimiz yıl 6 milyar dolar gerçekleşen ikili ticaretimizi 10 milyar dolara çıkarma hedefiyle çalışıyoruz.

Ortak İş Konseyi kurulmasına ilişkin anlaşma çabalarımıza büyük katkı sağlayacaktır. Deprem kuşağında yer alan ülkelerimiz tabii afetler karşısında komşuluk hukukunu hep yerine getirmiş, birbirinin yardımına ilk koşan ülkelerden olmuşlardır. Afet ve Acil Durum Yönetimi alanında mutabakat zaptı bu konulardaki ahdi zeminimizi sağlamlaştırmıştır.

Sağlık ve tıp bilimleri alanındaki anlaşmayla işbirliğimizi tahkim etmiş olduk. Türk Yunan ilişkilerindeki birbiriyle bağlantılı sorunları da ele aldık. Atina Bildirgesi’nde çerçevesi çizildiği şekilde sorunlarımızı samimi diyalog, iyi komşuluk iradesine bağlıyız. FETÖ, PKK, DHKP-C gibi terör örgütleri gündemimizdeydi. Yunanistan’la terör örgütleriyle mücadele anlayışımız giderek güçleniyor.

Komşumuz ve NATO müttefikimiz Yunanistan’dan beklentilerimizi bugün bir kez daha sayın Başbakan ile paylaştım. İlişkilerimizdeki olumlu atmosferin Yunanistan’daki Türk azınlık ve soydaşlarımızın haklarına katkı sağlamasını bekliyoruz. Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı çözüme kavuşturulması muhimdir.

Görüşmelerimizde Gazze’de yaşanan soykırım başta olmak üzere bölgesel gelişmeler konusunda fikir teatisinde bulunduk. İsrail yönetimi ateşkes çağrılarına kulak tıkadığı gibi destekçilerine dahi meydan okumaktan geri duymuyor. Masum sivillerin son sığınağı olan Refah’ı acımasız şekilde hedef almaya devam ediyor.

Masum sivillerin katledilmesi karşısında uluslararası toplum sesini artık daha gür çıkarmalıdır. Doğudan batıya bu zulme ortak olmayalım çağrısıyla her hafta meydanları dolduran tüm insanları buradan bir kez daha selamlıyoruz. BM Genel Kurulu’nun Filistin’in tam üyeliği konusunda aldığı karar, Başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen, toprak bütünlüğüne haiz Filistin devletinin tesisi olduğunu görülmüştür.

Türkiye olarak İsrail’i ateşkese zorlamaya, Filistin devletinin tanınırlığını artırmaya yönelik temaslarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz. Komşumuz Yunanistan’ın da katliamın durdurulması amacıyla yürütülen çabalara destek olmasını bekliyoruz. Yunanistan’la aramızda çözülemeyecek büyüklükte bir sorun olmadığına dair inancımı paylaşmıştım. Bu bir süreçtir. Daha fazla netice vermesi için titizlikle ilerletilmesi gerekir. Görüş ayrılıklarına rağmen diyalog kanallarımızı açık tutarak olumlu gündeme odaklanıyoruz.

Türkiye herkesin malumu olduğu üzere kültürel mirasın korunması noktasında örnek alınan ülkedir. Kariye Camimizi 2020’de aldığımız karar sonrasında titiz restorasyon sonucu yeniden ibadete ve ziyarete açtık. UNESCO kültür varlığı olan her bir eserin korunmasında tüm insanlığın istifadesine sunulmasına önem veriyoruz. Kariye Camii de herkesin ziyaretine açıktır. Sayın Başbakan ve kıymetli heyetine ziyaretleri için bir kez daha teşekkür ediyorum.”

Daha sonra sözü alan Başbakan Miçotakis, şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanı, sevgili Tayyip Bey, hanımefendiler, beyefendiler ben şundan başlamadan edemeyeceğim. Öncelikle olağanüstü misafirperverliğiniz için size ne kadar müteşekkir olduğumuzu dile getirmek istiyorum.

Bu dördüncü ziyaret oldu ve bu ziyaretlerin sayısı da şunu gösteriyor aramızdaki iki komşu olarak anlayış ve ilişki ortamı devamlı daha olumlu şekilde gelişiyor.

Bu pozitif ilişkiler çok olumlu bir günlük yaşamı gerçekleştirmemize yardımcı oluyor. Tabii ki biz Atina’da gerçekleştirilmiş 5. toplantısından ve imzalanan mutabakat zaptı ardından bu olumlu gelişmeleri devam ettirmeye kararlı olduğumuzu gösterdik. Özellikle güven artırıcı önlemler ve başka pozitif işbirliği ajandası bizim yöremizde istikrarı sağlayacak önemli önlemlerdir.

Bu yaklaşım elle tutulur sonuç vermiş bulunuyor. Tabii ki bu sonuçları kazan kazan zemininde elde etmiş bulunuyoruz. Mesela ekonomi, yani yatırımlar artmıştır ve ekonomik anlamda işbirliği, ticaret işbirliği hacmi gün be gün gelişmektedir.

Aynı zamanlarda geçen Mart ayında Türk ve Yunan iş adamları çok önemli konsey gerçekleştirmiş bulundu. Bu konsey üyelerinin çalışmaları sayesinde ortaya koyduğumuz hedefi gerçekleştirmek konusunda kararlı olduğumuzu tekrar edebilirim.

İki halk benim bağlandığım şekilde çok önemli bir inisiyatifin meyvelerinden faydalanmaya başladılar. 10 Ege adasında vize muafiyetinden faydalanarak serbestçe ziyaret edebiliyorlar.

Sınır kapısında yapılan kısa bir kontrolden sonra hem hızlı hem kısa bir sürede gerçekleştirilebilen süreçtir. Bunun ekonomik alanda da önemi vardır. İki halkın daha az bürokrasi acısından, ıstırabını yaşamadan birbirleriyle bir araya gelmeleri, tanımaları çok büyük önem arz etmekte.

Aynı zamanda düzensiz göç meselesine değinme fırsatımız oldu. Ümitsiz insanların acısını istismarını yapan insan tacirlerini durdurmak için sarf ettiğimiz çabalar olumlu sonuçlar vermeye başladı. Türkiye bu konuda çok kararlı. Çok pozitif katkıda bulundu. Avrupa kararları ışığında da Türkiye’nin Avrupa fonlarından bu konuda faydalanabilmesi için çalışıyoruz.

Azınlıklar meselesinde de dile getirdiğiniz gibi beşeri bir dostluk köprüsü rolünü üstleneceklerini sanıyorum. Azınlıklar iki ülkenin renklerine katkıda bulunmakta. Trakya’da hristiyan ve müslüman nüfus çok ahenkli bir şekilde bir arada yaşamlarını sürdürmektedir.

Daha önce de altını çizdiğim gibi azınlıkların, dini bir azınlık olduğunu Lozan Antlaşması çerçevesinde görebiliriz. Tabii ki burada eşit vatandaşlık ilkesi ışığında bu müslüman vatandaşlarımıza Yunan devletinin bu ilke sayesinde iyi davrandığına inanıyorum.”

Müslüman azınlığın biz Yunanistan’ın sosyal ve kültürel hayatına katkısı çok büyüktür. Ne yazık ki Türkiye’de hristiyan azınlığın sayısı ufalmıştır. Burada da dini özgürlük ve hristiyan eserlerinin UNESCO anlaşmalarında ve şartlarında öngörüldüğü gibi koruma altına alınması gerektiğine inanıyoruz.

Açıklıkla ve samimiyetle dile getirdiğim gibi Kariye Camii’nin tekrar bir ibadet yeri olarak işlev görmesi bizim için üzüntü yaratan bir gelişme oldu. Bu olağanüstü mekânın bütün insanlığın bir eseri olduğunu, bütün insanlığa ait olduğuna inanıyorum.

Rusya’nın despotik tavrını hem de Ortadoğu’da gerçekleşen gelişmelerin karşısında bunları reddettiğimizi dile getirdik. Türkiye’de özellikle Ortadoğu konusunda görüş ayrılığı söz konusu olmaktadır. İsrail’in bir terörde verdiği kurbandan sonra Gazze bölgesine girmesi ve terör örgütü olarak kabul ettiğimiz Hamas’ı Türkiye’nin değişik bir yaklaşımla, değişik bir nitelemeyle gördüğünü biliyoruz. Ancak bölgede akan kanın durdurulması konusunda ikimizi de hemfikiriz. Gazze’deki sivil insanların korunması gerektiği konusunda hemfikiriz.

Refah’ta bir kara işgalinin ve hücumunun kabul edilmez olacağı konusunda hemfikir kaldık. Uluslararası camianın üyesi olarak bu konularda mutabık kaldık. Çözümü henüz kavuşmamış Kıbrıs konusunda da uluslararası mevzuat ışığında bir çözüm bulmak çok önemli.

BM Genel Sekreteri Yardımcısı’nın söylediği gibi Güvenlik Konseyi’nin öngördüğü yapıcı görüşmeler sayesinde iki tarafın bu sorunu çözüme bağlayacağını umduğunu söylemişti. Biz de buna katılıyoruz. Yunanistan var olan zorluklara rağmen Türkiye’nin AB ortaklık sürecine destek vermeye devam etmektedir. AB-Türkiye ilişkilerinin yakın gelecekte olumlu şekilde tekrar hayata geçirileceğine inanıyoruz.

Sayın dostum, görüş ayrılıklarına rağmen biz kazan kazan zemininde bir işbirliğine açık olduğumuzu bu aşamada bile ispat etmiş olduğumuzu söyleyebiliriz. Sivil koruma konularında işbirliğimizi daha da geliştireceğimiz konusunda mutabık kaldık. İklim değişikliği, deprem coğrafyaları içinde yer almamız bizi mutlaka afet ve acil durum yönetimi konusunda işbirliğine götürüyor.

Dışişleri bakanlarımızın görüşmeleri sayesinde çok olumlu adımlar atmış bulunuyoruz bu son yıl içerisinde. Çok hızlı ve istikrarlı adımlardan sonra tekrar hem Washington’da hem New York’ta NATO’da tekrar görüşme fırsatı elde edeceğimize inanıyorum. Çok teşekkür ederim.

“Hamas’ı terör örgütü olarak görmüyorum”

Tekrar sözü alan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu: “Öncelikle teşekkür ediyorum. Mutabık kalmadığımız önemli bir konu var. O da ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum. Tam aksine Hamas, 1947’den itibaren toprakları işgal edilmiş ve bu topraklarının işgalinden sonra da topraklarını koruma altına alan bir direniş örgütüdür. Ve bu direniş örgütü ne yazık ki İsrail’in acımasız 45 bini bulan şu andaki insan kaybına karşı oraları koruma mücadelesini veren bir direniş örgütü durumundadır.

Bunu görmemiz lazım ve şu an itibariyle 40 bini aşmış insanını kaybetmiş olan Hamas’a eğer terör örgütü dersek bu acımasız bir yaklaşım olur. Dolayısıyla ben Hamas’ı bir terör örgütü olarak görmüyorum; tam aksine Hamas’ı kendi topraklarını, insanını korumanın mücadelesini veren insanlar olarak görüyorum. Bunlara karşı sizlerin de nitekim BM’de sizler de olumlu oy vermek suretiyle orada bu acımasızlığa katılmadınız, ortak olmadınız, bundan dolayı sizlere ayrıca teşekkür ediyorum. Orada bir terör örgütünü olmadığını sizler de ortaya koydunuz.

Şimdi burada terör örgütü derseniz buna üzülürüz. Asla Hamas’ı terör örgütü olarak görmüyorum. Adım adım takip ediyorum. Ülkemde şu an 1000’i aşkın Hamas’ın mensupları hastanelerimizde tedavi altında. Böyle işi sürdürüyoruz. Yanlış yaklaşımınıza asla katılamam, bu haksızlık olur. Bunca Hamaslı öldürülüyor, tüm Batı malum bunlara her türlü silah, mühimmatla saldırıyor. Bütün bunlar karşısında 1947’den bugüne kadar topraklarından sürekli tecrit edilen, toprakları işgal edilen İsrail tarafından, sizler buna terör örgütü derseniz üzülürüm.”

Yunanistan Başbakanı Miçotakis şu cevabı verdi: “İsterseniz bu konuda mutabık kalmadığımız için mutabık olalım. Hemen bir ateşkes anlaşmasının imzalanması konusunda mutabık olduğumuzu söyleyebiliriz. Filistinli halk acımasız politikaların kurbanıdır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sağolun” dedi.

Paylaşın

Beş Vekile Ait Dokunulmazlık Fezlekeleri TBMM’de: MHP’li Vekil De Var

Aralarında DEM Parti Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez, CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş ve MHP Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç’ında bulunduğu 5 milletvekiline ait dokunulmazlık dosyaları, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na sunuldu.

Haber Merkezi / Meclis Başkanlığı’na, “Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi” sunulan 5 milletvekilinin isimleri şu şekilde:

“CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, CHP Kırklareli Milletvekili Fahri Özkan, CHP Gaziantep Milletvekili Hasan Öztürkmen, MHP Nevşehir Milletvekili Filiz Kılıç, DEM Parti Hakkari Milletvekili Onur Düşünmez.”

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Babacan’dan Erdoğan’a Dikkat Çeken ‘Kamuda Tasarruf’ Sorusu

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, Mehmet Şimşek’in açıkladığı kamuda tasarruf programına ilişkin, “Kamuda tasarruf tedbirlerinin açıklanmış olmasını önemli ve olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak, açıklanan paket mevcut haliyle çok yetersiz” dedi.

Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Açıklanan tedbirlerin, kamunun her birimi tarafından uygulanmasını bekliyorsanız bu tedbirleri uygulamaya en üstten başlatmak zorundasınız. Soruyorum: Siz tasarruf konusunda samimi misiniz” diye sordu.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, iktidarın bugün açıkladığı “Kamuda Tasarruf Paketi” ile ilgili yazılı açıklama yaptı. Babacan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Kamuda tasarruf tedbirlerinin açıklanmış olmasını önemli ve olumlu bir adım olarak görüyorum. Ancak, açıklanan paket mevcut haliyle çok yetersiz. Açıklanan pakette; Esas kara delik olan Kamu Özel İşbirliği projeleriyle ilgili bir adım yok. İsraf ve yolsuzluğun esas kaynağı olan Kamu İhale Yasasıyla ilgili adım yok. Siyasi Etik Yasası’na ilişkin bir plan yok. Varlık Fonu gibi paralel Hazine uygulamalarına son vermekle ilgili bir adım yok.

Anayasa’ya ve Meclis’in bütçe hakkına aykırı olan Cumhurbaşkanı’na çok yüksek tutarda ödenek ekleme yetkisinin iptaline ilişkin bir adım yok. Sayıştay denetiminden kaçınma, ihale yasasından muafiyet gibi kötü alışkanlıklara derhal ve net biçimde son vermeyle ilgili bir adım yok. Özel hesap, özel ödenek, fon gibi denetimsiz ya da şeffaf olmayan yollarla harcama yapma uygulamasına son vermeyle ilgili bir adım yok.

Hazine dışındaki kurumların Kamu Özel İşbirliği kapsamında devlet adına garanti vermesini engellemeye ilişkin bir adım yok. Kamu borçlanmasında ve kamu garantilerinde kur, faiz, likidite, re-finansman ve kredi risklerinin basiretli biçimde yönetimi için daha bağlayıcı ilke ve kurallara ilişkin bir adım yok. Mali Kural uygulamasını hayata geçirmeye ilişkin bir adım yok.

İktidarın tepesindeki uçak saltanatına son vermeyle ilgili adım yok. Elde edilecek tasarruf tutarına ilişkin bir hesaplama yok. Sadece göstermelik olarak alınacak birkaç tedbir ile ekonomiyi düzeltemezsiniz. Açıklanan tedbirlerin, kamunun her birimi tarafından uygulanmasını bekliyorsanız bu tedbirleri uygulamaya en üstten başlatmak zorundasınız. Soruyorum: Siz tasarruf konusunda samimi misiniz?”

“Kamuda tasarruf paketi”

“Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi” adı verilen paket, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından kamuoyuyla paylaşıldı. Beştepe’deki basın toplantısında konuşan Yılmaz, “hazırlıkları son aşamaya gelen” genelge taslağının bu hafta içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulacağını duyurdu.

Açıklanan paket, kamu yatırımlarında zorunlu hâller dışında yeni proje kabul edilmemesini içeriyor. Tasarruf paketi, temsil ve tanıtma ödeneklerinde de bu yıldan itibaren yüzde 25 kesinti yapılmasını öngörüyor.

Taşıtlar: Kamudaki taşıt sayısı ve kullanımına standartlar getirilmesini de hedefleyen pakette, “3 yıl süreyle yeni araç satın alma ve kiralama yapılmaması”, “bütçe dışı kaynaklardan taşıt kullanımının izne tabi tutulması ve kanunla izin verilenler hariç yabancı menşeili araç kullanımının yasaklanması”, “mevcut kiralık taşıt sözleşmelerinin yenilenmesinin izne tabi olması”, “ihtiyaç fazlası ve ekonomik ömrünü tamamlamış taşıtların tasfiyesi” ve “savunma ve güvenlik hariç, kamuda personel servisi hizmetinin toplu taşıma olan yerlerde kaldırılması” gibi tasarruf önlemleri bulunuyor.

Kamu binaları: Tasarruf paketinde kabu binalarına ilişkin harcamalar konusunda ise “deprem riski hariç, yeni hizmet binası alımının/ yapımının 3 yıl süreyle durdurulması”, “yeni bina kiralanmaması, mevcut kiralamaların bir takvimle sonlandırılması”, “doğal afet ve güvenlik hariç, yeni lojman ve sosyal tesis alımı/ yapımı ve kiralanmasının süresiz olarak yasaklanması” ve “savunma ve güvenlik hariç, mevcut sosyal tesislerin ekonomiye kazandırılması” dâhil çeşitli adımlar atılacağı ifade ediliyor.

Üç yıl boyunca kamuda yeni personel istihdamının emekli olanlarla sınırlandırılacağının duyurulduğu pakette, “kamuda esnek ve uzaktan çalışma modellerinin geliştirilmesi” yönündeki hedeften de bahsedilerek “home office” düzenine geçişe yönelik çalışmaların da sinyali veriliyor.

Enerji ve atık yönetimi: Hükümetin hazırladığı pakette, “sokak ve cadde ışıklandırmasında LED dönüşümünün hızlandırılması”, “kamu bina ve tesislerinde enerji verimliğini artıran uygulamalar geliştirilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarından faydalanılması” ve “ekonomik değeri olan atıkların, bedeli karşılığında her yıl değerlendirilmesinin zorunlu hâle getirilmesi” gibi tasarruflar da yer alıyor.

Hizmet içi eğitim ve yurt dışı geçici görevler konusunda alınacak tasarruf tedbirleri arasında ise “hizmet içi eğitim, toplantı vb. faaliyetlerin kamu tesislerinde yapılması”, “yurt dışı geçici görevlerin sınırlandırılması, görevlendirmelerin asgari seviyede tutulması” ve “yurt dışı geçici görev harcamalarının bütçe başlangıç ödeneğini aşmaması, bu harcama kalemine ödenek aktarımının yasaklanması” bulunuyor.

Uluslararası toplantılar ve milli bayramlar hariç; gezi, kokteyl, yemek vb. faaliyet düzenlenmeyeceğinin belirtildiği pakette, “ajanda, takvim, plaket, eşantiyon türü hediyelerin verilmesinin” yasaklanacağı ve “zorunlu hâller hariç, demirbaş alımlarının üç yıl süreyle durdurulacağı” ifade ediliyor.

Haberleşme ve iletişim giderlerine ilişkin tedbirler arasında “e-yazışma sistemine geçişin tamamlanması”, “tebligatlarda elektronik tebligat sistemleri kullanılması”, “kurumsal arşivlerin elektronik ortama taşınması” ve “yayın, rapor vb. tanıtım amaçlı doküman basımının yapılmaması” yer alıyor.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, açıklanan paketle ilgili olarak “Kamunun tasarruf yapması, verimliliği artırması, daha az bütçe açığına, daha az kamu borçlanmasına ve faiz yüküne, daha az cari açığa yol açacaktır” değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, “Kanuni düzenleme gerektiren hususlarda parti farkı gözetmeksizin tüm grupların desteğini beklediğimizi özellikle ifade etmek istiyorum” diye ekledi.

Paylaşın

DEM Partili Tunceli Belediye Başkanı Hakkında Soruşturma

31 Mart’ta yapılan Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonrası Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) hakkında başlayan soruşturmalara bir yenisi daha eklendi.

DEM Partili Tunceli Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak hakkında yerel seçimler öncesi yaptığı bazı konuşmalarda ‘terör örgütü propagandası’ yaptığı iddiasıyla Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılarak ifadeye çağrıldı.

DEM Parti’nin yüksek oy oranı ile kazandığı Mardin ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye meclislerinin açılışında “İstiklal Marşı’nın okutulmadığına” ve “Türk bayrağının kaldırıldığı” iddia edilmişti.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından söz konusu iddialara ilişkin açıklama yapmıştı. Yerlikaya, açıklamasında, “Mardin Büyükşehir Belediye Meclisinin açılışında ‘İstiklal Marşı’nın okutulmadığına’, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisinin açılışında ise ‘Türk bayrağının kaldırıldığına’ ilişkin iddialarla ilgili Mülkiye Müfettişlerimiz görevlendirilmiştir” ifadelerine yer vermişti.

Daha sonra Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, söz konusu U.G. isimli kişinin tutuklandığını duyurmuştu.

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından da soruşturma başlatılmıştı. Başsavcılık açıklamasında, “Mardin Büyükşehir Belediye Meclisinin 13.04.2024 tarihli toplantısında, İstiklal Marşımızın okutulmaması ve saygı duruşunda bulunulmaması olayı ile ilgili olarak, Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır” demişti.

Cevdet Konak kimdir?

1961 yılında Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı Ağzunik köyünde dünyaya gelen Cevdet Konak, ilk, orta ve lise öğrenimini Hozat ilçesinde tamamladı. Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni bitiren Konak, Tunceli’nin Hozat ilçesinde 2 dönem belediye başkanlığı yaptı.

Paylaşın

İYİ Parti’de İstifa Dalgası Devam Ediyor!

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere “hür ve müstakil” giren ve seçimlerde büyük bir hezimet yaşayan İYİ Parti’de İsmail Tatlıoğlu, partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Haber Merkezi / İsmail Tatlıoğlu, istifa açıklamasında, “İlk günden itibaren onurla yer aldığım, heyecanla hizmet ettiğim bu siyasal süreci kendi açımdan sürdürülebilir bulmuyorum. Bu nedenle İYİ Parti mensubiyetimi sonlandırıyorum” ifadelerini kullandı.

Eski İYİ Parti TBMM (Türkiye Büyük Millet Meclisi) Grup Başkanı ve 27. Dönem Bursa Milletvekili İsmail Tatlıoğlu partisinden istifa etti.

İstifasına ilişkin yazılı bir açıklama yayımlayan Tatlıoğlu, “Gelinen noktanın önümüzdeki zaman diliminde daha doğru yorumlanacağını düşünüyorum. İlk günden itibaren onurla yer aldığım, heyecanla hizmet ettiğim bu siyasal süreci kendi açımdan sürdürülebilir bulmuyorum. Bu nedenle İYİ Parti mensubiyetimi sonlandırıyorum” dedi.

Tatlıoğlu’nun açıklaması şöyle: “İYİ Parti’nin kuruluş ve parlamentoya taşınma süreci, milletimizin demokrasi arzusunun parlak bir yansımasıdır. Demokratik siyasi birikimimize ciddi bir katkıda bulunulmuş, çok ayrıcalıklı bir not düşülmüştür. En başından itibaren ülkesi için bir umut inşa etmek, yeni bir hikaye yazmak amacıyla ileriye çıkmış cesur insanları saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Gelinen noktanın önümüzdeki zaman diliminde daha doğru yorumlanacağını düşünüyorum. İlk günden itibaren onurla yer aldığım, heyecanla hizmet ettiğim bu siyasal süreci kendi açımdan sürdürülebilir bulmuyorum. Bu nedenle İYİ Parti mensubiyetimi sonlandırıyorum. (Kongre hassasiyeti nedeniyle ertelenmiş bir karardır). Devam eden arkadaşlara başarılar diliyorum. Bu vesileyle, başta Kurucu Genel Başkan olmak üzere, ayrılan veya devam eden, birlikte yürüdüğümüz, birlikte çalıştığımız bütün arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

159 Kişiden ‘Kobani Davası’ Açıklaması: Tutuklular Derhal Serbest Bırakılmalı

Aralarında akademisyen, yazar, milletvekili ve hukukçuların yer aldığı 159 kişi, dört yıldır devam eden ve 16 Mayıs’ta görülecek duruşmasında kararın açıklanması beklenen Kobani Davası’na ilişkin ortak bir açıklama yayınladı.

Haber Merkezi / Tutukluların derhal serbest bırakılması gerektiği belirtilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yerel seçim sonuçları, toplumun talebi olan siyasî yumuşama, barış ve huzur beklentisini güçlendirdi. Bu beklenti ve umudun gerçekleşmesinin ön koşulu, yargının siyasal otoritenin emrinden çıkıp Anayasa’nın hukuk devleti ilkesi uyarınca adalet dağıtan bağımsız bir kuruma dönüşmesidir.

Bu bağlamda, ülkenin geleceğini etkileyecek bir kararın eşiğindeyiz. Önümüzdeki günlerde görülecek Kobane Davası’nda çıkacak karar, gerek iç gerekse barış ve demokrasiden yana dış kamuoyunda, iktidarın bağımsız yargı ilkesine saygı duyup duymayacağının göstergesi olacaktır. Çünkü bu dava, Gezi Davası örneğinde de olduğu gibi, yargının siyasal araç olarak kullanıldığı davaların kilit noktasıdır. Bu yönüyle sadece DEM Parti ve bölge halkı için değil, ülkemizin geleceği açısından da kritik bir öneme sahiptir.

Kobane davasında çıkacak karar ülkede hukuksuzluğun sona ereceğinin, yargının bağımsızlığına kavuşacağının işaret fişeği olmalıdır. Kobane ve benzer muvazaalı davalar hukukun gereklerine uygun olarak sonuçlandırılmalıdır. Başta, hiçbir nesnel delile dayanmayan Gezi Davası mahkûmiyetleri olmak üzere hukuk alanında siyasî saiklerle yaratılan bütün mağduriyetler giderilmelidir.

Yapılması gereken açıktır: Taraf devletlerin bütün organları için bağlayıcı olan AİHM kararları ve uygulamadan sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Demirtaş ve diğer tutukluların vakit geçirmeden serbest bırakılması kararı gereğince, Kobane tutukluları derhal serbest bırakılmalıdır. Hükümet ve yargının Bakanlar Komitesi’nin kararını dikkate alması Avrupa Konseyi üyeliğinin getirdiği bir yükümlülüktür.

Gerilim siyasetinin, adaletsizliğin, hukuksuzluğun topluma huzur ve güven sağlamadığını, kitlelerden de onay almadığını son siyasal gelişmeler göstermiştir. Kobane Davası kararının hukuk devletinin inşasına ve toplumsal barışa vesile olmasını diliyor, bekliyoruz.”

İmzacılar

Abdulhakim Daş-Doğu Güneydoğu Dernekleri Plt. Bşk., Abdullah Keskin-Yayıncı., Abdullah Öncel-Urfa Baro Başkanı., Abdülbaki Erdoğmuş-İlahiyatçı, 21. Dönem Milletvekili., Adnan Özyalçıner-TYS başkanı, Yazar., Ahmet Aykaç-Prof. Dr., Ahmet Çakmak-Prof. Dr., Ahmet Dindar-Avukat., Ahmet Özdemir Aktan-Prof. Dr., Akın Atalay-Avukat., Alev Er-Gazeteci, Çevirmen., Ali Bayramoğlu-Gazeteci, Yazar., Ali Bilge-İktisatçı., Ali Haydar Konca-Avrupa Birliği eski Bakanı., Ali Yaycıoğlu-Prof. Dr., Altay Öktem-Yazar., Arlin Çiçekci-Yazar., Arzu Başaran-Ressam., Atilla Ansal-Prof. Dr., Atilla Dirim-Çevirmen., Aydın Selcen-Yazar, diplomat., Aylin Tekiner-Sanatçı., Ayşe Erzan-Prof. Dr., Ayşe Semiha Baban-Yaşar Kemal Vakfı Başkanı., Ayşe Sözeri Cemal-İletişimci., Ayşegül Devecioğlu-Yazar., Ayşen Günsu Teker-Senarist., Ayşen Şahin-İletişimci, Yazar., Baskın Oran-Prof. Dr., Bengü Üçüncü-Senarist., Berrin Sönmez-Emekli Öğretim Görevlisi., Binnaz Toprak-Prof. Dr., 24. Dönem Milletvekili., Birgül Oğuz-Yazar., Burhan Sönmez-Yazar, Uluslararası PEN Başkanı., Burhan Şenatalar-Prof. Dr., Bülend Tuna-Mimar., Bülent Atamer-Mühendis., Bülent Tekin-Şair, Yazar., Cafer Solgun-Araştırmacı, Yazar., Celalettin Can-78’liler Girişimi Sözcüsü, Gazeteci, Yazar., Cengiz Arın-Akademisyen., Cihangir İslam-27. Dönem Milletvekili., Cuma Erçe-PSAKD Genel Başkanı., Çağatay Anadol-Yayıncı., Çiğdem Koç-Avukat., Deniz Durukan-Yazar., Deniz Türkali-Oyuncu., Doğan Bermek-Mimar., Ekrem Baran-İlahiyatçı., Emine Uşaklıgil-Gazeteci, Yazar., Enes Atila Pay-Mimar., Ercan Geçmez-HBV Genel Başkanı., Erdal Karayazgan-Mühendis., Erdoğan Aydın-Tarihçi, Yazar., Erdoğan Kahyaoğlu-Yazar., Ergin Cinmen-Avukat., Erol Köroğlu-Doç. Dr., Ertuğrul Günay-Kültür ve Turizm eski Bakanı, Hukukçu., Esat Akçılad-Senarist., Esra Koç-Ziraat Y. Mühendisi., Esra Mungan-Doç. Dr., Eşber Yağmurdereli-Avukat., Fatma Akdokur-Dr. İlahiyatçı., Fatma Bostan Ünsal-İnsan Hakları Savunucusu., Ferhat Tunç-Müzisyen., Fethiye Çetin-Avukat., Fırat Acar-Yayıncı., Figen Çalıkuşu-Avukat., Figen Şakacı-Yazar., Fikret Başkaya-Akademisyen, Yazar., Fikri Sağlar-Kültür ve Turizm, Devlet eski Bakanı., Gaye Boralıoğlu-Yazar., Gençay Gürsoy-Prof. Dr., Gülayşe Koçak-Yazar., Gülhan Türkay-Prof. Dr., Sosyal Araştırmalar Vakfı Bşk., Gülseren Onanç-Aktivist, Sivil Toplum Gönüllüsü., Gülten Kaya-Müzik Yapımcısı., Gürhan Ertür-Sivil Toplum Gönüllüsü., Hacer Ansal-Prof. Dr., Halil İbrahim Yenigün-Dr. Akademisyen., Hasan Cemal-Gazeteci, Yazar., Huri Özdoğan-Prof. Dr., Hülya Ekşigil-Gazeteci., Hülya Gülbahar-Avukat., İbrahim Betil-Sivil Toplum Gönüllüsü. İslam Özkan-Gazeteci., Kadir Akın-Yazar., Kemal Aytaç-Avukat., Levent Tüzel-Hukukçu, 24. Dönem Milletvekili., Ludmila Denisenko-Sanat Tarihçi, Yazar., Mebuse Tekay-Avukat., Mehmet Ali Alpar-Prof. Dr., Mehmet Altan-Prof. Dr., Mehmet Bilal Dede-Yazar., Mehmet Ural-Siyasi Danışman., Melek Taylan-Belgesel Sinemacı., Metin Bayrak-Felsefeci., Murat Uyurkulak-Yazar., Murathan Mungan-Yazar., Mustafa Aslan-ABF Genel Başkanı., Mustafa Paçal-Danışman., Nahit Eren-Diyarbakır Baro Başkanı., Namık Tan-Milletvekili, Emekli Büyükelçi., Nazar Büyüm-Yazar., Necmiye Alpay-Dilci, Yazar., Nesim Ovadya İzrail-Yazar., Nesrin Nas-Siyasetçi., Nesrin Sungur-Prof. Dr., Nesteren Davutoğlu-İletişim Uzmanı., Neşe Erdilek-Sosyolog., Nil Mutluer-Dr., Sosyal Bilimci., Nilüfer Tapan-Prof. Dr., Nuray Sancar– Gazeteci, Yazar., Nurcan Baysal-Yazar., Nurhan Süerdem-Yazar., Nurten Ertuğrul-Mali Müşavir., Orhan Alkaya-Yönetmen, Şair., Orhan Pamuk-Yazar., Orhan Silier-Tarihçi., Osman Okkan-Belgesel Sinemacı., Oya Baydar-Yazar., Öget Öktem Tanör-Prof. Dr., Ömer Ceylan-Emekli Ekonomist., Ömer Faruk-Yazar., Ömer Madra-Emekli Akademisyen., Ömer Zülfü Livaneli-Müzisyen, Yazar, Film Yönetmeni., Özden Uçar-Senarist., Rakel Dink-Hrant Dink Vakfı YK Başkanı., Reşit Şahin Canbeyli-Prof. Dr., Rezzan Tuncay-Prof. Dr., Rıza Türmen-AİHM Eski Yargıcı., Rojhat Dilsiz-Şırnak Baro Başkanı., Saffet Ercan-Dr. İst. Tabip Odası YK üyesi., Selçuk Erez-Prof. Dr., Selim Ölçer-Dr., İnsan Hakları Savunucusu., Sena Kaleli-24. Dönem Milletvekili., Serdar Arat-Sanatçı, Prof., Sinan Özaraz-Van Baro Başkanı., Şahika Yüksel-Prof. Dr., Şanar Yurdatapan-Müzisyen, İnsan Hakları Aktivisti., Şenol Karakaş-Aktivist., Talat Kırış-Prof. Dr., Tatyos Bebek-Diş Hekimi., Temel İskit-Emekli Büyükelçi., Tuğrul Eryılmaz-Gazeteci., Turgut Öker-AABK Onursal Başkanı., Ümit Aktaş-Yazar., Ümit Biçer-Prof. Dr., Ümit Kıvanç-Gazeteci, Yazar., Ünal Ünsal-Emekli Büyükelçi., Viki Çiprut-Gazeteci., Yakın Ertürk-Prof. Dr., Yakup Uygun-Fotoğraf Sanatçısı., Yavuz Ekinci-Yazar., Yektan Türkyılmaz-Doç. Dr., Yeşim M. Atamer-Prof. Dr., Zafer Aydın-Yazar., Zehra Arat-Prof. Dr., Ziya Halis-Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı.

Kobani Davası

Eylül – Ekim 2014’te IŞİD’in Kobani bölgesine saldırıları yoğunlaştırması üzerine Türkiye’nin farklı şehirlerinde “Kobani’ye destek” adıyla başlayan eylemlere ilişkin ilk soruşturma 2014 yılında başlatıldı. İktidar, ilerleyen yıllarda ölümlerle ilgili olarak sokak eylemi çağrısı yapan HDP’yi suçladı.

HDP Eş Genel Başkanları, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri ve yöneticileri hakkında suç duyuruları yapıldı. İfade veren HDP’li siyasetçi ve MYK üyeleri savcılıklarda ifade verdiler. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, o tarihte milletvekili olanlar ile olmayan MYK üyeleri hakkında iki ayrı soruşturma başlattı. Başlayan soruşturmalar nedeniyle HDP Eş Genel Başkanları ve milletvekilleri hakkında fezleke hazırlandı.

HDP milletvekillerinin dokunulmazlığının gündeme gelmesi de bu olaylardan sonra başladı ve 20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer alıyor.

Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. 26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 20’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

Kobani dava dosyası 3 bin 530 sayfalık bir iddianame ile 324 klasör delil ve eklerinden oluşuyor. 2 bin 676 mağdur müştekinin bulunduğu iddianamede sanıkların 29 ayrı suçlamayla 38’er kez ağırlaştırılmış müebbet ve 19 bin 680’er yıl hapsi isteniyor. “Adam öldürme”, “yağma”, “kamu görevlisini silahla yaralama”, “bayrak yakma”, “devletin birliğini, ülkenin bütünlüğünü bozma” yöneltilen suçlamalardan bazıları.

Paylaşın