Bakırhan’dan Bahçeli’ye: Bizi Tehdit Etmekten Vazgeçin

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin “günü değil geleceği kurtarmalıyız” sözlerine yanıt veren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Geçmişi inkar ederek geleceği nasıl kurtaracağız” dedi ve ekledi:

“Önce Sayın Bahçeli dilini değiştirsin. Ortak bir gelecekten bahsediyorsanız inkar politikalarınızdan vazgeçin, bizi tehdit etmekten vazgeçin. Biz hakikatlerle yüzleşin diyoruz. Hakikatlerle yüzleşmeden yeni bir dönemi inşa etmenin mümkün olmayacağını söylüyoruz. Türk ve Kürt yüzyılını nasıl inşa ettiğinizi görelim. Ama biz zehirleyen dilinizi kabul etmeyeceğiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bakırhan, konuşmasına, “Maalesef öyle bir ülkede yaşıyoruz ki iyi gündemlerle bir türlü konuşma yapamadık. Umarım bu günleri de buluruz. Geçen hafta yine kayyum atamalarıyla güne uyandık. Esenyurt’la başlayan Batman, Halfeti ve Mardin’le devam eden irade gaspıyla karşı karşıya kaldık. Çok garip tablolarla karşılaştık. Yine belediyelerin önüne bariyerler konulmuştu, belediyenin etrafı çevrilmişti. Ama bu gaspa karşı halk da sokaktaydı” sözleriyle başladı.

Bakırhan, konuşmasının devamında şunları söyledi: “Kayyum Kürt halkına düşmandır. Düşman dediğimizde bazıları alınıyor ama biz söylemeye devam edeceğiz. Batman’da bir anne Kürtçe çok güzel bir şey söyledi; ‘Elekte su toplayamazsınız’ dedi. Gerçekten öyle.

Batman’da paramiliter gruplar sokaklardaydı. Kim oldukları belli değil, gençleri, kadınları yerlerde sürüklüyor. İçişleri Bakanlığa soruyoruz; kim bunlar? Tekrar söylüyoruz çekin elinizi Batman’dan.

Mardin’deydik. Orada da bir vatandaş darbe deyince akla Kenan Evren geliyordu şimdi bu iktidar geliyor dedi. Halfeti Belediye başkanımız bir başkasının dosyası üzerinden alındı. Bu iktidar asla kumpastan, hileden vazgeçmeyecek.

DEM Parti’nin adaylarını Kandil belirliyor dediler. 100 bin delegeyle, 3000 aday adayının yarıştığı ön seçimlerle belediye eş başkanlarımızı belirledik. Tam bir demokrasi şöleniydi. Bunları artık vatandaşın vicdanına bırakıyorum. Bizim adaylarımızı halkımızı belirledi.

Yetmiyor belediye eş başkanlarımıza ‘Ne idiği belirsiz’ diyor. Ne idiği belirsiz senin atamış olduğun kayyumlardır. Bizim mücadelemizde haksızlık olmaz. Ne idiği belirsiz insanlar arıyorsanız kendi çevrenize bakın.

Sayın Erdoğan, memlekette ‘terörist’ yaftası yapıştırmadığınız tek bir insan kaldı mı? Ne yapacağız peki? Mardin’e siyaset kayyımı Mehmet Uçum’u mu aday yapsaydık. Batman’a ihale kayyımı Cengiz Holding’i mi aday yapsaydık? Biz yapsaydık da kim oy verecekti ki bunlara? Bir de temiz adaylardan bahsediyor.

Bakın açık şekilde ifade edelim; kayyım artık Kürtlerin sorunu değildir. Bunu dün söylemiştik ki Esenyurt’ta bir kez daha ortaya çıktı. Kayyıma karşı hep birlikte dayanışarak durmazsak; kayyım sadece Kürt coğrafyasında değil, Türkiye’nin dört bir yanına önümüzdeki dönem yayılması olasıdır.

Sayın Numan Kurtulmuş, ‘Bir eli sandıkta, bir eli silahta siyaset olmaz’ dedi. Sizin bu hakaretlerinize yıllardır dayanıyor ve siyaset yapıyoruz. Sayın Kurtulmuş soruyoruz size; halkın iradesine atanan bu kayyumlara da bir sözünüz var mı?

Kayyum yerine keşke ekonomiyle ilgilenseydiniz. Kayyumla ilgilenenler İzmir’de yaşamını yitiren 5 canımızla ilgilense böyle durumlarla karşılaşmazdık. Türkiye siyaseti yoksullarla ilgilenmiyor. Yoksulluktan dolayı 300 bin çocuğun bakımı yapılamıyor. Kayyum rejimi açlıktır, iflastır.

Asgari ücret tartışmaları var. Her asgari ücret tartışmaları başladığında Merkez Bankası yetkilileri gelecekte enflasyonun düşmesini beklediğini söylüyor. Bunlar hem bizim açlığımızla oynuyorlar, yetmiyor aklımızla oynuyorlar.

İktidar temsilcileri Trump’ın seçilmesini bir fırsata çevirmek istiyorlar. Bunu Rojava’da bir askeri operasyonun zemini haline getirmeyle çalışıyorlar. Rojava’ya saldırarak krizleri ortadan kaldıramazsınız. Fırsat penceresini dışardaki başkentlerle bulamayacağını belirtmek istiyoruz. Çözüm Amed’dedir, Ankara’dadır.

Kürtlere elimi sımsıkı tutun diyen Erdoğan kayyumlara sımsıkı tutunmaya çalıştı. Sayın Bahçeli cephesinden de Sayın Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması, kurucu Meclis ruhu, umut hakkı demokratik siyasetin öneminden bahsetti. Bu açıklamaları önemli bulduğumuzu belirtmiştik. Peki ne oldu? Bahçeli’nin bu açıklamalarından sonra Sayın Öcalan’a 3 aylık disiplin cezası verildi. Bahçeli konuşuyor, Erdoğan önüne set çekiyor. Bakalım önümüzdeki dönemde bu ikili arasındaki tartışmalar nereye evrilecek.

Barışmaktan, müzakere etmekten kaçınmayalım. Bahçeli sözünü tamamlıyor, Erdoğan etrafında dönüyor. Kurtulmuş çözüm Meclis’tir diyor. Peki buna engel olan kimdir? Siz tespit edin bunu.

Bahçeli ‘günü değil geleceği kurtarmalıyız’ dedi. Geçmişi inkar ederek geleceği nasıl kurtaracağız. Önce Sayın Bahçeli dilini değiştirsin. Ortak bir gelecekten bahsediyorsanız inkar politikalarınızdan vazgeçin, bizi tehdit etmekten vazgeçin. Biz hakikatlerle yüzleşin diyoruz. Hakikatlerle yüzleşmeden yeni bir dönemi inşa etmenin mümkün olmayacağını söylüyoruz. Türk ve Kürt yüzyılını nasıl inşa ettiğinizi görelim. Ama biz zehirleyen dilinizi kabul etmeyeceğiz.”

“MHP dahil bütün partilerle görüşürüz”

Bakırhan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nın ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Grup toplantısındaki “Görüşmemizin önündeki engel ne?” ifadesi anımsatılan Bakırhan, “Tartışmalar bir sürece dönüşecekse, bir zemini varsa grubu olan bütün partilerle elbetteki görüşmek isteriz” ifadelerini kullandı. “Yakın zamanda randevu var mı?” sorusuna Bakırhan, “Zaman, zemin, koşullar uygunsa MHP dahil bütün partilerle görüşürüz” cevabını verdi.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’nda “Etki Ajanlığı” Çatlağı?

Muhalefet ve sivil toplum tarafından “muğlak” olduğu için eleştirilen “etki ajanlığı” düzenlemesinin, iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortakları arasında görüş ayrılığına yol açtığı yorumları yapılıyor.

“Etki ajanlığı” düzenlemesi incelendiğinde, devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar ceza verilebileceği ve hangi durumlarda bu cezanın artırılabileceğinin hükme bağlandığı görülüyor.

Türkiye’de “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” kavramıyla yeni suç oluşturacak “etki ajanlığı” düzenlemesi, Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanacak.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun haberine göre; Başkentte, AK Parti’nin düzenlemeyi geri çekme kararı alabileceği ancak MHP’nin yasalaştırmakta ısrarcı olduğu iddia ediliyor.

AK Parti’nin “etki ajanlığı” düzenlemesini de içine yerleştirdiği Noterlik Kanunu’nda değişiklikler içeren kanun teklifindeki 16’ncı maddeyle Türk Ceza Kanunu’na (TCK) “Diğer faaliyetler” başlığı altında, “etki ajanlığı” ile mücadele gerekçesiyle yeni suç tanımı oluşturulması öngörülüyor.

Bu yeni suç tanımında, muhalefet ve sivil toplum tarafından “muğlak” olduğu vurgulanan “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” kavramıyla kamu faaliyetleriyle ilgili aleyhte olduğu iddia edilecek faaliyetlerin cezalandırılacağı belirtiliyor.

Teklifteki haliyle “etki ajanlığı” düzenlemesinin ise, iktidardaki Cumhur İttifakı’nın ortakları arasında TBMM çatısı altında görüş ayrılığına yol açtığı yorumları yapılıyor.

TBMM Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerde, Adalet Bakanlığı ile Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT), hangi faaliyetler veya hangi eylemler hakkında “iç ve dış siyasal yararlar aleyhine” yorumuyla suçlama yapılabileceğini açıklamamasının milletvekillerinde rahatsızlık yarattığı da öne sürülüyor.

Komisyondaki görüşme sonucunda AK Partili Başkan Cüneyt Yüksel’in, muhalefet cephesi eleştirileri itibariyle “suç tanımı üzerinden yeniden değerlendirme” sözü dikkat çekmişti. Suç düzenlemesine “hangi hallerde suçun oluştuğuna nasıl karar verileceğine” ilişkin açıklık getirilebileceğini belirten Yüksel, Adalet Bakanlığı ve MİT ile beraber çalışma yapılarak, yasa teklifi TBMM Genel Kurulu aşamasına geldiğinde değişiklik yapılacağının sinyalini verdi.

AK Parti içinde “suçun muğlaklığı” nedeniyle yasal düzenlemede değişiklik gerektiği yönündeki görüşler tartışılırken; CHP Grubu başta olmak üzere yasama çalışmalarına hız kazandırma bakımından iktidar grubuna “etki ajanlığı” düzenlemesini geri çekme talebini yineledi.

AK Parti ile muhalefet arasındaki uzlaşma arayışı ise, iktidar ortağı MHP’de tepkiye yol açtı. Bugün mevcut haliyle yeni suç tanımını tartışmaya karşı oldukları mesajını MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, X platformundaki paylaşımıyla ortaya koydu.

Yakın geçmişte “dezenformasyonla mücadele” gerekçeli yeni suç tanımını hayata geçirmekte etkin rol oynayan MHP’li Yıldız, “Etki ajanı yasası, hangi fiillerin bu suçu oluşturduğuna ilişkin açık ve net kriterler getirmektedir. Türk milli menfaatleriyle sorunu olmayanların kaygı duyması temelsizdir” mesajını paylaştı.

MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir de geçen hafta, “fondaş medya” kavramıyla uluslararası sivil toplum örgütleri veya Avrupa Birliği (AB) gibi yapılardan maddi destek alan bağımsız medya kuruluşlarını hedef alan yasa teklifini gündeme getirdi.

Özdemir, MHP olarak 6 Kasım’da TBMM Başkanlığı’na sundukları yasa teklifiyle “Yabancı vakıf ve derneklerden fon alan medya kuruluşları ve yayın organlarının RTÜK denetim ve onayına haiz lisanslarının iptal edilmesini” talep ettiklerini açıkladı.

Ankara kulislerinde; “Fon alan kuruluşların da Türkiye’nin milli güvenliği aleyhine faaliyetler yürüttüğü de anlaşılmaktadır” diyen Özdemir’in sunduğu yasa teklifiyle, MHP’nin özellikle medya kuruluşlarını hedef alarak, yabancı ülkeler kaynaklı etki ajanlığını gündemde tutmaya çalıştığı işaret edildi.

Kulislerde; bu hamleleriyle “MHP’nin ortağı AK Parti’ye mesaj verdiği” öne sürülerek, AK Parti Grubu’nun herhangi bir şekilde yarından itibaren görüşülmesine başlanacak “etki ajanlığı” düzenlemesinde geri adım atmaması için baskı yaratıldığı iddia edildi.

AK Parti açısından “etki ajanlığı” düzenlemesiyle ilgili çelişki boyutu da tartışılıyor. Geçtiğimiz Haziran ayında NATO Parlamenterler Asamblesi (NATO PA) kapsamında, Gürcistan hakkında “etki ajanlığı” düzenlemesini yasalaştırması nedeniyle kınama kararıyla yasa hükmünü geri çekme çağrısı yapılmıştı. Bu çağrıya AK Partili vekiller de olumlu oylarıyla katılım gösterdiği için şimdi Gürcistan’ın NATO’da kınanmasına yol açan yasal düzenlemeye Türkiye’de “kabul” oyu verilmesi olasılığı eleştiriliyor.

Yetkin Report’un Haziran ayındaki haberine atıfta bulunularak, NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı ve eski Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun da aralarında bulunduğu NATO PA toplantısında Gürcistan aleyhine oy kullandığı hatırlatılıyor.

Çavuşoğlu ve bazı AK Partili vekillerin NATO çatısı altında “etki ajanlığı” eleştirisine katılması nedeniyle, AK Parti Grubu’nda bu düzenlemenin Türkiye’nin, gelecek NATO PA toplantısında kınama konusu olabileceği ihtimali üzerine değerlendirmeler yapıldığı iddia ediliyor.

Paylaştığı sosyal mesajında bu oylamayı hatırlatan CHP TBMM Grup Başkan Vekili Gökhan Günaydın, “Cumhuriyet Halk Partisi Meclis grubu bu düzenlemenin Meclis’ten geçmemesi için her türlü çabayı gösterecek, geçmesi halinde iptali için Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacaktır” dedi.

Sözü edilen düzenleme incelendiğinde, devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda suç işleyenler hakkında üç yıldan yedi yıla kadar ceza verilebileceği ve hangi durumlarda bu cezanın artırılabileceğinin hükme bağlandığı görülüyor.

Paylaşın

ABD, Suriye’den Çekilirse Ne Olur?

Eski Başkan Donald Trump, ABD’nin (Amerika Birleşik Devletleri) 47. Başkanı olarak Beyaz Saray’a dönüyor. Gözler, Donald Trump ve kabinesinin dış politikayı nasıl şekillendireceğine çevrildi.

Türkiye’nin Donald Trump’ın ikinci döneminden en büyük beklentisi ABD’nin Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) desteğini kesmesi ve askerlerini Suriye’nin kuzeyinden çekmesi. SDG’nin omurgasını Ankara’nın “terör örgütü” olarak nitelendirdiği Halkın Savunma Birlikleri (YPG) oluşturuyor.

Trump 2018 yılında çekilme kararı almış ancak ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) direnişini aşamamıştı. Türkiye, Trump’ın bu kez süreci tamamlayabileceği düşüncesinde.

2017-2021 arası başkanlık yapan Donald Trump’ın dört sene aradan sonra Beyaz Saray’a yeniden dönecek olması, Türkiye gibi ABD ile hem ikili hem de bölgesel açıdan yakın ilişkileri olan ülkelerde işbirliğinin nasıl gelişeceğine ilişkin öngörü ve beklentilerin sıkça dillendirilmesine neden oldu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başkanlık seçimlerini kazanması nedeniyle telefonla arayıp kutladığı Donald Trump ile çalışmaya hazır olduğunu belirtirken, Ankara’nın Washington’dan beklentilerini de saklamadı. Türkiye’nin en ciddi beklentisi, Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan askeri varlığının sonlandırılması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump ile görüşmesinin ardından Türk basınına yaptığı açıklamada, “yeni dönemde” Trump ile temas içinde kalacaklarını ve Orta Doğu’daki gelişmeleri şekillendirmeye çalışacaklarını kaydetti. Erdoğan, “Örneğin Suriye’den ABD askerlerinin çekilmesi konusunu değerlendireceğiz. PKK/PYD/YPG terör örgütüne verdikleri desteği sonlandırmaları nasıl olacak?” dedi.

Suriye’de 2014’ten bu yana asker bulunduran ABD, Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) ile mücadelede SDG ile ortaklık yapıyor. Amerikan basınında çıkan haberlerde bölgedeki mevcut asker sayısının 900 kadar olduğu, bu askerlerin birkaç farklı Amerikan üssünde barındıkları kaydediliyor.

Trump’ın, Mayıs 2017’de Pentagon’a, YPG’ye silah ve askeri ekipman sağlama talimatı vermesiyle ortaklığın şekli ve kapsamı daha da arttı. Türkiye, ABD’ye yönelttiği eleştirilerde, verilen zırhlı araçlar ve sofistike silahlar sonucu YPG’nin küçük ölçekli bir devletin sahip olacağı askeri güce sahip olduğunu, bunu da Kuzey Suriye’de kendi yönetimini kurmak için kullandığını vurguluyor.

Ankara’daki diplomatik kaynaklara göre, Erdoğan’ın ABD ile Suriye’den çekilme konusunun görüşüleceğine ilişkin açıklaması zeminsiz değil. Diplomatik kaynaklar, Washington’da ABD’nin Suriye politikasının son dönemde yeniden masaya yatırıldığını, 2025-2026 döneminde çekilmeyi içeren bir sürecin yaşanabileceğini belirtiyorlar.

Suriye konusunda Ankara-Washington hattında en son üst düzey görüşme, ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Vekili John Bass’ın Eylül ayında Ankara’ya yaptığı ziyaret kapsamında oldu. Bass, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yanı sıra Dışişleri Bakan Yardımcısı Nuh Yılmaz ve diğer yetkililerle bir araya geldi.

Kaynaklar, ABD’nin henüz resmi olarak çekilme gibi bir gündeminin olmadığını ancak Ankara’ya sorunun işbirliği temelinde çözülmesi gerektiği mesajının verildiğini kaydettiler. Mevcut yönetimin başlattığı bu gözden geçirmenin Trump’ın iş başına gelmesinin ardından devam edeceği, Ankara ile Washington’un bir çerçevede uzlaşabilecekleri Ankara’da yapılan değerlendirmeler arasında.

ABD’de başkanlık yarışından Trump lehine çekilen ve yeni yönetimde aktif rol alması beklenen Robert Kennedy Jr. de geçen hafta Amerikan basınına, Trump’ın Kuzey Suriye’deki Amerikan askerlerinin bölgeden çekilmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi.

Kennedy’e göre Trump, Amerikan askerlerinin Türkiye ve Kürt güçleri arasında çıkacak bir çatışmada arada kalmasından kaygı duyuyor ve geri çekilmeleri gerektiğini düşünüyor. Aslında Trump, ilk dönem başkanlığı sırasında da Suriye’den askerleri çekme konusunda karar almış ancak bunu yaşama geçirememişti.

Trump, Aralık 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesi sonrası, ABD’nin Kuzey Suriye’de IŞİD’i yendiğini ve artık askerlerin geri dönebileceklerini açıklamıştı. Pentagon, ani ve sürpriz olarak gördüğü bu kararı uygulamamış, asker sayısını azaltmakla yetinmişti.

Diplomatik kaynaklar, Trump’ın ilk dönemine göre kurumlar üzerindeki kontrolünün daha arttığı bir süreçte ABD başkanlığı yapacağını hatırlatıyor ve başta CENTCOM (Merkezi Kuvvetler Komutanlığı) olmak üzere askerin çekilme yönünde alınacak bir karara karşı çıkamayacaklarını iddia ediyor.

Buna karşın diplomatik kaynaklar, ABD’nin ancak Türkiye ile kapsamlı bir anlaşma sonucunda bölgedeki varlığını sonlandırabileceğini; Türk hükümetinden IŞİD ile mücadeleye devam ederken, YPG ve bölgedeki diğer Kürt grupların güvenliği açısından taahhütler isteyebileceğini vurguluyorlar.

Türkiye ile ABD ve diğer Batılı güçler arasında ele alınması gereken bir diğer konunun da SDG tarafından oluşturulan cezaevlerinde tutulan 5 bin kadar tutuklu IŞİD üyesinin akıbeti olduğu kaydediliyor. Aileleriyle birlikte sayıları 50 bini bulan bu grupların nasıl kontrol edileceği IŞİD karşıtı koalisyonunda yer alan ülkelerin bir süredir tartıştıkları bir konu.

ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının diğer bir amacı da aynı ülke topraklarında askeri güç bulunduran Rusya ve İran’ı dengelemek olduğu kaydediliyor. Amerikan askerlerinin çekilmesinin etkilerinin ne olacağı, boşluğun Suriye rejimi tarafından mı yoksa Türkiye ve ona bağlı gruplar tarafından mı doldurulacağı da tartışılan konular arasında.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Erdoğan: İsrail Amacı Filistin’i İlhak Etmek

İslam İşbirliği Teşkilatı / Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi’nde konuşan Erdoğan, “İsrail’in amacı Gazze’ye yerleşmek, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin varlığını yok etmek ve nihayetinde ilhak etmektir. Buna engel olmalıyız” dedi.

İsrail’in Filistin topraklarına ve Lübnan’a yönelik devam eden saldırıları ve ateşkesin ele alınacağı İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) -Arap Birliği Olağanüstü Ortak Zirvesi Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da başladı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirvede dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Cumhuriyet’in aktardığına göre; Erdoğan, “İsrail’in Gazze ve diğer Filistin topraklarında gerçekleştirdiği katliamlarda bugüne kadar yüzde 70’i çocuk ve kadın 50 bin Filistinli şehit oldu. İsrail, insani yardımların dahi Gazze’ye ulaştırılmasına tahammül edemiyor, sevk edilen yardım malzemelerini aylardır Mısır’da bekletiyor. İsrail’in amacı Gazze’ye yerleşmek, Doğu Kudüs dahil Batı Şeria’daki Filistin varlığını yok etmek ve nihayetinde ilhak etmektir. Buna engel olmalıyız” dedi.

“Türkiye, bugüne kadar Gazze’ye 84 bin tondan fazla yardım göndermiştir, engellemeler kalktığında çok daha fazlasını göndermeye hazırdır” diyen Erdoğan, “Bir avuç Batılı ülke İsrail’e her türlü desteği verirken, Müslüman ülkelerin tepki göstermekte yetersiz kalması durumun bu noktaya gelmesine yol açmıştır” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, “Netanyahu hükümetine Filistin topraklarını işgalinin maliyeti olduğunu hissettirecek somut ve gerçekçi tüm önerileri hayata geçirmeye hazırız. Güney Afrika tarafından İsrail aleyhine Uluslararası Adalet Divanı nezdinde açılan davaya azami sayıda ülkenin müdahil olmasını teşvik etmeliyiz” diye ekledi.

Öte yandan Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı 51 artarak 43 bin 603’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise 164 artarak 102 bin 929’a çıktı.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) tarafından hazırlanan raporda yer alan tahminlere göre, olası bir ateşkes sonrası Gazze’nin ekonomik verilerini 2022 yılı değerlerine ulaştırması 350 yıl sürebilir.

Paylaşın

Tunç Soyer’den “Normalleşme” Tepkisi: AKP’ye Nefes Aldırdı

CHP içindeki “normalle” tartışmalarına dahil olan eski İzmir Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Tunç Soyer, “Normalleşme süreci AKP’ye nefes aldırdı” yorumunu yaptı.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 2019 – 2024 yılları arasında İzmir Büyükşehir Belediye başkanlığı görevini üstlenen  Tunç Soyer, parti yönetimine sert eleştirilerde bulundu. Tunç Soyer, sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı “Yaşasın Mücadelemiz” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı.

“31 Mart 2024 yerel seçimleri ile AKP’nin 22 yıllık iktidarı ilk kez büyük bir yenilgiye uğramış, CHP birinci parti olmuştur. Vatandaşlarımız, 22 yıldır yaşadığı yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı ve benzeri sorunlar nedeniyle iktidardan umudunu kesmiştir. 4 milyon AKP seçmeni sandığa gitmeyerek partisine bir ihtar vermiş CHP’nin birinci parti olmasının önü açılmıştır.

Ancak CHP yönetimi, vatandaşın iktidardan umudunu kesmiş olması nedeniyle, iktidarı genel seçime zorlayacak ve kendisinin vatandaş nezdinde itibarını ve güvenilirliğini artıracak sert bir muhalefet yapmak yerine “normalleşme” ya da “yumuşama” adıyla bilinen bir strateji uygulamayı tercih etmiştir.

Bu strateji, iktidar politikaları nedeniyle mağdur olmuş milyonları ve bir an evvel iktidar olmak isteyen CHP seçmenini hayal kırıklığına uğratmıştır. Geçen yedi buçuk aylık süre iktidara nefes aldırmış, yeni kurgularla yeni bir gelecek tasarımı yapmasına imkan vermiştir.

Adeta iktidarın politikalarının meşruiyetini sağlayan normalleşme stratejisi, vatandaşların itirazına, isyanına önderlik etmek yerine iktidarın politikalarının vatandaş nezdinde normalleşmesine ve vatandaşın her geçen gün umudunu kaybetmesine sebep olmuştur.

Oysa memlekete ve geleceğine dair güven ve umudunu kaybeden milyonların, çaresizliğine çare, derdine derman olacak en büyük güç CHP’dir. Bu nedenle, derhal, “ERKEN GENEL SEÇİM” en ısrarlı ve en öncelikli siyasi talep haline getirilmelidir.

Bu nedenle bir an evvel normalleşme stratejisi terk edilerek, “mücadele muhalefeti” ve vatandaşın yüzünü güldürecek politikalar ortaya konmalıdır. CHP, her gün iktidarın politikalarına karşı mücadele vererek yaşamının sürdürmeye çalışan milyonların mücadelesine ortak olmalı, bu mücadelede nefes olmalı, çözüm üretmelidir.

Müzakere yapılacaksa, tüm muhalefet partileri ile birlikte, iktidarın nasıl devrileceğine dair stratejiler üzerine ve bir “Türkiye İttifakı” yaratmak amacıyla yapılmalıdır.

Yoksulluk edebiyatının karın doyurmadığını bilen ve yoksulluğu zaten bizzat yaşayan vatandaş; Cumhuriyet Halk Partisi iktidara gelirse:

Enflasyonu nasıl indireceğini,
Hayat pahalılığını nasıl durduracağını,
⁠İşsizliği nasıl ortadan kaldıracağını,
“Yurtta barış dünyada barış” ilkesi ile Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini nasıl düzelteceğini’
Tarımda ithalat politikalarını nasıl sonlandıracağını,
Dışa bağımlı enerji, yatırım, finans politikalarını nasıl değiştireceğini,
Eğitim, sağlık, adalet politikalarının neler olduğunu
⁠İleri teknoloji, inovasyon, girişimcilik, yapay zeka konularında nasıl bir vizyona sahip olduğunu duymak istemektedir.

Can yakıcı sorunlarla boğuşan insanlarımız, ne normalleşme ne de suni gündemlerin arkasından giden bir CHP değil, Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmeye muktedir olan ve bunun için cesurca iktidarı devirmeyi birinci önceliği olarak ortaya koyan bir siyasi liderlik ve parti programına sahip bir CHP görmek istemektedir.

101 yaşında ve Cumhuriyet Devrimini gerçekleştirmiş bir siyasi partinin, insanları kutuplaştırarak iktidarını sürdüren bir yönetimle değil, başka siyasi partilere de oy veren tüm vatandaşlarla “normalleşmesi”ne ihtiyaç vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin çok ivedi olarak bu tercihi yapmamasının bedeli çok ağır olacak ve 22 seneden sonra ilk kez bu kadar çok yaklaştığımız iktidar ıskalanıp kaçırılacaktır. Bu tercih aynı zamanda Parti içi sorunların ve kargaşanın sonlanmasına ve tek yürek olarak iktidara yürünmesine de vesile olacaktır.

Parti Yönetiminin bu tercihin gereklerini yerine getirmesi ve bunun için Parti’nin tüm evlatlarının sesine kulak vermesi, örgütün önünü açması şarttır. Bu talep, iktidar olmak isteyen tabanın talebidir ve hiçbir güç bunu engelleyemeyecektir. CHP, hem iktidardan hem muhalefetten umudunu kaybeden tüm vatandaşların umudu olmayı başarmak zorundadır.”

Paylaşın

Şimşek, İşsizlik Verilerini Yorumladı: Daha Olumlu

TÜİK’in açıkladığı eylül ayı iş gücü istatistiklerini yorumlayan Mehmet Şimşek, “İş gücü göstergeleri program hedeflerimizden daha olumlu seyrediyor. İşsizlik oranı eylülde yüzde 8,6 ile düşük seviyede gerçekleşti” dedi.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan eylül ayına ilişkin iş gücü istatistikleri ile sanayi üretim endeksi verilerini değerlendirdi.

İş gücü verilerindeki gelişmelere dikkati çeken Şimşek, “İş gücü göstergeleri program hedeflerimizden daha olumlu seyrediyor. İşsizlik oranı eylülde yüzde 8,6 ile düşük seviyede gerçekleşti.” değerlendirmesinde bulundu.

Şimşek, sanayi üretiminde ise ikinci çeyrekte başlayan daralmanın hız kesmekle birlikte üçüncü çeyrekte de sürdüğüne dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Bu gelişmede Avrupa’nın zayıf talebi ve makro finansal istikrarı güçlendirmeye yönelik adımlarımızın büyüme üzerindeki kısa vadeli geçici etkileri belirleyici oldu. Önümüzdeki dönemde daha destekleyici küresel koşullar, artan güven ortamı ve öngörülebilirlik, iyileşen beklentiler ve yapısal adımlar üretimi, istihdamı ve ihracatı destekleyecek.”

“İşsizlik 12 yılın en düşüğüne inecek”

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, TÜİK’in eylül ayına ilişkin iş gücü istatistiklerini değerlendirdi.

İstikrar içinde büyümek ve sosyal refahı artırmak için bütüncül politikalarla, etkin koordinasyon içinde çalışmaya devam edeceklerini vurgulayan Yılmaz, Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesinde enflasyonu ve işsizliği kalıcı olarak tek haneli rakamlara düşürmeyi hedeflediklerini belirtti.

“Dezenflasyon döneminde uyguladığımız istihdam dostu politikalar sayesinde işsizlik oranı tek haneli kalmaya, istihdam ise eylül ayında da artmaya devam etmiştir” ifadesini kullanan Yılmaz, mevsim etkisinden arındırılmış verilere göre, eylül ayında istihdamın yıllık 1,1 milyon kişi artarak 32,8 milyon kişiye ulaştığını, istihdam oranının da yüzde 49,7 seviyesinde gerçekleştiğini bildirdi.

Cevdet Yılmaz, ekonominin potansiyeli açısından önemli bir gösterge olan işgücüne katılım oranının da yıllık 1,2 puan artarak yüzde 54,4 seviyesine yükseldiğini aktararak, şunları kaydetti:

“2024 yılı eylül ayında işsizlik oranı geçen aya göre değişmeyerek yüzde 8,6 seviyesinde gerçekleşmiştir. İstihdamda artış eğilimi devam ederken, işsizlik oranının Orta Vadeli Program döneminde gerileyerek 2012 yılından bu yana en düşük seviyesine ineceğini tahmin ediyoruz.

Ekonominin genelinde katma değeri yüksek üretimi, işgücü verimliliğini ve işletmelerin rekabet gücünü artıran dönüşümleri destekliyoruz. Ekonomide dengelenme sürecinde teknolojik dönüşümü hızlandırmayı, beşeri sermayeyi güçlendirmeyi, işgücü piyasasını etkinleştirerek kayıt dışılığı azaltmayı öngörüyoruz.”

“Olumlu görünüm devam ediyor”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından Eylül ayı işgücü istatistiklerini paylaştı. Orta Vadeli Programla uyumlu şekilde istihdamda olumlu görünüm devam ettiğini vurgulayan Işıkhan, şu ifadelere yer verdi:

“İstihdam sayımız Eylül ayında bir önceki aya göre 95 bin kişi artarak 32 milyon 823 bin kişi, istihdam oranı ise 0,1 puan artarak yüzde 49,7 oldu. İşsizlik oranı ise aynı dönemde değişim göstermeyerek %8,6 seviyesinde gerçekleşti ve son 17 aydır tekli hanelerde seyretme eğilimini korudu.

İşgücünde yaşanan artışı da önümüzdeki dönemde hedeflerimizi gerçekleştirmek adına umut verici görüyoruz. İstihdamı yükseltmek adına politikalarımızı hayata geçirmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın

DEM Partili Sezai Temelli: Kayyım Bir Darbedir

Kayyım uygulamalarına tepki gösteren DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Barışa karşı demokrasiye karşı kayyım bir darbedir. Bir darbe pratiğidir” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre; DEM Parti’nin gerçekleştirdiği son Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına dikkat çeken Temelli, aldıkları karar ve çağrılara işaret etti. Temelli, yaptıkları açıklamada yer alan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecride işaret ederek “İmralı tecridinin kalkması Sayın Öcalan’ın çalışma koşullarının sağlanması önemli bir öncelik olarak karşımızda duruyor” dedi.

DEM Parti olarak “çözüme” hazır olduklarının altını çizen Temelli, “Defalarca bunu söylememize rağmen Kürt meselesinin demokratik barışçıl çözümü konusunda Türkiye’nin bütün sorunlarının demokrasi içinde çözülmesi için hazır olduğumuzu meclisin bu konuda önemli bir adres olduğunu, meclisteki bütün partilerin müzakere zemininde buluşması gerekliliğine bir kez daha vurgu yaptık. Tabi bu sadece Meclis’le sınırlı bir mesel değil” diye konuştu.

Kayyım uygulamalarına tepki gösteren Temelli, “Kayyım meselesiyle toplumda yükselen umut ve beklentiler zehirlendi. Demokratik siyaset bir kez zehirlendi. Bu toksik siyaset ve anlayış Türkiye’nin sadece umutlarını kırmakla kalmıyor, Türkiye’yi siyasi ve iktisadi krizlerin içinde sıkışıp kalmasına çökmesine neden olmaya devam ediyor.

Türkiye için riskler çok yüksektir ve riskler her geçen gün artmaktadır. Ortadoğu’daki riskler ortadadır, Türkiye’nin içindeki toplumsal barışın çöküşü ortadadır. Bütün bu çöküşlerden çıkmanın krizlerle baş etmenin yolu toplumsal barıştan geçiyor. Öyle iç cepheymiş militarist akılmış. Bunlardan değil. Gerçek anlamda sahici bir barışı var etmekten geçiyor. Barışa karşı demokrasiye karşı kayyım bir darbedir. Bir darbe pratiğidir” diye konuştu.

Paylaşın

Maliyet Artışları Tarımsal Üretimi Zorluyor!

CHP Milletvekili Zeynel Emre, “Son dört yılda mazot fiyatının 4,5 liradan 45 liraya çıkmasıyla birlikte, diğer tarımsal girdilerdeki fiyat artışları çiftçiyi zor durumda bırakıyor” dedi ve ekledi:

“Bu maliyet artışları, çiftçilerin üretim yapmasını ve potansiyeli hayata geçirmesini imkansız hale getiriyor.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Zeynel Emre, sosyal medya kanalı üzerinden tarım ve gıda güvenliğine ilişkin bir video paylaştı. Zeynel Emre’nin videolu paylaşımındaki değerlendirmeleri şöyle:

“Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne göre Türkiye, büyük bir tarım potansiyeline sahip olmasına rağmen bu potansiyeli giderek kaybediyor. Tarımsal verimlilik, Avrupa Birliği ülkelerinin oldukça gerisinde kalırken, tarım arazilerinin verimli bir şekilde kullanılamaması, küçük parseller halinde tarım yapılması gibi faktörler bu durumu derinleştiriyor.

Son dört yılda mazot fiyatının 4,5 liradan 45 liraya çıkmasıyla birlikte, diğer tarımsal girdilerdeki fiyat artışları çiftçiyi zor durumda bırakıyor. Bu maliyet artışları, çiftçilerin üretim yapmasını ve potansiyeli hayata geçirmesini imkansız hale getiriyor.

Gıda güvenliği açısından büyük bir tehlike oluşturan kimyasal madde tespitleri, Türkiye’nin ihracatında sorunlara yol açıyor. Avrupa’dan geri gönderilen ürünler arasında armut, kuru incir, domates gibi tarım ürünleri, zararlı pestisitler nedeniyle iade ediliyor. Bu durum, iç piyasada ne kadar ürünün bu kimyasallarla tüketildiği sorusunu gündeme getiriyor.

Türkiye, Sağlıksız Ürün İhracatında Birinci Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yayımlanan raporlara göre Türkiye, tarım ürünleriyle ilgili gıda güvenliği sorunlarında en yüksek orana sahip ülke olarak öne çıkıyor. Türkiye’den ihraç edilen gıdalarda, zararlı maddeler tespit edilen ürünler ilk sırada yer alıyor.”

Çözüm İçin 6 Maddelik Öneri Zeynel Emre, çözüm önerilerini şu şekilde sıraladı:

1. Modern tarım teknolojilerinin kullanılması ve yaygınlaştırılması.
2. Arazi bölünmelerinin önlenmesi ve tarım arazilerinin koruma altına alınması.
3. Gıda güvenliği için sıkı denetimler yapılması.
4. Yerel tohumların teşvik edilmesi ve korunması.
5. Tarım girdilerindeki maliyetlerin düşürülmesi için sübvansiyonların artırılması.
6. Bölgesel ürün planlaması yapılarak, her bölgeye uygun tarım politikalarının belirlenmesi.

Zeynel Emre, sağlıklı ve güvenli gıdanın her yurttaşın hakkı olduğunu vurgulayarak, tarım ve gıda güvenliği konusunda alınacak tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Paylaşın

CHP’de 81 İl Başkanından Özgür Özel’e Destek

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) 81 il başkanı, seçimli kurultay isteyen parti içi muhalefete yönelik yaptıkları ortak açıklamada, genel başkan Özgür Özel’e desteklerini belirtiler:

“Özgür Özel’e inanıyoruz, güveniyoruz. 81 ilde 973 ilçede CHP iktidarının ayak sesleri duyulurken kurultay çağrısının gündemimizde olmadığını, kişisel ikbal için yapay gündem yaratma çabalarına prim vermeyeceğimizi ilan ediyoruz. Genel Başkanımızın yaptığı çağrıya uygun olarak unvan ve görevi ne olursa olsun tüm partilileri halkın gerçek gündemi için mücadeleye, birlik ve beraberlik içerisinde CHP iktidarı için çalışmaya davet ediyoruz.”

CHP’nin parti içi muhalefeti, seçimli kurultay çağrıları yaparken CHP’nin 81 il başkanı yazılı bir açıklama yaptı. Artı Gerçek’in aktardığına göre; CHP’li 81 il başkanı konuyla ilgili “CHP örgütlerine ve Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e inanıyoruz, güveniyoruz. 81 ilde 973 ilçede CHP iktidarının ayak sesleri duyulurken kurultay çağrısının gündemimizde olmadığını, kişisel ikbal için yapay gündem yaratma çabalarına prim vermeyeceğimizi ilan ediyoruz” açıklaması yaptı.

Seçim sonrası düzenlenen anketlerde CHP’nin düzenli olarak birinci olduğunu belirten il başkanları, “CHP varsa çare var sözü umudu temsil ediyor. Örgütler, belediyeler ve Sayın Genel Başkanımız birlik ve beraberlik içerisinde iktidar hedefi ile çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin ağır ekonomik ve siyasi krizin içinde olduğu belirtilen açıklamada, “Sokağın gündemi açlık sınırının altında kalan ücretler, yoksulluk, işsizlik. Göç ve sayıları her geçen gün artan göçmenler ve yarattıkları sorunlar, giderek kaygı verici boyutlara ulaşmış durumda. İktidarın başarısız uygulamaları ve yetersiz tedbirleri neticesinde bebek ve çocuklarımızı koruyamıyoruz. Kadın cinayetleri durdurulamıyor. Can dostlarımızı koruyamıyoruz” denildi.

Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı: “CHP’li belediyeler, iktidarın çaresiz bıraktığı milyonların sorunlarına dönük sosyal destek çalışmaları ile bir yandan krizin etkilerini hafifletirken, diğer yandan CHP’ye güven duyulmasını sağlıyor. CHP iktidarının öncü projeleri belediyeler tarafından uygulanıyor. Tam da bu günlerde, adaletsiz iktidar belediye başkanlarımıza dönük itibarsızlaştırma girişimlerine yandaş basın yayın kuruluşlarını da dahil ederek bir saldırı kampanyası başlattı.

Esenyurt kayyum ataması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyeleri başta olmak üzere baskı ve tehditler ile yıldırma girişimleri hız kazandı. Yılmayacağız, en sert cevabı kararlı şekilde vereceğiz. Seçmen iradesini gasp etme girişimlerine de, kişiliklerine ve hizmetlerine dönük saldırılara da en güçlü karşı duruşu halk ile birlikte göstereceğiz.

“İktidar olana kadar mücadeleyi sürdüreceğiz”

Önümüzde önemli bir görev var. CHP’nin birinci parti olma konumunu, kararsız oyları da alarak en az % 51 düzeyine çıkarmak, Atatürk’ün partisini iktidar yapmak. Bu amaç doğrultusunda üyesinden ilçe, il başkanına ve genel başkanına hepimiz birlik ve beraberlik içerisinde takım ruhu ile çalışıyoruz, bıkmadan usanmadan 24 saat çalışmaya devam edeceğiz. İktidar olana kadar toplumun her kesimi ile yan yana örgütlü mücadeleyi sürdüreceğiz.

Erken seçim artık halkın çoğunluğunun talebi olmuştur, kaçınılamaz hale gelmiştir. Sandık halkın önüne gelene kadar seçim talebinin peşini bırakmayacağız. CHP demokratik bir partidir. Üye ve yöneticilerin, PM/MYK üyelerinin, milletvekillerinin ve belediye başkanlarının öneri ve taleplerini dile getireceği parti içi platformlara sahiptir. Her üye parti içi kanalları kullanarak, Tüzük ile güvenceye alınmış haklarını kullanabilir.

Sokağın gündemi olmayan ve iktidar yürüyüşümüze hizmet etmeyen hiçbir konuyu parti içerisinde ve sosyal medya da gündem yapmayacağız. CHP örgütlerine ve Genel Başkanı Sayın Özgür Özel’e inanıyoruz, güveniyoruz. 81 ilde 973 ilçede Cumhuriyet Halk Partisi iktidarının ayak sesleri duyulurken, Kurultay çağrısının gündemimizde olmadığını, kişisel ikbal için yapay gündem yaratma çabalarına prim vermeyeceğimizi ilan ediyoruz. Genel Başkanımızın yaptığı çağrıya uygun olarak unvan ve görevi ne olursa olsun tüm partilileri halkın gerçek gündemi için mücadeleye, birlik ve beraberlik içerisinde CHP iktidarı için çalışmaya davet ediyoruz.”

Paylaşın

Türk’ten Erdoğan’ın “Ne İdüğü Belirsiz Tipler” Sözlerine Sert Tepki

Erdoğan’ın “örgütün atadığı ne idüğü belirsiz tipler” sözlerine tepki gösteren Ahmet Türk, “Belediyelerimizde ‘ne idüğü belirsiz tipler’ olmadı, olamaz da. Fakat ne idüğü belirsiz tipler üç dönemdir halkın iradesini gasp etmekte” dedi.

Görevden alınan ve yerine kayyım atanan Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Türk, AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “örgütün atadığı ne idüğü belirsiz tipler” sözlerine tepki gösterdi.

Sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yapan Ahmet Türk, şu ifadeleri kullandı: “Belediyelerimizde ‘ne idüğü belirsiz tipler’ olmadı, olamaz da. Fakat ne idüğü belirsiz tipler üç dönemdir halkın iradesini gasp etmekte. 50 yılını demokratik siyasete vermiş birine sarf edilen sözleri utanç verici buluyor, yapılan ithamları acizlik olarak görüyorum.”

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesinin dün yaptığı toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Seçilmiş başkanlar değil, örgütün atadığı ne idiği belirsiz tipler tarafından yönetilen belediyelerin, şehirleri yerine terör örgütüne hizmet edeceği izahtan varestedir” ifadesini kullanmıştı.

Paylaşın