İhtiyaç Kredilerinde Faizler Yüzde 60’ı Buldu

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), faiz indirimine devam ederken, krediye ulaşım sorunları devam ediyor. Vatandaşların kullandığı ihtiyaç kredilerinde faizler yüzde 60’ı buluyor.

Merkez Bankası (TCMB) politika faizini yüzde 12’ye çekti ancak kredi faizleri ile arasında açılan makas yine kapanmadı. Merkez Bankası’nın geçen ay zorunlu karşılıklar ile yaptığı düzenleme ticari kredi faizlerinin düşmesine yol açtı fakat aynı durum tüketici kredilerine yansımadı.

Yüzde 60 faiz

Kârlarını katlayarak artıran bankalarda tüketici kredi faizleri yüzde 60 bandına kadar çıkmış durumda. Yurttaşlar, ihtiyaç kredilerinde yıllık yüzde 27 ile yüzde 60’a varan oranlarda maliyetle karşı karşıya kalırken, bu oran konut kredilerinde yüzde 15’den başlayıp yüzde 49’lara kadar çıkmış durumda.

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre; kamu bankalarında sıfır konuta yüzde 1,20, ikinci el konutta yüzde 1,29 olan krediler “zor” onaylanırken, bazı kamu bankaları da 200 bin TL üzeri konut kredisi vermiyor. Bu durumda kamu bankalarında uygulanan düşük faiz, kredi kullandırım hacmine aynı ölçüde yansımıyor. KOBİ’ler ise yüzde 50’leri bulan yıllık maliyetlerle kredi bulabiliyor. Üstelik bankalar kredi verme konusunda da oldukça isteksiz davranıyor.

Bileşik referans oranı

20 Ağustos itibarıyla bankalar kredi faizinde, TCMB tarafından belirlenen ve son olarak yüzde 16,32 olan yıllık bileşik referans oranının 1,4 katı olarak uyguladıkları krediler için yüzde 20 menkul kıymet tesisi yapmak zorundalar.

TCMB’nin bu kararı ticari kredi faizlerinin yüzde 30’u aşmasını neredeyse imkansız hale getirince bankalar bu kez kredi tahsis ücreti ve yüksek komisyonlar uygulamaya başladı. Bu uygulama ile rotatif krediler kamuda 18,50-19 seviyelerine, özel bankalarda ise yüzde 20-21 seviyelerine geriledi. Son olarak bankaların ticari krediler için müşterilerinden bloke mevduat teminatı da talep ettikleri belirtiliyor.

Paylaşın

İmamoğlu, Yavaş Ve Soyer’den Kılıçdaroğlu’na Destek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İzmir’de gerçekleşen CHP Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grubu tarafından düzenlenen 27. Dönem 5. Çalışma ve Değerlendirme Toplantısı’nda partililere seslendi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, buradaki konuşmasında, “Şunu da artık bilmek zorundayım, siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’nun sorusuna, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ve bir çok partiliden destek geldi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, sosyal medya hesabından “Her koşulda Sayın Genel Başkanımızın #yanındayım” dedi.

ABB Başkanı Yavaş, sosyal medya hesabından, “Adil yarınlar, huzurlu bir gelecek için her zaman yanınızdayım” ifadelerini kullandı.

İBB Başkanı Soyer ise, sosyal medya hesabından, “Umut, barış ve adalet dolu bir Türkiye için Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’nun yanındayım” dedi.

Kılıçdaroğlu ne demişti?

“Ben sürekli yürümeye ve ilerlemeye kararlıyım ve hiçbir şey beni inandığım yoldan geri çeviremez. Bu ülkeyi seven insanların, gerçek vatanseverlerin umutları ve duaları her yerde bizimle birlikte yürüyor buna inanın. Ve yine buna inanın bu mücadelede halk düşmanlarını birlikte yeneceğiz ve özgürlük, doğruluk, adalete susamış halkımıza kurtuluşu beraber getireceğiz.

Şunu da artık bilmek zorundayım, siz gerçekten benimle birlikte misiniz? Bazılarınızın sesi çıkmıyor, bazılarınızın da isteyerek veya istemeyerek zarar verdiğini de görüyorum. Artık karar verin. Bu halk düşmanlarını beraber yenecek miyiz, yenmeyecek miyiz? Benimleyseniz, benimle olduğunuzu artık hissetmek istiyorum. Sırtımı size yaslayacağımı bilmek istiyorum.”

Paylaşın

Erdoğan İçin Yeni ‘İmaj’ Çalışması

20 yılın sonunda iktidar oylarında ciddi oranda erimenin yaşanması üzerine Erdoğan’ın PR ekibinin kolları sıvadığı öğrenildi. Seçimler öncesi yeni elbisenin deneme provaları ABD Central Park ve Reuters muhabiri üzerinden yapılırken, kamuoyundan gelen dönüşlere göre yol haritasının çizileceği kaydedildi.

Milli gazeteden Bünyamin Güler’in haberine göre, seçimlere on aydan az bir süre kala Erdoğan’ın PR ekibi hummalı bir çalışmanın içerisine girdi. Erdoğan’a yeni dönemde yeni bir elbise dikmeye çalışan ekip, ilk provalarını da gerçekleştirdi. ABD Central Park’ta yok denecek kadar korumayla gezintiye çıkan Erdoğan, parktaki yurttaşlarla sohbet etti. Yurtiçi ve yurtdışı gezilerinde yüzlerce koruma ordusu ve araçla gezdiği bilinen Erdoğan’ın ABD’deki korumasız gezintisi dikkat çekmişti.

Yeni bir imaj çalışması

Öte yandan BM’nin 77’nci Genel Kurulu için bulunduğu ABD’de Erdoğan’ın Reuters muhabiriyle muhabbetinin de PR çalışmasının bir parçası olduğu ifade ediliyor. Reuters muhabirinin soru soracağını gören Erdoğan’ın muhabiri yanına çağırarak, sorularını esprili bir şekilde cevaplandırması sosyal medyada gündem olmuştu. Erdoğan’ın hem Central Park’ta korumasız dolaşması hem de muhabire esprili bir şekilde takılması PR ekibinin yeni imaj çalışması olarak değerlendirildi.

Türkiye’de de provaları yapılacak!

Erdoğan’ın özellikle ‘One Minute’ olayıyla yükselen sert mizacı kamuoyu tarafından beğeniliyordu. Ancak 20 yılın ardından sert üsluplu siyasetçilerden ve siyaset anlayışından bunalan halk bağırmayan, çağırmayan halkla konuşabilen siyasetçi modeli görmek istiyor. Bunu fark eden Erdoğan’ın PR ekibinin de Erdoğan’a bu yönde yeni bir elbise dikmeye başladığı ve ilk provalarını ise ABD’de yaptığı belirtiliyor. Benzer provaların Türkiye’de de önümüzdeki haftalarda yapılması bekleniyor.

Paylaşın

Türkiye, ‘Küresel Refah Endeksi’nde 167 Ülke İçinde 93. Sırada

Türkiye, Legatum Enstitüsü tarafından hazırlanan Küresel Refah Endeksi 2021 sonuçlarına göre, 167 ülke içinde 93. sırada yer alıyor. Endeks 12 temel alanda 300 gösterge incelenerek hazırlanıyor.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, dünyada refahın en yüksek olduğu ülkeler ise İskandinav ülkeleri. Batılı ülkeler de endekste iyi konumda bulunuyor. Refah endeksinde Türkiye’yi geride bırakan birçok ülkenin dünya ekonomisindeki payı ve kişi başına milli gelirinin Türkiye’den daha düşük olması dikkat çekiyor.

Londra merkezli düşünce kuruluşu Legatum Enstitüsü her yıl Küresel Refah Endeksi yayımlıyor. Endeks 167 ülkenin global refah düzeyini şu 12 temel gösterge üzerinden analiz ediyor:

Emniyet ve güvenlik, kişisel özgürlük, yönetim, sosyal sermaye, yatırım ortamı, girişimcilik şartları, pazara erişim ve altyapı, ekonomik kalite, yaşam koşulları, sağlık, eğitim ve doğal çevre. Endeks bu temel alanlarda 300 göstergeyi inceleyerek ülkelerin refah seviyesini ölçmeyi amaçlıyor. Peki, dünyada refah seviyesinin en yüksek olduğu ülkeler hangisi?

Legatum Global Refah Endeksi 2021 yılı verilerine göre zirvede 84 puanla Danimarka ve Norveç bulunuyor. İsveç, Finlandiya ve İsviçre 83 puanla bu ülkeleri takip ediyor. Türkiye ise 167 ülke içinde 56 puan ile 93. sırada.

Kürese Refah Endeksi’nde diğer bazı ülkelerin sıralamadaki yeri ise şöyle: Hollanda 6, Almanya 9, İngiltere 13, ABD 20, Fransa 22, Malezya 42, Yunanistan 43, Bulgaristan 48, Gürcistan 53, Çin 54, Ermenistan 55, Kuzey Makedonya 60, Arnavutluk 69, Bosna-Hersek 76, Azerbaycan 86.

Türkiye komşularından sadece İran (123), Irak (141) ve Suriye’den (158) daha iyi konumda. Ayrıca Balkan ve Doğu Avrupa ülkelerinin Türkiye’den çok daha yüksek refah seviyesine sahip durumda. Listenin sonunda ise 29 puanla Güney Sudan var.

Paylaşın

8 Ayda Kapanan Şirket Sayısı 13 Bin 798’e Yükseldi

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), ağustos ayına ilişkin kurulan ve kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre, geçen ay bin 784 şirket kapandı ve yılın ilk 8 ayında kapanan toplam şirket sayısı 13 bin 798’e yükseldi.

Bir önceki aya göre kapanan şirket sayısı yüzde 8, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 9,7 artarken, kapanan kooperatif sayısı yüzde 6,6 azaldı.

Yıllık artış yüzde 29 

Yıllık bazda ise Ağustos 2022’de kapanan şirket sayısı 2021’in aynı ayına göre yüzde 29, kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 11,6 oranında artarken; kapanan kooperatif sayısı ise yüzde 37,7 azaldı.

Sözcü’de yer alan habere göre; 2022’nin ilk 8 ayında ise 2021’in ilk 8 ayına göre kapanan şirket sayısında yüzde 70,2, kapanan kooperatif sayısı yüzde 39 ve kapanan gerçek kişi ticari işletme sayısında yüzde 6,1 yükseldi.

Kurulan şirket sayısı arttı

TOBB verilerine göre, bir önceki aya göre kurulan şirket sayısı yüzde 46,1, kurulan kooperatif sayısı yüzde 56,2 ve kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 38 oranında arttı.

Ağustos 2022’de Ağustos 2021’e göre kurulan şirket sayısı ise yüzde 38,5 kurulan kooperatif sayısı yüzde 96,9 ve kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 13,9 oranında arttı.

Yılın ilk 8 ayında, 2021’in ilk 8 ayına göre kurulan şirket sayısı yüzde 23,3 ve kurulan kooperatif sayısı yüzde 28,4 artarken, kurulan gerçek kişi ticari işletme sayısı  ise yüzde 7,5 azaldı.

Buna göre, ağustosta 12 bin 382 şirket kuruldu ve yılın ilk 8 ayında toplam 87 bin 755 şirket kurulmuş oldu.

Toptan ve perakende işletmeleri çoğunlukta

Öte yandan, Ağustos 2022’de şirket ve kooperatiflerin 4 bin 257’si ticaret, bin 824’ü imalat ve bin 436’sı inşaat sektöründe kuruldu. Kurulan gerçek kişi ticari işletmelerinin; 881’i toptan ve perakende ticaret motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 540’ı inşaat, 215’i imalat sektöründe yer aldı.

Ağustos’ta kapanan şirket ve kooperatiflerin; 579’u toptan ve perakende ticaret, motorlu taşıtların ve motosikletlerin onarımı, 244’ü imalat, 234’ü inşaat sektöründe yer aldı.

Paylaşın

80 Yazardan ‘Emek ve Özgürlük İttifakı’na Destek

Emek ve Özgürlük İttifakı’na destek veren yazarlar tarafından yaptıkları açıklamada, “Emek ve Özgürlük İttifakı uzun bir tarihe ve mücadele birikimine yaslanan iki güzel ifadeyi sahiplenerek yola çıktı. Yaktığınız bu umut ışığını aşağıda imzası bulunan edebiyatçılar olarak selamlıyoruz” ifadelerine yer verdiler.

Açıklamanın devamında, “Bugün herkesin umut kadar güven duymaya da ihtiyacı var. Varoluşumuzu zenginleştirecek, yıkıma uğramış insanlığımızı yeniden yüceltecek, dünyaya ve hayata koşulsuz ve ön yargısız kendini açarak, yenileyici ve iyileştirici bir rol oynayacak, hayatın karmaşasını kavrama cesaretine sahip, özgürlüğe, eşitliğe ve barışa açılacak bir kapıdan çok, bu kavramların ta kendisi olacak yaratıcı bir oluşumun beklentisi ve ümidi içindeyiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bu duygularla kutluyoruz. Önümüzdeki uzun yol, açık ve aydınlık olsun.” denildi.

Murathan Mungan, Oya Baydar, İnci Aral, Latife Tekin ve Zülfü Livaneli’nin de aralarında bulunduğu 80 yazar, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yarın (24 Eylül) Haliç Kongre Merkezi’nde yapacağı halk buluşması öncesinde desteğini açıkladı.

Açıklamada, “Türkiye’nin yoksulluk ve baskı sarmalında boğulduğu, bilim ve sanatın hiç olmadığı kadar saldırıya uğradığı” vurgulandı:

Emek ve Özgürlük İttifakı uzun bir tarihe ve mücadele birikimine yaslanan iki güzel ifadeyi sahiplenerek yola çıktı. Yaktığınız bu umut ışığını aşağıda imzası bulunan edebiyatçılar olarak selamlıyoruz.

Bugün herkesin umut kadar güven duymaya da ihtiyacı var. Varoluşumuzu zenginleştirecek, yıkıma uğramış insanlığımızı yeniden yüceltecek, dünyaya ve hayata koşulsuz ve ön yargısız kendini açarak, yenileyici ve iyileştirici bir rol oynayacak, hayatın karmaşasını kavrama cesaretine sahip, özgürlüğe, eşitliğe ve barışa açılacak bir kapıdan çok, bu kavramların ta kendisi olacak yaratıcı bir oluşumun beklentisi ve ümidi içindeyiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bu duygularla kutluyoruz. Önümüzdeki uzun yol, açık ve aydınlık olsun.”

İmzalar:

Adnan Özyalçıner, Ahmet Telli, Ahmet Ümit, Akın Olgun, Akif Kurtuluş, Altay Öktem, Aslı Tohumcu, Asuman Susam, Ayşegül Devecioğlu, Ayşen Sarıbaş, Bilsen Başaran, Bülent Tekin, Cevat Çapan, Çetin Yiğenoğlu, Deniz Durukan, Dilek Özkan, Dilruba Erenler, Dizdar Karaduman,  Emel İrtem, Eylem Can, Fatma Aras, Fergun Özelli, Figen Şakacı, Gamze Arslan, Gaye Boralıoğlu, Gökçer Tahincioğlu, Gökhan Tuncay, Gülce Başer, Güler Sürücü,

Hande Baba, Hasan Öztoprak, Hatice Meryem, Hayri K. Yetik, Hicri İzgören, Hüsnü Arkan, İnci Aral, Kamil Tekin Sürek, Kerim Akbaş, Latife Tekin, M. Mahzun Doğan, Mahir Ünsal Eriş, Mazlum Çetinkaya, Mehmet Özceylan, Mehmet Sait Aydın, Mehtap Ceyran, Meral Şimşek, Murat Uyurkulak, Murathan Mungan, Mustafa Köz, Nalan Çelik, Namık Kuyumcu, Neşe Yaşın, Neval Savak, Niyazi Zorlu, Nuray Gök Aksamaz,

Oğuz Tümbaş, Olcay Özmen, Oya Baydar, Oylum Yılmaz, Ömer Asaf Tosun, Özer Akdemir, Özgün E. Bulut, Özgür Zeybek, Rahmi Emeç, Sema Kaygusuz, Semih Gümüş, Serdar Koçak, Şaban Ol, Şebnem İşigüzel, Şevki Özdemir, Tahir Şilkan, Tuğrul Keskin, Turan Horzum, Turgut Üzüm, Ünal Ersözlü, Vecdi Erbay, Yelda Karataş, Yücelay Sal, Zübeyde Seven Turan, Zülfü Livaneli.

Paylaşın

Merkez Bankası Neden Faiz İndiriyor?

Sene başından beri yaklaşık 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına gitti. Dünyanın geri kalanı “büyüme pahasına enflasyonla mücadele” tercihi yaparken, Türkiye “enflasyon pahasına büyüme” ile tercihini bunun tam tersi yönde kullanıyor. Böyle bir alternatif var mı? Dünyanın geri kalanı büyümeyi bizim kadar istemiyor olabilir mi? 

Koç Üniversitesi’nden Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe için değerlendirdi.

Sene başından beri yaklaşık 90 ülkenin merkez bankası faiz artışına gitti. Bu ülkelerin de yaklaşık yarısı tek seferde en az 75 baz puan, yani tecrübe ettikleri enflasyonun yaklaşık onda biri kadar faiz artışına gittiler.

Hafta içinde ABD Merkez Bankası FED’in 75 baz puanlık son faiz artışından bir gün sonra ise TCMB 100 puanlık bir faiz indirimine gitti.

Dünyanın geri kalanı “büyüme pahasına enflasyonla mücadele” tercihi yaparken, Türkiye “enflasyon pahasına büyüme” ile tercihini bunun tam tersi yönde kullanıyor. Böyle bir alternatif var mı? Dünyanın geri kalanı büyümeyi bizim kadar istemiyor olabilir mi?

Enflasyonla mücadele için bunca ülke faiz artırırken biz ısrarla faiz indirimlerine devam ediyorsak ve bunun sonucunda enflasyonumuz onlardan kat kat yukarıdaysa ‘Nerede hata yaptık? Onlar bizim bilmediğimiz neyi görüyor da faiz artırıyor?’ diye sormakta fayda var.

Bu sorulara en net cevabı Çarşamba günkü basın toplantısı sonrasında faiz artışının gerekçelerini anlatan FED Başkanı Jerome Powell veriyor. Şöyle diyor Powell:

“Yüksek faiz sonucu yavaşlayan büyüme ve zayıflayan istihdam piyasası, hizmet ettiğimiz halk için sıkıntılıdır. Ancak bu sıkıntı, fiyat istikrarı sağlamayı beceremeyip sonrasında tekrar çaba vermenin yaratacağı sıkıntı kadar büyük değildir.“

FED, sene başından beri yaptığı faiz artışlarının ekonomiyi yavaşlatma riskine karşı daha fazla faiz artışına gitmemek ve hatta bir an önce faiz indirimlerine başlamak konusunda piyasaların yoğun baskısı altında.

Powell’ın cevabı bu baskılara bir cevap niteliğinde. Bugün başladığımızı işi yarım bırakır fiyat istikrarını sağlayamazsak ileride daha büyük bir bedel öderiz diyor ve geri adım atmıyor.

Enflasyonu düşürme adına önce faiz artırımlarına gitmek, sonrasında gelen baskılar sonucu yeterli sabrı gösteremeyip yarı yolda faiz indirimlerine başlamak ve nihayetinde daha yüksek bir enflasyonla yüzleşmek bu topraklarda oldukça aşina olduğumuz bir kavram. Bugün geldiğimiz noktada ise artık usulen de olsa faiz artışı bile söz konusu değil.

Bizimle aynı gruba girebilecek ülkelerde ve hatta savaşın ortasındaki Rusya’da bile enflasyonun bizden 65-70 puan daha düşük olması da tesadüf değil.

İşin acı tarafı, 2021 son çeyreğinden bu yana ekonomiyi desteklemek için faizler düşürülüp enflasyon 60 puan üzerinde artarken mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış işsizlik sadece 1 puan azalmış.

Çünkü bir taraftan verilen tüm destekler ve kaynak aktarımları ile ekonomi canlı tutulmaya çalışılırken diğer yandan enflasyon büyüme üzerinde daraltıcı etki yapıyor ve istihdamı aşağı çekiyor.

Herkes ister ki büyüme olsun, pasta büyüsün, herkesin pastadan aldığı dilim artsın.

Ancak enflasyonu göz ardı edip enflasyonu dizginleyici politikalar uygulamazsanız bu dönüp dolaşıp ekonomik büyümeyi vuruyor. Enflasyonist ortamda büyüme olsa bile gelir dağılımı bozulduğu için dar gelirli kesimler bunu hissedemiyorlar. Pastadan aldıkları dilim büyümek şöyle dursun küçülüyor.

Powell ve gıyabında enflasyonist baskıları bertaraf edebilmek için faiz artışına giden merkez bankalarının temel gerekçesi bu.

Enflasyonun maliyeti ve faiz artışının maliyeti

Merkez bankaları karar alırken iki maliyeti karşılaştırıyorlar. Bunlardan birincisi faiz artışının getirdiği maliyet. Faiz artışı borçlanma maliyetini artırmak suretiyle talebi yavaşlatır. Talepteki yavaşlama enflasyonist baskıları aşağı çeker.

Öte yandan üretimdeki yavaşlama istihdam kaybına sebep olur ki Powell’ın bahsettiği sıkıntı da bu.  Ancak yine Powell’ın basın toplantısında bahsettiği gibi: Keşke enflasyonu düşürmenin acısız bir yolu olsaydı, ancak maalesef yok.

Sıkı para politikasının maliyetini terazinin bir kefesine koyan merkez bankaları diğer kefeye ise sıkı para politikası uygulamayıp enflasyonun kontrolden çıkmasının yarattığı maliyeti koyuyorlar.  Çünkü nasıl ki faiz artırımı ekonomiyi yavaşlatıyorsa enflasyon da ekonomiyi yavaşlatıyor ve istihdam kaybı yaratıyor. Daha da önemlisi enflasyon sebebi ile gelen istihdam kaybı kalıcı oluyor.

Enflasyon, ekonomiyi boğarak ve kontrolsüz bir şekilde yavaşlatır. Alım gücünü eritir, halkı yoksullaştırarak talebi zayıflatır. Yavaşlayan üretim istihdam kaybını beraberinde getirir.

Enflasyon sebebiyle  gelen zoraki yavaşlamanın,  faiz artırımı yolu ile gelen kontrollü yavaşlamadan önemli bir farkı vardır. Faiz artırmak sureti ile soğuyan ekonomi nihai olarak enflasyonu aşağı çeker.  Enflasyon sebebiyle yavaşlayan bir ekonomide ise enflasyon asılı kalır, kendi kendine düşmez.

Yani her iki senaryoda da ekonomide bir yavaşlama kaçınılmaz iken aradaki temel fark “fiyat istikrarı” dır. Fiyat istikrarı getiren “kontrollü yavaşlama” merkez bankasının sürdürülebilir büyümeye vereceği en önemli katkıdır.

Çünkü fiyat istikrarı düşük faiz ve makroekonomik istikrar getirir.  Kalıcı düşük faiz ve istikrar yatırım iştahındaki artışı, bu da potansiyel büyüme oranında ve istihdamda artışı destekler.

Oysa enflasyon sebebiyle yavaşlamak zorunda bırakılan bir ekonomi üretim kapasitesinde benzer bir artış yaşayamaz. Bir başka deyişle, enflasyon sadece bugünkü büyümeyi vurmakla kalmaz, ülkenin ileriye yönelik olarak üretim ve istihdam artışı yaratacak imkanlarını da baltalar.

İşte bu sebeple sıkı para politikası ile enflasyonun önüne geçmek ve sıkı para politikasının maliyetine katlanmak 90 ülke tarafından “daha az maliyetli” bir çözüm olarak görüldüğü için tercih edilmektedir.

Enflasyonu düşürmek merkez bankasının işidir. Merkez bankası en az maliyetli çözümü sunduktan sonra bu maliyeti kimin omuzlanacağı ise siyasi otoritenin kararıdır.

İçinde yaşadığımız yüksek enflasyonla er ya da geç yüzleşeceğimiz gerçeğinden yola çıkarak ekonomik programlarını açıklayan muhalefet partilerinin transfer ödemelerine, işsizlik sigortasına, dolaylı vergilerin azaltılmasına dair planları sıkı para politikasının maliyetini düşürmesi açıdan özellikle kıymetli.

Paylaşın

“Türkiye İle Suriye Yönetimi Arasında Görüşmeler Ekim’de Başlayabilir” İddiası

Suriye’nin hükümet yanlısı el-Vatan gazetesi, Türkiye hükümeti içinde Suriye liderliği ile uzlaşma konusunda süregiden tartışmaları yakından izleyen kaynakların Şam ile diplomatik düzeyde diyalogun muhtemelen önümüzdeki ay başlayacağını söylediklerini bildirdi.

Öte yandan bu yakınlaşma, Suriye’de “muhalif” gruplarının geleceklerinden kaygıya düşmelerine yol açıyor. Londra’dan yayın yapan Şarku’l Avsat, Suriye’nin kuzeybatısındaki muhalif gruplarla bir toplantıda bir araya gelen bir Türk askeri kaynağının, Türk kuvvetlerinin Suriye’nin İdlib valiliği ve Halep kırsalından çekilmesine yönelik bir planının olmadığını söylediğini aktardı.

Bir Suriye muhalefet önderinin Şarku’l Avsat’a verdiği demece göree, “Son günlerde kuzeybatı Suriye’de gerçekleştirilen” bu özel toplantıda birkaç “muhalif” asker ve bir Türk askeri yetkilisi yer alıyordu. Kaynak, toplantıda Ankara ile Şam arasında daha sıcak ilişkiler ve normalleşme planlarına ek olarak Suriye’deki son gelişmelerin ele alındığını söyledi.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihayıl Bogdanov, Moskova’nın Suriye Dışişleri Bakanı Faysal el-Mikdad ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu arasında bir görüşme düzenleme fikrini desteklediğini söyledi.

Suriye’nin hükümet yanlısı el-Vatan gazetesi, Türkiye hükümeti içinde Suriye liderliği ile uzlaşma konusunda süregiden tartışmaları yakından izleyen kaynakların Şam ile diplomatik düzeyde diyalogun muhtemelen önümüzdeki ay başlayacağını söylediklerini bildirdi.

Başta Türkiye’nin Suriye’nin büyük bir bölümünü kontrol altında tutan askerlerini çekmesi konusunda net bir program olmak üzere üzere, tartışma başlıklarında ilerleme sağlanabildiği takdirde iki ülke dışişleri bakanları arasında gelecek ay ya da en geç yıl sonundan önce bir toplantı yapılması söz konusu.

“Muhalifler” yakınlaşmadan kaygılı

Bu yakınlaşma, Suriye’de “muhalif” gruplarının geleceklerinden kaygıya düşmelerine yol açıyor. Londra’dan yayın yapan Şarku’l Avsat, Suriye’nin kuzeybatısındaki muhalif gruplarla bir toplantıda bir araya gelen bir Türk askeri kaynağının, Türk kuvvetlerinin Suriye’nin İdlib valiliği ve Halep kırsalından çekilmesine yönelik bir planının olmadığını söylediğini aktardı.

Kaynağa göre, bu bölgelerdeki Türk kuvvetleri “tamamen muharip birliklerden oluşuyor” ve Astana Anlaşması çerçevesinde Türkiye ve Rusya arasında 2020 başlarında imzalanan bir anlaşma uyarınca konuşlandırılıyor.

Bir Suriye muhalefet önderinin Şarku’l Avsat’a verdiği demece göre, “Son günlerde kuzeybatı Suriye’de gerçekleştirilen” bu özel toplantıda birkaç “muhalif” asker ve bir Türk askeri yetkilisi yer alıyordu. Kaynak, toplantıda Ankara ile Şam arasında daha sıcak ilişkiler ve normalleşme planlarına ek olarak Suriye’deki son gelişmelerin ele alındığını söyledi.

Rusya, Türkiye ve İran Dışişleri Bakanları buluştu

Rojava’da yayın yapan dijital haber mecrası North Press’in haberine göre Çarşamba günü geç saatlerde, Türkiye, Rusya ve İran Dışişleri Bakanları, Suriye’deki durumu görüşmek üzere New York’taki BM Genel Kurulu’nun 77 oturumuna (BMGK 77) ara verildiği sırada bir araya geldi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Sergey Lavrov’un İranlı mevkidaşı Hüseyin Amir-Abdullahyan ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile Astana formatında üçlü bir görüşmede Suriye’deki mevcut durumu ele aldığı belirtildi.

Lavrov, 11 yıldır iç savaşın harap ettiği Suriye’ye istikrar getirmenin gerekliliğini vurguladıklarını söyledi. Lavrov’a göre, görüşmede Suriye ve çevresindeki mevcut durumla ilgili görüş alışverişinde bulunularak, sahada sürdürülebilir istikrar, Suriye’nin birlik, egemenlik ve bağımsızlığını korumaya dayalı güvenlik ve barış sağlamanın gerekliliği vurgulandı.

Dışişleri Bakanlığı Mevlüt Çavuşoğlu, kapalı kapılar ardında gerçekleşen toplantıya BM Suriye Özel Temsilcisi Geir Pederson’ın katıldığını söyledi. Çavuşoğlu, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Suriye krizine siyasi bir çözüm bulmak için diplomatik çabalarını sürdürdüklerini” söyledi.

Üç dışişleri bakanı, Suriye krizine ve kuzeybatı Suriye’deki gerilimi düşürmeye yönelik bir çözüm için çaba göstermek üzere oluşturulduğu söylenen Astana anlaşması garantör devletlerini temsil ediyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

8 Ayda İşsizlik Ödeneğine Başvuran Sayısı 1.1 Milyonu Aştı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan “Utanmadan sıkılmadan işsizlik var diyorlar” dese de yılın ilk 8 ayına ilişkin veriler Erdoğan’ı yalanladı. Öyle ki bu yılın ilk 8 ayında çalışırken işten atılan ve işsizlik ödeneğine başvuran kişi sayısı 1 milyon 105 bin 947 oldu. Böylece 8 aylık dönemde her ay 138 bin 243 kişi, her gün ise 4 bin 608 kişi işten atılmış oldu.

Konu hakkında açıklamalarda bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, “Bakan Nebati her ne kadar Türkiye’nin büyüdüğünü, istihdamın arttığını söylese de resmi veriler bunun tam tersini iddia etmeye devam ediyor. Sadece temmuz ve ağustos ayında yani bir aylık dönemde işten çıkartılanların sayısı ise 140 bin 889 kişi oldu” dedi.

Bu yıl şu ana kadar en çok işten atılmaların olduğu şehrin 236 bin 400 kişi ile İstanbul olduğunu anlatan Ağbaba, “İstanbul’u 73 bin 440 kişi ile Ankara ve 58 bin 121 işten atılmayla İzmir izledi. Sanayinin yoğun olduğu Bursa ‘da 47 bin 84 kişi işten atılırken, Kocaeli’de bu yıl içerisinde işten atılanların sayısı ise 30 bin 718 olarak kayıtlara geçti” diye konuştu.

İşsiler kaderlerine terk ediliyor

Ocak-ağustos ayları arasında 1 milyon 105 bin 947 kişi işten atıldığı için işsizlik ödeneğine başvuru yaparken, başvuru yapanların sadece 538 bin 798’i ödenek almaya hak kazandı. Bu durumda işten atılanların neredeyse yarısı ödenek almaya hak kazanamadı. Türkiye’de işsizlik sigorta fonu işsizlerden çok işverenlere ve yandaş sermayeye kaynak olarak aktarılırken, işsizler ve işten atılanlarda bizzat iktidar tarafından kendi kaderlerine terk ediliyor.

Paylaşın

İran’da ‘Mahsa Amini’ Protestolarında Can Kaybı 17’ye Yükseldi

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolarda toplam 17 kişinin hayatını kaybettiği duyuruldu.

Haber Merkezi / Çatışmalarda ölenler arasında üç güvenlik görevlisinin de olduğu öne sürüldü. Güvenlik güçlerinin protestoculara açtığı ateş sonucu hayatını kaybedenlerden birinin 16 yaşındaki bir erkek olduğu belirtildi.

Bu arada Oslo merkezli bir STK olan İran İnsan Hakları ise İran güvenlik güçlerinin müdahalelerinde en az 31 sivilin öldüğünü iddia etti.

İran İnsan Hakları Direktörü Mahmud Amiri Mughaddam, “İran halkı temel haklarını ve insanlık onurunu elde etmek için sokaklara çıktı. Ve hükümet onların barışçıl protestolarına kurşunla karşılık veriyor” dedi.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen genç kadın erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

VoA’nın haberine göre genç kadının karakolda ölümünü eleştiren sosyal medya yorumcuları arasında, sözünü sakınmamasıyla tanınan reformcu eski milletvekili Mahmud Sadıki, Ayetullah Ali Hamaney’i olayla ilgili kamuoyuna açıklama yapmaya çağırdı.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Paylaşın