Afganistan’da Yeni İç Savaş Tehlikesi

Geçen hafta Afganistan’ın başkenti Kabil’de yaklaşık 40 kadın, Eğitim Bakanlığı’nın önünde gösteri yaptı. Talepleri “ekmek, iş ve özgürlük”tü. Taliban’ın bu eyleme tepkisi sert oldu. Silahlı muhâfızlar, kalabalığın üzerine rastgele ateş açtı, kaçan kadınları tüfek dipçikleriyle dövdü.

Muhafızların şiddetinden olay yerinde haber yapan gazeteciler de nasibini fazlasıyla aldı. Afganistan’da bir yıl önce Taliban’ın yönetimi ele geçirmesinin ardından ülkedeki kadınların durumu dramatik bir şekilde kötüleşti.

“Batı’nın oyuncağı kadınlar”

Gazeteci ve etnolog Shikiba Babori bu duruma şaşırmıyor.

Babori, DW’ye verdiği mülakatta “Afganistan’daki pek çok erkek, muhatabını ikna etmek için argüman kullanmak yerine hedeflerine ulaşmada silahlı güç kullanmaktan başka bir şey öğrenmemiş” diyor ve ekliyor: Seslerini yükselten kadınlar korkutuluyor, tehdit ediliyor veya öldürülüyor.

Babori, kısa süre önce çıkan “Afgan Kadınları: Siyasetin Oyuncağı” adlı kitabında da dikkat çektiği gibi,Batı’nın da Afgan kadınları oyuncak ve piyon olarak kullandığını savunuyor. Bunun en bariz örneğinin 2001 yılında Afganistan’ın işgalinden önce yaşandığını belirten Babori, “Dönemin ABD hükümeti, yürüttüğü savaş kampanyasında Afgan kadınlarını özgürleştirmek istediğini iddia etmiş, Amerikalı feministler de bunu alkışlamıştı” diyor.

Batı’nın 2021’de Kâbil’den alelacele çekilmesinin ardından bu “kurtuluşun” boş bir vaat olduğunun ortaya çıktığını ve Afganistan’daki kadınların yine kendi başlarının çaresine bakmak zorunda bırakıldığını vurgulayan Babori, daha önce işgali alkışlayan ABD’deki feministlerin, Afgan hemcinslerinin dramı konusunda sessiz kaldığını ifade ediyor.

Afganistan’ın çalkantılı tarihi

Sessiz kalmayan az sayıdaki Batılı politikacıdan biri ise Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock. Geçtiğimiz günlerde Taliban yönetimi altında kadınların ve kız çocuklarının durumunun dayanılmaz olduğunu dile getiren Baerbock, kız çocukları ve kadınların eğitime erişim haklarının engellendiğini ve erkek akrabaları olmadan özgürce hareket edemedikleri için “hapishanede gibi bir hayat” sürdüklerini vurguladı.

Shikiba Babori, Alman Dışişleri Bakanı’nın “acı gerçek” olarak adlandırdığı bu durumun, son 20 yılda pek çok Afgan kadını için “gayet normal” olduğunu söylüyor: Afganistan’ın 34 vilayetinin yarısından fazlasında kadınların güvencesiz olma durumu zaten hiç değişmemişti.

Almanya’ya 1970’li yıllarda göç etmiş olan Kâbil doğumlu Babori, kitabında 1920’lerden bu yana Afganistan’ın tarihsel gelişimine dair aydınlatıcı bir genel bakış sunuyor ve şehirler ile kırsal bölgeler arasındaki farklılıklara dikkat çekiyor: Büyük şehirlerin dışında yaşayan Afgan kadınlarının makus talihine bakarsanız, son 20 yılda sunulan birkaç fırsattan gerçekten yararlanabilen kadın sayısının ne kadar az olduğunu görürsünüz.

Yeni iç savaş tehlikesi

Afgan kökenli DW editörü Waslat Hasrat-Nazimi ise “Afganistan’ın Dişi Aslanları” adlı kitabında, bu fırsatlardan yararlanabilen kadınların bile kendilerini Batı tarafından ortada bırakılmış hissettiğini belirtiyor. Genç yazara göre kadınlar, kendilerine verilen özgürlük sözünün tutulmamasından dolayı hayal kırıklığına uğradı.

Diğer yandan bazıları da savaşın şimdilik sona ermiş olmasından dolayı rahatlamış durumda. Ancak Hasrat-Nazimi bu sükunetin muhtemelen uzun sürmeyeceğini söylüyor: İşlerin daha da kötüye gideceğini, farklı Taliban grupları arasındaki silahlı çatışmaların artacağını ve IŞİD’in yeniden güç kazanacağını tahmin ediyorum.

Bu öngörtyü destekleyen Shikiba Babori, Afganistan’daki en büyük korkunun, Batı’nın ülkeye olan ilgisini kaybedip başka yönlere odaklanması olduğunu kaydediyor. Tıpkı 1989’da Sovyetler Birliği’nin çekilmesinden sonra olduğu gibi. Bilindiği gibi Sovyet işgalini, Afganistan’da vahim bir iç savaş izlemişti.

Feminist dış politika

Babori’ye göre Annalena Baerbock’un feminist dış politika yaklaşımı bir umut ışığı. Babori, NATO ülkelerinin Afgan halkına karşı, özellikle de ülkedeki felaket boyutundaki insanî kriz noktasında sorumlu olduğunu hatırlatıyor:

“Kadınlar kapıdan dışarı çıkamıyor, kızların okula gitmesine izin verilmiyor. İnsanlar para kazanmak için organlarını satıyor. Ebeveynler çocuklarını satıyor. Evde bir boğaz eksilsin diye çocuklarından vazgeçiyorlar. Batı bu konuları sadece belirli olayların yıldönümlerinde gündeme getirmemeli.”

Afganistan’da aileler çocuklarını neden satıyor?

Hem Babori hem de Hasrat-Nazimi, toplumda hak ettikleri değeri görmek için mücadele eden güçlü Afgan kadınlarına umut bağlıyor. Kitabında, Batı dış politikasının hatalarını açıkça betimleyen ama aynı zamanda cesaret veren Hasrat-Nazimi, mücadeleden vazgeçmeyen aktivistleri ve Afganistan tarihindeki kadın ve insan hakları için ilham veren öncüleri yakından tanıtıyor.

Genç yazar, tüm olumsuzluklara rağmen neden umutlu olduğunu şöyle anlatıyor: Afganistan’da kadınlarla konuştuğumda hemen hepsi ağız birliği yapıyor: Şimdi durum farklı olmak zorunda; şimdi bunu kendimiz başarmak zorundayız.

Paylaşın

Prof. Yılmaz: Sonbaharda Erken Seçim İhtimali Yüksek

Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerinden, Bilim Akademisi üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirimi kararından yola çıkarak bazı değerlendirmelerde bulundu. 

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, uzmanlarca altı hiçbir şekilde doldurulamayan ‘düşük faiz’ ısrarı doğrultusunda Eylül 2021’den itibaren dört ay boyunca faiz indirimine giden kurum, Türk lirasının yabancı paralar karşısında tarihi seviyede değer kaybetmesi üzerine bu ralliye ‘ara vermişti.’

Uzunca bir süre politika faizini sabit tutan kurum, bu ağustos ayına gelindiğindeyse 100 baz puan indirime gitti.

Yılmaz, sürpriz olarak değerlendirilebilecek bu kararın hükümetin seçim sürecine yönelik oyun planı hakkında bazı ipuçları vermesi itibarıyla önemli olduğu görüşünü dile getirdi.

“Bu oyun planına göre, Merkez Bankası’nın gelecek ay da faiz indirmesi sürpriz olmayacaktır” diyen Yılmaz, kişisel Twitter hesabında  yaptığı paylaşımlarına şöyle devam etti:

“KGF’yle desteklenen kredi genişlemesine gidilecek. Kamu bankaları özellikle konut sektörüne yönelik düşük faizli kredi musluklarını açacak. Kredilerle birlikte gerçekleşecek talep artışı yavaşlayan ekonomik aktivitede toparlanmaya yol açacak.

Son haftalarda Rusya ve Körfez ülkelerinden 55 milyar dolar geleceğine dair dolaşan fısıltının Rusya ayağının kısmi olarak gerçekleşmesi üzerine Merkez Bankası rezervleri son üç haftada 15.4 milyar dolar arttı.

Politika faizi düştükçe kurda yukarı yönlü bir hareket olmaması için el kapısında mendil açarak bulunan döviz arka kapıdan satılacak. Ancak, bu dövizin Haziran 2023’e kadar yeterli olması mümkün değil. O yüzden bu planda sonbaharda bir erken seçim ihtimali oldukça yüksek.

‘Ekonomide suni bir bahar havası’

Gelen paranın önemli bir bölümü borsaya yönelecek. Hali hazırda yönelmeye başladı bile. Borsa endeksindeki hızlı yükseliş talepteki canlanmayla birlikte ekonomide suni bir bahar havası yaratacak.

Faiz indirimleri ve kredi genişlemesiyle birlikte talebin güçlü devam etmesi fiyat artışlarının devam etmesini ve enflasyonun daha da yükselmesini sağlayacak. Bu durumda sorulacak soru ‘hangi enflasyonu?’dur. Bu artışların TÜİK’in TÜFE enflasyonu üzerindeki etkisi az olacak.

Ama biz iktisatçılara sorarsanız, Nisan’dan bu yana 1995 bazlı İTO İstanbul ücretliler geçinme endeksi enflasyonundan 19 puan daha düşük (tarihssel olarak aradaki fark +/- 5 puan arasındayken) açıklanan resmi TÜFE verilerini dikkate almamız mümkün değil.

Yayınladığı verilerle TÜİK hem enflasyon hem de işsizlikle mücadele etmeyi (nitekim sürekli düşen işsizlik verilerinde de düzensizlikler söz konusu) kendisine görev edindi. Bu eğilim güçlenerek devam edecek; güçlü bir ekonomi ve kontrol altında bir enflasyon resmi çizilecek.

Bu şartlarda TÜİK de Merkez Bankası da aynı statüde buluşuyor: İktisatçılar, ülke ekonomisi için kilit önemde olan iki kurumu da artık dikkate almıyor; bu gidişle de yeni bir hükümet gelinceye kadar da almayacaklar.

Seçim hızla yaklaşırken, AKP’nin ülke ekonomisiyle kumarında son dönemeçteyiz. Bu değerlendirmeyi bir hatırlatmayla bitireyim: Geçmişte ülkeyi büyük ekonomik darboğazlara sürükleyen partiler Türkiye siyaset sahnesinden silinip gittiler. AKP’yi de farklı bir son beklemiyor.”

Paylaşın

Yeni Tehlike: Sosyal Medya Yorgunluğu

Sürekli aktif, enerjik ve neşeli olmak, daima mükemmel görünmek… Sosyal ağlar hayli yorucu olabiliyor. Bu yüzden pek çok ünlü “dijital perhize” giriyor. Sıradan insanlar bile sosyal medya molasına ihtiyaç duyabiliyor.

Yaklaşık altı hafta boyunca aktör Tom Holland’ın sosyal medya hesapları sessizliğe büründü. Gişe rekortmeni “Örümcek Adam” filminin ünlü oyuncusu, geçtiğimiz günlerde nihayet Instagram’da yeni bir video yayınlandı. Ancak bu, hayranlarına ve takipçilerine veda etmek içindi.

26 yaşındaki oyuncu, “Akıl sağlığımı korumak için sosyal medyaya ara verdim. Çünkü Instagram ve Twitter’ı çok kışkırtıcı ve bunaltıcı buluyorum” diye konuştu. İnternette kendisiyle ilgili şeyler okuduğunda çılgına döndüğünü anlatan Holland, “Neticede bu benim ruhsal durumuma çok zarar veriyor” itirafında bulundu.

Sosyal medya perhizi yapan ünlüler

Son yıllarda sosyal medya aktivitelerine bilinçli olarak uzun bir ara veren ünlülerin listesi oldukça uzun: Ed Sheeran, Britney Spears, Miley Cyrus, Selena Gomez ve Justin Bieber bunlardan sadece bazıları. Kimisi bu adımı “sosyal medya perhizi” olarak adlandırıyor, kimisi buna “dijital detoks” kimisi de “sosyal mola” diyor. Gerekçeler ise birbirinden farklı: Çok sayıda nefret yorumu, çok fazla aktif ekran süresi, sürekli göz önünde bulunmak, istem dışı viral olmak, alaya alınmak… Liste bu de şekilde uzayıp gidiyor.

Sadece sanatçılar değil, bazen politikacılar da sosyal medyayla köprüleri atabiliyor. Örneğin Federal Almanya Ekonomi Bakanı Robert Habeck, 2019’da Twitter hesabını askıya aldı ve bugüne kadar da yeniden aktifleştirmedi.

Depresyon – şöhret ikilemi

Dijital mola verme arzusu, sıradan kullanıcılar arasında da giderek yayılıyor. Alman Enformasyon Teknolojileri Birliği (Bitkom) tarafından yapılan bir ankete göre, Almanya’daki insanların onda biri 2022 yılında daha fazla “internetsiz zaman” geçirmek istiyor. Yaklaşık yüzde 43’lük bir kesim ise kendini daha iyi hissetmek için geçmişte dijital mola verdi.

Peki sosyal medya gerçekten zararlı mı? Instagram, Twitter ve benzer platformların etkilerini inceleyen çok sayıda çalışma mevcut. Örneğin Bath Üniversitesi, 2022 baharında yaptığı bir araştırmada, sadece bir haftalık bir dijital molanın bile genel refahı artırdığını, kaygı ve depresyonu azalttığını ortaya koydu.

Diğer çalışmalar da kullanım süresi ile depresyon arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Ancak, hangisinin neden, hangisinin ise sonuç olduğunu kanıtlamak zor. Zira depresyon eğilimi olan kişilerin, sosyal medya ile daha sık meşgul olması kuvvetle muhtemel.

Abu Dabi Üniversitesi tarafından 2019 yılında yürütülen çalışma gibi diğer pek çok araştırma, dijital detoksun olumsuz sonuçlarını da ortaya koyuyor: Katılımcılar, sosyal medyadan uzak durdukları süre boyunca daha fazla stres ve yalnızlık yaşıyor.

DW’nin “Schau hin” adlı girişiminden medya koçu Kristin Langer, “Sosyal medyada ne zaman, nasıl ve ne kadar süreyle vakit geçireceğimiz konusunda irade ortaya koymamız önemli. Dijital dünyanın anlık bildirimleri ve hatırlatıcıları gibi mekanizmalar tarafından abluka altına alınmamalıyız. Yine de aşırı sosyal ağ dozajına izin veriliyorsa kullanıcı bunun bilincinde olmalıdır” diyor.

Langer, sosyal medyanın hayatımız üzerindeki etkisinin, her bir kullanıcının kişiliği ile de doğrudan ilgili olduğunu vurguluyor. Bazı insanlar sosyal ağlardan pozitif etkilenirken, kimileri ise fenomenlerin paylaşımlarında sergilenen lüks ve ışıltılı yaşam tarzı karşısında mutsuzluk ve kıskançlık hissine kapılabiliyor.

Tartışmalı bir uygulama: Be real!

Bazen gerçekler, fenomenlerin paylaşımlarındaki gibi kusursuz ve parlak olmayabiliyor. Yani paylaşılan video veya görseller ya belirli bir senaryoya göre kurgulanabiliyor ya da görüntü düzenleme yazılımlarıyla her şey olduğundan daha farklı sunulabiliyor.

Fransa’da geliştirilen yeni bir uygulama, sosyal medya dünyasındaki göz boyamaya son vermeyi amaçlıyor. “Be real” (Gerçek ol) adlı uygulama, hiçbir görüntünün sonradan düzenlenmesine izin vermiyor. Yani görsellere filtre konulamıyor ya da görüntüler kurgulanamıyor. Ayrıca arka arkaya birkaç kez gönderi yapılması da engelleniyor. “Be real” uygulamasının hedefi, kullanıcıların yaşamlarına ilişkin sadece gerçek kesitleri takipçileriyle paylaşmalarını sağlamak.

Uygulama, kullanıcılardan bir mesaj aracılığıyla iki dakika içinde bir fotoğraf çekmelerini istiyor. Mesajın ne zaman geleceği ise önceden bilinmiyor. Sabah erken veya akşam geç saatler de dahil, aniden gelen bu mesaja hemen reaksiyon gösterilmesi gerekiyor. Böylece ilgili sosyal ağdaki arkadaşlar veya takipçiler, kişinin o anki gerçek halini görebiliyor. Kişi o sırada evini temizliyor ya da tırnaklarını kesiyor olabilir. Uygulamadan mesaj gelir gelmez, iki dakika içinde anlık durumun fotoğrafı çekilmek zorunda. Hemen tepki verilmeyip daha sonra paylaşım yapıldığında ise söz konusu görsel, “Be real” uygulaması tarafından “gecikmiş” ibaresiyle damgalanıyor.

Ancak “Schau hin” girişimi, bu uygulamanın tartışmalı, hatta sakıncalı yönleri olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Özellikle gençlerin, sırf “gecikmiş” damgası yememek için uygunsuz bir durumdayken aceleyle paylaşım yapıp daha sonra bundan pişman olabileceklerine ya da görüntülenmek istemeyen başka kişilerin de resimde yer almasının doğurabileceği çeşitli sorunlara dikkat çekiliyor. Ayrıca uygulamanın her an günlük fotoğraf bildirimi gönderebileceği beklentisi, kullanıcıların sürekli olarak diken üstünde olmasına ve strese kapılmasına da neden olabilir.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Hamas’tan Türkiye’ye ‘İsrail’ Tepkisi: Reddediyoruz

Türkiye ve İsrail’in ilişkilerini en üst düzeye çıkarması ve karşılıklı büyükelçi atama kararı almasını Sputnik’e değerlendiren Hamas’ın Siyaset ve Dış İlişkiler Daire Başkanı Dr. Basem Naim, bu adımın İsrail’in işgallerine yeşil ışık anlamına geldiğini ifade etti.

Naim, “İsrail’deki rejimle ilişki kurma ve normalleşmeye yönelik herhangi bir ülkeden atılacak her adımı reddediyoruz. Ve bunu davamız için çok zararlı bir adım olarak görüyoruz” dedi.

Rus haber ajansı Sputnik’ten Turan Salcı’ya konuşan Naim, “İsrail işgali altındaki Filistin halkı olarak, İsrail devleti ile normalleşmeye yönelik herhangi bir adımın bu işgalin meşrulaştırılmasına, Kudüs dâhil yasadışı yerleşimlerin genişletmesine ve halkımıza karşı savaş suçları işlemeye devam etmesine yeşil ışık olduğunu düşünüyoruz” diyerek şöyle devam etti:

“Bu nedenle İsrail’deki rejimle ilişki kurma ve normalleşmeye yönelik herhangi bir ülkeden atılacak her adımı reddediyoruz. Ve bunu davamız için çok zararlı bir adım olarak görüyoruz. Bu nedenle tüm Arap, İslam ve dünya genelindeki dost ülkelerimizi, Filistin’e bağımsız egemen devlet haklarını verene kadar, köylerimize ve şehirlerimize geri dönene kadar yani rejim uluslararası hukuktaki yükümlülüklerini yerine getirene kadar İsrail’i boykot etmeye ve yaptırım uygulamaya çağırıyoruz.”

‘İşgali ve kuşatmayı sürdürmesine destek’

“Türk devletinin, bağımsız egemen bir Filistin devletinin haklarına sürekli desteği olduğunu biliyoruz” diye devam eden Naim, “Ancak Filistin’e ulusal haklarını vermeden işgal rejimiyle ilişkinin normalleşmesine yönelik herhangi bir adım İsrail rejimine işgallerini ve kuşatmalarını sürdürme planlarına destek ve planlarını bizim topraklarımızda uygulamaya devam etmelerine yeşil ışık olarak görülecektir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Sağlık Açısından En Riskli Akıllı Telefonların Listesi Açıklandı

Bankless Times, son raporunda SAR değeri en yüksek akıllı telefonları derledi. Specific Absorption Rate (SAR) Özgül Soğurma Oranı olarak da adlandırılan SAR değeri, akıllı telefonların insan vücuduna yaydığı radyasyon miktarı anlamına geliyor.

Bu radyasyon, belirli bir zaman sonra insan vücuduna zarar vermeye başlıyor. SAR değeri 1 gramlık doku başına düşen değerlerle ölçülüyor. W / Kg ölçü birimiyle ifade edilen bu ölçü oldukça dikkat edilmesi gereken bir nokta.

Bu nedenle bir cihaz satın alırken her zaman bilinen teknoloji şirketlerini tercih etmenizi öneririz. Ancak bazen bilinen üreticilerin cihazları da yüksek SAR değerlerine sahip olabiliyor.

ShiftDelete’in haberine göre; BanklessTimes, son raporunda SAR değeri en yüksek akıllı telefonları derledi. Listede FCC’nin maksimum 1.6W / Kg sınırını aşan sadece bir model bulunuyor. Bu cihaz da 1,79W / Kg radyasyon oranıyla 2020’de kullanıcıların beğenisine sunulan Motorola Edge. Listedeki diğer modellerin radyasyon miktarı belirlenen sınırın altında kaldı.

Örneğin 2019’da tanıtılan Galaxy Note 10+ gibi modellerin 0,19W / Kg seviyelerinde olan SAR değerlerini göz önüne aldığımızda listedeki rakamların yine de yüksek olduğu söylenebilir.

SAR değeri en yüksek akıllı telefonlar;

  • Motorola Edge – 1,79W / Kg
  • ZTE Axon 11 5G – 1,59W / Kg
  • OnePlus 6T – 1,55W / Kg
  • Sony Xperia XA2 Plus – 1,41W / Kg
  • Google Pixel 3 XL – 1,39W / Kg
  • Google Pixel 4a – 1,37W / Kg
  • OPPO Reno5 5G – 1, 37W / Kg
  • Sony Xperia XZ1 Compact – 1,36W / Kg
  • Google Pixel 3 – 1,33W / Kg
  • OnePlus 6 – 1,33W / kG

Yüksek radyasyonun vücuda verdiği zararlar;

  • Görüş alanında daralma
  • Kalp rahatsızlıkları v kalp pilinin bozulma riski
  • Hafıza zayıflaması ve beyin tümörü riski
  • Yoğun stres ve yorgunluk hissi
  • Kalıcı işitme bozuklukları
Paylaşın

Türkiye Ekonomisi ‘Stagflasyona’ Gidiyor

Ekonomist Mahfi Eğilmez, “Türkiye de bu noktada. Büyüme yüzde 7’lerde görünüyor ama belli ki üçüncü çeyrekte yavaşladık. Büyük ölçüde böyle giderse ki, bu faiz indirimine böyle bakmak lazım, dördüncü çeyrekte veya önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde Türkiye stagflasyona (Enflasyon artışıyla ekonomik durgunluğun aynı anda yaşanması) doğru gidecek” dedi.

Ekonomi Yazarı Güngör Uras’ın ölüm yıldönümü nedeniyle yapılan anma töreninde ekonominin de durumu masaya yatırıldı. Sözcü’den Sayime Başçı’nın haberine göre düzenlenen panelde konuşan ekonomist Mahfi Eğilmez, tüm dünyanın resesyon ve enflasyon arasında ciddi bir dalgalanma yaşadığını belirterek şöyle dedi:

“Türkiye de bu noktada. Büyüme yüzde 7’lerde görünüyor ama belli ki üçüncü çeyrekte yavaşladık. Büyük ölçüde böyle giderse ki, bu faiz indirimine böyle bakmak lazım, dördüncü çeyrekte veya önümüzdeki yılın ilk çeyreğinde Türkiye stagflasyona (Enflasyon artışıyla ekonomik durgunluğun aynı anda yaşanması) doğru gidecek. Eğer yeniden kredi canlanması olup da yeni bir atılım olmazsa oraya doğru gidiyoruz” dedi.

Merkez Bankası’nın faiz indirimine başladığı dönemde enflasyonun yüzde 19’lar seviyesinde olduğuna dikkat çeken Eğilmez, “TCMB hiç dokunmasaydı büyük bir ihtimalle enflasyon yüzde 25’lerde kur da 12 TL gibi bir yerlerde dengelenmiş olacaktı” diye konuştu. Eğilmez, bu dönemden çıkışın anahtarının beklentilerdeki iyileşme olduğunu belirterek, “Şu anda değerleme hesabına baktığınızda TCMB 250 milyar TL zarar ediyor. KKM ile adına faiz demek için her yönüyle yanlış bir politikanın içine girdik” dedi.

İktisatçı Ege Cansen, Türkiye’nin dış borçkolik olduğuna ve çift para birimli bir ekonomi olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: “Biz bu cari açık belasını ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırmaya mecburuz. Bunu kaldırmadığımız sürece bize bu dünyada rahat yok. Ne pahasına olursa olursun; kan kusarak, irin kusarak, Türkiye cari açıktan kurtulmadığı sürece bu konuşmalar devam eder. Benim bir önerim var. Türkiye’de enflasyonu dolarla ölçelim. Çünkü TL ölçü birimi olmaktan çıkmış. Lastik metre gibi. Lastik metre ile ölçüm yapılmaz.”

Paylaşın

Yedili Masa, Eylül Ayında Deklarasyon Yayınlayacak

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine bir yıldan daha az bir süre kala HDP’nin de içinde yer aldığı 7’li yapı son şeklini almaya başladı. 7’li masanın, ittifakı da içerecek olan deklarasyon çalışmalarında sona gelinirken, liderlerin 25 Ağustos’taki açıklamasının ardından eylülde deklarasyon ilan etmesi bekleniyor.

HDP’nin ‘Geniş Demokrasi İttifakı’ oluşturma çağrısıyla bir araya gelen, süreç içerisinde “mücadele ortaklığı” söylemiyle sahada birlikte çalışan Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri (HE) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) oluşturduğu ‘7’li masa’ seçimleri de içine alacak ittifaka dönüşmek üzere.

Aylardır 7’li koordinasyon tarafından sürdürülen çalışmalarda son aşamaya gelinmiş durumda. 25 Ağustos’ta İstanbul’da bir araya gelmesi beklenen 7 siyasi yapının eş genel başkanları ve başkanları bu zamana dek yapılan çalışmaların anlatılacağı bir açıklama yapacak ve ortak fotoğrafı kamuoyuna sunacak.

Deklarasyon eylül ayında ilan edilecek

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre, 7’li masa ortaklığını daha somut bir hale dönüştürecek olan “deklarasyon” çalışmasında da son aşamaya gelinmiş durumda. “Temel, toplumun yakıcı meselelerine çözüm iradesi içeren bir çerçeve metin” ve “Sorunları sıralayan değil bu sorunları yaratan rejimden çıkış perspektifi içeren metin” ifadeleriyle nitelenen deklarasyonun ilan edilme tarihi ise eylül ayı olarak belirlendi ve yine adres İstanbul oldu.

7’li masanın üzerinde uzlaştığı deklarasyon metninde hem “ortak mücadele” hem de “seçimlere ilişkin ittifak” perspektifi yer alacak. Deklarasyonu eline alıp okuyacakların hem “mücadele birliği” hem de “seçim ittifakına” dönük vurguları da görebileceği öğrenildi.

İttifakın ismi ne olacak?

7’li masanın uzun bir süredir sahada sürdürdüğü mücadele ortaklığının somut ittifak formuna bürünmesiyle adının ne olacağı da merak konusu. Kulislerde “Demokratik Halk İttifakı/Hareketi/İnisiyatifi” , “Emek ve Demokrasi İttifakı/Hareketi/İnisiyatifi” ve “Umut Hareketi” isimleri öne çıksa da hala bir isim üzerinde uzlaşı sağlanmadı. Önerilerin ve isim konusundaki görüş alışverişlerinin devam edeceği ve eylül ayında yapılacak deklarasyon açıklamasında yeni ittifakın adının da kamuoyuyla paylaşılacağı öğrenildi.

7’li masa genişleyecek mi?

Edinilen bilgiye göre 7’li masanın deklarasyonu ilan edeceği eylül ayındaki tarihe kadar ittifaka yeni katılımlar olabilir, masanın genişlemesi deklarasyonun ilanının ardından da sürebilir. Öte yandan deklarasyon ilan edilmeden önce diğer siyasi partilere de götürülecek.

7’li masanın hazırladığı deklarasyonun, “Sosyalist Güç Birliği” çağrısı yapan Devrim Hareketi, Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye Komünist Hareketi’nin de içinde bulunduğu diğer sol sosyalist yapılara, sendikalara ve meslek örgütlerine de götürülerek görüş alışverişinde bulunulacağı ve eylül ayında yapılacak deklarasyon ilanına davet edilecekleri edinilen bilgiler arasında.

Paylaşın

Ekonomide Yeni Önlemler Yolda: Üç Farklı Adım Bekleniyor

Piyasalar, Tükiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)’nin politika faizi ile kredi faizi makasının açıldığı ve bu konuda bir adım atılabileceği mesajının ardından, bazı kurumsal kredi faizleri başta olmak üzere kredilerin politika faizine doğru düşürmeyi amaçlayan adımların kısa sürede hayata geçmesini bekliyor.

TCMB iktisadi faaliyette yaşanan ivme kaybının telafisi, istihdam ve sanayi üretimini destekleme amacı ile dün politika faizini beklenmedik şekilde 100 baz puan indirerek %13’e düşürmüştü. Banka ayrıca kredi aktarım mekanizmasına yönelik yeni adım atabileceği sinyalini de dün PPK metninde vermişti.

Ne gibi adımlar atılabilir?

Reuters’a bilgi veren toplam üç bankacı da kredi faizlerinin aşağı çekilmesini amaçlayacak adımlar atılacağı konusunda hemfikir. Bu yapılırken selektif kredilere yönelik pozitif ayrışmanın korunması ya da güçlendirilmesi de beklentiler arasında. Reuters’ın görüşlerine başvurduğu bankacılar, TCMB’nin PPK metninde krediler konusunda mesajını net şekilde verdiğini düşünüyor.

Yeni uygulamalara için, kredi faizlerinin belirli bir oranın üzerinde kullandırılması halinde daha çok karşılık ayrılması gibi TCMB’nin hâlihazırda kullandığına benzer uygulamalar geleceğine yönelik beklentiler ön plana çıkıyor. TCMB hâlihazırda kredilere ZK, yabancı para mevduat karşılığında ise tahvil tutma zorunluluğu uyguluyor.

Bankacılar bu kez en çok kredilere yönelik tahvil karşılığı adımını ön plana çıkmasını bekliyorlar. Çünkü adım hem TCMB’nin geçmiş adımları ile uyumlu hem de kredi verilmeyen kaynakların yeniden Hazine’ye ulaşmasını sağlayabiliyor.

TCMB’nin daha önce açıkladığı teminatlandırmada TL’nin daha çok kullanımı, teminatta uzun vadeli sabit kuponlu tahvil kullanımı ve repo vadelerinin uzatılması gibi makroihtiyati tedbirleri ve çalışmaları da bulunuyor.

Üç farklı adım bekleniyor

Bir bankacı üç farklı adım beklediğini, bunlardan birinin kredi faizlerinde sınırlama amacı taşıyabileceğini belirterek, “Örneğin ticari kredi faizlerinde %22 gibi bir oranda limit getirilebilir. Örneğin bu sınırlama ile eğer %22 üzerinde kredi veriyorsa bankaya kredinin belirli bir oranı kadar uzun vadeli tahvil tutma zorunluluğu getirilmesi TCMB’nin söylediği amaca en uygun düzenleme olabilir” dedi.

TCMB, kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edildiğini belirtiyor.

TCMB’nin dünkü PPK metninin bir diğer bölümünde de benzer şekilde “Değerlendirme süreçleri tamamlanan kredi, teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir” ifadesi yer aldı. Piyasada faizlerin yeni düşürülen %13’e doğru yakınsatacak bir adım beklentisi de dün TCMB faiz kararı ile birlikte oluştu.

Hükümet enflasyondaki düşüşü cari fazla odaklı politika ile daha sonra sağlayacağını belirtiyor. Bu kapsamda net ihracat odaklı, döviz satışı öngören krediler politika faizine yakın fiyatlanırken; benzer kurumsal krediler %40’a yakın, bireysel krediler ise %50 civarında maliyette.

Bu kredi maliyeti genellemelerine bazı istisnalar olsa da mevcut politikada net ihracat odaklı krediler açık ara çok daha düşük maliyetle sağlanıyor. Süreçte iş dünyası ve Merkez Bankası temsilcileri birbirlerini oldukça sert eleştirmişti.

Paylaşın

Financial Times: Erdoğan’ın En Büyük Rakibi Enflasyon

Birleşik Krallık merkezli uluslararası iş gazetesi Financial Times, 2023’te yapılacak olan seçimlere yönelik yaptığı analizde ülkede, ciddi bir fiyat artışına neden olan enflasyonun, Erdoğan’ın seçimdeki en büyük rakibi olduğunun altı çizildi.

İttifakı’nın adayının kendisi olduğunu ilan etti. Erdoğan’ın adaylığını açıklamasının ardından bu sefer de gözler Millet İttifakı’na çevrildi. 6’lı masa partilerinin kendi aralarındaki istişareleri devam ederken, dünyaca ünlü Financial Times gazetesinden Türkiye’deki seçimlerle ilgili dikkat çeken bir analiz geldi.

“Büyümeyi teşvik etmeyi amaçlıyorlar”

Merkez Bankası, rekor enflasyona rağmen sekiz ay sonra tekrar faiz indirimine giderek politika faizini yüzde 14’ten yüzde 13’e düşürdü. Financial Times’ta yer alan analizde bu durum, “Erdoğan, 2023 genel seçimleri öncesi büyümeyi teşvik etmek için yüzde 80’lik enflasyona rağmen 100 baz puanlık faiz indirimi ile piyasalarda ‘şok etkisi’ yarattı” ifadeleriyle özetlendi.

“Erdoğan’ın en büyük rakibi enflasyon”

Türkiye’nin, diğer merkez bankalarının aksi yönünde kararlar aldığının vurgulandığı analizde, ülkede ciddi bir fiyat artışına neden olan enflasyonun, Erdoğan’ın seçimdeki en büyük rakibi olduğunun altı çizildi.

Merkez Bankası faiz indirdi

2021 yılının eylül ayında seri faiz indirimlerine başlayan Merkez Bankası, yıl sonuna kadar 500 baz puanlık indirim yapmıştı. Böylece faiz yüzde 14’e düşmüştü. 2022’nin ilk 7 ayında faizi sabit bırakan Merkez, ağustos ayında sürpriz bir kararla faizi yüzde 13’e çekti.

Paylaşın

Dev Megalodonların Balinaları Birkaç Isırıkta Yiyebildiği Ortaya Çıktı

Bilim insanları, milyonlarca yıl önce dünya okyanuslarında yüzen dev bir köpekbalığının, sadece 5 ısırıkta yaklaşık 8 metre uzunluğundaki (bir katil balina büyüklüğünde) avları yiyebileceğini keşfettiklerini açıkladı.

Araştırmacılar, 23 milyon ila 2,6 milyon yıl önce yaşadığı tahmin edilen, tüm zamanların en büyük yırtıcı balıklarından biri olan megalodonun 3D modelini oluşturmak için fosil kanıtlardan faydalandı.

Science Advances akademik dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, baştan sona yaklaşık 15 metre uzunluğa sahip olan megalodon, bir okul otobüsünden daha büyüktü yani bugünün büyük beyaz köpekbalıklarının yaklaşık iki ila üç katı büyüklüğündeydi.

Araştırmacılar megalodonun yaklaşık 70 ton ağırlığında olacağını hesapladı, yani 10 fil kadar.

Dev balığın günde 98 binden fazla kaloriye ihtiyacı vardı (bir kadınınkinin 49 katı) ve neredeyse 10 bin litre mide hacmine sahipti. Bu kadar çok tüketmesini mümkün kılmak için çenesi neredeyse 180 santim genişlikte açılıyordu.

Araştırmacılar megalodonun tek seferde aylarca okyanuslar boyunca kolaylıkla göç ettiğini belirtti. Güçlü bir yüzücüydü ve ortalama seyir hızı bugünkü köpekbalıklarından daha yüksekti.

Birleşik Krallık Kraliyet Veterinerlik Koleji’nden makalenin ortak yazarı John Hutchinson, “Ekosistemine hükmeden bir süper avcı olurdu” dedi ve ekledi: Gerçekten ona denk bir şey yok.

Araştırmacılar 3D modellerini, Belçika okyanuslarındaki fosillerde bulunan, 18 milyon yıl önce 46 yaşındayken ölen bir megalodonun omurgasını temel alarak oluşturdu. Omurlar 1860’lardan beri Belçika’daki bir müzedeydi.

Araştırmacılar şunları söyledi:

Bu çalışmadan elde edilen yeni biyolojik çıkarımlar, bu eşsiz süper yırtıcı hakkında bildiklerimizde bir sıçramayı temsil ediyor; dev hayvan türlerinin deniz ekosistemlerinde oynadığı ekolojik işlevi ve yok oluşlarının büyük ölçekli sonuçlarını daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

Önceki bir araştırma megalodonların serin sularda, daha sıcak alanlara kıyasla daha büyük boyutlara ulaştığını bulmuştu.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın