Açlık Sınırı 6.856, Yoksulluk Sınırı 23.715 Liraya Yükseldi

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı temmuz ayında 6 bin 856 liraya yükselirdi. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yoksulluk sınırı ise 23 bin 715 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Temmuz ayında, yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 1.866 lira; yetişkin bir kadın için 1.785 lira; 15-18 yaş bir genç için 1.934 lira; 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.271 lira oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi BİSAM, Temmuz 2022 için açlık ve yoksulluk sınırını açıkladı.

Açıklamada, “TÜİK Temmuz 2022 harcama gruplarına göre endeks rakamları, İstanbul Halk Ekmek, zincir market fiyatları ve BİSAM Beslenme Kalıbı üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Temmuz 2022 için 6 bin 856 liradır. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 23 bin 715 lira olarak gerçekleşmiştir.” denildi.

Araştırmaya göre yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 1.866 lira; yetişkin bir kadın için 1.785 lira; 15-18 yaş bir genç için 1.934 lira; 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.271 lira oldu:

“Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 34.6 ile en yüksek paya sahiptir. Et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı yüzde 26.2 ile ikinci sıradadır. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 18.5’dir. Ekmek, makarna vb. için ise pay yüzde 10,7’dir. Diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 10.1’dir.”

Paylaşın

Gıda Fiyatları Dünyada Yüzde 13 Azalırken, Türkiye’de Yüzde 94 Arttı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı yıllık tüketici enflasyonu Temmuz ayında yüzde 79,6’ya çıktı. Gıda ürünlerinde ise yıllık enflasyon yüzde 94 oldu. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) açıkladığı Gıda Fiyat Endeksi ise aynı dönemde yüzde 13 yükseldi.

Türkiye’de gıda fiyatları bir yıldır aralıksız yükseliyor; küresel gıda fiyatları ise son dört aydan bu yana düşmeye devam ediyor. Türkiye, yıllık gıda enflasyonunda Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üyeleri arasında ilk sırada bulunuyor. Peki, dünyada ve Avrupa’da yıllık gıda enflasyonu hangi ülkede ne kadar?

FAO ve TÜİK’in açıkladığı gıda fiyat endeksleri arasındaki fark Türkiye’nin “yeni ekonomik modele” geçtiği Kasım 2021’den bu yana iyice belirginleşmeye başladı. Veriler, yeni ekonomik modelden sonra Türkiye’de gıda fiyatlarının nasıl hızla artmaya başladığını gösteriyor.

TÜİK ve FAO’nun açıkladığı gıda fiyat endekslerini Temmuz 2018’de 100 birime eşitliyoruz. Bu, “Dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları eşit” anlamına geliyor. Türkiye’de fiyatlar artmaya başlarken dünya ile aradaki fark çoğu zaman yakın seyrediyor.

Temmuz 2019’da dünyadaki gıda fiyatları hala 100 iken Türkiye’de 118’e yükselmiş durumda. 2020 temmuzunda ise küresel gıda fiyatları 99’a düşerken Türkiye’de 133’e çıkıyor. 2021 temmuz ayına gelindiğinde ise dünyada gıda fiyatları 131 birime; Türkiye’de ise 168 birime çıkmış durumda. İki endeks arasındaki fark hala ciddi açılmış değil.

Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Kasım 2021’de ilan ettiği “yeni ekonomik model”den sonra dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları arasındaki fark iyice açılmaya başlıyor. Temmuz 2018’de dünyada gıda fiyatları 100 iken Temmuz 2022’de 148’e yükseliyor. Türkiye’de ise aynı dönemde gıda fiyatları 100’den 326’ya çıkıyor.

FAO Gıda Fiyat Endeksi ile TÜİK Gıda Fiyat Endeksini Temmuz 2021’de 100’e eşitlediğimiz ise fiyat değişimi daha net ortaya çıkıyor. Temmuz 2021’de dünya ve Türkiye’de gıda fiyatları eşit ve 100 birim kabul edildiğinde dört ay boyunca dünyada ve Türkiye’de gıda fiyatları neredeyse hep aynı seyrediyor. Hatta Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’de fiyatlar az farkla daha da düşük. Kasım 2021’de ise dünyada 109; Türkiye’de ise 110’a çıkmış durumda. Neredeyse eşitler.

Yeni ekonomik model sonrası fark başlıyor

Aralık 2021’den itibaren aradaki fiyat farkı her ay daha fazla açılıyor. Temmuz 2022’ye geldiğimizde bir sene önce dünyada 100 birim olan gıda fiyatı 113’e çıkmış durumda. Türkiye’de ise bir sene önce 100 birim olan gıda fiyatı 194’e kadar yükseliyor.

Son 4 ayda fiyatlar dünyada yüzde 12 düştü, Türkiye’de yüzde 20 yükseldi

Gıda fiyatları son dönemde dünyada iniş eğilimine girerken Türkiye’de yükseliş sürüyor. Son 4 ayda gıda fiyatları dünyada yüzde 12 düşerken Türkiye’de yüzde 20 artış gösterdi.

OECD ülkelerinde en fazla artış açık ara Türkiye’de

Öte yandan OECD ülkelerinde gıda fiyatlarının en çok arttığı ülke açık ara Türkiye. Haziran ayı itibariyle gıda ve alkolsüz içecek fiyat endeksi Türkiye’de yüzde 94 artış gösterdi. Aynı dönemde fiyatlar OECD ortalamasında yüzde 13; AB’de ise yüzde 12 yükseldi.

Türkiye’ye en yakın artış ise yüzde 29 ile Litvanya’ya ait. Gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarının en az yükseldiği ülkeler ise yüzde 2 ile İsviçre ve yüzde 4 ile İsrail ve Japonya. Yıllık gıda enflasyonu Almanya’da yüzde 12, İngiltere’de yüzde 10 ve Fransa’da yüzde 6’ya çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kur Korumalı Mevduatın Bütçeye Maliyeti 60 Milyar TL’yi Aştı

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Temmuz ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe verilerini yayımladı. Açıklanan verilere göre bütçe 64 milyar TL açık verdi. Verilere göre bütçe iki ay üst üste açık vermiş oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından dövizden dönen hesaplara ödenen tutar hariç kur korumalı mevduatta 5 aylık maliyet ise 60 milyar TL’yi aştı.

Bloomberg HT’nin haberine göre kur korumalı mevduatta Temmuz ayı en maliyetli ay olarak kayıtlara geçti.

Merkezi yönetim bütçesi Temmuz ayı sonuçlarına göre TCMB tarafından dövizden dönen hesaplara ödenen tutar hariç kur korumalı mevduatta kur farkı olarak bütçeden tasarruf sahiplerine ödenen tutar 23,4 milyar TL oldu.

Böylelikle 5 ayda toplam maliyet 60,6 milyar TL olarak kaydedildi. 5 Ağustos haftası itibariyle kur korumalı mevduat 1,17 trilyon TL’ye yükseldi.

Bütçe iki ay üst üste açık verdi

Açıklanan verilere göre bütçe iki ay üst üste açık vermiş oldu. Buna göre Temmuz’da bütçe gelirleri, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 106,7 artışla 196 milyar 980 milyon liraya, bütçe giderleri yüzde 85 artarak 260 milyar 999 milyon liraya yükseldi.

Faiz dışı denge Temmuz’da 47,3 milyar TL açık verdi, faiz dışı denge Haziran’da 18,3 milyar TL açık vermişti.

Faiz hariç bütçe giderleri, temmuzda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 108 artarak 244 milyar 305 milyon liraya ulaştı. Faiz hariç giderlerin bütçe ödeneklerine göre gerçekleşme oranı yüzde 9,8 olarak hesaplandı.

Haziran’da 152,6 milyar TL olan vergi gelirleri bu dönemde 168,8 milyar TL’ye yükseldi.

KKM nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nca, her gün saat 11.00’de dolar, euro ve sterlin üzerinde alış kuru duyurulmaktadır.

Kur dönüşüm miktarı miktarı oranlanırken vade nihayetindeki TCMB dolar, euro ve sterlin alış kuru ile ilk zamanda yürürlükte olan TCMB USD, EUR ve GBP alış kuru arasındaki oransal ayrım göz önünde bulundurulacaktır.

KKM TL Hesabı ile alakalı bütün tediyeler Türk Lirası cinsinden yapılır. Açılışta her zaman TCMB tarafından duyurulan USD, EUR ve GBP döviz kuru dikkate alınır.

KKM hesabı nasıl açılır?

Kur Korumalı Mevduat Hesabı, hali hazırda müşterisi olduğunuz bankanın mobil internet bankacılığı ya da bankanın uygulamaları üzerinden açılabilir.

Aynı zamanda bank şubesine giderek KKM hesabı başvurusunda bulunabilirsiniz. Kur Korumalı Mevduat TL hesabı açtırmak için müşterisi olduğunuz banka önemli değildir. Dilediğiniz bankada bu işlemi gerçekleştirebilirsiniz.

Paylaşın

Erken Seçim CHP’nin Gündeminden Kalktı

Erken seçim söylemi için artık vaktin geçtiğini belirten CHP’li Torun, “Kasım ayında olabilir gibi tahminlerimiz vardı ama şu anda yasal seçim takvimine baktığınızda kasım ayına yetişmesi zor görünüyor. Kasımda olmadıktan sonra aralık, ocak, şubat kış ortamı. Kış koşullarının yoğun geçtiği bölgede seçim yapmak da kolay değil. Olsa olsa belki erken diyebileceğimiz nisan veya mayıs olabilir.” dedi.

CHP’li Torun, 6’lı masanın adayı ile ilgili tartışmalara ise, “Bizim düşüncemiz, irademiz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması ama buna 6’lı masa karar verecek. Kendi arasında müzakere edecek.” ifadelerini kullandı.

tv100’de yayınlanan Pınar Işık Ardor’un sunduğu siyasetin gündemini belirleyen Pazar Siyaseti’nin bu haftaki konuğu CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun oldu.

Torun 6’lı masanın adayından erken seçime, YSK tartışmalarından belediyelere birçok konuda önemli açıklamalar yaptı. Torun’un açıklamalarından satır başları şöyle…

YSK tartışmaları

“Sayın genel başkanımızın anlatmak istediği şu; YSK’nın verilerini alıyoruz, biz de örgütlerimiz aracılığı ile bunları işliyoruz eksikler hatalar varsa bunların düzeltilmesi talebinde bulunuyoruz. Bütün verilere hakimiz şu anda. YSK’nın elinde birçok hatalı veri var, yanlış veri var. Biz YSK’dan aldığımız verileri örtüştürüyoruz. YSK’da yok bu veriler. Biz verileri YSK’dan aldık, herkese veriyor. Gizil saklı veriler değil her vatandaşın her siyasi partinin alabileceği bilgiler”

Erken seçim

Erken seçim söylemi için artık vaktin geçtiğini belirten Seyit Torun, “Kasım ayında olabilir gibi tahminlerimiz vardı ama şu anda yasal seçim takvimine baktığınızda kasım ayına yetişmesi zor görünüyor. Kasımda olmadıktan sonra aralık, ocak, şubat kış ortamı. Kış koşullarının yoğun geçtiği bölgede seçim yapmak da kolay değil. Olsa olsa belki erken diyebileceğimiz nisan veya mayıs olabilir.” dedi.

Torun, Pınar Işık Ardor’un artık CHP erken seçim söylemini bundan sonra yapmayacak diyebilir miyiz? sorusuna ise, “Yasal seçim takvimine baktığımızda şu an için öyle görünüyor” ifadelerini kullandı.

“Adayımız Kılıçdaroğlu”

CHP’li Torun, 6’lı masanın adayı ile ilgili tartışmalara ise, “Bizim düşüncemiz, irademiz Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması ama buna 6’lı masa karar verecek. Kendi arasında müzakere edecek.” yanıtını verdi.

Müfettiş iddiası

Torun açıklamalarını şöyle sürdürdü: Birçok belediyemize giden bazı müfettişler bir şey bulamadıkça ‘Benim bir şey bulmam lazım, gönderilirken mutlaka gideceksiniz suç bulacaksınız diyorlar’ diyor. ‘Bir şey bulamadığımızda olumsuz şeyler yaşıyoruz’ diyorlar.

Paylaşın

Geçmişten Bugüne Dedikodunun Anlamı Ve Bilinmeyen Faydaları

Dedikodu dünyanın her yerinde kötü bilinir. Ama kısa sohbetlerin insan hayatında büyük etkisi var. Temelsiz söylenti olarak bir kenara itilse de dedikodunun politikada da dünyanın genel işleyişinde de önemli bir yeri var.

“Dedikodu” kelimesini Google görsellerinde arattığınızda, karşınıza çıkan görsellerin  yüzde 62’sinin sadece kadınları, yüzde 7’sinin erkekleri, yüzde 31’inin ise kadın ve erkekleri kapsadığını görürsünüz.

Bu durum erkeklerin dedikodu yapmadığı mitini güçlendiriyor. Ama araştırmalar erkeklerin de kadınların da aynı derecede dedikodu yaptığını gösteriyor.

Dedikodunun kökeni, dilin ortaya çıkışına kadar gidiyor.

Evrim psikolojisi uzmanı Robin Dunbar, insanların dedikodu yapmasını sağlamak için dilin geliştiğini  bile ileri sürüyor. İlk çıkışından bu yana dedikodu, kimlere güvenip güvenemeyeceğinizden tutun da kimlerin “beleşçi” olduğunu, kimin palavra attığına kadar toplumsal olarak faydalı bilginin toplum içinde iletilmesini sağlamıştır.

Bu tür konuşmalar toplumsal bütünleşmeyi sağlamış ve çatışmayı önlemiştir. Ortaçağda dedikodu (“gossip”) kelimesi (kökeni “godsibb”den gelir ve isim annesi/babası anlamı içerir), hamile kadına doğum sırasında destek olan kadınlar için kullanılmıştır.

Zamanla yazılışı da kısmen değişikliğe uğrayan bu kelime ‘tanıdık’ veya arkadaş anlamı kazanmış, daha sonra da “bildik bir konuda veya boş konuşan kişi” anlamına gelmiştir. Bugünkü dedikodu kelimesinin İngilizcesi de hem bu eylemi hem de onu yapan kişiyi ifade etmektedir.

16’ncı ve 18’inci yüzyıllar arasında Avrupa’da süren cadı avı dönemine kadar dedikodu kelimesi olumsuz anlam içermiyordu. Bu dönemde ise büyücülük suçlamalarına katalizör olmuş ve cadı avı kapsamında kadınlar işkenceye uğramış ve öldürülmüşlerdi.

Kadınları cezalandırmak ve konuşmalarına engel olmak amacıyla özel bir dizgin geliştirilmişti. Böylece dedikodu kadınlar arasında konuşmaya dair negatif bir anlam kazanmıştı.

17’nci ve 18’inci yüzyıllarda ise dedikodu, İngiliz kahvehanelerinde erkekler arasındaki konuşmalar şeklinde yaygınlaştı.

Bu kahvehaneler zengin ve eğitimli erkeklere özgüydü ve eğitimli erkekler ve öğrencileri birbirlerine entelektüel becerilerini sergiliyordu (kadınlar ise buralara ancak hizmetçi olarak girebiliyordu).

Böylelikle kadınların dedikodu, erkeklerin ise ciddi sohbetler yaptığı miti doğmuş oldu.

Dedikodu ve örgütlenme konusundaki araştırmam, dedikodunun kadınlar arasında önemsiz ve tehlikeli konuşma olduğuna dair yanılsamayı yerle bir ediyor.

İşyerinde dedikodu tecrübesine ilişkin mülakatlarda erkekler genellikle “Ben dedikodu yapmıyorum ama…” diye başlayıp, dedikoduyu stratejik ve politik olarak nasıl kullandıklarını uzun uzun anlatıyorlardı.

Dedikodu yerine kullanılan ‘iş sohbeti’, ‘toplantı sonrası bilgilendirme’ ve ‘koridor sohbetleri’ gibi birçok farklı ifadeyle karşılaştım.

Erkekler bu terimlerle kendilerini daha rahat hissediyor gibi görünüyor. Tatil dönüşünde “Son dedikodular ne?” diye sormak yerine, “Neler oluyor?” diye sormaları daha olasıdır.

Sorunun ardındaki niyet aynıdır, ama ikinci soru dedikoducu olmakla ilişkili utancı yumuşatabilir. Aynı şekilde, dedikodu yapan kişileri tanımlamak için “iyi bir dinleyici” veya “insan ilişkileri iyi” gibi ifadeler kullanıldığını duydum.

İşyerinde dedikodu

İşyerinde dedikodunun ortadan kaldırılması çağrısı içeren çok sayıda materyalin yanı sıra, dedikoduya direnmenin manevi nedenlerini sıralayan kitaplar da var.

Dedikoduya ilişkin popüler klişelerde dedikodu sırasındaki olumsuz yargılara aşırı vurgu yapılsa da, dedikodu merhamet, empati ve acıyı fark etme ile de ilişkilendirilebilir.

Dedikodu, hem olumlu hem de olumsuz duyguları ifade etmenin bir yolu, bir ‘stres atma’ yöntemi ve algılanan sosyal adaletsizliğe karşı duygusal bir tepkidir.

Etik veya profesyonel olmayan davranışlarla ilgili endişeler de dedikodu yoluyla ifade edilebilir. Örneğin cinsel istismarla ilgili ‘yaygın bilgi’ olduğu halde kimsenin konuşmaması gibi.

Dedikodu, kuruluşlardaki kötü uygulamalarla ilgili olduğunda, görmezden gelinmek veya önemsenmemek yerine dikkate alınması gereken bir erken uyarı sinyali olarak işlev görebilir.

Tüm dedikoduların iyi olduğu söylenemez. Dedikodunun kişilerin ve kuruluşların itibarına zarar verebileceği zamanlar vardır. Olumsuz dedikodu, insanlara zarar veren bir tür zorbalıktır. Dedikodu yapma ya da yapmama kararı her zaman etik bir karardır.

Yeni bir anlayış

Dedikodu, 25 yılı aşkın bir süre önce bu konuda araştırma yapmaya ve yazmaya başladığımdan bu yana yavaş bir rehabilitasyon sürecinden geçti.

Son kitabım “Dedikodu, Örgüt ve İş”in (Gossip, Organization and Work) de gösterdiği gibi dedikodu, iletişim ve iş dünyasında bir araştırma konusu olarak ciddiye alınıyor.

Küresel olarak, #MeToo (Sen De Anlat) hareketi dedikoduya ilişkin algıları değiştirdiği gibi, ‘ses çıkar’ kültürünün yükselişi ve suçlanma korkusu olmadan gerçeğin söylenebileceği güvenli ortamların yaratılması da dedikoduya ilişkin algıları değiştirdi.

Bilgi sızdırma, suiistimallerin veya gizli tehditlerin ortaya çıkarılması ve açık bir toplumun sürdürülmesi için hayati önem taşıyor.

Odak noktası artık dedikodunun sorun olması değil, onun, halının altına süpürülen yapısal sorunları açığa çıkaran ‘sorunun arkasındaki sorunu’ ifade etmenin bir yolu olarak görülmesidir.

Pandemi aynı zamanda dedikodunun faydalarına da ışık tuttu. Neredeyse bir gecede, sokağa çıkma yasakları, dedikoduyu oluşturan gündelik konuşmalar,  kahve kuyruğunda ve toplantılardan önce veya sonra yapılan konuşmalar için fırsatları ortadan kaldırdı.

Birçok insan ofise döndüğünde, bu küçük dedikodu anlarının sosyal bağlar ve işbirliği için ne kadar önemli olduğunu fark etmiştir.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Günlük İcra Dosyası Sayısı 6 Bin 700

Emeğiyle yaşayan yurttaşlar yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ile mücadele ederken, borçların ödenmesi konusundaki sıkıntı da icra sayılarına yansıdı: Günlük icra dosyası sayısı 6 bin 700.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur konuya ilişkin istatistikleri paylaşarak, “2021 sonunda 22 milyon 571 bin olan icra dosyası sayısı, bugün itibarıyla 24 milyon 77 bin 828’e çıktı. 1 Ocak’tan bu yana geçen 225 günde icra dosyası sayısı 1,5 milyondan fazla arttı” dedi.

‘Günlük sayı 6 bin 700’

“Günlük icra dosyası sayısı ortalama 6 bin 700’e geliyor” vurgusunda bulunan Güzelmansur, “Tek başına bu veri bile iktidarın ekonomideki beceriksizliğinin bir göstergesidir” diye konuştu.

Evrensel’de yer alan habere göre seçim bölgesi olan Hatay’da da icra davalarında patlamalar yaşandığını belirten Güzelmansur, “Ziyaret ettiğimiz muhtarlıklarda gördüğümüz icra tebligatları bunun en önemli göstergesi. Muhtarlar icra evrakı tebliğ etmekten başlarını kaldıramaz duruma gelmişler. Ekonomik buhran giderek büyüyor. Vatandaş borç batağında. İktidarın buna bir reçetesi yok” ifadelerini kullandı.

Mahkemelerdeki icra dosyaları 24 milyonu aştı

İcra dairelerindeki dosya sayısı ise son bir yılda 1 milyon 466 bin adet artarak 5 Ağustos itibarıyla 24 milyon 53 bine ulaştı. AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılında 8 milyon icra dosyası bulunuyordu.

Türkiye Bankalar Birliği’nin (TBB) raporlarına göre Mayıs 2022 itibarıyla kredi veya kredi kartı borcunu ödememiş olanlardan, 4 milyon 148 bin kişinin borcu devam ediyor.

2022’nin ilk beş ayında borcunu ödeyemediği için yasal takibe girenlerin sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 83 artarak 748 bin 437 kişi oldu. BDDK’nin birinci çeyreğe kadar paylaştığı verilere göre, ödenmediği için takibe giren kredi tutarı, Mart 2022 itibarıyla 163 milyar TL.

Paylaşın

New York Times’tan Çarpıcı Erdoğan-Putin Analizi

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önde gelen gazetelerinden New York Times, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki ilişkiyi mercek altına alan kapsamlı bir analiz hazırladı.

Steven Erlanger imzalı haberde, “Erdoğan riskli bir seçime hazırlanırken ve Suriye’ye yeni bir operasyon gündemdeyken Türkiye, Rusya’dan nakit, gaz ve iş istiyor ve Moskova da Batı’nın yaptırımlarından kaçmak için müttefik istiyor” denildi.

‘Erdoğan’ın elde edeceği çıkar…’

Sözcü’nün aktardığı makalede, “Erdoğan gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde ekonomik krizle, yüzde 80’lere ulaşan enflasyon ve merkez bankasında döviz sıkıntısıyla birlikte siyasi zorluk yaşıyor. Putin’in de kendi dertleri var, Ukrayna’daki savaş, sert yaptırımlar gibi” yorumu yapıldı. Her iki ismin de karşılaştıkları zorluklar nedeniyle birbirlerine yakınlaştığı belirtilirken, “Son üç haftada iki kez görüştüler, sonuncusunda Soçi’de görüştüler” hatırlatması yapıldı.

Analizde Erdoğan ile Putin arasındaki yakınlığın NATO müttefikleri arasında rahatsızlık yarattığı belirtildi. Erlanger, “Erdoğan için bu ilişkiden elde edeceği çıkar Merkez Bankası’na nakit akışı, ucuz enerji, küresel anlamda önem, büyük ihracat pazarı, Rusya ile turizmin gelişmesi ve en önemlisi de Rusya’nın Suriye’deki Kürt ayrılıkçılara karşı mücadeleye destek vermesi” yorumunu yaptı.

‘Erdoğan ve Putin, frenemy oldu’

Her iki ismin de İngilizce “hem dost hem düşman” anlamına gelen “frenemy” olduğunu yazan gazete, Erdoğan’ın İran’ın başkenti Tahran’da Putin’i beklettiğini ve iki ülkenin farklı cephelerde karşı karşıya olduğunu aktardı. Gazete, Washington yönetiminin iki ülke arasındaki yakınlaşmayı dikkatlice izlediğini aktarırken ABD’nin eski NATO büyükelçisi Ivo Daalder açıklamalarda bulundu.

Daalder, “Erdoğan bütün seçeneklerini açık tutuyor. Bu, ülkelerin sadece kendi çıkarlarını düşündüğü zamanlarda oluşur ve müttefiklik ruhuna uygun düşmez” ifadesini kullandı. New York Times’taki haberde, “Erdoğan gelecek yıl yapılması planlanan seçimlerden önce anketlerde kötü sonuçlar aldı. En büyük kırılganlığı, yıkılmış bir ekonomi, halkın bezmiş olması ve milyonlarca mülteci” yorumuna yer verildi.

Paylaşın

İklim Değişikliği Bulaşıcı Hastalıkları Körüklüyor

Bulaşıcı hastalıkların ortaya çıkıp yayılmasının en önemli nedenlerinden biri de insan kaynaklı iklim değişikliği. Bu sonuç, “Nature” adlı bilim dergisinde yayınlanan Hawaii Üniversitesi’nin bir çalışmasında tespit edildi.

Hawaii Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Profesörü ve araştırmanın baş yazarı Camillo Mora, araştırmanın sonucunu “Sera gazı emisyonlarının sağlık için bu kadar büyük bir tehdit olduğunu görmek gerçekten ürkütücü” şeklinde özetledi.

Araştırmacılar 800’ün üzerinde bilimsel araştırmayı inceleyerek bulaşıcı hastalıkların yüzde 58’inin iklim değişikliği nedeniyle daha da vahim hale geldiğini tespit etti. Üç binden fazla bireysel vakada bu yönde bir bağlantı kanıtlandı. Araştırmaya göre, incelenen 375 hastalıktan 160’ı sıcaklık, 121’i sel, 71’i fırtına, 81’i kuraklık ve 43’ü de ısınan denizler nedeniyle daha olumsuz bir seyretti.

Kuraklık ve fırtınalar nedeniyle su kirliliği

İklim değişikliği ve hastalıklar arasındaki bağlantılar oldukça farklı etkenler içeriyor. Örneğin kuraklıkların tetiklediği su ve gıda kıtlığı, vahşi hayvanların yerleşim alanlarına yaklaşmasına neden olabiliyor. Bu durum, insanların, hayvanlar veya parazitler tarafından bulaştırılan bir hastalığa yakalanma riskini artırıyor.

Kuraklık aynı zamanda insanların kirli su içmek zorunda kalabileceği anlamına da geliyor. Bu durum ishalli hastalıklara veya koleraya yol açabiliyor.

Fırtınalar, şiddetli yağmurlar ve seller yollara, elektrik hatlarına veya kanalizasyon sistemlerine zarar vermenin yanı sıra temiz içme suyu tedarikini de aksatabiliyor. Bu tür durumların hepatit A ve E, rotavirüs ve tifo salgınlarına neden olduğu biliniyor.

Bir başka nokta da bağışıklık sisteminin, örneğin kuraklık veya sıcak hava dalgalarının yol açtığı yetersiz beslenme nedeniyle zayıflaması ve hastalıklara karşı daha duyarlı hale gelmesi. Aynı şekilde yine aşırı hava koşullarının neden olduğu stres de hayvanların yanı sıra insanların bağışıklık sistemini zayıflatabiliyor.

Bilim insanları, toplamda iklim değişikliğinin hastalıkların ortaya çıkmasını teşvik edebileceği 1000’den fazla farklı yol tespit etti.

Egzotik hastalık taşıyıcıları Avrupa’da

Yüksek sıcaklıklar sadece patojenlerin yayılmasını veya enfeksiyon riskini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda “vektörler” olarak adlandırılan taşıyıcıların yayılmasını da kolaylaştırıyor. Bunlar, örneğin sıcak bölgelerde kolay üreyen sivrisinekler veya keneler olabiliyor. Küresel ısınma nedeniyle artık daha önce görülmedikleri bölgelerde de yaşayabiliyorlar.

Çalışmada, iklim değişikliği nedeniyle artış gösteren 100’den fazla vektör kaynaklı hastalık tespit edildi.

Hamburg’daki Bernhard Nocht Tropikal Tıp Enstitüsü’nden (BNITM) Dr. Renke Lühken DW’ye yaptığı açıklamada, “Almanya’da ve Avrupa’da iklim değişikliğiyle bağlantılı hastalık vakalarının patojenler üzerindeki etkisini daha şimdiden gözlemliyoruz” diyor.

Lühken, uzmanların özellikle Asya kaplan sivrisineğinin yayılmasından endişe duyduklarını söylüyor ve ekliyor: “Bu virüs şu anda Avrupa’nın büyük bir bölümünde görülüyor ve özellikle Akdeniz bölgesindeki chikungunya virüsü ve dang humması salgınlarını tetikliyor.”

Zika virüsü ve dang humması yüksek ateş, deri döküntüsü, şiddetli baş ağrısı, kemik ve uzuv ağrılarına neden oluyor. ABD’deki Georgia Üniversitesi’nden araştırmacılar 2020 yılında yaptıkları bir bilimsel çalışmada, 2050 yılına kadar 1,3 milyardan fazla insanın, zika virüsünün yayılabileceği bölgelerde yaşayacağı uyarısında bulunmuştu. Ayrıca 700 milyondan fazla kişi, çeşitli bulaşıcı hastalıkların daha kolay yayılmasını mümkün kılan aşırı sıcak bölgelerde yaşayacak.

BNITM’den Dr. Lühken, “Bu endişe verici bir durum. Zira söz konusu patojenlerden sadece birkaçı için onaylanmış aşılar mevcut” diyor.

Sera gazı emisyonları azaltılmalı

Tüm bulaşıcı hastalıkların yüzde 17’si vektörler tarafından bulaştırılıyor. Her yıl yaklaşık 700 milyon insan sivrisinek kaynaklı bir hastalığa yakalanıyor ve bir milyondan fazlası hayatını kaybediyor.

Nature dergisinde yayınlanan bilimsel çalışmanın araştırmacılarına göre, iklim değişikliği nedeniyle artan hastalık yayılımını önlemek ya da buna uyum sağlamak zor, hatta neredeyse imkânsız. Zira patojenler ve bulaşma yolları oldukça fazla. Bu nedenle sera gazı emisyonlarını azaltmak için daha “agresif eylemler” gerekiyor.

(Kaynak: Deutsche Welle)

Paylaşın

Ekonomik Kriz Siyasi Partileri De Vurdu!

Türkiye yaklaşık 1 yıldır çok zor bir ekonomik süreçten geçiyor. Geçtiğimiz yılın sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Faiz sebep, enflasyon sonuç” tezi doğrultusunda arka arkaya faiz indirimleri döviz kurunu patlattı. Artan kur enflasyonu tırmandırdı. Üstüne küresel ekonomik gelişmeler de eklenince enflasyon 8 ayda yüzde 20’den yüzde 80’e çıktı.

Yapılan zamlara karşın ücretleri eriten yüksek enflasyon kısa sürede düşeceğe de benzemiyor. İktidar temsilcileri de kısmi düzelme için ancak 2023 yılının ilk çeyreğini işaret ediyor. Halkı zor durumda bırakan ekonomik tablo, politikaları eleştiren, sorunları çözeceği iddiasını ortaya koyup seçmenin oyuna talip olan siyasi partileri de zorluyor.

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan haberde, ekonomik sıkıntıların arttığı dönemde ülke genelinde çalışmalarını yoğunlaştıran siyasi partilerin saha faaliyetleri, mitingler ve ziyaretler için yaptığı harcamalar da 2’ye hatta 3’e katlanmış durumda. Hazine yardımı alan partiler dahi bu süreçte zorlandıklarını ifade ederken yeni kurulan partiler çok daha büyük bir eşitsizlik içinde seçime hazırlandıklarına dikkat çekiyor.

MHP’den Yeni Yasama Dönemi İçin Af Hazırlığı

Öte yandan MHP’nin cezaevlerinde doluluğu gerekçe göstererek Meclis’e sunduğu “şartlı ceza indirimi” teklifinin AK Parti’nin de oylarıyla kabul edilip yasalaştırılmasının üzerinden yaklaşık 2 yıl geçti. Cezaevlerinde 100 bin kadar kişiyi etkileyen düzenleme çıktı ama beklentiler bitmedi.

Bugün de yeni bir ceza indirimi, hatta af beklentisi dile getiriliyor. Buna gerekçe olarak yine ‘cezaevlerindeki yoğunluk’ gösterilirken arka planda işleyen seçim sürecine de dikkat çekiliyor. AK Parti’nin kritik bir seçime giderken çok sayıda kişinin istediği bu talebe yanıt vermesi gerektiğini dile getirenler var.

Seçimlerin yapılacağı 2023 yılının Cumhuriyet’in 100. Yılı olduğuna dikkat çeken bazı siyasetçiler de böyle bir dönüm noktasında dünyanın birçok ülkesinde yapıldığı gibi simgesel adımlar atılabileceğine dikkat çekerek af konusunun gündeme alınması gerektiğini söylüyor. Bu beklentiler ışığında kulislerde MHP’nin 1 Ekim’de başlayacak Meclis’in 6. Yasama Yılı’nda cezaevleriyle ilgili yeni bir yasa teklifi sunmasının sürpriz olmayacağı konuşuluyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan Partisine ‘Kılıçdaroğlu’ Talimatı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Bizdeki seçmen bilgileri, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) elinde yok” sözlerinin ardından başlayan tartışma alevleniyor. Seçmen listesi tartışması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da gündeminde.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun kulis haberine göre; Erdoğan, kurmaylarından Kılıçdaroğlu’nun çıkışı ile ilgili “YSK’ye sorun, liste işi nedir?” diyerek bilgi istedi. İktidar tartışmayı “fişleme” temeline oturturken AKP kurmayları da olayı Erdoğan’a üç tez üzerinden açıkladı.

AKP kurmaylarının ilk tezine göre; Kılıçdaroğlu “Bu bilgiler YSK’de yok” derken “her seçim döneminde YSK’nin paylaştığı listelere sosyal medyadaki anket şirketlerinin seçmenlerle ilgili paylaştığı verileri de ekleyebileceğini” savunuyor. Bununla birlikte Kılıçdaroğlu’nun kamuoyunda “sanki elinde daha fazla bilgi varmış gibi algı yürüttüğünü” savunan kurmaylar, “aslında CHP’nin sadece anketlerden seçmenlere ilişkin aldığı ek bilgileri kendi sistemine kaydetmiş olabileceğini” ileri sürüyor.

Adaylık çıkışı mı?

Parti yönetiminin konuya ilişkin Erdoğan’a sunduğu ikinci tez ise sosyal medyadaki seçmen beğenileri üzerine CHP’nin veri topladığı iddiası. Kılıçdaroğlu’nun bu beğeni verilerini “YSK verileri ile birleştirip, ek bir bilgi varmış gibi sunduğunu” öne süren AKP’li kurmaylar ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışının “aynı zamanda adaylık çıkışı olduğunu” savunuyor.

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamayı yaparak “kendi seçmeni üzerinde etki yaratmaya çalıştığını” savunan AKP kurmayları, “Kılıçdaroğlu kendi seçmenine YSK ile ilgili sözleriyle ‘Bakın bizim elimizde neler var’ diyerek kendini Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlıyor. Bu tartışmalarla hem elini güçlendirdiğini düşünüyor hem de seçmenlerini sandığa çekiyor olabilir” değerlendirmesini yapıyor.

Paylaşın