İran’da Başörtüsü Nedeniyle Gözaltına Alınan Kadın Hayatını Kaybetti: Dövüldü İddiası

İran’da Mahsa Amini adlı 22 yaşındaki kadın, tesettüre uygun giyinerek başörtüsü (hicab) takıp takmadığını denetleyen “ahlak polisi” tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetti.

IranWire haber sitesi Amini’nin gözaltı sırasında yanında olan erkek kardeşi Kiarash’ın açıklamalarını yayımladı.

Kiarash’ın anlattığına göre, kız kardeşiyle birlikte otoyol kenarındayken ahlak polisi aracı yanlarında durdu ve Amini’yi gözaltına aldı. Ona, kız kardeşinin bir saatlik “eğitimden” sonra salıverileceği söylendi.

Amini’nin ailesi, kızlarının sağlıklı bir kadın olduğunu ve aniden kalp sorunu yaşamasına sebep olacak hiçbir hastalığının bulunmadığını söyledi.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Genç kadının ölümü sosyal medyada ve sokaklarda protesto patlamasına  yol açtı. Tahranlılar, saatlere araçlarının kornalarını çalarak gece boyunca Mahsa’nın acımasızca öldürülmesini protesto ettiler.

İran’da birkaç aydır başörtüsü protestoları devam ediyor, eylemciler başörtüsü takmayı reddediyordu.

Uluslararası Af Örgütü, 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümünün aydınlatılması için uluslararası topluma çağrıda bulundu.

Paylaşın

Ankara – Atina Gerilimi Seçim Malzemesi Mi?

Türkiye ile Yunanistan arasında Ege Denizi’ndeki adalar üzerinden yaşanan gerilim Ankara ile Atina’yı zaman zaman tehlikeli bir şekilde karşı karşıya getiriyor. Uzmanlar ise, yeniden tırmanan gerilimi her iki ülkede yapılacak seçimler nedeniyle iç kamuoyuna yönelik mesajlar olarak yorumluyor.

Türkiye ve Yunanistan’ın karşılıklı birbirini suçlayan açıklamaları Avrupa Birliği (AB) ve ABD’nin de gündemini meşgul ediyor. Batıdan gelen açıklamalarda Ankara ve Atina’ya tansiyonu düşürme çağrıları yapılırken, Yunanistan’ın egemenliğine saygı duyulması isteniyor.

Son olarak Yunanistan Başbakanı Nikos Dendias, parlamentoda yaptığı konuşmada, Türkiye’de halkın büyük çoğunluğunun hükümetin Yunanistan karşıtı söylemlerine destek vermediği görüşünü dile getirdi.

Türkiye’nin tavrının ‘2019 sonbaharında Libya’yla deniz yetki alanları anlaşmasının imzalanmasıyla saldırganlaştığını’ düşünen Dendias, Ankara’nın ‘müzakere alanı bırakmayan tercihlerde bulunduğu’ görüşünde.

İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Pınar Erkem’e göre, Türkiye-Yunanistan ilişkilerindeki gerginliğin her iki ülkenin seçim dönemlerine denk gelmesi tehlikeli ve iki ülke arasında çıkacak bir kriz, liderlerin oylarını artırmak için daha uygun olacak milliyetçi duygulanım ortamı yaratabilir.

Erdoğan ve Miçotakis’in restleşme şeklinde ilerlemeye devam ettiğini belirten Erkem şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Son dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in açıklamalarına baktığımızda ikisinin de restleşme şeklinde ilerlediğini görüyoruz. Barışçıl ve dostane söylem ne yazık ki yerini tamamen tehdit ve suçlamalara bırakmış durumda. İki ülkenin de seçim dönemine yaklaştığı ve mevcut liderlerin yeniden seçilmesinin garanti olmadığı bir durumda, iki ülke arasında çıkacak bir kriz, oylarını artırmak için daha uygun olacak bir milliyetçi duygulanım ortamı yaratabilir. 2023 yılının her iki ülke için de seçim dönemi olması, iki liderin söylemlerini şekillendirme tarzlarından da görüleceği üzere, Türkiye ve Yunanistan arasındaki son dönem ilişkileri belirleyici bir etmen olarak göze çarpıyor. Bu nedenle, önümüzdeki aylarda Türkiye-Yunanistan ilişkileri dikkatle takip edilmesi gereken bir alan olacak. Kardak Krizine benzer bir olay veya spekülatif bir saldırı durumu yaşanır mı, bunları izleyip göreceğiz.”

Erkem bununla birlikte Yunanistan’ın silahlanma konusundaki atılımı, ABD’nin desteğini alması, Türkiye aleyhindeki söylemleriyle Türkiye üzerine fazlasıyla oynadığını dile getiriyor.

ABD halihazırda Yunan F-16 savaş uçaklarını modernize ediyor ve ilk teslimatı geçen hafta yaptı. Fransa ile de bir savunma anlaşması imzalayan Atina’nın, Rafale savaş uçakları ile Fransız yapımı yeni fırkateynleri önümüzdeki dönemlerde savunmasına katması bekleniyor.

ABD’nin Yunanistan’ın silahlanmasına destek verdiğini belirten Erkem, “Öte yandan Türkiye’nin benzer taleplerini reddetmesi, iki ülke arasındaki güven ilişkisi ve dengeye zarar verici nitelikte.” diyor.

“Ülkelerden biri kendini güvensiz hissettikçe, çatışma riski artar.” diyen Erkem, “Diğer yandan, silahlanmaya ve uluslararası desteğe güvenerek söylemini sertleştiren Miçotakis de güvensizlik ortamının artmasına yol açarak çatışma riskini de artırıyor. Önümüzdeki yaza kadar tedirgin bir bekleyiş olacak, bir çatışma gerçekleşmez demek giderek daha zor hale geldi.” görüşlerini dile getirdi.

Askeri bir operasyon olur mu sorusunu ise Doç. Dr. Pınar Erkem, ‘’İki NATO üyesi ülke arasında bir çatışma çıkması ikisi için de olumlu bir durum olmayacaktır’’ şeklinde yanıtlıyor.

Euronews Türkçe’den Dilek Gül‘e açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu üyesi Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, gerginliği tırmandıran tarafın Yunanistan olduğunu söylüyor. Bu yaklaşımı da ‘askeri ve siyasi intihar’ olarak niteliyor.

Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, Yunanistan’ın ‘Türkiye’nin ABD ile F-16 uçakları için yapacağı anlaşmanın önüne geçmek istediğini, Türkiye’nin ABD ve AB ile dış ticaretini önleme çabasında olduğunu ve Türkiye’yi NATO ile AB’den uzaklaştırmak gibi gayretleri olduğu’ değerlendirmesinde bulunuyor.

Türk-Yunan ilişkilerinin tarihi bir kırılmanın eşiğinde olduğunu düşünen Prof. Dr. Caşın, “Yunanistan tepeden tırnağa silah ile donatıldı? Bu silahları Yunanistan gibi bir ülkenin kendi parası ile alması mümkün değil. İki anlaşma var, bunlardan ilki; Amerika-Yunanistan savunma ve ortaklık anlaşması, diğeri de Fransa ile ortaklık anlaşması. Yunanistan bir şekilde iç ve siyasi şekilde zorlamaya çalışıyor. Saldırgan bir devlet durumuna düşürmek istiyor.” diyor.

Yunanistan saldırgan tutumlar sergilediğini belirten Prof. Dr. Caşın şu değerlendirmeyi yapıyor:

“Bir hafta içinde dört tacizi var Yunanistan’ın ve daha başka saldırgan tutumlar. Bu kabul edilemez. Ne çıkıyor o zaman ortaya, Yunanistan hassas dengeyi tek taraflı bozmak istiyor. Türkiye’yi suçlu durumuna düşürmek istiyor, derdi bu. Fakat şu net olarak bilinmeli, Yunanistan’ın iddia ettiği gibi Türkiye’nin milli savunmasında stratejisinde Yunanistan’ı işgal etmek yok, Türkiye’nin böyle bir niyeti de yok. Niyetimiz olsa biz de ona göre silahlanırız. Türkiye gerginliği tırmandırmak istemiyor. Seçimlerle bir alakası yok alınan tavrın, gerginliği azaltmak istiyor. Ama Yunanistan’ın gerginliği tırmandıran açıklamalara karşılık verilmesin mi?”

“Akdeniz gazının Türkiye üzerinden taşınması Yunanistan için sorun ve bunun üstüne çökmek istiyor”

Türkiye’nin askeri operasyon gibi bir niyetinin olmadığını ve savaşın çok zor bir şey olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mesut Hakkı Caşın, ‘’Baktığımızda enerji sektöründe Avrupa’nın sıkıştı ve bu sebeple Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşmasını sabote etmek istiyor’’ diyor.

Her türlü talebe rağmen askeri olarak Türkiye’nin karşısında güçlü olmayan bir Yunanistan olduğunu ifade eden Caşın, uzlaşının şart olduğu görüşünde.

Halihazırda iki NATO ülkesinin birbirine kırdırılması da ‘NATO’nun güney kanadının çökmesi’ anlamına geldiğini düşünüyor:

“Akdeniz gazının Türkiye üzerinden taşınması Yunanistan için sorun ve bunun üstüne çökmek istiyor. Gasp etmek istiyor. Bunu yapmak için de silahlanıyor. İddia ediyorum iki ülke baş başa otursa tüm sorunlar çözülür ama Yunanistan çözümsüzlüğü savunuyor. Ama çözüm iki devletin oturup konuşmasından geçer. Bir memorandum imzalamalılar ve NATO ittifakı içerisinde ittifaka yakışacak şekilde hareket edilmeli. Bu her iki devletin lehinedir.”

Paylaşın

Babacan: Artık ‘205 Milyar Dolar Nerede?’ Diye Soracağız

Elazığ’da vatandaşlara seslenen DEVA Lideri Babacan, konuşmasında, “Geçen sene bu zamanlar 8 lira olan dolar kuru bugün çıkmış 18 liraya. Her şeye zam geldi. Merkez Bankası’nda döviz de bırakmadılar. Hani Merkez Bankası’nın kayıp 130 milyar dolar vardı, meşhur… 130 milyar dolar üzerine bu senenin başında 75 milyar dolar daha sattılar. O para 205 milyar dolar oldu. Artık, ‘205 milyar dolar nerede?’ diye soracağız. Nerede bu milletin alın teri, nerede 205 milyar dolar? Nerede gençlerin hayali?” dedi.

Haber Merkezi / Babacan, konuşmasının devamında, “Ülkemizi 6 ayda ekonomik kriz ortamından çıkaracağız. İktidarımızın en geç 2. yılında enflasyonu tek haneli seviyeye indireceğiz. Ülkemizi, bölgemizin en güçlü ekonomisi yapacağız. Bu değişimle kazanan işsizler olacak. Bölgemizin en güçlü ekonomisini kurduğumuzda gençler de iş bulmakta sıkıntı yaşamayacak. Yatırımların önünü açacağız” ifadelerini kullandı.

“Türkiye’nin değişiminde DEVA Partisi asli bir aktör olacak” diyen Babacan, ayrıca, “Devlette yuvalanmış çeteler de bağımsız ve tarafsız yargıyla karşılaşacak” dedi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, parti çalışmaları için gittiği Elazığ’da vatandaşlara seslendi. Babacan şunları söyledi:

“Türkiye’de bizden, ekibimizden başka iki kriz çözmüş hiçbir ekip yok. Konuşmak kolay. Lafa gelince kolay. Diyor ki, arkadaş ben iyi sıva ustasıyım. Hangi binayı sıvadın? Yok. Diyor ki, ben iyi kalıp ustasıyım. Hangi binada kalıp çaktın? Yok. Sıva, kalıp ustası yaptığı işi gösterir, değil mi? Şu anda ekonomiyi çözeceğim diye ortada dolaşanlar hangi krizi çözmüşler?

Gelsinler bir anlatsınlar biz de öğrenelim. Lafla olmaz, daha önce ne yaptın onu anlat. Onun için biz DEVA Partisi’ni kurduk, bunun için yola çıktık. Bu ülkede bizden başka hiçbir ekibin kriz çözme tecrübesi olmadığı için biz yeni bir yol açtık. İnşallah bunu biz çözeceğiz, göreceksiniz. Hep beraber dürüst ve ehil kadrolarla çözeceğiz.

Üç buçuk yıldır Elazığ’ın deprem konutu sorununu çözemeyenler çıkmış konut projesi açıklıyor. Yapamazlar. Tamamen göz boyama bunlar. 2019’da açıklamışlardı, her sene 100 bin tane konut yapacağız dediler. Davulla, zurnayla açıkladılar, noldu? Şimdi yeniden konut projesi açıklıyorlar. Taksit taksit ödeyeceksin ama memur maaşına ne kadar zam gelirse taksiti o kadar artıracağım diyor. Ne anladın o işten.

“Artık ‘205 milyar dolar nerede?’ diye soracağız”

Geçen sene bu zamanlar 8 lira olan dolar kuru bugün çıkmış 18 liraya. Her şeye zam geldi. Merkez Bankası’nda döviz de bırakmadılar. Hani Merkez Bankası’nın kayıp 130 milyar dolar vardı, meşhur… 130 milyar dolar üzerine bu senenin başında 75 milyar dolar daha sattılar. O para 205 milyar dolar oldu. Artık, ‘205 milyar dolar nerede?’ diye soracağız. Nerede bu milletin alın teri, nerede 205 milyar dolar? Nerede gençlerin hayali?

Seçimlerin ardından yepyeni bir sayfa açacağız. Her alandaki sorunları nasıl çözeceğimizi adım adım hesaplıyoruz. Öyle bol keseden vaatle vatandaşımızın karşısına çıkmıyoruz. Çalışıyoruz, hesaplıyoruz, sonra ne yapacağımızı anlatıyoruz. Bu yüzden yarının Türkiye’sinin mimarları bizler olacağız.

“Demokrasinin rüzgârını estireceğiz”

Türkiye’nin değişiminde DEVA Partisi asli aktör olacak. Bu değişimin kazananı kim olacak? Kazanan; bir telefon bile kendilerine lüks görülen gençler olacak. Kazanan evladına harçlık veremediği için sessizce ağlayan analar olacak. Tarlasına gübre atamayan çiftçimiz olacak. Kazanan siftah yapamayan, elektrik faturasını ödeyemeyen, evine çorba götüremeyen esnafımız olacak. Kazanan tüm Türkiye olacak.  Yarının Türkiye’sinde tam demokrasinin rüzgârını estireceğiz. Demokrasiyle birlikte hukuk kazanacak, hukuk devleti kazanacak. Böylece devlette yuvalanmış çeteler de bağımsız ve tarafsız yargıyla karşı karşıya kalacaklar. Hak yerini bulacak.

Ülkemizi 6 ayda ekonomik kriz ortamından çıkaracağız. İktidarımızın en geç 2. yılında enflasyonu tek haneli seviyeye indireceğiz. Ülkemizi, bölgemizin en güçlü ekonomisi yapacağız. Bu değişimle kazanan işsizler olacak. Bölgemizin en güçlü ekonomisini kurduğumuzda gençler de iş bulmakta sıkıntı yaşamayacak. Yatırımların önünü açacağız.”

Paylaşın

İtalya’da Altı Aylık Yağmur Bir Günde Yağdı: En Az 10 ölü

İtalya’nın Marche bölgesinde aşırı yağışların yol açtığı sellerde en az 10 kişi hayatını kaybetti. Ulusal meteoroloji ajansı Italia Meteo’nun direktörü Carlo Cacciamani, Marche’deki sellerde iklim değişikliğinin büyük rol oynadığını ve bu gibi olayları öngörmenin güç olduğunu belirtti.

Aşırı yağışlar Ancona şehri ve çevresinde büyük yıkıma yol açtı. Gece boyunca onlarca kişi mahsur kaldıkları bina çatıları ve ağaç tepelerinden kurtarılırken sabah saatlerinde 10 kişinin cansız bedenine ulaşıldığı haberi geldi.

Hipotermi ve yaralanmalar nedeniyle yaklaşık 50 kişi hastanelere kaldırıldı. Yerel yetkililer 2’si çocuk 4 kişinin de halen kayıp olduğunu bildiriyor.

Sel nedeniyle Otra, Trecastelli ve Senigallia gibi yerleşim yerlerinde de cadde ve sokaklar yer yer su ve çamurla kaplandı. Bazı noktalarda zor durumda kalan yaşlılar, itfaiye ekiplerince şişme botlarla kurtarıldı.

Marche’deki sel sonrasında bu bölgeye, Lombardiya, Abruzzo ve Emilia-Romagna gibi komşu yakın bölgelerden arama-kurtarma çalışmaları için takviye itfaiye ekipleri sevk edildi.

Bölgeye giden Sivil Savunma Başkanı Fabrizio Curcio, “Gerçekten olağanüstü miktarlarda su ile bölgede dehşet anları yaşanmış.” diye konuştu.

Marche Bölgesel Yönetim Başkanı Francesco Acquaroli de bölgelerinde meydana gelen sel felaketi sonrasında Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella ve Başbakan Mario Draghi’den destek ve dayanışma telefonu aldığını açıkladı.

Selin vurduğu Castelleone di Suasa kasabasının Belediye Başkanı Carlo Manfredi, bölgedeki durumu ‘’kıyamet gibi’’ sözleriyle özetledi.

Marche bölgesi Sivil Savunma Müdürü Stefano Stefoni, dünkü yağışların sıra dışı biçimde yoğun olduğunu belirterek ‘2-3 saat içerisinde, normalde bölgeye bir yılda düşen yağışın yarısına denk gelen 420 mm yağış gerçekleştiğini kaydetti.

Sassoferrato Belediye Başkanı Maurizio Greci ise sel felaketi öncesinde yalnızca düşük seviyede bir yağmur ve rüzgar uyarısı geldiğini, böylesine sıra dışı bir olayı beklemediklerini söyledi.

‘Kötü hava değil iklim krizi’

Ulusal meteoroloji ajansı Italia Meteo’nun direktörü Carlo Cacciamani, Marche’deki sellerde iklim değişikliğinin büyük rol oynadığını ve bu gibi olayları öngörmenin güç olduğunu belirtti.

RaiNews24 kanalına konuşan Cacciamani, iklim değişikliği nedeniyle bu gibi sıradışı meteorolojik olayların sıklığı ve yıkıcılığının arttığını söyledi, bunu antroposen çağın bir özelliği olarak tanımladı.

Çevre eylemcileri ise iklim krizini görmezden gelen siyasetçileri suçladı. Fridays for Future Italia hareketi sel görüntülerini sosyal medyada paylaşarak ‘’Bunun adı kötü hava değil İKLİM KRİZİ’’ dedi.

İtalya’da 25 Eylül’deki seçimler öncesinde çevre ve iklim meselelerinin yeterince gündeme gelmemesinden ve enerji krizine çözüm formüllerinden şikayet eden grup, ‘’İklim krizini görmezden gelen, kömür santrallerini yeniden açan, doğalgaz boru hatları inşa eden bir politika var. Bir de gerçekler var’’ diye yazdı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Parti Yöneticilerine ‘Adaylık’ Uyarısı: Konuşmayın

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu ‘Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayına ilişkin tartışmalar sürerken, konuya ilişkin dikkat çeken bir açıklama da CHP’li Öztrak’tan geldi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak, sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda, altılı masa ve onu meydana getiren partilerin Sayın Genel Başkanları dışında hiç kimsenin açıklama yapma yetkisi yoktur.” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu’nun bir gazetede “Kemal Bey olmazsa masa dağılır” başlığı ile yayınlanan açıklaması parti içinde ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin oluşturduğu ‘Altılı Masa’da tartışma konusu oldu.

Kuşoğlu’nun açıklaması ilgili parti yöneticileri değerlendirme yapmazken, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun, “Milletvekillerine ve genel başkan yardımcılarına, 6’lı masanın karar verdiği, vereceği konular, yani 6 genel başkanın görüşeceği kararlar ile ilgili değerlendirmede bulunulmaması talimatı verdiği” öğrenildi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak da sosyal medya hesabından bir paylaşım yaparak, “Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda, altılı masa ve onu meydana getiren partilerin Sayın Genel Başkanları dışında hiç kimsenin açıklama yapma yetkisi yoktur.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Kürt Kökenli Seçmenler ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Olarak Kimi İstiyor?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu ‘Altılı Masa’nın cumhurbaşkanlığı için ortak aday olarak kimi çıkartacağının henüz belli olmadığı bir dönemde Kürt seçmenlerin ve HDP’nin seçim denklemindeki önemi de çok tartışılan konular arasında.

Uzmanlar Kürt seçmenlerin ve HDP’nin oylarının bir adayın seçilebilmesinde farklı açılardan önemli olduğuna dikkat çekiyor.

Erkene alınmaması durumunda Haziran 2023’de düzenlenecek olan seçimlerde CHP, İYİ Parti, Saadet, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu altılı masanın adayı ile ilgili CHP’de ağır basan eğilim Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu. Masanın diğer ağır ortağı İYİ Parti ise Kılıçdaroğlu’nun adaylığına açık bir şekilde itiraz etmezken, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ismini ön plana çıkartıyor.

Muhalefetin adayı ile ilgili Kürt seçmenlerin ve HDP’nin oylarının kritik önemde olduğu da dikkat çekilen bir başka nokta.

Peki “Kürt seçmenler” derken yüzde kaçlık bir orandan bahsediliyor, bu seçmen kitlesinin profili nasıl ve Kürt seçmen cumhurbaşkanı adayı olarak kimi istiyor?

Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi (TEAM) Direktörü Ulaş Tol, Kürt seçmenlerin de her seçmen kategorisi gibi “yekpare ve homojen” olmadığını söyleyerek, mesela dindar Kürtlerin de çoğunluğunun HDP’ye oy verdiğini belirtiyor. Tol, AKP sadece dindar Kürtlerden destek bulduğu için, sanki dindar olanlar AKP’ye oy verir gibi bir yanılgı bulunduğuna dikkat çekerek, son yıllarda Kürt seçmen profilinin de değişmekte olduğunu şu sözlerle aktarıyor:

“Kürt seçmenler arasındaki iki kutuplu seçmen davranışı yerini görece çeşitlenen bir fotoğrafa bırakıyor. Bugün listede iki yerine birçok parti adı var. Hatta aynı hane içinde farklı eğilimler söz konusu. 2018 verilerine göre kabaca anlatmak gerekirse, Türkiye’de eğer 100 Kürt yaşıyor olsa, daha doğrusu oy kullanan 100 Kürt varsa yaklaşık 30’unun AKP’ye, 10-11 tanesinin CHP’ye, 55-60’ının da HDP’ye oy verdiğini tahmin ediyoruz.”

Tol, Kürt seçmenin beklentisinin “maksimalist” olmadığını, siyasetten bir anda tüm sorunlarını çözmesini beklemediğini söyleyerek, Kürtlerin daha çok reel siyaseti izlediğini ve tek başına ekonomiye ya da demokratik değerlere bakarak hareket etmediğini ifade ediyor.

Kürt seçmenlerin esas beklentisini “sorunların tekrar konuşulabilir olduğu, çözülebileceğine dair adımların atılmaya başlandığı bir iklime geçilmesi” olarak gözlemlediklerini belirten Tol, şöyle konuşuyor:

“İkinci olarak da Türkiye’nin başta ekonomi, eğitim gibi en temel sorunlarının çözümünde ne kadar ümit vaat ettiğine bakıyor. Öte yandan çoğunluğu için bugün iktidarın değişmesi tüm bu faktörler için ana koşula dönüşmüş durumda. Ancak iktidar değişirse Türkiye değişebilir ön kabulü belirleyici.”

AK Parti’nin Kürtlerdeki oy kaybı ne kadar?

Bu arada araştırmalarda görünen 2018’den beri Kürtlerin oy davranışlarında ciddi bir değişim olduğu yönünde.

Ruhavioğlu’na göre AKP’nin Kürt seçmenden 2018’de aldığı 30 puan, bugün 18-19’lara, hatta belki 16’lara kadar gerilemiş durumda. “Yani AKP Kürt seçmende üçte birden fazla destek kaybetmiş” diyen Ruhavioğlu, buna karşılık CHP’nin ise oylarını ikiye katladığını belirtiyor.

Ruhavioğlu, tüm bu oranlardan bahsederken Türkiye genelindeki Kürt seçmenler için konuştuğunu, yani sadece doğu ve güneydoğu olarak düşünülmemesi gerektiğini de sözlerine ekliyor.

Bu arada CHP’nin oluşturduğu Doğu Masası, Örgütlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı’nın başkanlığında bölgedeki ikinci turunu sürdürüyor. CHP’li yetkililer son dönemde Kürt seçmenler nezdinde oylarını artırdıklarını kendilerinin de sahada bizzat gördüklerini belirterek, ismi “doğu” olmakla birlikte bu etkinin yurt geneline yayılmasını beklediklerini kaydediyorlar.

Kürt seçmen neden önemli?

Uzmanlara göre partiler arası oy geçişlerinde Kürt seçmenin önemi daha iyi anlaşılabiliyor.

Ruhavioğlu, son yıllarda Kürt seçmenlerde “AKP’den CHP’ye doğru bir akış” bulunduğunu ve bunun en başta AKP için büyük risk olduğunu belirterek, bu saptamasının ayrıntılarını şöyle anlatıyor:

“Çünkü Türkiye’de seçmen grupları içinde AKP’den en fazla kopan grup Kürtler. Yaklaşık yüzde 30-35 oranında bir kopuş var. Bu elbette ki AKP için çok büyük bir şey. Öbür taraftan CHP gibi oyunu iki katına çıkarmış herhangi bir demografik grup yok Türkiye’de. Yani CHP’ye de oy desteği taşıyan gruplar arasında en büyük grup Kürt seçmen. Dolayısıyla bunlar da Kürt seçmeni Türkiye’de önemli bir aktöre dönüştürüyor.”

Ruhavioğlu ayrıca genç seçmenlerin yaklaşan seçimlerde önemini hatırlatarak, alttan yeni seçmen geldikçe Kürt seçmenin oranının arttığını, “Bugün yetişkin nüfusta Kürt seçmenler yüzde 20 ise, genç seçmenler içinde yüzde 25’ten fazla” diyor.

TEAM Direktörü Tol da “genç Kürt seçmenin” önemini şu sözlerle aktarıyor:

“2023 seçimlerinde yüzde 10’un üzerinde bir oranda seçmen ilk kez oy kullanacak. Yeni seçmenin iktidara desteği belirgin düzeyde daha düşük. Kürt seçmenler arasında ise hem yeni seçmen oranı Türkiye ortalamasından daha yüksek hem de iktidar desteği daha da düşük. Dolayısıyla Kürtler arasında genelde gençler özelde de yeni seçmenler iktidarın oy kaybının önemli unsurlarından.”

HDP’siz denklem mümkün mü?

Öte yandan, son dönemde HDP’siz cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaya yönelik bazı olası denklemlerin konuşulduğu da göze çarpıyor. Peki bu matematik olarak mümkün mü?

Ruhavioğlu, HDP’nin oyunun sadece HDP oyu demek olmadığını söyleyerek, bu hususu şöyle açıklıyor:

“(HDP’nin 12 puanı gelmesin, Mansur Yavaş Erdoğan’ı yine de geçer) demek yanlış; çünkü HDP’nin Yavaş karşısında yaratacağı sinerji ya da oraya doğru gelecek bir rüzgarı kesmesi bir sürü başka yeri etkiler. Örneğin Türkiye’de Yavaş’ı sevmeyen solcular HDP desteğiyle oy verebilecek iken, HDP karşısında kaldığında onların da gelmesi zorlaşır.”

HDP’siz denklemlere ilişkin HDP’li üst düzey bir yetkili “Denemesi bedava, ama faturası yüklü olur” sözlerini sarf ediyor.

Tol ise HDP’li seçmenlerin önemli bir çoğunluğunun eğiliminin kolektif kararı izlemek olduğunu söyleyerek, bunun önemini Ankara yerel seçimini hatırlatarak şöyle anlatıyor:

“Yerel seçim öncesi Ankara’da saha araştırmalarımızda HDP’li seçmenlerin ağırlığı Yavaş’a oy vermeyeceğini, oy kullanmayacağını söylüyordu. Ancak muhtemelen Demirtaş’ın bağra taş basma çağrısının karşılık bulmasıyla büyük çoğunluğu Yavaş’a oy verdi. Bugün ise tersi bir kolektif tutum sadece HDP’lileri değil, AKP’den kopan Kürtleri de etkiler. Zira onların kopuş motiflerinde iktidarın milliyetçi söylemleri de önemli bir etken oldu.”

Bu arada HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, partisinin tutumunu dün Muş’ta yaptığı açıklamada “6’lı masa ile bir ittifakımız yok, yapmayı da düşünmüyoruz. Parlamento seçimlerinde bizim kendi ittifakımız var, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise müzakereye açığız. Müzakere ederlerse konuşuruz, etmezlerse başımızın çaresine bakarız, kendi adayımızı çıkarırız” sözleriyle özetledi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’nin ‘Kısa Vadeli Dış Borç’ Stoku 182 Milyar Dolara Yükseldi

Türkiye’nin kısa vadeli dış borç stoku zirve seviyelerdeki seyrini sürdürdü. Orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine bir yıl ya da daha az kalmış dış borç verisi kullanılarak hesaplanan kalan vadeye göre, kısa vadeli dış borç stoku 182 milyar dolar oldu.

Haziran ayında bu kalemde 182,5 milyar dolarla rekor kaydedilmişti. Türkiye’de kısa vadeli dış borç stoku 2021 yıl sonuna göre yüzde 10,7 oranında artışla 134,6 milyar dolara çıktı.

Bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 7,6 oranında artarak 55,3 milyar dolar olurken, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku yüzde 12,2 oranında artarak 49,5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Özel sektörün yurtdışı kredi borcu 162 milyar dolar

Öte yandan Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), dün özel sektörün yurtdışı kredi borçlarına ilişkin verilerini yayınlamıştı. Buna göre;

Temmuz sonu itibarıyla, özel sektörün yurtdışından sağladığı toplam kredi borcu, 2021 yıl sonuna göre 7 milyar dolar azalarak 162 milyar dolar oldu. Vadeye göre incelendiğinde, 2021 yıl sonuna göre, uzun vadeli kredi borcunun 7,1 milyar dolar azalarak 154,5 milyar dolar; kısa vadeli kredi borcunun (ticari krediler hariç) ise 85 milyon dolar artarak 7,6 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiği gözlendi.

Borçluya göre dağılıma bakıldığında, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, bir önceki yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 2,9 milyar dolar, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmaları ise 2,9 milyar dolar azalarak 17,1 milyar dolar seviyesine indi. Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 435 milyon dolar, tahvil stoku da 7 milyon doları azalarak 1,8 milyar dolar oldu. Söz konusu dönemde, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 10,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olaraksa, 2021 yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 142 milyon dolar artışla 4,9 milyar dolara; finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları ise 319 milyon dolar artışla 1 milyar 196 milyon dolar seviyesine yükseldi.

Alacaklıya göre dağılım incelendiğinde, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, temmuz sonu itibarıyla tahvil hariç özel alacaklılara olan borç, bir önceki yıl sonuna göre 2,8 milyar dolar azalarak 104,7 milyar dolar olarak gerçekleşti. Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olarak ise, tahvil hariç özel alacaklılara olan borcun bir önceki yıl sonuna göre 169 milyon dolar artarak 7,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.

Döviz kompozisyonuna bakıldığında, 154,5 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 65,0’ının ABD doları, yüzde 31,6’sının euro, yüzde 1,5’inin Türk Lirası ve yüzde 1,9’unun ise diğer döviz cinslerinden oluştuğu görüldü. 7,6 milyar dolar tutarındaki kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 41,7’sinin ABD doları, yüzde 37,3’ünün euro, yüzde 17,5’inin Türk Lirası ve yüzde 3,5’inin diğer döviz cinslerinden oluştuğu belirlendi.

Sektör dağılımı incelendiğinde, temmuz sonu itibarıyla, 154,5 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli toplam kredi borcunun yüzde 37,7’sini finansal kuruluşların, yüzde 62,3’ünü ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturtu. Aynı dönemde, 7,6 milyar dolar tutarındaki kısa vadeli toplam kredi borcunun yüzde 79,9’unu finansal kuruluşların, yüzde 20,1’ini ise finansal olmayan kuruluşların borcu meydana getirdi.

Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, temmuz sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemelerinin toplam 44,2 milyar dolar tutarında olduğu gözlendi.

Paylaşın

8 Ayda 60 Bin Dükkan Kepenk Kapattı

Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK), verilerine göre 2022’nin ilk 8 ayında kapanan dükkan sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 arttı ve 60 bine yükseldi.

TESK verilerine göre, 2022’nin ilk 8 ayında 60 bin esnaf faaliyetlerini sonlandırdı. 2022’nin ilk 8 ayında kapanan dükkan sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 20 artış göstererek 60 bine ulaştı. 2021 yılının ilk 8 ayında 49 bin 506 esnaf kepenk kapatmıştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, 2022’de her ay ortalama 7 bin 500 esnafın kepenk indirdiğine işaret ederek, “Pandemi döneminin ardından normalleşmeye geçilmesiyle birlikte toparlanmaya çalışan esnaf ne yazık ki ayakta kalamıyor. Ne bayramlar, ne düğün sezonu ne de okulların açılması esnafın işlerini düzeltti” dedi.

350 bin KOBİ icra takibinde

Pandemi döneminden bu yana taşıdıkları borç yükünü hafifletemeyen KOBİ’lerin bankacılık sektörüne olan borçlarının, temmuz ayında önceki aya göre 42,3 milyar TL daha artarak bir trilyon 615 milyar TL’ye yükseldiğini söyleyen Başevirgen, “Masraflar çevrilebilir olmaktan çıktı. Tek çareyi bankalardan kredi kullanmakta bulan KOBİ’lerin borcu, bu yılın ilk 7 aylık döneminde 484 milyar TL arttı. Bu borcun 61 milyar TL’lik kısmı ise KOBİ’lerin bankalara vadesinde ödeyemedikleri bu nedenle de takibe alındıkları borçlardan kaynaklanıyor” bilgisini paylaştı.

Sözcü’den Cem Yıldırım’ın haberine göre CHP’li Başevirgen, “Temmuz ayı itibarıyla  toplam 350 bin KOBİ, ödeyemedikleri kredi borçları yüzünden bankaların icra takibinde bulunuyor” ifadelerini de kullandı.

Paylaşın

“Altılı Masa’da Çatlak Var” İddialarına Kılıçdaroğlu’ndan Yanıt

“Altılı Masa’da çatlak var” iddialarına yanıt veren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile arasında herhangi bir sorun olmadığını söyledi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Altılı Masa’nın ortak cumhurbaşkanı adayının kimin olacağı konusunda ise, “Cumhurbaşkanı adayının kim olacağını 6’lı Masa kararlaştıracak” dedi.

CHP ve İYİ Parti arasında ‘HDP’ye bakanlık’ tartışması ve ‘Mansur Yavaş’ın adaylığına ilişkin tartışmalardan çatlak olduğu iddia edilmişti.

“Ülkede yaşamsal sorunlar var”

Bu iddiaların ardından Halk TV yazarı Fikret Bila, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na “İYİ Parti lideri Meral Akşener ile veya diğer liderlerle aranızda bir sorun var mı?” diye sordu.

Bila, Kılıçdaroğlu’nun “Hayır. Saray’ın beslemesi olanlar sürekli sorun varmış gibi yazıp, çizip, konuşuyorlar. Hayır bizim aramızda sorun yok. 6’lı masada bir çatlak yok. Sayın Akşener de bunu söyledi. Zaten bizim birbirimizle kavga etmek lüksümüz de yok. Ülkenin temel sorunlarını çözmek, Türkiye’ye güçlendirilmiş parlamenter sisteme taşımak konusunda kararlıyız. Ülkede yaşamsal sorunlar var. Demokrasi sorunu var. Ekonomi sorunu var. Adalet sorunu var. Bu sorunlar 85 milyonu ilgilendiren sorunlar. Biz 6 lider olarak bu soruları çözmeyi ortak hedef olarak görüyoruz. Bu hedefe kilitlenmiş durumdayız” dediğini ifade etti.

Bila’nın yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Kılıçdaroğlu’na, 6’lı Masa’da ortak cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunun konuşulup konuşulmadığını da sordum.

Bu soruma da “Hayır” yanıtını verdi, “Cumhurbaşkanlığı adayı konusunda isim konuşulmadı. Ancak cumhurbaşkanı adayının taşıması gereken özellikler konuşuldu. Bizde bunu zaten kamuoyuna açıkladık. Cumhurbaşkanı adayının hangi niteliklere sahipolması gerektiğini duyurduk ama isim hiç konuşmadık. Daha önce de ifade ettiğim gibi cumhurbaşkanı adayının kim olacağını 6’lı Masa kararlaştıracak.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

“MİT Başkanı Hakan Fidan, Şam’da Suriyeli Mevkidaşı İle Görüştü” İddiası

MİT Başkanı Hakan Fidan’ın Şam’daki Suriye İstihbarat Başkanı Ali Memlük ile son haftalarda birkaç görüşme yaptığı iddia edildi. Görüşmede her iki ülke istihbarat başkanları, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanlarının nasıl bir araya gelebileceklerini ele aldığı ifade edildi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, aralarında Türk yetkililerin de olduğu dört kaynağa dayandırdığı haberinde Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan’ın Şam’daki Suriye İstihbarat Başkanı Ali Memlük ile son haftalarda birkaç görüşme yaptığını yazdı.

Habere göre görüşmede her iki ülke istihbarat başkanları, Türkiye ve Suriye dışişleri bakanlarının nasıl bir araya gelebileceklerini ele aldı.

Türk yetkili, “Rusya, Suriye ve Türkiye’nin aralarındaki sorunları aşmasını ve hem Türkiye’nin hem de Suriye’nin kendi çıkarına olan bazı anlaşmalara varmasını istiyor” dedi.

Türk yetkiliye göre en büyük zorluklardan biri Türkiye’nin Şam’la yapılacak görüşmelere Suriyeli isyancıları da dahil etme isteği.

Türk güvenlik yetkilisi, Rusya’nın Ukrayna’ya odaklanmak için Suriye’deki askeri varlığının bir kısmını kademeli olarak geri çektiğini ve Suriye’de “siyasi çözümü hızlandırmak” için Türkiye’den Esad ile ilişkilerini normalleştirmesini istediğini söyledi.

Şam’a yakın bir kaynak ise Rusya’nın Suriye’yi görüşmelere katılmaya zorladığını, zira Moskova’nın Ukrayna’ya yeniden kuvvet kaydırmak zorunda kalması halinde Esad’ın ve kendisinin pozisyonunu sağlamlaştırmaya çalıştığını söyledi.

Paylaşın