“Nureddin Nebati’nin Yerine Bakan Aranıyor” İddiası

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’den görevi devralması için eski Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’le birden fazla görüşüldüğü iddia edildi. İddiada Mehmet Şimşek’in ise her seferinde “Hayır” dediği ifade edildi.

Halk TV yazarı Can Coşkun, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin gidici olduğu, bu görev için eski Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’le görüşüldüğü iddiasını köşesine taşıdı.

Konuyla ilgili kulislerden edindiği bilgileri aktaran gazeteci, “Öncelikle belirtmek lazım ki; Mehmet Şimşek ile birden fazla görüşülmüş. Şimşek her seferinde ve sonuncusunda aynı gerekçeyle ‘hayır’ cevabını vermiş” ifadesini kullandı.

Coşkun, geçmişte Beştepe’nin bütçe kanadında yer alan ve eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Naci Ağbal’a yakın isimlerden birinin şunları söylediğini paylaştı:

“Mehmet Bey ile görüşüldü, ikna olmadı. İlk de değildi. Kendisi ‘İş ilişkilerim var, yeni anlaşmalar yaptım’ diyerek herhangi bir görevi kabul edemeyeceğini bildirdi.”

Köşe yazarı, son olarak “Son görüşmenin ardından 11 gün geçmiş. Bu süreçte bir ikna veya değişim olur mu, kaynağıma göre pek olası değil” bilgisini verdi.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

AK Parti Seçimlere Giderken Muhalefete Nasıl Yüklenecek?

Seçimler yaklaştıkça partilerinde rakiplerine karşı yapacağı hamleler netleşmeye başladı. AK Parti, muhalefet “6’lı masanın ayakları” söylemi üzerinden yüklenmeyi planlıyor. CHP’li belediyeler de seçim sürecinde iktidar partisinin hedefinde olacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da son MKYK, “Altılı masanın yedinci ortağı PKK destekli HDP, sekizinci ortağı FETÖ. Bunların adı ortada yok ama masaya ortaklar. Türkiye, 6’lı masaya emanet edilemez. 6’lı masanın ayaklarını vatandaşa açıklıkla anlatmalıyız”  talimatı verdiği belirtiliyor.

Özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir belediye başkanlarının icraatları ve başkanların eylem ve söylemlerini yakından izleyen iktidar partisi, muhalefetin “yönetemeyeceği” iddiasını da muhalefet belediyelerinin “başarısızlığı”na dayandırma hesabı yapıyor.

20 yıllık iktidarının en kritik seçimlerine hazırlanan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 2023 seçimlerine dönük yeni hamleleri devreye sokmaya planlıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, Kira ve konut fiyatlarındaki rekor yükseliş üzerine “Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut projesi” diye duyurulan Toplu Konut İdaresi (TOKİ) tarafından gerçekleştirilecek  projeye yönelik ilgi ile moral bulan parti yönetimi, bir yandan “kesenin ağzını” açarken, bir yandan da “yeni ekonomik hamleler”le “kararsızlar” saflarına geçen seçmeni geri kazanma hesabı yapıyor.

“Doğalgaz müjdeleri” ve ilk yerli otomobil TOGG’un üretimine geçilmesi, iktidarın “seçim yatırımları” arasında sayılıyor.

AKP muhalefete ise sahada,  “6’lı masanın gizli ayakları”  söylemi üzerinden yüklenecek.

Seçim hazırlıklarına hız veren AKP; özellikle hayat pahalılığı nedeniyle partiden uzaklaşan seçmeni kazanmaya dönük stratejiler ve sahada kullanılacak dil üzerinde çalışıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında hafta başında yapılan Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısının da ana gündemi seçim hazırlıklarıydı.

Kulislere yansıyan bilgilere göre AKP, seçim stratejisini “dış politikada zafer, ekonomide iyileşme” ve “6’lı masayı yıpratma” stratejisi üzerine kuruyor.

Hangi adımlar öne çıkarılacak?

Bu çerçevede, AKP’nin sahada kullanacağı en önemli argümanlardan birisini “diplomatik zafer” söylemi oluşturacak.

Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Türkiye’nin “tahıl koridoru” oluşturulmasındaki rolü, Avrupa enerji krizi  yaşarken, Türkiye’nin “iki tarafla da görüşebilen” ülke konumunu koruyabilmesi “diplomatik zafer” olarak görülüyor.

Bu çerçevede, seçmene “yeni dünya düzeninde Türkiye’nin artık küresel güç odağı haline geldiği, bunun ekonomiye de olumlu yansıyacağı” anlatılacak.

Aralık ayındaki kur krizinin ardından ekonomideki dengelerin alt üst olduğu iktidar tarafından da kabul ediliyor.

Ancak geçen Temmuz ayında asgari ücret dahil, çalışanlara ve emeklilere yapılan zamlar, tarımda ürün taban fiyatlarındaki artışlar, 3600 ek gösterge, EYT sorununa çözüm hazırlığı gibi adımların, seçmende karşılık bulduğu düşünülüyor.

Son 2 aydır da parti oylarının yükselişe geçtiği, iktidarın “moral üstünlüğü” yeniden ele geçirdiği savunuluyor.

Erdoğan’ın “Cumhuriyet tarihinin en büyük sosyal konut projesi” olarak açıkladığı TOKİ’nin gerçekleştireceği konut projesine yönelik ilgi, partide moralleri de yükseltti.

Bu hamlelerin devamının ise “yeni doğalgaz müjdesi” ve ilk yerli otomobil TOGG’un üretimine başlaması gösteriliyor. TOGG’u üretecek fabrikanın 29 Ekim’deki açılışının da görkemli bir törenle yapılması planlanıyor.

Sosyal konut projesinde olduğu gibi ÖTV indirimi veya ilk kez araç sahibi olacaklar için uygun taksitle  otomobil almayı kolaylaştıracak projelerin gündeme gelebileceği ifade ediliyor.

Ekonomide Şubat-Mart beklentisi

İktidarın seçim öncesindeki en zayıf noktasını “yüksek enflasyon” oluşturuyor.

İktidar partisi kulislerinde Ocak ayından itibaren ekonomide alınan önlemlerin olumlu sonuçlarının alınmaya başlanacağı ve Şubat-Mart aylarında da enflasyonda düşüş sürecinin başlayacağı hesap ediliyor.

Vatandaşın, ilk başta sıkıntı yaşadığı, ancak artık enflasyonun artış hızının yavaşladığına dikkat çekilerek, “Enflasyon ilk başta yüzde 20’den birden 75’e yükseldi. Şimdi birkaç aydır 80’lerde. En fazla 1-2 puan daha yükselir. Baz etkisiyle daha sonra düşüşe geçecek, Şubat-Mart aylarında insanlar rahat nefes alır” beklentisi dile getiriliyor.

Bu nedenle seçmenin “ekonomide iyileşme olacağına ikna edilmesi”ne dönük adımlar atılması planlanıyor.

Muhalefete nasıl yüklenilecek ?

AKP, muhalefete ise “6’lı masanın ayakları” söylemi üzerinden yüklenmeyi planlıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da son MKYK, “Altılı masanın yedinci ortağı PKK destekli HDP, sekizinci ortağı FETÖ. Bunların adı ortada yok ama masaya ortaklar. Türkiye, 6’lı masaya emanet edilemez. 6’lı masanın ayaklarını vatandaşa açıklıkla anlatmalıyız”  talimatı verdiği belirtiliyor.

CHP’li belediyeler de seçim sürecinde iktidar partisinin hedefinde olacak.

Özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir Büyükşehir belediye başkanlarının icraatları ve başkanların eylem ve söylemlerini yakından izleyen iktidar partisi, muhalefetin “yönetemeyeceği” iddiasını da muhalefet belediyelerinin “başarısızlığı”na dayandırma hesabı yapıyor.

Seçim çalışmalarının en önemli ayaklarından birisini ise gençler oluşturacak.

Yaklaşık 6 milyon gencin ilk kez sandığa gideceği hesap ediliyor ve genç oylarının seçim sonuçlarında belirleyici olacağı görülüyor.

En fazla genç seçmenin AKP’de olduğu vurgulanmakla birlikte, yeni seçmenlerin partiye ilgisinin düşük olduğu ifade ediliyor.

Bu nedenle gençlerin beklenti ve eğilimlerini tespit etmeye dönük kapsamlı bir çalışma yürütülüyor ve gençler için de “sürpriz” projelerin uygulamaya konulması planlanıyor.

Yavaş tedirginliği yaşanmış

AKP yöneticilerine göreuygulanan ekonomik programın seçmende olumlu karşılık buldu ve bu Erdoğan’ın kişisel oylarına da yansıdı.

Ancak ekonomik krizin ilk başlarında, Erdoğan’ın oylarındaki düşüş parti yönetimini tedirgin etmiş, hatta kulislere yansıyan bilgilere göre “Acaba Erdoğan’ın karşısına Mansur Yavaş çıkarsa sıkıntı olur mu?” endişesi yaşanmış.

Ancak AKP kurmayları, artık böyle bir risk kalmadığı görüşünde:

“Tek öngörülemeyen Mansur Yavaş’tı. Ama 2-3 aydır böyle bir sorun yok, karşısına kim çıkarsa çıksın Erdoğan kazanıyor. Ama partiye oy verirken, milletvekili listelerine bakıp, ona göre karar verecek.”

Paylaşın

“Taliban, Verdiği Hiçbir Sözü Yerine Getirmedi”

Uluslararası toplumun ve dünya liderlerinin Afganistan’a ilişkin kaygılarının yükseldiği bir dönemde BM İnsan Hakları Konseyi’nin Cenevre’deki 51. Oturumunda (HRC 51) söz alan Avrupa Birliği Afganistan Özel Temsilcisi Tomas Niklasson, Afganistan’ın Roma Statüsü’ne taraf olduğunu hatırlatarak, Taliban’ın verilen hiçbir sözü tutmadığını söyledi.

Roma Statüsü kısaca, 15 Haziran 1998 – 17 Temmuz 1998 arasında Roma’da toplanan Birleşmiş Milletler Konferansı’nın karara bağladığı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Kuruluş Sözleşmesi’ni ifade ediyor. Afganistan’ın Roma Statüsüne taraf olduğunu dile getirilmesi, Afgan liderlerin ülkedeki insan hakları ihlallerinden dolayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nce kovuşturulabileceklerini ima ediyor.

Avrupa Birliği’nden yapılan açıklamada da, “AB, Afganistan’daki insan hakları ihlallerinin ve ihlallerinin ve uluslararası insancıl hukuk ihlallerinin artmasından derin kaygı duya geliyor” denildi ve “hesap verebilirlik bağlamında Afganistan’ın Roma Statüsü’ne taraf olduğu”nun hatırlatıldığı ifade edildi.

AB’nin Afganistan’a yönelik uyarıları

AB, Afganistan’da “Yeni öğrenim yılının başladığı Mart’tan bu yana altıncı sınıf ve yukarısında kızların okullara alınmadığını” hatırlattı ve “hayatın her alanında Afgan kadın ve kız çocukları için fırsat eşitliğine olan bağlılığını yineledi.”

“Kadınlar ve kız çocuklarının haklarında kötüleşmenin sürdüğüne” dikkat çeken AB, “Afganistan’daki tüm kadın ve kız çocuklarının yaşamın her alanına tam, eşit ve anlamlı katılımı ve her türlü şiddetten korunmasına sıkı sıkıya bağlı” olduğunu tekrarladı.

Bildiride Ayrıca ayrıca etnik ve dini azınlıklara ve topluluklara mensup kişilerin, LGBTİ bireylerin, insan hakları savunucularının, gazetecilerin ve diğer medya çalışanlarının öldürülmesi, keyfi gözaltılar, zorla kaybetmeler, fiziksel istismar ve işkencenin kabul edilemez olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “Sivil toplum için daralan alan ve insan hakları ve temel özgürlükler üzerindeki kısıtlamalar birincil endişe kaynağı olmaya devam ediyor” denildi.

AB, Taliban’la ilişki kurmak için ilkesel olarak saptadığı beş kriter açısından verilen hiçbir sözün tutulmadığını vurguladı ve Taliban’ı Afganistan’daki BM Yadım Misyonu’nun (UNAMA) insan hakları alanındaki yetkisini tam olarak kullanmasını sağlamaya çağırdı.

AB’nin beş kriteri

2593 (2021) sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararı uyarınca ülkeyi terk etmek isteyen tüm yabancı uyrukluların ve Afganların güvenli, emniyetli ve düzenli bir şekilde ayrılmalarına izin verilmesi ve hareket özgürlüğüne tam saygı.

Özel olarak kadın ve kız çocuklarının yanı sıra çocuklar ve azınlıklara mensup kişilerin haklarını tam kullanmasını teşvik etmek, korumak ve saygı göstermek ve konuşma ve insan hakları savunucularına özel önem vererek hukukun üstünlüğü ve medya özgürlüğüne saygı göstermek.

Afganistan’da insaniyet, tarafsızlık, yan tutmazlık, ve bağımsızlık ilkelerine uygun olarak insani yardım operasyonlarının uygulanmasına izin vermek ve Uluslararası İnsancıl Hukuka tam saygı. Taliban insani yardım operasyonlarının bağımsızlığına saygı duymalı ve tüm kadın çalışanlar dahil olmak üzere tüm insani yardım personeline tüm bölgeye güvenli ve engelsiz erişim sağlamak. İnsani yardımlardan  yararlananların güvenliğinin teminat altına alıınması ve yardım hizmetlerine ücretsiz ve engelsiz erişim verilmesi.

Afganistan’ın terörizmin barınması, finansmanı ve diğer ülkelere ihracı için bir üs olarak hizmet etmesini önlemek. Taliban’ın tüm uluslararası terörizmle dolaylı ve dolaysız bağlarını kesmesini sağlamak üzere her türlü çabanın gösterilmesi.

Müzakereler yoluyla kapsayıcı ve temsili bir hükümet kurulması. Bu bakımdan AB, dengeli ve tüm etnik ve dini azınlıklar dahil olmak üzere içerici temsile sahip, adınların karar alma pozisyonlarına anlamlı katılımını sağlayan bir hükümetin kurulması için çağrıda bulunmaya devam edecektir. Bu kalıcı barış ve ülke bölgenin istkrarı açısından temel koşuldur. BM Güvenlik Konseyince yaptırım uygulanan kişilerin geçici hükümete katılması ciddi kaygı kaynağıdır.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan’a “HDP Seçmeni” Uyarısı

İktidara yakınlığıyla bilinen gazeteci Abdulkadir Selvi, Areda Survey tarafından yapılan anketin sonuçlarını paylaşırken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a ‘HDP seçmeni’ konusunda uyarılarda bulundu; desteğin azaldığına dikkat çekti.

Kamuoyu araştırma şirketleri, cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıldan az süre kala çalışmalarını hızlandırdı. İktidara yakınlığıyla bilinen Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, bu kapsamda eline geçen son anketin sonuçlarını okurlarıyla paylaştı.

Söz konusu araştırma, Areda Survey tarafından 23-27 Ağustos tarihleri arasında 2 bin kişiyle yapıldı.

Buna göre “Bu pazar seçim olsa kime oy verirsiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 47.9’u “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan” yanıtını verdi. Onu, yüzde 22.2’yle Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş izledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 15.2’yle üçüncü, Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş yüzde 8.5’le dördüncü sırada yer aldı.

İYİ Parti lideri Meral Akşener’e yönelik destek ise yüzde 2.9 olarak belirlendi.

HDP seçmeni uyarısı

Bu noktada Selvi, AKP’ye yakın şirketin sonuçlarında dikkati çeken bir detayı paylaştı ve Erdoğan ile iktidar partisine yönelik bazı uyarılarda bulundu. Konuysa; HDP seçmeni.

Gazeteci, yazısının ‘AK Parti dikkat’ başlıklı bölümünde Erdoğan’ın CHP seçmeninden yüzde 2.1, MHP’den yüzde 66.1, İYİ Parti’den de yüzde 4.5 oranında destek aldığını vurguladı ve yakın zamana kadar HDP seçmeninin de oyunu alabilen bir lider olduğunu hatırlattı. Ancak söz konusu araştırmada durumun değiştiğine vurgu yaptı:

“Erdoğan HDP seçmeninin de oyunu alabilen bir liderdi. Dörtte bir oranında oy alıyordu. Ama bu araştırmada HDP seçmeni oy vermiyor. Kürt seçmenle HDP seçmeni aynı değil. Erdoğan Kürt seçmenden en fazla oy alan bir lider. Ama ayrıca HDP seçmeninden de oy alabiliyordu. Bu sorunun mercek altına alınması gerekiyor. HDP seçmeni Mansur Yavaş’a oy vermiyor ama Kılıçdaroğlu’na destek yüzde 15.7 seviyesinde.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP’li Oğuz Kaan Salıcı: Kürt Sorununu Çözebiliriz

CHP’li Oğuz Kaan Salıcı, Van’da yaptığı açıklamada, Kürt sorunun nasıl çözüleceğine dair bir tarifleri olduğunu belirterek, “Üniter yapı içinde, Türkiye’nin birliği bütünlüğü içinde, parlamento zemininde, şeffaf bir şekilde ve demokratik usullerle Kürt sorununu çözebiliriz” dedi.

CHP’li Salıcı, konuşmasının devamında, “Çözeriz, önce yapılması gereken şey Türkiye’deki ağır baskı rejimini ortadan kaldırmak, Türkiye’yi demokratikleştirmektir. Türkiye’de ifade özgürlüğünün önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Kayyım sisteminden kurtulmaktır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki illerde parti teşkilatlarını güçlendirmek, oy oranını arttırmak amacıyla kurduğu Doğu Masası çalışmalarını sürdürüyor. Van, Hakkari ve Erzurum’u kapsayan 4 günlük program kapsamında üye katılım törenleri, esnaf ziyareti ve sivil toplum örgütleri ile görüşmeler yapılacak.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya‘nın haberine göre, Doğu Masası çalışmaları kapsamında seçimlerde “Sürpriz denilecek sonuçlar alacağız” diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, Kürt meselesi ile ilgili, “Kürt sorunu bizim için tüm Türkiye’nin sorunu. Meseleyi Van’da yaşayan Kürt vatandaşların sorunu olarak görmüyoruz, Türkiye’nin sorunu olarak görüyoruz” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal, Cihangir İslam, 23. Dönem Giresun Milletvekili Eşref Karaibrahim, Parti Meclisi Üyeleri Devrim Barış Çelik, Nevaf Bilek, Aylin Yaman, Hasan Efe Uyar, Gizem Özcan, Semra Dinçer, Ayça Taşkent ve Genel Başkan Danışmanı Veli Özdemir’in yer aldığı heyet 4 gün boyunca Van, Hakkari ve Erzurum’da olacak.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, Van’da düzenlediği basın sohbet toplantısında, “Doğu Masası kapsamında 2002 seçim sonuçlarına göre belirlenen 22 il vardı. Ama bizim 8 vekilimiz var. Oyumuzun düşük olduğu ve bundan memnun olmadığımız iller bunlar. Çalışmadan sonuç alıyoruz. Bunu daha da ilerletme çabamız var. Çalışmaları yoğunlaştırarak devam edeceğiz” dedi.

Üye sayılarında ciddi artışlar olduğunu belirten Salıcı, bölgeye dair hedeflerinin ne olduğu sorusuna, “Konfeksiyon işi yapmıyoruz. Terzilik yapıyoruz. Her ile özel çalışmalar yapıyoruz. Oyumuzu artırmak istiyoruz. Bu çalışmaların iktidar yürüyüşünü büyütmesini hedefliyoruz. Van’da 4. parti olmayı sorgulamamız lazım. Daha önce Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vermiş şimdi CHP’ye oy verecek insanlar var Van’da. Biz Van’dan vekil çıkaracağız. Diyarbakır, Urfa’da oyumuzu arttıracağız. Sürpriz denilen sonuçlar alacağız. Seçimden sonra da çalışmalar devam edecek” yanıtı verdi.

‘Altılı masa yerli yerinde duruyor’

“HDP’ye Bakanlık” tartışmalarının Altılı Masa’yı nasıl etkilediği sorusu üzerine Salıcı, “Altılı masa yerli yerinde duruyor. Altılı Masanın iradesi belli tartışmalarla sarsılacak bir irade değil. Parlamenter sistem, güçler ayrılığı, kayyım rejiminin sonlanması gibi geniş vizyonu olan bir masanın ortaya çıkan, çıkartılan, iktidar tarafından pompalanan tartışmalarla geri adım atması beklenmesin” değerlendirmesi yaptı. Altılı Masa’da yer alan partilerin farklı partiler olduğunu anlatan Salıcı, ayrılıkları değil, ortaklıkları ele alan bir bakış içinde olduklarını söyledi.

Salıcı, Kürt Sorununun çözümü için nasıl öneriler sundukları sorusuna şu yanıtı verdi: “Hakkari’de de İstanbul’da da vatandaşın birinciliği önceliği sorusuna ekonomi yanıtı veriliyor. Tek dert bu değil. Adalet var, dış politika, eğitim var. Kürt sorununu da dert eden vatandaşlarımız var. Kürt sorunu belli bir kesimin dert edeceği sorun değil. Kürt sorunu bizim için tüm Türkiye’nin sorunu. Meseleyi Van’da yaşayan Kürt vatandaşların sorunu olarak görmüyoruz, Türkiye’nin sorunu olarak görüyoruz. Edirne’de yaşayan vatandaşlarımızın da sorunu Van’da yaşayanların da sorunu. Kürt meselesini ilk dile getiren, tartışan, ilgili kurullarında konuşan bir siyasi iradeyiz. Kürt sorunu var mıdır, biz olduğu kanaatindeyiz.”

‘Kürt sorunu nasıl çözülür’ tarifi

Kürt sorunun nasıl çözüleceğine dair bir tarifleri olduğunu belirten Salıcı bu tarifi de şöyle yaptı: “Üniter yapı içinde, Türkiye’nin birliği bütünlüğü içinde, parlamento zemininde, şeffaf bir şekilde ve demokratik usullerle Kürt sorununu çözebiliriz. Çözeriz, önce yapılması gereken şey Türkiye’deki ağır baskı rejimini ortadan kaldırmak, Türkiye’yi demokratikleştirmektir. Türkiye’de ifade özgürlüğünün önündeki engelleri ortadan kaldırmaktır. Kayyım sisteminden kurtulmaktır.”

Salıcı’ya “Kürt sorununun çözümüne dair reçete sundunuz ama tarifiniz nedir” sorusu da yöneltildi. Salıcı bu soruya şu yanıtı verdi: “Ben Kürdüm ve Kürt olmamdan kaynaklı sorunlar yaşıyorum diyen vatandaşlarımız ya da kimliğim, inancım nedeniyle sorun yaşıyorum diyen vatandaşlarımızı aynı çerçevede görüyoruz. Benim doğuştan gelen bir özelliğimden dolayı sorun yaşıyorum. Biz istiyoruz ki kanunlar herkese eşit uygulansın. Demokratik hak ve özgürlüklerin alanı genişlesin. İnsanların kimlikleri, inançları, farklılıkları ile alakalı sorun yaşama durumları minimum seviyeye insin. Biz Kürt meselesini bölgesel bir mesele, sınırlara dair bir mesele görmüyoruz. Temel insan hakkı olarak görüyoruz. Temel demokratikleşme çerçevesi içinde çözebileceğimiz bir mesele olarak görüyoruz” yanıtı verdi.

Kürt meselesi ile ilgili Anayasa çerçevesinde nasıl bir çözüm önerdikleri sorusu üzerine de Salıcı, “Altılı Masada mutabık olduğumuz konuları açıkladık. Bunların da genişleyeceği alanlar olacak. Bunların çözümü seçimlerde yapılacak tercih. Otoriter bir yönetim mi, demokrasiden yana mı tercih yapılacak. Otoriter yönetim ile devam edeceksek bunları konuşmanın anlamı yok. Biz demokrasi etrafında bir araya gelecek güçler, Altılı Masa demokrasinin yolunu açsın. Demokrasi ile bağlantılı sorunların büyük kısmı çözülmüş olacak. En başta reçete her şeyi kapsasın olmaz” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

Pakistan’da ‘Muson Yağmurları’nın Bilançosu Ağır Oldu: En Az 1400 Ölü

14 Haziran’dan bu yana Pakistan’da etkili olan muson yağmurlarından kaynaklı sellerde can kaybı 1400’ü aşarken, yaşamını yitirenlerin 499’u çocuk, 280’i ise kadın. Ayrıca, 750 bin 223 çiftlik hayvanı de telef oldu.

Haber Merkezi / 1 milyon 743 bin 345 ev hasara uğradı, bunlardan 568 bin 817’si tamamen yıkıldı. Ülke genelinde sellerden etkilenenlerin sayısı 33 milyon 46 bin 329. Kurulan çadır kamplarına ise 663 bin 869 kişi sığındı.

Ülke genelinde 6 bin 674 kilometre yol zarar görürken 269 köprü yıkıldı.

3,5 milyondan fazla çocuğun eğitimi sekteye uğradı. Sindh, Belucistan, Pencap ve Hayber Pahtunhva eyaletlerinde yaklaşık 22 bin okul kullanılamaz hale geldi.

Milyarlarca dolarlık ekonomik kayıp

Hükümet, Pakistan’daki 160 bölgenin 72’sini afet bölgesi ilân ederken ülkenin üçte birinin selden etkilendiği belirtiliyor.

Pakistan Gelir ve Maliye Bakanı Miftah İsmail, sellerin ekonomik maliyetini 10-12,5 milyar dolar olarak açıkladı fakat bağımsız gözlemciler, bunun 15-20 milyar dolar arasında olduğunu ve daha da artacağını tahmin ediyor.

En çok Sindh eyaleti etkilendi

Sindh eyaleti genelinde sellerden 2 bin 687 kilometre yol hasar görürken 1 milyon 527 bin 596 ev kısmen veya tamamen yıkıldı. Eyalet genelinde 1,2 milyon hektarlık tarım arazisi zarar gördü.

Eyalete bağlı Sehvan, Khairpur Natan Şah, Larkana ve Sukkur gibi şehirler sular altında kalırken bu kentlerin kuzeyindeki bölgelerle kara yolu ulaşımı kesildi.

Yetkililer, şehirlerdeki suyun çekilmesinin üç-altı ay süreceğini belirtiyor.

Salgın hastalıklar artıyor

İklim felaketleri, Pakistan genelinde yaklaşık 1500 sağlık tesisini etkiledi. Bu durum selden etkilenen bölgelerde sağlık kurumu, sağlık çalışanı ve ilaç tedarikini önemli ölçüde etkiledi.

Ülkenin dört eyaletine bağlı 45 bölgede on binlerce kişi ishal, sıtma, dang humması, tifo, yılan ve köpek ısırıkları, deri, göz ve akut üst solunum yolu enfeksiyonları gibi hastalıklardan mustarip.

Kara ve demiryolu ulaşımı kesildi

Hayber Pahtunhva eyaletinde sel nedeniyle altyapı da ciddi şekilde zarar gördü. Eyaletin kuzeyinde yer alan Kalam şehri ile karayolu bağlantısı tamamen kesildi.

Belucistan eyaletinde de demiryolu ulaşımı uzun süredir askıda. Eyaletin Afganistan ve İran ile demiryolu ticareti, sel nedeniyle yapılamıyor.

Pakistan’da sel sebebiyle oluşan yıkımın restorasyonunun yıllar alacağı belirtiliyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

‘Merkez Bankası Arka Kapıdan 75 Milyar Dolar Sattı’ iddiası

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) uyguladığı faiz politikaları sonucu bankaların kullandırdığı kredi faizleri katlanırken, resmi enflasyon da yüzde 80’i buldu.

Merkez Bankası’nın döviz kurlarını baskılamak için zaman zaman ‘arka kapı’ döviz satışı yaptığı dile getirilirken, Bloomberg Türkiye ve İsveç Ekonomisti Selva Baziki sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, yılın ilk 8 ayında bu rakamın 75 milyar dolara ulaştığını yazdı. Böylelikle, aylık döviz satışı miktarı 9,5 milyar doları bulmuş oldu.

Baziki, müdahalelerin yaz aylarında turizm gelirleri nedeniyle yavaşladığını da belirtti. Baziki, 5 Ağustos’ta yaptığı paylaşımda da 7 aylık rakamın 66 milyar dolar olduğunu söylemişti.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

Cumhur İttifakı’ndan Muhalefeti ‘FETÖ’ Üzerinden Vurma Hazırlığı

Ana omurgasını AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı, muhalefeti ‘Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)’ üzerinden vurma hazırlığı yapıyor. HDP’yi “6’lı masanın 7. ayağı olarak tanımlayan” Cumhur İttifakı, seçimlere dokuz ay kala bu kez de sahada “8. ayak FETÖ söylemini” kullanacak.

AK Parti MKYK, önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplandı. Toplantının ana gündemini seçim süreci oluştururken AKP’nin 2023 seçimlerinde yürüteceği propaganda da belli oldu.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre, toplantıda, CHP ve 6’lı masa gündeme geldi. CHP Milletvekili Gürsel Tekin’in “HDP’lilere bakanlık verebiliriz” sözleri üzerine Erdoğan’ın kurmaylarına, “6’lı masanın yedinci ayağı HDP, sekizinci ayağı ise FETÖ. Saha çalışmalarında bunu halka anlatın. Muhalefet artık açık açık HDP’yle işbirliği yapıyor. Bu da söylemleriyle ortaya çıkıyor” dediği kaydedildi.

“Küskün döndü” iddiası

Toplantıda, AKP’nin altı ay önce sahadaki durumuyla altı ay sonraki saha durumu da karşılaştırıldı. AK Parti yönetiminin hazırladığı raporlar, Erdoğan’a sunuldu. Muhalefetin henüz bir cumhurbaşkanı adayı belirleyememesinin yurttaşlarda “muhalefete karşı güvensizlik uyandırdığı” belirtildi.

Ekonomi nedeniyle “faturayı AKP’ye kesen küskün seçmenin yeniden AKP’ye dönüş yaptığı” savunulurken Erdoğan’ın da kurmaylarına, “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de parlamento seçimlerinde de AKP birinci parti olacak. Sahada vatandaşla yüz yüze temasınızı artırın” talimatı verdiği de öğrenildi.

Paylaşın

‘Altılı Masa’da İkinci Tur Görüşmeleri: Can Alıcı Konular Gündemde

CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Gelecek Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan ‘Altılı Masa’nın ikinci tur görüşmelerinde cumhurbaşkanı adaylığından kabinedeki görev dağılımına, geçiş sürecinden ittifak stratejisine kadar birçok ‘can alıcı’ konunun karara bağlanacağı belirtildi.

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimine bir yıldan az süre kala siyasi partilerin bu konuda atacağı adımlar merak ediliyor. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi’nin bir araya geldiği altılı masanın ikinci tur görüşmelerinde adaylıktan kabinedeki görev dağılımına kadar birçok maddenin gündeme geleceği belirtiliyor.

Habertürk gazetesi yazarı Bülent Aydemir, ‘Dananın kuyruğu kopuyor ‘ başlıklı yazısında görüşmelerin 2 Ekim’de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde başlayacağını hatırlattı. Hangi toplantılarda hangi konuların konuşulacağını, hangi kararların alınacağını ilgililerle konuştuğunu dile getiren Aydemir, şu bilgileri verdi:

Geçiş dönemi

“CHP’nin ev sahipliğinde yapılacak 2 Ekim tarihli toplantının gündeminde, parlamenter sisteme geçiş döneminde yapılacak işler var. Kurulan ortak komisyon çalışmasını tamamlayıp raporunu hazırlamıştı. Liderler kendi partilerinin görüş ve yaklaşımlarını gündeme getirecek.

DEVA Partisi, bu konuda özellikle ısrarcı olan ve bunu çok sık gündeme getiren partilerden biriydi. DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ülkenin seçimden sonra de facto parlamenter sistemle yönetilmesini önermişti. Babacan, “Beş yıl komple bir paketi sunalım. Vatandaş da bir daha mı seçim demesin, kafası karışmasın” hassasiyetini ortaya koymuştu. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayının seçilmesi durumunda geçiş döneminde cumhurbaşkanı, 6 partinin de hassasiyetlerini idrak ederek görev yapacak.

Adayın 6’lı masanın dışından bir isim olması durumunda, 6’lı masa neyi savunuyor, değerleri neler, o tarihe kadar neler görüşüldü ve mutabakatlar neler? Bunları bilerek görev yapması sağlanacak. “İki yıl geçiş dönemi olsun” yaklaşımı da bu toplantıda karara bağlanacak.

İyi Parti’nin geçiş döneminde yürütmenin, yani bakanlıkların nasıl olacağı, iş bölümünün nasıl yapılacağı konusunu masaya getirmesi bekleniyor. Kim, hangi bakanlıkları üstlenecek, görev paylaşımı nasıl olacak? Çözüm bekleyen konular bunlar… Hemen belirteyim, oy potansiyeli açısından küçük partilerin yürütmeye talip olmama yönünde bir yaklaşımları var. Onlar diğer büyük partilerin listesinden gireceği için azami sayıda milletvekili çıkarmayı planlıyor. Seçim tarihi yaklaştığı için 6’lı masa buluşmaları daha dar aralıklarla yapılacak. Bundan sonraki gündem liderlerin karar vereceği konular olduğu için teknik çalışma komisyonlarından ziyade liderler daha fazla mesai yapacak. Geçiş dönemi konusu; CHP, DEVA ve Demokrat Parti’nin ev sahipliği yapacağı dönemde konuşulup karara bağlanacak.

Adaylık konusu

En can alıcı mesele; cumhurbaşkanı adaylığı… Aday 6’lı masadan mı çıkacak, dışarıdan bir isim mi olacak? “Seçilebilecek isim” ne demek? Adaylık kriterleri neler olmalı? İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener net bir şekilde, “Ben aday değilim, olmayacağım” demişti. Buna rağmen kendisine adaylık teklifi gelir mi? Bilemiyorum.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na, “aday ol” diye bir teklif gelir mi? Yanıtı merak edilen sorular bunlar… Tabii ki cevaplarını şu anda veremeyiz ancak yaklaşımı şöyle özetleyebilirim: Kamuoyu araştırmaları, teknik veriler üzerinden hareket edilecek. Parti kurullarının görüşleri doğrultusunda bir yaklaşım sergilenecek. İdeal ve demokratik olanı, her parti liderinin alternatif isimler önermeleri…

Bu bölümdeki kritik konu; masadaki dört lider evet derse, önerilen ismin kabul görüp görmeyeceği… Yoksa tam ittifak, yani 6’da 6 oy mu aranacak? Bir isim üzerinde tam ittifak çıkmazsa ne olacağı bilinmiyor ancak 6’lı masanın ülke sorumluluğu gereği, somut verilere bakarak bir karar vereceğini düşünüyorum. İyi Parti, CHP’nin önereceği adayı destekleme yönünde eğilim gösterirse, yürütme kısmında, yani bakanlık sayısında bazı avantajlar sağlayabilir. Adaylık başlığı Gelecek Partisi’nin ev sahibi olacağı toplantıda gündeme gelecek.

İttifak stratejisi

Saadet Partisi ve İyi Parti’nin ev sahipliği yapacağı son iki toplantıda ittifaklar meselesi görüşülecek. 6’lı masada; Millet İttifakı’nın TBMM’de çoğunluğu sağlayacağı en iyi yöntemle seçime girme iradesi bulunuyor. En fazla milletvekili çıkarılacak yöntem belirlenecek; buna göre listeler oluşturulacak.

Öncelikli hedef küçük partilerin yüzde 3 barajını aşmaları ve Hazine yardımı alabilmeleri. 87 seçim bölgesinin her birinde ayrı bir senaryo üzerinde çalışılacak. En fazla milletvekili nasıl çıkarılacaksa partiler bütün enerjilerini oraya odaklayacak. Bunun çok zor bir mesele olduğunun altını çizmek isterim…

Bu takvim, seçimin zamanında yapılmasına göre oluşturuldu. Herhangi bir nedenle seçim öne alınırsa ya da baskın seçim olursa, partiler gündem başlıklarının kritik olanlarını öne çekme ya da takvimi sıkıştırma hazırlıkları da yapıyor. Bu üç başlığın ardından son iş olarak 6’lı masa ortak propaganda mekanizması oluşturacak.”

Paylaşın

Üniversiteyi Kazanan Yaklaşık 106 Bin Öğrenci, Kayıt Yaptırmadı

Yükseköğretim Kurumları Sınavı’nı (YKS) kazanan, 105 bin 772 öğrenci kayıt yaptırmadı. İstanbul: 15 bin 92, Ankara: 3401, İzmir: 2568, Antalya: 2318, Konya: 2259 kayıt yaptırmayan öğrenci ile ilk beşte yer aldılar.

Şırnak Üniversitesi’ni kazanan 100 öğrenciden 18.6’sı, Ardahan Üniversitesi’ni kazanan 100 öğrenciden 16.3’ü ve Bitlis Üniversitesi’ni kazananların 15.5’i kayıt olmadı. Eskişehir’de üniversite kazanan her 100 öğrenciden 95’i, Ankara’da 100 öğrenciden 94.6’sı ve İzmir’de yüzde 93.1’i kazandığı bölüme kayıt oldu.

Tıp fakültelerindeki 18 bin 394 kontenjandan, boş kalan 648’ini kazanan 6 öğrenci de kayıt yaptırmadı. Tıpta 654 kontenjan boş kaldı. Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri, Atatürk Tıp, Kırıkkale Tıp, Celal Bayar Tıp, 19 Mayıs Tıp ve bazı vakıf üniversitelerinin tıp fakülteleri dolmadı.

Sözcü’den Sultan Uçar’ın haberine göre; tıpta ilk 50 bin, diş hekimliğinde 80 bin, eczacılıkta 100 bin, hukukta 125 bin, mimarlıkta 250 bin, mühendislikte ve eğitim fakültelerinde 300 bin sıralama barajı olan bölümlere yerleşen 160 bin 129 öğrenciden, 2 bin 296’sı kayıt olmadı.

Üniversite kaydı yaptırılmayan illerde İstanbul (15 bin 92), Ankara (3401), İzmir (2568), Antalya (2318), Konya (2259)’la beşinci oldu. Şırnak Üniversitesi’ni kazanan 100 öğrenciden 18.6’sı, Ardahan Üniversitesi’ni kazanan 100 öğrenciden 16.3’ü ve Bitlis Üniversitesi’ni kazananların 15.5’i kayıt olmadı. Eskişehir’de üniversite kazanan her 100 öğrenciden 95’i, Ankara’da 100 öğrenciden 94.6’sı ve İzmir’de yüzde 93.1’i kazandığı bölüme kayıt oldu.

Tıpta 654 kontenjan boş kaldı

EA (10 bin725), Sözel (8 bin 625), Sayısal (3 bin 613) ve Yabancı Dil ( 1581) olmak üzere 24 bin 544 öğrenci fakülte okumaktan vazgeçti. Tıp fakültelerindeki 18 bin 394 kontenjandan, boş kalan 648’ini kazanan 6 öğrenci de kayıt yaptırmadı. Tıpta 654 kontenjan boş kaldı. Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri, Atatürk Tıp, Kırıkkale Tıp, Celal Bayar Tıp, 19 Mayıs Tıp ve bazı vakıf üniversitelerinin tıp fakülteleri dolmadı.

ODTÜ’yü kazanan 3 bin 32 öğrencinin 23’ü kayıt yaptırmadı. ODTÜ’de Eğitim Fakültesi’nde 8, fen edebiyatta 8, iktisadi idari bilimlerde 2, mimarlıkta 2 ve mühendislikte 3 öğrenci kaydolmadı.

Boğaziçi Üniver­sitesi’ni kazanan 2250 öğrenciden de 24’ü kayıt yap­tırmadı. Eğitimde 6, fen edebiyat, çeviri, felsefe, tarih, psikoloji gibi bölüm­lerde 8, hukukta 2, uluslararası ilişkiler, inşaat, kimya mü­hendisliklerinde 8 öğrenci gitmedi. İlk yerleştirmede yüzde 100 dolan BÜ’nün doluluk oranı yüzde 98.9’a düştü.

En çok kayıt yaptırılmayan okul Akdeniz Üniversitesi

Akdeniz Üniversi­tesi 1608, Adnan Menderes 1288, Muğla Sıtkı Koç­man’ı kazanan 1092 öğrenci kayıt olma­dı. Antalya, Konya, Aydın ve Muğla en çok kayıt yaptırılma­yan iller oldu.

İstanbul’da örgün öğretimde 165 bin 540 öğ­renci YKS’yi kazan­dı. 15 bin 92’si kayıt yaptırmadı. 2 bin 201’i devlet, 12 bin 891’i vakıf üniversi­tesi kazanmıştı.

‘Maliyet nedeniyle okumaktan vazgeçtiler’

Eğitim Uzmanı Salim Ünsal, “Üniversite kazanan 105 bin 772 öğrenci, barınma, kira, beslenme, öğrenim gideri ve bazı vakıf üniversitelerindeki yüksek zamlar nedeniyle, kayıt yaptırmadı. Antalya, Muğla, Aydın gibi turizm şehirlerinde maliyet nedeniyle okumaktan vazgeçtiler. Akdeniz Üniversitesi’ni kazanan 14 bin 92 öğrenciden 1608’i kayıt olmadı. Batıda, ekonomik koşullar, Doğu ve Güneydoğu’da sosyolojik sebepler etkiledi. Yazılım, yapay zeka mühendisliği, tıp, hukuk, öğretmenlik gibi bölümler boş. ODTÜ, Boğaziçi gibi en iyi üniversiteleri kazanıp, kayıt olmayanlar var. Ek yerleştirmede, boş kontenjanlar büyük ölçüde azalsa da, sıralı bölümlerde çok değişiklik beklemiyoruz” diye konuştu.

Paylaşın