DEM Parti’den “Süreç Komisyonu”na Çağrı: Abdullah Öcalan Dinleyin

DEM Parti’nin “Süreç Komisyonu” üyeleri, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın komisyon tarafından dinlenmesinin, sorunun kalıcı çözümü için bir gereklilik olduğunu açıkladı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun çalışmalarına ilişkin önemli bir yazılı açıklama yayımladı. Partinin komisyon üyeleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Hakkı Saruhan Oluç, Celal Fırat ve Cengiz Çiçek imzasıyla yayımlanan metinde, komisyonun barışa ve çözüme dair tarihi bir rol üstlenebileceği vurgulandı.

DEM Parti, kalıcı bir çözümün sağlanması için komisyonun atması gereken en önemli adımı net bir şekilde dile getirdi. Açıklamada, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın komisyon tarafından dinlenmesinin, sorunun kalıcı çözümü için bir gereklilik olduğu belirtildi.

Açıklamada yer alan ifadede, “Komisyonun Sayın Öcalan’ı dinlemesi, mevcut sürecin başarıyla nihayete erdirilmesi açısından belirleyici önemdedir” denilerek, Öcalan’ın görüşlerinin mevcut diyalog sürecinin sağlıklı ilerlemesi için anahtar rol oynayacağı vurgulandı.

DEM Partili komisyon üyelerinin açıklaması şöyle: “TBMM bünyesinde kurulmuş bulunan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5 Ağustos 2025 tarihinden itibaren faaliyetlerine devam etmektedir. Komisyon, Kürt meselesinin demokratik ve barışçı çözümüne katkı sunacak hukuki ve siyasi zeminin tesisi amacıyla oluşturulmuştur.

Cumhuriyet’in en temel sorunlarından birisi etrafında, halk iradesinin tamamına yakınını temsil eden siyasal partilerin Komisyon’da temsil edilmesini son derece kıymetli bulduğumuzu tekrardan belirtmek isteriz. Ortaya çıkan bu siyasal irade, sorunun çözümü için tarihsel rolü olması gereken siyaset kurumunu ve alanını, ilk defa bu düzeyde çözümün muhataplığına yakınlaştırmıştır.

Kendine has özellikleriyle öne çıkan, tarihsel çağrıların ve gelişmelerin gerçekleştiği bu süreçte, Komisyon’un parlamento zemininde kendi rolünü oynamasına dönük kamuoyu beklentisi yüksektir. Komisyon’un her şeyin muhatabı olmadığını bilmekle birlikte, rolünü doğru ve işlevsel oynaması durumunda tarihsel gelişmelere kapı aralayacak bir katkısının olacağının da bilincindeyiz.

1. Komisyon çalışmalarındaki birinci aşama tamamlanmakta ve dinlemelerin sonuna yaklaşılmaktadır. Farklı çevrelerden kişi ve kurumların barışa ve çözüme dair düşüncelerini, önerilerini son derece kıymetli bulduğumuzu yeniden ifade etmek isteriz. Partimiz açısından dinleme safhasının ana çıktısı, Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümünün kaçınılmazlığıdır. Referansları, dayanakları farklı olsa da Komisyon’da ifade edilenler, Kürt meselesinin tarihsel olarak çözümünün zorunlu olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

2. Sürecin pozitif barış aşamasına geçmesinin en az çatışmasızlık hali olarak değerlendirilen negatif barış aşaması kadar önemli olduğu birçok kurum ve kişi tarafından ifade edilmiştir. Pozitif barış için “adaletin tesisi, toplumsal güvenin inşası, eşitliğin kurumsallaşması, farklı kimliklerin bir arada eşit olarak ve barış içinde yaşayabilme iradesinin net bir şekilde ortaya konulması” gerektiği; güven ortamının “karşılıklılık ilkesiyle sağlanabileceği”; sorunun sadece “silahlı hareket boyutuna sıkıştırılamayacağından” hareketle “kök nedenlerin ortadan kaldırılmasının” önemi; “sadece güvenlik politikalarıyla kalıcı barışın sağlanamayacağı”; “ret, inkar ve asimilasyon politikalarından vazgeçilmesi” gibi dinlemeler safhasında öne çıkan tespitleri çok kıymetli buluyoruz. Komisyonun bundan sonraki çalışmalarında, dinlemelerde öne çıkan bu önerilerden faydalanması gerektiğinin altını önemle çiziyoruz.

3. Sorunu siyasal, kültürel, toplumsal ve ekonomik boyutlarıyla ele alarak kalıcı çözümün geliştirilmesi doğru olandır. Meselenin bölgesel ve küresel bir karakter kazandığının da bilinciyle, örgütsel, siyasal ve toplumsal karşılığı ve belirleyicilik düzeyi açık olan Sayın Abdullah Öcalan’ın komisyon tarafından dinlenmesi, sorunun kalıcı çözümü için bir gereklilik olarak ele alınmalıdır. Gerçek çözüm, sorunu ismiyle çağırmaktan ve bulunduğumuz tarafa göre gerçeği eğip bükmeden hakikate göre düşünmekten, adım atmaktan geçmektedir. Komisyonun Sayın Öcalan’ı dinlemesi, mevcut sürecin başarıyla nihayete erdirilmesi açısından belirleyici önemdedir.

4. Meclis açılışıyla birlikte siyasal ve toplumsal aşama olarak nitelendirebileceğimiz birinci aşama, yerini hukuk aşaması olarak tarif ettiğimiz ikinci aşamaya bırakacaktır. Komisyon’un varlık gerekçesi, sürecin gerektirdiği yasa düzenlemelerine ilişkin tavsiyeler ve taslaklar oluşturmaktır. Partimizin ilgili kurullarının sürecin başından itibaren Geçiş Dönemi Kanunu, İnfaz Kanunu, TMK, TCK ve CMK’de ihtiyaç duyulan değişiklikler; başta kayyım düzenlemesi olmak üzere yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve demokratikleştirilmesi; ayrımcılıkla mücadele düzenlemeleri ve anadilinde eğitim-öğrenim gibi başlıklarda hazırlığı bulunmaktadır.

Yeni yasama yılının açılışıyla birlikte Komisyon’a üye veren partilerin ilgili başlıklarda somut öneriler sunması ve bu öneriler üzerinde ortaklaştırma hedefiyle çalışılması ikinci aşamanın en temel görevidir. Çünkü çatışma zemininin kalıcı olarak ortadan kaldırılmasının en önemli adımlarından birisi de hukukun tesisi ve yasa önünde eşitliğin sağlanmasıdır.

5. Öte yandan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin, 17 Eylül 2025 tarihli kararında Barış ve Demokratik Toplum Sürecine atıf yaparak, umut hakkına dair Komisyon ve parlamentonun görevlerine işaret etmesi dikkate değerdir. Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’de ilgili siyasal ve hukuki adımlara işaret ettiği bir ortamda, umut hakkı bağlamında sürecin gerektirdiği adımları atmak, inisiyatifleri almak ve bunu bir ilke olarak kabul etmek Kürt sorununda adil, eşit, demokratik ve toplumsal çözümün en hayati gelişmelerinden birisi olacaktır.

6. Komisyon faaliyetleri kapsamında DEM Parti olarak temel amacımız, Kürt sorununu çatışma zemininden uzaklaştırarak hukuki ve siyasi çözümün olanaklarını yaratmaktır. Kürt meselesinin demokratikleşme perspektifiyle ve bunun gerektirdiği zihniyet dönüşümüyle ele alınması kaçınılmazdır. Dinlemeler esnasında bir akademisyenin belirttiği gibi “Her barış demokrasiyle sonuçlanmayabilir, ancak Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’ye demokrasi gelmeyecektir.”

Paylaşın

Arıkan, Erdoğan’ı Hedef Aldı: Amerika İle Dost Olan İsrail’le Düşman Olamaz

CHP’nin Eyüpsultan’da düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginde konuşan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, ABD Başkanı Trump’a ‘dostum’ diyen Erdoğan’ı hedef alarak “Amerika ile dost olan İsrail’le düşman olamaz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 56. kez düzenlediği “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginin bu hafta İstanbul’daki adresi Eyüpsultan olurken, mitingin teması her zamankinden farklı olarak Filistin oldu.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, mitingde bir konuşma yaptı. Mahmut Arıkan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

”Sözlerimin hemen başında, Filistin halkının haklı direnişine destek veren, bu uğurda mücadele eden ve büyük bedeller ödeyen, Necmettin Erbakan’dan, Deniz Gezmiş’e, Rachel Corrie’den, Ayşenur Ezgi Eygi’ye tüm Filistin dostlarını sonsuz bir saygı ile selamlıyorum. Bugün bizi Filistin Başkonsolosluğu’nun yanında, Eyüp Sultan Hazretlerinin manevi makamında sizlerle buluşturan Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e ve değerli yol arkadaşlarına en içten teşekkürlerimi iletiyorum. Bugün 24 Eylül 2025, tarihe not düşmek için gözbebeğimiz İstanbul’dayız.

Biz; inancımızın, haktan ve adaletten yana duruşumuzun bir gereği olarak buradayız. Filistin’in, Gazze’nin, Kudüs’ün ve Mescidi Aksa’nın yanında olduğumuz için buradayız. Filistin, bugün dünyanın dört bir yanında birbirinden çok farklı yaşam tarzını benimsemiş milyarlarca insanın tek yürek olduğu bir meşaleye dönmüştür. Zulümlere kayıtsız kalan, tek tip dünya vatandaşı üretmeyi arzulayan siyonist mekanizmalar vicdan sahibi evrensel mozaik karşısında aciz kalmıştır. Milliyetçi, sosyalist, muhafazakar veya liberal; milyarlarca insanın ağzından tek bir söz yükseliyor: ‘Nehirden Denize Özgür Filistin.’

Sendikacıdan işverene, akademisyenden öğrenciye, sporcudan taraftara, müzisyenden tiyatrocuya dünyanın tüm renkleri, katledilen insanlar için bir araya geldi. İşte halkların bu desteği, başlangıçta çekimser davranan, hatta İsrail’den yana tavır takınan hükümetleri bile Filistin devletini tanımaya mecbur bıraktı. Ancak, tüm bunlara rağmen İsrail Gazze’de katliamlarına devam ediyor. Canı istediğinde, Ortadoğu’da canının istediği yeri bombalıyor Dolayısıyla, bu tanıma kağıt üzerinde kalmamalıdır.

Bu tanıma, Filistin’deki işgali, Gazze’deki soykırımı durduracak, İsrail’in küresel bir tehdit haline gelen saldırganlığına son verecek ve İsrail’in işgal ettiği tüm topraklardan geri çekilmesini sağlayacak bir eylem planına, bir yaptırım sürecine dönüştürülmelidir. Aksi takdirde bu tanıma, senaryosu Tel Aviv’de yazılmış, New York’ta sahneye konulmuş, bir tiyatrodan öteye geçmeyecektir. Burada en büyük sorumluluk elbette hani şu ‘dostum’ dediğiniz işte ona düşüyor. Amerika çok net, çok pervasız.

imdi buradan, bu meydandan yarın Amerika’da Trump ile masaya oturacak olanları uyarıyoruz: İsrail’in işgalini, soykırımını yok sayacak hiçbir girişimin ortağı olmayın. Filistin halkının ve Gazze’nin direnişini kıracak hiçbir adıma ortak olmayın. ‘Dostum’ dediğiniz Trump’ın Gazze’yi kumarhanelerle, otellerle, eğlence merkezleriyle işgal etme planına alet olmayın. Kendi iktidarlarınızın devamı için Büyük Ortadoğu Projesi gibi Büyük İsrail Projesi gibi, emperyalist, Siyonist planların sakın ha taşeronu olmayın.

Aslında biz, bu şartlar altında hiçbir şekilde Türkiye ile ABD’nin pazarlığa oturmasını asla kabul etmiyoruz. Bakınız, ABD Dışişleri Bakanı Rubio dün bazı açıklamalar yaptı. Buradan iktidara açıkça sesleniyorum: Türkiye Cumhuriyeti’nin onuru hiç kimsenin kibirli söylemlerine malzeme yapılamaz. ABD Dışişleri Bakanı Rubio resmî olarak özür dilemedikçe, Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Trump ile masaya oturmamalıdır. Bu mesele şahısların değil, doğrudan devletimizin izzet ve haysiyet meselesidir. Biz, sizden Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Amerika’nın küstah tavırlarına karşı Erbakan ve Ecevit duruşunu bekliyoruz. Şunu unutmayalın, Amerika ile dost olan, İsrail’le düşman olamaz.

”İsrail faşizmin Ortadoğu şubesidir”

Kıymetli Filistin sevdalıları, Filistin topraklarında, iki değil 77 yıldır işgal varr. 1948’de Filistinlilerin yaşamlarını, topraklarını, zeytin ve limon ağaçlarını yok sayan İsrail ne ise 24 Eylül 2025’te ki İsrail, aynı İsrail’dir. 2025’te Netanyahu 21. Yüzyılın Hitleri, İsrail de faşizmin Ortadoğu şubesidir. Şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Merhum Necmettin Erbakan Hocamızın partilerinin kapatılmasının, siyasi yasaklar almasının, mütemadiyen önüne engeller çıkarılmasının en baş sebebi Siyonizm’in karşısında, Filistin halkının yanında duruşundan kaynaklıdır.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını İsrail’e karşı Filistin halkının yanında olmaya iten sebep neyse bugün de aynı sebepler devam etmektedir. İşte bu sebeple, bu tarihi miting çok kıymetlidir. Yarın Trump ile görüşecek olanlar, kendi partilileri de dahil, tüm Türkiye’nin Filistin halkının yanında olduğunu bilerek masaya oturmalıdır. Tabii biz ‘tüm Türkiye Filistin halkının yanındadır’ derken, iktidarın yöneticilerini kastetmiyoruz. İktidar, kendi tabanına rağmen, kendi seçmenine rağmen, İsrail ile simbiyotik ilişkilerini sürdürmektedir. Herkes biliyor ki, Bakü-Ceyhan boru hattından İsrail’e petrol sevkiyatı devam ediyor. Varil başına ‘1 dolar 27 cent’ hesabı devam ediyor.

İletişim Başkanlığı’nın tüm yalanlamalarına rağmen İsrail’e sevkiyat yapan gemiler limanlarımızı kullanmaya devam ediyor. ‘Yapmıyoruz’, dedikleri İsrail ile ticaret dolaylı yollardan devam ediyor. Kürecik’ten, İncirlik’ten İsrail ile istihbarat paylaşımı hala devam ediyor. Bütün bunları dile getiren Filistin dostu gençlere yönelik, engellemeler, gözaltılar, tutuklamalar ve ev hapisleri devam ediyor.

Bu akşam, bu meydandan, İstanbul’umuzdan, Eyüp Sultan Hazretlerinin manevi makamının yanı başından iktidara sesleniyoruz: Türkiye mutlaka net olmalıdır ve somut adımlar atmalıdır. İsrail ile tüm anlaşmalar, tüm diplomatik ilişkiler iptal edilmelidir. İsrail’i tanıma kararı geri çekilmelidir. Bakü-Ceyhan boru hattından İsrail’e petrol sevkiyatına son verilmelidir. Limanlarımızdan İsrail’e sevkiyata son verilmelidir. Türkiye’de ikamet ettiği halde İsrail’in Gazze’deki savaş ve soykırım suçuna iştirak ettiği tespit edilen herkes yargı karşısına çıkarılmalıdır. Başta Kürecik ve İncirlik olmak üzere askeri üslerde İsrail lehine olan tüm faaliyetler durdurulmalıdır.

Ne dediğimizi iyi anlayın: Biz, iktidardan miting yapmasını, hamasi nutuklar atmasını, kınama mesajları yayınlamasını, Trump’ın yanında havalı pozlar vermesini istemiyoruz. Biz İsrail’e karşı tam ambargo, tam tecrit, tam boykot tam yaptırım istiyoruz. Türkiye’nin elindeki imkânlar sınırlı değildir. Yıllardır yaptıkları yanlış uyulamalara rağmen güçlü bir ülkedir. Gazze’ye uluslararası bir barış gücü gönderilmesi için Türkiye acil ve kararlı girişimlerde bulunmalıdır. Ancak bu temasta bulunurken şu noktaya da dikkat çekmek isttiyotum: Bu barış gücü, direnişi kırma, işgali pekiştirme ve Gazzelileri yerlerinden etme planının bir parçası olmamalıdır.

Buraya gelirken, sizlere Akdeniz’den, Sumud Filosu’ndan selamlar getirdim. Gemilerdeki arkadaşlarımızla sürekli görüşüyorum. Çok zor bir yolculuk yapıyorlar. Hem bir yandan zorlu deniz şartlarıyla hem de İsrail’in tacizleriyle mücadele ediyorlar. Ama güçlerini, kararlılıklarını buradaki vicdanları insanlardan alıyorlar. Hepsinin sizlere çok çok selamları var.

AK Parti iktidarının, böylesi tarihi bir uluslararası girişimin güvenliğini sağlamak için hem uluslararası toplumu harekete geçirmeli hem de kendisi bizzat Sumud Filosunun yanında durmalıdır. Eğer iktidar yaptığı konuşmalarda gerçekten samimiyse, Sumud Filosuna sahip çıksın. İşte Akdeniz orada, işte Sumud Filosu orada. Bu gece bir karar alın. Sumud Filosu’nu korumaya alın. Sizin güvenliğinizle Gazze limanlarına sağ salim yanaştırın ki sizin gerçekten samimi olduğunuzu görebilelim.

”Kimseyi umutsuzluğa düşürmeyeceğiz”

Şunu tüm kalbimle inanarak söylüyorum: İktidarlara rağmen bizler, bayrağımızın rengini şüheda kanından almış bizler, yeryüzünde yine umudun ve barışın öznesi olacağız Allahın izniyle. Bizler, Anadolu’da 7 düvele karşı, emperyalizme karşı; Milli Mücadeleyi kazanmış bizler, tek bir yavrunun gözyaşı dökmesine müsaade etmeyeceğiz Allah’ın izniyle. Bizler, inanç, coğrafya, renk ve konjonktür ayrımı yapmadan her zalimin karşısına dikileceğiz. Tüm zalimlerin ortak hayali, mazlum milletlerin umutsuzluğa düşmesidir. Biz umutsuzluğa düşmeyeceğiz, kimseyi de umutsuzluğa düşürmeyeceğiz.

Biz, durum tespiti yapmaktan, kınamaktan, güçlü bir biçimde kınamaktan, lanetlemekten ibaret olan ama İsrail’e karşı hiçbir yaptırım içermeyen dış politikayı reddediyoruz. Şunu unutmayın: Etki oluşturmayan her tepki, tatminden ibarettir.

Sözlerimi toparlıyorum. Bu alanda olsun ya da olmasın, Filistin halkının yanında olan herkese teşekkürü bir borç biliyorum. Filistin halkının haklı mücadelesine destek veren Deniz Gezmiş’leri selamlıyorum. Filistin haklının yanında olmanın bedelini ödeyen kürsülerden ‘Bana ne Amerika’dan’ diyen merhum Necmettin Erbakan hocamızı rahmetle, minnetle anıyorum.

Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak 2002 yılında İsrail’e ‘Soykırımcı’ diyen, ABD’nin Büyük Orta Doğu Projesini reddeden merhum Bülent Ecevit’i rahmetle anıyorum. Filistin için can veren Mavi Marmara şehitlerimizi bir kez daha anıyorum. Filistin için canını ortaya koyan Rachel Corrie’yi, Ayşenur Eygi’yi selamlıyorum. Meclis kürsüsünde Filistin için konuşurken kürsüde yaşamını yitiren Hasan Bitmez vekilimizi selamlıyorum. Şu an büyük bir kararlılıkla, Akdeniz’de ilerleyen Sumud Filosu’nu selamlıyorum.

Bu meydanı dolduran sevgili kardeşlerim, biz faturayı birilerine havale etmeye gelmedik. Kimin ne kadar cani kimin ne kadar duyarsız olduğunu bırakalım işgüzar medya kalemşörleri yazsınlar. Hiçbir menfaat beklemeden, dünyanın neresinde olursa olsun, her mazluma kalkan olmak inancımızın ve Milli Mücadele ruhumuzun, omuzlarımıza yüklediği en kıymetli vazifedir. Dolayısıyla, şu iyi bilinsin: Uluslararası hukuk ve gerçek yaptırımlarla emperyal kurtların dişlerini biz sökeceğiz. Yeryüzünde gözü yaşlı her coğrafyaya biz koşacağız. Kahrolsun İsrail, yaşasın Gazze halkının direnişi. Kahrolsun İsrail, yaşasın denizden nehire özgür Filistin mücadelesi. Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyor, Allaha emanet ediyorum.”

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu: Türk Demokrasisi Ciddi Tehdit Altında

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu, The Guardian için “İstanbul Belediye Başkanı seçildim ama bunu cezaevinden yazıyorum: Türk demokrasisi ciddi tehdit altında” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Yazısında geçen yıl İstanbul’da ikinci kez seçim kazandığını anımsatan Ekrem İmamoğlu, muhalefetin üzerindeki baskının daha da ağırlaştığını belirtti.

İmamoğlu yazısında şu ifadelere yer verdi: “Türkiye’nin dört bir yanında muhalefet belediye başkanları hapse atılıyor. İstanbul’da ilçelerin dörtte birinde seçilmiş başkanlar görevden alınarak susturuldu. Adana’dan Antalya’ya, İstanbul’daki belediye personeline kadar baskı her kademeye uzanıyor. Gazeteciler, akademisyenler, iş insanları, öğrenciler hapiste. Avrupa Konseyi gençlik delegesi Enes Hocaoğulları, sadece konuştuğu için tutuklandı. Onun serbest bırakılması, içerideki binlerce kişi için küçük ama anlamlı bir zafer.”

İktidarın CHP’yi hedef aldığını da belirterek, partinin yükselen liderliğini etkisizleştirme girişimleri olduğunu belirten İmamoğlu, “CHP’yi kapatamayan hükümet, bu kez parti kongresini hedef aldı. İstanbul il kongresi iptal edildi, il başkanı görevden alınarak yerine kayyum atandı. Bu, siyasi çoğulculuğun fiilen sona erdirilmesi demektir” diye ekledi.

Erdoğan’ın “CHP’yi silikleştirmek için muhalefeti yeniden dizayn etmeye çalıştığını” vurgulayan İmamoğlu, Türkiye’nin otoriterleşme yolunda Mısır ve Suriye örneklerini andırdığını belirtti.

“Demokratik değerleri de yeniden ayağa kaldıracağız”

İmamoğlu yazısına şu ifadelerle devam etti: “Halk artık aldanmıyor. Sokaklar protestolarla dolu. Benim tutuklandığım 19 Mart’tan bu yana, Erdoğan’ın kaleleri sayılan şehirlerde bile milyonlarca insan barışçıl gösteriler düzenliyor. Bu, Türkiye’nin 150 yıllık demokrasi geleneğinin yansımasıdır. Seçimleri kazanmak, ekonomiyi istikrara kavuşturmak, yargı bağımsızlığını sağlamak, yolsuzlukla mücadele, sosyal hakların genişletilmesi, kurumlara güvenin yeniden inşası ve ve değişen jeopolitik manzarada Türkiye’nin rolünü yeniden tanımlamak.”

Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve adalet mücadelesi sadece Türkiye’nin değil, dünyanın mücadelesidir. Halkın iradesi galip gelecek. Öfkemizi stratejiye dönüştürmek zorundayız. Bunu başarabilirsek, sadece kendi demokrasimizi değil, dünyadaki demokratik değerleri de yeniden ayağa kaldıracağız.”

Paylaşın

“Süreç Komisyonu” 12. Kez Toplandı: Türkiye Demokrasisi İçin Dönüm Noktası

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda yaptığı konuşmada, “Eğer bu komisyon çalışmalarını başarıyla tamamlarsa, tarihi bir fonksiyon icra etmiş olacak. Türkiye demokrasisi ve siyaseti için çok önemli bir dönüm noktası aşılmış olacaktır” dedi.

PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) fesih kararı ve silah bırakmasının ardından yürütülecek sürecin detayları için TBMM’de kurulan komisyon Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, başkanlığında toplandı.

Toplantının açılış konuşmasını gerçekleştiren Numan Kurtulmuş, komisyonun çalışmalarının Türkiye’nin demokrasi ve siyaset tarihi açısından kritik bir eşik oluşturabileceğini kaydetti. Kurtulmuş, “Eğer bu komisyon çalışmalarını başarıyla tamamlarsa, tarihi bir fonksiyon icra etmiş olacak. Türkiye demokrasisi ve siyaseti için çok önemli bir dönüm noktası aşılmış olacaktır” dedi.

Komisyonun, bugüne kadar 11 toplantıda 80 kişiyi dinlediğini, 50 saati aşan çalışmalar sonucunda 830 sayfalık tutanak tutulduğunu aktaran Kurtulmuş, dinleme sürecinin son aşamasına gelindiğini belirtti. Kurtulmuş, “Artık dinleme faslının sonuna yaklaşıyoruz. Ekim ayı içinde, sizlerden gelen tekliflerle belirlenen diğer sivil toplum kuruluşlarını da dinledikten sonra, Meclis Genel Kurulu’na sunulacak yasal düzenlemeler ve kapsamlı bir çalışma raporu hazırlığına geçeceğiz” ifadelerini kullandı. Kurtulmuş, sürecin planlanandan daha disiplinli ve verimli ilerlediğini, herkesin fikirlerini özgürce ifade ettiğini ve hiçbir müdahalede bulunulmadan tüm görüşlerin kayda geçirildiğini söyledi.

“Yasal düzenleme hazırlıklarına odaklanacağız”

Komisyonun dinleme sürecinin tamamlanmak üzere olduğunu vurgulayan Kurtulmuş, “Ekim ayı içinde kalan sivil toplum kuruluşlarını dinledikten sonra, komisyonun asıl hedefi olan yasal düzenlemeler ve çalışma raporu hazırlıklarına odaklanacağız. Bu rapor, millet adına üstlendiğimiz bu görevin bir sonucu olarak Meclis’e sunulacak” diye belirtti. Kurtulmuş, komisyonun farklı görüşleri özgürce dinleyerek, Türkiye’nin demokrasi ve toplumsal barış hedeflerine katkı sağlamayı amaçladığını ifade etti.

Komisyon bugün toplantının ilk oturumunda Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA), Dicle Toplumsal Araştırmalar Merkezi (DİTAM), Rawest Araştırma, Kürt Çalışmaları Merkezi (KSC), Ekopolitik Kültür, Eğitim ve Araştırma Vakfı (EKEAV) temsilcilerini dinleyecek. Komisyon ikinci oturumunda; Ankara Enstitüsü, Sosyo-Politik Saha Araştırmaları Merkezi (SAHAM), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) temsilcilerini dinleyecek.

(Kaynak: MA)

Paylaşın

YSK’dan CHP’nin İstanbul Olağanüstü İl Kongresi İçin Devam Kararı

YSK Başkanı Ahmet Yener, CHP’nin İstanbul Olağanüstü Kongresi’ne ilişkin Anayasa ve Seçim Kanunu uyarınca başlamış olan bir kongre sürecinin durdurulmasının mümkün olmadığını söyledi.

İstanbul 45’inci Asliye Ceza Mahkemesi, CHP’nin Olağanüstü İstanbul İl Kongresi hakkında “çalışmaların durdurulmasını” talep etmişti.

İstanbul Valiliği ve Sarıyer Birinci İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’na bu sabah gönderilen yazıda “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Kongresi Seçimlerinin yapılması mahkeme kararımıza aykırı olup çalışmaların durdurulması gerekmektedir” ifadeleri kullanılmıştı.

CHP’nin İstanbul Olağanüstü Kongresi’ne ilişkin olağanüstü toplanan Yüksek Seçim Kurulu’ndan (YSK) açıklama geldi. YSK Başkanı Ahmet Yener konuyla ilgili açıklamasında şunu ifade etti:

“Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2025’e 350 sayılı ara kararı uyarınca durdurulduğuna ilişkin müzekkerenin bugün Sarıyer İlçe Seçim Kurulu’na tebliği üzerine Sarıyer İlçe Seçim Kurulunca başlamış olan kongre sürecinin devam edip etmeyeceği hususunda kurulumuzdan görüş sorulmuştur.

Kurulumuz saat 13:30’da yapmış olduğu toplantı sonucunda daha önce 2010 25’e 302, 315 ve 316 sayılı kararlarının da belirtildiği gibi başlamış olan bir kongre sürecinin durdurulması anayasanın 79 ve seçim hukukuna ilişkin yasa maddeleri uyarınca mümkün değildir.”

İstanbul 45’inci Asliye Ceza Mahkemesi, CHP’nin Olağanüstü İstanbul İl Kongresi hakkında “çalışmaların durdurulmasını” talep etmişti.

İstanbul Valiliği ve Sarıyer Birinci İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’na bu sabah gönderilen yazıda “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Kongresi Seçimlerinin yapılması mahkeme kararımıza aykırı olup çalışmaların durdurulması gerekmektedir” ifadeleri kullanılmıştı.

Hukuki süreç ne durumda?

İstanbul’daki mahkemenin kararının ardından Ankara Üçüncü Asliye Hukuk Mahkemesi, CHP İstanbul İl Kongresi’nin iptal davasını esastan reddetmişti.

CHP bunun üzerine davanın düştüğünü ilan etmiş ve kayyum kararının kaldırılması için mahkemeye başvurmuştu. Ancak Gürsel Tekin görevine devam edeceğini duyurmuştu.

Bu arada İstanbul İl Başkanlığı davası ile CHP’nin 4-5 Kasım 2023’te gerçekleşen 38’inci Olağan Kurultayı ile 6 Nisan 2025’teki 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptaline ilişkin dava, dosyalar arasında “hukuki ve fiili irtibat” bulunduğu gerekçesiyle birleştirildi.

CHP’nin kurultay davasının bir sonraki duruşması 24 Ekim saat 10.00’da görülecek.

Ana muhalefet partisi, Özgür Özel ve yönetiminin görevden alınması riskine karşı 21 Eylül’de olağanüstü kurultay düzenledi. Özgür Özel, partisinin olağanüstü kurultayında geçerli 835 oyun tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi.

CHP’liler böylece 24 Ekim’de görülecek olan davanın konusuz bırakıldığını savunuyor.

Paylaşın

DEM Parti’den “Süreç” Açıklaması: Toplum Somut Adımlar Görmek İstiyor

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı sonrası başlayan sürece ilişkin, “Süreç ne aşamada? Durdu mu? Yavaşladı mı? Durağan bir hal mi aldı? Pürüz mü var? Riskli bir döneme mi girdi? İlerlemiyor mu? Dikkat ederseniz art arda sıraladığım bu soruların tamamında negatif çağrışımlar var” dedi ve ekledi.

“Sürece dair pozitif çağrışımlar içeren gelişmeleri kamuoyu görmediği için soruları bu yönde soruyor, haklı olarak. Niye, çünkü bir inançsızlık söz konusu. Bu inançsızlığı ortadan kaldırmak için komisyonun kuruluşu çok büyük bir coşkuyla karşılandı diyebiliriz. Çok büyük bir coşku diyorum. Sebebi şu. Somut adım görmek istiyor insanlar. Hem siyaset hem toplum somut adım görmek istiyor.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki konulara ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Ayşegül Doğan, şunları söyledi:

“Merhabalar değerli basın emekçileri. Türkiye’nin yoğun gündemlerinin uzun saatler değerlendirildiği ve önümüzdeki döneme dair planlamaların yapıldığı, son günlerdeki sıcak gelişmelerin de değerlendirildiği bir MYK sonrası huzurlarınızdayız. Ancak biz hazırlanırken yine Cumhuriyet Halk Partsi’nin kurultayı ile ilgili bir müdahale ile karşı karşıya kaldık. Yine bir mahkeme eliyle açıkça anayasal suç işleniyor. Bu bir CHP meselesi değil, Türkiye’nin demokrasi meselesidir. Biz de böyle yaklaşmalıyız. Göz göre göre bir siyasi partiye müdahalede ısrar etmek, üstelik zaten uygulanmayan darbe anayasasını dahi ihlal etmeyi göze almak, açıkça siyasi talimatla çalışmanın ifadesi olarak kamuoyuna yansıyor. Bu tutum ve yönelimden vazgeçmek gerekiyor.

Şu anda bir mahkeme heyeti ana muhalefet partisinin, son seçimlerde birinci parti olan bir siyasi partinin kurultayını durdurmak üzere heyet gönderiyor. Bu görüntüler Türkiye’ye yakışmıyor. Yıllardır tekrar ediliyor. Bu görüntülerin ortaya çıkmaması, bu görüntülerden vazgeçmek için taktiksel değişikliklere değil, zihinsel bir dönüşüme ihtiyaç var. Türkiye’de köklü bir sistem değişikliğine ihtiyaç var. Bugün CHP’ye, dün DEM’e, yarın yine DEM’e, sıra dolayısıyla her an herkese gelebilir. Sıranın her an herkese gelmemesi için eşit, hiç kimseye ayrımcılığın yapılmadığı köklü bir sistem değişikliğine ihtiyacımız var. Tabii ki Yüksek Seçim Kurulu’na da şu çağrıyı yapıyoruz.

Şu anda olağanüstü toplantı halindeler. Önümüzdeki dakikalarda -dakikalar olmasını ümit ediyoruz bunun, saatler değil- kararlarını duyacağız. Ancak daha önce verilmiş bir karar var. Ve Türkiye’de bu konudaki tek yetkili kurum Yüksek Seçim Kurulu. Buna rağmen 45. Asliye Ceza Mahkemesi bunu yapabiliyorsa Yüksek Seçim Kurulu yüksek sesle kararına sahip çıkmalıdır. Biz CHP’ye yönelik bu operasyonların, bu uygulamaların; barışçıl ve demokratik toplumu konuştuğumuz bir dönemde bu kadar çok arttırılmasının, bu kadar çok tırmandırılmasının bir tesadüf olmadığını düşünüyoruz. Doğrudan sürece yönelik gölge düşürücü, süreçle ilgili gelişmeleri hedef alan yaklaşımlar olarak değerlendiriyoruz.

Merkez Yürütme Kurulumuzun önemli başlıklarında biri toplumsal muhalefet ve siyasal muhalefet. Çünkü bizim en çok önemsediğimiz şey Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin toplumsal ayağının güçlü bir şekilde inşa edilmesi ve bunun güçlendirilmesi. Bunun için şeffaflığı çok önemsediğimizi söyledik. Bunun için bizdeki her bilgiyi her an sizinle paylaşabilecek kadar açık olmaya çalıştık bu süre zarfında. Yaklaşık 1 yıl geçirdik, değerlendirmesini yaptı MYK’mız. Ancak tüm bunlara rağmen sürecin toplumsallaşmasını hedefleyen, anti demokratik uygulamalarda ısrar edenler olsa olsa süreç karşıtları olabilir. Süreç karşıtlığı üzerinden toplumsallaşma inşa edilemez.

Biz bunu görüyoruz. Bunun gayet açık bir biçimde farkındayız. Bu  çok tehlikeli bir senaryo. Bu çok tehlikeli bir oyun. Böyle oyunlar kuranları en başından buradan uyarmak durumundayız ve uyarıyoruz, yapmayın! Çözümsüzlükten medet ummak gözyaşı getirmek demektir. Ülke çok şey kaybetti. İnsan hayatlarından bahsediyoruz. Ülkenin enerjisi, potansiyeli kayboldu son yıllarda. O yüzden çözümsüzlüğe değil çözüme güç ve destek vermek gerekiyor. Bu tür oyunlardan medet umanlar da bilmeliler ki bu tür oyunlarla başarıya ulaşamazlar. Ve biz bu oyunları boşa çıkartabilecek deneyime de sahibiz.

“Filistin meselesi çözülmedikçe Ortadoğu’da eşit ve özgür bir yaşamdan bahsedilemez”

Çok önemli konulardan biri, belki de ilk kez bu şekilde dünyanın gündeminde yer alıyor. Tüm çağrılarımıza, bu konudaki eylemlerimize, açıklamalarımıza, dayanışmamıza rağmen Filistin meselesinden bahsediyorum. Ortadoğu’nun en köklü meselelerinden biri, en başında gelen meselelerinden biri ve ne yazık ki çözümsüzlüğe gark olsun diye daha çok çaba sarf edilen bir mesele olarak karşımızda duruyor. Oysa biz biliyoruz ki Filistin meselesi çözülmediği sürece Ortadoğu’da eşit, özgür bir yaşamdan, ezilen halkların özgürlüğünden bahsetmemiz mümkün değil.

Dolayısıyla Birleşmiş Milletler’in 80. Genel Kurulunun New York’ta toplanmış olması ve bu toplantıda resmen olmasa da Genel Kurulunun ana gündeminin Filistin olması, bu konuya ilişkin yapılan açıklamalar, dayanışma çağrıları, tüm bunların kalıcı bir barışa evrilmesi için somut adımlarla desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz DEM Parti olarak. Gazze’de artık Birleşmiş Milletler’in de resmi olarak kabul ettiğini söyleyebileceğimiz bir soykırım yaşanıyor. Ve bu soykırım yine dünyanın gözleri önünde açıkça yaşanıyor. Hastaneler, okullar, evler, gıda dağıtım noktaları vuruluyor. Temel ihtiyaç malzemeleri, gıda ve ilaca konulan ambargo nedeniyle çocuklar ya hastalıktan ya da açlıktan ölüyor.

Bu dramı görmemek, buna karşı bir çaba içerisinde olmamak insanlık adına utanç verici en hafif tabiriyle. Dolayısıyla Gazze’de en kısa sürede ateşkes ilan edilmeli. Kalıcı barışın müzakere yoluyla sağlanabilmesinin zemini oluşturulmalı. Ve bilinmeli ki Ortadoğu bir halklar ve inançlar bahçesi. Bu bahçede hiçbir tekçi anlayış çözüm üretemez, demokratik bir model üretemez. Tekçi anlayışlarla da demokratik bir çözüme ulaşılamaz. Biraz önce de ifade ettiğim gibi bu tekçi anlayışlar var oldukları ülkelere sadece kan ve gözyaşı getirdiler ne yazık ki.

Halkların eşit, özgür, barış içinde yaşayacağı demokratik bir modelin hayata geçmesini önemsiyoruz biz. Filistin coğrafyasında başta Yahudiler ve Araplar olmak üzere tüm halkların ve inançların bir arada, eşit ve özgür bir biçimde yaşaması gerektiğini, bunun koşullarını oluşturabilmek için de hepimizin gayret içerisinde inançla, kararlılıkla, müdahale azmiyle buna sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyoruz ve bunu savunuyoruz.

Biz biliyoruz ki Ortadoğu’da patlayan her silah, atılan her bir bomba, kalkan her bir savaş uçağı ancak ve ancak halklar arasındaki yarılmaları derinleştirir. Bunu derinleştirmek yerine halklar arasındaki mesafeleri kapatmak ve yan yana gelişleri eşit ve özgür bir şekilde sağlamak gerekiyor. Bu sebeple de bu soykırım, uluslararası toplum tarafından atılacak somut adımlar olmadan durmaz. Bunu biliyoruz. Somut adımlara ihtiyaç var. Hem bu soykırımın durması hem de dünyanın gözü önünde devam eden bu ambargonun durdurulması ve kaldırılması için.

Bundan bağımsız olmayan bir başka konu Ortadoğu’nun Türkiye meselesi. Ortadoğu’nun Kürt meselesi, aslında Türkiye meselesi demek de bir sürçülisan oldu ama bir boyutuyla öyle bir hali de var. Evet, Ortadoğu’da Türkiye’nin üstleneceği rol, misyon açısından baktığımızda, Ortadoğu’nun Kürt meselesi, Türkiye’nin Kürt meselesi ve artık uluslararası bir mesele olan Kürt meselesi son bir yıldır dikkatle takip ediliyor. Yalnızca bizler tarafından değil, hem Ortadoğu’daki gelişmeler açısından baktığımızda dikkatle izleniyor.

Hem de dünyada ilgilileri dikkatle izliyorlar Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir pozisyon alacağını, nasıl bir misyon üstleneceğini. Çünkü bunun bölgesel ve küresel etkileri var. Bölgesel ve küresel etkileri üzerinden de içerideki gelişmeler değerlendiriliyor. Bu açıdan baktığımızda biz de Merkez Yürütme Kurulumuzda son bir yılda yaşananları enine boyuna yeniden değerlendirmeye çalıştık. Biliyorsunuz yakın zamanda Meclis yeniden mesaiye başlayacak ve bir yandan da mecliste bir komisyon kuruldu ve komisyon çalışmaları devam ediyor.

“Toplum somut adım görmek istiyor”

Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle başlamak istiyorum. Herkes şunu merak ediyor, süreç ne aşamada? Durdu mu? Yavaşladı mı? Durağan bir hal mi aldı? Pürüz mü var? Riskli bir döneme mi girdi? İlerlemiyor mu? Dikkat ederseniz art arda sıraladığım bu soruların tamamında negatif çağrışımlar var. Sürece dair pozitif çağrışımlar içeren gelişmeleri kamuoyu görmediği için soruları bu yönde soruyor haklı olarak. Niye? Çünkü bir inançsızlık söz konusu. Bu inançsızlığı ortadan kaldırmak için komisyonun kuruluşu çok büyük bir coşkuyla karşılandı diyebiliriz. Çok büyük bir coşku diyorum. Sebebi şu. Somut adım görmek istiyor insanlar. Hem siyaset hem toplum somut adım görmek istiyor. Bunun da çeşitli nedenleri var.

Tarihsel nedenleri var, sosyolojik nedenleri var. Bugüne kadar Türkiye’nin biriktirdiği acı deneyimler var. Bunların yaşanmaması için insanların bu inançsızlık vurgusunu sık sık ifade etme ihtiyacıyla karşı karşıya kaldıklarını sahada da gözlemliyoruz biz. Defaatle buradan da söyledik. Art arda sıralanan bu soruların negatif çağrışımlarla dolu olmasının nedenini maksatla değerlendirmiyoruz biz. Böyle yaklaşmıyoruz. Aksine bunu bir talep olarak, bunu bir sahip çıkma, bunu başarıya ulaştırma çabası olarak görüyoruz. O sebeple de buradan bir kez daha sürecin ilgililerine, karar vericilerine ivme kazanması için cesur bir kurucu iradeyi ortaya koymaları gerektiğini yineliyoruz.

Ne demek bu? En başında şunu söylemiştik. Eğer sürecin bütüncül bir tasarımı olsaydı yani bir yol haritası olsaydı, bir izleği olsaydı başladıktan sonra aşama aşama neler olduğu kamuoyuyla paylaşılsaydı ya da neler olacağı, neler yapılacağı, nelerin planlandığı bugün bu sorular bu şekilde sorulmazdı. Ancak şunu da ifade etmek durumundayız yaptığımız değerlendirmelerden süzülen bir bilgi olarak da, süreç hızlı ilerlemiyor. Bu açıdan baktığımızda bu monotonluk kamuoyunda kaygı yaratıyor. Bunu görüyoruz. Bu monotonluğu gidermenin, bu durağan hali gidermenin yolları var, mümkün. Biz bunu daha önce de söyledik. Yine söylüyoruz. Şimdi tek tek sıralayacağım.

Hatırlayalım. Geçen sene Ekim ayına gidelim. Tokalaşmayla birlikte başlayalım. Akabinde çeşitli açıklamalarla devam eden ve nihayetinde 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın örgütüne yaptığı çağrıyla bambaşka bir boyut kazanan ve bir de ivme kazanan bir süreçten bahsediyoruz. Sonrasında ne oldu? İşte Mayıs ayında PKK Kongresini topladı. Kongresini topladıktan sonra fesih kararını duyurdu. Fesih kararından sonra silahlarını Temmuz ayında yakarak imha etti. Somut adımlar attı. Silahları yakarak imha etmek sembolik olmanın ötesine geçen bir anlam taşıyor. Somut bir eylem koydu ortaya. Taleplerini ifade etti örgüt olarak.

Demokratik siyaseti bir taktik olarak değil, stratejik bir karar olarak benimsediklerini kongre kararıyla da açıkladılar. Sayın Öcalan’ın çağrısının stratejik bir çağrı olduğu, taktiksel bir çağrı olmadığı, bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiği defalarca bizim tarafımızdan da yine dile getirildi. Peki bunlara karşılık neler oldu diye bakalım. Açıklamalar oldu evet. Türkiye’de ezberleri bozan. Umut hakkından tutalım da Sayın Öcalan’ın Meclis’e gelip konuşma yapmasına kadar Türkiye’de ezberleri bozan açıklamalar oldu ve bunlar çok kıymetliydi.

Niye? Çünkü söze bir alan açılmaya çalışılıyordu. Epeydir konuşmayan, yan yana gelmeyen siyasi partiler istişarelerde bulunmaya başladı. Tabii ki bunların önemli olduğunun altını hep çizdik, hep vurguladık. Ancak sorunun derinliği, sorunun kökleri, sorunun nedenleri, sorunun tarihsel, sosyolojik, siyasal, ekonomik boyutları dolayısıyla yetersiz. Mesele bu. O yüzden bütüncül bir tasarıma, bir kareografiye ihtiyacı vardı bu sürecin. Nihayetinde hangi aşamaya geldik? Komisyon aşamasına geldik.

Komisyon Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak kuruldu. Haftalardır bu komisyon dinlemeler yapıyor. Bu dinlemeler de çok kıymetli. Bu dinlemeleri de önemsiyoruz. Bu dinlemeler de gösterdi ki çatışma çözümlerinde dünya deneyimlerinin önemli olduğu kadar Türkiye’nin deneyiminin de bugüne kadar biriktirdiklerinin de kıymeti bilinmeli ve bunlardan da yararlanılmalı. Ancak bu da yetmiyor. Yalnızca dinlemelerle yol alabilen bir komisyon olamaz, olmamalı. Nitekim hem komisyon başkanı hem de meclis başkanı Sayın Kurtulmuş bugün komisyon toplantısı öncesi yaptığı açılış konuşmasında şu ifadeleri kullandı ki biz de önemli buluyoruz.

Kendileri açısından planladıklarından daha disiplinli bir süreç olduğunu ifade ediyor komisyon sürecinin. “Kimsenin fikirlerine, konuştuklarına müdahale etmedik bu süreçte” diyor. Burada bir düzeltme yapmak isteriz DEM Parti olarak. Müdahale edildi. Barış Annelerinin Kürtçe konuşmasına meclis komisyonunda müdahale edildi. Bu müdahale tarihe not düştü. Sorunun esas nedenlerinden biri budur. Bir halkın varlığını yok saymak, bu ülkedeki farklı kimliklerin varlıklarını yok saymak, bu ülkedeki farklı inançları yok saymak. İşte meselenin neden sonuç ilişkisi dediğimiz şey tam da bu.

Eğer çatışmalı bir süreçten ve bunun nihayete ermesinden bahsediyorsak bunun neden ve sonuç ilişkilerini doğru değerlendirmek gerekir. Teşhisi doğru yapmalıyız ki izlenebilecek yöntem ve yol bizi başarıya götürebilsin. Türkiye modeli olarak hayata geçirilmek istenen çatışma çözümü literatüründe model de nihayete erdirebilsin. O nedenle burada Kürtçeyi özel olarak not düşmek isterim. Anadilinde konuşma, anadilinde kendini ifade etme hakkı bir lütuf değildir. Bahşedilecek bir hak değildir. Bir insan hakkıdır. Tartışılmaz dahi bu hak.

Şunu çok iyi biliyoruz ki bu durum iç tüzükle anlatılamayacak, iç tüzüğe sığdırılamayacak. Bu ancak olsa olsa gerekçe olabilir. Bir müdahale gerçekleşti orada Barış Annelerine ve Kürtçe konuşmaları engellendi. Birilerinin anadiline müdahale ettiniz Sayın Başkan. Ve bu meselenin esas nedenlerinden biridir. Unutulacak bir şey değil. Alt çizilmesi gereken ve hep hatırlatılması gereken bir konu. ‘Her birisi kayda geçti diyor bu konuşmaların’. Evet bu durum da tarihte bir kez daha tezahür ettiği için bir daha kayda geçti ve ilk kez tezahür etmiyor meclis çatısı altında.

“Meclis’in barış mesaisi yapması gerektiğini düşünüyoruz”

“Ortak olarak söylenen hususlardan birisi eğer bu komisyon çalışmalarını başarıyla tamamlarsa tarihi bir fonksiyon icra etmiş olacak” diyor. Biz de bu tarihi fonksiyonun icra etmesi gerektiğini, meclisin böyle bir tarihi görev ve sorumlulukla karşı karşıya olduğunu neredeyse bir yıl önce ve bundan yıllar önce de her defasında söylemiştik. ‘Eşik aşılmış olacak’ diyor. Ümit ediyoruz ki bu eşik aşılır. Ve çok önemli bir şey söylüyor Numan Kurtulmuş. Bundan sonra bir raporlama olacağını söylüyor ve aynı zamanda yasal bir takım düzenlemelerin Ekim ayına yetiştirileceğini söylüyor. Geç kalmış bir açıklama ama değerli bir açıklama. Biz meclis açılışında, meclisin barış mesaisi yapması gerektiğini düşünüyoruz.

Ekim 2024’ten bugüne geldiğimiz sürece baktığımızda, bu süreci takip edecek birtakım yasal düzenlemeleri, hukuki düzenlemeleri, belki özel yasaları çıkarabilecek, infazla ilgili bir takım düzenlemeler yapabilecek bu komisyonun kurulmuş olmasının önemini ve bundan sonraki odağının ne kadar değerli olduğunu hep hatırlattık ve nihayet Komisyon başkanından bundan sonra bir takım düzenlemeler yapılacağına ilişkin açıklama geldi. Bunun takipçisi olacağız. Beklenen, daha hızlı ve odaklı çalışmasıydı. Umarız önümüzdeki dönem daha hızlı ve odaklı çalışır ve yine Kürt sorununu yaratan nedenlerin esasına dair de konuşabilir, tartışabilir ve buna ilişkin bir takım tekliflerde bulunabilir.

Tüm bu hatırlattığım gelişmeler içerisinde çok önemli bir taraf, ana bir aktör Sayın Öcalan. Yalnızca silahsızlanmaya indirgeyemeyeceğimiz, yalnızca bu kapsamda değerlendiremeyeceğimiz, çatışmasızlığın kalıcı hale getirilebilmesi ve demokratik entegrasyon projesinin hayata geçmesi için mutlaka dinlenmesi gereken bir ana aktörden bahsediyoruz. Buradan çağrımızı yineliyoruz komisyona. Burada bir yerinde sayma halinde durmamak gerekiyor. Madem ezberleri bozmaktan, madem tabuları yıkmaktan bahsediyoruz o halde cesaretle mecliste söylenmiş söze sahip çıkmak gerekir. Sayın Öcalan dinlenmeli.

Sayın Öcalan’ın görüşleri, önerileri bir şekilde bu komisyona akmalı. Bu olması gereken. Olması gereken bir şeyi yapmamanın ya da üzerine tartışmanın bir anlamı yok. Bu zaman kaybettirir. Daha hızlı ilerlemek için de bunu geciktirmeden hayata geçirmek gerekiyor. Gerçekçi bir yaklaşıma ihtiyaç var. Yalnızca çatışma çözümüne odaklı bir yaklaşımınız bile olsa, ki bu mesele yalnızca çatışma çözümüne odaklı, çatışmasızlık boyutuyla geçici bir biçimde bir yaklaşım olamaz. Yüzeysel bir yaklaşım olamaz. Daha derinlikli bir yaklaşımı gerektirir. O halde Sayın Öcalan’ı ana aktör olarak mutlaka dinlemeli, sözüne alan açmalı ve temas kurmalısınız.

Sürecin yarım asırdır süren bu çatışmalı döngüde milyonlarca insanın hayatı ile birlikte Türkiye’nin enerjisine, potansiyeline neler kaybettirdiğini hep söylüyoruz. Tarihin bize sunduğu bu nadide fırsatın kıymetini bilmek durumundayız. Aksi takdirde hepimiz için çok ağır bir vebal, çok ağır bir sorumluluk olur. Başarmak durumundayız. Milyonlarız, umudun kazandığını gören, bilen. Mücadele azminin ne kadar kıymetli olduğunu bilen. Bunun her şeye rağmen ne kadar dirençli olduğunu tek tek yaşayarak deneyimleyen milyonlarız. O yüzden bugün burada milyonlara sesleniyoruz DEM Parti adına.

Süreç yalnızca siyasi partilerin, yalnızca iktidar blokunun insafına bırakılabilecek bir süreç değil. Bu sürecin toplumsallaşması, bu sürecin her birimiz tarafından kendi hayatlarımıza sahip çıkıyormuşçasına desteğe, sarılıp sarmalanmaya ihtiyacı var. Kırılgan noktalarının arttırılmasına değil, aksine güçlü yanlarının arttırılmasına ihtiyacı var. O yüzden hep birlikte Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sahip çıkıp meclisin yeni dönemde yeni yasalarla Türkiye’yi demokratikleştirecek, hepimizin özlem duyduğu eşit, özgür, demokratik bir Türkiye’ye bizleri götürebilecek yolu açacak, düzenlemeleri yapacak, bu mesaiyi yapacak, toplumla yeniden bütünleşecek bir mesai yapması konusunda kararlılığı gösterecek bir meclis dönemi olmasını temenni ederiz.

Bir arada yaşam bağlarının yeniden tanımlanmasından bahsediliyor. Bunun yeniden tarif edilmesinden bahsediliyor. Bin yıllık kardeşlikten bahsediliyor. İşte bunu güçlendirecek çalışmaların yapıldığı bir dönem olmasını temenni ediyoruz. Somut ve hızlı kazanımların toplumsal ikna ve bu inançsızlığın giderilmesi açısından çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu önemin kavrandığı bir dönem olmasını temenni ediyoruz.

Çatışmaların kalıcı olarak sonlanması için yapılması gereken her şeyin yapılacağı, buna dair mekanizmaların işler hale getirileceği, tüm komisyonların gerekirse bunun için çalışacağı bir dönem olmasını temenni ediyoruz. Yine tekrar ediyoruz. Çözümü silahta değil, demokratik siyasette gören bir yaklaşımın değerini bilmek gerekiyor. Bu yaklaşımın stratejik bir yaklaşım olduğunu görmek gerekiyor ve buna stratejik bir şekilde yaklaşmak, stratejik bir şekilde karşılık vermek gerekiyor.

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin bir ayağı da sahada devam ediyor ve kesintisiz bir biçimde sürüyor. Şölenler, şenlikler, halk buluşmaları, mitingler yakın zamanda görmüşsünüzdür, takip etmişsinizdir. Oldukça kitlesel yürüyüşler gerçekleşti. DEM Parti’nin de katıldığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci bağlamında ancak umut hakkı ile ilgili de çok büyük kitlesel yürüyüşler ve etkinlikler oldu. Mersin’de, Urfa’da, Diyarbakır’da yine öyle. Bir yandan yuvarlak masa toplantılarımız sürüyor. Bir yandan sivil toplum örgütleriyle yalnızca meclisteki komisyon kapsamında değil, çeşitli görüşmelerimiz devam ediyor.

Yine daha önce burada sizlerle paylaşmıştım. Meclis komisyonu için Merkez Yürütme Kurulumuzun kurduğu bir koordinasyon var. O koordinasyonun çalışmaları sürüyor bir yandan. Çeşitli kesimlerle bir araya geliyoruz. Görüş alışverişinde bulunuyoruz. Barış İstiyoruz Çünkü… kampanyasına start verdik. Bir yandan onunla ilgili il ve ilçe örgütlerimizde ve yine farklı yerlerde de çalışmalar sürüyor. Bu çalışmalarımız da devam edecek. Merkezi Örgütleme Komisyonumuz yakın zamanda yeni dönemle ilgili planlamayı netleştirdiğinde sizlerle paylaşıyor olacağız.”

Soru: Partinizin genişletilmiş bir heyetle İmralı Adası’na gideceği konuşuluyordu. MYK gündeminizde bunu ele aldınız mı?

“Merkez Yürütme Kurulumuzda bunu elbette değerlendirdik. Bu bizim zaten değişmeyen bir gündemimiz. Çünkü biz İmralı’daki bu tecrit tarihinin esnetilmesinin, tecritin bittiği anlamına geldiğini düşünmüyoruz. Evet, avukatlar yıllar sonra ilk kez görüştü. Bu çok önemli bir şey ama zaten olması gereken bir şeyi sevindirici ya da önemli ya da memnuniyet verici bir gelişme gibi görmek ve böyle değerlendirmek insan hakları ihlalinin sürdüğü bir yerde normal bir durum değil. Bu paradoksun bitmesi gerekiyor.

Bir kere aile görüşmeli, avukatlar görüşmeli, bütün haklarından elbette yararlanabilmeli. Ve elbette DEM Parti Eş Genel Başkanları başkanlığında Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizden oluşan bir heyetin gideceğini söylemiştim. Biz bunu bekliyoruz. Bunun gerçekleşmesi gerekiyor tabii ki. Yani artık yalnızca DEM Parti ile değil, Sayın Öcalan Türkiye’de farklı kesimlerle iletişimde olmalı.

Pratik ve teorik önderlikten söz etmişti kendisi gönderdiği ilk mesajda. Hatırlarsanız Ekim ayında Urfa milletvekilimiz Ömer Öcalan’la yaptığı görüşmede, siyasi ve hukuki zemine çekebilecek tüm çatışma hâlinden ve çatışmasızlığı sağlayabilecek pratik ve teorik önderlik gücünün olduğundan bahsetmişti. Bu bir yıl içerisinde bu gücün ne kadar etkili olduğu, çeşitli defalar görüldü aslında. Şimdi böyle bir liderlik gücünü niye böyle bir koşulda tutarsınız? Niye özgür çalışma koşulları sağlamazsınız? Niye insanlarla temasından bu kadar korkarsınız? Aksine bir arada yaşam projesini güçlendirebilecek çok önemli bir isimden bahsediyoruz. Biz bekliyoruz, henüz netleşmiş bir tarih yok.”

Soru:  Öncelikle yakın zamanda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin AİHM’in Sayın Öcalan’ın dahil verdiği ihlal kararını ele aldığı bir toplantısı oldu ve Türkiye’ye bir kez daha aslında yasal değişiklik çağrısında bulundu. Haziran 2026’ya kadar da süre vermiş oldu. Ayrıca Bakanlar Komitesi biraz kendi misyonunun dışına çıkarak komisyonu işaret etti. Yani meselenin aslında siyasi boyutunu ele aldı. Yine, Avrupa’da da birçok yerde Öcalan’a Özgürlük kampanyaları devam ediyor. Sizin de yürüyüşleriniz sürüyor. Bu konuda siz de bahsettiniz komisyonla ilgili Öcalan’ın görüşmeleri ile ilgili hala tartışmalar devam ediyor. Bir iletişim sorunu hala var. Kısıtlı bir yerde. Umut hakkı gündemine dair önümüzdeki süreçte yakın dönemde bir gelişme beklemeli miyiz? Sizin bu konudaki tavrınız ne olacak?

“Ağırlaştırılmış müebbet ve ağırlaştırılmış müebbetle birlikte, ki yalnızca Sayın Öcalan’ı da değil Türkiye’de binlerce insanı ilgilendiren bir durumdan bahsediyoruz. Öyle ki tam olarak veri bile paylaşmıyor Adalet Bakanlığı. Ama hak kuruluşlarının edinebildiği bilgiyle 4.350’nin üzerinde insanın hayatını etkileyen bir durumdan bahsediyoruz. Yani bu açık bir insan hakkı ihlali. Tabii ki bu insan hakkı ihlali sonlandırılmalı ve umut hakkı ilkesinden yararlanmalı başta Sayın Öcalan olmak üzere bundan dolayı mağdur edilen herkes.

Fakat burada dediğiniz gibi önemli noktalardan biri de şu. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin bu durumun siyasi karakterine dikkat çekmesi. Bunu yineliyorum. İkincisi, sürece iktidar blokunun isimlendirdiği şekilde de dikkat çekiyor olması. Yani iktidar blokuna da seslenmiş oluyor diye düşünüyoruz. Bir başka önemli konu komisyona işaret etmesi, komisyondan faydalanılabileceğini söylemesi. Yine dikkat çekici bir konu.

Bugüne kadar bu konuda verilen kanun tekliflerinin halihazırda parlamentoda bulunan kanun tekliflerinin de meclis tarafından kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Yani Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Türkiye’ye bir süre veriyor. Bu eleştirilmesi gereken bir taraf bir yandan. Siyasi bir karar olduğunu görüyor ama buna rağmen kendisine teşkil eden değerlere uygun davranmak yerine siyasi bir pozisyon alıyor. Fakat şu çok açık. Bu sürdürülemez, sürdürülmemeli, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin de söylediği bu, ki onların söylemesine gerek yok.”

SORU: Az önce siz de bahsettiğiniz Kurtulmuş artık bu aşamadan sonra yasal düzenlemelere geçirileceğini söyledi. Bu noktada DEM Parti’nin çalışmaları hazır mı? Komisyona hangi önerilerde bulunacak? Ve sizce komisyon öncelikli olarak hangi gündemleri, hangi yasa düzenlemelerini genel kurula taşımalı?

“DEM Parti’nin tabii ki bu konuda hazırlığı çalışması var. DEM Parti nasıl eşit, özgür, demokratik Türkiye olabiliriz’in mücadelesini onlarca yıldır veriyor. Dolayısıyla DEM Parti’nin bugüne kadar antidemokratik uygulamalara sebebiyet veren yasalarla ilgili elbette bir takım hazırlıkları var. Her şeyden önce parti yıllardır yeni bir anayasa mücadelesi veriyor Türkiye’de. Mevcut darbe anayasasından kurtulabileceğimiz bir yeni toplumsal sözleşmenin de mücadelesini veriyor. Dolayısıyla bizim bu konularda yasal ve anayasal boyutlarda hazırlıklarımız var. Ama bu komisyonun gündemi anayasa değil. Bu komisyonun gündemi bir yol açmak.

Öncelikle bu çatışmasızlığın kalıcı bir biçimde sonlanabileceği yolu açmak. Mesela tekrar edeyim ben bunu. Besê Hozat’ın açıklaması var. Ne dedi? “Barış ve Demokratik Toplum Grubu olarak demokratik siyasete dahil olmak istiyoruz” dedi. Nasıl? Mesela silah bırakma sürmeli diyor yetkililer yaptıkları açıklamalarda, görüyoruz. Nasıl sorusunu soruyoruz biz de buradan. Nasıl sürecek? Nasıl yapılacak? Silah bırakanlar nereye gelecek? Hayata nasıl dahil olacaklar? Bunu yalnız biz sormuyoruz. Komisyona giden çatışma çözümü deneyimleri çalışan bazı akademisyenler de soruyor, tutanaklardan görmüşsünüzdür. Yapılması gerekenleri açıkça sıralamışlar.

Aslında bir ara rapor çıkabilirse, komisyonun şu ana kadar neler yaptığını görebilirsek, kamuoyu görebilirse, yapılacaklar çok açık. Çok zor değil. Bizim bu konuda hazırlığımız var. İlk etapta neler meclis gündemine gitmeli? Yasal düzenleme olarak komisyon üyeleri ona karar verebilirler. Ortak bir mutabakatla ilk etapta meclis gündemine gidecek konu başlıklarını belirleyebilirler. Zaten komisyon üyeleri bunun için orada. Her biri aynı zamanda kendi siyasi partilerini temsil eden insanlar. Farklı siyasi partilerde de komisyon koordinasyon gruplarının oluştuğunu biliyoruz. Dolayısıyla siyasi partilerin bu konuda hazırlıkları olduğunu düşünüyoruz, ki bazıları sosyal medya hesaplarından da paylaşım yaptılar.”

Paylaşın

Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne Konser Operasyonu: 13 Gözaltı

ABB tarafından 2021 – 2024 yılları arasında düzenlenen konserlere ilişkin başlatılan soruşturma kapsamında 13 kişi “görevi kötüye kullanma” ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlarından gözaltına alındı.

Soruşturmada, 32 adet konser hizmet alımında idarenin yaklaşık 154,5 milyon lira zarara uğratıldığının tespit edildiği belirtildi. ABB’nin düzenlediği bazı konserlerle ilgili olarak “kamu zararı” iddiasıyla mart ayında dokuz çalışan hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanlığı tarafından 2021-2024 yılları arasında düzenlenen konserlere yönelik yapılan harcamaların kamu zararına sebebiyet verdiği iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında bu sabah bir operasyon gerçekleştirildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma doğrultusunda 13 kişi “görevi kötüye kullanma” ve “ihaleye fesat karıştırma” suçlarından gözaltına alındı.

Başsavcılık açıklamasına göre; İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından düzenlenen tevdi raporu, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) incelemesi, Sayıştay incelemesi ve bilirkişi raporlarına göre 32 ayrı konser hizmet alımında idarenin 154 milyon 453 bin 221 TL zarara uğratıldığı tespit edildi.

Gözaltına alınan şüphelilerin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili C. A, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili K. B., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanı H. A. B., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili / Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkan Vekili H. E., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkan Vekili H. Z., Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Eski Kültür Etkinlikleri Şube Müdür Vekili A. A. Ç., Evren Teknik Grup Müzik Organizasyon San. Tic. Ltd. Şti sahibi O. E., Universe Production Organizasyon San. Tic. Ltd. Şti. sahibi S. E., Festiva ve Enfest Organizasyon Turizm San. Tic. Ltd. Şti. ortakları K. A. ve S. Ç., Gurudan Turizm Danışmanlık Organizasyon Reklam San. Tic. A.Ş ortağı A. A., Yalınayak Gıda Organizasyon Turizm. San. Tic. Ltd. Şti. ortakları E. D. ve L. E. olduğu açıklandı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, “Şüphelilerin yakalanmasına ve Cumhuriyet Başsavcılığımıza sevklerine yönelik işlemlere Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce devam edilmektedir” açıklamasında bulundu.

Melih Gökçek, operasyonu saatler önce haber verdi

Öte yandan eski Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Melih Gökçek, ABB’ye yönelik operasyonu saatler önce sosyal medya hesabından haber verdi.

Gökçek, bugün sabah erken saatlerde düzenlenen operasyondan önce gece yarısı saat 12.35’de sosyal medya hesabından “Hazır mısın Ankara? Hazır mısın Türkiye? Ankara’da milyarlık vurgun patlıyor…” şeklinde bir paylaşım yaptı.

Gökçek’in paylaşımı ve yapılan operasyonun ardından CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal sosyal medya hesabı üzerinden konuyla ilgili paylaşımda bulundu.

Tanal, “Soruşturma gizliliği ayaklar altında” başlıklı paylaşımında, “Bugün Ankara Büyükşehir Belediyesi hakkında son dakika haberiyle kamuoyuna yansıyan soruşturma daha resmi kaynaklar açıklama yapmadan 8 saat önce Melih Gökçek’in sosyal medya hesabından duyurulmuştur” dedi.

Tanal, “Unutulmasın yargı iktidarın sopası değil milletin adalet umududur Gizliliğin çiğnendiği siyasete servis edilen bir dosyanın tek adı vardır Siyasi operasyondur” ifadelerini kullandı.

CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, gözaltı operasyonunun iktidarın, seçilmiş belediye başkanlarına karşı yürüttüğü “iradeyi gasp etme” planının bir parçası olduğunu savundu. Halkın bu duruma artık itibar etmediğini belirten Başarır, muhalefet belediyelerinin konserler ve heykeller üzerinden yıpratılmaya çalışıldığını söyledi.

Başarır, ABB’nin düzenlediği konserlerin halkın talebi doğrultusunda yapıldığını ve konser veren sanatçıların da vergisini ödeyen, tanınmış kişiler olduğunu vurguladı. “Aldıkları para da belli, gösterdikleri vergi de belli” diyen Başarır, bu durumun tamamen “kirli bir algı” yaratma çabası olduğunu ifade etti.

Başarır, gözaltı haberinin eski ABB Başkanı Melih Gökçek tarafından operasyondan 7 saat önce sosyal medya hesabından duyurulmasına sert tepki gösterdi. Başarır, “Gece saat 2, 20 yıl Ankara’yı yöneten, Ankara’yı parsel parsel bölüştürüp dağıtan, her türlü kirliliğe iddiaya cevap vermeyen Melih Gökçek soruşturma haberini veriyor. 7 saat önce veriyor utanmadan, sıkılmadan” dedi.

Bu durumun kendisini utandırdığını belirten Başarır, soruşturmayı yürüten savcılara seslenerek, “Yürüttükleri bir soruşturma güya ve Melih Gökçek bu soruşturmayı 7 saat önce Türkiye ile paylaşıyor. Ben o savcılara sorarım, Melih Gökçek’i niye almıyorsunuz? Niye soruşturmuyorsunuz? Melih Gökçek’in mal varlığını, ailesinin mal varlığını, o Beyaz TV’yi niye soruşturmuyorsunuz?” ifadelerini kullandı.

Başarır, bir müjde gibi paylaşılan bu soruşturmanın ahlaki boyutunun Melih Gökçek olduğunu ve kendisinin mal varlığının da incelenmesi gerektiğini vurguladı. Son olarak, “Yeter artık” diyerek bu operasyonların ülkeyi farklı bir boyuta taşıdığını belirtti.

Paylaşın

Arıkan’dan Erdoğan’a “Trump” Göndermesi: Katile “Dostum” Demeyiz

Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’a “Dostum” diye hitap etmesine göndermede bulunan Saadet Partisi Lideri Mahmut Arıkan, “Bir şeyleri çözmek için en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, partisinin Antalya İl Başkanlığı’nın düzenlediği “Kardeşlik Buluşması” programında açıklamalarda bulundu.

Mevcut sistemin toplumsal sorunları çözme kapasitesini yitirdiğini vurgulayan Mahmut Arıkan, “Ahlakı öncelemeyen hiçbir sistem, bu problemleri çözme kapasitesine sahip değildir. İnsanları kutuplaştıran, insanları birbirinden nefret ettiren hiçbir düzen, bu sistemi değiştiremez. Bu doğaya emanet gözüyle bakmayan, ranta çeviren hiçbir düzen, bu sıkıntıları giderme gücüne sahip değildir. Eğer bir toplumda adalete güven durumu en aşağı seviyelere gelmişse, o sistem bozuk bir sistemdir” dedi.

Mahmut Arıkan, hamaset ve hurafe üzerinden toplumu narkozlayan siyaset anlayışının çözüm değil, sorun ürettiğini kaydetti. “Peki ne yapacağız?” diye soran Arıkan, Milli Görüş’ün sorunları çözmeye yönelik temel ilkelerini şu şekilde sıraladı:

“Savaşı değil barışı, çatışmayı değil diyalogu önceleyeceğiz. Çifte standardı değil, adaleti önceleyeceğiz. Eşitlik üzerinden çalışmalarımızı yapacağız. Sömürü değil, iş birliği teklif edeceğiz. Baskıyı değil, insan haklarını, demokrasiyi ve özgürlüğü önceleyerek çalışma yapmaya gayret göstereceğiz.”

Gazze meselesinin siyaset üstü bir mesele olduğunu kaydeden Arıkan, Gazze hakkında konuşurken kullanılan cümlelerin, oradaki yaraya merhem olacak, akan kanı durduracak, katliamı sonlandıracak nitelikte olması gerektiğini belirtti.

Eğer Milli Görüş hareketi olmasaydı, bugün Türkiye’de Gazze meselesinin konuşulmayacağını dile getiren Arıkan, iktidarın tutumunu eleştirerek, “İktidar sadece konuşuyor. ‘Ey İsrai’le başlayan cümleler kuruyor. Ama her cümle kurduktan sonra Gazze’deki katliam artarak devam ediyor. Eğer Gazze için bir şey yapıyorsak, sonuç alacak adımlar atılmalı” dedi.

Siyonist İsrail’in ablukası altındaki Gazze’ye insani yardım ulaştırmak üzere Akdeniz’e inen Sumud Filosu gemilerine kendilerinin ön ayak olduğunu anlatan Arıkan, “Bu filonun kaldırılabilmesi imkansız gözüküyordu. Teşkilatlarımızın gayretiyle bu gemiler şu anda Akdeniz sularında; yakın bir zamanda Gazze’de ulaşacak inşallah” ifadelerini kullandı.

Saadet Partisi’nin kısıtlı imkanlara rağmen Gazze için gemi filosu yola çıkarttığını, iktidar milletvekillerinin ise özel uçaklarla Refah Sınır Kapısı’na giderek, İsrail’i kınayıp döndüğünü belirten Arıkan, “Allah’tan korkun demek gerekiyor! Bütün imkanlar elinizde. Daha neyi bekliyorsunuz? ‘Ey İsrail!’ cümlesinin arkasında bir şeyler yapın artık” diye konuştu.

İktidara geldiklerinde hayata geçirecekleri Türkiye Kalkınma Planı kapsamında 5 yılda, 2 buçuk milyon yeni istihdam, Gayrisafi Milli Hasılada 506 milyar dolarlık artışın sağlanacağını kaydeden Arıkan, Türkiye’yi ekonomik darboğazdan çıkarmaya hazır olduklarını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı:

“Bundan sonra hiç kimse Türkiye’ye hadsiz bir mektup yazma durumunda kalmayacak. Bir şeyleri çözmek için, birtakım sıkıntıları giderebilmek için, inanmamamıza rağmen, gerçek olmamasına rağmen en büyük katile, dünyanın en büyük baş belasına ‘Dostum’ diye hitap etmeyeceğiz. Bunu yapabilmemiz için Saadet Partisi’ni iktidara getirmek gerekiyor. Başka türlü bu işin olmayacağını görmüş olduk.”

Paylaşın

Üniversite Öğrencilerinin Yüzde 70’i Öğün Atlıyor

İPA Başkanı Buğra Gökce, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret etti.

2025-2026 akademik yılı başlarken, Türkiye’de üniversite öğrencilerinin ve ailelerinin temel gündemi ağırlaşan ekonomik koşullar oldu. Artan yurt ve kira fiyatları, sınırlı burs-kredi desteği ve yükselen yaşam maliyetleri, öğrencilerin eğitim sürecini zorlaştırıyor.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; KYK yurt ücretleri 2025-2026 dönemi için 750 ila 1.250 TL arasında değişiyor. Ancak 7 milyonu aşan öğrenci sayısına karşın yurt kapasitesi 1 milyonun altında. Büyükşehirlerde merkezde üç öğrencinin birlikte yaşayabileceği bir dairenin kira bedeli en az 50 bin TL, çeper bölgelerde ise 30 bin TL. Özel yurtlarda ise paylaşımlı bir odada kalmanın bedeli aylık en az 10 bin TL seviyesinde.

2025 yılı için KYK burs ve kredi miktarı 3 bin TL olarak uygulanmıştı. 2026 yılına ilişkin açıklama henüz yapılmadı. Öğrenciler, geçimlerini sürdürebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Haftada ortalama 30 saatlik bir işten kazanılan ücret 11 bin 700 TL düzeyinde. Bu tutarın 2026’da ciddi biçimde artması beklenmiyor.

İstanbul Planlama Ajansı (İPA), eylül ayında yıllık yaşam maliyeti artış oranını yüzde 43,2 olarak duyurdu. İPA Başkanı Buğra Gökce, kirada kalan bir üniversite öğrencisinin ortalama yaşam maliyetinin 26 bin 250 TL olduğunu belirtti.

YAYBİR Başkanı Hakan Tanıttıran, kitap fiyatlarının son üç yılda yüzde 290 arttığını söyledi. Bu artışın temel nedenleri arasında dövize bağlı kağıt ve baskı maliyetleri ile genel enflasyon gösterildi.

Eğitim-Sen Ankara 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Özlem Ergüven Okay, öğrencilerin yaşam koşullarını şu sözlerle değerlendirdi:

“Öğrencilerimiz full-time işçilik, part-time öğrencilik yapıyor. Bu da mesleki, akademik ve entelektüel gelişim için ne zaman ne de kaynak bırakıyor. Kahve içmek bile lüks; entelektüel gelişim araçları seçkin bir azınlığın tekelinde.”

Okay, üniversitelerde kamu kaynaklarının etkili kullanılmadığını, laboratuvar malzemeleri, güncel kütüphane kaynakları ve internet altyapısının yetersiz olduğunu ifade etti. Bazı üniversitelerde en büyük harcama kaleminin ikram ve ağırlama giderleri olduğunu da ekledi.

“Öğrenciler pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakılıyor”

Eğitim-Sen İstanbul 6 No’lu Üniversiteler Şube Başkanı Burak Çetiner, kamu desteği olmadan üniversite eğitiminin sürdürülemeyeceğini söyledi. İstanbul’daki birçok üniversitenin yurt imkanı sunamadığını, yemekhane hizmetlerinin özelleştirilmesiyle öğrencilerin pahalı ve niteliksiz yemeklere mecbur bırakıldığını belirtti.

Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan İPA Başkanı Buğra Gökce, yazılı yanıtında, İstanbul’da bir asgari ücretin bir öğrencinin temel giderlerini bile karşılamadığını belirtti. Gökce, öğrencilerin yüzde 70’inin öğün atladığını gösteren araştırmalara işaret ederek şunları kaydetti:

“Gençler eğitimlerini yarıda bırakıyor. Her öğrenciye aylık asgari ücret kadar burs verilse, yıllık maliyet 25 milyar dolar olur. 19 Mart sürecinde 60 milyar dolar rezerv kaybettik.”

Üniversiteye hazırlanan öğrenciler için de maliyetler artmış durumda. 2021’de 15-30 bin TL arasında olan TYT-AYT kurs ücretleri, 2025’te 100 ila 200 bin TL’ye çıktı. Özellikle merkezi semtlerdeki butik kurslar 200 bin TL’yi buluyor.

Veli-Der Genel Başkanı Ömer Yılmaz, özel kurs fiyatlarının denetimsiz olduğunu ve bazı işletmelerin yüksek kâr amacıyla fahiş fiyatlar talep ettiğini belirtti. Birçok ailenin borçlanarak bu ücretleri ödediğini ifade eden Yılmaz, devlet destekli ücretsiz hazırlık programlarının ve okullarda nitelikli kursların artırılması gerektiğini söyledi.

Paylaşın

MHP’de İstifa Depremi

MHP’li Sorgun İlçe Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini açıkladı. MHP ise Ekinci’nin parti ilkeleriyle bağdaşmayan davranışları nedeniyle listeden çıkarıldığını duyurdu.

Yozgat’ın Sorgun ilçesinin Milliyetçi Hareket Partili (MHP) Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, partisinden istifa ettiğini ve görevine bağımsız olarak devam edeceğini duyurdu.

Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, istifa kararını kamuoyuna yaptığı bir açıklama ile bildirdi. Ekinci, kararının gerekçesini, “Son günlerde yaşanan gelişmelerin partime, camiama ve yıllardır yol yürüdüğüm dava arkadaşlarıma zarar vermemesi adına önemli bir karar almış bulunuyorum” ifadeleriyle açıkladı. Ekinci, bu kararla birlikte bağımsız bir belediye başkanı olarak devam edeceğini belirtti.

Gazete Pencere’de yer alan habere göre; Ekinci’nin istifa açıklamasının ardından MHP Genel Merkezi’nden de konuya ilişkin bir bilgilendirme yapıldı. Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Sadir Durmaz tarafından yapılan açıklamada, “Sorgun Belediye Başkanı Mustafa Erkut Ekinci, parti ilke ve politikalarımızla bağdaşmayan davranışları nedeniyle belediye başkanları listemizden düşürülmüştür” ifadeleri kullandı.

Paylaşın