Meclis’te “İsrail’le Ticaret” Gerginliği

Meclis’te CHP milletvekilleri ile Ticaret Bakanı Ömer Bolat arasında sık sık “İsrail’le ticaret” tartışmaları yaşandı. Bakan Bolat, CHP milletvekillerinin, İsrail’le ticaret devam ediyor ifadelerini yalanladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Ticaret Bakanlığı’nın 2025 Bütçesi görüşüldü.

Görüşmeler öncesinde CHP milletvekilleri “İsrail ile ticaret” haberlerinin yer aldığı gazete haberlerini gösterdi. Tepkilerini dile getirdi. Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın aktardığına göre; CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, iktidarın “İsrail’le ticaret yapılmıyor” dediğini ancak ticaretin devam ettiğini savundu. “Bir taraftan ağlıyorlar, bir taraftan ticaret yapıyorlar” diyen Ağbaba, gemilerle İsrail’e hür türlü malzenin gittiğini iddia etti.

Ağbaba, “Bu ayıbı Türkiye kaldıramaz. İsrail’in yanında mısın, Gazze’nin yanında mısın? Malesef Gazze’de hergün yeni katliamlar yapılırken buradaki malzemeler Türkiye’den gidiyor. Kudüs’teki tel örgütler, askerlerin kışlık içlikleri Türkiye’den gitmişti. Buradan Filistin’e diye mallar çıkıyor, İsrail’e gidiyor. Filistin’in ticaret yapacak hali yok, çelik gönderiliyor. Filistinliler çeliği ne yapacak? Seramiği ne yapacak?” iddialarını gündeme getirdi.

Sonrasında Ticaret Bakanı Ömer Bolat, sunumunu gerçekleştirdi.
Bolat, “Türkiye İsrail’e jet yakıtı satıyor” iddiaları konusunda, 6-7 tane İsrailli tur şirketinin “charter” şirketlerinin turist getirince havalimanından aldığı uçak benzini ihracat olarak kaydedildiği için bu olayın bu şekilde karalama kampanyası yapıldığını söyledi. Bunun üzerine CHP Karabük Milletvekili Cevdet Akay, “Hiç yakıt satmıyor musunuz?” diye sordu.

CHP Manisa Milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu, “Hiç yakıt satılmıyor mu Sayın Bakan?” diye ekledi. Milletvekilleri ısrarla sorularına devam edince Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “Arkadaşlar çok ayıp yani Bakan’ın 30 dakikası var, şurada yaptığınız çok ayıp, çok” dedi. CHP Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin “Ayıp diyemezsiniz” diyerek itiraz etti.

Bolat, 2 Mayıs’ta alınan karar doğrultusunda İsrail’le ihracat ithalatın tamamen durdurulduğunu söyledi. “İhracat, ithalat sıfırdır” diyen Bolat, Filistin Hükümeti’nin gelerek, “Bizim Türk mallarına ihtiyacımız var. Filistin topraklarında 6 milyon insan yaşıyor” dediğini belirtti. Bunun üzerine CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, “Çelik niye? Cam niye? Seramik niye?” sorularını yöneltti.

Bakan Bolat, 2 Mayıs’ta İsrail’le ticaret ambargosu konulduktan sonra “Üçüncü ülkelerden zaten gidiyor” yalanının uydurulmaya başlandığını söyledi. Bolat, “Kardeşim, bütün dünyaya, 220 ülkeye ihracat yapıyoruz biz; 262.5 milyar dolar ihracatımız var, 340 milyar dolar da ithalatımız var. 605 milyar dolar civarında toplam dış ticaretimiz var ve bu dış ticaretimiz de dünyanın her tarafına var. Ticaretimizin yüzde 40’ı AB ülkelerine. Bu anlamda Filistin’e yapılan ticaret doğrudur ve Filistin hükümeti bundan mennundur” dedi.

Konuşmasına devam eden Bolat, Filistin Hükümeti’nin talebi üzerine bir mekanizma kurduklarını ayrı bir gümrük koduyla ihracat kapısı açtıklarını söyledi.

Geçen hafta Ambarlı Limanı’nda yapılan eylemle ilgili “İsrail’e gidiyor, silah götürüyor” suçlaması yapıldığını belirten Bolat, bu ürünlerin Güney Kore ve Çin limanlarından geldiğini bildirdi. Tartışmalar devam ederken CHP’li Veli Ağbaba, “Bizim tavrımız net. Biz Deniz Gezmişlerin yolundayız, biz Ecevitlerin yolundayız” dedi.

“İkiyüzlüsünüz. Hâlâ ticaret devam ediyor”

Bakan Bolat, “Filistin için en çok mücdaleyi veren hükümete, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptıklarına destek olun. Yaptığınız siyasi istismar” diye konuştu. CHP’li Ağbaba, “Onu yapan sizsiniz” karşılığını verdi. Bolat, “İsrail’le en çok dost olan sizsiniz” diye devam etti. Ağbaba, “İkiyüzlüsünüz. Hâlâ ticaret devam ediyor” dedi.

Bolat, “İkiyüzlülüğü kim yapıyor çok iyi biliyor bu aziz millet” karşılığını verdi. Ağbaba, hâlâ Ceyhan Boru Hattı’ndan İsrail’e petrol gitmeye devam ettiğini iddia etti. Ağbaba, “İsrail’le ticarete devam, Gazze’ye ağlamaya devam” dedi.

Bolat, konuşması sırasında kaçakçılık faliyetleriyle ilgili de bilgi verdi. Bolat, bu yıl 7 Kasım itibariyle 18.5 milyar lira değerinde 17.2 ton uyuşturucu madde ve 19.4 milyar lira değerinde kaçak ticari eşya olmak üzere toplamda 38 milyar lira değerinde kaçak eşya ve narkotik madde ele geçirildiğini söyledi.

Görüşmeler sırasında İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, bakanın “cari açık sorun olmaktan çıkmıştır” ifadesini kullandığını söyledi. Bakan Bolat, “Bugün için” dedi. Usta, “Bu, çok iddialı. Bu ancak cehaletle açıklanır sayın bakan, kusura bakmayın… ‘Cari açık sorun olmaktan çıkmıştır’ diye bir şey sizi göreceksiniz çok mahcup edecek” dedi.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a “Atatürk” Yanıtı: İşine Gelince…

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “İşine gelince Atatürkçü olanlar, meczubun cenazesine koşanlar, sıkıştığında dönüp 2 ayyaş deyip sıkıştığında 10 yıl daha yaşasaydı diyenlerin samimiyetini milletimiz adalet terazisinde tartıyor. Ama milletin Atatürk’e yönelik sadakati bitmiyor” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Şayet, Gazi’nin ömrü ve sağlığı en azından bir 10 yıl daha ülkeyi yönetmeye el verseydi, hiç şüphesiz 2. Cihan Harbi sonrası bambaşka bir Türkiye görecektik. Maalesef Gazi’nin vefatıyla bu fırsatı kaçırdık. Çok partili siyasi hayata geçtikten sonra da başımıza musallat edilen darbeler, zayıf koalisyonlar, kifayetsiz kadrolar ülkemizin küresel kalkınma yarışında geride kalmasına sebep oldu” demişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Toplantısı, Genel Başkan Özgür Özel’in transfer duyurusuyla başladı. İYİ Parti’den istifa eden Trabzon’un Yomra ilçe Belediye Başkanı Mustafa Bıyık CHP’ye katıldı. Mustafa Bıyık’ın parti rozetini takan Özgür Özel, daha sonra yaptığı açıklamada, haftaya yeni katılımlar olacağını belirtti.

Özel daha sonra gündemdeki konularla ilgili açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“İzmir’den büyük bir facia haberi aldık. Öğrendikçe insanın içi acıyor. 22 yaşında bir erken evlik yapıyor. Emekli bir felsefe öğretmeninin kızı Melis Akcan. Eşi hapse giriyor bu sefer kendisi başlıyor hurda toplamaya evde en büyüğü 5 yaşında olan 5 çocuk ve büyük bir felaketle karşı karşıya kalınıyor. Bu konu Türkiye’de yoksulluk güvencesizlik ve aile içinde yaşananlara karşı kadınların çaresizliğine kimse gözü kapalı kalamaz. Grubumuz bir araştırma önergesi yazacak.

Türkiye’de korunmaya muhtaç çocukların bu durumundan ailenin itirazı, başka durumlar, objektif kriterler, bağımsız kurumlar, sivil toplumun dahil edilmesi, eksik neyse bu işin bu benzer vakalar bir daha yaşanmasın diye bir araştırma komisyonu kurulmasını teklif edeceğiz.

Bu meseleyi de çok yakından hep birlikte takip edeceğiz. Tabii bu üzüntü bu yas 10 Kasım’daki ulusal yasımızın üstüne geldi. Cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü vefatının 86. yıldönümünde özlemle, minnetle, rahmetle andık hep beraber. 81 ilde anma programları yapıldı. Saat 09:05 gece Türkiye’de yine hayat durdu. Çatıdaki işçi durdu. Köprüdeki sürücü durdu. Madende yerin 400 metre altındakiler durdu. Şehirlerarası yolda kamyon şoförü durdu.

Bütün Türkiye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün hatırası önünde 1 dakika durdu. Ona minnetlerini, ona şükranlarını iletti. 9 Kasım’dan itibaren yüz binler Anıtkabir’e aktılar. 10 Kasım’da resmi rakam 1 milyon 100 bin vatandaşımız Anıtkabir’i ziyaret etti. Bugün burada “Benim iki büyük eserim var. Bunlardan bir tanesi cumhuriyet, diğeri de Cumhuriyet Halk Partisi.” diyen önderimizin, partimizin 1. genel başkanının, kurucumuzun huzurunda bir kez daha Cumhuriyet Halk Partisi tüm üyeleri adına kendisine minnetlerimizi sunuyorum.

Birileri işine gelince Atatürkçü olanlar, sonra Atatürk’ün, Atatürk’e zerre muhabbet besleyen, ‘Ne ölüme ne dirime.’ diyen meczupların hastanesine de cenazesine de koşanlar ama 15 Temmuz akşamı ‘Bulun bulun, Atatürk bayrağı, posteri bulun, il başkanlıklarımıza asın.’ diyenler, sıkıştığında, kafası bozulduğunda dönüp iki ayyaş deyip, sıkıştığında ‘Keşke 10 yıl daha yaşasaydı.’ diyenlerin samimiyetini bu milletimiz vicdan terazisinde tartıyor. Ama bu milletin Atatürk’e sadakatini her 10 Kasım’da görüyoruz, görmeye de devam edeceğiz.

Tayyip Bey’in 10 Kasım, Türkiye’nin matem gününde yaptığı konuşmaya birazdan değineceğim. Ama ilk önce ilk önce esas hepimiz açısından son derece yakıcı ve bir ülkenin gerçek gündeminde olan konuları ıskalamadan konuşmak lazım.

Ekonomik kriz her alanda derinleşirken iktidar irrasyonel davranışlara devam ediyor. 2002 yılında memur 14,5 çeyrek alıyordu şimdi 7. Vatandaşın sırtına vergi yüklemeye devam ediyorlar. Yılbaşına kadar 81 ilde ekonomiyi anlatacağız. Gerçek derdimiz ekonomidir.

Vatandaşın hakkını savunuyoruz. Emekli maaşı asgari ücrete denk olmalıdır. Emeklilere 17 bin lira bu aydan itibaren yatırılmalıdır. Bırakın dört seferi, temmuzda dahi zam yapmadılar. Bugün asgari ücretlinin alım gücü erimiş durumdadır. Kendi beklentileri yıl içerisinde üç sefer değişti. Bunlar, kendileri bile tutturamıyorlar. Krizin faturasını asgari ücretliye verecekler.

Biz bir asgari ücretli parayı nereye harcar diye baktık. Bütün sendikalara çağrı yapıyoruz. Asgari ücret 30 bin lira olsun. Bugün enflasyon yüzde 59 buna göre zam verse 24 bin lira olacak asgari ücret onlar diyor ki biz 21 bin lira yapalım. Asgari ücret talebimiz 30 bunun altında yokuz.

“Etki ajanlığı düzenlemesi tüm muhalifler için sopadır”

Kamuoyunda ‘etki ajanlığı’ olarak adlandırılan düzenlemeye de değinen Özel “Tüm muhalifler için sopadır” diye konuştu. Özel şöyle devam etti: “Etki ajanlığını getirmek istiyorlar. Muhalif gazeteciler için, muhalifler için bir sopa olarak kullanmak üzere getiriyorlar. Hukukun en temel beklentisini bile aramadan. Birisi bana muhalifse ben onu başkalarını etki ajanı olarak etiketlerim kimseyi de konuşturmam. Millet buraya milletvekili seçip yolladı, hukukçu arkadaşlar var.

Yabancı ülkenin buradaki taşeronu yakalanınca bir buçuk yıl ceza verebiliyoruz. Ama senin yazdığın gibi olursa dışarıdan çalışmalara YÖK para ayırmaz akademisyen fon bulur, etki ajanısın diyecekler. gazeteci dışarıdan fon bulur yayın yapar, etki ajanısın diyecekler. Otoriterlik bulaşıcı, birbirlerinden öğreniyorlar. Bu etki ajanlığının patenti sayın Putin’de. Sonra Gürcistan, Kırgızistan izlemiş. NATO Parlamenterler Meclisi’nde bu düzenlemenin demokrasiye tehdit olduğu bir karar bağlanmış.

Bizim de üyelerimiz var hatta Faik Öztrak yönetici pozisyonunda. 18 üyenin 10’u AKP ve MHP’li. Bu 10 arkadaş NATO’da demokrasiye aykırı diye imza atmışlar. Devlet Bey için kolay, iki tanesini partiden atar. Senin milletvekillerin demokrasiye aykırı diye Mayıs ayında imza atıyorlar. Kırmızı alarm! Hayvan hakları ve kadına şiddet yasasında olduğu gibi kırmızı alarm! Tüm milletvekillerimiz etki ajanlığı yasasını geçirmemek için ellerinden ne geliyorsa onu yapacaklar.”

“Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular…”

Görevden alınıp yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’de Özgür Özel’in gündemindeydi. Özel, konuya ilişkin şöyle konuştu: “Ahmet Özer halen tutuklu. Dün Serdar Ortaç hakkında iddia var, gece evine gitmişler. Kapıyı çalmışlar, duymayınca uyanmasını beklemişler. Uyanıp kapıyı açınca kendileri ifadeye davet etmiş. Doğrusu bu. Ahmet Özer’in kapısını kırdılar, eşini duvara vurdular, canlı bombaymışcasına o şartlar altında kaldırıp itibarsızlaştırdılar.

Aramada avukat sokmadılar eve. Güya buldukları delillerle bir sürü yalan attılar. Hatta belki FETÖ gibi kendileri kanıt koydular. Remzi Kartal ile görüştü deniliyor hiç kanıt yok ama Meclis’te Kartal ile görüşen iki vekil var biri Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, çıkıyor diyor ki ‘Ben akademisyen sıfatımla görüştüm’ Yayman’a hak olan Özer’e yasak mı?

Ahmet Özer atadıysa şu PKK’lıları bir de biz görelim dedik 12 gün sokmadılar. En sonunda girdik. Dediler ki; kayyımı gördünüz mü? Şeytan görsün yüzünü! Göstere göstere seçilmiş CHP’li üyelerin odalarını göstermişler. Kayyımın bir odasını falan gösterememişler. AKP’li giriyor babasının evine girer gibi ama CHP’ye yasak. Neden? Ahmet Özer aleyhine delil uyduracaklar. Mümkün olduğunca Akın’a düşürüyorlar, düşmezse Akın oraya koşuyor.

Bir hakim başarılıysa yerinden oynamaz. Bir hakim başarısızsa sürersin. Akın Gürlek pinpon topu gibi. Dolaşıyor katlediyor. Şimdi gelmiş Ahmet Özer’i içeride tutacak operasyonu yapıyor. Akın’ın yer değiştirmeme tazminatı yerine, yer değiştirme coğrafi tazminatını eşini SPK’ya koyup karşılarız. Aile ile uğraşmadım, uğraşmam. Ama SPK’ya atanmam vicdana uygundur diyorsa hanımefendiden özür dilerim. Ama o Akın Gürlek’in benden çekeceği var.”

Kayyım atamalarının ardından DEM otobüsünde konuşma konusuna ilişkin de konuşan Özel şu ifadeleri kullandı: “Mardin’e gidip DEM otobüsüne çıkmışız. Gittiğimizde ne üstünde ne de içinde oldukları sivil plakaları bir otobüsün üstünden konuştuk. Ülkenin cumhurbaşkanı benim söylediklerimi TRT tüm ülkeye yayar, duyanlar bana yeter diyerek siyaset yapıyor. Hadi televizyonda karşımıza çıkmıyorsun bari o kürsüde yapma. Otobüs ortada, plakası sivil. Ahmet Türk o kadar nazik ki ben çekileyim dedi.

Olur mu başkanım, Mardin halkı kimi seçtiyse onunla çıkacağım buraya dedim. Erdoğan diyor ki; yalan söylüyor, samimi değil. Tayyip Bey, Siirt’e gidip meydanda kalabalığı görüp sonra da şiir okuyup yasaklı duruma düşen sen, partin iktidara gelince milletvekili de değilsin Baykal’ın demokratlığından istifade eden ve Anayasa değiştirten sen, geçen seçim yüzde 65 oy alan Siirtlilerin başkanına kayyım atayan da sen. Samimiyetsizlik budur.

10 Kasım’daki bütün çabalarına rağmen kutuplaşmaya sebebiyet verecek, çatışmaya sebebiyet verecek söylediği hiçbir söze cevap vermeyeceğiz. Niye? İşine öyle geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi 31 Mart’tan önce “Tayyip Bey sövdü, Devlet Bey sövdü. O dönem bir muhalefet genel başkanı ağır konuştu.

“31 Mart akşamı 1. parti olduk”

Ne dedik? “Canınız sağ olsun.” Niye? “Emekli konuşacağım.” dedim. Niye? Asgari ücret konuşacağız, yoksulluk konuşacağız dedik. Aslan gibi adaylarımız var, onları tanıtacağız dedik. 31 Mart akşamı 1. parti olduk. O günden bugüne parti 1. parti. Cumhuriyet Halk Partisinden bahsederken şöyle bir şey söylüyor: ‘Türkiye’nin 2. partisi.’ Yok öyle bir şey. Sadece bir yerde o var. Nerede biliyor musunuz? Üye sayısında. Çünkü biz sizin gibi kapınıza varan garibana ‘Kimliğini getir, üye olmadan önce sosyal yardım alamazsın.’ demeyiz. Üye olmayana kömür dağıtmıyoruz demeyiz. İşe girmek isteyenin babasını, ninesini, dedesini CHP’den istifa ettirip AK Parti’ye kaydettiren sizsiniz. Bu bir tenezzül meselesidir. Üye sayısında bizi böyle geçersiniz.

Son seçimlerde 47 yıl sonra büyük bir gururla yüzde 38 oyla Türkiye’nin 1. partisi Cumhuriyet Halk Partisi. Tayyip Bey’in, Tayyip Bey’in zoruna gitse de Adalet ve Kalkınma Partisi şimdilik 2. partisi, yakında 3. partisi ve en sonunda Adalet ve Kalkınma Partisi tarihteki yerini alacak. Ama ama bu ülke işgal altındayken hep birlikte harekete geçenler, dedeleri koyun koyuna toprak altında kefensiz yatanlar, cumhuriyeti kuranlar, çok partili rejime, demokrasiye geçirenler, sata sata bitiremediğiniz tüm fabrikaları, tüm tersaneleri, tüm rafinerileri yapanlar sata sata bitiremediğiniz her şeyi yapanlar, Kıbrıs Barış Harekâtı’nı yapanlar, emekliliği getirenler, kıdem tazminatını getirenler, sendika kanununu getirenler.

Şimdi de siz istediğiniz kadar kutuplaşın, emeklinin, işçinin, memurun, çiftçinin hakkını savunmaya, bu memlekete umut olmaya, halkın iktidarını kurmaya geliyorlar. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin 1. partisi olarak önümüzdeki seçimlerde sonra Atatürk’ün partisi iktidar partisi olacak. Bize inanın, bize güvenin. Size inanıyoruz, milletimize güveniyoruz. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın

Bahçeli “Öcalan” Çağrısını Yineledi: Söylediğimiz Her Şeyin Arkasındayız

MHP Lideri Devlet Bahçeli, PKK Lideri Abdullah Öcalan için yaptığı çağrıya değinerek, “Terör ve bölücülük sorunuyla daha fazla yaşamamız. Bölücü terör örgütü PKK için son yaklaşmıştır, hiçbir terörist için kaçacak bir yer kalmamıştır. Silah varsa siyaset yoktur. İhanet varsa demokrasi yoktur. Yaptığımız ve söylediğimiz her şeyin arkasındayız” dedi ve ekledi:

“Günü kurtarmanın değil, geleceği kurgulamanın istikametinde sağlam adımlarla ilerlemenin düşüncesindeyiz. Oyumuz artıyormuş, oyumuz azalıyormuş! Vatan tehdit altındayken, milli güvenlik duvarlarımız hain akınlarla sallanıyorken oy ve seçim endişesiyle başımıza kuma gömmek bizim kitabımızda yazmayan alçalma ve aşağılanma halidir.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. 34 harften oluşan ortak Türk alfabesine ilişkin konuşan Bahçeli, “Önemli ve kayda değer bir sonuç da, ortak alfabe konusunda alınmıştır. Bu gelişme tarihi bir adımdır, makus talihin ters döndüğünün işaretidir” dedi.

CHP’ye eleştirilerde bulunan Bahçeli, “Onlar dönsün dursun dikkat etsinler fazla dönüş denge kaybına da yol açabilir. Dönen dönsün biz dönmeyiz yolumuzdan. Dönenlere devşirilenlere demlenenlere, kaçanlara, korkaklara aldırmadan bizim yolumuz Türk devrimidir ve Türkiye yüzyılıdır… Bu fırsat kaçmamalı, tarihi baştan ayağa yeniden yazmak elimizdedir. Sistemli ve şiddetli tahriklere aldırmayacağız. Kuru gürültülere pabuç bırakmayacağız. Türk birliği hayal safhasında kalmamalı” ifadelerini kullandı.

Türkiye-ABD ilişkilerine değinen Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “ABD başkanlık seçim sonuçları münasebetiyle gün yüzüne çıkan kaygılı bekleyişler fazlasıyla dikkat çekicidir. Almanya’da koalisyon hükümetinin dağılması erken seçim şartlarını doğurmuştur. ABD’de yapılan seçimde seçilen Trump’ın ne yapacağı nasıl bir politika takip edeceği günlerdir tartışmaların ağırlık merkezidir. Türkiye’de bazı çevrelerin fil ile eşek arasına sıkışıp kalmaları,

Trump’ın seçilmesinden dolayı karalar bağlamaları, Harris’in kaybedişinden dolayı yas tutar haline gelmesi garabettir. ABD’deki demokratların ve cumhuriyetçilerin holiganlarmış taraflarına ülkemizde de tesadüf etmek utanç duyacak bir köksüzlüktür. Biden’ın içimizdeki sömürgeleşmiş işbirlikçileriyle dayanışma halinde cumhurbaşkanımızı seçimle değiştirip devirme planları şimdi tuzla buz olmuştur.

Şu Allah’ın işine bakınız ki değişen akli melekelerinin dahi kendisini terk ettiği Biden’dan başkası değildir. Düşmez kalkmaz bir Allah’tır düşüp de kalkamayan Biden ve Harris’tir. Biz ABD’deki seçime Türkiye merkezli bakıyoruz. ABD Türkiye ,ilişkilerinin asıl boyut alacağıyla ilgili analiz yapıyoruz. Trump’ın ilk döneminden farklı bir profil sergilemesi iki ülkenin de müşterek hayrınadır.”

“Terörün bitmesi milli ülküdür”

Abdullah Öcalan çağrılarına ilişkin açıklama yapan Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “Bölücü terör örgütü için son yaklaşmıştır. Silah varsa siyaset yoktur. Şiddet varsa sevgi ve barış dili kupkurudur. MHP milli birlik ve kardeşliğin yanındadır. Yaptığımız ve söylediğimiz her şeyin arkasındayız. Biz gelecek seçimlerin hesabını değil, gelecek nesillerin hesabı içindeyiz. Torunlarımızın, aynı felaketlere muhatap olmasını asla, kata, bihakkın istemiyoruz.

Günü kurtarmanın değil, geleceği kurmanın ve kurgulamanın istikametinde sağlam adımlarla ilerlemenin samimi düşüncesindeyiz. Terörün bitmesi milli ülküdür. Vatan tehdit altındayken oy düşünmeyiz. Kürt kardeşlerimizle kucaklaşarak milli birlik ve kardeşlik hukukunu Türkiye’nin düşmeyecek kudret ve kuvvet mevzii haline getirmek geleceğe ve geçmişe sadakat nişanemizdir. Kara kampanya sahipleri ise sorunlardan besleniyor. Kronik sorunları çözmek amacıyla dik duruşla ve delikanlıca er meydanına çıkacak Cumhur İttifakı’ndan başkası yoktur, olması da ham bir hayaldir.

Değil elimizi, gövdemizi dahi sıra dağların altına sere serpe yatırmaya hazırız, kararlıyız ve sonuna kadar da inançlıyız… Aklımızla, imanımızla, irfanımızla, gönlümüzle Türklüğün, Türkiye’nin ve Türk milletinin yıkılmaz son kalesiyiz, teslim alınamaz son cephesiyiz. Terör bitecek, bölücülük tasfiye edilecektir. Gayemiz ve gayretimiz buna yöneliktir.”

Öte yandan Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’nu eleştiren Bahçeli, şöyle devam etti: “Belediye başkanlarının işi gücü bırakıp bugünden cumhurbaşkanlığı adaylığına soyunmaları anketlerin palavralarıyla caka satmaları en başta İstanbul ve Ankara’ya nankörlük kendi adlarına da namertliktir.”

“Türkiye’yi tahrik edici davranışlardan vazgeçin”

Bahçeli, grup toplantısı çıkışında bir gazetecinin “Çözüm süreci konusunda Cumhurbaşkanı Erdoğan’la aranızda bir görüş ayrılığı var mı, yok mu?” sorusuna yanıt verdi. Soruyu soran gazeteciye “Mesleğini bırak” diyen Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: “Bir defa basın mensubu kardeşlerim, Türkiye’yi tahrik edici yanlış bilgilerle ayrımcılığı körükleyici davranışlardan vazgeçin. Geçemiyorsan mesleğini bırak.”

Paylaşın

Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Bizi Tehdit Etmekten Vazgeçin

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “günü değil geleceği kurtarmalıyız” sözlerine yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Geçmişi inkar ederek geleceği nasıl kurtaracağız” dedi ve ekledi:

“Önce Sayın Bahçeli dilini değiştirsin. Ortak bir gelecekten bahsediyorsanız inkar politikalarınızdan vazgeçin, bizi tehdit etmekten vazgeçin. Biz hakikatlerle yüzleşin diyoruz. Hakikatlerle yüzleşmeden yeni bir dönemi inşa etmenin mümkün olmayacağını söylüyoruz. Türk ve Kürt yüzyılını nasıl inşa ettiğinizi görelim. Ama biz zehirleyen dilinizi kabul etmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, konuşmasına, “Maalesef öyle bir ülkede yaşıyoruz ki iyi gündemlerle bir türlü konuşma yapamadık. Umarım bu günleri de buluruz. Geçen hafta yine kayyum atamalarıyla güne uyandık. Esenyurt’la başlayan Batman, Halfeti ve Mardin’le devam eden irade gaspıyla karşı karşıya kaldık. Çok garip tablolarla karşılaştık. Yine belediyelerin önüne bariyerler konulmuştu, belediyenin etrafı çevrilmişti. Ama bu gaspa karşı halk da sokaktaydı” sözleriyle başladı.

Bakırhan, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Kayyum Kürt halkına düşmandır. Düşman dediğimizde bazıları alınıyor ama biz söylemeye devam edeceğiz. Batman’da bir anne Kürtçe çok güzel bir şey söyledi; ‘Elekte su toplayamazsınız’ dedi. Gerçekten öyle.

Batman’da paramiliter gruplar sokaklardaydı. Kim oldukları belli değil, gençleri, kadınları yerlerde sürüklüyor. İçişleri Bakanlığa soruyoruz; kim bunlar? Tekrar söylüyoruz çekin elinizi Batman’dan.

Mardin’deydik. Orada da bir vatandaş darbe deyince akla Kenan Evren geliyordu şimdi bu iktidar geliyor dedi. Halfeti Belediye başkanımız bir başkasının dosyası üzerinden alındı. Bu iktidar asla kumpastan, hileden vazgeçmeyecek.

DEM Parti’nin adaylarını Kandil belirliyor dediler. 100 bin delegeyle, 3000 aday adayının yarıştığı ön seçimlerle belediye eş başkanlarımızı belirledik. Tam bir demokrasi şöleniydi. Bunları artık vatandaşın vicdanına bırakıyorum. Bizim adaylarımızı halkımızı belirledi.

Yetmiyor belediye eş başkanlarımıza ‘Ne idiği belirsiz’ diyor. Ne idiği belirsiz senin atamış olduğun kayyumlardır. Bizim mücadelemizde haksızlık olmaz. Ne idiği belirsiz insanlar arıyorsanız kendi çevrenize bakın.

Sayın Erdoğan, memlekette ‘terörist’ yaftası yapıştırmadığınız tek bir insan kaldı mı? Ne yapacağız peki? Mardin’e siyaset kayyımı Mehmet Uçum’u mu aday yapsaydık. Batman’a ihale kayyımı Cengiz Holding’i mi aday yapsaydık? Biz yapsaydık da kim oy verecekti ki bunlara? Bir de temiz adaylardan bahsediyor.

Bakın açık şekilde ifade edelim; kayyım artık Kürtlerin sorunu değildir. Bunu dün söylemiştik ki Esenyurt’ta bir kez daha ortaya çıktı. Kayyıma karşı hep birlikte dayanışarak durmazsak; kayyım sadece Kürt coğrafyasında değil, Türkiye’nin dört bir yanına önümüzdeki dönem yayılması olasıdır.

Sayın Numan Kurtulmuş, ‘Bir eli sandıkta, bir eli silahta siyaset olmaz’ dedi. Sizin bu hakaretlerinize yıllardır dayanıyor ve siyaset yapıyoruz. Sayın Kurtulmuş soruyoruz size; halkın iradesine atanan bu kayyumlara da bir sözünüz var mı?

Kayyum yerine keşke ekonomiyle ilgilenseydiniz. Kayyumla ilgilenenler İzmir’de yaşamını yitiren 5 canımızla ilgilense böyle durumlarla karşılaşmazdık. Türkiye siyaseti yoksullarla ilgilenmiyor. Yoksulluktan dolayı 300 bin çocuğun bakımı yapılamıyor. Kayyum rejimi açlıktır, iflastır.

Asgari ücret tartışmaları var. Her asgari ücret tartışmaları başladığında Merkez Bankası yetkilileri gelecekte enflasyonun düşmesini beklediğini söylüyor. Bunlar hem bizim açlığımızla oynuyorlar, yetmiyor aklımızla oynuyorlar.

İktidar temsilcileri Trump’ın seçilmesini bir fırsata çevirmek istiyorlar. Bunu Rojava’da bir askeri operasyonun zemini haline getirmeyle çalışıyorlar. Rojava’ya saldırarak krizleri ortadan kaldıramazsınız. Fırsat penceresini dışardaki başkentlerle bulamayacağını belirtmek istiyoruz. Çözüm Amed’dedir, Ankara’dadır.

Kürtlere elimi sımsıkı tutun diyen Erdoğan kayyumlara sımsıkı tutunmaya çalıştı. Sayın Bahçeli cephesinden de Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, kurucu Meclis ruhu, umut hakkı demokratik siyasetin öneminden bahsetti. Bu açıklamaları önemli bulduğumuzu belirtmiştik. Peki ne oldu? Bahçeli’nin bu açıklamalarından sonra Sayın Öcalan’a 3 aylık disiplin cezası verildi. Bahçeli konuşuyor, Erdoğan önüne set çekiyor. Bakalım önümüzdeki dönemde bu ikili arasındaki tartışmalar nereye evrilecek.

Barışmaktan, müzakere etmekten kaçınmayalım. Bahçeli sözünü tamamlıyor, Erdoğan etrafında dönüyor. Kurtulmuş çözüm Meclis’tir diyor. Peki buna engel olan kimdir? Siz tespit edin bunu.

Bahçeli ‘günü değil geleceği kurtarmalıyız’ dedi. Geçmişi inkar ederek geleceği nasıl kurtaracağız. Önce Sayın Bahçeli dilini değiştirsin. Ortak bir gelecekten bahsediyorsanız inkar politikalarınızdan vazgeçin, bizi tehdit etmekten vazgeçin. Biz hakikatlerle yüzleşin diyoruz. Hakikatlerle yüzleşmeden yeni bir dönemi inşa etmenin mümkün olmayacağını söylüyoruz. Türk ve Kürt yüzyılını nasıl inşa ettiğinizi görelim. Ama biz zehirleyen dilinizi kabul etmeyeceğiz.”

“MHP dahil bütün partilerle görüşürüz”

Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Grup toplantısındaki “Görüşmemizin önündeki engel ne?” ifadesi anımsatılan Bakırhan, “Tartışmalar bir sürece dönüşecekse, bir zemini varsa grubu olan bütün partilerle elbetteki görüşmek isteriz” ifadelerini kullandı. “Yakın zamanda randevu var mı?” sorusuna Bakırhan, “Zaman, zemin, koşullar uygunsa MHP dahil bütün partilerle görüşürüz” cevabını verdi.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda “Etki Ajanlığı” Çatlağı?

Muhalefet ve sivil toplum tarafından “muğlak” olduğu için eleştirilen “etki ajanlığı” düzenlemesinin, iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortakları arasında görüş ayrılığına yol açtığı yorumları yapılıyor.

“Etki ajanlığı” düzenlemesi incelendiğinde, devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar ceza verilebileceği ve hangi durumlarda bu cezanın artırılabileceğinin hükme bağlandığı görülüyor.

Türkiye’de “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” kavramıyla yeni suç oluşturacak “etki ajanlığı” düzenlemesi, Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun haberine göre; Başkentte, AK Parti’nin düzenlemeyi geri çekme kararı alabileceği ancak MHP’nin yasalaştırmakta ısrarcı olduğu iddia ediliyor.

AK Parti’nin “etki ajanlığı” düzenlemesini de içine yerleştirdiği Noterlik Kanunu’nda değişiklikler içeren kanun teklifindeki 16’ncı maddeyle Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “Diğer faaliyetler” başlığı altında, “etki ajanlığı” ile mücadele gerekçesiyle yeni suç tanımı oluşturulması öngörülüyor.

Bu yeni suç tanımında, muhalefet ve sivil toplum tarafından “muğlak” olduğu vurgulanan “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” kavramıyla kamu faaliyetleriyle ilgili aleyhte olduğu iddia edilecek faaliyetlerin cezalandırılacağı belirtiliyor.

Teklifteki haliyle “etki ajanlığı” düzenlemesinin ise, iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortakları arasında TBMM çatısı altında görüş ayrılığına yol açtığı yorumları yapılıyor.

TBMM Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerde, Adalet Bakanlığı ile Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), hangi faaliyetler veya hangi eylemler hakkında “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” yorumuyla suçlama yapılabileceğini açıklamamasının milletvekillerinde rahatsızlık yarattığı da öne sürülüyor.

Komisyondaki görüşme sonucunda AK Partili Başkan Cüneyt Yüksel’in, muhalefet cephesi eleştirileri itibariyle “suç tanımı üzerinden yeniden değerlendirme” sözü dikkat çekmişti. Suç düzenlemesine “hangi hallerde suçun oluştuğuna nasıl karar verileceğine” ilişkin açıklık getirilebileceğini belirten Yüksel, Adalet Bakanlığı ve MİT ile beraber çalışma yapılarak, yasa teklifi TBMM Genel Kurulu aşamasına geldiğinde değişiklik yapılacağının sinyalini verdi.

AK Parti içinde “suçun muğlaklığı” nedeniyle yasal düzenlemede değişiklik gerektiği yönündeki görüşler tartışılırken; CHP Grubu başta olmak üzere yasama çalışmalarına hız kazandırma bakımından iktidar grubuna “etki ajanlığı” düzenlemesini geri çekme talebini yineledi.

AK Parti ile muhalefet arasındaki uzlaşma arayışı ise, iktidar ortağı MHP’de tepkiye yol açtı. Bugün mevcut haliyle yeni suç tanımını tartışmaya karşı oldukları mesajını MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, X platformundaki paylaşımıyla ortaya koydu.

Yakın geçmişte “dezenformasyonla mücadele” gerekçeli yeni suç tanımını hayata geçirmekte etkin rol oynayan MHP’li Yıldız, “Etki ajanı yasası, hangi fiillerin bu suçu oluşturduğuna ilişkin açık ve net kriterler getirmektedir. Türk milli menfaatleriyle sorunu olmayanların kaygı duyması temelsizdir” mesajını paylaştı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir de geçen hafta, “fondaş medya” kavramıyla uluslararası sivil toplum örgütleri veya Avrupa Birliği (AB) gibi yapılardan maddi destek alan bağımsız medya kuruluşlarını hedef alan yasa teklifini gündeme getirdi.

Özdemir, MHP olarak 6 Kasım’da TBMM Başkanlığı’na sundukları yasa teklifiyle “Yabancı vakıf ve derneklerden fon alan medya kuruluşları ve yayın organlarının RTÜK denetim ve onayına haiz lisanslarının iptal edilmesini” talep ettiklerini açıkladı.

Ankara kulislerinde; “Fon alan kuruluşların da Türkiye’nin milli güvenliği aleyhine faaliyetler yürüttüğü de anlaşılmaktadır” diyen Özdemir’in sunduğu yasa teklifiyle, MHP’nin özellikle medya kuruluşlarını hedef alarak, yabancı ülkeler kaynaklı etki ajanlığını gündemde tutmaya çalıştığı işaret edildi.

Kulislerde; bu hamleleriyle “MHP’nin ortağı AK Parti’ye mesaj verdiği” öne sürülerek, AK Parti Grubu’nun herhangi bir şekilde yarından itibaren görüşülmesine başlanacak “etki ajanlığı” düzenlemesinde geri adım atmaması için baskı yaratıldığı iddia edildi.

AK Parti açısından “etki ajanlığı” düzenlemesiyle ilgili çelişki boyutu da tartışılıyor. Geçtiğimiz Haziran ayında NATO Parlamenterler Asamblesi (NATO PA) kapsamında, Gürcistan hakkında “etki ajanlığı” düzenlemesini yasalaştırması nedeniyle kınama kararıyla yasa hükmünü geri çekme çağrısı yapılmıştı. Bu çağrıya AK Partili vekiller de olumlu oylarıyla katılım gösterdiği için şimdi Gürcistan’ın NATO’da kınanmasına yol açan yasal düzenlemeye Türkiye’de “kabul” oyu verilmesi olasılığı eleştiriliyor.

Yetkin Report’un Haziran ayındaki haberine atıfta bulunularak, NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu NATO PA toplantısında Gürcistan aleyhine oy kullandığı hatırlatılıyor.

Çavuşoğlu ve bazı AK Partili vekillerin NATO çatısı altında “etki ajanlığı” eleştirisine katılması nedeniyle, AK Parti Grubu’nda bu düzenlemenin Türkiye’nin, gelecek NATO PA toplantısında kınama konusu olabileceği ihtimali üzerine değerlendirmeler yapıldığı iddia ediliyor.

Paylaştığı sosyal mesajında bu oylamayı hatırlatan CHP TBMM Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi Meclis grubu bu düzenlemenin Meclis’ten geçmemesi için her türlü çabayı gösterecek, geçmesi halinde iptali için Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaktır” dedi.

Sözü edilen düzenleme incelendiğinde, devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar ceza verilebileceği ve hangi durumlarda bu cezanın artırılabileceğinin hükme bağlandığı görülüyor.

Paylaşın

ABD, Suriye’den Çekilirse Ne Olur?

Eski Başkan Donald Trump, ABD’nin (Amerika Birleşik Devletleri) 47. Başkanı olarak Beyaz Saray’a dönüyor. Gözler, Donald Trump ve kabinesinin dış politikayı nasıl şekillendireceğine çevrildi.

Türkiye’nin Donald Trump’ın ikinci döneminden en büyük beklentisi ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini kesmesi ve askerlerini Suriye’nin kuzeyinden çekmesi. SDG’nin omurgasını Ankara’nın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Halkın Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.

Trump 2018 yılında çekilme kararı almış ancak ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) direnişini aşamamıştı. Türkiye, Trump’ın bu kez süreci tamamlayabileceği düşüncesinde.

2017-2021 arası başkanlık yapan Donald Trump’ın dört sene aradan sonra Beyaz Saray’a yeniden dönecek olması, Türkiye gibi ABD ile hem ikili hem de bölgesel açıdan yakın ilişkileri olan ülkelerde işbirliğinin nasıl gelişeceğine ilişkin öngörü ve beklentilerin sıkça dillendirilmesine neden oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkanlık seçimlerini kazanması nedeniyle telefonla arayıp kutladığı Donald Trump ile çalışmaya hazır olduğunu belirtirken, Ankara’nın Washington’dan beklentilerini de saklamadı. Türkiye’nin en ciddi beklentisi, Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan askeri varlığının sonlandırılması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ile görüşmesinin ardından Türk basınına yaptığı açıklamada, “yeni dönemde” Trump ile temas içinde kalacaklarını ve Orta Doğu’daki gelişmeleri şekillendirmeye çalışacaklarını kaydetti. Erdoğan, “Örneğin Suriye’den ABD askerlerinin çekilmesi konusunu değerlendireceğiz. PKK/PYD/YPG terör örgütüne verdikleri desteği sonlandırmaları nasıl olacak?” dedi.

Suriye’de 2014’ten bu yana asker bulunduran ABD, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelede SDG ile ortaklık yapıyor. Amerikan basınında çıkan haberlerde bölgedeki mevcut asker sayısının 900 kadar olduğu, bu askerlerin birkaç farklı Amerikan üssünde barındıkları kaydediliyor.

Trump’ın, Mayıs 2017’de Pentagon’a, YPG’ye silah ve askeri ekipman sağlama talimatı vermesiyle ortaklığın şekli ve kapsamı daha da arttı. Türkiye, ABD’ye yönelttiği eleştirilerde, verilen zırhlı araçlar ve sofistike silahlar sonucu YPG’nin küçük ölçekli bir devletin sahip olacağı askeri güce sahip olduğunu, bunu da Kuzey Suriye’de kendi yönetimini kurmak için kullandığını vurguluyor.

Ankara’daki diplomatik kaynaklara göre, Erdoğan’ın ABD ile Suriye’den çekilme konusunun görüşüleceğine ilişkin açıklaması zeminsiz değil. Diplomatik kaynaklar, Washington’da ABD’nin Suriye politikasının son dönemde yeniden masaya yatırıldığını, 2025-2026 döneminde çekilmeyi içeren bir sürecin yaşanabileceğini belirtiyorlar.

Suriye konusunda Ankara-Washington hattında en son üst düzey görüşme, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Vekili John Bass’ın Eylül ayında Ankara’ya yaptığı ziyaret kapsamında oldu. Bass, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve diğer yetkililerle bir araya geldi.

Kaynaklar, ABD’nin henüz resmi olarak çekilme gibi bir gündeminin olmadığını ancak Ankara’ya sorunun işbirliği temelinde çözülmesi gerektiği mesajının verildiğini kaydettiler. Mevcut yönetimin başlattığı bu gözden geçirmenin Trump’ın iş başına gelmesinin ardından devam edeceği, Ankara ile Washington’un bir çerçevede uzlaşabilecekleri Ankara’da yapılan değerlendirmeler arasında.

ABD’de başkanlık yarışından Trump lehine çekilen ve yeni yönetimde aktif rol alması beklenen Robert Kennedy Jr. de geçen hafta Amerikan basınına, Trump’ın Kuzey Suriye’deki Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Kennedy’e göre Trump, Amerikan askerlerinin Türkiye ve Kürt güçleri arasında çıkacak bir çatışmada arada kalmasından kaygı duyuyor ve geri çekilmeleri gerektiğini düşünüyor. Aslında Trump, ilk dönem başkanlığı sırasında da Suriye’den askerleri çekme konusunda karar almış ancak bunu yaşama geçirememişti.

Trump, Aralık 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası, ABD’nin Kuzey Suriye’de IŞİD’i yendiğini ve artık askerlerin geri dönebileceklerini açıklamıştı. Pentagon, ani ve sürpriz olarak gördüğü bu kararı uygulamamış, asker sayısını azaltmakla yetinmişti.

Diplomatik kaynaklar, Trump’ın ilk dönemine göre kurumlar üzerindeki kontrolünün daha arttığı bir süreçte ABD başkanlığı yapacağını hatırlatıyor ve başta CENTCOM (Merkezi Kuvvetler Komutanlığı) olmak üzere askerin çekilme yönünde alınacak bir karara karşı çıkamayacaklarını iddia ediyor.

Buna karşın diplomatik kaynaklar, ABD’nin ancak Türkiye ile kapsamlı bir anlaşma sonucunda bölgedeki varlığını sonlandırabileceğini; Türk hükümetinden IŞİD ile mücadeleye devam ederken, YPG ve bölgedeki diğer Kürt grupların güvenliği açısından taahhütler isteyebileceğini vurguluyorlar.

Türkiye ile ABD ve diğer Batılı güçler arasında ele alınması gereken bir diğer konunun da SDG tarafından oluşturulan cezaevlerinde tutulan 5 bin kadar tutuklu IŞİD üyesinin akıbeti olduğu kaydediliyor. Aileleriyle birlikte sayıları 50 bini bulan bu grupların nasıl kontrol edileceği IŞİD karşıtı koalisyonunda yer alan ülkelerin bir süredir tartıştıkları bir konu.

ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının diğer bir amacı da aynı ülke topraklarında askeri güç bulunduran Rusya ve İran’ı dengelemek olduğu kaydediliyor. Amerikan askerlerinin çekilmesinin etkilerinin ne olacağı, boşluğun Suriye rejimi tarafından mı yoksa Türkiye ve ona bağlı gruplar tarafından mı doldurulacağı da tartışılan konular arasında.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan: İsrail Amacı Filistin’i İlhak Etmek

İslam İşbirliği Teşkilatı / Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde konuşan Erdoğan, “İsrail’in amacı Gazze’ye yerleşmek, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin varlığını yok etmek ve nihayetinde ilhak etmektir. Buna engel olmalıyız” dedi.

İsrail’in Filistin topraklarına ve Lübnan’a yönelik devam eden saldırıları ve ateşkesin ele alınacağı İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) -Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da başladı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Erdoğan, “İsrail’in Gazze ve diğer Filistin topraklarında gerçekleştirdiği katliamlarda bugüne kadar yüzde 70’i çocuk ve kadın 50 bin Filistinli şehit oldu. İsrail, insani yardımların dahi Gazze’ye ulaştırılmasına tahammül edemiyor, sevk edilen yardım malzemelerini aylardır Mısır’da bekletiyor. İsrail’in amacı Gazze’ye yerleşmek, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin varlığını yok etmek ve nihayetinde ilhak etmektir. Buna engel olmalıyız” dedi.

“Türkiye, bugüne kadar Gazze’ye 84 bin tondan fazla yardım göndermiştir, engellemeler kalktığında çok daha fazlasını göndermeye hazırdır” diyen Erdoğan, “Bir avuç Batılı ülke İsrail’e her türlü desteği verirken, Müslüman ülkelerin tepki göstermekte yetersiz kalması durumun bu noktaya gelmesine yol açmıştır” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Netanyahu hükümetine Filistin topraklarını işgalinin maliyeti olduğunu hissettirecek somut ve gerçekçi tüm önerileri hayata geçirmeye hazırız. Güney Afrika tarafından İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı nezdinde açılan davaya azami sayıda ülkenin müdahil olmasını teşvik etmeliyiz” diye ekledi.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 51 artarak 43 bin 603’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 164 artarak 102 bin 929’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan raporda yer alan tahminlere göre, olası bir ateşkes sonrası Gazze’nin ekonomik verilerini 2022 yılı değerlerine ulaştırması 350 yıl sürebilir.

Paylaşın

Tunç Soyer’den “Normalleşme” Tepkisi: AKP’ye Nefes Aldırdı

CHP içindeki “normalle” tartışmalarına dahil olan eski İzmir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Tunç Soyer, “Normalleşme süreci AKP’ye nefes aldırdı” yorumunu yaptı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2019 – 2024 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediye başkanlığı görevini üstlenen  Tunç Soyer, parti yönetimine sert eleştirilerde bulundu. Tunç Soyer, sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı “Yaşasın Mücadelemiz” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı.

“31 Mart 2024 yerel seçimleri ile AKP’nin 22 yıllık iktidarı ilk kez büyük bir yenilgiye uğramış, CHP birinci parti olmuştur. Vatandaşlarımız, 22 yıldır yaşadığı yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı ve benzeri sorunlar nedeniyle iktidardan umudunu kesmiştir. 4 milyon AKP seçmeni sandığa gitmeyerek partisine bir ihtar vermiş CHP’nin birinci parti olmasının önü açılmıştır.

Ancak CHP yönetimi, vatandaşın iktidardan umudunu kesmiş olması nedeniyle, iktidarı genel seçime zorlayacak ve kendisinin vatandaş nezdinde itibarını ve güvenilirliğini artıracak sert bir muhalefet yapmak yerine “normalleşme” ya da “yumuşama” adıyla bilinen bir strateji uygulamayı tercih etmiştir.

Bu strateji, iktidar politikaları nedeniyle mağdur olmuş milyonları ve bir an evvel iktidar olmak isteyen CHP seçmenini hayal kırıklığına uğratmıştır. Geçen yedi buçuk aylık süre iktidara nefes aldırmış, yeni kurgularla yeni bir gelecek tasarımı yapmasına imkan vermiştir.

Adeta iktidarın politikalarının meşruiyetini sağlayan normalleşme stratejisi, vatandaşların itirazına, isyanına önderlik etmek yerine iktidarın politikalarının vatandaş nezdinde normalleşmesine ve vatandaşın her geçen gün umudunu kaybetmesine sebep olmuştur.

Oysa memlekete ve geleceğine dair güven ve umudunu kaybeden milyonların, çaresizliğine çare, derdine derman olacak en büyük güç CHP’dir. Bu nedenle, derhal, “ERKEN GENEL SEÇİM” en ısrarlı ve en öncelikli siyasi talep haline getirilmelidir.

Bu nedenle bir an evvel normalleşme stratejisi terk edilerek, “mücadele muhalefeti” ve vatandaşın yüzünü güldürecek politikalar ortaya konmalıdır. CHP, her gün iktidarın politikalarına karşı mücadele vererek yaşamının sürdürmeye çalışan milyonların mücadelesine ortak olmalı, bu mücadelede nefes olmalı, çözüm üretmelidir.

Müzakere yapılacaksa, tüm muhalefet partileri ile birlikte, iktidarın nasıl devrileceğine dair stratejiler üzerine ve bir “Türkiye İttifakı” yaratmak amacıyla yapılmalıdır.

Yoksulluk edebiyatının karın doyurmadığını bilen ve yoksulluğu zaten bizzat yaşayan vatandaş; Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelirse:

Enflasyonu nasıl indireceğini,
Hayat pahalılığını nasıl durduracağını,
⁠İşsizliği nasıl ortadan kaldıracağını,
“Yurtta barış dünyada barış” ilkesi ile Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini nasıl düzelteceğini’
Tarımda ithalat politikalarını nasıl sonlandıracağını,
Dışa bağımlı enerji, yatırım, finans politikalarını nasıl değiştireceğini,
Eğitim, sağlık, adalet politikalarının neler olduğunu
⁠İleri teknoloji, inovasyon, girişimcilik, yapay zeka konularında nasıl bir vizyona sahip olduğunu duymak istemektedir.

Can yakıcı sorunlarla boğuşan insanlarımız, ne normalleşme ne de suni gündemlerin arkasından giden bir CHP değil, Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmeye muktedir olan ve bunun için cesurca iktidarı devirmeyi birinci önceliği olarak ortaya koyan bir siyasi liderlik ve parti programına sahip bir CHP görmek istemektedir.

101 yaşında ve Cumhuriyet Devrimini gerçekleştirmiş bir siyasi partinin, insanları kutuplaştırarak iktidarını sürdüren bir yönetimle değil, başka siyasi partilere de oy veren tüm vatandaşlarla “normalleşmesi”ne ihtiyaç vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin çok ivedi olarak bu tercihi yapmamasının bedeli çok ağır olacak ve 22 seneden sonra ilk kez bu kadar çok yaklaştığımız iktidar ıskalanıp kaçırılacaktır. Bu tercih aynı zamanda Parti içi sorunların ve kargaşanın sonlanmasına ve tek yürek olarak iktidara yürünmesine de vesile olacaktır.

Parti Yönetiminin bu tercihin gereklerini yerine getirmesi ve bunun için Parti’nin tüm evlatlarının sesine kulak vermesi, örgütün önünü açması şarttır. Bu talep, iktidar olmak isteyen tabanın talebidir ve hiçbir güç bunu engelleyemeyecektir. CHP, hem iktidardan hem muhalefetten umudunu kaybeden tüm vatandaşların umudu olmayı başarmak zorundadır.”

Paylaşın

Şimşek, İşsizlik Verilerini Yorumladı: Daha Olumlu

TÜİK’in açıkladığı eylül ayı iş gücü istatistiklerini yorumlayan Mehmet Şimşek, “İş gücü göstergeleri program hedeflerimizden daha olumlu seyrediyor. İşsizlik oranı eylülde yüzde 8,6 ile düşük seviyede gerçekleşti” dedi.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan eylül ayına ilişkin iş gücü istatistikleri ile sanayi üretim endeksi verilerini değerlendirdi.

İş gücü verilerindeki gelişmelere dikkati çeken Şimşek, “İş gücü göstergeleri program hedeflerimizden daha olumlu seyrediyor. İşsizlik oranı eylülde yüzde 8,6 ile düşük seviyede gerçekleşti.” değerlendirmesinde bulundu.

Şimşek, sanayi üretiminde ise ikinci çeyrekte başlayan daralmanın hız kesmekle birlikte üçüncü çeyrekte de sürdüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Bu gelişmede Avrupa’nın zayıf talebi ve makro finansal istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarımızın büyüme üzerindeki kısa vadeli geçici etkileri belirleyici oldu. Önümüzdeki dönemde daha destekleyici küresel koşullar, artan güven ortamı ve öngörülebilirlik, iyileşen beklentiler ve yapısal adımlar üretimi, istihdamı ve ihracatı destekleyecek.”

“İşsizlik 12 yılın en düşüğüne inecek”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, TÜİK’in eylül ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini değerlendirdi.

İstikrar içinde büyümek ve sosyal refahı artırmak için bütüncül politikalarla, etkin koordinasyon içinde çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Yılmaz, Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesinde enflasyonu ve işsizliği kalıcı olarak tek haneli rakamlara düşürmeyi hedeflediklerini belirtti.

“Dezenflasyon döneminde uyguladığımız istihdam dostu politikalar sayesinde işsizlik oranı tek haneli kalmaya, istihdam ise eylül ayında da artmaya devam etmiştir” ifadesini kullanan Yılmaz, mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre, eylül ayında istihdamın yıllık 1,1 milyon kişi artarak 32,8 milyon kişiye ulaştığını, istihdam oranının da yüzde 49,7 seviyesinde gerçekleştiğini bildirdi.

Cevdet Yılmaz, ekonominin potansiyeli açısından önemli bir gösterge olan işgücüne katılım oranının da yıllık 1,2 puan artarak yüzde 54,4 seviyesine yükseldiğini aktararak, şunları kaydetti:

“2024 yılı eylül ayında işsizlik oranı geçen aya göre değişmeyerek yüzde 8,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. İstihdamda artış eğilimi devam ederken, işsizlik oranının Orta Vadeli Program döneminde gerileyerek 2012 yılından bu yana en düşük seviyesine ineceğini tahmin ediyoruz.

Ekonominin genelinde katma değeri yüksek üretimi, işgücü verimliliğini ve işletmelerin rekabet gücünü artıran dönüşümleri destekliyoruz. Ekonomide dengelenme sürecinde teknolojik dönüşümü hızlandırmayı, beşeri sermayeyi güçlendirmeyi, işgücü piyasasını etkinleştirerek kayıt dışılığı azaltmayı öngörüyoruz.”

“Olumlu görünüm devam ediyor”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından Eylül ayı işgücü istatistiklerini paylaştı. Orta Vadeli Programla uyumlu şekilde istihdamda olumlu görünüm devam ettiğini vurgulayan Işıkhan, şu ifadelere yer verdi:

“İstihdam sayımız Eylül ayında bir önceki aya göre 95 bin kişi artarak 32 milyon 823 bin kişi, istihdam oranı ise 0,1 puan artarak yüzde 49,7 oldu. İşsizlik oranı ise aynı dönemde değişim göstermeyerek %8,6 seviyesinde gerçekleşti ve son 17 aydır tekli hanelerde seyretme eğilimini korudu.

İşgücünde yaşanan artışı da önümüzdeki dönemde hedeflerimizi gerçekleştirmek adına umut verici görüyoruz. İstihdamı yükseltmek adına politikalarımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

DEM Partili Sezai Temelli: Kayyım Bir Darbedir

Kayyım uygulamalarına tepki gösteren DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Barışa karşı demokrasiye karşı kayyım bir darbedir. Bir darbe pratiğidir” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; DEM Parti’nin gerçekleştirdiği son Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dikkat çeken Temelli, aldıkları karar ve çağrılara işaret etti. Temelli, yaptıkları açıklamada yer alan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride işaret ederek “İmralı tecridinin kalkması Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarının sağlanması önemli bir öncelik olarak karşımızda duruyor” dedi.

DEM Parti olarak “çözüme” hazır olduklarının altını çizen Temelli, “Defalarca bunu söylememize rağmen Kürt meselesinin demokratik barışçıl çözümü konusunda Türkiye’nin bütün sorunlarının demokrasi içinde çözülmesi için hazır olduğumuzu meclisin bu konuda önemli bir adres olduğunu, meclisteki bütün partilerin müzakere zemininde buluşması gerekliliğine bir kez daha vurgu yaptık. Tabi bu sadece Meclis’le sınırlı bir mesel değil” diye konuştu.

Kayyım uygulamalarına tepki gösteren Temelli, “Kayyım meselesiyle toplumda yükselen umut ve beklentiler zehirlendi. Demokratik siyaset bir kez zehirlendi. Bu toksik siyaset ve anlayış Türkiye’nin sadece umutlarını kırmakla kalmıyor, Türkiye’yi siyasi ve iktisadi krizlerin içinde sıkışıp kalmasına çökmesine neden olmaya devam ediyor.

Türkiye için riskler çok yüksektir ve riskler her geçen gün artmaktadır. Ortadoğu’daki riskler ortadadır, Türkiye’nin içindeki toplumsal barışın çöküşü ortadadır. Bütün bu çöküşlerden çıkmanın krizlerle baş etmenin yolu toplumsal barıştan geçiyor. Öyle iç cepheymiş militarist akılmış. Bunlardan değil. Gerçek anlamda sahici bir barışı var etmekten geçiyor. Barışa karşı demokrasiye karşı kayyım bir darbedir. Bir darbe pratiğidir” diye konuştu.

Paylaşın