Emek ve Özgürlük İttifakı ‘Kilit’ Konumda

Türkiye İşçi Partisi (TİP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP),   ve Toplumsal Özgürlük Partisi’nin (TÖP) oluşturduğu “Emek ve Özgürlük İttifakı” resmen kuruldu.

“Hep birlikte başaracağız” sloganıyla İstanbul’da ilan edilen ittifakın deklarasyonunda ekonomiden yoksulluğa, Kürt meselesinden temel hak ve özgürlüklere kadar çok sayıda başlık yer aldı.

Türkiye siyasal yaşamında seçimlere girerken üçüncü ittifak olarak ilan edilen “Emek ve Özgürlük İttifakı”nın seçimlere etkisi de merak konusu. Kamuoyu araştırmacılarına göre ittifak özellikle cumhurbaşkanlığı seçimleri için “kilit” konumda.

‘Emek Ve Özgürlük İttifakı doğru bir stratejiyle soluk getirebilir’

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’a konuşan Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi Genel Koordinatörü Derya Kömürcü’ye göre gelecek seçimler bir tür rejimin oylanacağı, cumhurbaşkanlığı seçiminin ağırlıklı olacağı bir seçim olacak. Bu durumun Emek ve Özgürlük İttifakı’na imkân sağladığını belirten Kömürcü, “Altılı Masa’nın yaptığı muhalefetten memnun olmayan seçmen grubu çok rahatlıkla cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin ortak adayına oy verebilir ama diğer tarafta HDP, EMEP, TİP gibi partilerin olduğu daha çok ‘hesaplaşmanın’ altını çizen partilere oy verebilirler. Bu yeni ittifak o seçmen grubunun dikkatini çekebilir” dedi.

Yaptıkları araştırmalarda HDP’nin oy oranının düşmediğini, “İktidar barajı yüzde 10’dan 7’ye indirip HDP’ye destek veren metropollerdeki daha demokrat, sol, sosyalist insanların HDP’den oylarını çekmesini beklediyse böyle bir şey görmüyoruz” ifadeleriyle açıklayan Kömürcü’ye göre ittifakın yüzde 12’nin üzerinde bir oy potansiyeli bulunuyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın “doğru bir stratejiyle” yeni bir soluk getirebileceğini belirten Kömürcü, “doğru stratejiyi” ise şu ifadelerle açtı:

“HDP uzunca zamandır çok zor siyaset yapıyor. Tarihsel olarak güçlü olduğu bölgelerde gücünü koruyor ama Türkiye partisi olmak açısından ciddi sıkıntılar yaşıyor. İktidarın baskılarından da kaynaklı marjinalleştirildi. O anlamda bu ortaklaşma ittifaka yeni bir açılım sağlayabilir. Tüm Türkiye’ye söz söyleyebilen bir siyasal yapı olarak seçmenlerin karşısına çıkabilir. HDP, ismiyle seslenemeyeceği, oy alamayacağı seçmenlerden diğer bileşenlerin isimleriyle daha kolay oy alabilir. “

‘Kimse hayal kurmasın’

Araştırmacı Derya Kömürcü’ye göre Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tavrı özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çok etkili olacak. “Bu ittifaka oy verecek seçmenlerin  desteğini almayan, alamayacak olan muhalefet adayı cumhurbaşkanı seçilemez. Kimse hayal görmesin” ifadelerini kaydeden Kömürcü sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tek başına yüzde 50’yi geçen adayımız var, onu aday gösterirsek cumhurbaşkanı seçtiririz’ gibi sözler çok düşük ihtimaller. Gerçek olan şu. Altılı Masa birlikteliğini bozmayacak ama aynı zamanda Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçmenlerinin de destek verebileceği bir ortak aday bulacaklar. Ancak o koşulda olur. Hatta bu koşul birinci turda olmalı ki seçim riske girmesin. Çünkü seçimin ikinci tura kalması durumunda Meclis aritmetiğinden dolayı birtakım riskler açığa çıkabilir. Cumhur İttifakı belli sayıda milletvekili çıkarırsa, ikinci tur öncesi ‘istikrarsızlık’ vurgusu yaparak seçmenleri etkileyebilir. “

‘Ne İYİ Parti’nin ne de HDP’nin desteği olmadan muhalefetin kazanma olasılığı yok’

Aksoy Araştırma Kurucusu ve Sosyal Demokrasi Vakfı SODEV Başkanı Ertan Aksoy’a göre Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kurulması, “HDP Altılı Masa’da var, yok” tartışmasına netlik kazandırdı.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın “Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu” kamucu politikalara dair gündem oluşturma potansiyelinin yüksek olduğunu belirten Aksoy, “Hatta bunun Altılı Masa’yı etkileme ihtimalini de görüyorum.  Toplumda da bugün yaptığımız ölçümler daha çok kamucu politikaya talep olduğunu da gösteriyor” dedi.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın HDP dışındaki bileşenlerine bakıldığında oy oranının az fakat etkisinin yüksek partilerden oluştuğunu, bunun oy akışında “olumlu” etki yaratabileceğini belirten Aksoy’a göre de ittifak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde kritik konumda olacak.

İktidarın karşısındaki muhalif bloklardan herhangi birinin desteğinin olmaması durumunun “muhalefetin kazanma ihtimalini” son derece sarsacağını belirten Aksoy, “İYİ Parti gibi HDP gibi büyük seçmen gruplarını tutan siyasi partiler özelinde baktığınızda daha da büyük bir etkiye sahip. Bugün ne İYİ Parti’nin ne de HDP’nin desteği olmadan muhalefetin kazanma olasılığı yok. Bu iki partinin de desteğinin net olarak muhalefetin adayının arkasında olması lazım ki seçim muhalefet adına kazanılabilsin” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi karar vericiler ne der bilemiyorum fakat Emek ve Özgürlük İttifakı seçmeninde muhalefetin adayına oy verme konusunda ciddi bir kararlılık görülüyor. İsimlere dair desteğin tonu değişebiliyor ama anlamlı bir grubu bugün için diğer muhalefetin adayına oy vereceğini söylüyor. Potansiyel olarak görülen her isim anlamlı bir destek görüyor. En yüksek oranda destek Kemal Kılıçdaroğlu’na gözleniyor.”

 ‘Türkiye siyasetinde yeni bir alan oluştururlar’

MAK Danışmanlık Başkanı Mehmet Ali Kulat’a göre HDP, yaptıkları araştırmalarda oy kaybı yaşamayan parti olarak dikkat çekiyor. Seçim öncesinde yapılan anketlerde özellikle metropollerde yaşayan HDP’li seçmenlerin kendisini kamufle ettiğini belirten Kulat, bugün HDP için anketlerde çıkan yüzde 8 gibi oy oranlarının gerçekte 2-3 puan üzerinde bir orana denk düştüğünü söyledi.

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturan HDP dışındaki diğer partilerin anketlerdeki oy oranlarının yüzde 1’i bulmadığının söylenebileceğini belirten Kulat, yüzde 10+1’in 11 sonucu ortaya çıkarmadığını ifade ederek şunları söyledi:

Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturan partilerin oy oranı yüzde 11 çıkmaz. 12 eder, 13 eder yani yeni bir sinerji oluşturur.  Çünkü bunlar aynı yöndeki partiler. Emek ve özgürlükleri önceliyorlar. Bu iki kavram Türkiye’de şu anda siyaset yapan herkesin öncelemesi gereken kavramlar.  Bu iki kavramı önceleyen her parti normalin üzerinde bir destek bulur. HDP’nin beraber olduğu bu partiler de kendi oy oranlarının üzerinde bir sinerji yakalarlar. Türkiye siyasetinde yeni bir alan oluştururlar. “

‘HDP şu anda Türkiye’nin en kritik partisi’

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ayrı bir konu olduğunu, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bir aday çıkarması durumunda özellikle Millet İttifakı seçmeninin bu ittifakı “oyun bozucu” olarak görebileceğini belirten Kulat, “Emek ve Özgürlük İttifakı eğer aday çıkarmaz, Cumhur İttifakı’nın karşısında, Altılı Masa’nın yanında durursa doğal olarak oy oranlarında bir artış gündeme gelebilir” dedi.

Mevcut tabloda cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalmayacağını, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın aday çıkarması halinde seçimin ikinci tura kalacağını söyleyen Kulat, “Seçim ikinci tura kalırsa büyük ihtimalle yarışı Cumhurbaşkanı Erdoğan kazanır” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Çünkü Altılı Masa’nın çıkaracağı adayın yanı sıra Emek ve Özgürlük İttifakı da aday çıkarırsa, rekabet edecekleri için bu durumun toparlanması mümkün olmayabilir. O nedenle Emek ve Özgürlük İttifakı’nın tutumu çok kritik. HDP şu anda Türkiye’nin en kritik partisi. HDP her halükârda 50+1’i bulabilmesi için hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı’na gerekli olan seçmen grubunu bünyesinde bulunduruyor. “

‘Kürt seçmenin nezdinde çok büyük bir yankısı yok’

Araştırmacı Reha Ruhavioğlu’na göre Emek ve Özgürlük İttifakı’nın etkisinin nasıl olacağını söylemek bugünden çok net değil. “Siyasete yeni bir heyecan getireceğini ön görmek de çok gerçekçi görünmüyor. Çünkü HDP dışındaki partiler çok oy desteği olan büyük partiler değil” diyen Ruhavioğlu’na göre ittifak içerisinde yer alan partilerin stratejik seçime girme adımları olursa parlamento çoğunluğuna etki açığa çıkabilir.

Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili “üçüncü bir aday” durumunun şimdilik söz konusu olmadığını, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayını bekleyeceğini söyleyen Ruhavioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“İttifak içinde kendi imkânı kısıtlı olan partiler bazı illerde HDP’nin lojistik desteğiyle daha fazla bir etkinliğe kavuşacaklardır. Kürt seçmen nezdinde burada çok büyük bir yankısı yok. ‘HDP Batı’dan bazı partilere destek çıkarak onların temsil edilmesini sağlıyor’ gibi bir sonuç çıkıyor. Zaten HDP’nin HDP’yken de bunu yaptığını Kürt seçmen biliyordu. Burada ekstra olumlu ya da olumsuz bir yansımasının olacağını zannetmiyorum.”

Paylaşın

Küresel Tahıl Stokları Son On Yılın En Düşük Seviyesinde!

Uluslararası Hububat Konseyi’nin derlediği rakamlara göre, 2022/23 mahsul yılının sonunda, dünyanın tampon mısır stokları beş yıl öncesine göre yüzde 28 geriledi. 80 gün yetecek miktara gerileyen mahsul 2010/2011 yıllarından bu yana en düşük seviyeyi gördü. 

Küresel çapta tahıl arzı ve mahsul verileri, dünyanın son yılların en düşük tahıl stokuna doğru ilerlediğini gösteriyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) Fransa ve Çin’e, önemli tarım bölgelerinde yaşanan kötü hava koşulları hasattaki verimi düşürüyor. Ukrayna’da ihracatın yeniden başlamasına rağmen dünyanın en yoksul ülkelerinden bazılarında kıtlık riski de artmış durumda.

Ukrayna’nın bu yaz Karadeniz limanlarından sevkiyatlara yeniden başlaması ve ABD’li çiftçilerin büyük miktarlarda gerçekleştirdiği ekimler umutları artırmıştı.

Fakat dünyanın en büyük mısır üreticisi ABD’den son üç yılın en düşük mısır hasadının yapılacağının anlaşılması ve kuraklığın Avrupa hasadını da olumsuz etkilemesi bu umutları suya düşürdü.

Hükümetler arası bir kuruluş olan Uluslararası Hububat Konseyi’nin derlediği rakamlara göre, 2022/23 mahsul yılının sonunda, dünyanın tampon mısır stokları beş yıl öncesine göre yüzde 28 geriledi.

80 gün yetecek miktara gerileyen mahsul 2010/2011 yıllarından bu yana en düşük seviyeyi gördü.

Bu rakam, son küresel gıda krizinin yaşandığı 2012’de dünyanın sahip olduğundan daha az günlük mısır stoku anlamına geliyor. Uluslararası Hububat Konseyi de açıklamasında, dünya genelinde hasat edilmiş tüm tahıl stoklarının bu sene son sekiz yılın en düşük seviyesine ineceğini duyurdu.

Özellikle Güney Amerika’daki mevcut kurak hava koşullarının, ekim sezonunda da devam etmesi halinde küresel stokların daha da azalması söz konusu.

Dünyanın üç numaralı mısır ihracatçısı Arjantin’de kuru hava nedeniyle mahsul tahminleri şimdiden düşürülüyor.

Arjantin hükümeti, 2021/22 mısır sezonundaki 36 milyon tona kıyasla, önümüzdeki haftalarda ekilecek olan ürün ihracatını da başlangıçta 10 milyon tonla sınırladı.

Bu arada Çin’deki çiftçiler, mahsulleri tehdit eden kuraklıkla boğuşurken, Hindistan kötü hava koşulları nedeniyle pirinç ihracatını sınırladı.

Strategie Grains danışmanlık şirketi, üretiminin son 15 yılın en düşük seviyesine inmesini beklediği Avrupa Birliği’nin (AB) Ukrayna’dan yaptığı ithalatı yaklaşık yüzde 30 artırarak 10,4 milyon tona çıkarmak zorunda kalacağını açıkladı.

Avrupa’nın daha büyük ithalat talebi, kuraklıktan etkilenen Afrika Boynuzu gibi yerler için daha az talep anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, Afrika Boynuzu’nu etkisi altına alan şiddetli kuraklık nedeniyle yarım milyon Somalili çocuk bu yüzyılın en kötü kıtlığında açlıkla karşı karşıya.

“Ukrayna’nın mevcut açığı kapatması boş bir umut”

Ukrayna’nın mısır ve buğday ihracatı, BM’nin Rusya ile vardığı anlaşmanın savaşın başlamasından bu yana abluka altında tutulan limanlardan sevkiyatların yeniden başlamasına izin vermesinden bu yana artış gösterdi.

Ancak Ukrayna’nın, özellikle de savaşın uzaması halinde ne kadar ihracat yapabileceği henüz belli değil.

Washington merkezli tarımsal danışmanlık şirketi World Perspectives’in başkanı Gary Blumenthal, “Ukrayna’nın arz ve talepteki mevcut açığı kapatacağına dair boş bir umut bulunuyor” dedi.

Resmi tahminlere göre, Rusya’nın işgalinin ardından Ukrayna’nın 2021’de 42,1 milyon ton olan mısır hasadının 2022’de 25 ila 27 milyon tona düşmesi bekleniyor.

Ayrıca savaşla ilgili uygulanan yaptırımlar nedeniyle Rusya’nın rekor büyüklükte olması beklenen buğday mahsulünün ambarlarda kalacağı düşünülüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İran’daki Protestoların Simgesi Haline Gelen Kadın: Ölmedim, Hayattayım

İran’da 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestoların simge isimlerinden kadın, ölmediğini hayata olduğunu ve Hedis ve Mahsa uğruna savaştığını söyledi.

Mahsa Amini’nin “başörtüsü kurallarına uymadığı” gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra ölmesiyle yoğunlaşan protestolardan gelen bir haber, yalan çıktı. Saçlarını bağlayarak protestolara katılan kadın videosunda yer alan kişinin 20 yaşındaki Hedis Necefi olduğu iddia ediliyordu.

Ancak BBC Farsça’ya bağlanan bir kadın, yayılarak viralleşen videodaki kişinin Necefi değil, kendisi olduğunu söyledi. Protestocu, gönderdiği yeni bir videoda aynı hareketi tekrarladı ve “Hedis ve Mahsa uğruna savaşıyorum” dedi.

Bu videoyla İran’daki kadınlara sokaklara çıkmaları için cesaret vermeye çalıştığını vurgulayan eylemci, öldüğünü öne süren yalan haberlerin göstericileri korkutmasından çekindiğini ifade etti.

ABD’de yaşayan İranlı gazeteci Masih Alinejad gibi pek çok muhalifin, videodaki kişinin Hedis Necefi olduğunu belirten paylaşımlar yapması üzerine bazı basın kuruluşları bu yalan haberi yaymıştı.

Diğer yandan videoda yer almadığı artık netleşse de Hedis Necefi’nin öldüğü de kesinleşmiş durumda. 21 Eylül’deki gösteriler sırasında Kerec ilçesinde güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu vücudunun çeşitli yerlerinden yaralanan 20 yaşındaki Hedis Necefi, ilçedeki Kaim Hastanesi’ne kaldırıldıktan sonra hayatını kaybetti.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Paylaşın

Avrupa Konseyi, Demirtaş İçin Anayasa Mahkemesi’ni Bekliyor

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, 7 Kasım 2019 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) bekleyen kişisel başvurusunun daha fazla geciktirilmemesi çağrısında bulundu.

Euronews Türkçe’nın aktardığına göre, Bakanlar Komitesi adına büyükelçiler seviyesinde toplanan Delegeler Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) daha önce verdiği karar uyarınca Demirtaş’ın serbest bırakılması talebini yineledi.

Delegeler Komitesi kararında, Anayasa Mahkemesi’nin alacağı kararın da AİHM kararının ruhuna uygun olması gerektiği beklentisi dile getirildi.

Kararda ayrıca Türkiye’deki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bağımsız yapısının güçlendirilmesi için gerekli tedbirlerin alınması istendi.

Kavala davasında 13 Ekim’e kadar Türkiye’den iç hukuk yolu süreciyle ilgili bilgi istendi

Bu arada Delegeler Komitesi, Osman Kavala davasıyla ilgili olarak Türkiye’ye 13 Ekim tarihine kadar devam eden iç hukuk süreciyle ilgili Strasbourg’a bilgi vermesini istedi.

AİHM’in serbest bırakılmasını istediği Kavala için Komite, Türkiye aleyhine “ihlal süreci” başlatmıştı.

Demirtaş kararı neydi?

4 Kasım 2016 tarihinden bu yana cezaevinde bulunan Selahattin Demirtaş için bir kez daha serbest bırakılma ve mahkumiyet kararlarını bozma çağrısı yapan Delegeler Komitesi, çeşitli tarihlerde aldığı kararlarda, Türkiye’nin AİHM’in Demirtaş ile ilgili verdiği karara saygı göstermesini talep etti.

AİHM Büyük Dairesi, 22 Aralık 2020’de aldığı kararda, Ankara tarafından temyize götürülen Selahattin Demirtaş kararını onamıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan AİHM’in Selahattin Demirtaş hakkındaki kararına ilişkin, daha önce yaptığı bir açıklamada “AİHM’nin verdiği kararlar bizi bağlamaz.” diye konuşmuştu.

Başvuruyu “acil süreç” işleterek öncelikle değerlendiren AİHM, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkıyla ilgili 5. maddesinin 3. fıkrasını, özgür seçimlerle ilgili 1. protokolün 3. maddesini ve hakların kısıtlanmasının sınırlarıyla ilgili 18 maddeyi ihlal ettiğine hükmetmişti.

Paylaşın

Babacan: Günü Gelince Biz De ‘Altılı Masa’ya Aday Sunarız

Gazetecilerin sorularını yanıtlayan DEVA Lideri Babacan, “Biz, kendi partimiz içerisinde böyle bir süreç başlatmadık. Arkadaşlarımız ikili, üçlü, bir araya geldiklerinde birbirleriyle fikir paylaşabilirler. Herkesin fikir özgürlüğü var. Ama bugüne kadar benim olduğum ortamlarda ben böyle derinlemesine bir isim değerlendirmesine sıcak bakmadım” dedi ve ekledi:

“Biz ne yapacağız diye sorarsanız; altılı masa gündemindeki öncelikli çalışmalarında ilerledikten sonra cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda parti teşkilatlarımızdan, parti yönetim kuruluna kadar geniş bir istişare süreci yürüteceğiz. Sonunda da altılı masaya herhalde elimizde kısa bir listeyle gideceğiz. Günü gelince yani, biz de altılı masaya aday listesi sunarız. Aday adaylarımızı, sıcak baktığımız isimleri altılı masada konuşacağız.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin dördüncü mitingini dün Siirt’te yaptı. Babacan, mitingin ardından; gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Babacan, Cumhurbaşkanı’nın yetkileri ile ilgili bir soruya; şu yanıtı verdi:

“Kastımız; istişareye dayalı bir yönetim anlayışıdır. Mevcut sistemde cumhurbaşkanı tek imzayla; hem düzenleme hem de atama yetkisine sahip. Tek bir partinin, tek bir adayla yüzde elli artı biri sağlayıp da cumhurbaşkanlığı seçiminde başarılı olma ihtimalinin olmadığı bir seçime gidiyoruz. Bu yüzden ortak aday hedefliyoruz.

2018’de Sayın Erdoğan da tek başını seçilemedi aslında. MHP’nin ortaklığına mecbur oldu. MHP desteği olmasaydı, Erdoğan ilk turda seçilemezdi. MHP milletvekillerini katmazsanız AK Parti’nin Meclis’te çoğunluğu da yok. Dolayısıyla mevcut sistem, partileri iş birliğine zorluyor.

Madem ortak aday diyoruz, madem altı parti ortak bir yönetme iradesi ortaya koyuyor; işte bu yönetme iradesinin somut bir metne dökülmesi, o metne de mutabık kalınması gerekiyor. Ondan sonra da ortak adayla seçime gidilirse belirsizlikler ortadan kalkar ve seçmenin muhalefete güveni artar.

‘Aday tartışması kimlikler tartışmasına dönüyor’

Bu dediklerimiz zaten yapılmadığı için ve aday isimleri üzerinden toplumda yoğun bir tartışma geçtiği için iktidar bunu şu anda kendi istediği gibi kullanabiliyor. Parlamenter sisteme geçiş sürecinin ayrıntıları, ortak cumhurbaşkanı adayı için belirleyeceğimiz ortak politik söylem üzerinde anlaşmadan aday isimleri üzerinden yapılan tartışmalar, isimler üzerinden süregelen tartışmalar; meseleyi kimlikler, ideolojiler tartışmasına çeviriyor.

Daha ne yapılacağına karar verilmeden ortak bir seçim beyannamesi, ortak bir eylem planı, ortak bir yol haritası, geçiş ve yol haritası konuşulmadan; sadece adaylar üzerinden gidildiğinde adayların temsil ettiği kimlikler, ideolojiler üzerinden bir tartışma furyası yaşanıyor. Bunun adaylara da altılı masaya da Türkiye’ye de faydası yok.”

Babacan, altı siyasi parti genel başkanının 2 Ekim’de başlayacak ikinci tur görüşmelerinde; seçim beyannamesi, geçiş süreci yol haritası gibi konuların yer alıp almayacağı ile ilgili soru karşısında şunları söyledi:

“Altı genel başkan bu konuların artık konuşulması ve bir mutabakata varılması konusunda hemfikir. Kamuoyu da bilsin bunu. Biz mart ayında bunu önerdik ama o gün itibariyle tam bir mutabakat yoktu. Fakat bugün için artık mutabakat var. Çok önemli bir ilerleme. Altı partinin ortak bir seçim beyannamesi çalışması ve bunun ortak bir mutabakata dönüşmesi 2 Ekim’de başlayacak ikinci tur görüşmelerinden en büyük beklentimiz. Bizim önerilerimiz hazır. Diğer partiler de somut çalışmalarla gelebilirlerse ilerleyebiliriz. Vatandaşlara somut sözler söyleyebilmeliyiz artık. Çok kritik bir süreç. Çünkü mevcut anayasal düzene göre, parlamenter sistemin de ruhuna göre ülkeyi yönetmemiz gereken bir geçiş süreci yaşayacağız.

‘Kendisinin çıkıp açıklaması daha şık’

Partiler, hangi alanda hangi politikayla ilerleyeceklerini ortaya koymaya başladılar. Eylem planları açıklanıyor. Onların hepsinin ortak bir söyleme dönüşmesi gerekiyor. Partilerin ortaya koyacağı fikirlerin yanında, ortak adayın kendi görüşleri, kendi ekleyecekleri de olabilir. Katılmadığı şeyler de olabilir. Yani, ortak adayın benimsemeyeceği bir şeyi kimse, ‘sen çık konuş’ diyemez. Öyle bir şey de yok yani. Hatta bizim tercihimiz, geçiş sürecinin yol haritasının ortak adayın kendisi tarafından açıklanmasıdır. Yani kendi cumhurbaşkanlığı yetkilerini hangi şartlarda ve nasıl kullanacağını kendisinin çıkıp açıklaması. Bu, daha şık. Altı partinin önceden açıklamasındansa aday çıksın kendisi açıklasın. Ve böylece kamuoyunun önüne çıksın. Adaylığını açıklarken, anayasanın kendisine verdiği yetkileri nasıl kullanacağını söylesin.

Parlamenter sisteme geçilene kadar ülke nasıl yönetilecek? Partiler arasındaki istişare sistemi nasıl çalışacak? Bütün bunları bir paket halinde sunarsak toplumun önüne, belirsizlikleri azaltmış oluruz. Başarma ihtimalimizin de böylelikle çok yükseleceğini düşünüyoruz. Evet, çok açık. Biz artık çalışmaların temposunun artması gerektiğini ve daha somut sonuçlarla vatandaşlarımızın karşısına çıkmak gerektiğini söylüyoruz.”

‘Kılıçdaroğlu’nun parti içine verdiği mesaj’

Babacan; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Artık bilmek zorundayım. Siz gerçekten benimle birlikte misiniz?” açıklamasının anımsatılması üzerine de şunları söyledi:

“Sayın Kılıçdaroğlu’nun parti içine verdiği bir mesaj olarak okuduk son sözlerini. Her partinin adaylıkla alakalı bir iç değerlendirme süreci olabilir. Her partinin adaylıkla alakalı bir dış iletişimi de söz konusu olabilir. Her partinin kendi bileceği iş. Ama biliyorsunuz bu işlerde; bir, her partinin münferit gündemi vardır, bir de altılı masanın gündemi vardır. Altılı masanın gündeminde bu konu yok. Seçim takvimi yaklaşana kadar da olmayacak, karar almış durumdayız.

‘Günü gelince altılı masaya biz de aday sunarız’

Biz, kendi partimiz içerisinde böyle bir süreç başlatmadık. Arkadaşlarımız ikili, üçlü, bir araya geldiklerinde birbirleriyle fikir paylaşabilirler. Herkesin fikir özgürlüğü var. Ama bugüne kadar benim olduğum ortamlarda ben böyle derinlemesine bir isim değerlendirmesine sıcak bakmadım.

Biz ne yapacağız diye sorarsanız; altılı masa gündemindeki öncelikli çalışmalarında ilerledikten sonra cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda parti teşkilatlarımızdan, parti yönetim kuruluna kadar geniş bir istişare süreci yürüteceğiz. Sonunda da altılı masaya herhalde elimizde kısa bir listeyle gideceğiz. Günü gelince yani, biz de altılı masaya aday listesi sunarız. Aday adaylarımızı, sıcak baktığımız isimleri altılı masada konuşacağız.”

‘Hepsi günü gelecek denetlenecek’

Babacan, “Türkiye’de bazı sermaye gruplarının yurt dışına çıkardığı paralarla ilgili iddialara ve devletin bazı uluslararası kuruluşlarla imzalamış olduğu anlaşmaların iptal edilip edilmeyeceğine” ilişkin soruya ise şu yanıtı verdi:

“Türkiye’de hukuk dışı ve etik kuralların dışında çok yoğun uygulama var ve her yerde var. Bunların zamanı geldiğinde tamamının, yine hukuk içinde ele alınıp denetlenmesi gerekecek. Yani burada yargı denetimi önemli. Burada idari denetim önemli. Burada Meclis denetimi önemli. Belli başlı; insanların zihnindeki büyük sorunlar, büyük şüpheler, bu bahsettikleriniz dahil… Bunların hepsi günü gelecek, denetlenecek. O konuda herkesin içi rahat olsun. İnsanlar kızgın, anlıyorum. Bazen rövanşist duygular da böyle ağır basabiliyor bu konularda.”

‘Amacımız, Türkiye’de hukukun üstünlüğü’

Babacan, “Siirt halkı; eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, sizin AK Partili olduğunuz dönemde tutuklandığından şikayetçi. Demirtaş’ın serbest kalmasından yana mısınız?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Biz halka adalet vaat ediyoruz. Şu anda yargı hükümetten gelen talimatlarla yürüyor. Bizim arkadaşlarımız pek çok dosyayı inceledikleri gibi Demirtaş dosyasını da incelediler. O dönemde bizim arkadaşlarımız dosyayı inceleyip baktığında tutuklu yargılanmasını gerektirecek hiçbir unsur görmediler. Ve ben bunu ifade ettim o dönemde. Şimdi de öyle. Demirtaş davası gibi siyasi içerikli davalar var ve hukuk zemininde yürümüyor. Kavala davası da öyle. Siyasi iktidar, kafayı taktığı herkesle uğraşıyor. Buradaki mesaj; herkese, iş dünyasına verilmek isteniyor: Kafamı bozma, seni süründürürüm. Talimatım olmayınca da kimse hapisten çıkamaz. Bir kişiyi içeride tutup, binlerce insanı korku ve baskı altında tutabiliyorlar bu şekilde. Bizim amacımız Türkiye’de hukukun üstünlüğünü sağlamak. Bunu herkes için yapmak.”

Babacan, DEVA Partisi’nin “din ve laiklik politikaları” başlıklı bir eylem planının olup olmayacağı sorusuna ise şu karşılığı verdi:

“Temel haklarla ilgili bir eylem planımız olacak. Parti programımızda inanç özgürlüğünden, ibadet hürriyetinden bahsederken, insanların inançları doğrultusunda örgütlenebilme özgürlüğünden de bahsediyoruz. Parti programımızda bunlar özgürlük alanı olarak tamamen tespit edilmiş durumda. Ama bu yapılar, yönetime nüfuz edebiliyor. Yani devlet yönetiminde farklı bir kanal açmak, oradan bir etki alanı oluşturmak gibi. Kabul edilemez tabii. Ama siz liyakat temelli bir sistem oluşturursanız, zaten kabul edilemez durumları ortadan kaldırırsınız. Bir görüntü altında başka bir eylem varsa, başka bir çalışma varsa onun da yine genelini yapmak devletin en önemli görevidir.”

Babacan, İran’da yaşanan olaylarla ilgili olarak da şunları söyledi: “Olayı duyduğumuzda çok üzüldük. Bizim görüşümüz çok açık. Başka bir ülkenin iç işine, iç politikasına müdahale de doğru bir şey değil. Biz sadece insani açıdan, temel insan hakları açısından olaya yaklaşabiliriz. Devletin, insanların yaşam tarzına müdahalesini bırakıp, herkesin yaşam tarzına saygı duyması ve herkesi olduğu gibi kabul etmesi, hakları koruması gerekir.”

Paylaşın

Açlık Sınırı 7 Bin 667, Yoksulluk Sınırı 22 Bin 377 TL’ye Yükseldi

Yüksek enflasyon döngüsü yoksulluk ve açlık sorununu hızla büyütmeye devam ediyor. Temel gıda fiyatlarında yaşanan yüksek artışlar dört kişilik bir ailenin açlık sınırını eylül ayında  7 bin 667 liraya kadar çıkarırken, yoksulluk sınırını da 22 bin 377 liraya kadar yükseltti.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Ar-Ge birimi KAMU-AR, Açlık- Yoksulluk Araştırılması Eylül sonuçlarını yayınladı.

Buna göre, açlık sınırı eylülde bir önceki aya göre 385 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 244 lira artarak 14 bin 710 liraya yükseldi. Böylece yoksulluk sınırı da 629 lira daha arttı. Son bir yılda açlık sınırı 4 bin 39 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 5 bin 869 lira arttı.

Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı son bir yılda toplam 9 bin 908 liralık artış gösterdi.

Sağlıklı beslenebilmek için et- balık- yumurtaya aylık olarak harcanması gereken tutar bir önceki aya göre 7 lira, son bir yılda ise 782 lira artarak bin 823 lira oldu. Kuru bakliyat için yapılması gereken harcama önceki aya göre değişmezken, geçen yılın aynı ayına göre ise 118 liralık artışla 209 lira oldu.

Süt, yoğurt ve peynir için yapılması gereken harcama eylülde bir önceki aya göre 19 lira artarak 2 bin 19 liraya yükseldi. Son bir yıllık dönemde ise bin 142 liralık artış oldu. Meyve için harcanması gereken para eylülde 74 lira artarken, geçen yılın aynı ayına göre ise 239 lira artarak 603 lira oldu. Sebze harcamasının parasal tutarı da eylülde önceki aya göre 82 lira arttı, geçen yılın aynı ayına göre ise 583lira artarak 876 lira oldu.

Eylülde, 26 lira artarak 785 liraya yükselen ekmek, un ve makarna gibi ürünler için yapılması gereken harcama son bir yılda 275 lira arttı.  Pirinç ve bulgur harcamaları eylülde 13 lira, son bir yılda ise 273 lira artarak 361 liraya yükseldi. Yağ için yapılması gereken harcama ise 235 lira oldu.

Şeker, bal, pekmez, reçel gibi gıda maddelerine yapılması gereken harcama da eylülde 137 lira artarak 587 lira oldu. Aynı ailenin zeytin için yapması gereken harcama ise 22 lira artarak 170 liraya çıktı.

Yetişkin erkek için 2.800, yetişkin kadın için 2.200, genç için 3.000 ve çocuk için de 1.600 kalori esas alınarak yapılan hesaplamaya göre eylülde açlık sınırı yetişkin erkek için 2 bin 239 lira, yetişkin kadın için bin 757 lira, çocuk için bin 276 lira ve genç için de 2 bin 395 lira oldu.

Yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda dışı gereksinimlerin fiyat artışları da esas alınarak yapılan araştırmaya göre, dört kişilik bir ailenin gıda dışındaki gereksinimlerini “yoksunluk hissi duymadan” karşılayabilmesi için gereken harcama tutarı da eylülde 244 liralık artışla 14 bin 710 liraya yükseldi.

Eylülde dört kişinin giyim ve ayakkabı harcamaları 901 liraya, barınma (kira dahil) harcamaları 3 bin 264 liraya, ev eşyası harcamaları bin 944 liraya, sağlık harcamaları 637  liraya yükseldi. Ulaştırma harcamaları 3 bin 986 liraya inerken, haberleşme harcamaları 662 liraya, eğlence ve kültür harcamaları 568 liraya, eğitim harcamaları 369 liraya, tatil-otel harcamaları bin 368 liraya ve çeşitli mal ve hizmetlerle ilgili harcamalar ise 961 liraya çıktı.

Dört kişilik bir ailenin insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden yaşayabilmesi için yapması gereken gıda ile gıda dışı harcamaların toplam tutarını gösteren yoksulluk sınırı (içki ve sigara harcamaları hariç) ise eylülde 629 lira daha artarak 22 bin 377 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırında, bu  yılın ilk dokuz aylık döneminde 8 bin 865 liralık,  son bir yılda ise 9 bin 908 liralık artış yaşandı.

Paylaşın

Pervin Buldan: HDP’yi Kapısına Kilit Vurup Kapatamazlar

Kapatma davasına ilişkin değerlendirmede bulunan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Bu ülkede savaşı istemeyen, savaşa karşı çıkan milyonlarca insan var. Ve bu milyonlar ülkeye barışın, adaletin, demokrasinin gelmesi için mücadele ediyorlar. Onların ise yaptıkları tek şey tutuklamak, HDP’yi hedef haline getirmek, HDP ve Kürtlere saldırmaktır. Başka yaptıkları hiçbir şey yok.” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, “Bugün cezaevleri binlerce HDPli ile dolmuş taşıyor. Cezaevleri hasta tutsaklarla dolmuş taşıyor. Cezası bitenler bile serbest bırakılmıyor. Tam bir rehine siyaseti. Bu siyasetle HDP’yi bitiririz, yok ederiz sanıyorlar.” dedi ve ekledi:

“Oysa bilmiyorlar ki HDP ülkenin her yerinde ve ülkenin her yerinde yaşayan insanların yüreğinde, beyninde yaşayan ve asla silinmeyecek bitmeyecek bir parti haline gelmiş. HDP dört duvar arasına sığmayacak kadar büyük bir partidir. HDP kapısına kilit vurularak kapatılacak bir parti değildir.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan Adıyaman’daki halk buluşmasında konuştu. “Emek ve Özgürlük İttifakını daha da büyüteceğiz” diyen Buldan özetle şunları söyledi:

“İki gün önce, İstanbul’da Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kurulduğu gün büyük bir coşkuyu ve heyecanı yaşadık. O sinerji Türkiye’nin her yerine moral verdi, güç verdi, vermeye devam edecek. Onunla sınırlı kalmayacağız.

İki gün önce deklare edilen Emek ve Özgürlük İttifakı sadece 6 parti ile sınırlı kalmayacak. Bu ülkede ötekileştirilen, yok sayılan, inkar edilen; inancından, kimliğinden, dilinden dolayı inkar edilen kim varsa onun ayağına gideceğiz, onlarla birlikte olacağız ve onları da bu birlikteliğe mutlaka dahil edeceğiz. Çünkü halkın AKP’den kurtuluşu bu anlamda büyümekten, genişlemekten geçiyor.

Sadece Türkiye’deki sol ve sosyalist güçlerle değil Kürtlerle de büyük bir Kürdistanı ittifakı en kısa zamanda kuracağız ve gerçekleştireceğiz. Ekim ayı programımızda Kürdistani partilerle ve Kürt çevrelerle yapacağımız buluşmalar genişlemenin ve büyümenin bir parçası olarak ele alınacak. Kanaat önderlerimiz ve yöre derneklerimizle, Kürdistani partilerle bu ülkede başka bir ittifakın da olduğunu göstereceğiz.

“HDP’yi kapısına kilit vurup kapatamazlar”

Bu ülkede savaşı istemeyen, savaşa karşı çıkan milyonlarca insan var. Ve bu milyonlar ülkeye barışın, adaletin, demokrasinin gelmesi için mücadele ediyorlar. Onların ise yaptıkları tek şey tutuklamak, HDP’yi hedef haline getirmek, HDP ve Kürtlere saldırmaktır. Başka yaptıkları hiçbir şey yok.

Bugün cezaevleri binlerce HDPli ile dolmuş taşıyor. Cezaevleri hasta tutsaklarla dolmuş taşıyor. Cezası bitenler bile serbest bırakılmıyor. Tam bir rehine siyaseti. Bu siyasetle HDP’yi bitiririz, yok ederiz sanıyorlar.

Oysa bilmiyorlar ki HDP ülkenin her yerinde ve ülkenin her yerinde yaşayan insanların yüreğinde, beyninde yaşayan ve asla silinmeyecek bitmeyecek bir parti haline gelmiş. HDP dört duvar arasına sığmayacak kadar büyük bir partidir. HDP kapısına kilit vurularak kapatılacak bir parti değildir.”

Paylaşın

Türkiye ‘Gelir Adaletsizliği’nde 37 OECD Ülkesi Arasında 4. Sırada

İktidar ekonomide pembe tablolar çizse de açıklanan veriler, bunu doğrulamıyor. Türkiye, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 37 üyesi arasında gelir dağılımı adaletsizliğinin en yüksek olduğu 4. ülke.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri içinde ise gelir eşitsizliğinde Türkiye’den daha kötü durumda olan tek ülke Bulgaristan.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye’de halkın yüzde 40’ı gelirin sadece yüzde 16,5’ini alıyor. En zengin yüzde 20’lik grup ise gelirin yüzde 47,5’ini alıyor.

Gelir dağılımı eşitsizliğinin ölçülmesinde en çok kullanılan yöntemlerin başında Gini katsayısı geliyor. Gini katsayısı 0 ile 1 arasında bir değer. Sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, bire yaklaştıkça ise gelir dağılımında bozulmayı anlatıyor. OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre zirvede 0,487 puan ile Kosta Rika yer alıyor. Ardından Şili (0,46) ve Meksika (0,42) geliyor. Dördüncü sıradaki Türkiye’nin 2018 yılındaki Gini katsayısı ise 0,397 puan.

Türkiye’den sonra ABD ve İngiltere geliyor

OECD verisinde Türkiye’den hemen sonra ABD (0,395) ve İngiltere’nin (0,366) gelmesi dikkat çekiyor.

En az gelir adaletsizliği Slovakya ve Slovenya’da

Gini katsayısına göre gelir adaletsizliğinin en düşük olduğu ülkeler Slovakya (0,222) ve Slovenya (0,246). Diğer bazı ülkelerde ise Gini katsayısı şöyle: İtalya 0,33; İspanya 0,32; Yunanistan 0,308; Fransa 0,292; Almanya 0,289 ve Çekya 0,248.

AB üyeleri içinde ise en yüksek oran 0,402 puan ile Bulgaristan’da. Türkiye, AB ülkeleri içinde gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu ikinci ülke konumunda.

Gelir dağılımının hesaplandığı diğer yöntem ise toplumdaki en yüksek ve en düşük gelire sahip grupların toplam gelirden aldıkları payların karşılaştırılması. Toplumun en zengin yüzde 20’lik kesiminin geliri ile en yoksul yüzde 20’lik kesiminin gelirine oranı karşılaştırılarak P80/P20 hesaplanıyor. Farkın fazla olması gelir dağılımı eşitsizliğinin yüksek olması anlamına geliyor.

OECD’nin 2021 veya en yakın yıl verilerine göre Türkiye 37 OECD üyesi arasında gelir dağılımı eşitsizliğinin en yüksek olduğu 5. ülke. P80/P20 oranında eşitsizliğin en fazla olduğu 13,3 puan ile Kosta Rika. Ardından Şili (10,3), Meksika (8,9) ve ABD (8,4) geliyor. En düşük ise 3,2 puan ile Slovakya’da.

Türkiye’de gelirin yarısını yüzde 20’lik kesim alıyor

TÜİK’in sıralı yüzde 20’lik gruplar itibarıyla yıllık eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert gelirinin dağılımı da Türkiye’de gelir adaletsizliği gösteriyor. 2020 anket yılı ve 2019 referans yılı verilerine göre Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesim gelirin yüzde 47,5’i alıyor. En yoksul yüzde 20’lik kesim ise gelirin sadece yüzde 5,9’unu alabiliyor.

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: Doğru Olan ‘Ortak Aday’

TİP Lideri Erkan Baş, katıldığı bir televizyon programında yaptığı açıklamada, “Biz doğru olanın ortak aday olduğunu düşünüyoruz. Neden böyle düşündüğümüzü de defalarca açıkladım. Çok basit bakıyorum. Siyaset bazen böyle çok karmaşıktır ama biz parti olarak da siyaseti sadeleştirmeye çalışıyoruz. Sorum şu bütün yurttaşlara ve kendi adımıza da bir beyan… İkinci turda oy verebileceğimiz bir adaya ilk turda niye oy vermeyelim? Dolayısıyla hiçbir tartışma yok. Doğru olan, ilk turda bütün muhalefetin oyunu alabilecek, toplumun en geniş kesimlerinin oyunu alabilecek bir ortak adayın belirlenmesidir. Biz bunun doğru olduğunu düşünüyoruz” dedi ve ekledi:

“Diyoruz ki, Tayyip Erdoğan karşısına muhalefet çok aday çıkarttığında otomatikman muhalefet şunu kabul etmiş oluyor. Diyor ki ikinci tura kaldığında en çok kim alırsa biz ona vereceğiz.’ Herkes bunu söylüyor. Fakat seçim dönemi boyunca şunu yaşıyoruz, iktidarla mücadele bir kenara bırakılıyor. Muhalefet kendi içinde ikinci tura kim kalacak yarışına giriyor. Bu pratik bir problem. Dolayısıyla bu enerji kaybına neden oluyor. İnsanların umudunu kıran bir süreç yaşıyoruz ve denedik zaten bunu; başarısız oldu. Buradan yola çıkarak da biz TİP olarak uyarıda bulunuyoruz muhalefete diyoruz ki ikinci turda oy vereceğimiz birisine birinci turda da oy verebiliriz. Yeter ki bunu öncesinde örelim, bunu konuşalım, tartışalım.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, Halk TV ekranlarında yayınlanan “İsmail Küçükkaya ile Yeni Bir Sabah” programına konuk oldu. Programda gazeteci Küçükkaya’nın sorularına yanıt veren Baş, Türkiye gündemine ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Programın başında, 24 Eylül Cumartesi günü Emek ve Özgürlük İttifakı’nın İstanbul Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlediği halk buluşmasında yaptığı konuşmada “hayal edelim” çağrısında bulunmasına ilişkin konuşan Erkan Baş, “Üniversiteden atılmadan önce öğrencilerimle sık sık sohbet ederdim. Öğrencilerime ilk olarak ‘hayaliniz ne’ diye sorardım. Çünkü ancak hayal edersek geleceği inşa edebiliriz. Umutlarımızın gerçekleştiğini hayal edelim” dedi.

Baş şöyle devam etti:

“Üniversite 4’üncü sınıf öğrencilerine ‘hayaliniz ne?’ diye sorduğumda şu cevabı alıyordum: İş, eş, araba… ‘Böyle hayal mi olur çocuklar?’ diyordum. Ben ilkokuldayken Gagarin olmayı, uzaya gitmeyi hayal ediyordum. Hayal dediğiniz şey böyledir. Bu iktidarın yarattığı en büyük yıkım; insanlarımızın hayal kurma gücünü ellerinden aldı. O kadar gündelik koşturmacayla uğraşıyoruz ki… Aslında biz belki de yaşamıyoruz, hayat bu değil. Yaşam nefes alıp vermekten ibaret değil. Ev kirası, doğal gaz, elektrik faturası ödeyeceksin, günde 12 saat çalışacaksın, kazandığın parayla da çocuğunu okutmaya çalışacaksın… Biz çalışmak için yaşıyoruz. Birileri bizim üzerimizden kâr elde etsin diye yaşıyoruz.”

İsmail Küçükkaya’nın “Erkan Baş’ın bugünkü hayali nedir?” sorusuna yanıt veren Baş, devamında şu ifadeleri kullandı:

“Ben gerçekten bireysel kurtuluşa inanmıyorum. Toplum olarak kurtulacağız. Güzel bir ülkemiz olacak. Güzel bir dünyamız olacak. Ben o güzel dünyaya katkı yapmış olmanın iç huzuruyla olacağım. Ben bugün roman yazmayı hayal ediyorum. Memleket şu felaketi atlatsın…

Ben Tayyip Erdoğan Belediye Başkanı olduğu dönemde lisedeydim. AKP iktidara geldiğinde üniversite öğrencisiydim ve bütün hayatımı mahvettiler. Bütün hayatım zorbalıkla mücadeleyle geçti. Şimdi diyorum ki: Kızım benim yaşadıklarımı yaşamasın. Geleceğe umutla baksın.”

“Karşı karşıya kaldığımız şey bir seçim değil”

Programın devamında yaklaşan seçimlere ilişkin konuşan Baş, “Karşı karşıya kaldığımız bir seçim değil sadece. Biz Türkiye’nin önümüzdeki süreçte nasıl şekilleneceğini yeniden tartışıyoruz” dedi.

Sağcı iktidarların yıllardır Türkiye’yi felakete sürüklediğine dikkat çeken Baş, şu ifadeleri kullandı:

“Esas olarak başta gençler, kadınlar, Kürtler, Aleviler ama en genel kimlik olarak Türkiye halkları bu iktidardan bir an önce kurtulmak istiyorlar ama ülkede hâkim bir siyaset düzeni var. Tek adam rejimi eleştirisi yapmak kolay, herkes bunun kötü olduğunu biliyor ama siyasi partilerde de tek adam rejimi var. Bunu tüm siyasi partiler için söylüyorum. Bu düzen bozuk bir düzen. Örneğin bir kişinin iki dudağından çıkan her şeyin kanun olmasına itiraz ediyoruz ama bu 6 kişi veya 16 kişi olunca yeterli olacak mı? Amacımız milyonlarca insanın siyasette söz sahibi olacağı bir siyasi anlayış yaratmak.

Karşı karşıya kaldığımız bir seçim değil sadece. Biz Türkiye’nin önümüzdeki süreçte nasıl şekilleneceğini yeniden tartışıyoruz. Evet son 20 yıldır Türkiye tarihin en karanlık dönemlerini yaşıyor ama Türkiye niye buraya geldi? Nasıl oldu da 1920’lerden 2000’lere gelirken Türkiye’de tarihin en karanlık dönemi doğdu? 1920’lerden bu yana memlekette halkın gerçek temsilcilerinin siyasette yer bulamadıklarını ve egemenler tarafından dışarıya itildiğini görüyoruz. Bizim ülkemizde egemenler halkın siyasete katılımını engelleyerek tarikatlar eliyle, cemaatler eliyle, özellikle ABD emperyalizminin yönlendirmesiyle Türkiye’de sağcı iktidarları var ettiler. Ve geldiğimiz yer felaket!”

“Erdoğan yalan söylüyor”

Türkiye’de 7 milyona yakın gencin ilk defa oy kullanacağına dikkat çeken Baş, “Erdoğan bu arkadaşlarımızın oyunu almak istiyor. Onlara yönelik sosyal medya kampanyası düzenlemişler, Tayyip Erdoğan videoda ‘Bizden önce seçme yaşı 30’du, biz onu 25’e indirdik, sonra 18’ indirdik’ falan diyor. İnanamadım ben buna. Ben 1979 doğumluyum, Tayyip Erdoğan gelmeden önce oy kullanmıştım. Çok basit… Gençlere sesleniyor ama onlara bir hayal bile sunamıyor. Bariz bir şekilde yalan söylüyorlar. Söylediklerinin hiçbiri doğru değil. Düzen siyasetçilerinin yaptığı en büyük hata gençlere şirin gözükmeye çalışıyorlar ve dalga konusu oluyorlar. Bu memleketin gençleri kandırılacak çocuklar değiller. Olgun, memleketin geleceğine dair kaygı duyan, siyasette kendilerine bir yer arayan konumları var. Böyle ucuz numaralarla gençleri kandıramazsınız” dedi.

Adaylık tartışmaları

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun parti üyelerine yönelik yaptığı “Benimle misiniz?” çağrısını da değerlendiren Erkan Baş, “Partisinin içine dönük söylediği sözlerle ilgili benim yorum yapmam doğru olmaz. Biz 6’lı Masa’nın iç tartışmalarına dair söz söylemeyi doğru bulmuyoruz. Ama mesele memleket meselesine geldiği takdirde tavrımız açık. Başından bu yana aynı şeyi söylüyoruz; Türkiye bu rejimden kurtulmalı. Bizim bir numaralı görevimiz ve sorumluluğumuz bu. Bu konuda üzerimize düşen her şeyi yaptık ve bundan sonra da yapmaya hazırız” dedi.

Baş, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı tartışmalarına ilişkin şunları söyledi:

“Biz bu konuda şu anda bekleme halindeyiz. İki temel mesele var: Biri esas biri usul. Esas açısından baktığımızda siz nasıl bir ülke vadediyorsunuz, hedefleriniz ne? Önümüze Millet İttifakı’nın ya da 6’lı Masa’nın vaatleri gelecek ve bakacağız. Açıklarlarsa biz tartışmak isteriz.

Türkiye İşçi Partisi adına söylüyorum; biz doğru olanın ortak aday olması gerektiğini düşünüyoruz. İkinci turda oy verebileceğimiz adaya ilk turda neden oy vermeyelim. Doğru olan ilk turda bütün muhalefetin oyunu alabilecek, toplumun en geniş kesimlerinin oyunu alabilecek bir ismin belirlenmesidir.

“Erdoğan hayatının en büyük yenilgisini yaşayabilir”

Geçen seçimden bir deneyimimiz var bizim. Tayyip Erdoğan’ın karşısına muhalefet çok fazla aday çıkardığında şunu kabul etmiş oluyoruz: İkinci tura kalındığında Tayyip Erdoğan’ın karşısında olan ismi destekleyeceğiz ama seçim sürecinde iktidarla mücadele bir kenara bırakılıyor, muhalefet kendi içinde ikinci tura kim kalacak yarışı yapıyor. Bu denendi ve başarısız olundu. İkinci turda oy verebileceğimiz kişiye birinci turda da oy verebiliriz.

Usul açısından da uyarıda bulunmak istiyorum. Biz tek adamın belirlenmesine karşıyız. Ama Millet İttifakı da sürekli ‘6 genel başkan belirleyecek’ diyor. Bu doğru bir tutum değil. Bugünden sendikalara, demokratik kitle örgütlerine gidin, kendiniz dışında bütün siyasi partilerle görüşün. Görüşmekten ne kaybederler? Herkesin içine sinen bir adayda ortaklaşılmasıyla Tayyip Erdoğan hayatının en büyük yenilgisini yaşayabilir.”

“AKP gençlerin hayatını çürüttü”

Programın son bölümünde gençlerin sorunlarına ve AKP iktidarının politikalarına dair açıklamalarda bulunan Erkan Baş, iktidarın bilinçli politikalar uygulayarak gençlerin hayatını ‘çürüttüğünü’ söyledi.

Baş, şunları kaydetti:

“Yoksul mahallelerinde gençler uyuşturucuya sürükleniyor. Yanlış ama bilinçli devlet politikalarıyla gençlerin hayatları çürütülüyor. Çocuklar tarikatlara, cemaatlere mecbur bırakılıyor. Enes Kara diye bir kardeşimiz Elazığ’da hayatına kıydı… Bana Türkiye’nin her yerinden ‘üniversiteyi kazandık, yurt yok. Ne yapacağız?’ mesajları geliyor. Bunların hepsi bilinçli iktidar politikası.

15 Temmuz’dan sonra FETÖ’nün okullarına ve yurtlarına el konuldu. Bunların önemli bir bölümü de kendilerine yakın vakıflara devredildi. Madem el konuldu bunlara devlet işletsin. Okulların büyük bir bölümü imam hatiplere dönüştürüldü. Veliler çocuklarını imam hatiplere göndermek istemiyor ama o yöne iteleniyorlar.

Gençlerimizi spora yönlendirsek hem kötü alışkanlıklardan uzak kalırlar hem sağlıklı olurlar hem de sağlıklı nesiller yetiştiririz.”

Paylaşın

2. El Otomobil Pazarında Daralma Ağustosta Hızlandı

Otoshops Genel Müdürü Melih Mutlu, “Pazardaki durgunluk devam ediyor. Eylül ayı verilerinin de ağustos ayıyla paralel olacağını öngörüyoruz. Tüketicinin krediye ulaşımda yaşadığı zorluklar ve ÖTV matrahlarında güncelleme beklentisi satışlardaki bu durgunluğun ana nedenlerini oluşturuyor” dedi.

Otomerkezi.net CEO’su Muhammed Ali Karakaş ise, son 1,5 aylık dönemde, tüketici kanadında ÖTV’deki indirim beklentilerinin yüksek olduğunu ve pazarın negatif yönde etkilendiğini söyledi.

EBS Danışmanlık’ın hazırladığı rapora göre; ağustos ayında ikinci el otomobil ve hafif ticari araç satışları geçen yılın aynı dönemiyle kıyaslandığında yüzde 10,72 düşüşle 618 bin 720 adette kaldı. Ağustos ayında ikinci el otomobil satışlarında daralma yıllık bazda yüzde 13’e yaklaşarak yaklaşık 478 bin adet olarak gerçekleşti. Böylece ocak-ağustos döneminde ise ikinci el otomobil ve hafif ticari araç satışları yıllık bazda yüzde 19,75 artarak yaklaşık 5 milyon 176 bin adet olarak gerçekleşti.

Dünya’dan Aysel Yücel’e konuşan ikinci el sektörü temsilcileri, eylül ayında da pazarın kötü gittiğini dile getirirken, satışlardaki düşüşün önemli bir nedeninin tüketicinin ÖTV indirimine yönelik beklentisi olduğunu söyledi. Otoshops Genel Müdürü Melih Mutlu, “Pazardaki durgunluk devam ediyor. Eylül ayı verilerinin de ağustos ayıyla paralel olacağını öngörüyoruz. Tüketicinin krediye ulaşımda yaşadığı zorluklar ve ÖTV matrahlarında güncelleme beklentisi satışlardaki bu durgunluğun ana nedenlerini oluşturuyor” dedi.

Otomerkezi.net CEO’su Muhammed Ali Karakaş ise, son 1,5 aylık dönemde, tüketici kanadında ÖTV’deki indirim beklentilerinin yüksek olduğunu ve pazarın negatif yönde etkilendiğini kaydederek, “ÖTV konusunda, kısa vadede hayata geçecek bir düzenleme ya da indirim beklentisinin artık yersiz olduğunu önemle belirtmek istiyoruz. Bugün hem ikinci el hem de sıfır kilometre araç pazarının en büyük problemi tüketici finansmanı tarafında, vatandaşların karşılaştığı yüksek faiz ve düşük vade. Merkez Bankası politika faizinin 2-3 katı kadar faizlerin sunulduğu bir ortamda tüketiciler otomobil satın almaktan doğal olarak vazgeçiyor. Sektörün tek çıkış yolu uygun faiz ve yüksek vade” dedi.

Stokçuluğa karşı getirilen kararla ilgili olarak görüşlerini paylaşan Karakaş, “6 bin kilometre/ 6 ay şartı ile pazarı manipüle eden ve stokçuluk yapanların önünü kesilmesi hedeflense de, bireyleri kapsamayışı, cezai yaptırımın caydırıcı olmayışı ve maalesef Ağustos ayı sonu itibariyle elimizde olan verilere göre, 354 bin adetlik sıfır araç satışının olduğu atmosferde pozitif bir etki yaratmakta yeterli olmadı” açıklamasını yaptı.

Paylaşın