Eğitimde Çöküş: İlk 500’e Türkiye’den Hiçbir Üniversite Giremedi

Türkiye üniversiteleri dünya sıralamasında gerilemeye devam ediyor. Shanghai Ranking’im listesine göre; Türkiye’den hiçbir üniversite dünya sıralamasında ilk 500’e giremedi.

Shanghai Ranking’in (ARWU) 2025 yılı üniversite sıralaması yayımlandı. Listede Türkiye’den 11 üniversite yer alırken, İstanbul Üniversitesi ülke sıralamasında liderliğini korudu. Ancak bandlar, Türkiye’nin kurumlarının dünya genelinde üst sıralarda olmadığını gösteriyor; yani listede yer almak başarı sayılırken, üst düzey rekabetten oldukça uzaktalar.

Shanghai Ranking, üniversiteleri değerlendirirken sadece güncel yayın performansına değil; akademik kapasite, araştırma gücü, uluslararası görünürlük, tarihsel birikim ve mezunların etkisine de bakıyor. Bu kriterler sayesinde global ölçekte prestijli kurumlar belirleniyor.

İstanbul Üniversitesi: 501–600 bandı, Türkiye’de lider konumda.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ): 601–700 bandı, ikinci sırada.
Ankara Üniversitesi: 701–800 bandına yükseldi.
Hacettepe Üniversitesi: 701–800 bandında.
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa: 701–800 bandında yer aldı.
Koç Üniversitesi: 701–800 bandında.

Ege Üniversitesi: 801–900 bandında.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ): 701–800 bandında yer aldı.
Atatürk Üniversitesi: 901–1000 bandında.
Gazi Üniversitesi: 901–1000 bandındaki yerini korudu.
Marmara Üniversitesi: 901–1000 bandında.

Uzmanlar, Türkiye’nin üniversitelerinin listede yer almasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak üst sıralara çıkmak için akademik araştırma ve uluslararası görünürlük konusunda daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

İstanbul’da Evlenmek Hayal Oldu!

İstanbul’da düğün, beyaz eşya, mobilya ve kiralık ev gibi temel kalemleri kapsayan toplam evlilik maliyeti geçen yıla göre yüzde 44,2 artarak 850.095 lira oldu.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı, 2025 yılı için İstanbul’da evlenmenin ortalama maliyetini açıkladı.

Buna göre, İstanbul’da yeni bir ev kurmanın ve salonda düğün yapmanın toplam maliyeti 2024 yılına göre yüzde 44,2 artarak 850 bin 95 TL oldu. Kır düğünü ile evlenmenin maliyeti ise yıllık yüzde 30,2 artarak 981 bin 895 TL oldu.

2024 yılında düğün için salon kiralama fiyatı ortalama 70 bin TL olarak hesaplanırken 2025 yılında bu fiyat yüzde 88,3 artarak ortalama 131 bin 800 TL olarak hesaplandı. Kır düğünü alanı kiralamanın maliyeti ise geçen seneye göre yüzde 12,2 artış göstererek 263 bin 600 TL oldu.

Evlilik döneminin önemli masraf kalemlerinden beyaz eşya harcamaları, bir yılda tam yüzde 36,1 arttı. Masraflar 142 bin 870 TL’ye ulaştı. Mobilya masrafları da yüzde 25,7 artarak 185 bin 905 TL oldu.

Evlenirken İstanbul’da kiralık ev tutma maliyeti kira, depozito ve emlak komisyon ücreti dahil olmak üzere 2024 yılında 96 bin 424 TL iken 2025 yılında yüzde 40,7 artış göstererek 135 bin 628 TL olarak hesaplandı.

Paylaşın

Özgür Özel, “Erken Seçim” Çağrısını Yineledi

“Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, erken seçim çağrısını yineleyerek, “Ey Erdoğan, ben halkım. Ben milletim. Ben milli iradeyim. Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Artık erken seçim istiyorum. Kaçma, hodri meydan. Hodri meydan. Hodri meydan” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) tutuklu belediye başkanlarına ve partili yöneticilere yönelik yargı operasyonlarına karşı düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi, bu hafta Sivas’ta gerçekleştirildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mitingde bir konuşma yaptı.

Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde; “Bugün Sivas’ta tarih yazıyorsunuz. 4 Eylül 1919’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinin yazıldığı yerdeyiz. Mustafa Kemal Paşa ile birlikte esarete itiraz edenlerin şehrindeyiz. Sivas Kongresi Anadolu’da mücadele eden tüm yapıları Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk çatısı altında topladı. Sonra bu çatı Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüştü. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bu güzel şehir aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi’nin de kurulduğu şehirdir.

Cumhuriyet Sivas’a büyük yatırımlar yaptı. Gelişmişlikte 8. sıradaydı. AKP geldiğinden beri, Sivas’tan oy aldı ama maalesef seçimde yüzünü döndüğü Sivas’a seçimden sonra sırtını döndü. Sivas’ı çantada keklik bildiler. 8. sıradaki Sivas’ı 45. sıraya kadar gerilettiler. Bu güzel kent 23 yıl önce 755 bin olan nüfusu 637 bine düştü. Yurt dışında ya da başka illerde 7 milyon Sivaslı yaşıyor.

Sivas’a artık sonuncusu gibi şikayet edince çiftiler ‘Ananı da al git diyen’ bir cumhurbaşkanı değil, birincisi gibi ‘Çiftçi milletin efendisidir’ diyen bir cumhurbaşkanı lazım. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı birincisinin peşinden giden, birincisinin partisinden olan çiftçiyi yine milletin efendisi yapacak olan Ekrem İmamoğlu’ndan başkası değildir.

Recep Tayyip Erdoğan sizi seviyor mu? Sevmiyor çünkü siz fakirsiniz. Recep Tayyip Erdoğan zengini seviyor. Biz fakirsiniz deyince AK Parti’den birkaç zevzek çıkmış ‘Millete hakaret etti’ diyor. Resmi rakam Türkiye’de yoksulluk sınırı 86 bin lira. Bu meydanda 86 bin liradan evine maaş giren kimse yok. Tayyip Erdoğan bu insanları fakirleştirdi. Yoksulluk sınırının altında maaş alana yoksul denir, fakir denir. Bu iktidar geldiğinde orta direk vardı. Memur fakir değildi, esnaf fakir değildi, köylüler fakir değildi. Ama bugün 16 bin 800 lira en düşük emekli maaşı. Asgari ücret 22 bin lira. Memur maaşı 47 bin lira. Yoksulluk sınırı 86 bin lira. 86 bin liranın altında maaş alan herkes fakirdir. Bizi bu hale bu iktidar getirdi.

Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Sivas kararını vermiş. Kimin gideceği de belli kimin geleceği de belli. Ant olsun ki AK Parti’nin iktidarı bitiyor. Gidiyorsunuz. Bakan evlatlarının dönemi kapanıyor, vatan evlatlarının dönemi başlıyor. Buradan haykırıyoruz. Memur kurtulmadan işçi kurtulmaz. Emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. Hasta kurtulmadan doktor kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Seçim gecesinde bu iktidar gidince, bu iktidarın her fırsatta karşısına polisi diktiği, gaz sıktırdığı gençlerle kahraman Türk polisi omuz omuza halay çekerek kutlayacak o geceyi. Milletin artık dayanacak gücü kalmadı. Asgari ücrete zam yapılmalıdır. En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olmalı, çiftçilere kanunda yazan destekler verilmeli, memurlara hak ettiği zam verilmeli, atanmayan öğretmen atanmalıdır. Artık toplumun tüm kesimlerinin sorunları çözülmelidir. Bunların hiçbirisini bu iktidar yapamaz, yapmayacak. Bu iktidar göndermeli, Cumhuriyet Halk Partisi gelmeli, bu söylediklerimi yapmalıdır.

Hiç kimse Türkiye’nin kaynak sorunu var demesin. Ülke zengindir, topraklar verimlidir, denizlerimizden karamıza her taraftan bereket fışkırmaktadır, halkımız gençtir, Türkiye çalışarak kazanabilecek güçlü bir ülkedir yeter ki sırtındaki asalaklardan kurtulsun. Kurtulacağız. Erdoğan Sivas’ı görüyor musun? Sivas’ı duyuyor musun? Millet sandık istiyor, ‘Hodri meydan’ diyor. Kaçma, getir sandığı. Kararı millet versin. Bunları duymak yerine kaçmakla meşguller. Bir de tutmuşlar kendi gazetelerine haber yaptırıp millet kızınca ‘Yok öyle bir şey’ diyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı Adayı birincisinin peşinden giden, birincisinin partisinden olan, ‘Çiftçi milletin efendisidir’ deyip, yine onu milletin efendisi yapacak olan Ekrem İmamoğlu’ndan başkası değildir. İnşallah hep beraber partimizi iktidara taşıdığımızda Sivas’ın çiftçisinin de, hayvancılıkla uğraşanın da, sanayicisinin de, emeklisinin de, asgari ücretlisinin de, öğrencisinin de, esnafının da yüzünü güldüreceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi bu iktidar gibi, Sivas’ı ve Türkiye’yi perişan edenler gibi, onlara sırtını dönen değil; onları duyan, dinleyen, anlayan ve çözüm üreten bir iktidarın sahibi olacak. Milletin iktidarının, halkın iktidarının sahibi olacak.

Çünkü buradaki sorun, ülkede siyaset öncelik belirlemek için yapılır. Birilerinin önceliği başkaları, bizim önceliğimiz başkaları. Bu meydana sorayım. Recep Tayyip Erdoğan sizi seviyor mu? Seviyor mu? Sevmiyor. Niye sevmiyor? Çünkü siz fakirsiniz kardeşim. Fakir. Recep Tayyip Erdoğan fakiri sevmiyor, zengini seviyor. Şimdi biz ‘fakirsiniz’ deyince AK Parti’den bir iki zevzek çıkmış ‘Millete hakaret ediyor, fakir diyor’ diyor. Kardeşim resmi rakam Türkiye’de yoksulluk sınırı 86 bin lira. Bu meydanda 86 bin liradan yüksek maaş alanlar elini kaldırsın. Kaldır, çekinme kaldır. Alkışlatacağım. Bak, bu meydanda 86 binden fazla evine maaş giren, gelir giren kimse yok.

Tayyip Erdoğan bu insanları fakirleştirdi. Yoksulluk sınırının altında çalışana, altında maaş alana yoksul denir, fakir denir. Bu iktidar geldiğinde orta direk vardı. Memurlar vardı, fakir değildiler. Esnaf fakir değildi. Hayvancılıkla uğraşan fakir değildi. Köylüler fakir değildi. Ama bugün bu ülkede emekliler 16 bin 800 lira alıyor. En düşük emekli maaşı. 16 bin lira alanlar el kaldırsın göreyim. Bak meydana bak. 16 bin lira alıyor bu insanlar. Asgari ücret 22 bin lira. 22 bin lira ve altında maaş alanlara el kaldırsın, göreyim. Bak meydana. Bugün ve memur maaş 47 bin lira ya, memur maaşı, en düşük memur maaşı 47 bin lira. Bugün yoksulluk sınırı 86 bin lira, memur 47 bin lira maaş alıyor.

O yüzden bugün artık memurlar fakirdir, asgari ücretliler fakirdir. 86 bin liranın altında maaş alan herkes fakirdir. Bizi bu hale bu iktidar getirdi. Ama o, zengin firmaların vergi borçlarını bir gecede siler. Yandaşlarına teşvikleri bir gecede imzalar, verir. Onun yanında Beşli Çeteler, onun yanında 40 Haramiler var. Buradan Sivas meydanından Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan’a sesleniyorum. Bu meydan, Sivas kararını vermiş. Kimin gideceği de belli, kimin geleceği de belli. Ant olsun ki AK Parti’nin iktidarı bitiyor, gidiyorsunuz. Ve bakan evlatlarının dönemi kapanıyor, vatan evlatlarının dönemi başlıyor. Vatan evlatlarının.

Ekonomide bir de şöyle bir yalan var. Çok söylenen, çok tekrarlanan ve insanları kandırmaya çalışan bir yalan. Şükür Sivas’ın dünyanın dört bir yanında hemşerileri var, biliyorsunuz. Bunu en yakından bilenler burada. Diyorlar ki, ‘Türkiye’de ekonomi kötü ama dünyada da kötü. Enflasyon var ama dünyada da var.’ Vallahi de yalan billahi de yalan. Buradan söylüyorum. Avrupa’nın en yoksul ülkesiyiz. 38 OECD ülkesi arasında genel enflasyonda birinciyiz. Gıda enflasyonunda birinciyiz. Avrupa’da ortalama yıllık enflasyon yüzde 2, Türkiye’de yüzde 33.27 Avrupa Birliği ülkesinde toplam işsiz sayısı 13 milyon, Türkiye’de tek başına 13,5 milyon. Yani bütün Avrupa’dan daha fazla işsiz bizde var.

O yüzden ‘Türkiye’de kriz var ama dünyada da var’ diyenlere inanmayın. Aksine Akdeniz ülkeleri son iki yılı çok iyi geçirdiler, güçlendiler. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler maalesef bizi perişan ettiler. Türkiye’de en zengin yüzde 20, toplamın yüzde 90’ını alıyor. Ama geri kalan yüzde 80 bu meydan. Emeklisiyle, emekçisiyle, çiftçisiyle, hayvancısıyla, esnafıyla bu meydan yüzde 80. Ama Türkiye’deki toplam servetin sadece yüzde 10’unu alıyor. İşte bütün mesele buradadır. İşte bütün mesele önceliğin kimde olacağındadır. Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu memlekette yoksulluğu bitirmek için, gelir adaletsizliğini bitirmek için, enflasyonu bitirmek için, faizleri düşürmek için bu iktidarı değiştirmeye, bu ülkenin kaderine, Sivas’ın kaderine müdahale etmeye geliyoruz.

Hazır mısınız? Var mısınız bu iktidarı değiştirmeye? Kararlı mısınız? İnanıyor musunuz? Buradan haykırıyoruz, buradan tüm Türkiye’de olduğu gibi Sivas’tan da söylüyoruz. Memur kurtulmadan işçi kurtulmaz. Emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. Hemşire kurtulmadan hasta, hasta kurtulmadan doktor kurtulmaz. Astsubay kurtulmadan hayvancılıkla uğraşan kurtulmaz. Çünkü kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Hepinize teşekkür ediyorum.

Muhteşem bir koro. Biz bu şarkıyı söylerken bir annemizin tansiyonu düştü. Hemen sağlık çalışanları koştular, müdahale ettiler. Onları böyle görünce şunu hatırlayalım. 2019 yılının sonunda Covid diye bir bela geldi, çok canımızı aldı ve 200 binden fazla vatandaşımızı Türkiye’de biz kaybettik. Dünyada milyonlar gitti. Ve o günlerde canını hiçe sayan, kendi hayatını ortaya koyan bizi yaşatanlar vardı. Şimdi onlar burada yine aynı şeye ulaşıyorlar, Tayyip Bey de onlara o günlerde ‘Hakkınız ödenmez’ demişti. Hakikaten haklarını ödemedi. Perişan etti hepsini. Bütün sağlık emekçilerine yürekten bir alkış.

Bir duyayım. Ayrıca hem bu mitingde güvenliğimizi sağlayan hem gece gündüz çalışan, mesai almayan, 2- 3 kere şark görevine giden, çocuğundan, ailesinden ayrı yaşayan, maçta çalışan, seçimde çalışan, mitingde çalışan kahraman Türk polisine de bir kuvvetli alkış alayım. Çok net bir şey söylüyorum. Seçim gecesi olacak ya, seçim gecesini bekliyor musunuz? Seçim gecesinde bu iktidar gidince, bu iktidarın her fırsatta karşısına polis diktiği, gaz sıktırdığı, zulmettiği gençlerle kahraman Türk polisi omuz omuza halay çekerek kutlayacak o geceyi. Söz veriyoruz.

Milletin artık dayanacak gücü kalmadı. Asgari ücrete mutlaka ara zam yapılmalıdır. En düşük emekli maaşı bir asgari ücret olmalıdır. Çiftçilere kanunda yazan destekler verilmeli, memurlara hak ettiği zam verilmeli, atanmayan öğretmenler atanmalı, staj, çıraklık mağdurları emeklilikte adalet bekleyenlerin sesleri duyulmalı, artık toplumun tüm kesimlerinin sorunları çözülmelidir. Bunların hiç birisini bu iktidar yapamaz, yapmayacak. Bu iktidar gönderilmeli, Cumhuriyet Halk Partisi gelmeli, bu söylediklerinin hepsini yapmalıdır. Hepsini biz yapacağız.

Biz bunları söyleyince diyorlardı ki eskiden, ‘Para yok, kaynak yok.’ Ama 19 Mart darbesi gösterdi ki bir anda 160 milyar doları harcayacak kadar rezervleri bir anda yaktılar. Bu emeklilere yapılan zammın 150 katıdır. Asgari ücretin 30 bin lira olması için aradaki artışı esnafa, KOBİ’ye vermek için gerekli kaynağın 120 katıdır. Bu çiftçiye bir yılda ödenen toplam desteğin 100 katıdır. Yanlış duymadınız. Çiftçiye verilen paranın 100 katını, emekliye verilenin 150 katını, asgari ücretliye verilmesi gerekenin 120 katını sadece Ekrem Başkan’a darbe yapmak için harcadılar.

Bu Türkiye’nin bundan sonra hiç kimse dönüp de kaynak sorunu var demesin. Ülke zengindir, topraklar verimlidir, denizlerimizden karamıza, her taraftan bereket fışkırmaktadır. Halkımız gençtir, gençlerimiz çalışkandır, Türkiye çalışarak kazanabilecek güçlü bir ülkedir. Yeter ki sırtındaki asalaklardan kurtulsun. Kurtulacağız. Bu ülkeyi hak ettiği gibi en iyi şekilde yöneteceğiz.

“Millet sandık istiyor”

Daha bu ay Türkiye’de kredi kartlarının yüzde 48’i, iki kişiden biri kredi kartını tam borcunu ödeyememiş. Ya hiç ödememiş ya da minimum tutarı yatırmış. İki kişiden biri kredi kartı borcundan bu ay faiz yiyor. Kişi başına düşen kredi kartı borcu, 5 asgari ücret arttı. Türkiye’de kredi kartı borçlarının tamamını, hepimize bölünce kişi başına 112 bin lira kredi kartı borcu düşüyor. Bunun için bu ülkedeki herkesin rahat bir nefes alması için hep birlikte söylüyoruz. Ey Erdoğan, ben halkım. Ben milletim. Ben milli iradeyim. Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Artık erken seçim istiyorum. Kaçma, hodri meydan. Hodri meydan. Hodri meydan.

Ey Erdoğan, Sivas’ı görüyor musun? Sivas’ı duyuyor musun? Millet sandık istiyor, hodri meydan diyor. Kaçma getir sandığı, kararı millet versin. Arkadaşlar Tayyip Erdoğan’ın en sevdiği slogan. ‘Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek’ deyince, gel bak böyle yanındakini dürtüyormuş. ‘Çok iyi oldu, çok iyi oldu’ diyormuş. Niye? ‘12,5 milyon üyemiz var’ diyormuş. ‘Millet kayıtlı’ diyormuş. ‘Bunlar AKP halka hesap verecek deyince, aç millet korkar, yoksul ama korkar, işsiz ama korkar. CHP gelince benden hesap soracak der, aç karnına bize oy verir’ diyormuş. Onun için Sivas’tan bütün AK Partililere sesleniyorum, bütün MHP’lilere sesleniyorum.

Kiminizi sosyal yardım vereceğiz diye kaydettiler, kiminizin çocuğu işe girecek diye, kiminin torununun mülakatı için, kiminin köye hizmet gelmiyor, muhtar topladı kimlikleri herkesi AK Parti’ye kaydetti. Bunların hiçbirisi, hiçbir AK Partili eğer çalmadıysa, çırpmadıysa, yolsuzluk yapmadıysa, zulmetmediyse, hiçbirisi iktidar değiştiğinde hesap vermeyecek. Biz sadece CHP’lileri değil AK Parti’nin, MHP’linin yoksulunun da cebine para koymaya, onun da ürününü para ettirmeye, onun da evladına iş bulmaya geliyoruz. Tayyip Erdoğan’a inat kutuplaşmaya değil, kucaklaşmaya geliyoruz.

İşte bu yüzden Sivas böyle bir şehir. Bir yanda kutuplaşma siyasetiyle Sivas’ın bir kısmını ötekileştirenler, kutuplaştıranlar, karşı kutbu şeytanlaştıranlar, kendi arkasını kalabalıklaştıranlar var. Ama kutuplaşma değil kucaklaşma, şeytanlaştırma değil kardeşleştirme deyince avazı çıktığı kadar bağırıp, alkışlayıp destek olan Sivas’ın güzel insanları var bu meydanda, Sivas’ın güzel insanları. Türkiye’nin umudu bu meydandadır. Türkiye’nin umudu kardeşliktedir, birliktedir, beraberliktedir.

Türkiye’nin umudu 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da Cumhuriyet Halk Partisi’nin, yetmez, Cumhuriyetçilerin, bütün Atatürkçülerin, bütün vatanseverlerin, bütün demokratların, sosyal demokratlar yetmez, Türkiye’nin bütün demokratlarının, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, Kürt demokratların, liberal demokratların, bütün demokratların bir araya gelmesindedir umut.

Türkiye’nin umudu, Türkiye İttifakındadır. Bunun için kimse bu iktidarın gitmesinden korkmasın. Bir avuç zengin, bir avuç çıkarcı, bir avuç imtiyazlı dışında bu iktidarın gitmesi kimseye zarar vermeyecek. Ama Sivas’ın tüm yoksullarına, bütün çiftçilerine, Sivas’ın bütün canlarına, hangi görüşten olursa olsun bütün Sivaslılara iyi gelecek. Çünkü bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.

Niye bu haldeyiz? Çünkü ne mahkemede adalet var, ne gelir adaleti var, ne sosyal adalet var. Sadece ve sadece varsa yoksa Türkiye’nin gelecekte, ilk seçimde iktidarı değiştirme umuduna darbe var. Türkiye’nin gelecekteki iktidarına darbe var. Türkiye’nin gelecek Cumhurbaşkanına, milletimiz takdir ederse Ekrem İmamoğlu’na darbe var. Bunun dışında bu iktidarın meşgul olduğu hiçbir şey yok. Tam 156 gün geçti. İddianame olmadan arkadaşlarımız hapiste. Suç belli değil. Yargılama yok, yargısız infaz var.

Delil yok, ispat yok, iftira var, tehdit var. Bundan 156 gün önce Tayyip Erdoğan demişti ki ‘Göreceksiniz, bir ay içinde insan içine çıkamayacaklar, birbirlerinin gözünün içine bakamayacaklar.’ Bu sözden 30 gün sonra değil 156 gün sonra Sivas’tayım. Sivaslıların gözünün içine bakıyorum. Bütün Türkiye’nin gözünün içine bakıyorum. Diyorum ki; Ekrem İmamoğlu masumdur. Arkadaşlarımız masumdur. Atılan iftiradır. Cesareti olan yazabiliyorsa iddianameyi yazsın. Mahkemeyi TRT’den yayınlayın, hodri meydan.

Değerli Sivaslılar bugün bu otobüsün üstünde olması gerekip de olmayanlar var. Öncelikle bu güzel miting için Sivas’taki emekler için. Bugün köyleri gezdim, ilçelere uğradım. Oradaki yüksek enerji için, bütün örgütümüze, örgütümüzün tamamı adına il başkanımız Gazi Doğan’a teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olsun. Bütün ilçe başkanlarına, belediye başkanlarına teşekkür ediyorum. Ama bir büyük teşekkürü bütün Sivaslılara ediyorum. Parti en zor günündeyken, bize yol arkadaşı olan, partinin birinci parti olması için çıktığı yolda yol arkadaşım, Genel Başkan Yardımcım, sizin evladınız, gölge kabinenin Ulaştırma Bakanı çok sevgili kardeşim Ulaş Karasu için teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin dört bir yanında Sivas’ın çok değerli evlatları var. Keçiören’de, Ankara’da evladınız Mesut Özarslan var. Kadıköy’de Mesut Kösedağ var. Didim’de Hatice Gencay var. Her birisi Sivas’ın kıymetli evlatları. Ama bugün bu otobüsün üstünde olması gerekip de olmayanlar var. Örneğin İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekilimiz Nuri Aslan. Niye yok bu ikisi? Çünkü bugün Beyoğlu Belediyesi’nde başkanvekili seçimi vardı. Çünkü Sivas’ın evladı, dedesi Beyoğlu Belediyesi’nde süpürge işçisi, babası Beyoğlu Belediyesi’nde şoför, kendisi Beyoğlu Belediyesi’nin garajında büyümüş sizin evladınız. Bizim evladımız.

Partinin gençlik kollarından gelen, Beyoğlu ilçe başkanlığı yapmış, Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan kardeşimizi, İnan evladımızı aldılar. Maalesef İnan’ı Beyoğlu’ndaki yaptığı bir icraatla değil, yıllar önce Beşiktaş Belediyesi’nin bir iştirakinde yönetim kurulunda diye, Aziz ihsan Aktaş denen iftiracının iftiralarıyla onu Beyoğlu’ndan kopardılar. Amaçları 16’ya 14 Beyoğlu Belediyesinde bir belediye meclis üyemizi kandırıp, Beyoğlu’nu, sandıkla alamadıkları Beyoğlu’nu oyunla, hileyle, rüşvetle almaya kalktılar. Bunun için bugün Özgür Çelik, Nuri Aslan oradaydılar, biraz önce seçim sonuçlandı. Hilebazlar avuçlarını yaladılar.

Aydın’ı hileyle, tesiseyle, şantajla alanlar alamadıkları yere milletin vermediği belediyeye hileyle çökmeye çalışanlar bugün Beyoğlu Belediyesi’ndeki her birisi canımızın içi, aslan gibi dürüst, namuslu belediye meclis üyelerimizin iradesine çarptılar. Beyoğlu da bizimdir, İstanbul da bizimdir. Buradan hem Avcılar Belediye Başkanımız, çok değerli kardeşim Utku Caner Çaykara’ya hem de Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan Güney’e Sivas meydanından güçlü bir dayanışma alkışı alalım. Buradan açıkça söylüyoruz. Bugün burada 49’uncu buluşmayı yaptık. Burası malum bir miting değil. Mitinge mi geldiniz? Neye geldiniz? Eyleme geldiniz.

Biz adalet için, eşitlik için, kardeşlik için, özgürlük için ve artık bu ülkede bir dönemin kapanıp, bir dönemin açılması için 49’uncu kez meydandayız, alandayız, Sivas’ta eylemdeyiz. Gelecek hafta çarşamba günü akşam Beyoğlu’nda İnan Güney’e özgürlük için, İmamoğlu’na özgürlük için, bütün arkadaşlarımıza özgürlük için 50’nci eylemi Beyoğlu’nda yapıyoruz. Bütün İstanbul’u, bütün Sivaslıları, bütün demokratları Beyoğlu’na davet ediyorum. İnan’a özgürlük. İnan size güveniyor. Dün yanındaydım, o kararlı duruşuyla o da hemşerileriyle gurur duyyuor. Biz de kardeşimizle, İnan Güney’le gurur duyuyoruz. Diyorlar ki Cumhurbaşkanı İmamoğlu.

Değreli Sivaslılar bir yandan bizim gördüğümüz zulüm bir yanda ama bir yanda 680 gündür İSrali’de katliam var, Gazze’De katliam var. Malesef bu katliamlara sessiz kalan, İsrail ile ticareti sürdüren, tüm uyarılara rağmen bunu yapmayan, bazen bunu yasaklayacak anlaşmaya imza atmayan, yakalanınca yalan atan, suç üstü yakalanan bir iktidar var. Gazze’yi boşaltacağız diyorlar tık yok. Oraya otel yapacağız, kumarhane yapacağız, tık yok. Filistinlileri başka ülkelere süreceğiz, tık yok. Dış işler iBakanı hAkan Fidan, varsa yoksa Tiktok. Tiktok çekiyor. Diğer taraftan Erdoğan Trump’a ağızını açmıyor. Daha dün deniz ticaretiyle uğraşan firmalara sözlü konuşuyorlar. Yazı yazmaya korkuyorlar. İsrail’in eline geçer, Amerika’nın eline geçer diye.

Daha yeni söyledikleri şu: ‘İsrail’e giden gemilerde patlayıcı olmayacak, silah ve mühimmat gitmeyecek.’ Demek ki düne kadar gidiyordu. Ya da silah, mühimmat yoksa halen daha gidecek. Halen daha İsrail’le ticareti kesemeyen, İsrail’e sesini yükseltemeyen bir iktidar var. Biz bugün Divriği’den tüm Türkiye’ye duyurduk. Önümüzdeki hafta Filistin’e sahip çıkmak için, İsrail’den hesap sormak için, nasıl mücadele edileceğini kararlaştırmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni olağanüstü toplantıya çağırıyoruz. Diğer yandan Erdoğan’a sesleniyorum. Sadece Netanyahu’yla kayıkçı kavgası yapmakla olmaz.

Bu planın sahibi Amerika’ya karşı durabilmek, Trump’a karşı durabilmek lazım. Kimin gibi? Partimizin üçüncü Genel Başkanı, Türkiye’nin Başbakanı, 1974’ün Kıbrıs Fatihi Karaoğlan gibi. Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’a destek olduğu gibi Filistin’e destek olmanın zamanıdır ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin’e sahip çıktığı gibi Filistin’e sahip çıkma zamanıdır. Biz kararlılıkla Tayyip Erdoğan gibi… Bana diyor ki ‘Efendim kimse benim Filistin hassasiyetimi sorgulayamaz.’ Sorgulamıyorum, olmayan şey sorgulanamaz. Sende Filistin hassasiyeti yok. Trump hassasiyeti var, Trump korkusu var. Allah korkusu yok, Trump korkusu var.

Değerli Sivaslılar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak dış politikada onurlu, dirayetli, kararlı bir politikanın, iç siyasette eşitlikçi politikaların, halktan yana politikaların takipçisiyiz. Artık Türkiye’nin koşan, çalışan, enerjisi yüksek, milleti düşünen bir iktidara ihtiyacı var. Türkiye’nin demokrasiye, kardeşliğe, barışa, eşitliğe ihtiyacı var. Bu iktidar yaşlanmıştır, bu iktidar yorulmuştur. Bu iktidar artık koşmak bir yana; geri geri gitmekte, geri geri götürmektedir. Millet takdir ederse Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak, ekonomiyi de devleti de bunlardan çok daha iyi yönetecek.

Siz bir iktidar değişimine hazır mısınız? Bu iktidarı değiştirmeye kararlı mısınız? Bu yolda hep birlikte çalışmaya, gençler için torpili bitirmeye, liyakati getirmeye, Türkiye’de yasakları bitirmeye, özgürlükleri getirmeye, Türkiye’yi yasaksız bir Türkiye, Avrupa’yı vizesiz bir Avrupa haline getirmeye, Türkiye’yi Avrupa’nın, çağdaş dünyanın bir parçası yapmaya hazır mısınız? Bunun için değerli Sivaslılar buradan soruyorum.

Yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa’ya var mısınız? Herkesin hakkını aldığı bir Türkiye’ye var mısınız? Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak mı? Sivas, uzun adamdan hakkını alacak mı? Sivas halkçı, milletini düşünen bir iktidarı kuracak mı? Bunun için yürümeye hazır mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yürüyelim arkadaşlar. Şimdi Sivas’tan Türkiye’ye sesleniyoruz. Biz Türkiye İttifakı’yız ve renklerimizi ay-yıldızlı al bayrağımızdan alıyoruz. Kırmızı, beyaz. Kırmızı, beyaz. En büyük; Türkiye. Türkiye İttifakı kazanacak, Türkiye kazanacak. Hep birlikte kazanacağız. Yürüyelim arkadaşlar.”

Paylaşın

Beyoğlu Belediyesi CHP’de Kaldı

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine CHP’nin adayı Sefer Karaahmetoğlu, başkan vekili seçildi.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada, İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz” dedi.

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine bugün Beyoğlu Belediyesi’nde Başkan Vekili seçildi. Kazanan isim, CHP grubunun adayı Sefer Karaahmetoğlu oldu.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Burada biz bir zafer kazanmadık. Beni burada gördüğünüz her gün demokrasinin bir utancını hep beraber yaşayacağız.

İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz.”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” ve “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamalarıyla soruşturma yürütüyor.

Güney’in de aralarında bulunduğu 17 kişi pazartesi günü tutuklanmış, 27 kişi ise adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

Tutuklananlar arasında Güney’in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, eniştesi İsmail Akkaya, şoförü Deniz Göleli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun şoförü Recep Cebeci, İBB Medya AŞ Başkanı Murat Ongun’un akrabası İbrahim Can Yaman ve sosyal medyada “Ekrem Edit” hesabını yöneten Mahir Gün de bulunuyor.

Tutuklanmasının ardından salı günü Güney, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılmıştı.

Paylaşın

Çelik’ten Özel’e “AK Parti, Organize Kötülük Örgütü” Tepkisi

Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösteren Ömer Çelik, “CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak AK Partimiz için kullanıyor” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösterdi.

Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “CHP Genel Başkanı Özgür Özel çok ciddi bir ‘siyasi navigasyon’ problemi yaşıyor. Özgür Özel AK Partimize ‘organize kötülük örgütü’ demiş ve yine adresi şaşırarak CHP’ye söyleyeceği sözleri AK Partimize söylemiş. Özgür Özel siyasi adreslerin, kavramların ve siyasi tabelanın yerini şaşırma konusunda büyük bir performansa sahip. CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak Ak Partimiz için kullanıyor.

Oysa çok partili hayata geçtiğimizden beri demokrasi karşıtı ‘organize işler’ CHP’den sorulur. Cuntaları destekleyen ‘organize milli irade sabotajları’nın adresi CHP’dir. Milletin sandıkta verdiği oyu hedef alan ‘organize demokrasi düşmanlığı’ CHP siyaseti olarak markalaşmıştır. Bugün de Özgür Özel yönetimi milletin kaynaklarını ‘organize bir kötülükle’ gasp edenlerin savunma merkezi haline gelmiştir. Özgür Özel’in CHP ile özdeşleşmiş konulara partimizi karıştırması hadsizliktir. ‘Organize kötülük’lerin nerede olduğunu görmek istiyorsa, siyasi navigasyon güncellemesi yapması yeterli olacaktır.”

Özgür Özel ne demişti?

CHP Lideri Özgür Özel, CHP’den istifa edip AK Parti’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Özlem Çerçioğlu ayrıksı bir vakadır. Buradaki bir kişi bile 1 adım geri atmadı. Biz kendisinin gözünün içine bakarak sorduk, korkutuğun bir şey var mı? Korkuyorsun tabii ama yanlışın var mı diye sorduk. Yok dedi. Özlem Çerçioğlu gitti, sığındı. AK Partili olunca hapisten kurtuldu. Ben Özlem Çerçioğlu hırsızlık yaptı demem, görmem lazım. Özlem Çerçioğlu, kendine güvenmek yerine namertliğe başvurup ‘Beni alın, suçlamayın’ dedi.

Suçu, günahı bağımsız mahkemelerde ispatlanır inşallah. AK Parti gibi bir organize kötülük örgütünün içine sığınmış. Ne biliyorsa açıklasın. Bu parti korkusuzlar partisi. Bu durumu Aydın’da meydan tasdik etti zaten. Allah kimseyi Özlem Çerçioğlu’nun durumuna düşürmesin. Aydın tarihinin en büyük mitingi ona tepki olarak yapıldı.”

Paylaşın

İmamoğlu’ndan “Mansur Yavaş” Açıklaması: Hedefimiz Aynı, Gerisi Teferruat

Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş’ın olası Cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin, “Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da, ben de milletimize karşı sorumluyuz. Hedefimiz aynıdır, gerisi teferruattır” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ve görevinden uzaklaştırılan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisi gibi Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Fatih Altaylı’ya konuştu. Altaylı’nın İmamoğlu’na sorularından öne çıkanlar şöyle:

Yapılacak ilk Cumhurbaşkanlığı seçimine aday olarak katılabileceğinize inancınız var mı? Yoksa 2028’de olmasa da bir gün Cumhurbaşkanı olacağım diye mi düşünüyorsunuz?

“Milletin iktidar yürüyüşünü engelleyemeyecekler. Öncelikle bunu sağlam bir biçimde ifade edeyim. Milletimizin verdiği haysiyet mücadelesindeki sarsılmaz iradesini gördükçe inancım hep en yüksek seviyede kalıyor. Burada verilen mücadele sadece benim adaylık mücadelem değil. Halkımızın istediği adayla seçime gitme ve ülkeyi yönetecek kişileri seçme mücadelesidir. Yani seçme hakkı mücadelesidir. Sandığı tekmelemeye çalışanlara karşı koyulan bir tavırdır. Demokrasiyi kurtarmanın derdindedir milletimiz. Bugüne kadar bize hiç oy vermemiş ve belki de hiç oy vermeyecek yurttaşlarımızın ve hatta farklı partilerdeki, iktidar partilerindeki siyasetçilerin bile gönlünden geçenin bu mücadeleyi bizim kazanmamız olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bu darbe girişimi başarılı olursa, ki ihtimal vermiyorum, tüm siyasi oluşumlar ve siyasetçiler anlamını yitirecek. Benim derdim ne yapıp edip Cumhurbaşkanı olmak değildir. Bize bu görevi millet verdi. Benim derdim görevimi başarıyla gerçekleştirmek. İster Cumhurbaşkanı, isterse sade bir vatandaş olarak Allah ömür verdikçe ben bu millet için mücadele edeceğim. Biz bu yüzden önce adalet, önce hürriyet diye haykırıyoruz. Mücadelemiz Cumhuriyetimizin, demokrasimizin, devletimizin ve milletimizin geleceği mücadelesidir.”

Mansur Yavaş’ın ‘Ekrem Başkan içerideyken adaylık konuşmam’ tavrını nasıl buluyorsunuz? Bazıları siz serbest kalırsanız aranızda bir rekabet olacağını düşünüyor. Böyle bir rekabet olur mu? YSK’dan adaylığınıza yeşil ışık gelmez ise diploma davasını kaybetmeniz bile buna neden olabilir. Aday Mansur Bey mi olmalı?

“Mansur Başkan, millet iradesine ve partimize kurulan bu kumpasa karşı sağlam duruşuyla ve mücadelesiyle bir CHP’li nasıl olmalıdır sorusunun cevabını ortaya koymuştur. Kendisinin tavrı bu iradeden geliyor. CHP’lilerin ve milletimizin iradesi 15,5 milyon oyla Cumhurbaşkanı adayımızı belirledi ve bana bir görev verdi. Biz bu adaylığı hiçbir zaman şahsi görmedik. Mansur Başkan da ben de milletimize karşı sorumluyuz. Millet ne görev verirse yapacak, mücadeleye koşacak irade hepimizde mevcuttur. Biz bu ortak akıl ve sarsılmaz hedefimiz doğrultusunda birbirine sıkıca sarılmış iki yol arkadaşıyız. Hedefimiz aynıdır. Genel Başkanımız Özgür Özel ve Mansur Başkanımızla yolculuğumuz vatanımızın ve milletimizin geleceği mücadelesidir.

Gerisi teferruattır. Mansur Başkanım Türkiye’nin bir değeridir. Kendisine bir kez daha bu mücadeledeki yol arkadaşlığı için yürekten teşekkür ediyorum. Birlikte yürüyecek çok uzun bir yolumuz var.”

Diploma davanız için ne düşünüyorsunuz? 33 yıl sonra iptal edileceği aklınıza gelir miydi? Ve aynı durumdaki öğrenciler arasında sadece size evrakta sahtecilik davası açıldı?

“Sırf kendi koltuklarını garantiye almak için yaptıkları bu müdahale 18-19 yaşındaki Ekrem’den bile korkan bu iktidarın en utanç verici işlerinden birisi olarak tarihimize geçmiştir. Fatih Bey, bizim yıllarımızda üniversite okumak hem zor hem de üzülerek söylüyorum ki şimdikinden daha kıymetliydi. Bir genç düşünün. Sabah akşam çalışıyor, sınavlarını veriyor, hakkıyla diplomasını alıyor ve 33 yıl sonra bu diploma iptal ediliyor. Bunun adı hırsızlıktır.

Hakkımla İstanbul Üniversitesi’ne geçtim ben. Ne evrakta sahteciliği? Canımı dişime taktım çalıştım. Hem okulumu okudum hem de ailemin işlerine yardım ettim. O yıllarda bizim derdimiz iyi bir evlat, başarılı bir öğrenci, ülkesine faydalı bir vatandaş olmaktı. Bu hayallerle, bu duyguyla okudum ben üniversiteyi. Şimdi benim alın terimle, hakkımla aldığım diplomayı Cumhurbaşkanı adayı olduğum için geri almaya çalışıyorlar. Bunun sebebi evrakta sahtecilik değil, bunların diploma hırsızlığıdır.

Sırf bizden korktukları ve kendi ikballerini korumak istedikleri için benimle beraber onlarca arkadaşımın da diplomasını iptal edecek kadar vicdanlarını, ahlaklarını, haysiyetlerini yitirmiş, kul hakkından da bir haber zavallılar bunlar. Ne dedik? Bugün benim diplomama el koyan yarın gelir milletimizin tapusuna, bankadaki parasına el koyar. Bunların zihni böyle çalışıyor. Devletin gücünü kendi güçleri zannediyorlar. Bakın, mezuniyet töreninde çıktı Boğaziçi Üniversitesi’nde Yüksek Onur derecesiyle çift ana dal bitiren genç bir kardeşimiz ‘Türkiye’nin gelecekteki Cumhurbaşkanının diplomasının alındığı bir yerde bu diplomanın değeri yoktur’ dedi ve diplomasını yırttı.

Allah aşkına, bu çocuğa bunu yaşatmaya, bu duyguyu hissettirmeye ne hakkınız var? Bu yalnız diploma hırsızlığı değil, aynı zamanda umut hırsızlığıdır. Biz milletimizde kaybolmasını istedikleri umudu yeniden inşa etmeye geliyoruz.”

Parlamenter sisteme dönüş konusundaki fikirleriniz neler?

“İlk seçimden sonra mecliste yeterli çoğunluğu bulduğumuz anda hemen, tereddütsüz. Meclisin bu kadar itibarsızlaştırıldığı, istişarenin bu kadar bir yana bırakıldığı, liyakatin yerini sadakatin aldığı, her şeyin bir kişinin iki dudağının arasına bırakıldığı bugünkü tek adam rejiminde kalmaya devam ettiğimiz bir gün bile fazla. Ülkenin enerjisini yeniden harekete geçirebilmek, bu ülkeyi hak ettiği refaha ve huzura kavuşturmak için bugünkü ucube sistemden bir an önce kurtulmalıyız. Doğrusuyla ve yanlışıyla Türkiye’nin 150 yıllık parlamenter sistem tecrübesi yerine bir kişinin ağzından çıkacak laflara bırakamaz.

Cumhurbaşkanının yürütme erkini elinde tuttuğu, meclisin güçsüzleştirildiği, bakanlıkların bile külliyeden gelen emirleri uygulayan birer memuriyet makamına dönüştüğü bu sistem ne milletimizin demokrasi talebine ne de devletimizin örfüne uymaz. Meşveretten kaçan, adaletten sapan, hürriyete göz koyan, arkasında milleti bulamaz. Güçlü bir demokrasi, sağlam bir hukuki sistem, gelişmiş bir ekonomi istiyorsak, güçlü bir parlamenter sisteme ve kuvvetler ayrılığına ihtiyacımız var.

Öte yandan parlamenter rejimler sorunsuz değildir. Hem bizim hem de başka demokrasilerin parlamenter sistem deneyimlerinden çıkarılacak dersler var. Parlamenter sistemin istikrarsızlığa yol açmayan, yürütmeyi hakim kılmayan, hükümet kurulmasını imkansızlaştırmayan bir versiyonuna ihtiyaç var. Bunun için de meclisin denetim işlevini güçlü biçimde yerine getirebildiği ve hükümetlerin yapıcı güvensizlik oyuyla değiştirilebildiği bir parlamenter sisteme ihtiyacımız var. Zamanı geldiğinde önerimiz bu yönde olur.”

Demirtaş’ın ve Kavala’nın sizden önce serbest kalma ihtimali var mı?

“Öncelikle şunu söylemek isterim. Demirtaş’ın da Kavala’nın da, benim de, benimle birlikte hapsedilen arkadaşlarımın da cezaevine hiç girmemesi gerekirdi. Hiçbirimiz hukukun üstünde değiliz tabii ki ama Sayın Demirtaş, Sayın Kavala ve Sayın Atalay gibi ben ve arkadaşlarım da hukuki bir mülahaza ile değil siyasi hesaplarla içeri alındık. Karşımızda muhalefetsiz ya da seçimi kazanamayacak kuvvette bir muhalefetin olduğu bir siyasi rejim isteyen bir Cumhurbaşkanı olduğu için hepimiz içerideyiz.

Muhalif olmasaydık ya da iktidarın çizdiği sınırlarda muhalefet etseydik cezaevinde olmayı bırakın el üstünde tutulurduk iktidar tarafından. Sorunuzun cevabına gelince umarım Demirtaş da, Kavala da, Atalay da bir an önce serbest bırakılır. Onlar bırakılırken biz içeride tutulursak niye onları bıraktınız demem. Bırakılmalarına sevinirim. Sayın Demirtaş ve Sayın Kavala, ikisi de ülkemiz için önemli isimler. Dışarıda olmaları adaletin gereği olacaktır.

Aynı zamanda yol arkadaşım ve Türkiye’nin önemli bir değeri olan Gezi davası sebebiyle 3 yıldır hukuksuzca cezaevinde tutulan Tayfun Kahraman’a yönelik hak ihlali sebebiyle Anayasa Mahkemesi tarafından verilen yeniden yargılama kararına uyulması ve Tayfun Kahraman’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekiyor.”

Paylaşın

Anket: Kürtlerin Yüzde 97,9’u Anadilde Eğitim İstiyor

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi’nin, anketine katılan katılımcıların yüzde 97,9’u, “Okulların bütün kademelerinde Kürtçenin eğitim dili olmasını ister misiniz?” sorusuna “Evet” yanıtını verdi.

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, 17-21 Temmuz 2025 tarihleri arasında Türkiye’de “Türkçe dışında konuşulan anadillerinin kullanım düzeyi ile anadillerine ilişkin talep ve eğilimleri” ölçmek amacıyla 23 kentte 2 bin 378 kişiyle online anket yaptı.

Araştırma grubunun yüzde 88,2’sinin Kürtçenin Kurmanci, yüzde 10,4’ünün Zazaki/Kirmancki lehçesini konuştuğu geri kalanının ise diğer dilleri konuştuğu belirtilen ankette, katılımcıların yüzde 23,5’i anadilini “çok iyi”, yüzde 43,2’sinin “iyi” konuştuğu, yüzde 16,2’sının ise “kötü” konuştuğu bilgisi yer aldı.

Ankette, anadil kullanımı verilerinde, anadilini çok iyi ve iyi konuşanların orta yaş, kötü konuşanların ise genç yaş grubunda olduğu, eğitim düzeyi arttıkça anadilini iyi konuşanların oranında düşüş yaşandığı kaydedildi.

Araştırma grubunun anne ve babalarının kendi aralarında ağırlıklı olarak konuştuğu dilin anadilleri olduğunu, katılımcılarında anne ve babaları ile konuştuğu dilin ağırlıklı olarak anadilleri olduğunun tespit edildiği çalışmada, katılımcıların yüzde 27,8’inin eşleri ile iletişimlerinin sadece Türkçe olduğu bilgisi paylaşıldı.

Ankette, bu durum, “Yaş büyüdükçe, eğitim seviyesi düştükçe eşleri ile anadillerini konuşanların oranında sistematik artışlar görülmüştür” ifadeleriyle değerlendirildi.

Ankette anadilin hane içindeki kullanım düzey ve sıklığını anlamak için sorulan sorulara gelen yanıtlara göre; araştırma grubunun yüzde 33,6’sının çocuğu bulunmadığı, yüzde 40,1’inin ise çocuğunun kendileri ile Türkçe konuştuğu bilgisi yer aldı.

Kendileri ile ağırlıklı olarak Kürtçe konuştuğunu söyleyenlerin toplam oranının ise yüzde 24,7 olduğu belirtildi. Çocuğunun kendileri ile Zazaki/Kirmancki lehçesi ile konuştuğunu söyleyenlerin oranının ise sadece yüzde 1,3 oldu.

“Çocuğunuzun anadilini bilme düzeyi nedir?” sorusuna katılımcıların yüzde 33,6’sı “Çocuğum yok”, yüzde 7,3’ü “Çok iyi”, yüzde 13,5’i “İyi” yanıtını verdi. Bu sonuç ankette, “Bu veriler araştırma grubunun anne ve babaları ile anadillerinde konuşma oranındaki yüksekliğe rağmen, çocukları ile iletişimlerini anadillerinde gerçekleştirme oranında dramatik bir düşüşe işaret etmektedir” ifadeleriyle yorumlandı.

“Çocuğunuzun okulda Kurmanci-Zazaki derslerini seçmeli olarak seçebilme hakkına sahip olduğunu biliyor muydunuz?” sorusuna katılımcıların yüzde 33,6’sı “Çocuğum yok”, yüzde 45,5’i “Evet”, yüzde 21’i “Hayır” cevabını verdi.

“Gün içerisinde anadilinizi konuşma sıklığınız nasıldır?” sorusuna ise katılımcıların yüzde 57,1’i “Sık sık konuşurum”, yüzde 25,7’si “Ara sıra konuşurum”, yüzde 12,3’ü “Az konuşurum”, yüzde 4,9’u “Hiç konuşmam” yanıtını verdi.

“Anadilinde müzik dinleme sıklığı” sorulan katılımcıların 77,9’u “Sık sık sık dinlerim” yanıtını verdi. Anadilde kitap okuma seviyeleri sorulan katılımcıların yüzde 15,4’ü “Çok iyi”, yüzde 22’si “İyi” dedi.

Okullarda anadil talebi yüzde 97,9

Araştırma grubuna anadilinin korunması, gelişimi ve anadillerine ilişkin talepleri de soruldu. “Türkiye’de okulların bütün kademelerinde Kürtçenin eğitim dili olmasını ister misiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 97,9’u “Evet”, yanıtını verdi.

“Anadilinizin korunması ve geliştirilmesi için birinci öncelikli öneriniz nedir?” sorusuna yüzde katılımcıların 51,9’u “Anadilde eğitim imkanının sağlanması”, yüzde 16,6’sı “Anadile resmî/statü/yasal olarak tanınması”, yüzde 9,1’i “Aile ve sosyal çevrede kullanılması sağlanması” yanıtlarını verdi. İkinci ve üçüncü önerilerde de ilk sırayı “Anadilde eğitim imkanının sağlanması” önerisi aldı.

Paylaşın

Bakırhan’dan “Alevi” Çıkışı: Ayrımcı Politikalardan Vazgeçmeli

Ayrımcı politikaların son bulması için Alevi inanışına sahip olanlarla omuz omuza mücadele edeceklerini belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye başta Aleviler olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir” dedi.

Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde düzenlenen 62. Ulusal, 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri bugün başladı. Etkinlikler, 17 ve 18 Ağustos tarihlerinde de devam edecek.

Etkinliğe, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Nuri Aslan, Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer, Kırşehir Belediye Başkanı Selahattin Ekicioğlu, eski CHP Genel Başkanı Hikmet Çetin ile sanatçı Zülfü Livaneli katıldı.

Etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, şunları söyledi: “CHP’nin sayın genel başkanı, siyasi partilerin çok değerli temsilcileri, Alevi Bektaşi derneklerinin yöneticileri, sevgili canlar hepiniz hoş geldiniz. Hepinizi saygıyla, hürmetle selamlıyorum. Bugün burada Hünkar’ın huzurundayız. İnsanlığı aydınlatan o kutsal çınarın altındayız. “İnsan insana köprü olmalıdır” diyen ses için toplandık.

Bu ses 700 yıldır bu topraklarda yankılanıyor. Bu çağrı bir dönemin değil tüm insanlığın ortak sesidir. Hünkar’ın yolu bizim yolumuz, nefesi bizim nefesimizdir. Bir Alevi deyişidir: ‘Her ne arar isen kendinde ara’. Biz hakikati bu topraklarda, Hünkar’ın topraklarında arıyoruz. İyi ki varsınız, iyi ki bir aradayız. Emin olun ki bir arada, birlikte olabilirsek demokratik ve aydınlık bir Türkiye’ye ulaşacağımız günler çok uzak değil.

Sevgili canlar, kıymetli yarenler; Kerbela’dan bugüne demokrasi mücadelesinin her döneminde, barışın kurulmasında, kardeşliğin büyümesinde, adaletin egemen kılınmasında Aleviler lokomotif güç oldular. Aleviler direndiler, mücadele ettiler; inançlarını koruyarak demokrasiye büyük güç verdiler. Canlar; kimliği inkar edilen bir kardeşiniz olarak, inancın inkar edilmesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.

Yakın tarihe kadar insanlar kimliğini, inancını gizleyerek yaşadı ama o korku zincirini hep birlikte mücadele ederek kırdık. Birlikte haykırdık ve bugünlere geldik. Bütün halkların ve inançların eşit olacağı bir Türkiye için aynı acıya ortak olduk, aynı yola revan olduk. Türkiye’nin yeni yüzyılında artık bu toprakların özgür ve eşit yurttaşları olmak istiyoruz. Bunu hep birlikte başaracağımıza inanıyorum.

Bugün Alevi canların üzerinde büyük oyunlar oynanıyor, asimilasyon tuzakları kuruluyor. Bu sistem sizin iradenizi yok saymaya çalışıyor. Kendi inanç önderlerinizin yerine devletin belirlediği sınırları sizlere dayatıyor. Alevilere rağmen yürütülen bu faaliyetlere artık son verilmelidir. Hak teslimi, hak sahiplerinin özne olduğu bir süreçle olur. Sizin sözünüz, sizin iradeniz esas olmalıdır. Atamalarda dışlanıyorsunuz, kamuda görev alamıyorsunuz. Kamunun kapıları sizlere kapanıyor, sözlü sınavlarda eleniyorsunuz.

Zulüm ve ayrımcılık sizler için hala devam ediyor. Biz bu zulmün devam etmeyeceğini, etmemesi gerektiğini burada Hünkar’ın huzurundan haykırıyoruz. Bu sorunların çözümü artık ertelenemez. Türkiye başta Alevilere yönelik olmak üzere ayrımcı politikalardan vazgeçmelidir. Ayrımcı politikaların son bulması için de Alevi canlarla birlikte yaşamın her alanında omuz omuza mücadele edeceğiz.

“Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz”

Bugün Aleviler Ortadoğu’nun birçok yerinde katliama uğruyor. Suriye’de Alevi kardeşlerimiz bir kıyıma maruz kaldı. Dönemin yezitleri, selefi çeteleri, IŞİD kalıntıları, El Kaide uzantıları tarafından gün yok ki Aleviler katledilmesin. Lazkiye’de, Hama’da, Humus’ta, Tartus’ta Alevi köyleri yakıldı ve Aleviler katledildi. Alevi kadınlar kaçırıldı, çocuklar öksüz bırakıldı. Onlar bizim kardeşlerimizdir.

Bu kıyıma sessiz kalmayacağımızı, Suriye’de yaşayan Kürtlerin de bu kıyımın karşısında sessiz kalmayacağını bir kez daha huzurlarınızda seslendirmek istiyorum. Alevilere yeni Kerbelalar yaşatılmasına asla izin vermeyeceğiz. Yezitlere karşı dün olduğu gibi bugün de var gücümüzle mücadele edeceğiz.

Barış gerçek bir yüzleşme olmadan kurulamaz. Koçgiri’den Dersim’e, Maraş’tan Sivas’a, Çorum’dan Gazi’ye kadar bu katliamların hesabı sorulmalı ve failler yargılanmalıdır. Acılar tanınmalı, hakikatle yüzleşilmelidir. Bakın, Hünkar’ın kucağında aslan ile ceylan bir arada birlikte duruyor. Bu resim bir mucizeyi anlatmaz; bir terbiyeyi, bir hakikati anlatır. Aslan, gücün ve kudretin sembolüdür. Ceylan ise kırılganlığın ve zarafetin sembolüdür. Doğanın kanununda asla bir araya gelmeyecek iki zıt kutup Hünkar’ın kucağında duruyor.

Hünkar’ın kucağında ikisi de sükunet bulur. Bu; güç ile haklılığın, kudret ile rızalığın, devlet ile toplumun, kimlik ile yurttaşlığın barış içinde buluşabileceğinin işaretidir. Sadece bir tasvir değil, Hünkar’ın bize sunduğu büyük bir barış manifestosudur. Aslanın pençesini unuttuğu, ceylanın korkusunu yendiği o kucak aslında bizlere devletin, toplumun, dünyanın nasıl olması gerektiğini açıklar. Bu sembolün olduğu yerde bugün barışı konuşuyoruz, mücadele ediyoruz.

Meclis’te bir komisyon kuruldu. Meclis’te kurulan o komisyonda her bir üye Hünkar’a bakarak sözünü kurmalı. Hünkar’a bakan barışı görür. Hünkar’a bakan adalete uygun konuşur. Vicdanlı ve kapsayıcı olur, inkarcı olmaz. Hünkar’ın gönüllere rehber olduğu bir süreç hepimizin teminatıdır. Hünkar’ın huzurunda buradan açıkça bir kez daha sesleniyorum: Kürt’e masa, Kürt’e demokrasi ama Alevi’yi görmezden gelen bir süreci asla kabul etmeyiz.

Bir masa kurulmuşsa onun diğer ayağı da Aleviler ve emekçilerdir. O masada bir hak elde edilecekse Kürt’ün elde ettiği kadar Aleviler de emekçiler de hak kazanacaktır. Sadece Kürtler için bir süreci kabul etmeyeceğimizi 40 yıldır yürüttüğümüz demokratik mücadeleden çok iyi bilirsiniz. Diyarbakır da özgür olacak, Nevşehir de özgür olacak, Hacıbektaş da özgür olacak. Mardin de Sivas da eşit olacak.

“Aleviler geleceğin teminatıdır, onların iradesini yok saymak yarınları yok saymaktır”

Değerli Alevi canlar; siz yıllardır dile getiriyorsunuz, biz bir kez daha huzurlarınızda yineleyelim. Yineleyelim ki duymayan kulaklar duysun. Aleviler eşit yurttaş olmalı, cemevleri yasal statü kazanmalı, zorunlu din dersleri kaldırılmalı, inanç özgürlüğü yasal güvenceye alınmalı, ayrımcılığa son verilmeli.

Biz DEM Parti olarak diyoruz ki Aleviler ortak geleceğimizin teminatıdır. Onların iradesini yok saymak, bugünü ve yarınlarımızı yok saymaktır. Hiçbir milletin, hiçbir insanın, hiçbir inancın ayıplanmadığı bir Türkiye için gece gündüz hep birlikte çalışacağız. Bu kararlılık ve inançla Hünkar’ın huzurunda son sözlerimi söylemek istiyorum. Bu topraklarda barışı mutlaka kuracağız, kardeşliği büyüteceğiz, adaleti mutlaka ama mutlaka bir gün egemen kılacağız.

Cezaevlerinde seçilmişlerin, siyasi tutsakların olmadığı demokratik bir hukuk düzenini kuracağımıza olan inançla mücadele edeceğiz. Gönülden gönüle köprüler kurarak yolumuza devam edeceğiz. ‘Sen seni bilirsen yüzün Hüda’dır, sen seni bilmezsen Hak senden cüdadır’. Bu sözü rehber edinip 72 millete aynı nazardan bakılan bir ülkeyi kuracağız. Hünkar’ın huzurunda sevgiyle hürmetlerimi sunuyorum. Hizmetleriniz kabul, dualarınız makbul olsun. Barış ve kardeşlik daim olsun. Aşk ile.”

Paylaşın

MHP’den “Anayasa” Mesajı: Altı Madde Kırmızı Çizgimiz

Anayasa’nın ilk 4, 42. ve 66. maddelerine ilişkin değişiklik tartışmalarına kapalı olduklarını belirten MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, “Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği süreç kapsamında başlattığı “Asırlık Birlik, Sonsuz Kardeşlik” temalı teşkilat buluşmalarına İstanbul’da devam etti.

Programa İstanbul’un yanı sıra Çanakkale, Düzce, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Zonguldak teşkilatları da katıldı. Toplantıda partinin anayasa yaklaşımı ve terörle mücadeleye ilişkin mesajlar öne çıktı.

Karar’ın aktardığına göre; MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, konuşmasında Anayasa’nın ilk 4 maddesi ile 42. ve 66. maddelerine vurgu yaptı. Bu maddelerin parti açısından değiştirilemez olduğunu belirten Yıldız, şu ifadeleri kullandı:

“Bizden hiç kimse, Anayasa’nın ilk 4 maddesini, 42. maddesini, 66. maddesinde izah edilen millet tarifini, vatandaşlık tarifini değiştireceğimizi düşünmesin. Bunlar bizim kırmızı çizgilerimizdir. Bu maddeler emin olun hiçbir zeminde tartışma konusu olmaz.”

Yıldız ayrıca, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 20 Ekim 2024’te yaptığı “Terörsüz Türkiye” çağrısını hatırlattı. Konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı:

“Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli Bey’in 20 Ekim 2024 tarihinde yaptığı tarihî çağrıdan bugüne kadar geçen sürede, terörsüz Türkiye yolunda çok önemli bir viraj geride bırakılmıştır. Askerimize, polisimize, korucumuza, öğretmenimize, terörden büyük bedel ödeyen masum insanlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereği ne ise şimdi o yapılmaktadır.”

Paylaşın

Türkiye’de 11,8 Milyon Kişi Aşırı Yoksulluk İçinde

2022 yılında hayata geçirilen ve “aşırı yoksulluk sınırının altındaki vatandaşların aşırı yoksulluktan kurtarılmasını” amaçlayan Türkiye Aile Destek Programı kapsamındaki hane sayısının 2 milyon 969 bin 483 olduğu belirtildi.

TÜİK’in, haneyi dört kişiden kabul eden hesabına göre, Türkiye’deki aşırı yoksul kişi sayısı 11 milyon 879 bin 132 olarak gerçekleşti.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Ocak-Haziran 2025 dönemine yönelik yoksulluk verilerini paylaştı. BirGün’den Mustafa Bildircin‘in aktardığı veriler, yürek yakan yoksulluk tablosunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Bakanlığın verilerine göre, “Türkiye’nin uçuşa geçeceği” iddia edilen 2018 yılı itibarıyla yoksulluk uçtu. 2018 yılında 122 bin 489 olan, ailesinin yanında en temel ihtiyaçları dahi karşılanamayan ve ailesinden alınma riski bulunan çocuk sayısı, Haziran 2025 itibarıyla 171 bin 895’e ulaştı. Ailesi tarafından bakılamayan çocukların sayısında yıllara göre yaşanan değişim, yoksulluk verilerine şöyle yansıdı:

2018: 122 bin 489
2020: 129 bin 422
2022: 157 bin 248
2024: 170 bin 317
2025 (Ocak-Haziran): 171 bin 895

Aile Bakanlığı’na bağlı ekiplerin okullara yaptığı ziyaretlerde, “risk altında bulunduğu değerlendirilen” çocukların sayısı da dikkati çekti. Bakanlık ekiplerinin, okul ziyaretlerinde 64 bin 158 çocuğu sosyoekonomik açıdan risk altında olarak değerlendirdiği bildirildi.

Öte yandan açıklanan verilerle birlikte “aşırı yoksul” hane sayısı da belli oldu. 2022 yılında hayata geçirilen ve “aşırı yoksulluk sınırının altındaki vatandaşların aşırı yoksulluktan kurtarılmasını” amaçlayan Türkiye Aile Destek Programı kapsamındaki hane sayısının 2 milyon 969 bin 483 olduğu belirtildi. TÜİK’in, haneyi dört kişiden kabul eden hesabına göre, Türkiye’deki aşırı yoksul kişi sayısı 11 milyon 879 bin 132 olarak gerçekleşti.

Eğitim yaşamına ancak sosyal yardım ile devam edebilen ve sağlık hizmetlerine sosyal yardım ile erişebilen sayısı da yoksulluk verileriyle kayda geçirildi. Yoksulluk riski altındaki ailelerin çocuklarını düzenli okula göndermeleri ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmaları koşuluyla yapılan, “Şartlı Eğitim ve Şartlı Sağlık Yardımları” kapsamında Haziran 2025 itibarıyla 2 milyon 83 bin 353 kişiye kaynak aktarıldığı kaydedildi.

Bakanlığın verilerine göre, ilk 6 ayda milyonlarca hane, elektrik ve doğalgaz faturasını ancak sosyal yardımlar ile ödeyebildi. 2025’in ilk yarısında 3 milyon 461 bin 452 haneye elektrik tüketim desteği, 669 bin 653 haneye de doğalgaz tüketim desteği sağlandı.

Oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız olduğu tespit edilen ev sayısı da derin yoksulluğun boyutunu gün yüzüne çıkardı. Ocak ayından bu yana gerçekleştirilen taramalarda, içinde yaşam sürdürülen 10 bin 888 hanenin, “oturulamayacak derecede eski, bakımsız ve sağlıksız” olarak işaretlendiği ifade edildi.

İşsiz ve çalışmayan yurttaşların kabusu olan Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcunu ödeyemeyen kişi sayısının yılın ilk 6 ayında 8 milyonu aştığı da Bakanlığın verileriyle ortaya konuldu. Ödeme gücü olmadığı için GSS primlerini ödeyemeyen, prim borcu Aile Bakanlığı’nca karşılanan kişi sayısının 8 milyon 217 bin 937 olduğu aktarıldı.

Paylaşın