Suriye İle Normalleşme: Erdoğan’dan “Yanıt Bekliyoruz” Açıklaması

Ankara – Şam hattındaki normalleşme sürecine ilişkin konuşan Erdoğan, “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Esad ile görüşme iradesini ortaya koyduk, artık karşı taraftan yanıt bekliyoruz. Yeni dönem böyle bir görüşmeyle birlikte başlar diye düşünüyorum” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler 79’uncu Genel Kurulu’na katılmak üzere Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) hareketi öncesi Atatürk Havalimanı’nda basın toplantısı düzenledi.

Basın toplantısında, 24 Eylül Salı günü BM Genel Kurulu’na hitap edeceğini belirten Erdoğan, ABD’deki temaslarında özellikle “Gazze’deki soykırıma ve İsrail’in saldırgan politikalarına karşı atılabilecek ortak adımlar” icin görüşmelerde bulunacağını vurguladı.

BM Güvenlik Konseyi ve uluslararası finans mimarisi başta olmak üzere küresel yönetişim mekanizmasının reform ihtiyacına dikkat çekeceğini de belirten Erdoğan, “Netanyahu ve şebekesi radikal siyonist ideolojilerini hayata geçirmek için her türlü provokasyona, her türlü tahrike başvurmaktadır. Lübnan’a yönelik son günlerde yapılan saldırılar, İsrail yönetiminin savaşı bölgeye yayma planlarına dair endişelerimizi haklı çıkardı. İsrail bir kez daha maalesef devlet gibi değil, bir terör örgütü gibi saldırılar düzenliyor” diye konuştu.

Erdoğan’a, ABD’ye hareketi öncesinde düzenlenen basın toplantısında Suriye ile ilişkilerdeki son durum da soruldu. Erdoğan, buna şöyle cevap verdi: “Suriye topraklarının tamamında huzur ve istikrarın sağlanması için Türkiye ve Suriye’nin birlikte atabileceği adımlar Şam yönetimini muhaliflerin bir süredir Suriye’de çatışmasızlığın sağladığını görüyoruz. Bu durum kalıcı çözüm için etkin bir kapı aralamak adına elverişli bir ortam sağlıyor.

Suriye dışında milyonlarca insan vatanlarına dönmek için bekliyor. Biz bu konuda çağrımızı yaptık ve Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi için Beşar Esad ile görüşme irademizi de ortaya koyduk. Biz şimdi karşı taraftan cevap bekliyoruz. Biz buna hazırız. Halkı Müslüman iki ülke olarak artık bu birlikteliği, bu birlikteliği, bu beraberliği bir an önce gerçekleştirelim istiyoruz. İki ülke ilişkilerinde yeni bir dönemde böylesi bir görüşme neticesinde inşallah başlar diye inanıyorum.”

Normalleşmede ilk adım 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington’da yaptığı basın toplantısında Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a Suriye ile normalleşme gündemi kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşme talimatı verdiğini söylemişti.

Washington dönüşü uçakta gazetecilere açıklamalarda bulunan Erdoğan yol haritasının muhataplarıyla birlikte Fidan’ın oluşturacağını bildirmişti. “Suriye’nin toprak bütünlüğünün bizim de çıkarımıza olduğunu her fırsatta dile getiriyoruz. Suriye’de inşa edilecek hakkaniyetli bir barış, en çok bize fayda sağlayacak” diyen Erdoğan, bu inşa sürecinin en önemli adımı da Suriye ile yeni bir dönem başlatmaktan geçtiğini söylemişti.

Şu ana kadar bu sürecin olumlu istikamette geliştiğini ve yakın zamanda somut adımlar atılmasını beklediklerini ifade eden Erdoğan, ABD ve İran’ın da bu süreci desteklemesi gerektiğine dikkat çekmişti. Bu süreci baltalamak isteyenlere karşı da “hazırlıklı oldukları” mesajını vermişti.

Erdoğan, “Suriye’nin bir ve bütün olarak yeni bir gelecek inşa etmesi için oluşacak iklimden kimsenin rahatsızlık duymaması temel beklentimizdir. Bu süreci terör örgütleri zehirlemek için elinden geleni yapacaklardır. Provokasyonlar tertipleyip oyunlar kuracaklardır. Tüm bunların farkındayız ve hazırlıklıyız” demişti.

16 Temmuz’da yapılan kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Erdoğan, Beşar Esad’a isim vermeden çağrıda bulunarak, “Karşılıklı saygı ve müşterek menfaatler temelinde daha önce karşımızda konumlanan ülkelerle dahi ilişkilerimizi güçlendirdik. Tüm bunları malum çevrelerin körüklediği eksen tartışmasına rağmen başardık” demiş ve eklemişti:

“Dostlarımızın sayısını çoğaltmaya büyük önem veriyoruz. Büyük güçler arasındaki paylaşım kavgasının hızlandığı bir dönemde dış siyasette yeni denklemler kurmamız Türkiye için tercihten öte ihtiyaçtır. Bu açılımlara komşularımızla birlikte diğer ülkelerin de muhtaç olduğunu görüyoruz. Bunun için sıkılı yumrukların açılmasında fayda olduğunu görüyoruz.”

Suriye Halk Meclisi’nde konuşan Devlet Başkanı Beşar Esad, “Egemenlik ve uluslararası hukuk, ilişkilerin onarılması konusunda ciddi olan tüm tarafların ilkeleriyle tutarlıdır ve terörle mücadele her iki tarafın da ortak çıkarıdır” demiş ve eklemişti:

“Komşu ülkenin topraklarını oradan çekilmek için işgal etmedik, teröre desteğimizi durdurmak için de destek vermedik … Çözüm açık sözlü olmak ve kibri değil hatayı tespit etmektir… Gerçek nedenlerini göremediğimiz bir sorunu nasıl çözebiliriz? İlişkiyi yeniden tesis etmek için öncelikle bu ilişkinin bozulmasına neden olan sebeplerin ortadan kaldırılması gerekir ve biz hiçbir hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı “Yeni Anayasa” İçin Harekete Geçmeye Hazırlanıyor

Ana omurgasını AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı, muhalefet partilerinin kapıları kapattığı yeni Anayasa için, Ekim’de harekete geçmeye hazırlanıyor.

Türkiye gazetesinin haberine göre; TBMM’nin 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama yılında, anayasa trafiğinin hızlanması bekleniyor. Meclis tatile girmeden önce yeni anayasa hazırlıklarına ilişkin olarak nabız yoklamak için siyasi partileri ziyaret eden TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un bu turlarını devam ettireceği ifade ediliyor.

Muhalefet cephesinden yeni anayasa konusunda olumlu bir tavır beklenmezken, Cumhur İttifakı cephesinde MHP’nin daha önce hazırladığı 100 maddelik teklif ve AK Parti’nin önceki dönemlerden kalan taslakları ile çalışma yapılabileceği belirtiliyor.

AK Parti ayrıca, TBMM’de bir öneri havuzu oluşturulması, STK’lar, üniversiteler, siyasi partiler, meslek örgütleri başta olmak üzere isteyen herkesin bu havuza anayasa ile ilgili tekliflerini sunma önerisini gündeme getirecek. Bu sistem devreye girerse, öneri getirmek isteyenlere 6 ay gibi belli bir süre tanınacak. Bu sürenin bitiminde de Meclis’te somut olarak yeni anayasa yazımına geçilecek.

Meclis Başkanlığı bu süreci Cumhur İttifakı’nın desteği ile yürütse de anayasanın Meclis’ten geçmesi için muhalefet partilerinin desteği şart olacak.

Paylaşın

Gelecek Ve DEVA Partisi’nin Birleşme Görüşmelerinde Yeni Aşamaya Geçildi

Gelecek Partisi ile DEVA Partisi’nin birleşme görüşmelerinde yeni aşamaya geçildi. Gelecek ve DEVA Partisi, 14 Mayıs 2023 seçimleri sonrası, Meclis’te ortak grup kurmak için görüşmeler yürütmüş, ancak görüşmeler sonuçsuz kalmıştı.

İki parti arasındaki birleşme görüşmelerinin ekim ayında yapılması planlanan olağan DEVA Partisi konseri öncesinde tamamlanması planlanıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Ahmet Davutoğlu’nun liderliğindeki Gelecek Partisi ile Ali Babacan’ın Genel Başkanlığı’nı yürüttüğü DEVA Partisi’nin birleşme görüşmelerinde yeni aşamaya geçildi. Yaz ayları boyuncu “heyetler” düzeyinde yürütülen görüşmeler liderler düzeyine taşındı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Davutoğlu, partisinin yetkili kurullarından Perşembe günü aldığı yetkinin ardından, Babacan’la bir araya geldi. Yaklaşık 4 saat süren görüşmenin ardından iki genel başkan, “birleşme görüşmelerinin sürdürülmesi” konusunda görüş birliğine vardı.

14 Mayıs 2023 seçimlerinen sonra, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi Meclis’te ortak grup kurmak için görüşmeler yürütmüş, ancak grup görüşmeleri sonuçsuz kalmıştı.

Bunun üzerine Gelecek Partisi, Saadet Partisi çatısı altında Meclis’te grup kurdu. DEVA Partisi ise 3 Milletvekili bulunan Demokrat Parti (DP) ile grup kurma arayışı başlatmış ancak DP yönetiminin mesafeli durması üzerine, bu girişim de sonuçsuz kalmıştı.

Gelecek Partisi ile birleşmek için görüşme trafiği yürütüldüğünü, geçtiğimiz haftalarda DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan katıldığı televizyon programında kamuoyuna açıkladı. Ancak Gelecek Partisi içinden bazı parti yöneticileri ve milletvekilleri, birleşmeye mesafeliydi.

Gelecek Partisi içinde birleşme konusunda yaşanan tartışmaları da dikkate alan Davutoğlu, birleşme ve yeni işbirliği arayışlarına ilişkin yol haritasını netleştirmek üzere Parti Yönetim Kurulu’nu Perşembe günü topladı.

Gelecek Partisi Parti Yönetim Kurulu toplantısı sonrasında yapılan açıklamada, siyasetin AKP ile CHP arasındaki “düşmanlaştırılmış iki kutup” arasında seyrettiği savunularak, “özgürlükçü-vatanperver-milli-muhafazakâr-demokrat” güçlü bir alternatife gereksinim olduğu vurgulandı.

Siyasi kulislerde Davutoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının önceden ilan edilmesi istediği iddiaları konuşuluyordu. Açıklamada bu iddialara ise, “Esasen siyasi ahlak ilkeleri dolayısıyla bugün siyasetçilerin hayali ile yaşadığı makamları terk etmiş biri olarak bugün de herhangi bir makam beklentisi yoktur” ifadelerine yer verildi. Mevcut cumhurbaşkanının halen görevinin başında olduğu ve yakın gelecekte seçim görülmediği vurgulandı.

Açıklamada, DEVA Partisi ile birleşme görüşmelerine özel vurgu yapılmadı, ancak Meclis’te, “özgürlükçü vatanperver, milli, muhafazakar demokrat” alternatif gruba gereksinim olduğu belirtildi:

“Özellikle TBMM’nde yer almakla birlikte tek başına grubu bulunmayan ve iktidar blokunda yer almayan bütün partileri ve bağımsız milletvekillerini ülkeyi kutuplaşma kıskacından çıkaracak ve siyasete hareket ve özgünlük katacak böylesi bir girişimi yeni yasama yılından önce ciddiyetle ele almaya ve katkıda bulunmaya çağırıyoruz. Böyle bir ittifak grubu oluştuktan sonra bu girişim TBMM dışındaki diğer partilerin desteğine ve katılımına açık olmalıdır.”

Parti yönetimi, Davutoğlu’na, bu hedef doğrultusunda görüşmeler yürütme yetkisi verdi. Açıklamada, “İktidar mensupları dahil hiç kimseye ve hiçbir siyasi gruba karşı ön yargımız ve ön şartımız yoktur. Gün egoların değil, akılların devreye sokulması günüdür. Gün geçmiş hesapların değil gelecek tahayyüllerinin konuşulması günüdür” ifadelerine yer verildi.

Görüşmelere devam kararı

Bu gelişmeler yaşanırken, Ali Babacan da Davutoğlu’ndan randevu istedi. Davutoğlu ise partisinin yetkili kurullarından, birleşme görüşmelerini yürütmek için yetki aldıktan sonra Babacan’a olumlu yanıt verdi ve iki isim akşam yemeğinde buluştu.

Edinilen bilgiye göre iki genel başkan, birleşme görüşmelerinin devamı konusunda görüş birliğine vardı. Her iki partiden 3’er parti yönetcisinin yer aldığı heyetler bir süredir görüşmelelerini yürütüyordu. Bu heyetler daha yetkili komisyonlar olarak belli plan dahilinde, birleşmeye ilişkin teknik hazırlığı da yapacak ve süreç liderlerin onayı doğrultusunda yürüyecek.

Birleşmenin hangi çatı altında olacağı veya yeni bir parti mi kurulacağı konusunun önümüzdeki süreçte netleşmesi bekleniyor. Ancak heyetlerarası yapılan ilk görüşmelerde, birleşmenin DEVA Partisi çatısı altında olması, birleşik partinin genel başkanının da Ali Babacan olması görüşü ağırlık kazanmıştı.

DEVA Partisi kurmayları, çatı konusunda bir sorun çıkmayacağını, Gelecek veya yeni bir parti çatısı altında da birleşmenin sağlanabileceğini, önemli olanın iki partinin “organik birleşmesi”nin sağlanması olduğunu ediyorlar.

Kulislere yansıyan bilgilere göre uzlaşma sağlanması halinde, birleşilen parti, Meclis’te Saadet Partisi grubu çatısı altında faaliyet gösterecek.

15 milletvekili olan DEVA Partisi’nin de katılımıyla Saadet Grubu 34 sandalyeye ulaşacak. Saadet Partisi Kocaeli Milletvekili Hasan Bitmez’in hayatını kaybetmesi nedeniyle Saadet grubunun devam edebilmesi için CHP’li Ali Fazıl Kasap, bu partiye katılmıştı. DEVA Partisi’nin katılımı halinde Kasap’ın da partisine dönmesi bekleniyor.

İki parti arasında uzlaşılan konulardan birisi de yeni Meclis grubunun mümkün olduğunca geniş tabana yayılması.

Bunun için de istemeleri halinde Demokrat Parti ve Yeniden Refah Partisi’ne de tüzel kişiliklerini korumaları koşuluyla, grup kapısı açık tutulacak. Bu formülle, muhalefetin temsil ve sesini daha fazla duyurması hedefleniyor.

İki parti arasındaki birleşme görüşmelerinin ekim ayında yapılması planlanan olağan DEVA Partisi konseri öncesinde tamamlanması planlanıyor.

Paylaşın

Meclis’teki Kavgalar İçin Harekete Geçildi: Sert Zemin Tedbiri

TBMM Genel Kurul salonunda yaşanan kavgaların ardından, konuşma kürsünün etrafındaki sert zeminle ilgili riskler, Meclis yönetimine de iletildi ve tedbir alınması istendi.

Meclis yönetimi gelen talepler üzerine, TBMM Genel Kurulu’nda risk oluşturan kısımlar için yerinde inceleme yaptı. Bu doğrultuda güvenliği sağlayacak ve estetiği bozmayacak bir düzenleme yapılması için çalışma başlatıldı.

TBMM Genel Kurul salonunda yaşanan kavgaların ardından yeni tedbirler geliyor. Saadet Parti’li Hasan Bitmez’in kalp krizi geçirip kafasını vurduğu ve TİP’li Can Atalay için yapılan oturumda bazı milletvekillerinin düşerek yaralanma tehlikesine neden olan “sivriliklerin” düzeltilmesi için harekete geçildi.

Türkiye gazetesinde yer alan habere göre; TBMM Genel Kurul salonunda milletvekillerinin konuşma yaptığı kürsünün yanındaki ve arkasındaki merdivenlerin sert zeminlerine karşı tedbir alınacak.

Genel Kurul salonunda zaman zaman milletvekilleri arasında yaşanan arbedelerde yere düşenlerin başını çarpması ihtimali büyük risk oluşturuyor. Meclis’te son olarak TİP’li Can Atalay için yapılan olağanüstü toplantıda büyük bir kavga yaşanmış, bazı milletvekillerinin yere düştüğü ve yaralandığı görülmüştü.

Geçen sene de Saadet Parti’li Hasan Bitmez, kürsüde konuşurken kalp krizi geçirip yere düşmüş, kafası merdivenlerin olduğu sert zemine çarpmış ve sonrasında da vefat etmişti.

Genel Kurul’daki kürsünün etrafındaki sert zeminle ilgili riskler, Meclis yönetimine de iletildi ve tedbir alınması istendi. Meclis yönetimi gelen talepler üzerine, TBMM Genel Kurulu’nda risk oluşturan kısımlar için yerinde inceleme yaptı. Bu doğrultuda güvenliği sağlayacak ve estetiği bozmayacak bir düzenleme yapılması için çalışma başlatıldı.

Paylaşın

Anayasa Tartışmaları: Hatimoğulları’ndan “Gündemimiz Değil” Yorumu

Anayasa’nın ilk dört maddesine ilişkin tartışmaları değerlendiren DEM Parti Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğlulları, “AKP’nin DEM Parti karşısında alternatif olsun diye iktidarın bütün olanaklarını seferber ederek büyütmeye çalıştığı bir yapı bu tartışmayı başlattı” dedi ve ekledi:

“Bunu yaparak Türkiye’deki esas gündemlerin üzerinin örtülmek istendiğini düşünüyorum. Bu dört maddenin bu şekilde gece gündüz konuşulmasının sebebi bu. Yoksulluk, adaletsizlik, işsizlik konuşulmasın diye bu gündemi köpürtüyorlar. Bir başka amaçları da bizi bu tartışmanın içine çekip kriminalize etmek, hedef göstermek ve diğer tüm sözlerimizi görünmez kılmak. Ama bizim gündemimiz bu değil.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkan Tülay Hatimoğlulları, Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’a konuştu.

“Normalleşme”,  “Yeni Anayasa” ve “Anayasa’nın ilk dört maddesi”ne ilişkin tartışmaları değerlendiren Tülay Hatimoğulları şunları söyledi:

“Şu an zemin normal değil. AKP ve CHP’nin yan yana gelerek ‘Biz süreci normalleştiriyoruz’ demeleri süreci normalleştirmez. Nitekim normalleşmediğini gördük. Artık normalleşme tartışmaları neredeyse ortadan kalktı.

Normalleşme Türkiye’deki mevcut rejimin ortadan kalkmasıyla mümkün olur. Siz bir yandan otoriter rejimi inşa etmeye devam edeceksiniz, toplumu kutuplaştıracaksınız, ayrıştıracaksınız, 25 milyonu aşkın Kürt’ü yok sayacaksınız, halkı açlığa mahkum edeceksiniz; böylesi bir atmosferde normalleşmeden bahsedilebilir mi? AKP iktidarı normalleşmeyi muhalefeti kendi minderine çekmek için kullanıyor. Muhalefet bu tuzağa düşmemeli.

Normalleşme için zemin müsait olmadığı gibi anayasa için de müsait değil. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi, toplumda her şey güllük gülistanlıkmış gibi, her şey normalmiş gibi anayasa konuşuyorlar. Çünkü AKP kendi anormalliğini toplumun normal kabul etmesini istiyor.

Böylesi bir zeminde anayasa tartışması yürütmek mümkün değil. İktidar her fırsatta, herkesle gerilimi yükseltiyor. Mevcut anayasayı dahi uygulamıyor. Fakat bir anayasa yapım sürecine Türkiye’nin ihtiyacı var. Sanırım Türkiye’de anayasa değişikliğini en çok isteyen siyasi parti biziz. Çünkü bu anayasadan en çok biz mağduruz. Bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleri, kadınları, gençleri, Kürtleri, Alevileri mağdur.

Anayasa demokratik bir zeminde yapılır. Ama şu anda asgari düzeyde dahi böyle bir zemin yok. Bizim için yol temizliği yapılmadan, demokratik zemin oluşmadan yapılan bir anayasa tartışması gerçekçi değil.

Toplumu ilgilendiren meseleler konuşulurken sağduyuya dayanan bir müzakere, ortak akıl ve tarihsel hafızayı esas almalıyız. Halkın, STK’ların, derneklerin, demokratik kitle örgütlerinin dahil olması son derece önemli. İkinci yüzyıla birinci yüzyılın siyasal aklı, düzeni ve alışkanlığıyla girmemeliyiz.

Anayasanın ilk dört maddesinin tartışmaya bu şekilde açılmasının birçok tartışmayı gölgelediğini düşünüyoruz. Mevzu ilk dört madde tartışmak mıdır? AKP’nin DEM Parti karşısında alternatif olsun diye iktidarın bütün olanaklarını seferber ederek büyütmeye çalıştığı bir yapı bu tartışmayı başlattı. Bunu yaparak Türkiye’deki esas gündemlerin üzerinin örtülmek istendiğini düşünüyorum. Bu dört maddenin bu şekilde gece gündüz konuşulmasının sebebi bu.

Yoksulluk, adaletsizlik, işsizlik konuşulmasın diye bu gündemi köpürtüyorlar. Bir başka amaçları da bizi bu tartışmanın içine çekip kriminalize etmek, hedef göstermek ve diğer tüm sözlerimizi görünmez kılmak. Ama bizim gündemimiz bu değil.”

“İktidar yönetme ehliyetini yitirmiştir”

Erken seçim tartışmalarını da değerlendiren Tülay Hatimoğlulları, “Muhalefetin yakın geçmişteki en somut hatalarından biri bütün umudu sadece sandığa bağlamak oldu. 2023’te bunun somut sonuçlarını gördük” dedi ve ekledi:

“Erken seçim talep edilebilir, erken seçim yapılabilir ama toplumsal muhalefet gelişkin bir şekilde kendi varlığını hissettirmezse, daha örgütlü hareket etmezse seçim tek başına değişim gücü değildir. Evet, iktidar yönetme ehliyetini yitirmiştir. Fakat asıl değişim gücü toplumdaki dinamizmin örgütlü bir şekilde iktidara güçlü yönelmesiyle sonuç alır. Bunun yanında muhalefetin topluma güven vermesi lazım. Ancak bunlarla birlikte sandık kurulursa başarı elde edilir.”

Tülay Hatimoğulları’nın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Erdoğan’dan “Savunma Sanayi” Mesajı: Çalışmalarımızı Devam Ettireceğiz

Jandarma ve Emniyet teşkilatlarına yeni araçların hizmete alımı nedeniyle düzenlenen törende konuşan Erdoğan, “Savunma sanayiinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşana kadar çalışmalarımızı devam ettireceğiz” dedi.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Havalimanında, Jandarma ve Emniyet teşkilatlarına yeni araçların hizmete alımı dolayısıyla düzenlenen törende açıklamalarda bulundu. Erdoğan şunları söyledi:

“Vatan için hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Dün Gaziler Günü’ydü, tüm gazilerimizi şükran ile yad ediyorum. Emniyet ve Jandarma teşkilatımız hiç tartışmasız ülkemizin de milletimizin de kıvanç kaynağıdır. Tüm kutsal değerlerimiz teminat altındaysa hiç şüphesiz bunda aslan payı polis ve jandarmalarımızındır.

Bugün Jandarma ve Emniyet teşkilatımıza 7 bin 204 aracı kazandırıyoruz. Ömrü dolan araçlarımızı yeniliyoruz. Bu araçların 5 bin 1 tanesini emniyet, 2 bin 203 adedini ise jandarmamız kullanacak. BU araçlar asayiş, terör ve uyuşturucu faaliyetlerinde kullanacaklardır. Yeni araçlarımızın şimdiden hayırlı olmasını diliyorum. Sadece personel sayısı ile güvenliği sağlayamayız. Teknik donanım ve teknolojik kapasitemizi de kullanmamız şart.

Devletin asli vazifesi vatandaşın huzur ve güvenliğini sağlamaktır. Huzur ve güven olmazsa devlet de huzur da demokrasi de olmaz. Biz yakın tarihimizde güvenlik noktasında yaşanan sıkıntıların acılarını çok çekmiş bir ülkeyiz. 70’lerde ülkemizin nasıl kaosa sürüklendiğini gayet net hatırlıyoruz. Pırıl pırıl evlatlarımızı 90’larda kaybettik. Ekonomik olarak da çok ciddi kaybımız oldu.

“Ülkemizi büyük yatırımlarla donattık”

2002’de göreve geldiğimizde asayiş konusuna büyük önem verdik. Ülkemizi büyük yatırımlarla donattık. Yeni mücadele konseptleri geliştirdik. Terörü kaynağında yok etme stratejimiz bunlardan biriydi. Zehir tacirlerine göz açtırmama bunlardan biriydi. Kendini devletten, kanundan nizamdan üstün gören alçakların tepesine tepesine bindik.

Terör örgütlerine sınırımızın içinde ve dışında nefes alacak alan bırakmadık. 2024’te PKK’sından FETÖ’süne, DEAŞ’ından DHKP/C’sine 35 bin 500 operasyon düzenlendi. 835 terörist etkisiz hale getirildi. 70 terör eylemi engellendi. Her gün üst düzey bir teröristten imha haberini alıyoruz. Bunu kendi silahlarımızla gerçekleştiriyoruz.

Lübnan’a yönelik düzenlenen siber saldırılar, yerli sistemlere yaptığımız yatırımların kıymetini ortaya koydu. Savunma sanayinde tam bağımsız Türkiye hedefine ulaşana kadar çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Güvenlik güçlerimiz katil sürelerinin peşlerini bırakmıyor. Aynı şey zehir ve insan tacirleri için de geçerlidir. Türkiye’nin huzurundan en ufak bir taviz veremeyiz. Devletimize, milletimize ya da demokrasimize yönelik en küçük tehdidi görmezden gelemeyiz.

Türkiye’nin bugün ulaştığı seviyede sizin emeğinizin büyük rolü bulunuyor. Aşılmaz denilen dağlarda Gabar’da, Cudi’de, Bestler-Dereler bölgesinde mağaralara girdiniz ve oraları teröristlerden temizlediniz. Allah ayağınıza taş değdirmesin, sizler bizim gururumuzsunuz. Siz bu milletin bağrından çıkmış öz ve öz evlatlarısınız.

Vaadedilmiş toprak hayalleri kuranlar bizden rahatsız oluyorlar. Silah lobileri, bizden, büyüyen ve güçlenen Türkiye’den rahatsız oluyor. Rehavete kapılmayacağız, gardımızı asla indirmeyeceğiz. Tahriklere karşı her zaman dikkatli olun. Milletimizle el ele, gönül gönüle verin. Üzerinizdeki üniformada şehitlerimizin, gazilerimizin hakkının olduğunu unutmayın.

Kahramanlıkla yürüttüğünüz tüm hizmetleriniz için şimdiden teşekkür ediyorum.”

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Türkiye’ye “Osman Kavala’yı Serbest Bırakma” Çağrısı

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM), Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “bağlayıcı kararlarına uymaya” ve Osman Kavala’yı derhal serbest bırakmaya” çağırdı.

Türkiye taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği AİHM kararlarına uymakla yükümlü.

Komite üyeleri 17-19 Eylül tarihlerinde gerçekleştirdikleri toplantılarda Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilen iş insanı Osman Kavala hakkında AİHM tarafından 10 Aralık 2019 tarihinde açıklanıp 11 Temmuz 2022 tarihinde onaylanan kararın icra sürecini de görüştü.

Toplantıların ardından 19 Eylül’de Bakanlar Komitesi’nin internet sayfasında yayınlanan metinde Türkiye’ye bir kez daha AİHM kararlarını yerine getirme yükümlülüğü hatırlatıldı. Türk yetkililerden, 24 Ekim’de Türkiye’de yapılacak ikinci üst düzey teknik toplantıya Kavala hakkındaki yargı kararlarının uygulanması yolunda “somut ve sonuç odaklı önerilerle gelmeleri” istendi.

Komite ayrıca, Anayasa Mahkemesinin Kavala’nın bireysel başvuru dosyasını hâlâ incelememiş olmasından duyduğu “üzüntüyü” kaydetti. Yargı dahil Türk makamları Kavala’nın derhal serbest kalmasını sağlayacak adımlar atmaya davet edildi.

Osman Kavala, Bakanlar Komitesinin atıf yaptığı AİHM kararına Türk mahkemelerinin uymayı reddettiği gerekçesiyle 18 Ocak 2024 tarihinde ikinci kez AİHM’ye başvurmuştu.

Bu ikinci davaya Türkiye Barolar Birliği, İfade Özgürlüğü Derneği, İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), Uluslararası Hukukçular Komisyonu ve Amerikalı aktör George Clooney ve eşi insan hakları avukatı Amal Clooney tarafından kurulan Clooney Vakfı gibi kuruluşlar da müdahil olmak için talepte bulunmuştu.

Diğer başka kurumlarla birlikte Clooney Vakfının başvurusu da AİHM tarafından kabul edildi. Vakfın destekçileri arasinda Bill ve Melinda Gates Vakfı, Microsoft, Versace Vakfı, Smith Aile Fonu, Amerikan Barolar Birliği ve Uluslararası Barolar Birliği de var.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye, Müteahhitler İçin Vergi Cenneti: Çok Kazandılar Hiç Vermediler

“ENR en büyük 250 uluslararası müteahhitlik firması listesi”ne giren Türkiye sermayeli şirketlerin vergi karnesi dikkat çekti: 20’si 2023 yılında, 15’i 2022 yılında, 23’ü 2021 yılında hiç vergi vermediler.

Erdoğan, “En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirleri 2002 yılında 106.5 milyar dolar seviyesindeydi. 2023 yılında bu tutar 430 milyar dolar sınırına geldi. 2030’larda bunun 750 milyar dolara çıkması bekleniyor” demişti.

Türkiye’de ana muhalefetin 5’li çete olarak adlandırdığı Limak, Rönesans, Kalyon, Makyol ve Kolin şirketlerin de arasında olan dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve 18.5 milyar dolar tutarında proje üstlenen Türkiye sermayeli 43 şirketin 20’si 2023 yılında hiç vergi vermedi.

Engineering News Record (ENR) dergisinin, dünyanın önde gelen müteahhitlik firmalarının uluslararası piyasalarda bir önceki yılda elde ettikleri gelirlere göre sıralandığı “ENR en büyük 250 uluslararası müteahhitlik firması listesi”ne giren Türk sermayeli şirketlerin vergi karnesi dikkat çekti.

Evrensel’den Uğur Zengin‘in haberine göre listeye giren Türkiye sermayeli şirketlerin 20’si 2023 yılında, 15’i 2022 yılında, 23’ü 2021 yılında Türkiye’de vergi ödemedi.

İktidara yakınlığı ile tanınan Nihat Özdemir’in patronu olduğu Limak, 2023 yılında iki sıra yükselerek dünyanın en büyük 43. inşaat şirketi oldu. Limak aynı zamanda Rönesans İnşaat’ı da aynı yıl geçti. Limak son beş yılın üçünde hiç vergi ödemedi. Şirketin 2021’de ödediği vergi 5 milyon TL olurken, 2022’de 23.4 milyon TL vergi ödedi.

Limak İnşaat 2022’de 25 milyar TL ciro, 4.3 milyar TL vergi öncesi kâr elde etmişti. Limak’ın kârına oranla ödediği vergi oranı yüzde 0.54 oldu. Limak İnşaat, vergi ödemediği 2023 yılında 28.1 milyar TL ciro elde etti.

Rönesans İnşaat, dünyanın en büyük 58. inşaat şirketi oldu. Şirket 2023 yılında hiç vergi ödemedi. Rönesans Holding 2023 yılında 18 milyar TL net kâr elde etmişti.

Geçtiğimiz yıl dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve 2023 yılında hiç vergi ödemeyen Türkiye sermayeli şirketler şunlar oldu: Limak, Rönesans, Yapı Merkezi, Ant Yapı, Aslan Yapı, Çalık Enerji, Tav, Nurol, Tekfen, Polat Yol, Alarko, Sembol, Yenigün, GAP, Dekinsan, Yüksel, Üstay, NATA, IC İçdaş, Doğuş.

Dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve son üç yılın tamamında hiç vergi ödemeyen 13 şirket ise şu şekilde: Yapı Merkezi, Ant Yapı, Tav, Nurol, Tekfen, METAG, Polat Yol, SEMBOL, Yenigün, GAP, Dekinsan, Yüksel, IC İçdaş, Doğuş.

“Büyüyen pastadan daha büyük pay alacağız”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan düzenlenen ödül töreninde inşaat patronlarına şu şekilde seslenmişti:

“En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirleri 2002 yılında 106.5 milyar dolar seviyesindeydi. 2023 yılında bu tutar 430 milyar dolar sınırına geldi. 2030’larda bunun 750 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Önümüzde halen keşfedilmeyi bekleyen çok büyük bir potansiyel var. Şunun bilinmesini isterim, sizlerin başarısı ülkemizin başarısıdır. Yurt dışındaki başarılarınızla sadece ekonomimize değil ülkemizin dünya üzerindeki itibarına da büyük katkılar sağlıyorsunuz.

Biz de hükümet olarak her ihtiyacınızda, her meselenizde sizin yanınızda olmaya gayret gösteriyoruz. İş adamlarımızın, müteahhitlerimizin, girişimcilerimizin meselelerini, yaptığımız görüşmelerde sık sık dile getiriyor ve çözüm arıyoruz. İnşallah bundan sonra da sizin yanınızda olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

Mansur Yavaş “CHP’den Ayrılacak” İddialarına Açıklık Getirdi

“CHP’den ayrılacak” iddialarına ilişkin açıklama yapan Mansur Yavaş, “Bu asılsız iddiaların aynı şahıslar tarafından kulis bilgisi adı altında sürekli gündeme getirilmesinde artık kötü niyet arıyorum. Kirli siyasete alet olmayacağım” dedi.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, hakkında çıkan iddialarla ilgili Habertürk’e konuştu. Mansur Yavaş şu ifadeleri kullandı:

“Son dönemde kulis bilgisi adı altında sürekli mesnetsiz haber, köşe yazısı ve yorumlara konu olduğumuzu görüyorum. ‘Yavaş partisinden ayrılacak. Başka partiden aday olacak. Farklı siyasi partilerle görüşüyor’ şeklinde birçok asılsız iddianın konusu oluyorum.

Fakat, gerçeklerin oralarda yazanlar ve anlatılanlarla yakından uzaktan bir ilgisi yok. Adaylık konusu başta olmak üzere şu an tartışılan tüm konular zamanı geldiğinde oturulur konuşulur. Ancak; bu asılsız iddiaların aynı şahıslar tarafından kulis bilgisi adı altında sürekli gündeme getirilmesinde artık kötü niyet arıyorum. Kirli siyasete alet olmayacağım.”

Paylaşın

DEM Parti’den “Yeni Anayasa İçin Öneriler Sundu” İddialarına Yalanlama

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Parti olarak Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş ile Anayasa’ya dair yeni bir görüşmemiz olmadığı gibi bu konuda öneri veya taslak niteliği taşıyan herhangi bir açıklamamız da olmamıştır” dedi ve ekledi:

“DEM Parti kendi içinde Anayasa Koordinasyonu çalışmalarını sürdürüyor; ilgili ve yetkili kurullarımız dışında maksatlı bir şekilde dolaşıma sokulan bazı haberlerin nedenini biliyoruz. Bu oyunu görüyoruz. Partimiz açısından bağlayıcılığı olmayan bu haberler dikkate alınmamalıdır.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), özellikle sosyal medyada yayılan “yeni anayasa çalışmaları için hazırlanan taslak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a sunuldu” iddialarını yalanladı.

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kurtulmuş’la yeni anayasa tartışmalarına ilişkin görüşmelerinin olmadığını, bu konuda öneri ve taslak da açıklamadıklarını duyurdu.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan sözcü Doğan, şu ifadeleri kullandı: “DEM Parti olarak Meclis Başkanı Sayın Kurtulmuş ile Anayasa’ya dair yeni bir görüşmemiz olmadığı gibi bu konuda öneri veya taslak niteliği taşıyan herhangi bir açıklamamız da olmamıştır.

DEM Parti kendi içinde Anayasa Koordinasyonu çalışmalarını sürdürüyor; ilgili ve yetkili kurullarımız dışında maksatlı bir şekilde dolaşıma sokulan bazı haberlerin nedenini biliyoruz. Bu oyunu görüyoruz. Partimiz açısından bağlayıcılığı olmayan bu haberler dikkate alınmamalıdır.”

Bazı sosyal medya hesapları ve haber sitelerinde kaynağı belli olmayan şekilde “DEM Parti’nin, yeni Anayasa için Meclis’e ‘özerklik’, ‘ikinci resmi dil’ ve ‘Türkiye vatandaşlığı’ önerileri sundu” iddiaları ortaya atılmıştı.

Paylaşın