Babacan: Elin Parasına Endeksli Milli Para Olur Mu?

Partisinin Niğde il binasının açılışında konuşan DEVA Lideri Babacan, Erdoğan’ın, kur korumalı mevduat sistemi için kullandığı “kur garantili milli para” ifadelerini eleştirerek, “Elin parasına endeksli millî para olur mu?” dedi

Haber Merkezi / Babacan, eleştirisini, “Bankada parası olanın parasını kura endeksledin de emekli maaşını niye endekslemedin? Emeklimizin aldığı maaş millî para değil mi? Türk lirası almıyor mu? Onu niye endekslemiyorsun? Asgari ücreti de kura endeksle… Sen memurun, emeklinin maaşını, asgari ücreti kura endeksledin mi ki milletin bankadaki parasını kura endeksliyorsun?” sözleriyle sürdürdü.

Merkez Bankası’nın faiz indirim kararını da değerlendiren DEVA Lideri Babacan, “Bankalardan borç aldığınız faiz indi mi? Siz ondan haber verin” dedi.

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Ali Babacan, Niğde’de partisinin il binasının açılışında konuştu. Babacan şu ifadeleri kullandı:

“Merkez Bankası’nın faizi bankalara borç verdiği faiz. Bankalardan borç aldığınız faiz indi mi? Siz ondan haber verin. Piyasa faizi o. Aradaki farkı banka kazanıyor. Bankalar mutlu. Son dönemde, hiç kazanmadıkları parayı kazanıyorlar. Merkez Bankası’ndan 13’le alıyorlar, yüzde 30’la, 35’le, 40’la piyasaya satıyorlar. O da kredi alabilene… Herkese kredi yok. Bu hükûmet şunu anlamıyor: Faiz talimatla düşmez. Güvenle düşer.

Ekonomiyle ilgili bütün kurumları 1 ayda ayağa kaldırırız. En geç 6 ay içinde kriz ortamını ortadan kaldırırız. En geç 2 yıl içinde de enflasyonu tek haneye indiririz. 2001-2002 krizini biz çözdük. 2008-2009 krizini de biz çözdük. Yaptık, yine yaparız. Yaptık, çok daha güzelini yaparız. Bunun için kadrolarımız hazır.”

“Elin parasına endeksli millî para olur mu?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, kur korumalı mevduat sistemi için kullandığı “kur garantili milli para” ifadelerini eleştiren Babacan şöyle devam etti:

“Elin parasına endeksli millî para olur mu? Bankada parası olanın parasını kura endeksledin de emekli maaşını niye endekslemedin? Emeklimizin aldığı maaş millî para değil mi? Türk lirası almıyor mu? Onu niye endekslemiyorsun? Asgari ücreti de kura endeksle… Sen memurun, emeklinin maaşını, asgari ücreti kura endeksledin mi ki milletin bankadaki parasını kura endeksliyorsun?

İsrail ile ilişkileri düzeltiyoruz diye neredeyse top atacaklar, havai fişek fırlatacaklar. İlişkileri apar topar niye düzeltiyorlar? Acaba milletten desteklerini kaybettiler de kendileri mi dış güçlerden medet umuyorlar? İsrail ‘terör devleti’ idi, ‘zulüm devleti’ idi. Şimdi ‘Filistin davasını savunmanın önemli bir yolu İsrail ile iyi ilişkilerden geçer’ dedi. Ha, şunu bileydin. Peki, ilişkileri bozan sen değil misin? Demek ki yıllarca Filistin davasına en büyük zararı sen verdin.

Sosyal yardım, sosyal destek bir haktır. Biz, Türkiye genelinde 70 bin sosyal destek uzmanı görevlendireceğiz. Ailelerin kapılarını çalacaklar. Vatandaş şu anda 41 kapı çalmak zorunda kalıyor. Devletin sosyal destek, sosyal yardım verdiği 41 ayrı kapı var. Vatandaşlarımız onu bilemez, bulamaz. Sosyal destek uzmanları gidip ailenin durumuna bakacaklar. Sağlık olur, rehberlik yardımı olur, psikolojik destek olur, engelli birey olur, mahalleye yeni taşınmıştır yol yordam bilmiyordur… Yardıma ihtiyacı varsa o arkadaşlarımız yardımcı olacak. Cep telefonundan direkt ‘Benim şu ihtiyacım var’ diye aranabilecekler.

Avrupa’nın en büyük tarım arazilerine sahip olan ülkenin tarım politikası olmadan yürümesi mümkün değil. Bütün sulama projelerini iktidarımızın ilk 5 yılında tamamlayacağız. Barajlar, göletler, isale hatları, kapalı, basınçlı sistem su dağıtım kanalları, damlama, yağmurlama… Tamamını tamamlayacağız. Toprağa su gidince verim en az ikiye, üçe katlıyor. Toprağa su gidecek ki gençler çiftçiliği meslek edinsin. Toprağa su gidecek ki ülkenin yarınları ayağa kalksın. Toprağa su gidecek ki tarım ölmesin.”

Paylaşın

Ham Muzda Bulunan Nişasta Kanser Riskini Yüzde 60 Azaltıyor

İngiltere’de uzmanlar 20 yıl süren bir araştırmanın sonucunda, henüz olgunlaşmamış yeşil muzlarda bulunan nişastanın bazı kanser türlerine yakalanma riskini yüzde 60’a kadar azalttığını ortaya koydu. 

İngiltere’nin Newcastle ve Leeds Üniversitesi’nden uzmanlar tarafından yürütülen araştırmanın, özellikle tespit edilmesi zor, vücudun bağırsak üstü kısımlarında oluşan kanserleri azaltmada önemli bir rol oynayacağı bildirildi.

Tıp dergisi Cancer Prevention Research’te yayımlanan çalışma için katılımcılara yıllar boyunca, olgunlaşmamış muz, yulaf, tahıllar, makarna, pirinç, bezelye ve fasulyede bulunan ve “dirençli nişastalar” olarak adlandırılan nişasta türü verildi.

Çeşitli kanserlere yakalanma riskini artıran kalıtsal bir bozukluk olan Lynch sendromuna sahip 1000 katılımcı, ortalama 2 yıl boyunca dirençli nişasta dozu aldı.

Araştırmanın bulgularına göre, nişasta bağırsak kanserine karşı etkili olmazken vücudun diğer bölgelerindeki kanserlerin görülme sıklığını yüzde 60 oranında azalttı.

Dirençli nişastaların özellikle yemek borusu, mide, safra yolu, pankreas, oniki parmak bağırsağı gibi üst gastrointestinal bölgede görülen kanser türleri üzerinde etkili olduğu saptandı.

Nişastanın etkisinin hastalar almayı bıraktıktan 10 yıl sonra belirgin bir şekilde ortaya çıktığı belirtildi.

Newcastle Üniversitesi’nden Profesör John Mathers araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Dirençli nişastanın bir dizi kanser türünü yüzde 60’dan fazla oranda azalttığını bulduk. Bu etki bağırsakların üst kısmında daha belirgindi.” ifadelerini kullandı.

Her gün bir yeşil muza eşdeğer nişasta verildi

Marhers, deneklere verilen günlük dirençli nişasta miktarının orta büyüklükteki olgunlaşmamış yeşil bir muzda bulunan nişasta miktarına eşdeğer olduğunu söyledi ve “Muzdaki nişasta, muz tam olgunlaşmadan ve yumuşamadan önce bozulmaya karşı dirençlidir ve bağırsaklara ulaşır. Bir kere ulaştığında da orada yaşayan bakterilerin türünü değiştirebilir.” açıklamasını yaptı.

Mathers bu nişasta türünün kansere karşı koruyucu olmasında, bağırsakta bulunan ve DNA’ya zarar vererek kansere yol açtığı bilinen safra asiti sayısını azaltmasının etkili olduğunu düşündüklerini söyledi.

Leeds Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Profesör Bishop ile Mathers, bu bulguları doğrulamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Aynı çalışmanın bir parçası olarak yayımlanan daha önceki araştırmalar, aspirinin karın bağırsak kanseri riskini yüzde 50 oranında azalttığını ortaya koymuştu.

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Faiz Kararı Dövizi Ve Enflasyonu Nasıl Etkiler?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 100 baz puan düşürerek yüzde 14’ten yüzde 13’e indirdi.

Piyasalarda gösterge faiz oranının sabit tutulacağı görüşü hakimken gelen bu indirim kararı sonrası döviz kurları hızlı bir şekilde yükseldi. Dolar serbest piyasada 18 liranın üzerine çıktı. Euro da 18,3 liraya kadar yükseldi.

Merkez Bankası açıklamasında ‘fiyat istikrarını sağlamak için farklı enstrümanlara sahip olunduğu’ vurgusunu yaptı. Açıklamada detaylandırılmasa da durumun kontrol altında tutulması için döviz rezervlerinin kullanılarak piyasaya daha fazla dolar sürme ya da yeni swap anlaşmaları yapılması olası alternatifler arasında bulunuyor. Bunların ne kadar etkili olacağı bilinmese de mevcut şartlarda kurların yukarı yönlü seyretmesi bekleniyor.

Dünyanın önde gelen merkez bankalarının neredeyse tamamı yüksek enflasyon endişesiyle faiz artırımlarına giderken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faizlerin yükseltilmesine karşı tutumunun bilinmesi nedeniyle piyasalarda faiz artışı beklenmiyordu. Fakat yedi aydır sabit tutulan faizlerin daha da indirilmesi herkes için sürpriz oldu.

Ekonomistler enflasyonun artmasını bekliyor

Ekonomistler bu beklenmedik karar sonrası yüzde 80’e yaklaşan resmi enflasyonun çok daha yukarıya çıkacağını öngörüyor.

Dünya genelinde başta enerji ve gıda fiyatları kaynaklı enflasyon artışını frenlemek için merkez bankaları politika faizlerini arttırarak para arzını düşürmeyi hedefliyor. Bu kararlar her ne kadar ekonominin yavaşlaması anlamına gelse de para politikası yöneticileri kontrolden çıkmış bir enflasyonu kısa süreli resesyonlardan daha tehlikeli görüyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ise yaptığı açıklamada “Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın güçlendirilmesi için atılan ve kararlılıkla uygulanan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesiyle dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir” ifadelerine yer vererek sanayi üretiminde yakalanan ivmeyi desteklemek için faiz indirmeyi tercih ettiğini vurguladı. Yani banka enflasyonun küresel anlamda azalacağı öngörüsüyle ekonomik aktiviteyi canlandırma yolunu tercih etti.

Yükselen piyasalara odaklanan BlueBay Asset Management Ekonomisti Timothy Ash “aptalca bir hareket” olarak yorumladığı faiz indiriminin Rusya ve Körfez’den gelen paraya güvenilerek yapıldığını ileri sürdü.

Öte yandan Merkez Bankası faiz kararından ayrı olarak toplam rezervlerin 12 Ağustos haftasında bir önceki haftaya göre 5 milyar 101 milyon dolar artarak 113 milyar 738 milyon dolara çıktığını duyurdu. Türkiye’nin brüt döviz rezervleri de son 3 haftada 15 milyar dolar arttı. Faiz kararı sonrası Bloomberg’e açıklamalarda bulunan ekonomist Per Hammarlund, Merkez Bankası’nın uluslararası rezervlerindeki artışın politika faizini düşürmeye teşvik ettiği yorumunda bulundu.

Ekonomist Mahfi Eğilmez ise “Durum, sürekli işkence yapılan insanın son aşamalarda artık acı hissetmemesine ve tepki vermemesine benziyor. O aşamada ölüm, uyarı vermeden gerçekleşebilir. Son faiz indirimi, sistemin, yeterince tepki veremez duruma gelmiş olduğunu gösteriyor,” yorumunda bulundu.

Fakat bazı ekonomistler 100 baz puanlık indirimin yüksek enflasyon ortamında sembolik olduğunu belirtti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Politico’dan Dikkat Çeken Yazı: Batılı Şirketler Türkiye’den Gidebilir

ABD Virginia merkezli politika alanında uzmanlaşmış gazetecilik organizasyonu Politico gazetesi, Ankara ve Moskova arasındaki ilişkilerin ve ‘resmi ekonomik ortaklığın’ güçlenmesi halinde Washington’un, Batılı şirketlere Türkiye ile ekonomik bağlarını kesmelerini veya azaltmalarını tavsiye edebileceğini öne sürdü.

Politico’ya konuşan ve adı açıklanmayan bir ABD’li yetkili, “Türkiye’nin iş ve sermaye girişleri için küresel bir hedef haline gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Lakin Rusya’yla daha yakın ilişkiler, Türkiye’nin dünyanın geri kalanıyla entegrasyonu için gerçek riskler yaratacak” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin ‘yaptırımlardan kaçındığının’ kanıtlanması durumunda Washington’un ‘Türkiye’yi ikincil yaptırımlarla dolardan kesebileceğini’ yazan gazete, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘sınırı geçmemesi’ gerektiğinin farkında olduğunu iddia etti.

Adı açıklanmayan bir Türk yetkili ise, Ankara’nın ‘ikincil yaptırım riskinin’ farkında olduğunu, fakat başta ABD olmak üzere bazı ülkelerin ‘ölçüyü kaçırdığını’ düşündüğünü dile getirdi.

Türk yetkili, “Türk şirketler zarar görürse tepki vereceğiz ve bu verimsiz olacak” diye konuştu.

Haberde, Batı ülkelerinin, Moskova’ya yardım sağlamaması için Ankara’ya baskı yaptığını kaydedildi. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Sözcüsü Peter Stano’ya göre Türkiye’nin ‘Rusya’ya yaptırımları teğet geçecek çözümler sunmaması’ gerekiyor. Stano, AB’nin ‘bu konuda durumu yakından takip etmeye devam edeceğini’ kaydetti.

(Kaynak: Sputnik)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Suriyelileri Kendi Memleketlerine Göndereceğiz

Partisinin üye katılım toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Göçmenler sığınmacılarda iki ana akım var. Suriye’den ve Afganistan’dan gelenler var. İran sınırına gittim, ‘kaçak Afganlar nasıl geliyor’ diye sordum. Kaçak geçişler var dendi. İnsan kaçakçılığa var.  Birileri paralarla bu insanları Türkiye’ye sokuyor. Suriyeli kardeşlerimiz iç savaştan kaçarak geldiler. Bu insanların belli bir bölgede tutulması lazımdı. 81 ilde Suriyeli kardeşlerimiz var, hatta bazı mahallerde daha fazlalar. Kilis gibi bazı illerde Suriyeli nüfusu Türk nüfusundan daha fazla. Ne yapacağız? Suriyeli kardeşlerimizi 2 yıl içinde kendi memleketlerine göndereceğiz.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Akılla, mantıkla göndereceğiz. Önce yönetimle görüşeceğiz. Ben bunu defalarca söyledim, neyse adım attılar, onlar da şimdi görüşecekler. İnşallah başarılı olurlar. Önemli olan Türkiye. Bu insanların can ve mal güvenliği kendi ülkelerinde sağlamak lazım. Esad’la yapılacak anlaşmalardan birisi de bu olmak zorundadır.” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“O bölgede Gaziantepli iş adamlarının çok sayıda fabrikaları vardı. Boş duruyorlar şu anda. Suriyeliler orada çalışacak, istiyorlarsa turist olarak gelsinler. Türkiye’nin şanlı şöhretine uygun bir şey yapıyoruz. Bu coğrafyada kavga etmeden huzur ve barış iklimini egemen kılmalıyız. Bunu söyledikten sonra Suriye’den kaçıp gelen bazı siyasi partilerin genel başkanları, STK’lar beni davet etti, nasıl göndereceksiniz diye, anlattım, siz bunları yapın biz gideriz dediler. Afganlar sığınmacı değil onlar kaçak. Onları uluslararası hukuka göre alıp İran’a vereceğiz. Hangi sınırdan gelmişlerse o sınıra iade edeceğiz. ”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin üye katılım toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

 “3 evladım var. Bir ucundan ekmeğini tutmuş çalışıyorlar. Mütevazı yaşamayı severim. Farklı görüşlerden ve kimliklerden çok sayıda arkadaşım vardır. Hepsiyle de konuşurum.  Fakirin hakkını korumak zorundaydım. Eğer bir çocuk yatağa aç giriyorsa sizin rahat etmemeniz lazım. Bir çocuk açsa aslında hepimiz açız. Böyle baktım…  Büyük haksızlıklar oldu, evet. Dünya siyaset tarihinin en büyük adalet yürüyüşünü yaptım. Toplumun dikkatini çekmek zorundaydım. Siyaset yaptığım yerlerde tehditler aldım. Terör örgütünün silahlı saldırısına da uğradım, bir asker şehit düştü. Linç girişiminde bulundular, göğsüme bir kurşun mermisi fırlattılar. Haklıysanız hiçbir tehdit sizi etkilemez. Ben bu davaya böyle inandım. Bir aileye katılıyorsunuz CHP’ye. Her ailede olduğu gibi bizde tartışmalar olur ama kavgaya dönmez. Oturur, konuşuruz, tartışırız. Bu demokrasinin de gereğidir. Kavga filan yok.

“Sanane kardeşim başörtüsünden”

Adaletten sapmayacaksınız. Hiç kimsenin inancını siyasete malzeme etmeyeceksiniz. Birisi kalkıp inanç üzerinden siyaset yapıyorsa, bizim inancımıza en büyük haksızlığı o yapıyor demektir. Peygambere verilmeyen bir yetkiyi kalkar birileri sen inançlısın, sen değilsin der. Allah’la kul arasına kimsenin girmesinin hakkı yok. Biz CHP olarak belediyelere insanlara nerede ibadet yapmak istiyorsa tertemiz olacak. Herkesin kimliğine saygı duyacaksınız. Herkesin yaşam tarzına saygı duyacaksınız. Burada bizim kalbimizin kırık olduğunu söyleyelim. Biz bir dönem başörtüsünü Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik. Sanane kardeşim başörtüsünden…

Göçmenler

Göçmenler sığınmacılarda iki ana akım var. Suriye’den ve Afganistan’dan gelenler var. İran sınırına gittim, ‘kaçak Afganlar nasıl geliyor’ diye sordum. Kaçak geçişler var dendi. İnsan kaçakçılığa var.  Birileri paralarla bu insanları Türkiye’ye sokuyor. Suriyeli kardeşlerimiz iç savaştan kaçarak geldiler. Bu insanların belli bir bölgede tutulması lazımdı. 81 ilde Suriyeli kardeşlerimiz var, hatta bazı mahallerde daha fazlalar. Kilis gibi bazı illerde Suriyeli nüfusu Türk nüfusundan daha fazla. Ne yapacağız? Suriyeli kardeşlerimizi 2 yıl içinde kendi memleketlerine göndereceğiz.

Akılla, mantıkla göndereceğiz. Önce yönetimle görüşeceğiz. Ben bunu defalarca söyledim, neyse adım attılar, onlar da şimdi görüşecekler. İnşallah başarılı olurlar. Önemli olan Türkiye. Bu insanların can ve mal güvenliği kendi ülkelerinde sağlamak lazım. Esad’la yapılacak anlaşmalardan birisi de bu olmak zorundadır.

O bölgede Gaziantepli iş adamlarının çok sayıda fabrikaları vardı. Boş duruyorlar şu anda. Suriyeliler orada çalışacak, istiyorlarsa turist olarak gelsinler. Türkiye’nin şanlı şöhretine uygun bir şey yapıyoruz. Bu coğrafyada kavga etmeden huzur ve barış iklimini egemen kılmalıyız. Bunu söyledikten sonra Suriye’den kaçıp gelen bazı siyasi partilerin genel başkanları, STK’lar beni davet etti, nasıl göndereceksiniz diye, anlattım, siz bunları yapın biz gideriz dediler. Afganlar sığınmacı değil onlar kaçak. Onları uluslararası hukuka göre alıp İran’a vereceğiz. Hangi sınırdan gelmişlerse o sınıra iade edeceğiz.

“Sadece adalet istiyor”

Düne kadar kızdığımız insanlar haksızlığa uğrarsa onlar için de adalet istemeyi unutmayın. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Emine Şenyaşar’ın çocukları ve eşi öldürüldü. Bu kadın sadece adalet istiyor. Bildiği tek Türkçe kelime, adalet.

Paylaşın

Meral Akşener: Ekonominin Patronu Güvendir

Partisinin “Ekonominin Kurtuluş Planı” toplantısında konuşan İYİ Parti lideri Meral Akşener, “Ekonominin patronu güvendir. Bizim söylediğimiz şey, gerçekçi, hukukun üstünlüğüne dayanan, liyakat, şeffaflık, kayırılmanın, israfın olamadığı ilkelerin, kuralların, kurumların ilan edildiği ve herkesin ona uyduğu bir Türkiye. Bunun yolu da öncelikle bu ucube sistemden kurtulmaktır.” dedi.

Haber Merkezi / Akşener, konuşmasında, Türkiye’nin yıllar içinde değişen Suriye politikasını eleştirerek, “Bu savrulmaların, bu tuhaf psikolojinin ve bu tuhaf yönetim anlayışının nedeni Cumhurbaşkanlığı sistemidir” ifadel4erini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İstanbul’da bir otelde düzenlenen ‘Ekonomide Kurtuluş Planı’ programında konuştu. Akşener’in konuşması şöyle;

“İYİ Parti kurulmamış olsaydı, bugün neyi konuşuyor olacaktık?. Bugün burada ekonomik programı ve diğer muhalefet partilerinin de açıkladığı ekonomik programları konuşmak için bir araya geldiysek, bunlar artık yapılabiliyorsa, bir umut bir heyecan varsa, ‘biz yapabiliriz-olabilir’ diyorsak, bunun birinci kilometre taşı İYİ Parti’nin kuruluşudur. Eğer bunu görmezden gelip bir bakış açısı ortaya konulursa, bu İYİ Parti’nin o dönemdeki çok acı çekmiş, büyük irade göstermiş mensuplarına, arkadaşlarımıza çok büyük bir haksızlık olur.

İYİ Parti’nin çok büyük bir zorluğun içerisinden direnerek var olduğunu; bu yüzden başka dirençlere saygı duyan, o dirençli insanların yanında duran, kıskançlığı hiç olmayan, rekabeti iş birliği içinde rekabet şeklinde anlayan siyasi bir parti.

Bu yanımız doğru anlaşılabilirse Türkiye’nin geleceğinde neyi hayal ettiğimizi, neler düşündüğümüzü ve bu pis dili ülkemize getiren bu ucube sistemden, yani partili cumhurbaşkanlığı sisteminden kurtulmamızın; demokrasiyle, sandıkta ve seçimle kurtulmamızın yolunu açar, umudunu canlı tutar ve ‘biz yapabiliriz’ diyebiliriz.

Birinci önceliğimiz farklılıklarımızdan ziyade müştereklerimizin üzerinden hem feyz alıp hem onu enerjiye çevirip hem de farklılıklarımıza saygı duyarak, yol yürüyebilmeyi sağlayabilmek. Burada en önemli aktör elbet İYİ Parti’nin kuruluşudur, o eylemdir. Muhalefette ya da iktidarda bütün siyasi partiler ve onların seçmenleri çok kıymetlidir. Orada bir sorunumuz yok ama İYİ Parti kurulmamış olsaydı bugün muhalefet kavramı içerisinde biz neyi konuşuyor olacaktık? Bu hakkın, bu hukukun, bu saygının İYİ Partililere gösterilmesi gerektiğine inanıyorum.

Türkiye’de sürekli yün yumağı atılan, çok pis bir dil var. Muhalefete atılıyor bir yün yumağı. Aynı kediler gibi takılınıyor o işe. Çık çıkabilirseniz. O yün yumaklarının sayısını azaltan, o yün yumaklarına muhalefetin takılmasının önüne geçen tavrı da koyan İYİ Parti’dir. Yani ne demek istiyorum? Arkadaşlarımızla birlikte 2 buçuk yılda Türkiye’nin tüm şehirlerini ve 900’ün üstünde ilçesini tek tek gezdik. Çok ilginç bir yolculuktu. Bazılarınız bizimle seyahat ettiler. En başı ile en sonu arasındaki değişikliği, evrilmeyi özellikle basından beraber yolculuk yaptığımız arkadaşlarımız şahit oldular.

“Seçmenin aldığı tutumu tartışamazsınız”

Buradaki amacımız seçmen velinimet olsun. Çok uzun bir zamandır seçmenlerin sahipleri var. Adınıza ahkam kesiyorlar. Böyle bir şey olamaz. Halbuki seçmen velinimettir. Seçmen siyasetçileri kendi dertlerinin çözümleri üzerinden rekabet ettirir ve karar verir. Seçmenin aldığı tutumu tartışamazsınız. Hür irade ile atılmış oyun sonucunu tartışamazsınız. ‘Niye beni seçmedin kardeşim’ diyemezsiniz. Seçmen karar verir ve der ki; ‘Siz iktidar olacaksınız ve bizi yöneteceksiniz.’ Bizim gibi muhalefette olanlara da derki; ‘Sizin zamanınız var bizim avukatımız olacaksınız.’ Siyaset yıllarca bu anlayış üzerinden gitti ama sonra birden taş devrindeymişiz gibi düşmanların olduğu hatta bazen dinozorların olduğu, herkesin birbirine bu nedir diye baktığı, ipin ucunun kaçıp çok ilginç bir şekilde seçmenin suçlandığı bir dile evrildi.

Esnaf ziyaretleri sırasında basın mensuplarının dükkanlardan çıkması ardından en aklı başında sorun tarifleri ile çözüm önerilerini AK Parti’ye oy verenlerden adlık. Burada asıl mesele şu; biz öğrenmeye devam ettik. Mesela 5 emekli maaşı olduğundan haberim yoktu. 1500 lira emekli maaşı varmış. 1650 liralık emekli maaşı varmış. 1800 liralık varmış. 1900 lira ve 2200. Farklı farklı emeli maaşı. Onlardan öğrendik. O dükkanların içerisindeki müşterilerin dertlerini dinledik ve biz öğrendik. Öğrendikçe üretmeye başladık. Biz ürettikçe dikkat çekmeye başladı.

Dükkan sahiplerinin bir süre sonra basın mensuplarına ‘Çek kardeşim durumumuz bu’ demeye başladı. Artık o korku duvarı yıkıldı. Bu 2 buçuk yılın sonunda insanlarda korku duvarı yıkıldı. Çok ilginç hikayelerle karşılaştık. Bunları paylaştık, çözümlerini ürettik.

Birazdan Sayın Bilge Yılmaz başkanımın ve ekibinin hazırladığı, size sunacakları programın çıkış noktası budur. Sokağın, insanların dertlerinin çaresinin, çözümlerinin üretildiği bir program bu. Dolayısıyla gerçekten beslenen bir programdır. Biz bir şey daha yaptık bu arada. Esnaf gezdikten sonra bir şeyi fark ettik ki, ıskalamışız. Şehirlere yeniden gitmeye başladık ve şehrin o iş insanlarıyla toplantı zinciri yaptık. O toplantılarda da başka şeyler öğrendik. Yakında profesör doktor Meral Akşener olacağım haberiniz olsun. İnanılmaz şeyler öğrendik.

Atatürk’ün ekonomiye, iktisada ve insana dair vizyonunu takipçisi olamaya gayret gösteren bir siyasi parti olduk. Ne demek istiyorum? Bireysel kalkınma değil bu dediğim. Bireyin kalkınma meselesini yıllar evvel ortaya koyan rahmetli Atatürk’tür. O yıllarda birey diye bir kavram yok. O yıllarda henüz sanayi devriminin sonuçlarının oluşturduğu değer setleri ‘Ver talimatı al tekmili’ şeklinde. Müşteri denilen kavram odakta değil. Habire savaş olmuş. İnsanlar hayatta kalmaya çalışıyor ama o günün şartlarında Anadolu’dan bir siyasi lider çıkıyor, bireyin kalkınmasına dair bir vizyon ortaya koyuyor. Mesela inovasyon diye bir kavram yok o yıllarda. Onu da anmadan geçemeyeceğim. Erol Güngör hocamız, inovasyonun adını söylemiyor ama inovasyona dair ne varsa tarif olarak yapıyor. Atatürk ve sonraki vizyonu takip edenlere baktığınız zaman gerçekten yüzyılların ilerisinde bir durum. Bugün nedir durum? Bugün çok komik bir durumdayız. Partili cumhurbaşkanlığı yani şu bardağım nereye konulacağına dair kağıdı imzalamak durumunda, her şey bir kişide. Bir kişinin her şeye karar verdiği bir ülkede ne demokrasi ne hukukun üstünlüğü ne adalet söz konusu olur. Ne de dış politikada rasyonel, gerçekçi, çıkara dayalı, karşılıklı ülkeler arası saygıya dayalı bir ilişkiler biçimi olur.

“Böyle bir dış politika olamaz”

Çok şaşırıyorum biliyor musunuz? ‘Beni seviyor’ diyorlar. Çok ilginç. İnsanlar dış politikada birbirlerine ‘Beni seviyor’, ‘Değerli dostum’, ‘Kadim dostum’… Ya arkadaş bu nasıl bir psikolojidir, bu nasıl bir şuur altıdır? Sürekli sevgi talep eden bir psikoloji ile karşı karşıyayız. Dış politikada saygı tamamdır, bireysel ilişkilerde sevgi de olsun anladım da ‘Beni seviyor mu’ diyor. Böyle bir dış politika olamaz.

23 trilyon dolarlık bir çerçevede yaşıyoruz. 7 trilyon dolar ilk sınırlar. Avrupa’yı da kattığınız zaman 23 trilyon dolar. Biz niçin kavga ediyoruz?”. Niçin o kavgaların sonunda çırak çıkıyoruz? Niçin o kavgaların sonunda Türkiye her seferinde zarara uğruyor? Yani Suriye mevzusunda bugün Suriyeli sorunu olan bir ülke halindesiniz ve bu sorunun sebebi olan hakkında kimse bir şey konuşmuyor. Özne Suriyeliler. Beşar Esad niçin oldu Esed? Şimdi ne zaman olacak Beşar? Bu savrulmaların, bu tuhaf psikolojinin ve bu tuhaf yönetim anlayışının, bu içinde yaşadığımız partili cumhurbaşkanlığı sisteminin getirdiği sonuçlar bunlar. Partili cumhurbaşkanlığı sisteminin talebi ise ‘Beni seviyor mu?’ zihniyetinden kaynaklanan, ‘Ben her şeyim’ denilen, Allah’ın vasıfları, sıfatları söylendiği zaman haşa demeyen o psikolojinin sonucudur.”

Paylaşın

SP Lideri Karamollaoğlu’ndan Seçim Mesajı: AK Parti’nin Sonu Olacak

SP Lideri Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında yaptığı konuşmada, seçimlere ve iktidara hazır olduklarını belirterek, “Gittiğimiz tüm il ve ilçelerde görüyoruz ki insanımız da yeni bir başlangıç istiyor. Evet her seçim önemlidir ancak bu seçim tarihi bir seçimdir. 20 yıllık bir AK Parti iktidarının sonunun geldiğine işaret eden bir seçim olacaktır bu seçim” dedi.

Haber Merkezi / Karamollaoğlu, konuşmasını devamında, “Vatandaşlarımız nasıl yönetileceğimize dair karar verecek. Tek adamın istişaresiz olarak yönettiği bir Türkiye mi, ortak aklın istişarelerle yöneteceği bir Türkiye mi olacak? AK Parti içeride ve dışarıda arabayı duvara toslamıştır. Bu iktidar ülkeyi bi felaketin içine sürüklemiştir. Kendi ifadeleriyle metal yorgunluğu ile maluldür bu iktidar, yorgundur ama daha vahim de olanı Türkiye’yi de yormaktadır, tükenmişlik sendroumu içindedir ama Türkiye’yi de tüketmektedir” ifadelerini kullandı.

Konuşmasında AK Parti’ye yönelik eleştirilerde de bulunan Karamollaoğlu, “Gördüğümüz kadarı ile Artık AK Parti; sadece koltuklarını kaybetmemek için siyaset yapmaktadır. Bazıları makam arabalarını kaybetmemek için siyaset yapmaktadır. Bazıları da üç-beş farklı yerden aldıkları maaşlarını kaybetmemek için siyaset yapmaktadır. Siyasi ömrünü kendisine bir saltanat kurmaya adayan bu arkadaşlar istiyor ki bu saltanat sürsün. Biz de ‘hayır’ diyoruz. Artık insanımız bütün bir millet olarak öz vatanında insanca yaşam sürsün” dedi.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin konularda değerlendirme yaptı. Karamollaoğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şu şekilde:

“Bugün geriye dönüp baktığımızda bu felaketlerden yeterince ders almadığımız ortaya çıkıyor. Maalesef ne depremlere ne yangınlara ne sellere karşı hala hazırlıklı olmadığımız anlaşılıyor. Deprem, sel, orman yangınları oluyor olay sıcaklığını korurken çok büyük cümleler kullanılıyor ardından bunların hepsi unutuluyor ta ki bir sonraki felakete kadar.

Dünya değişiyor, dünya atmosferindeki olaylar değişiyor, buzullar eriyor. Düne kadar 30 dereceyi bile görmeyen ülkelerde sıcaklıklar bu aylarda 40’ı geçmiş bulunuyor maalesef. Afetlere hazırlık meselesi siyasi polemik meselesi yapılmadan ele alınmalı. 2 gün önce Ankara’da AFAD binasının kaplamasının bile kağıt gibi havada uçuştuğuna şahit olduk.

Tenkit ederken de biraz daha üslubumuz yapıcı olmak durumunda ama iktidar da bu farklılığı görmeli, tedbirleri almalı. Sadece felaket anında sesini yükseltmek problemlerimizi çözmeye yetmiyor. Maalesef ülkemiz bütün olarak büyük afetler karşısında hep sınıfta kalmıştır bunlara bir yenisini daha eklememek için geçmiş felaketlerden ders çıkarmak mecburiyetindeyiz. 1 saniye bile vakit kaybetmeden gerekli tüm tedbirleri almalıyız.

Vaktinde yapılmış olsa bile seçimlere 10 ay gibi bir süre kaldı. Altılı masa toplantılarının altıncısını bu hafta sonu Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde gerçekleştireceğiz. Bir bakıma seçim startını verdik. Biz seçimlere ve iktidara hazırız. Gittiğimiz tüm il ve ilçelerde görüyoruz ki insanımız da yeni bir başlangıç istiyor. Evet her seçim önemlidir ancak bu seçim tarihi bir seçimdir 20 yıllık bir AK Parti iktidarının sonunun geldiğine işaret eden bir seçim olacaktır bu seçim.

Vatandaşlarımız nasıl yönetileceğimize dair karar verecek. Tek adamın istişaresiz olarak yönettiği bir Türkiye mi, ortak aklın istişarelerle yöneteceği bir Türkiye mi olacak? AK Parti içeride ve dışarıda arabayı duvara toslamıştır. Bu iktidar ülkeyi bi felaketin içine sürüklemiştir. Kendi ifadeleriyle metal yorgunluğu ile maluldür bu iktidar, yorgundur ama daha vahim de olanı Türkiye’yi de yormaktadır, tükenmişlik sendromu içindedir ama Türkiye’yi de tüketmektedir.

“Siz bu kafayla her şeyi ucuzlatırsınız bir tek fiyatları indiremezsiniz”

En son Tarım Kredi’de bazı ürünlerin fiyatlarını ucuzlatacağını açıkladılar. Erdoğan talimat vererek fiyatları indirmeye çalışıyor, talimat vererek ekonomiyi dizayn etmek düze çıkarmak mümkün değildir. Siz bu kafayla her şeyi ucuzlatırsınız bir tek fiyatları indiremezsiniz.

Kendi çiftçisini desteklemek dururken Fransız çiftçisini destekleyen bunun için de Fransız devlet nişanı alan bakanımız var. Yurt dışında tarım arazisi arayan tarım bakanlarımız var.

Hep bahane arıyorsunuz, ‘operasyonlar var, dış güçler var’ diyerek milleti kandıramazsınız. 19 yıldır iktidardasınız yeni değil, eğer ortada bir komplo varsa zaten sizin bunu bu zamana kadar ortaya çıkarmanız gerekirdi.

AK Parti’nin masa başında her gün bir yenisini ürettiği algılara çanak tutanlara da sesleniyorum; bir internet yayınında başörtülü kadınların psikolog olmayacağına yönelik sarf edilen sözler Türkiye’nin yaşadığı olumlu gelişmeleri kabullenmekte zorlandığını gösteriyor. Allah aşkına mantıksızlıkları bir kenara koyun, AK Parti’yi şu anda ayakta tutan milletin bir kesimine verdiği imkanlar, bu gafleti göstermeyin en azından.

İkiyüzlülüğe tahammülümüz yok, sadece kendi bildiğini millete dayatmak isteyenlere tahammülümüz yok, bu millet bundan yıllarca çekti.

Bazıları makam arabalarını kaybetmemek için bu siyaseti sürdürme çabasındalar, bazıları 3-4 yerden aldıkları maaşlarını kaybetmemek için çaba göstermektedirler. Ama bu arkadaşlar istiyorlar ki bu saltanaları sürsün ama biz de diyoruz ki hayır.

Kağıt, gübre ve şeker konusunda atılan adımlar… Daha 1930’larda kurulmaya başlanmıştı kağıt fabrikaları daha sonra bu fabrikalar yıkıldı, daha sonra dışarıdan kağıt ithal etmeye başladılar. Biz gübreyi dışarıdan getiriyoruz, olmaz yahu bu kadar kafasızlık olmaz şeker fabrikaları aynı akıbete uğruyor şimdi. Bu mantıkla siz memleketi nasıl idare edeceksiniz ya, üretmeyelim alalım! Bu mantıkla ülke yönetilmez, ekonomik problemler çözülmez.

Bizim paramız zaten milli. Türk Lirası adı üstünde biz dolar kullanmıyoruz ama bu iktidar Türkiye öyle bir hale geldi ki millet elinde artık dolar tutmak istiyor şimdi Erdoğan diyor ki doları elinizde tutmayın ben size farklı bir numara çekeceğim.”

Paylaşın

Türkiye Ve İsrail’den İlişkileri Normalleştirme Kararı

Türkiye ve İsrail, diplomatik ilişkileri normalleştirme kararı aldı. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Türkiye olarak İsrail’e büyükelçi atama kararı aldık. Hayırlısı olsun. Bundan sonra isimlerin belirlenmesi süreci başlıyor” dedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ankara’da Kırgızistan Dışişleri Bakanı Erlan Abdildayev ile görüşmesi sonrası ortak basın toplantısı düzenledi.

İki ülke arasında diyalog sürecinin cumhurbaşkanları Recep Tayyip Erdoğan ve Isaac Herzog arasında Mart ayında yapılan görüşmeyle başladığını belirten Çavuşoğlu, “Yeni hükümet göreve geldikten sonra İsrail’de diyalog süreci başlamıştı. Sonuçta ilişkilerin normalleşmesi konusunda atacağımız adımlar içinde büyükelçileri atamak da vardı. Büyükelçilerin atanması konusunda çalışmaları başlattık diye açıklama yapmıştık. İsrail’den de olumlu adım geldi” diye konuştu.

Çavuşoğlu açıklamasında ayrıca “Filistin, Kudüs ve Gazze’yi savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Bu açıklamadan kısa süre önce İsrail’de de Başbakanlık, Türkiye’yle ilişkilerin tamamen normalleştirilmesi kararı alındığını açıkladı.

Başbakan Yair Lapid’in ofisinden yapılan açıklamada, iki ülkenin büyükelçilerinin göreve başlayacağı duyuruldu.

Açıklamada, “İlişkilerin iyileştirilmesi, iki ülke halkı arasında ekonomik, ticari ve kültürel bağların derinleşmesine ve bölgesel istikrarın güçlendirilmesine” katkı sağlayacaktır” denildi.

Yair Lapid ve Mevlüt Çavuşoğlu

Yakın dönem Türkiye / İsrail ilişkileri

1900’lerin ortasında İsrail devletinin kurulmasıyla başlayan başlayan ikili ilişkiler, 2000’lere kadar inişli çıkışlı geçti. Bu tarihten sonra ise Ankara-Tel Aviv arasında gerginlik dönemine girildi.

İkili ilişkilerdeki en önemli anlaşmazlık konularından biri Filistin meselesi…

İsrail’e karşı daha radikal bir tutum alan İslami Direniş Hareketi “Hamas”ın Filistin’de güçlenmesi, 2006’daki seçimleri kazanması üzerine İsrail’in de tavrı sertleşti.

Türkiye, Hamas’a desteğini hiçbir zaman gizlemedi. 2006’da Hamas lideri Halit Meşal’in sürpriz Türkiye ziyareti de iki ülke ilişkilerini etkileyen olaylardan biriydi.

2008’e gelindiğinde Gazze’de yaşananlar Türkiye ile ilişkilerde de krizin tırmanmasına neden oldu.

One minute krizine giden süreç

İsrail’in Gazze’den fırlatılan füzeleri gerekçe olarak göstererek Aralık 2008’de başlattığı “Dökme kurşun” operasyonu, Ankara ve Tel Aviv ilişkilerinde gerginliğe neden oldu.

Bu operasyonda çoğu sivil 1300’den fazla kişi hayatını kaybetti, binlerce kişi de yaralandı.

Ardı ardına yaşanan krizler, iki ülke arasındaki tansiyonun daha da artmasına neden oldu.

Böyle bir ortamda iki ülkenin liderleri İsviçre’deki Davos zirvesinde karşı karşıya geldi. Erdoğan ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, “Gazze: Ortadoğu’da Barış İçin Model” konulu bir panele katıldı. Ancak panel sonunda Erdoğan’dan herkesi şaşırtan bir çıkış geldi.

Peres’in konuşmasının ardından oturumu kapatmak üzere olan moderatöre “One minute” diyerek karşı çıkan ve söz almak isteyen Erdoğan, sert açıklamalarda bulundu.

Erdoğan, Türk-İsrail ilişkilerinde tarih sayfalarına “One Minute” krizi olarak geçen bu olay sonrası yaptığı açıklamada tavrının Peres’e yönelik olmadığını, moderatöre yönelik olduğunu söyledi.

Alçak koltuk krizi ve Mavi Marmara saldırısı

Tansiyonun yüksek olduğu bir süreçte ardı ardına yaşanan krizler Ankara’nın diplomatik adımlar atmasına da neden oldu. “Alçak Koltuk” krizi ve ardından gelen Mavi Marmara baskını, ikili ilişkileri kopma noktasına getirdi.

Davos’tan tam bir sene sonra İsrail Dışişleri Bakanı Yardımcısı Danny Ayalon ile görüşen Türk Büyükelçi Oğuz Çelikkol’un alçak seviyedeki bir koltukta oturması tartışma yarattı.

Türkiye’den yazılı özür dilenmesiyle Çelikkol,  İsrail’de büyükelçilik görevine devam etti.

Bu özürle koltuk krizi de aşıldı. Ancak 31 Mayıs 2010 sabahı gelen bir haber, Ankara-Tel Aviv ilişkilerine derin bir iz bırakacaktı.

İsrail güçleri, Gazze’ye insani yardım götüren Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda baskın yaptı. Olay sırasında dokuz Türk vatandaşı hayatını kaybetti. Bir süre sonra yaralanan bir Türk vatandaşı daha hastanede hayatını kaybedince, ölenlerin sayısı 10’a çıktı.

Türkiye’nin şartları: Özür, tazminat ve Gazze ambargosunun kaldırılması

Gemi saldırısının ardından Türkiye’nin, İsrail ile olan gerginliğin düşürülmesi ve normalleşmesi adına üç talebi olmuştu.

Özür, tazminat ve Gazze ambargosunun kaldırılması…

Beklenen özür 2013 yılında gelse de normalleşme adımlarının atılması 2016 yılını buldu.

Türkiye ve İsrail, 28 Haziran 2016’da 6 maddelik tazminat anlaşması imzaladı.

Anlaşmanın dördüncü maddesinde yer alan, “Her halükarda bu anlaşma İsrail’in, İsrail adına hareket edenlerin ve İsrail vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti veya Türk gerçek veya tüzel kişileri tarafından konvoy hadisesi ile ilgili olarak, kendilerine yönelik doğrudan ya da dolaylı olarak Türkiye’de yapılmış ve yapılacak her türlü hukuki ya da cezai talebe ilişkin her türlü sorumluluktan tamamen muaf tutulmalarını sağlayacaktır” şartı uyarınca açılan davalar düşürüldü.

Mavi Marmara olayının yaşandığı dönem Başbakanlık görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan, 29 Haziran 2016’da yaptığı bir açıklamada “Siz böyle bir insani yardımı götürmek için günün Başbakanına mı sordunuz?” demiş ve tepki çekmişti.

Krizler döneminde son perde: ABD Büyükelçiliği’nin taşınması

2016 sonunda karşılıklı büyükelçi atamasıyla normalleşen ilişkiler kısa süre sonra yeniden gerildi.

Aralık 2017’de ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdığını ilan etmesi ve ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşıması Türk-İsrail ilişkilerindeki bir diğer kırılma noktası oldu.

Filistinlilerin tepki protestolarında sivillere yönelik saldırılar nedeniyle çok sayıda insan öldü ve yaralandı. Bunun üzerine Türkiye 15 Mayıs 2018’de Tel Aviv büyükelçisini istişareler için merkeze çağırdı.

Birçok krizin ardından bugüne gelindiğinde ise Isaac Herzog’un cumhurbaşkanı seçilmesi sonrası yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Ortadoğu ile ilişkilerde normalleşme süreci

Geçtiğimiz dönemlerde Türkiye’de hükümete yönelik en büyük eleştirilerden biri dış politikada yalnızlaşılması olmuştu. Şimdi ise Doğu Akdeniz’e komşu ülkeler ve Körfez ülkeleriyle yeniden bir normalleşme sürecine girildi.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Tefecilere Çalışan Bir İktidar Var

Partisinin Yalova’da gerçekleştirdiği grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “‘Faize karşıyız’ diyorlardı. ‘Faizi yükseltmeyeceğiz’ diyorlardı. Bir adam durup dururken niye faize karşıyım der. Çünkü çok faiz ödüyordur onun gizlenmesini ister. Tefecilere çalışan bir iktidar var” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “‘Doları düşüreceğiz, KKM getirdik’ dediler. Yeni bir soygun şekli. Bu Kur Korumalı Mevduat, ekonominin kalbine atışmış atom bombasıdır. Bay Kemal’e güveneceksiniz. Bay Kemal kul hakkı yemez. Bay Kemal devleti soyanların karşısındadır ve o paraların tamamını alıp, millete verecektir.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Saraylarda yaşayıp halktan kopuk olan insanlar halkın sorununu bilemez, çözemez. Sarayda yaşayanların izlediği politika şudur; altta kalanın canı çıksın. Yani Erdoğan’ın ve arkadaşlarının izlediği ekonomik politikanın temel felsefesi; altta kalanın canı çıksın” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Yalova’da gerçekleştirilen grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan kısımlar şöyle;

“Derdinizi biliyorum ama sakın ola ki hiç kimse umutsuz olmasın. Az önce üreticileri ziyaret ettim, beraber oldum. Hiç kimse en ufak bir endişeye kapılmasın. Türkiye büyük, güzel bir ülkedir. Türkiye’de hepimiz huzur içinde yaşayabiliriz. Bir ahtım var. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmesin. Bir ahtım var, hiç kimse inancı dolayısıyla ötekileştirilmesin. Bir ahtım var, hiç kimse kimliği dolayısıyla ötekileştirilmesin. Bir hedefim var herkesin işi, aşı olsun. Bir amacım olsun kadın-erkek eşitliği olsun. Bu cennet vatanda hepimiz huzur içinde yaşayalım.

Saraylarda yaşayıp halktan kopuk olan insanlar halkın sorununu bilemez, çözemez. Sarayda yaşayanların izlediği politika şudur; altta kalanın canı çıksın. Yani Erdoğan’ın ve arkadaşlarının izlediği ekonomik politikanın temel felsefesi; altta kalanın canı çıksın.

Ben sık sık beşli çetelerden söz ederim ve beşli çetelerin bu ülkeye açtığı felaketlerden de söz ederim. Beş şirkete son 18 yılda 203 milyar 700 milyon dolarlık iş verildi. Başka bu işi yapacak adam yok mu bu memlekette? Bunların mallarının ve paralarının büyük kısmını İngiltere, Amerika’ya götürdüler. Sanıyorlar ki Kılıçdaroğlu gelirse biz kurtaracağız. Sözüm söz tüyü bitmememiş yetimin hakkını savunacağım. Bunlara bir de gelir garantisi veriyorlar.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapım maliyeti 3.3 milyar dolar. Verilen garanti 9 milyar dolar. Yüzde 100’ün üstünde para kazanıyorsun. Kimin parası? Fakirin fukaranın parası. Gaziosmanpaşa Köprüsü yapım maliyeti 1 milyar 200 milyon lira, verilen garanti 15 milyar dolar. Akıl tutulması var.

Şimdi sesleniyorum. ‘Ey Bay Kemal sen doğruları söylemiyorsun’ diyebilirler. Açık ve net söylüyorum. Eğer yüreğin varsa, benim verdiğim rakamlardan şüphen varsa çıkarsın televizyonda karşıma sana ders veririm. Çıkar mı? Kabahati var efendim, çıkamaz. Haklı olsa çıkar. Haklı olsa ‘Gel kardeşim’ der. Zafer Havalimanı Kütahya 50 milyon Euro’ya yapılmış. Verilen garanti 208 milyon Euro. Kim ödüyor parayı? Bu milletin fakiri fukarası.

“Kur Korumalı Mevduat yeni bir soygun şekli”

‘Faize karşıyız’ diyorlardı. ‘Faizi yükseltmeyeceğiz’ diyorlardı. Bir adam durup dururken niye faize karşıyım der. Çünkü çok faiz ödüyordur onun gizlenmesini ister. Tefecilere çalışan bir iktidar var. ‘Doları düşüreceğiz, KKM getirdik’ dediler. Yeni bir soygun şekli. Bu Kur Korumalı Mevduat, ekonominin kalbine atışmış atom bombasıdır. Bay Kemal’e güveneceksiniz. Bay Kemal kul hakkı yemez. Bay Kemal devleti soyanların karşısındadır ve o paraların tamamını alıp, millete verecektir.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Erdoğan’a ‘Selo Kahvaltısı’ Cevabı: Bu Nasıl Zekadır

Erdoğan’ın, altı siyasi parti liderinin bir araya geldiği ‘altılı masaya’ ilişkin “Yalan çorbası, laf salatası, koltuk kebabı, kandil dolması, Selo kahvaltısı, ne ararsan bu menüde var” sözlerine yanıt veren Demirtaş, “Bu nasıl zekadır, nasıl bir yaratıcılıktır!” dedi.

Haber Merkezi / Edirne F Tipi Cezaevi’nde 4 Kasım 2016 tarihinden bu yana tutuklu bulunan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın; altı siyasi parti liderinin bir araya geldiği “altılı masaya” ilişkin “Yalan çorbası, laf salatası, koltuk kebabı, kandil dolması, Selo kahvaltısı, ne ararsan bu menüde var” sözlerine yanıt verdi.

Avukatları aracılığıyla sosyal medya hesabından açıklama yapan Demirtaş, şu ifadeleri kullandı;

“Allah’ım, hikmetinden sual olunmaz ama zekâ dağıtırken neden hepsini bunlara verip bizi mahrum bıraktın? Bu nasıl zekadır, nasıl bir yaratıcılıktır! Allah da sizi… Bildiği gibi yapsın. Vanlı kardeşlerim kusura bakmasınlar ama artık Van kahvaltısı yanında bir de Selo kahvaltısı diye bir şey var. Tek kuruş almadan, 81 ile bayilik veriyoruz. Bir tek Şakir’e yok çünkü her gün saray kahvaltısı yapıyor.”

Paylaşın