Türkiye’de İnternet Kullananların Oranı Yüzde 91’e Yükseldi

İnternet kullanım oranı, 16 – 74 yaş grubundaki bireylerde geçen yıl yüzde 88,8 iken bu yıl yüzde 90,9 oldu. Erkeklerde internet kullanım oranı yüzde 93,6 olurken, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Hanehalkı Bilişim Teknolojileri (BT) Kullanım Araştırması 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; İnternet kullanım oranı, 16-74 yaş grubundaki bireylerde 2024 yılında yüzde 88,8 iken 2025 yılında yüzde 90,9 oldu. Cinsiyet ayrımında 2025 yılında İnternet kullanım oranı; erkeklerde yüzde 93,6, kadınlarda yüzde 88,2 oldu.

Son 12 ay içinde özel amaçla resmi makamların web sitelerini ve uygulamalarını kullanan ve İnternet üzerinden kamu hizmetlerinden yararlanan bireylerin oranı yüzde 76,1 oldu. Bu oran, erkeklerde yüzde 82,8 iken kadınlarda yüzde 69,5 oldu. E-devlet hizmetlerini kullanan bireylerin oranı yaş grubuna göre incelendiğinde ise bu oranın en yüksek yüzde 92,8 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük yüzde 29,6 ile 65-74 yaş grubunda oldu.

Bireylerin e-devlet hizmetlerini kullanım amaçları arasında, yüzde 68,5 ile resmi makamlar veya kamu hizmetleri tarafından kendisi hakkında saklanan kişisel bilgilere erişme ilk sırayı aldı. Bunu, yüzde 53,6 ile kamu kurumlarından veya kamu hizmetlerinden bir randevu alma veya rezervasyon yaptırma ve yüzde 46,4 ile kamu kuruluşlarına ait web sitelerinden bilgi edinme takip etti.

Son 12 ayda İnternet kullanan bireylerin İnternet üzerinden özel kullanım amacıyla mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme (e-ticaret) oranı, 2024 yılında yüzde 51,7 iken 2025 yılında yüzde 55,7 oldu. Cinsiyete göre İnternet üzerinden mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme oranı erkeklerde yüzde 59,1, kadınlarda yüzde 52,3 oldu. Bu oran, en son mal veya hizmet satın alma ya da sipariş verme zamanlarına göre incelendiğinde; bireylerin yüzde 42,3’ünün son 3 ay içinde (2025 yılı ilk 3 ayı) mal veya hizmet satın aldığı ya da sipariş verdiği görüldü.

İnternet üzerinden son 3 ay içinde eğitim, mesleki veya özel amaçlar için öğrenme faaliyeti gerçekleştiren bireylerin oranı, 2025 yılında bir önceki yıla göre 3,9 puan artarak yüzde 17,7 oldu. Bu oranın erkekler için yüzde 17,5, kadınlar için yüzde 18,0 olduğu görüldü.

Bireylerin en fazla kullandıkları sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları yüzde 88,6 ile WhatsApp, yüzde 72,9 ile YouTube ve yüzde 68,1 ile Instagram oldu. En fazla kullanılan sosyal medya ve mesajlaşma uygulamaları cinsiyete göre incelendiğinde; erkeklerin en fazla yüzde 91,3 ile WhatsApp, yüzde 75,7 ile YouTube ve yüzde 68,7 ile Instagram uygulamalarını, kadınların yüzde 85,9 ile WhatsApp, yüzde 70,1 ile YouTube ve yüzde 67,4 ile Instagram uygulamalarını kullandığı gözlendi.

Son 3 ay içinde e-ticaret yapan bireylerin yüzde 29,0’ı web sitesi veya mobil uygulama üzerinden yaptığı satın alma işleminde herhangi bir sorunla karşılaştı. Bu sorunlar içinde teslimatın belirtilenden daha yavaş olması yüzde 12,7 ile ilk sırayı alırken; bunu yüzde 11,8 ile yanlış veya hasarlı mal/hizmet teslimi takip etti.

Son 12 ay içinde İnternet kullanan bireylerin yüzde 15,6’sı özel amaçlarla çevrimiçi hizmetlere erişmek için elektronik kimlik kullandığını belirtti. Bu oran erkeklerde yüzde 18,0, kadınlarda yüzde 13,3 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Bahçeli’den “Süreç” Açıklaması: Altın Fırsat Heba Edilmemeli

MHP Lideri Devlet Bahçeli, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye”, DEM Parti’nin ise “Barış ve Demokrasi” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, kardeşlik hissiyatı zedelenmemeli” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Malazgirt Zaferi’nin 954. ve Büyük Taarruz’un 103. yıl dönümü nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Bahçeli, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk milleti tarih boyunca medeniyet ışığının taşıyıcı ruhu, merhamet ve mehabet ikliminin muhabbetle taçlanan burcu olmuştur. Bu yüksek haslet ve haysiyet zamanın dar kovuklarından dalga dalga sızarak yayılmış, sönük ve solgun, aynı zamanda durgun ve yorgun coğrafyaların sisli ufkunu fetih ve taarruz parlaklığıyla aydınlatmıştır.

26 Ağustos 1071 Malazgirt Zaferi ile 26 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un içyüzünü görebilen, okuyabilen ve özümseyenler için bu aydınlık Allah’ın bir lütfu, milletimizin de övünç kaynağıdır. Hem 954 yıl evvel, hem de 103 yıl evvel olmak suretiyle iki ayrı tarih diliminde Anadolu esaret zincirlerinden kurtularak asil ve aziz milletimizin şeref ve namusu olarak perçinlenmiştir.

Özellikle Malazgirt Ovası’nda küresel ve bölgesel kuvvet dengesi yeni baştan kurulurken, jeopolitik ve jeostratejik denklemlerin parametreleriyle birlikte dünyanın istikameti ve çağların şifreleri muhtevalı değişime uğramıştır. Mesele sadece hak ederek kazanılmış bir meydan savaşı veya ulaşılmış muvaffak ve muzaffer bir dönemin inşasıyla sınırlı görülmemelidir.

Malazgirt Zaferi, tefrika ve tezvirata mahkûm düşen Anadolu’nun yeniden doğuşunu müjdelemiş, haksızlığa ve zulme maruz kalan mazlumların dirilişini tetiklemiş ve teşvik etmiştir. 954 yıl önce ayrımcılık can evinden vurulmuş, ayrışmayı kamçılayan karanlık amaç ve arayışlar can pahasına darbelenmiştir.

Malazgirt Zaferi, Türk milletinin varoluşsal onurunun eşanlı olarak yurt tutma hedefiyle eklemlenmesi, mukadderatının özünü teşkil eden sarsılmaz birlik ve dayanışma duygusunun iman ve kahramanlıkla yoğrulmasıdır.

Bu zafer Bizans’ın kilitlediği bereket vadeden kapıları açmakla kalmayıp kırgın ve kırık gönüllerin de umut ve heyecan mayası olmuştur. Ötüken sancağı Malazgirt’te çok daha kudretli şekilde cihanşümul gayelere kilitlenmiş, maşeri vicdanda tıpkı bir cevher gibi saklı duran kutlu ülküler Kızılelma sevdasıyla coğrafyaları sarmıştır.

Müslüman Türk milleti Anadolu’yu ağırlık ve harekât merkezi yaparak İ’la-yi Kelimetullah aşkının peşine düşmüş, yerküreyi 360 derecelik açıyla aklen, kalben ve fikren kuşatmıştır. Elbette Malazgirt Zaferi’nin sonuçları hala müessir ve müsellemdir. Müstevli ve muhasım çevreler bu zaferden dolayı 9,5 asırdır huzursuz, sancılı ve rahatsızdır.

Türk milletinin varlığından, bir ve kardeşçe yaşamasından, acıda ve anıda, sevinçte ve hüzünde tek nefes olmasından korkuya kapılanların menhus ve menfur oyunları devamlı güncellenmiş, zaman zaman da genişlemiş ve genelleşmiştir. Hiç bitmeyen, hiç kesilmeyen, hiç eksilmeyen nice tertip ve tuzaklara rağmen Malazgirt’in manevi mirası, Büyük Taarruz’un kristalize olmuş soylu duruşu tahrip edilememiştir.

Malazgirt’in emanet olarak nesilden nesile intikal eden tarihsel dokusu, makus talihi değiştiren doğası ve kuşkusuz milli yüreklerde kor gibi yanan zafer ateşiyle “Terörsüz Türkiye”nin kararlı adımları ve kaderimize yön verecek sağlam atılımları el ele, güç birliği halinde yapılmaktadır.

Terörsüz Türkiye, fetihler sürecinin, taarruz bilincinin, hasılı ve son tahlilde Malazgirt Zaferi’nin istikbalin tertemiz yüzüyle birleşmesi, yeni yüzyılın barış, huzur ve kardeşlikle çelikleşmesidir. Önümüzdeki altın fırsat heba edilmemeli, coğrafyayı vatan yapan millet çatısı altındaki kardeşlik hissiyat ve hususiyeti zedelenmemelidir.

Malazgirt’te temerküz eden fetih aklının, insanlarımızın diliyle kökeniyle ilgilenmeyen, bunu dert etmeyen ve ortak değerlerde buluşmayı temel alan selim ve selis iradenin, elleri öpülesi ecdadımızın çığlık kadar hür muhteşem çağrısını ve muzaffer çehresini yere düşürmeyeceğine gönülden inanıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk tarihinin her bir döneminde, milli bekanın muhafazası için emsalsiz sorumluluklar üstlenmiş, en çetin imtihanları sabır ve vatanperverlikle geçmiş, milli birlik ve kardeşliğin nişanesi olmuş aziz ecdadımızı hürmet ve rahmetle anıyorum.

Malazgirt Zaferi’nin 954’üncü yıl dönümünde Büyük Hakanımız Sultan Alparslan’a, kahraman neferlerimize, Büyük Taarruz’un 103’üncü yıl dönümünde ise Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, ülkü arkadaşlarına ve muhterem şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan rahmetler niyaz ediyorum. Taarruz ve zafer günümüz mübarek olsun. Vatanımız sonsuza kadar var olsun.”

Paylaşın

Erdoğan’dan Dikkat Çeken “Suriye” Mesajı

“Malazgirt Zaferi Kutlama Programı”na konuşan Erdoğan, “Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’de. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak” dedi ve ekledi:

“Şunu da biliyoruz ki; kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Malazgirt Zaferi’nin 954. Yıl Dönümü Kutlama Programı”na katıldı. Burada konuşan Erdoğan, süreç ile ilgili mesajlar verdi.

“Milletimizin fertleri arasına örülen fitne duvarlarını tamamen yıkmak için başlattığımız terörsüz Türkiye sürecinde hamdolsun kısa sürede önemli mesafe katettik” diyen Erdoğan, “Kandan ve çatışmadan beslenen çevrelerin süreci kundaklama çabalarına rağmen tüm kurumlarımız çalışmalarını asırlık birlikten sonsuz kardeşliğe hedefiyle adeta bir kuyumcu titizliğiyle sürdürüyor” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, şöyle devam etti: “Milletimizle yürütülen çalışmaları dikkatli olduğu kadar, son derece umutlu bir yaklaşımla yakından takip ediyoruz. Kimin sürece samimiyetle sürece destek verdiği, kimin de alakasız gündemlerle süreci zehirleme gayretinde olduğu milletimiz tarafından not ediliyor.”

Erdoğan, şunları söyledi: “Şurası bir gerçek ki; Türkiye, terör meselesini tamamen çözme yönünde yol aldıkça saldırı, sabotaj ve tuzaklar da artacaktır. Bunu kimi zaman yalan ve dezenformasyonla yapacaklar. Kimi zaman toplumun hassasiyetlerini kaşıyarak yapacaklar. Kimi zaman insanlarımız arasında korku yayarak yapacaklar. Kimi zaman yurt içi ve yurt dışındaki ajanlarını kullanarak yapacaklar. Kimi zaman da sureti haktan görünerek yapacaklar. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu sefer başaramayacaklar.”

Suriye ile ilgili mesaj veren Erdoğan, “Suriye’deki tüm kardeş halklar gibi Kürtlerin de güvenliğinin, huzurunun, esenliğinin teminatı Türkiye’de. Yönünü Ankara’ya ve Şam’a dönenler kazanacak. Kardeşlik ve komşuluk hukukunu gözetenler kazanacak. Kıblesini şaşırıp kendilerine yeni yabancı patronlar arayanlar ise eninde sonunda kaybedecektir. Şunu da biliyoruz ki; kılıç kınından çıkarsa kaleme ve kelama yer kalmaz. Biz tüm bölgemizde kalıcı barışın tesisinden yanayız. Biz sorunların diyalog ve diplomasi yoluyla çözülmesinden yanayız” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Hatimoğulları’ndan “Süreç Komisyonu” Açıklaması: Somut Adımlar Atmalı

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, TBMM’de kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”na ilişkin, “Süreci”ne ilişkin “Komisyon somut adımları zamana yaymadan atmalıdır. Hiç kimse bu süreci oyalama zemini haline getirmemelidir. Toplumun bu komisyondan beklentileri büyüktür ve bu beklentilerin karşılanması acildir” dedi.

Haber Merkezi / Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Adana’da ‘halk buluşması’ düzenledi. Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen buluşmaya DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğulları katıldı ve burada bir konuşma gerçekleştirdi. Tülay Hatimoğulları, şunları söyledi:

“Değerli Barış anneleri, değerli yoldaşlarım, mücadele arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Toplantımıza hoş geldiniz. Ayrıca seçim bölgem olan Adana’da sizlerle, çalışma ve mücadele arkadaşlarımla böylesi tarihi öneme sahip bir konuyu hep birlikte konuşacağımız için çok mutluyum. Başta Kürt halkı olmak üzere özgürlük ve demokrasi mücadelesinde, halkların eşitlik mücadelesinde emek verenler tarih boyunca bu coğrafyada çok ağır bedeller ödedi. Bugün bu salondaki siz değerli halklarımız bu bedeli en çok ödeyen kesimlersiniz. Barış Anneleri, çocuğu katledilen, hapishanede olan, köyleri yakıldığı için Çukurova’ya göç etmek zorunda kalan Kürt aileler başta olmak üzere sizler gerçekten tarih boyunca çok ağır bedeller ödediniz. Yakın tarihte de bu bedelleri fazlasıyla ödediğinizin hepimiz farkındayız.

Barış Annelerine buradan sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hem verdikleri mücadele için hem ödenen bedel için hem de çocukları kargoyla kendilerine gönderildiği, çocuklarının mezar taşları parçalandığı, bazıları çocuklarının kemiklerine bile ulaşamadığı ve taziye bile kuramadıkları halde barış demekten vazgeçmedikleri için. Türk anneyle, asker annesiyle empati kurdukları için. Konuştukları her yerde “Ne bir gerilla annesi ne de bir asker annesi ağlasın. Yüreğimiz aynı şekilde dağlanıyor, aynı acıyı yüreğimizin en derininde hissediyoruz” dedikleri için. “Anaların gözyaşının rengi aynı” dedikleri için. Ve bugün eğer biz barışı konuşabiliyorsak, bugün İmralı’dan bu çağrı gerçekleştiyse; bunda bilelim ki analarımızın beyaz tülbentleriyle yıllardır verdikleri mücadelenin de çok büyük bir önemi var. Selam olsun bedel ödeyen analara!

1 Ekim’de bir süreç başladı Türkiye’de. Neredeyse bir seneyi geride bırakmak üzereyiz. 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan gerçekleştirmiş olduğu Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı özellikle tarihi bir öneme sahiptir. O gün heyetin içinde olan arkadaşlarımızdan biri bendim. Saatlerce süren görüşmemizde Sayın Öcalan, bu çağrının tarihi önemini, toplumla tamamıyla paylaşılmasının ve sahiplenilmesinin önemini özellikle vurguladı. Bu önemli tarihi anın bizzat tanığı olduğum için büyük bir onur duyuyorum.

Bu çağrının akabinde PKK, kongresini gerçekleştirdi ve fesih kararı aldı. Ardından 11 Temmuz’da Süleymaniye’de silah yakma töreni gerçekleşti. Türkiye’den çok sayıda aydın, yazar, gazeteci ve siyasetçi oradaydı. DEM Parti heyetiyle bizler de oradaydık. Önemli bir tarihi ana yine tanıklık ettik. Orada şu mesaj çok güçlü bir şekilde verildi. “Silahları yakarak yepyeni bir mücadelenin sayfasını açıyoruz. Burada bir şeyler bitiyor değil; tam tersine demokratik mücadelenin, yasal ve hukuki zeminde haklarımızın kabul edilmesi için vereceğimiz mücadelenin çok önemli bir dönemecidir” dediler. Hakikaten bu anlamlı bir yaklaşımdır.

Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısını neden yaptı? Demokratik siyasetin kapısı sonuna kadar açılsın diye yaptı. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülsün diye yaptı. Bugüne kadar “Kürt yoktur, Kürtçe diye bir dil yoktur” diyenler hangi seviyeye geldiler? Kürt halkının dört parça Kürdistan’da, Rojava’da, Türkiye’de verdiği demokratik mücadele onları çok önemli bir seviyeye getirdi. Rojava’daki, Kobanî’deki direnişle artık Kürt halkı sadece Ortadoğu’da değil bütün dünyada direnişiyle bilinen bir halk olmuştur. Sayın Öcalan diyor ki bizler varlığımızı fiilen kabul ettirdik.

Şimdi sıra siyasi ve hukuki zeminde Kürt sorununun konuşulmasında. Bu tek başına yetmez, aynı zamanda Türkiye’nin topyekün bir demokratikleşme sürecine girmesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi. Çünkü şunu çok iyi biliyoruz ki demokratik olmayan bir Türkiye’de Kürt de Arap da Laz da Ermeni de Çerkes de hiçbir halk da hakkını alamaz, hiçbir barış kalıcı olamaz. Geçici barış süreçleri olur ama bizim bu süreçteki temel derdimiz ve Sayın Öcalan’ın özellikle altını çizdiği temel nokta barışı kalıcılaştırmak. Bunun için de Türkiye’nin topyekün bir demokratikleşme sürecine girmesi şarttır diye bunun altını özellikle çizmiştir.

“Hep birlikte örgütlenirsek Türkiye’de demokrasinin kapılarını ardına kadar açmış oluruz”

Yine bu çağrı aynı zamanda Türkiye’nin emekçilerine, yoksullarına, işçilerine, çiftçisine, emeklisinedir. Bugün Türkiye’de 50 milyon insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyorsa bilelim ki barışa işçinin, emekçinin, yoksulun herkesten çok ihtiyacı var; Kürt kadar ihtiyacı var. İşte bizler böyle bir uyanış ve bilinçle örgütlenirsek, yoksulun ve emekçinin barışa dört elle sahip çıkmasını hep birlikte başarırsak bilelim ki Türkiye’de demokrasinin kapılarını ardına kadar açmış olacağız. Biliyorsunuz, şimdi toplu iş sözleşmesi görüşmeleri var.

Düşünceleri ve ideolojileri farklı olan sağ-sol, muhafazakar, demokrat, sosyalist birçok sendika bir araya gelerek toplu iş sözleşmesinde iktidarın önerdiği ücret zammını reddetti. Şimdi mesele hakem kurulunda. Birkaç güne kadar verilecek zam netleşecek. Ama biz bu dönemde şunu gördük. Hangi kesimden olursa olsun kamu emekçileri tek yürek oldular, eylemlerde ve alanlarda beraberdiler. Adana’nın, Çukurova’nın sarı sıcağından toplu iş sözleşmesi sürecinde meydanları dolduran kamu emekçilerine selamlarımızı ve başarı dileklerimizi iletiyoruz.

Yine Sayın Öcalan’ın Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının en önemli özneleri kadınlar. Kendisiyle yaptığımız görüşmede inanın ki neredeyse konuşmasının her anında mutlaka kadın özgürlüğüne vurguda bulunmuştur. Çünkü o şunu iyi biliyor; Türkiye’de ve Ortadoğu’da kadınlar çok ciddi bir şekilde eziliyor, ötekileştiriliyor. Erkek egemen aklın, kapitalist sistemin, otoriter rejimlerin kadınları nasıl ezdiğini o çok iyi analiz etmiş ve görmüştür. Savaşın ve çatışmaların en ağır bedelini kadınların ödediğini biliyor. Bizler bunu Adana’dan da dönüp baktığımızda en iyi bilenleriz. Ne yazık ki kadın cinayetlerinin en çok yaşandığı kentlerden biri burası. Kadınların en çok bedel ödediği kentlerden biri burası. Diyoruz ki barış ve demokratikleşme sürecinin biz kadınlar doğrudan öznesi olacağız. ‘Jin Jiyan Azadî’ şiarıyla mücadele etmeye, bu çağrıya destek olmaya devam edeceğiz.

“Ormanlar yandı, onlar izledi”

Biraz önce il örgütümüzdeydim. Havaların ne kadar sıcak olduğunu konuştuk. Evet, Türkiye yanıyor. Sadece iklim krizinden değil, aynı zamanda iktidarın uygulamış olduğu yanlış ekolojik politikalardan dolayı da yanıyor. Ormanlar yandı, onlar izledi. Maden ve inşaat şirketlerine peşkeş çekmek için bunun olmasına izin verildi. Bu sabotajlara bile isteye de göz yumulduğunu bilmeyen yoktur. Sayın Öcalan özellikle çağrısında şunu da ifade etti. Barışı ve demokratik toplumu inşa ederken kadın özgürlükçü, demokratik ve ekolojik bilinçle toplumsal bilincimizi yeniden şekillendirecek; doğamıza, havamıza, suyumuza hep beraber sahip çıkacağız. Bu çağrıyı buradan da okumak durumundayız.

Gençlerin örgütlü olmadığı, mücadelenin motor gücü olmadığı yerde mücadelenin çeşitli damarlarının tıkandığını çok iyi biliyoruz. Gençlik örgütü ne zaman güçlenirse, gençlik ne zaman bilinçli bir şekilde örgütlü mücadelesini yaşama geçirirse o zaman toplumun bütün damarlarının açıldığını biliyoruz. Ne yazık ki şu an başta ilimiz Adana olmak üzere birçok yerde, sistemin özellikle uyguladığı politikalarla gençler uyuşturucu çeteleri ve çeşitli suç örgütlerine karışır duruma gelmişler. Bununla etkin bir mücadele yürütmek demokratik toplumun olmazsa olmazıdır. Aynı zamanda Sayın Abdullah Öcalan’ın da çağrısı gençlere bu anlamıyla son derece önemlidir. “Sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır”. Bunda ısrarcı olacak mıyız?

Özellikle yaptığımız halk toplantılarında ve diğer kesimlerle yaptığımız görüşmelerde ısrarla şunu ifade ettik. Bu süreç bir “al ver” süreci değil. Bir masanın etrafında toplanılmış, madde madde anlaşmaya varılmış bir süreç değil. Bu süreç bir mücadele sürecidir. O nedenle bütün siyasal ve toplumsal alanlara, bütün dinamiklere, bütün öznelere düşen en temel görev barışın sesini kendi kulvarlarımızdan kendi cümlelerimiz ve kendi özgünlüğümüzle yükseltmektir. Bize düşen en önemli görev, bu seslerin bileşkesinin güçlü bir biçimde bir toplumsal örgütlülüğe evrilmesini sağlamak ve kalıcı çözümler üretmektir. Bunun için, biz bu döneme örgütlenme, dönüştürme ve yepyeni bir inşa süreci ismini veriyoruz.

“Muhalefete yönelik operasyonların durması sürecin sağlıklı ilerlemesi için çok önemlidir”

Şunu çok iyi biliyoruz ki barış demokrasisiz, demokrasi barışsız olmaz. Önceki dönemlerde acısını bizlerin çokça çektiği kayyım zihniyeti, yerel yönetimlere gerçekleşen operasyonlar, seçilmişlere el çektirme, milletvekillerini tutuklama, dokunulmazlıklarını kaldırma… Biz DEM Parti olarak bunun acısını yüreğimizin derinliklerinde hisseden bir partiyiz. Biz bu baskılara karşı örgütlene örgütlene bugüne geldik. Yılmadık, boyun eğmedik, eyvallah etmedik. Mücadele ettik, dimdik ayakta kaldık, direndik. Şimdi benzer operasyonlar ana muhalefet partisinin belediyelerine yapılıyor. Adana’da Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar dahil olmak üzere iki ilçe belediye başkanı tutuklu. Türkiye genelinde çok sayıda tutuklu var.

DEM Parti olarak bu konudaki tutumumuzu apaçık ifade ettik her yerde. ‘Diyarbakır’da demokrasi, İstanbul’da baskıcı rejim olmaz’ dedik. O nedenle özellikle bu operasyonların bir an önce durması sürecin sağlıklı ilerlemesi için çok önemlidir. Bakın, bu operasyonlar bu süreci sabote etmektedir. Muhalefetin bu sürece adapte olmasının önünde engel teşkil etmektedir. Oysa ki bizim en temel yaklaşımımız barış toplumsallaşmalı, barış herkesçe kabul edilmelidir. Bu süreç siyasi partileri aşan bir süreçtir.

Türkiye’nin 100 yıllık sorununu çözmeye ramak kaldığımız bir süreçtir. O yüzden bu süreci herkesin; iktidarın, devletin ve muhalefetin bütün kanatlarının sahiplenmesi çok önemlidir. Bir kez daha diyoruz ki şayet bir yolsuzluk varsa Meclis’te bir komisyon oluşturulsun. Hangi partinin mensubu olduğuna bakılmaksızın bütün yerel yönetimler, belediyeler incelensin. Gerçekten bir yolsuzluk varsa açığa çıkarılsın. Ama bu bütün belediyeleri için yapılmalıdır. Fakat muhalefet belediyelerini tasfiye etmeye çalışmak Türkiye demokrasisine, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine zarar vermektedir. Bundan derhal vazgeçilmelidir.

Meclis’teki komisyona henüz intikal etmesi gerekmeyen, şu anda istese iktidarın 5 dakikada çözebileceği kimi meseleler var. AYM kararlarının hayata geçirilmesi, Sevgili Can Atalay’ın serbest bırakılması, AİHM kararlarının hayata geçirilmesi. Osman Kavala’nın, Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması şarttır. Bilelim ki bu adımlar, sürecin ruhuna ve tarihsel önemine hizmet edecek adımlardır. Bu adımlar acilen atılmalıdır.

Bu komisyonun oluşturulduğu dönemde şuna dikkat çekmek istiyorum. Ortadoğu tam bir kaos içinde. Ortadoğu zaten hiçbir zaman durulmadı ama şimdi gittikçe daha çetrefilli bir hal alıyor. Şam yönetimi değiştikten sonra çetrefilli durum Suriye’de daha çok derinleşti. İsrail’in bölgede izlediği yayılmacı siyaset Suriye’nin kapılarına dayanmış durumda. Devletin bu adımı atmasının en temel sebebinin bu gelişmeler olduğunun hepimiz farkındayız. Filistin’de BM, Gazze için kıtlık ilan etti. İsrail’in Gazze’yi tamamen ele geçirmek için çok ciddi bir askeri hazırlığın içinde olduğunu biliyoruz. Bütün bu tabloyu gördüğümüz bir yerde şunu bilmeliyiz ki Türkiye’nin iç barışını kurmaya, demokrasisini inşa etmeye, hem iç barışını hem de demokrasisini tahkim etmeye her zamankinden daha çok ihtiyacı var.

Konjonktür, bölgesel gelişmeler bizleri buna zorlamaktadır. Mücadelemiz ve mücadelemizin geldiği aşama bunları zorlamaktadır. Kürt halkının talebi, Rojava’da oluşturulan özyönetimin geldiği nitelik ve güç; bütün bunlar acil bir çözümü, hep birlikte bizlere bu olanakları tanımıştır. O nedenle diyoruz ki komisyon, üstlendiği görev ve sorumluluğun farkına vararak somut adımların atılmasını zamana yaymamalı. Bunu sadece komisyon için söylemiyorum, hiç kimse ipe un sermemeli. Oluşan bu komisyondan toplumun beklentileri çok büyük.

Toplumun bu beklentilerinin karşılanması elzemdir, acildir. Mesela yaptığımız halk toplantılarında toplum şu soruları soruyor: Barış gerçekten olacak mı? İktidar samimi mi? Somut adımlar atılacak mı? Gerçekten sorun çözme odaklı mı kuruldu bu komisyon? Nasıl adımlar atılacak? Barış gerçekleşecek mi, kalıcı olacak mı? Kürtler ve ülkede yaşayan bütün farklı halklar ve inançlardan insanlar kendilerini demokratik bir zeminde eşit yurttaş olarak hissedecek mi?

Bu sorular çok önemli sorulardır. Bu sorular DEM Parti olarak bizim sorularımız değil; halkın, bizatihi toplumun, yurttaşın en temel soruları. Bu soruları yanıtlamak hepimize düşüyor. Böyle bir görev ve sorumluluğumuz var. Siyasetin ve devletin bütün mekanizmaları bu sorulara güçlü bir biçimde yanıt bulmak zorunda. Toplumun bu sorularının haklılık payı çok yüksek.

Mesela bir aydır Sayın Abdullah Öcalan ile hiçbir görüşme gerçekleşmedi. Oysa bizdeki beklenti neydi? Sayın Öcalan’la sistematik görüşme olacak, özgür yaşayacak, özgür çalışacak, koşulları oluşturulacak. Biz bunları hala bekliyoruz. Çukurova’nın sarı sıcağından Sayın Öcalan’a, İmralı’ya binlerce kez selam olsun! Sayın Öcalan’ın özgür çalışabileceği ve yaşayabileceği koşullar; aydın, yazar, gazeteci, sanatçı, hukukçu ve siyasetçi istediği bütün kesimlerle görüşmesinin olanakları bir an önce açılmalıdır.

Ayrıca komisyon zaman kaybetmeksizin Sayın Abdullah Öcalan’la bir görüşme gerçekleştirmelidir. Biliyorsunuz bu komisyonu Sayın Öcalan ısrarla önerdi. Görüşmelerin başladığı ilk andan itibaren parlamentoda bu komisyonun oluşmasının önemini vurguladı. Sayın Öcalan’la görüşmek neden önemli biliyor musunuz? Bu tarz süreçlerin başarıya ulaştığı bütün dünya deneyimlerinde başmüzakereci olarak ilan edilmiş kişiyle görüşmeler açık ve sarih bir biçimde gerçekleşmiştir. Bu sürecin başmüzakerecisi Sayın Öcalan ise Meclis komisyonunun zaman kaybetmeksizin acilen bu görüşmeyi gerçekleştirmesi ve kendisini dinlemesi çok önemlidir.

Şunu çok iyi biliyoruz ki PKK ve devlet arasındaki başmüzakereci, tek müzakereci kendisidir. Kendisiyle görüşülmemesi ya da görüşmenin aksatılması bu sürecin aksaması anlamına gelir ki bu da Türkiye halklarının asla isteyebileceği bir şey değildir. O nedenle bu görüşmeler derhal gerçekleşmelidir. Hatırlarsanız Sayın Bahçeli yaptığı ilk konuşmalarda, “Öcalan gelsin, Meclis’te konuşsun” demişti.

“İktidarıyla, devletiyle, muhalefetiyle bu süreçte ezber bozalım”

Bu komisyondan toplumun çok önemli beklentileri var. Demokratik entegrasyon yasalarının, özgürlük yasalarının, infaz yasasının gündeme alınması ve bir özel yasanın çıkarılması. Komisyon tarafından zaman kaybetmeksizin bu çalışmalar yürütülmeli. 1 Ekim’e çok az bir zaman kaldı. O vakte kadar bu hazırlıklarla ilgili yol alınmış olmasını çok önemsediğimizi belirtmek isterim. Komisyona önerimizdir; cesur olun, inisiyatif kullanın. Türkiye’nin bu barışa ihtiyacı var. Türkiye haklarının bu barışa ihtiyacı var. Burada hiç kimse basitçe seçim hesabı yapmaya kalkmasın. Burada hiç kimse dar manada parti çıkarına saplanıp kalmasın.

Bütün bunlar bu sürecin başarısız olmasının önünü açar. DEM Parti olarak bir kez daha çağrımızı buradan yineliyoruz: İktidarıyla, devletiyle, muhalefetiyle bu süreçte ezber bozalım. Bu süreçte hepimiz cesur olalım. Bu süreçte hepimiz tabanımızı barışa ikna edelim ve barışı gerçekten tesis edelim. Zira barış dışında hiçbir ama hiçbir çıkar yolumuz yok. Barışı biz bu topraklarda kuracağız. Barışı kuracağımıza olan inancımız sonsuzdur. Mücadeleye olan inancımızdan dolayı buna inanıyoruz. Kendi gücümüze, toplumun ferasetine olan inancımızdan dolayı buna inanıyoruz. Komisyonun bütün bu algılarla hareket etmesini önemli bulduğumuzun altını çizmek istiyorum.

Bir eleştiriyi de sunmak isterim. Komisyonda biliyorsunuz Cumartesi Anneleri ve Barış Anneleri dinlendi. Barış Annelerinin Kürtçe konuşmasına bu komisyon izin vermedi. Düşünün ki Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için bir komisyon oluşuyor ama bu komisyonda bir tercüman bulundurmuyorlar ve anneleri kendi anadilleriyle dinlemiyorlar. Anneleri Türkçe konuşmaya zorluyorlar. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Bu bir iyi niyet göstergesi sayılamaz. Bu yanlıştan bu komisyon derhal dönmelidir.

Bakın, barış herkes için fayda sağlar. Barışın kimseye zararı olmaz. Bir hayal kurun ki herkes kendi anadiliyle konuşabiliyor özgürce, engellenmiyor ve anadiliyle eğitim görebiliyor. Bir hayal kurun ki Alevi, Hıristiyan bu ülkede özgürce kendi inancını yaşayabiliyor. Bir hayal kurun ki bir kadın başörtüsüyle de mini eteğiyle de şortuyla da özgürce gezebiliyor. Bir hayal kurun ki gençler çetelerin eline düşmüyor; bilimle, sanatla, siyasetle uğraşıyor. Bir toplum hayal edin ki taşına, toprağına, suyuna sahip çıkıyor, bir çöp dahi yere atmıyor. Bir toplum hayal edin ki cezaevlerinde bu kadar doluluk oranı yok.

Ne adli tutukluların ne de siyasi tutukluların bu kadar yüksek olmayacağı, hele siyasi tutukluların hiç olmayacağı bir ülke hayal edin. İşte barışın hayali bu. Bundan kimin ne zararı var? Biz bunu pekala inşa edebiliriz. Bunu inşa edebilmek için çok çalışmaya ihtiyacımız var. Özellikle DEM Parti kitlesine altını çizerek belirtmek isterim: Nasılsa Ankara’da ve İmralı’da çeşitli görüşmeler var. Bu süreci izleyelim ve bakalım da ne olacak demeyelim. Biz bu toplantıları ne kadar artırırsak, bu görüşleri ve düşünceleri toplumun bütün farklı kesimlerine ne kadar fazla taşıyabilirsek; işçi, emekçi, kadın, genç her kesimden insanın, Alevinin ve Hıristiyanın bu süreci sahiplenmesini ne kadar sağlarsak bir sonuca varabileceğiz.

Bakın bir Barış Annesi şöyle ifade etmiş: ‘Kızımın mezarına giderken yüreğimde o kadar büyük bir acı vardı ki benim için hayat durmuştu. Bir daha hiçbir şey yapamayacağımı zannediyordum ama öyle olmadı. Böyle yaparsam daha çok genci kaybedeceğiz dedim. Bunun için başımdaki beyaz tülbentimle ve kızımdan kalan mendilimle 20 yıldır barış mücadelesi yürütüyorum’.

Bu dönem yepyeni bir değişim ve dönüşüm dönemi. Fikrimizle, zikrimizle ve çalışmalarımızla atak yapmamız gereken bir dönem. Onun için şu ana şiardan asla ayrılmadan mücadele edeceğiz: “Savaş değil barış. Çatışma değil müzakere ve diyalog. Baskı değil demokrasi, hak, hukuk, adalet. Otorite değil özgürlük. İstibdat değil hürriyet”. Biz bu fikirlere sıkı sıkıya bağlanarak bu mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğiz. Çukurova’nın sarı sıcağını, pamuk ırgatını ve köylüsünü, İnce Memed’i en derinden nakış gibi işleyen Sevgili Yaşar Kemal’in şu sözüyle sözlerimi tamamlamak isterim: ‘Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesi. Her çiçeğin kokusu ve rengi farklıdır’.

İşte halklar böyle bir bahçedir. Bunun en güzel Adana’dır. Bunun en güzel Akkapı’dır, Gülbahçe’dir. Kürtçe, Türkçe, Arapça birbirine karışır. İşte halkların kardeşliğini büyütmek, bunu gerçekten bir yönetim sistemine dönüştürmeyi başarmak, vereceğimiz emekle ve yürüteceğimiz mücadeleyle mümkündür. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Bunu hiçbir zaman unutmayalım. Farklılıklar bizleri ayrıştırmaz, zenginleştirir. Mutlaka ama mutlaka barış kazanacak. Mutlaka ama mutlaka demokratik toplumu ve demokratik cumhuriyeti hep beraber inşa edeceğiz. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Serkeftin. “

Paylaşın

Erbakan, “Erken Seçim” İçin Tarih Verdi

YRP Lideri Fatih Erbakan, “Millet olarak yıllardır sorunlarımıza çözüm bekliyoruz. Ancak çözümün adresi olması gereken iktidar tam tersine çözüm olmak yerine sorunların kaynağı haline geldi” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de işler iyi gitmiyor, iyiye de gitmiyor. Bu noktada bu iktidar ne dış politika da ne ekonomide bu milleti maddi ve manevi sıkıntılarından kurtarabilmesi mümkün değildir. Bu iktidarın bu hükümetin bundan sonra millete yapacağı en büyük iyilik 2026 yılının ilkbaharında erken seçim sandığını milletin önüne koymaktır.”

Yeniden Refah Partisi (YRP) Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin Çorum 3. Olağan Kongresi’ne katıldı. Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Erbakan’ın kongrede yaptığı konuşmada hükümete yönelik sert eleştiriler ve erken seçim çağrısında bulundu. Mevcut ekonomik krize değinerek işsizlik üzerinden hükümete seslenen Erbakan, AB’yi örnek göstererek, “Bütün Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki işsizleri toplasanız, Türkiye’deki işsizler kadar yapmıyor” ifadelerini kullandı:

“Emekli maaşı açlık sınırının yarısı seviyesinde. Açlık sınırı 27 bin liraya gelmiş, emekli maaşı 14 bin 469 lira. Asgari ücret yoksulluk sınırının dörtte biri seviyesinde. Yoksulluk sınırı 90 bin liraya dayanmış, asgari ücret 22 bin 100 lira. Bu matematiğe göre, bu hesaba göre, Türkiye’de halkın yüzde 45’i aç. Yüzde 85’i’de yoksul durumdadır. Bireysel kredi kartı borçları 2 trilyon 385 milyar lira oldu. 86 milyon milletin kredi kartı borçları 1 senede yüzde 55 oranında artmış. 2 trilyon 385 milyar lira. Yine 86 milyonun kredi borçları ne kadar? Bunlar da 2 trilyon 438 milyar lira. İkisinin toplamı 4.8 trilyon lira yapıyor”

Gazze’deki soykırıma da değinen Erbakan, hükümetin Gazze konusunda yetersiz olduğunu, İspanya’nın paraşütler ile yaptığı yardım kadarını yapmaktan aciz olduğunu ifade etti:

“Gazzeli kardeşlerimizi maalesef kaderleriyle baş başa bıraktılar. Bu kadar Türk Silahlı Kuvvetlerimiz var. Bu kadar helikopterimiz var. Tankımız, uçağımız, İHA’larımız, SİHA’larımız var. O Gazzeli kardeşlerimize bir dilim ekmekle bir damla suyu ulaştırmaktan bile aciz bir iktidarla karşı karşıyayız. Oysaki bugün beğenmediğimiz elin Hristiyan İspanya hükümeti, İspanya devleti paraşütlerle yardım malzemesi atıyor Gazze’ye. Neden korkuyorsunuz? İspanya kadar neden olamıyorsun?

Bakınız Hollanda’da hükümet kabine İsrail’e ek yaptırımları onaylamadığı için 9 tane Hollandalı bakan kabineden istifa etti. Bir Hollanda kadar inisiyatif alamayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Kimsenin artık ciddiye almadığı hamasi nutuklar, kınama mesajları ve lanetlemeler dışında hiçbir somut adım atılmıyor. Buradan iktidara soruyorum kapalı kapılar arkasında verdiğiniz sözler mi var? Kapalı kapılar arkasında şantaja mı maruz kalıyorsunuz?”

Bu saatten sonra AK Parti iktidarının millete yapacağı en büyük iyiliğin erken seçim kararı almak olduğunu aktaran Erbakan şunları dedi:

“Millet olarak yıllardır sorunlarımıza çözüm bekliyoruz. Ancak çözümün adresi olması gereken iktidar tam tersine çözüm olmak yerine sorunların kaynağı haline geldi. Türkiye’de işler iyi gitmiyor, iyiye de gitmiyor. Bu noktada bu iktidar ne dış politika da ne ekonomide bu milleti maddi ve manevi sıkıntılarından kurtarabilmesi mümkün değildir.

Bu iktidarın bu hükümetin bundan sonra millete yapacağı en büyük iyilik 2026 yılının ilkbaharında erken seçim sandığını milletin önüne koymaktır. Bunu açıkça ifade ediyorum. 2026 ilkbaharında sandığı milletin önüne getirin, bu aziz millet milli görüşü yeniden iktidar yapsın. O zaman bakın görün ülke nasıl yönetiliyor, ekonomi nasıl yönetiliyor, dış politika nasıl yönetiliyor hep birlikte görelim Allah’ın izniyle.”

Paylaşın

Eğitimde Çöküş: İlk 500’e Türkiye’den Hiçbir Üniversite Giremedi

Türkiye üniversiteleri dünya sıralamasında gerilemeye devam ediyor. Shanghai Ranking’im listesine göre; Türkiye’den hiçbir üniversite dünya sıralamasında ilk 500’e giremedi.

Shanghai Ranking’in (ARWU) 2025 yılı üniversite sıralaması yayımlandı. Listede Türkiye’den 11 üniversite yer alırken, İstanbul Üniversitesi ülke sıralamasında liderliğini korudu. Ancak bandlar, Türkiye’nin kurumlarının dünya genelinde üst sıralarda olmadığını gösteriyor; yani listede yer almak başarı sayılırken, üst düzey rekabetten oldukça uzaktalar.

Shanghai Ranking, üniversiteleri değerlendirirken sadece güncel yayın performansına değil; akademik kapasite, araştırma gücü, uluslararası görünürlük, tarihsel birikim ve mezunların etkisine de bakıyor. Bu kriterler sayesinde global ölçekte prestijli kurumlar belirleniyor.

İstanbul Üniversitesi: 501–600 bandı, Türkiye’de lider konumda.
Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ): 601–700 bandı, ikinci sırada.
Ankara Üniversitesi: 701–800 bandına yükseldi.
Hacettepe Üniversitesi: 701–800 bandında.
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa: 701–800 bandında yer aldı.
Koç Üniversitesi: 701–800 bandında.

Ege Üniversitesi: 801–900 bandında.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ): 701–800 bandında yer aldı.
Atatürk Üniversitesi: 901–1000 bandında.
Gazi Üniversitesi: 901–1000 bandındaki yerini korudu.
Marmara Üniversitesi: 901–1000 bandında.

Uzmanlar, Türkiye’nin üniversitelerinin listede yer almasının olumlu bir gelişme olduğunu ancak üst sıralara çıkmak için akademik araştırma ve uluslararası görünürlük konusunda daha fazla yatırım yapılması gerektiğini vurguluyor.

Paylaşın

İstanbul’da Evlenmek Hayal Oldu!

İstanbul’da düğün, beyaz eşya, mobilya ve kiralık ev gibi temel kalemleri kapsayan toplam evlilik maliyeti geçen yıla göre yüzde 44,2 artarak 850.095 lira oldu.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı, 2025 yılı için İstanbul’da evlenmenin ortalama maliyetini açıkladı.

Buna göre, İstanbul’da yeni bir ev kurmanın ve salonda düğün yapmanın toplam maliyeti 2024 yılına göre yüzde 44,2 artarak 850 bin 95 TL oldu. Kır düğünü ile evlenmenin maliyeti ise yıllık yüzde 30,2 artarak 981 bin 895 TL oldu.

2024 yılında düğün için salon kiralama fiyatı ortalama 70 bin TL olarak hesaplanırken 2025 yılında bu fiyat yüzde 88,3 artarak ortalama 131 bin 800 TL olarak hesaplandı. Kır düğünü alanı kiralamanın maliyeti ise geçen seneye göre yüzde 12,2 artış göstererek 263 bin 600 TL oldu.

Evlilik döneminin önemli masraf kalemlerinden beyaz eşya harcamaları, bir yılda tam yüzde 36,1 arttı. Masraflar 142 bin 870 TL’ye ulaştı. Mobilya masrafları da yüzde 25,7 artarak 185 bin 905 TL oldu.

Evlenirken İstanbul’da kiralık ev tutma maliyeti kira, depozito ve emlak komisyon ücreti dahil olmak üzere 2024 yılında 96 bin 424 TL iken 2025 yılında yüzde 40,7 artış göstererek 135 bin 628 TL olarak hesaplandı.

Paylaşın

Özgür Özel, “Erken Seçim” Çağrısını Yineledi

“Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, erken seçim çağrısını yineleyerek, “Ey Erdoğan, ben halkım. Ben milletim. Ben milli iradeyim. Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Artık erken seçim istiyorum. Kaçma, hodri meydan. Hodri meydan. Hodri meydan” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) tutuklu belediye başkanlarına ve partili yöneticilere yönelik yargı operasyonlarına karşı düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi, bu hafta Sivas’ta gerçekleştirildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, mitingde bir konuşma yaptı.

Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde; “Bugün Sivas’ta tarih yazıyorsunuz. 4 Eylül 1919’da Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinin yazıldığı yerdeyiz. Mustafa Kemal Paşa ile birlikte esarete itiraz edenlerin şehrindeyiz. Sivas Kongresi Anadolu’da mücadele eden tüm yapıları Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk çatısı altında topladı. Sonra bu çatı Cumhuriyet Halk Fırkası’na dönüştü. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bu güzel şehir aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi’nin de kurulduğu şehirdir.

Cumhuriyet Sivas’a büyük yatırımlar yaptı. Gelişmişlikte 8. sıradaydı. AKP geldiğinden beri, Sivas’tan oy aldı ama maalesef seçimde yüzünü döndüğü Sivas’a seçimden sonra sırtını döndü. Sivas’ı çantada keklik bildiler. 8. sıradaki Sivas’ı 45. sıraya kadar gerilettiler. Bu güzel kent 23 yıl önce 755 bin olan nüfusu 637 bine düştü. Yurt dışında ya da başka illerde 7 milyon Sivaslı yaşıyor.

Sivas’a artık sonuncusu gibi şikayet edince çiftiler ‘Ananı da al git diyen’ bir cumhurbaşkanı değil, birincisi gibi ‘Çiftçi milletin efendisidir’ diyen bir cumhurbaşkanı lazım. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı birincisinin peşinden giden, birincisinin partisinden olan çiftçiyi yine milletin efendisi yapacak olan Ekrem İmamoğlu’ndan başkası değildir.

Recep Tayyip Erdoğan sizi seviyor mu? Sevmiyor çünkü siz fakirsiniz. Recep Tayyip Erdoğan zengini seviyor. Biz fakirsiniz deyince AK Parti’den birkaç zevzek çıkmış ‘Millete hakaret etti’ diyor. Resmi rakam Türkiye’de yoksulluk sınırı 86 bin lira. Bu meydanda 86 bin liradan evine maaş giren kimse yok. Tayyip Erdoğan bu insanları fakirleştirdi. Yoksulluk sınırının altında maaş alana yoksul denir, fakir denir. Bu iktidar geldiğinde orta direk vardı. Memur fakir değildi, esnaf fakir değildi, köylüler fakir değildi. Ama bugün 16 bin 800 lira en düşük emekli maaşı. Asgari ücret 22 bin lira. Memur maaşı 47 bin lira. Yoksulluk sınırı 86 bin lira. 86 bin liranın altında maaş alan herkes fakirdir. Bizi bu hale bu iktidar getirdi.

Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum. Sivas kararını vermiş. Kimin gideceği de belli kimin geleceği de belli. Ant olsun ki AK Parti’nin iktidarı bitiyor. Gidiyorsunuz. Bakan evlatlarının dönemi kapanıyor, vatan evlatlarının dönemi başlıyor. Buradan haykırıyoruz. Memur kurtulmadan işçi kurtulmaz. Emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. Hasta kurtulmadan doktor kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Seçim gecesinde bu iktidar gidince, bu iktidarın her fırsatta karşısına polisi diktiği, gaz sıktırdığı gençlerle kahraman Türk polisi omuz omuza halay çekerek kutlayacak o geceyi. Milletin artık dayanacak gücü kalmadı. Asgari ücrete zam yapılmalıdır. En düşük emekli maaşı asgari ücret kadar olmalı, çiftçilere kanunda yazan destekler verilmeli, memurlara hak ettiği zam verilmeli, atanmayan öğretmen atanmalıdır. Artık toplumun tüm kesimlerinin sorunları çözülmelidir. Bunların hiçbirisini bu iktidar yapamaz, yapmayacak. Bu iktidar göndermeli, Cumhuriyet Halk Partisi gelmeli, bu söylediklerimi yapmalıdır.

Hiç kimse Türkiye’nin kaynak sorunu var demesin. Ülke zengindir, topraklar verimlidir, denizlerimizden karamıza her taraftan bereket fışkırmaktadır, halkımız gençtir, Türkiye çalışarak kazanabilecek güçlü bir ülkedir yeter ki sırtındaki asalaklardan kurtulsun. Kurtulacağız. Erdoğan Sivas’ı görüyor musun? Sivas’ı duyuyor musun? Millet sandık istiyor, ‘Hodri meydan’ diyor. Kaçma, getir sandığı. Kararı millet versin. Bunları duymak yerine kaçmakla meşguller. Bir de tutmuşlar kendi gazetelerine haber yaptırıp millet kızınca ‘Yok öyle bir şey’ diyorlar.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı Adayı birincisinin peşinden giden, birincisinin partisinden olan, ‘Çiftçi milletin efendisidir’ deyip, yine onu milletin efendisi yapacak olan Ekrem İmamoğlu’ndan başkası değildir. İnşallah hep beraber partimizi iktidara taşıdığımızda Sivas’ın çiftçisinin de, hayvancılıkla uğraşanın da, sanayicisinin de, emeklisinin de, asgari ücretlisinin de, öğrencisinin de, esnafının da yüzünü güldüreceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi bu iktidar gibi, Sivas’ı ve Türkiye’yi perişan edenler gibi, onlara sırtını dönen değil; onları duyan, dinleyen, anlayan ve çözüm üreten bir iktidarın sahibi olacak. Milletin iktidarının, halkın iktidarının sahibi olacak.

Çünkü buradaki sorun, ülkede siyaset öncelik belirlemek için yapılır. Birilerinin önceliği başkaları, bizim önceliğimiz başkaları. Bu meydana sorayım. Recep Tayyip Erdoğan sizi seviyor mu? Seviyor mu? Sevmiyor. Niye sevmiyor? Çünkü siz fakirsiniz kardeşim. Fakir. Recep Tayyip Erdoğan fakiri sevmiyor, zengini seviyor. Şimdi biz ‘fakirsiniz’ deyince AK Parti’den bir iki zevzek çıkmış ‘Millete hakaret ediyor, fakir diyor’ diyor. Kardeşim resmi rakam Türkiye’de yoksulluk sınırı 86 bin lira. Bu meydanda 86 bin liradan yüksek maaş alanlar elini kaldırsın. Kaldır, çekinme kaldır. Alkışlatacağım. Bak, bu meydanda 86 binden fazla evine maaş giren, gelir giren kimse yok.

Tayyip Erdoğan bu insanları fakirleştirdi. Yoksulluk sınırının altında çalışana, altında maaş alana yoksul denir, fakir denir. Bu iktidar geldiğinde orta direk vardı. Memurlar vardı, fakir değildiler. Esnaf fakir değildi. Hayvancılıkla uğraşan fakir değildi. Köylüler fakir değildi. Ama bugün bu ülkede emekliler 16 bin 800 lira alıyor. En düşük emekli maaşı. 16 bin lira alanlar el kaldırsın göreyim. Bak meydana bak. 16 bin lira alıyor bu insanlar. Asgari ücret 22 bin lira. 22 bin lira ve altında maaş alanlara el kaldırsın, göreyim. Bak meydana. Bugün ve memur maaş 47 bin lira ya, memur maaşı, en düşük memur maaşı 47 bin lira. Bugün yoksulluk sınırı 86 bin lira, memur 47 bin lira maaş alıyor.

O yüzden bugün artık memurlar fakirdir, asgari ücretliler fakirdir. 86 bin liranın altında maaş alan herkes fakirdir. Bizi bu hale bu iktidar getirdi. Ama o, zengin firmaların vergi borçlarını bir gecede siler. Yandaşlarına teşvikleri bir gecede imzalar, verir. Onun yanında Beşli Çeteler, onun yanında 40 Haramiler var. Buradan Sivas meydanından Recep Tayyip Erdoğan Erdoğan’a sesleniyorum. Bu meydan, Sivas kararını vermiş. Kimin gideceği de belli, kimin geleceği de belli. Ant olsun ki AK Parti’nin iktidarı bitiyor, gidiyorsunuz. Ve bakan evlatlarının dönemi kapanıyor, vatan evlatlarının dönemi başlıyor. Vatan evlatlarının.

Ekonomide bir de şöyle bir yalan var. Çok söylenen, çok tekrarlanan ve insanları kandırmaya çalışan bir yalan. Şükür Sivas’ın dünyanın dört bir yanında hemşerileri var, biliyorsunuz. Bunu en yakından bilenler burada. Diyorlar ki, ‘Türkiye’de ekonomi kötü ama dünyada da kötü. Enflasyon var ama dünyada da var.’ Vallahi de yalan billahi de yalan. Buradan söylüyorum. Avrupa’nın en yoksul ülkesiyiz. 38 OECD ülkesi arasında genel enflasyonda birinciyiz. Gıda enflasyonunda birinciyiz. Avrupa’da ortalama yıllık enflasyon yüzde 2, Türkiye’de yüzde 33.27 Avrupa Birliği ülkesinde toplam işsiz sayısı 13 milyon, Türkiye’de tek başına 13,5 milyon. Yani bütün Avrupa’dan daha fazla işsiz bizde var.

O yüzden ‘Türkiye’de kriz var ama dünyada da var’ diyenlere inanmayın. Aksine Akdeniz ülkeleri son iki yılı çok iyi geçirdiler, güçlendiler. Ama Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenler maalesef bizi perişan ettiler. Türkiye’de en zengin yüzde 20, toplamın yüzde 90’ını alıyor. Ama geri kalan yüzde 80 bu meydan. Emeklisiyle, emekçisiyle, çiftçisiyle, hayvancısıyla, esnafıyla bu meydan yüzde 80. Ama Türkiye’deki toplam servetin sadece yüzde 10’unu alıyor. İşte bütün mesele buradadır. İşte bütün mesele önceliğin kimde olacağındadır. Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu memlekette yoksulluğu bitirmek için, gelir adaletsizliğini bitirmek için, enflasyonu bitirmek için, faizleri düşürmek için bu iktidarı değiştirmeye, bu ülkenin kaderine, Sivas’ın kaderine müdahale etmeye geliyoruz.

Hazır mısınız? Var mısınız bu iktidarı değiştirmeye? Kararlı mısınız? İnanıyor musunuz? Buradan haykırıyoruz, buradan tüm Türkiye’de olduğu gibi Sivas’tan da söylüyoruz. Memur kurtulmadan işçi kurtulmaz. Emekli kurtulmadan esnaf kurtulmaz. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. Hemşire kurtulmadan hasta, hasta kurtulmadan doktor kurtulmaz. Astsubay kurtulmadan hayvancılıkla uğraşan kurtulmaz. Çünkü kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz. Hepinize teşekkür ediyorum.

Muhteşem bir koro. Biz bu şarkıyı söylerken bir annemizin tansiyonu düştü. Hemen sağlık çalışanları koştular, müdahale ettiler. Onları böyle görünce şunu hatırlayalım. 2019 yılının sonunda Covid diye bir bela geldi, çok canımızı aldı ve 200 binden fazla vatandaşımızı Türkiye’de biz kaybettik. Dünyada milyonlar gitti. Ve o günlerde canını hiçe sayan, kendi hayatını ortaya koyan bizi yaşatanlar vardı. Şimdi onlar burada yine aynı şeye ulaşıyorlar, Tayyip Bey de onlara o günlerde ‘Hakkınız ödenmez’ demişti. Hakikaten haklarını ödemedi. Perişan etti hepsini. Bütün sağlık emekçilerine yürekten bir alkış.

Bir duyayım. Ayrıca hem bu mitingde güvenliğimizi sağlayan hem gece gündüz çalışan, mesai almayan, 2- 3 kere şark görevine giden, çocuğundan, ailesinden ayrı yaşayan, maçta çalışan, seçimde çalışan, mitingde çalışan kahraman Türk polisine de bir kuvvetli alkış alayım. Çok net bir şey söylüyorum. Seçim gecesi olacak ya, seçim gecesini bekliyor musunuz? Seçim gecesinde bu iktidar gidince, bu iktidarın her fırsatta karşısına polis diktiği, gaz sıktırdığı, zulmettiği gençlerle kahraman Türk polisi omuz omuza halay çekerek kutlayacak o geceyi. Söz veriyoruz.

Milletin artık dayanacak gücü kalmadı. Asgari ücrete mutlaka ara zam yapılmalıdır. En düşük emekli maaşı bir asgari ücret olmalıdır. Çiftçilere kanunda yazan destekler verilmeli, memurlara hak ettiği zam verilmeli, atanmayan öğretmenler atanmalı, staj, çıraklık mağdurları emeklilikte adalet bekleyenlerin sesleri duyulmalı, artık toplumun tüm kesimlerinin sorunları çözülmelidir. Bunların hiç birisini bu iktidar yapamaz, yapmayacak. Bu iktidar gönderilmeli, Cumhuriyet Halk Partisi gelmeli, bu söylediklerinin hepsini yapmalıdır. Hepsini biz yapacağız.

Biz bunları söyleyince diyorlardı ki eskiden, ‘Para yok, kaynak yok.’ Ama 19 Mart darbesi gösterdi ki bir anda 160 milyar doları harcayacak kadar rezervleri bir anda yaktılar. Bu emeklilere yapılan zammın 150 katıdır. Asgari ücretin 30 bin lira olması için aradaki artışı esnafa, KOBİ’ye vermek için gerekli kaynağın 120 katıdır. Bu çiftçiye bir yılda ödenen toplam desteğin 100 katıdır. Yanlış duymadınız. Çiftçiye verilen paranın 100 katını, emekliye verilenin 150 katını, asgari ücretliye verilmesi gerekenin 120 katını sadece Ekrem Başkan’a darbe yapmak için harcadılar.

Bu Türkiye’nin bundan sonra hiç kimse dönüp de kaynak sorunu var demesin. Ülke zengindir, topraklar verimlidir, denizlerimizden karamıza, her taraftan bereket fışkırmaktadır. Halkımız gençtir, gençlerimiz çalışkandır, Türkiye çalışarak kazanabilecek güçlü bir ülkedir. Yeter ki sırtındaki asalaklardan kurtulsun. Kurtulacağız. Bu ülkeyi hak ettiği gibi en iyi şekilde yöneteceğiz.

“Millet sandık istiyor”

Daha bu ay Türkiye’de kredi kartlarının yüzde 48’i, iki kişiden biri kredi kartını tam borcunu ödeyememiş. Ya hiç ödememiş ya da minimum tutarı yatırmış. İki kişiden biri kredi kartı borcundan bu ay faiz yiyor. Kişi başına düşen kredi kartı borcu, 5 asgari ücret arttı. Türkiye’de kredi kartı borçlarının tamamını, hepimize bölünce kişi başına 112 bin lira kredi kartı borcu düşüyor. Bunun için bu ülkedeki herkesin rahat bir nefes alması için hep birlikte söylüyoruz. Ey Erdoğan, ben halkım. Ben milletim. Ben milli iradeyim. Adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Artık erken seçim istiyorum. Kaçma, hodri meydan. Hodri meydan. Hodri meydan.

Ey Erdoğan, Sivas’ı görüyor musun? Sivas’ı duyuyor musun? Millet sandık istiyor, hodri meydan diyor. Kaçma getir sandığı, kararı millet versin. Arkadaşlar Tayyip Erdoğan’ın en sevdiği slogan. ‘Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek’ deyince, gel bak böyle yanındakini dürtüyormuş. ‘Çok iyi oldu, çok iyi oldu’ diyormuş. Niye? ‘12,5 milyon üyemiz var’ diyormuş. ‘Millet kayıtlı’ diyormuş. ‘Bunlar AKP halka hesap verecek deyince, aç millet korkar, yoksul ama korkar, işsiz ama korkar. CHP gelince benden hesap soracak der, aç karnına bize oy verir’ diyormuş. Onun için Sivas’tan bütün AK Partililere sesleniyorum, bütün MHP’lilere sesleniyorum.

Kiminizi sosyal yardım vereceğiz diye kaydettiler, kiminizin çocuğu işe girecek diye, kiminin torununun mülakatı için, kiminin köye hizmet gelmiyor, muhtar topladı kimlikleri herkesi AK Parti’ye kaydetti. Bunların hiçbirisi, hiçbir AK Partili eğer çalmadıysa, çırpmadıysa, yolsuzluk yapmadıysa, zulmetmediyse, hiçbirisi iktidar değiştiğinde hesap vermeyecek. Biz sadece CHP’lileri değil AK Parti’nin, MHP’linin yoksulunun da cebine para koymaya, onun da ürününü para ettirmeye, onun da evladına iş bulmaya geliyoruz. Tayyip Erdoğan’a inat kutuplaşmaya değil, kucaklaşmaya geliyoruz.

İşte bu yüzden Sivas böyle bir şehir. Bir yanda kutuplaşma siyasetiyle Sivas’ın bir kısmını ötekileştirenler, kutuplaştıranlar, karşı kutbu şeytanlaştıranlar, kendi arkasını kalabalıklaştıranlar var. Ama kutuplaşma değil kucaklaşma, şeytanlaştırma değil kardeşleştirme deyince avazı çıktığı kadar bağırıp, alkışlayıp destek olan Sivas’ın güzel insanları var bu meydanda, Sivas’ın güzel insanları. Türkiye’nin umudu bu meydandadır. Türkiye’nin umudu kardeşliktedir, birliktedir, beraberliktedir.

Türkiye’nin umudu 100 yıl önce olduğu gibi 100 yıl sonra da Cumhuriyet Halk Partisi’nin, yetmez, Cumhuriyetçilerin, bütün Atatürkçülerin, bütün vatanseverlerin, bütün demokratların, sosyal demokratlar yetmez, Türkiye’nin bütün demokratlarının, muhafazakar demokratların, milliyetçi demokratların, Kürt demokratların, liberal demokratların, bütün demokratların bir araya gelmesindedir umut.

Türkiye’nin umudu, Türkiye İttifakındadır. Bunun için kimse bu iktidarın gitmesinden korkmasın. Bir avuç zengin, bir avuç çıkarcı, bir avuç imtiyazlı dışında bu iktidarın gitmesi kimseye zarar vermeyecek. Ama Sivas’ın tüm yoksullarına, bütün çiftçilerine, Sivas’ın bütün canlarına, hangi görüşten olursa olsun bütün Sivaslılara iyi gelecek. Çünkü bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak.

Niye bu haldeyiz? Çünkü ne mahkemede adalet var, ne gelir adaleti var, ne sosyal adalet var. Sadece ve sadece varsa yoksa Türkiye’nin gelecekte, ilk seçimde iktidarı değiştirme umuduna darbe var. Türkiye’nin gelecekteki iktidarına darbe var. Türkiye’nin gelecek Cumhurbaşkanına, milletimiz takdir ederse Ekrem İmamoğlu’na darbe var. Bunun dışında bu iktidarın meşgul olduğu hiçbir şey yok. Tam 156 gün geçti. İddianame olmadan arkadaşlarımız hapiste. Suç belli değil. Yargılama yok, yargısız infaz var.

Delil yok, ispat yok, iftira var, tehdit var. Bundan 156 gün önce Tayyip Erdoğan demişti ki ‘Göreceksiniz, bir ay içinde insan içine çıkamayacaklar, birbirlerinin gözünün içine bakamayacaklar.’ Bu sözden 30 gün sonra değil 156 gün sonra Sivas’tayım. Sivaslıların gözünün içine bakıyorum. Bütün Türkiye’nin gözünün içine bakıyorum. Diyorum ki; Ekrem İmamoğlu masumdur. Arkadaşlarımız masumdur. Atılan iftiradır. Cesareti olan yazabiliyorsa iddianameyi yazsın. Mahkemeyi TRT’den yayınlayın, hodri meydan.

Değerli Sivaslılar bugün bu otobüsün üstünde olması gerekip de olmayanlar var. Öncelikle bu güzel miting için Sivas’taki emekler için. Bugün köyleri gezdim, ilçelere uğradım. Oradaki yüksek enerji için, bütün örgütümüze, örgütümüzün tamamı adına il başkanımız Gazi Doğan’a teşekkür ediyorum. Sağ olsun, var olsun. Bütün ilçe başkanlarına, belediye başkanlarına teşekkür ediyorum. Ama bir büyük teşekkürü bütün Sivaslılara ediyorum. Parti en zor günündeyken, bize yol arkadaşı olan, partinin birinci parti olması için çıktığı yolda yol arkadaşım, Genel Başkan Yardımcım, sizin evladınız, gölge kabinenin Ulaştırma Bakanı çok sevgili kardeşim Ulaş Karasu için teşekkür ediyorum.

Türkiye’nin dört bir yanında Sivas’ın çok değerli evlatları var. Keçiören’de, Ankara’da evladınız Mesut Özarslan var. Kadıköy’de Mesut Kösedağ var. Didim’de Hatice Gencay var. Her birisi Sivas’ın kıymetli evlatları. Ama bugün bu otobüsün üstünde olması gerekip de olmayanlar var. Örneğin İstanbul İl Başkanımız Özgür Çelik. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekilimiz Nuri Aslan. Niye yok bu ikisi? Çünkü bugün Beyoğlu Belediyesi’nde başkanvekili seçimi vardı. Çünkü Sivas’ın evladı, dedesi Beyoğlu Belediyesi’nde süpürge işçisi, babası Beyoğlu Belediyesi’nde şoför, kendisi Beyoğlu Belediyesi’nin garajında büyümüş sizin evladınız. Bizim evladımız.

Partinin gençlik kollarından gelen, Beyoğlu ilçe başkanlığı yapmış, Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan kardeşimizi, İnan evladımızı aldılar. Maalesef İnan’ı Beyoğlu’ndaki yaptığı bir icraatla değil, yıllar önce Beşiktaş Belediyesi’nin bir iştirakinde yönetim kurulunda diye, Aziz ihsan Aktaş denen iftiracının iftiralarıyla onu Beyoğlu’ndan kopardılar. Amaçları 16’ya 14 Beyoğlu Belediyesinde bir belediye meclis üyemizi kandırıp, Beyoğlu’nu, sandıkla alamadıkları Beyoğlu’nu oyunla, hileyle, rüşvetle almaya kalktılar. Bunun için bugün Özgür Çelik, Nuri Aslan oradaydılar, biraz önce seçim sonuçlandı. Hilebazlar avuçlarını yaladılar.

Aydın’ı hileyle, tesiseyle, şantajla alanlar alamadıkları yere milletin vermediği belediyeye hileyle çökmeye çalışanlar bugün Beyoğlu Belediyesi’ndeki her birisi canımızın içi, aslan gibi dürüst, namuslu belediye meclis üyelerimizin iradesine çarptılar. Beyoğlu da bizimdir, İstanbul da bizimdir. Buradan hem Avcılar Belediye Başkanımız, çok değerli kardeşim Utku Caner Çaykara’ya hem de Beyoğlu Belediye Başkanımız İnan Güney’e Sivas meydanından güçlü bir dayanışma alkışı alalım. Buradan açıkça söylüyoruz. Bugün burada 49’uncu buluşmayı yaptık. Burası malum bir miting değil. Mitinge mi geldiniz? Neye geldiniz? Eyleme geldiniz.

Biz adalet için, eşitlik için, kardeşlik için, özgürlük için ve artık bu ülkede bir dönemin kapanıp, bir dönemin açılması için 49’uncu kez meydandayız, alandayız, Sivas’ta eylemdeyiz. Gelecek hafta çarşamba günü akşam Beyoğlu’nda İnan Güney’e özgürlük için, İmamoğlu’na özgürlük için, bütün arkadaşlarımıza özgürlük için 50’nci eylemi Beyoğlu’nda yapıyoruz. Bütün İstanbul’u, bütün Sivaslıları, bütün demokratları Beyoğlu’na davet ediyorum. İnan’a özgürlük. İnan size güveniyor. Dün yanındaydım, o kararlı duruşuyla o da hemşerileriyle gurur duyyuor. Biz de kardeşimizle, İnan Güney’le gurur duyuyoruz. Diyorlar ki Cumhurbaşkanı İmamoğlu.

Değreli Sivaslılar bir yandan bizim gördüğümüz zulüm bir yanda ama bir yanda 680 gündür İSrali’de katliam var, Gazze’De katliam var. Malesef bu katliamlara sessiz kalan, İsrail ile ticareti sürdüren, tüm uyarılara rağmen bunu yapmayan, bazen bunu yasaklayacak anlaşmaya imza atmayan, yakalanınca yalan atan, suç üstü yakalanan bir iktidar var. Gazze’yi boşaltacağız diyorlar tık yok. Oraya otel yapacağız, kumarhane yapacağız, tık yok. Filistinlileri başka ülkelere süreceğiz, tık yok. Dış işler iBakanı hAkan Fidan, varsa yoksa Tiktok. Tiktok çekiyor. Diğer taraftan Erdoğan Trump’a ağızını açmıyor. Daha dün deniz ticaretiyle uğraşan firmalara sözlü konuşuyorlar. Yazı yazmaya korkuyorlar. İsrail’in eline geçer, Amerika’nın eline geçer diye.

Daha yeni söyledikleri şu: ‘İsrail’e giden gemilerde patlayıcı olmayacak, silah ve mühimmat gitmeyecek.’ Demek ki düne kadar gidiyordu. Ya da silah, mühimmat yoksa halen daha gidecek. Halen daha İsrail’le ticareti kesemeyen, İsrail’e sesini yükseltemeyen bir iktidar var. Biz bugün Divriği’den tüm Türkiye’ye duyurduk. Önümüzdeki hafta Filistin’e sahip çıkmak için, İsrail’den hesap sormak için, nasıl mücadele edileceğini kararlaştırmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni olağanüstü toplantıya çağırıyoruz. Diğer yandan Erdoğan’a sesleniyorum. Sadece Netanyahu’yla kayıkçı kavgası yapmakla olmaz.

Bu planın sahibi Amerika’ya karşı durabilmek, Trump’a karşı durabilmek lazım. Kimin gibi? Partimizin üçüncü Genel Başkanı, Türkiye’nin Başbakanı, 1974’ün Kıbrıs Fatihi Karaoğlan gibi. Bülent Ecevit’in Yaser Arafat’a destek olduğu gibi Filistin’e destek olmanın zamanıdır ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin’e sahip çıktığı gibi Filistin’e sahip çıkma zamanıdır. Biz kararlılıkla Tayyip Erdoğan gibi… Bana diyor ki ‘Efendim kimse benim Filistin hassasiyetimi sorgulayamaz.’ Sorgulamıyorum, olmayan şey sorgulanamaz. Sende Filistin hassasiyeti yok. Trump hassasiyeti var, Trump korkusu var. Allah korkusu yok, Trump korkusu var.

Değerli Sivaslılar, Cumhuriyet Halk Partisi olarak dış politikada onurlu, dirayetli, kararlı bir politikanın, iç siyasette eşitlikçi politikaların, halktan yana politikaların takipçisiyiz. Artık Türkiye’nin koşan, çalışan, enerjisi yüksek, milleti düşünen bir iktidara ihtiyacı var. Türkiye’nin demokrasiye, kardeşliğe, barışa, eşitliğe ihtiyacı var. Bu iktidar yaşlanmıştır, bu iktidar yorulmuştur. Bu iktidar artık koşmak bir yana; geri geri gitmekte, geri geri götürmektedir. Millet takdir ederse Cumhuriyet Halk Partisi iktidar olacak, ekonomiyi de devleti de bunlardan çok daha iyi yönetecek.

Siz bir iktidar değişimine hazır mısınız? Bu iktidarı değiştirmeye kararlı mısınız? Bu yolda hep birlikte çalışmaya, gençler için torpili bitirmeye, liyakati getirmeye, Türkiye’de yasakları bitirmeye, özgürlükleri getirmeye, Türkiye’yi yasaksız bir Türkiye, Avrupa’yı vizesiz bir Avrupa haline getirmeye, Türkiye’yi Avrupa’nın, çağdaş dünyanın bir parçası yapmaya hazır mısınız? Bunun için değerli Sivaslılar buradan soruyorum.

Yasaksız bir Türkiye, vizesiz bir Avrupa’ya var mısınız? Herkesin hakkını aldığı bir Türkiye’ye var mısınız? Kısa çöp uzun çöpten hakkını alacak mı? Sivas, uzun adamdan hakkını alacak mı? Sivas halkçı, milletini düşünen bir iktidarı kuracak mı? Bunun için yürümeye hazır mısınız? Birlikte yürüyecek miyiz? O zaman yürüyelim arkadaşlar. Şimdi Sivas’tan Türkiye’ye sesleniyoruz. Biz Türkiye İttifakı’yız ve renklerimizi ay-yıldızlı al bayrağımızdan alıyoruz. Kırmızı, beyaz. Kırmızı, beyaz. En büyük; Türkiye. Türkiye İttifakı kazanacak, Türkiye kazanacak. Hep birlikte kazanacağız. Yürüyelim arkadaşlar.”

Paylaşın

Beyoğlu Belediyesi CHP’de Kaldı

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine CHP’nin adayı Sefer Karaahmetoğlu, başkan vekili seçildi.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada, İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz” dedi.

İBB’ye yönelik yürütülen soruşturma kapsamında tutuklanan Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’in yerine bugün Beyoğlu Belediyesi’nde Başkan Vekili seçildi. Kazanan isim, CHP grubunun adayı Sefer Karaahmetoğlu oldu.

Karaahmetoğlu, seçildikten sonra yaptığı kısa konuşmada şu ifadeleri kullandı: “Burada biz bir zafer kazanmadık. Beni burada gördüğünüz her gün demokrasinin bir utancını hep beraber yaşayacağız.

İnan Güney özgür kalana kadar sadece onun izinden devam etmeye çalışacağız. Bir kez daha ‘İnan Güney’e özgürlük’ diyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hak beraber ya hiç birimiz.”

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney hakkında “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma” ve “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık” suçlamalarıyla soruşturma yürütüyor.

Güney’in de aralarında bulunduğu 17 kişi pazartesi günü tutuklanmış, 27 kişi ise adli kontrolle serbest bırakılmıştı.

Tutuklananlar arasında Güney’in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, eniştesi İsmail Akkaya, şoförü Deniz Göleli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun şoförü Recep Cebeci, İBB Medya AŞ Başkanı Murat Ongun’un akrabası İbrahim Can Yaman ve sosyal medyada “Ekrem Edit” hesabını yöneten Mahir Gün de bulunuyor.

Tutuklanmasının ardından salı günü Güney, İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılmıştı.

Paylaşın

Çelik’ten Özel’e “AK Parti, Organize Kötülük Örgütü” Tepkisi

Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösteren Ömer Çelik, “CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak AK Partimiz için kullanıyor” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in AK Parti’ye yönelik sözlerine tepki gösterdi.

Çelik, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “CHP Genel Başkanı Özgür Özel çok ciddi bir ‘siyasi navigasyon’ problemi yaşıyor. Özgür Özel AK Partimize ‘organize kötülük örgütü’ demiş ve yine adresi şaşırarak CHP’ye söyleyeceği sözleri AK Partimize söylemiş. Özgür Özel siyasi adreslerin, kavramların ve siyasi tabelanın yerini şaşırma konusunda büyük bir performansa sahip. CHP yönetimi için kullanması gereken tüm tanımları, adresi şaşırarak Ak Partimiz için kullanıyor.

Oysa çok partili hayata geçtiğimizden beri demokrasi karşıtı ‘organize işler’ CHP’den sorulur. Cuntaları destekleyen ‘organize milli irade sabotajları’nın adresi CHP’dir. Milletin sandıkta verdiği oyu hedef alan ‘organize demokrasi düşmanlığı’ CHP siyaseti olarak markalaşmıştır. Bugün de Özgür Özel yönetimi milletin kaynaklarını ‘organize bir kötülükle’ gasp edenlerin savunma merkezi haline gelmiştir. Özgür Özel’in CHP ile özdeşleşmiş konulara partimizi karıştırması hadsizliktir. ‘Organize kötülük’lerin nerede olduğunu görmek istiyorsa, siyasi navigasyon güncellemesi yapması yeterli olacaktır.”

Özgür Özel ne demişti?

CHP Lideri Özgür Özel, CHP’den istifa edip AK Parti’ye geçen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’na ilişkin şu ifadeleri kullanmıştı:

“Özlem Çerçioğlu ayrıksı bir vakadır. Buradaki bir kişi bile 1 adım geri atmadı. Biz kendisinin gözünün içine bakarak sorduk, korkutuğun bir şey var mı? Korkuyorsun tabii ama yanlışın var mı diye sorduk. Yok dedi. Özlem Çerçioğlu gitti, sığındı. AK Partili olunca hapisten kurtuldu. Ben Özlem Çerçioğlu hırsızlık yaptı demem, görmem lazım. Özlem Çerçioğlu, kendine güvenmek yerine namertliğe başvurup ‘Beni alın, suçlamayın’ dedi.

Suçu, günahı bağımsız mahkemelerde ispatlanır inşallah. AK Parti gibi bir organize kötülük örgütünün içine sığınmış. Ne biliyorsa açıklasın. Bu parti korkusuzlar partisi. Bu durumu Aydın’da meydan tasdik etti zaten. Allah kimseyi Özlem Çerçioğlu’nun durumuna düşürmesin. Aydın tarihinin en büyük mitingi ona tepki olarak yapıldı.”

Paylaşın