Çarpıcı Keşif: 4 Milyar Yıllık Kimyasal Gizem Çözüldü

Bilim insanları, yaşamın kökenine ışık tutacak çarpıcı bir keşfe imza attı. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) Purdue Üniversitesi’nden bilim insanları, yaşamın kökenine dair önemli bir bilmeceyi çözdü.

Uzmanlar uzun süredir Dünya’da yaşamın cansız (abiyotik) kimyasallardan ortaya çıktığını düşünüyor. Ancak bunun nasıl mümkün olabileceği çözülemeyen bir gizemdi.

Yeni araştırma ise peptitlerin (yaşamın yapı taşları olan amino asit dizileri) suyun atmosferle buluşmasıyla meydana gelen hızlı reaksiyonlar sırasında su damlacıkları içinde kendiliğinden oluşabildiğini gösterdi.

Bulgulara göre bu hızlı reaksiyonun, yaklaşık 4 milyar yıl önce, Dünya’da yaşamın ilk ortaya çıktığı koşullarda da gerçekleşmesi mümkün.

Hakemli bilimsel dergi PNAS’ta yayımlanan araştırmanın arkasındaki ekip, keşfin, hızlı kimyasal reaksiyonları teşvik etmek için gereken ortama dair önemli bilgiler verdiğini ifade etti.

Bu da aslında yeni ilaçların geliştirilmesini hızlandırarak tıp teknolojilerinde rol oynayabilir.

Araştırmanın yazarlarından, analitik kimya profesörü Graham Cooks, “Aslında yaşamın kökeninin arkasındaki kimya bu” diye konuştu.

Bilim insanları, onlarca yıldır Dünya’daki yaşamın okyanuslarda başladığını düşünüyor. Ancak, bunun arkasındaki kimyasal sürece dair cevaplanamayan sorular vardı.

Peptitlerin oluşabilmesi için suya ama aynı zamanda sudan uzak bir alana ihtiyaç var. Zira bunları meydana getiren kimyasal süreçte bir su molekülünün eksilmesi gerekiyor.

Cooks ve ekibi yeni çalışmada bu bilmecenin cevabını bulmuş oldu: Su her yerde o kadar ıslak olmayabilir.

Bulgulara göre dalgaların kayalara çarpmasıyla savrulan su kütleleri, suyun atmosferle buluşmasına olanak tanıyarak, abiyotik amino asitleri yaşamın yapı taşlarına dönüştüren son derece hızlı reaksiyonlar gerçekleştirebiliyor.

Cooks, keşifle ilgili, “Bu, ilkel moleküllerin, yani basit amino asitlerin, kendiliğinden saf su damlacıklarında yaşamın yapı taşları olan peptitleri oluşturduğunun ilk kanıtı” ifadelerini kullandı: Çarpıcı bir keşif.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

CHP’nin TBMM’ye Sunduğu Başörtüsü Teklifinde Neler Var?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’li milletvekillerinin imzasını taşıyan “Kadınların Yürüttükleri Mesleğin İcrası Kapsamındaki Kılık ve Kıyafeti Giymek Dışında Herhangi Bir Zorlamaya Tabi Tutulamaması Hakkında Kanun Teklifi” Meclis Başkanlığına sunuldu.

Teklifin gerekçesi hem İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi hem de Anayasa’ya dayandırıldı. Gerekçede Türkiye’nin de taraf olduğu İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde insanlık ailesinin bütün üyelerinin eşit ve devredilemez haklara sahip olduğunun belirtildiği vurgulandı. Anayasa’da ise “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir.” ifadesiyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına aldığına işaret edildi.

Demokratik, laik hukuk devletlerinde bireylerin sahip olduğu dini inanç ve kanaat hürriyetinin hiçbir sınırlamaya tabi tutulamayacağı belirtilen teklifte, “Laiklik, din ve vicdan hürriyetini engelleyecek biçimde yorumlanamaz; aksine laiklik din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasının teminatıdır.” denildi.

Teklifte ne denildi?

Kadının kıyafetinin; bireylerin yaşam tarzı, inancı ve etnik aidiyetinin siyasetin konusu olmaması gerektiği vurgulanan teklifte, şu ifadelere yer verildi:

“Geçmişte yaşanmış bazı baskıcı uygulamalar toplumsal hafızamızda olumsuz izler bırakmış, ayrıca siyaseten istismar aracı olagelmiştir. Yakın geçmişimizde üniversite öğrencilerinin başörtüsüyle eğitim hakkı engellenmiş, kamuda kadınların başörtülü çalışmasına izin verilmemiştir. Benzer engellemelerin ve yasaklamaların bir daha yaşanmaması için her türlü önlemi almak parlamentonun ve kamu idaresinin görevidir. Genelge, talimat, yönetmelik ya da diğer idari düzenlemeler ve hiyerarşik amirlerinin emirleriyle kadının ne giyeceğine ya da giymeyeceğine yönelik yapılmış zorlamalara son vermek ve kadının kıyafet seçme özgürlüğünü kanuni güvence altına almak için bu teklif hazırlanmıştır. Teklif ile kadınlarımızın Anayasa ile güvence altına alınan kişisel ve mesleki kıyafet özgürlüklerinin korunması öngörülmektedir.”

Teklifte sadece 3 madde var

Üç maddeden oluşan teklife göre, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlarına bağlı olarak bir mesleği icra eden kadınlar, yürüttükleri mesleğin icrası kapsamında giyilmesi gerekli cübbe, önlük, üniforma dışında kıyafet giymek ya da giymemek gibi temel hak ve özgürlükleri ihlal edecek biçimde herhangi bir zorlamaya tabi tutulamayacak.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda “Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” açıklamasına destek vermişti.

SP Lideri Karamollaoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun, kazanımları yasal güvence altına alacak ve keyfi uygulamalara son verecek olan çağrısını kıymetli buluyor ve destekliyoruz” demişti.

DP Lideri Davutoğlu ise, “Kılıçdaroğlu’nun bütün alanlarda başörtü özgürlüğünü yasal teminat altına alma çağrısını toplumsal barış açısından çok değerli buluyorum. Bütün siyasi partileri ve milletvekillerini bu yasa teklifine destek vermeye çağırıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Gültekin Uysal, şu açıklamayı yaptı: “AKP Genel Başkanı Erdoğan istiyor ki CHP başörtüsüne itiraz etsin ki seçimlerde kendisi suistimal edebilsin, ‘ben gidersem özgürlükler kısıtlanır’ diye propaganda yapabilsin! CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, bu teklifi ile şimdi AKP’nin elinden bu argümanı aldı”

Kılıçdaroğu’nun açıklaması

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi barıştırma yolu zor ve engebeli bir yol. Ve bu yolda hep beraber yürümek zorundayız. Bu yaralardan biri de başörtüsü mevzusu. Burada bizim de yanlışlarımız oldu geçmişte” diyerek, “Ama değişmeyi, öğrenmeyi bildik. Şimdi bir sonraki aşamaya geçme zamanı. Bu meseleyi toplum olarak aşma, geride bırakma zamanı. Konuyu devlet ciddiyetiyle çözme ve siyasetçilerin iki dudağı arasından çıkarma zamanı. Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” ifadelerini kullanmıştı.

Kılıçdaroğlu şöyle devam etmişti:

Bu hakkı yasal güvenceye alacağız. Bunu bir tartışma konusu olmaktan tümüyle çıkartacağız. Yarın itibariyle bu yarayı sonsuza kadar kapatacak adımı atıyoruz. Kanun teklifimizi, grup toplantımızdan hemen sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunacağız. Cumhuriyet Halk Partisi grubu eksiksiz, amasız, fakatsız ve yüreklice bu kanun arkasında duracaktır. Sarayın da samimiyet turnusolu bu. Bakalım onların tutumu ne olacak? Türkiye’nin yaralarını bir bir kapatma konusunda yol arkadaşlarım benimle. Türkiye’nin çok kanayan yaralarını kapatma konusunda da. Biz daha cesur olacağız. Bundan en ufak bir şüphem yok. Ve sevgili halkım, bu zor ama zor olduğu kadar da hakiki olan yolculukta sizi de yanında görmek istiyorum.

Paylaşın

İran’da Mahsa Amini Protestolara Lise Öğrencileri De Katıldı

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar lise öğrencileri de katıldı. 

BBC’nin doğruladığı videolarda okul üniformaları içindeki liseli öğrencilerin başörtülerini çıkararak salladıkları ve dini yetkililer aleyhinde sloganlar attıkları görülüyor.

Kerec’de kaydedilen başka bir videoda da başörtülerini çıkaran kız öğrenciler yerel yetkili olduğu sanılan bir kişiyi, arkasından su şişeleri atarak ve “Utanmaz” diye bağırarak okul binasından dışarı çıkarıyor.

Yine Karaj’da çekilen bir videoda da öğrencilerin “Eğer birleşmezsek bizi teker teker öldürecekler” dediği duyuluyor.

Ülkenin güneyindeki Şiraz kentinde ise onlarca kız öğrenci bir ana yolu trafiğe kapayarak başörtülerini salladı ve “Diktatöre Ölüm” sloganları attı. Ülkede siyasi konulardaki son sözü dini lider Ayetullah Ali Hamaney söylüyor.

Bugün başkent Tahran’la ülkenin kuzey batısındaki Sakkız ve Sanandaj kentlerinde de lise öğrencilerinin benzer eylemler yaptıkları haberleri geliyor.

Bazı öğrenciler başörtüsüz fotoğraflarınırken bazı öğrencilerin Hamaney’in portresine el hareketi yaptıkları görülüyor.

İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, dün ülkenin her yerine yayılan protestoların arkasında ABD ve İsrail’in olduğunu savunmuştu.

Hamaney, “Bu isyan ve güvensizlik ortamı yurt dışındaki bazı İranlı hainlerin yardımıyla Amerika, işgalci sahte siyonist rejim ve onların paralı ajanları tarafından planlandı” demişti.

Mahsa Amini 13 Eylül’de İran’ın kuzey batısındaki Kürdistan eyaletine bağlı Sakız kentinden Tahran’a gelmiş ve başörtüsünü kurallara uygun takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınmıştı.

Amini’nin polis tarafından ağır şekilde darp edildiği ve aldığı yaralar sonucu öldüğü iddia ediliyor.

Polis ise Amini’nin kalp krizinden öldüğünü savunuyor. Protestolar, geçen yıllarda yaşananların aksine ülkenin tüm kentlerine yayıldı.

Yurt dışında birçok yerde de İranlı kadınlara destek gösterileri yapılıyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Devlet Bahçeli’ye: Kimliğim Şerefimdir

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, kendisine DNA testi yaptırmasını tavsiye eden Devlet Bahçeli’nin teklifini kabul ederek, “Ama bir şartım var. Birlikte yapacağız, kimin ne olduğu ortaya çıksın” dedi. Kılıçdaroğlu, ‘Kimliğim şerefimdir’ dedi.

Haber Merkezi / Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Her toplantıya bazen acı haberlerle başlıyoruz. Bir müzisyenimizin öldürülmesi hepimizin yüreğinde derin izler bıraktı. Bir müzisyeni öldürmek, bu kadar kavga, kamplaşma toplumu nereye götürecek? Sevgili gençler, Türkiye’yi barıştırmak istiyorum. Türkiye’de huzur olsun istiyorum. Türkiye’de her genç bu ülkenin caddelerinde, parklarında özgürce gezsin istiyorum.

Her genç istediği müziği dinlesin, yapsın istiyorum. Türkiye’de her genç düşünce özgürlüğüne sahip olsun, siyasetçileri yeri geldiğinde rahatlıkla eleştirebilsin. Özgürlük, huzur yani bu ülkede hangi görüşten, inançtan, kimlikten olursa olsun hep beraber huzur içinde yaşamak istiyoruz. Bunun yolunu açmak istiyorum.

Adaletin olmadığı bir yerde gençlik, üretim, düşünce özgürlüğü, hak-hukuk, devlet olmaz. Devleti inşa edeceğiz, adalet üzerine inşa edeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün size emanet ettiği Cumhuriyet’i 100. yılda ikinci yüzyıla giderken o Cumhuriyet’i demokrasi ile taçlandıracağız. Bunun sözünü veriyorum size. En büyük gücüm bu ülkenin gençleri yani sizlersiniz.

7.5 milyon gencimiz ilk kez sandığa gidip oy kullanacak. 7.5 milyon gencin tarihsel bir sorumluluğu var. Ya bir dikta yönetimine kalıcılık sağlayacağız ya da bir dikta yönetimini demokratik yollarla sonlandıracağız. İkincide benimle beraber olmaya hazır mısınız? Hazırsanız beraber çalışacağız. Benim kadar çalışmayabilirsiniz. Onu da anlayışla karşılarım.

Benim sorumluluğum günün 24 saati çalışmaktır. Gençlik kollarının, kadın kollarının sorumluluğu günün 24 saati çalışmaktır. Dokunulmayan insana dokunacağız, uğranılmayan eve uğrayacağız. Onların sorunlarını dinleyeceğiz nasıl çözeceğimizi de anlatacağız. Kavgadan bıktığımızı, saygın bir Türkiye istediğimizi birilerine el avuç açan bir Türkiye değil onuruyla kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye istediğimizi her yerde anlatacağız.

Görevinizin kolay bir görev olmadığını biliyorum, farkındayım. Önünüze engeller çıkarılacak bunun da farkındayım ama sizler Mustafa Kemal Atatürk’ün emanet ettiği Türkiye’nin gençleri her engele aşıp hedefe ulaşma konusunda kararlı ve azimli olmak zorundasınız.

Sesinizi kısmak isteyebilirler onun hazırlıklarını yapıyorlar. Dezenformasyon yasası getirdiler CHP’liler geçen yıl buna karşı çıktı, direndiler ve geri çektiler. Şimdi parlamento açılıyor ilk önce bu yasa teklifini getiriyorlar. Bakın gençler hukuk dediğimiz yapı içinde eğer bir haber yalansa tekzip gönderebiliyorsunuz. Mahkemeden karar amadan bile açıp telefonla gazeteciyle konuşabiliyorsunuz.

Eğer hâlâ yanlış haber yapılıyorsa tazminat davası açabiliyorsunuz. Yani hukukun tanıdığı bütün yolları deneyebilirsiniz. Ama bunun la yetinmiyorlar. Sevgili gençler iki tür medya var şuanda bir, gazetecilerin hakkını veren eleştirel olaylara bakan gerçekleri topluma aktaran, özgürlükçü medya. Burada  gazetecilik yapanlar gerçek anlamda birer gazeteci.

Özgür medyada görev alan ve kalemini satmayan bütün gazetecilere saygılarımızı gönderiyoruz. Kalemini dolayısıyla iradesini satan gazetecilere gazeteci denmez. Onun adına da zaten havuz medyası diyoruz. Havuz medyasının neler yaptığını toplumu nasıl kamplaştırdığını beğenmedikleri insanları nasıl düşman ilan ettiklerini biliyoruz. Yalanın her türlüsünü yazabiliyorlar.

Gençler bir gerçeği bilmenizi isterim, bakın tv kanallara hiçbir ak partili milletvekili çıkıp tartışma programlarına katılamaz: Katılmıyor zaten. Çünkü vicdanlı AK Parti milletvekilleri çıkar doğruyu söylerse diye kaygı içindeler. Onun yerine kimleri çıkarıyorlar? Kalemini satan gazeteci kimlikli insanları çıkarıyorlar. Günün 24 saati altında gazeteci yazıyor hiçbirisi gazeteci değil .Kalemini satan insandan gazeteci olmaz. Nokta. Basın İlan Kurumu, ‘Basın İnfaz Kurumu’na dönüştü.

Havuz medyası her kanaldan besleniyor. En büyük kaynağı beşli çete. Beşli çetenin varlık nedeni havuz medyasıdır. Havuz medyasının varlık sebebi de belli çetedir. O yüzden söylüyorum geliyor gelmekte olan, beşli çeteyi bulacağız ve yakalayacağız onları.

Dezenformasyon yasasını getirmelerinin temel amacı saray ve şürekasının ve onun beslemelerinin yaptığı yolsuzlukları kimse yazmasın diye.

Halk gerçekleri görmesin, toplumun nasıl soyulduğunu kimse görmesin diye ama bizler yapacağız, doğruları söylemeyi temel ilke kabul edeceğiz.

‘Türkiye’nin bu hale gelmesi dış güçler yüzünden’ deniliyor. Devleti yöneten iktidara ‘Peki siz neredeydiniz?’ diye sorun. Demek ki ülkeyi yönetemiyorsunuz. ‘Son mermiyi de ekonomiye sıkmışlar’ dedi. Şu akla bakar mısınız? Devleti yönetemediklerini itiraf ediyorlar. Eskiden hep CHP’yi suçlarlardı. Şimdi artık baktılar halkta inanmıyor… Geniş kitlelerin doğrularını bilmesini istemiyorlar.

“Kimliğim şerefimdir”

Kılıçdaroğlu bugün kendisine DNA testi yaptırmasını tavsiye eden Devlet Bahçeli’nin teklifini kabul etti. Kılıçdaroğlu, “Ama bir şartım var. Birlikte yapacağız, kimin ne olduğu ortaya çıksın” dedi. Kılıçdaroğlu, ‘Kimliğim şerefimdir’ ifadelerini kullandı.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Harami Düzeni Sona Erdirmekte Kararlıyız

Partisinin Meclis grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “Bu suç, rant ve servet şebekesine karşı halkın hakkı olanı halka teslim etmekte kesinlikle kararlıyız. Hep beraber üretecek, hep beraber eşit bir şekilde adil paylaşımı sağlayacak ekonomik yaşamı kuracağız.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Açlık ve yoksulluk sınırı olmayacak, servet sınırı olacak. Gece yatağa aç ve üşümüş bir şekilde girecek hiçbir yurttaşımızın olmadığı bir Türkiye olacak. Çokluk içinde yokluğu yaşatan bu harami düzeni sona erdirmekte kesinlikle kararlıyız. Tarihe ve halkımıza olan sözümüzdür. Bunu da başaracağız.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Meclis grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu. Buldan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Sokakları, meydanları nasıl ki faşizme bırakmadık, mecliste de, siyasette de meydanı iktidara bırakmayacağız. HDP’nin sözünü her yerde yükselteceğiz. Sorunların çözüm yeri meclis, çözümü demokratik siyasettir. Demokratik siyasetin gücü de cesareti de tabi ki HDP’dir. Sizlersiniz. Halkımızdır. Emekçilerdir. Evet, bugün aramızda cezaevlerindeki işkence ve hukuksuzluklara karşı adalet nöbeti tutan anneler var.  Tekrar hoş geldiniz diyor, haklı ve onurlu mücadelenizi buradan bir kez daha selamlıyorum.

Yalnız değilsiniz, asla yalnız olmayacaksınız, yalnız yürümeyeceksiniz. Bu mücadeleyi hep birlikte omuzlamaya devam edeceğiz. Çünkü bu bizim varlık gerekçemizdir, sizin mücadeleniz bizim mücadelemizdir. Annelerin neden aylardır sıcak, soğuk demeden tüm kötü muamele, darp ve gözaltılara rağmen adalet nöbetinde olduklarını bizim dışımızda soran irdeleyen hiç kimse olmadı. Şüpheli ölümler, keyfi infaz yakmalar, hasta tutsaklara uygulanan düşmanlık hukuku, AKP-MHP zihniyetinin cezaevi karnesidir.

Son 9 ayda en az 63 tutuklunun yaşamını yitirdiğinin altını çizen Buldan, şunları söyledi: “63 yaşamı, 63 hikâyeyi bizden kopardılar. Hepsini bir kez daha saygıyla minnetle anıyorum. Aralarında ağır hastalıklara rağmen tedavi ve tahliye edilmeyen de vardı, işkence ile öldürüldüğü iddia edilen de, işkencelere dayanamayıp şüpheli şekilde intihar ettiği iddia edilen de. Garibe Gezer, Ferhan Yılmaz, Bazo Yılmaz, Abdulrezzak Şuyur, Halil Güneş, Vedat Erkmen, Bangin Muhammet ve diğerleri eğer bu ülkede gerçek bir adalet olsaydı şu an yaşıyor olacaklardı. İşte bu yüzden adalet hava kadar, su kadar önemlidir. Ve bu yüzden annelerin mücadelesi yaşam mücadelesidir.

‘Parlamento ve siyaset, bu annelerin adalet feryadına kesinlikle kayıtsız kalamaz’

Şu an cezaevlerinde 604’ü ağır olmak üzere bin 605 hasta mahpus bulunmaktadır.  Birçoğu cezaevinde tek başına yaşamını idame ettiremeyecek durumdadır. Ki, Aysel Tuğluk arkadaşımız bunlardan sadece biridir. Durumu acil olan hasta tutsakların tahliyeleri ATK’nin hukuk dışı raporları ile her gün engellenmektedir. İktidara ve kurumlarına yaşatma yükümlülüğünü buradan bir kez daha yüksek sesle hatırlatıyoruz. Her defasında da hatırlatmaya devam edeceğiz. İnsani, hukuki acil çözümler bulunması için başta Adalet Bakanlığı olmak üzere yetkili tüm kurumları derhal göreve çağırıyoruz. Cezaevlerinde ölümler yaşanırken siyaset başka neyi konuşabilir? Siyaset başka neyi tartışabilir anlamakta zorluk çekiyoruz. Parlamento ve siyaset, bu annelerin adalet feryadına kesinlikle kayıtsız kalamaz. Kalmamalıdır.

Cezaevleri sürekli gündemimizdedir. Dün de grubumuz Adalet Bakanlığı’na yürüdü, bu acil konuya kamuoyunun dikkatlerini çekti.  Yakın zamanda Adalet bakanıyla yeniden bir görüşme gerçekleştireceğiz. Yine grubumuz, yeniden araştırma önergesi vererek, bir araştırma komisyonu kurulmasını talep edecek. Buradan hem parlamentoya sesleniyorum hem muhalefete hem iktidar partisine. Gelin bu komisyonu derhal kuralım ve çalışmalarına başlasın. Cezaevlerinde olup bitenlere meclis olarak müdahale edelim ve hem ölümleri hem de hukuksuzlukları acil olarak durduralım. Bu görev hepimizin görevidir. HDP olarak, sonuç alıncaya kadar ailelerle birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Cezaevi hakikatinin unutulmasına ve unutturulmasına asla izin vermeyeceğiz. Buradan cezaevlerindeki bütün arkadaşlarımıza selamlarımızı saygılarımızı gönderiyoruz.

Cezaevleri başta olmak üzere ülkeyi kuşatan tüm bu karanlığın merkezinde tabi ki tecrit sistemi var. İmralı’da Sayın Öcalan üzerinde uygulanan mutlak tecrit, Türkiye’nin demokratikleşmesini ve Kürt Sorununun müzakereye dayalı çözümünü engellemeye yönelik bir AKP-MHP politikası olarak devam etmektedir. Sadece İmralı’yla sınırlı bir tecritten bahsetmiyoruz. Ülke, toplum, adalet, hukuk, insan hakları, özgürlükler topyekûn tecrit altındadır. Bir yönetim sistemi haline getirdikleri tecritle sadece hukuksuzluğu ve adaletsizliği değil, herkesin canını yakan savaş-çatışma-şiddet sarmalını da büyüttüler.

Bakın yaklaşan seçimler öncesi iktidarlarını ayakta tutmak için Federal Kürdistan’da, Kuzey Doğu Suriye’de çatışmayı tırmandırıyorlar. Rojava’daki saldırılarda siviller, çocuklar hayatını kaybetmektedir. Bunun altını çizmek istiyorum Rojava’daki saldırılarda çocuklar siviller yaşamını yitirmektedir. İnsanlık suçu işlenmektedir. Nerede bir barış imkânı varsa, orayı bozmak için var güçleriyle çalışıyorlar. Çünkü çöken Sarayın savaşa ihtiyacı var. Bu yaşadıklarımız Sarayın bir varlık yokluk savaşıdır. Buradan söylüyorum: Ne yaparsanız yapın, hangi yalanlara, kumpaslara başvurursanız vurun durumunuzu kurtaramayacaksınız. İktidarınıza karşı sıfırlanan güveni savaş siyasetiyle asla diriltemeyeceksiniz.

Buradan kamuoyuna da sesleniyorum. Kriz ve kaostan beslenen iktidarın seçim kampanyası olarak yürüttüğü gerilim ve çatışma siyasetine kesinlikle itibar etmeyin, pirim vermeyin. Ekonomik çöküşün ve yolsuzluk çukurunun üzerini kapatmak için envai çeşit kumpaslara başvuracaklar. Hiç kimse iktidarın tuzaklarına düşmemelidir. Bırakın kendileri çalsın, kendileri oynasın! Oyunları tutmayacak!

Biz önümüze, kendi işimize, çalışmalarımıza bakacağız. Biz kazanmaya çalışacağız. İktidarı göndereceğiz barışı kazanacağız. Şimdi savaş naraları karşısında barışın sesini daha fazla yükseltme zamanıdır. Yasaklarla, tehditle, kutuplaştırmayla korku iklimine sarılan iktidar karşısında cesareti daha fazla yükseltme zamanıdır.  Tecride karşı her zamankinden daha fazla karşı çıkma ve mücadele etme zamanıdır.

Muhalefete çağrı

Buradan muhalefete de sesleniyorum. İktidarın savaş politikaları karşısında sessiz kalarak, yolsuzluk ve rant değirmenine su taşımayın. Cesur olun! Net olun diyoruz net olun! Barış politikasına sahip çıkmak ülkeye sahip çıkmaktır, yaşama ve halklar arası diyaloğa sahip çıkmaktır. Demokrasiye, hukuka, adalete sahip çıkmaktır. Savaş politikalarına karşı çıkmak, yolsuzluk, rant ve soygun düzenine giden yolları kapatmaktadır. AKP-MHP iktidarının sürdürdüğü savaş siyasetinin yarattığı ağır sonuçları görmeden, bunlara karşı tavır almadan Türkiye’de gerçek demokrasi ve özgürlük mücadelesini yürütmek mümkün değildir. Müzakereye ve barışa dayalı demokratik siyasetimizi en güçlü şekilde sürdüreceğiz.

İktidarın savaş siyaseti ülkeyi cehenneme çevirmişken, Kürt halkının çektiği acıları anlamadan, bu kirli siyasetin sonucu olarak ortaya çıkan detaylar üzerinde spekülasyon yapmak AKP-MHP iktidarının tuzağına düşmek, savaş siyasetini büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır. Partimiz toplumsal sorunların inkârına dayanan ve çözümsüzlükten beslenen tüm siyasetlerin karşısındadır.  O nedenle Türkiye’de gerçek demokrasinin ve özgürlüklerin, ancak ve ancak Kürt sorununun demokratik, toplumsal ve barışçıl çözümünden geçtiğini savunuyoruz. Bizler, müzakereye ve barışa dayalı demokratik siyasetimizi en güçlü şekilde sürdüreceğiz. Çünkü bizim için barış, dünyadaki tüm makamlardan daha değerlidir. İnanın ‘Barış hükümlerin en güzelidir.’

Demokrasinin, hukukun çökertildiği bir ülkede ekonomi de çöker. Bir yıldır Türkiye halklarına masal anlatıyorlar. İktidar partisi seçimlere yakın bir dönemde bu masalı anlatmaya bu hikayeyi uzatmaya devam ediyor. Enflasyonu düşüreceklermiş, yok alım gücünü arttıracaklarmış! AKP Genel Başkanı Ocak-Şubat’ı bekleyin diye yeni bir masal anlatmaya başladı. Enflasyonu düşürmek için TÜİK zaten her ay uğraşıyor! TÜİK’in çaldığı rakamları ancak bu kadar. Dün eylül ayı enflasyonunu açıkladılar. TÜİK’in çarpıtılmış rakamı yüzde 83. ENAG’ın rakamı yüzde 186. Türkiye yüksek enflasyonda dünyada 6’ıncı sıradadır. Savaştaki Ukrayna’da bile enflasyon yüzde 23, Rusya’da yüzde 14. Demokraside, hukukta, insan haklarında, yargıda ve adalette bırakalım adım atmayı her gün yeni kumpaslar kurarak, bu ülkeyi yasaklar cehennemine dönüştürerek ekonomiyi nasıl düzelteceksiniz? Bu soruyu iktidar partisine soruyoruz.

Enflasyonun düşmeyeceğinin en açık kanıtı Sayıştay’ın tespit ettiği seri yolsuzluk ve usulsüzlüklerdir. Kurumlardaki yolsuzluk ve çürüme diz boyu. Kaynakların nereye harcandığı belli değil. Çünkü ortada hukuk bırakmadılar. Hukukun, denetimin olmadığı yerde de çürüme olur, suç düzeni olur. İşte bizim yaşadığımız budur. Yolsuzluklar bitmeden enflasyon düşmez! Bu kadar net! Bunlar enflasyonla değil, halkla, emekçilerle, kadınlarla, gençlerle, muhalif medyayla mücadele eden bir AKP-MHP zihniyeti var.

Bugün biliyorsunuz sosyal medyaya sansür yasasını mecliste görüşmeye açacaklar. Meclis açılır açılmaz ilk işleri yasakçılık oldu! İşte bunların çözümü budur; yasaklardır, sansürdür, engellemedir, inkardır. Ekonomik kriz tweetlerini yasaklayınca enflasyonu da düşürmüş olacaklarını sanıyorlar. Kafaları böyle çalışıyor. Halkın yaşadığı zulmü halktan gizleyeceklerini sanıyorlar! Esnaf bitmiş tükenmiş! Emekli, asgari ücretli aç yatıyor. Çocuklar okula aç gidiyor ve çocuklar yatağa aç giriyorlar. Çiftçi traktörüne kadar hacizli. Milyonlarca insan borç batağında. Ülkenin üçte ikisi yoksulluk, dörtte biri açlık sınırının altında. Kiralar, faturalar ödenemez durumda. Her gece ansızın getirilen zamlarla vatandaşın ümüğüne çökmeye devam ediyorlar.

Sarayın günlük 10 milyon lira olan israfını 85 milyona ödetmeye devam ediyorlar.  Kalkmışlar bir de hiç utanmadan, sıkılmadan biz çözeriz diyorlar. Hadi oradan! Siz bu masalı ancak kendi çevrenize anlatabilirsiniz, kendi yandaşlarınıza yutturabilirsiniz. Türkiye halkları artık sizin yalanlarınıza kanmıyor, seçimleri ve sandıkları bekliyor. Sandıklarda AKP ve MHP bloğuna iyi bir ders verilecek.

‘Dibi görme sırası artık iktidardadır!’

Liradan sıfırı attık diye sık sık övünüyor ekonomist genel başkanları olan Recep Tayip Erdoğan. Ortada TL diye bir şey kalmamış, eriyen ve bitmiş bir TL ile karşı karşıyayız.  Sıfır atmaktan bahsediyor! Doğrudur, önce sıfırı attılar, sonra da geriye kalanı sıfırladılar! Nasıl olsa sıfırlama bunların işidir. Her şeyi sıfırlayarak çözeceklerini sanıyorlar. Ben buradan vicdanı ve adalet duygusu olan herkese seslenmek istiyorum. Size, yoksulluğun, sefaletin dibini yaşatan bu iktidara sizin de sandıkta dibi yaşatmanız gereken yeni bir sürece giriyoruz. Bu artık kaçınılmazdır. Dibi görme sırası artık iktidardadır! Enflasyonu da kuru da düşürmenin yolu, önce bunları seçimde iktidardan göndermek, sonra da kalıcı bir demokrasi, hukuk ve sosyal adalet düzenini hep birlikte inşa etmektir.

Bugün borç batağındaki milyonlar asla unutmasın! Sizler borçlu değil, alacaklısınız. Bu iktidar düzeninden alacaklısınız. Zamlar karşısında her gün eriyen ücretleriniz için alacaklısınız. Emeğinizin verilmeyen karşılığı için alacaklısınız. Yok edilen geleceğiniz, çalınan umutlarınız için alacaklısınız. Aç yattığınız geceler, işsiz umutsuz geçirdiğiniz günler için alacaklısınız. Şimdi bütün bunları söke söke hem de misliyle bu iktidardan almak için daha çok fazla mücadele etme zamanıdır. Kesinlikle bu düzen böyle gitmeyecek, böyle sürmeyecek. HDP ve kurduğumuz Emek ve Özgürlük İttifakı bunun en büyük güvencesidir. Bir kez daha ittifakımızı buradan selamlıyorum.

Bu suç, rant ve servet şebekesine karşı halkın hakkı olanı halka teslim etmekte kesinlikle kararlıyız. Hep beraber üretecek, hep beraber eşit bir şekilde adil paylaşımı sağlayacak ekonomik yaşamı kuracağız. Açlık ve yoksulluk sınırı olmayacak, servet sınırı olacak. Gece yatağa aç ve üşümüş bir şekilde girecek hiçbir yurttaşımızın olmadığı bir Türkiye olacak. Çokluk içinde yokluğu yaşatan bu harami düzeni sona erdirmekte kesinlikle kararlıyız. Tarihe ve halkımıza olan sözümüzdür. Bunu da başaracağız.

HDP olarak, yaz boyunca halkımızın yanında, alanlarda, sokaklarda, fabrikalarda, tarlada, iş sahalarında, köylerde yaşam mücadelesi veren her yerde her bir yurttaşlarımızın yanındaydık. Kobanî Kumpas Davasında hakikati savunmak için mahkeme salonlarındaydık. İnanın ki, arkadaşlarımız savunmalarıyla, hukuk, adalet, demokrasi ve barış mücadelesinin tarihini yazdılar, yazmaya devam ediyorlar.  Edirne’den Hakkâri’ye, Adana’dan Artvin’e, İzmir’den Manisa’dan Kars’a her yerdeydik her yerde olmaya devam edeceğiz. Yoksullukla boğuşan, emeğinin, alın terinin hakkını arayan, ekoloji mücadelesi veren, zulme uğrayan, hakları gasp edilen, onur mücadelesi veren herkesle yan yana geldik yaz boyunca.

‘Adil, eşit ve demokratik bir ülke için’

Diyarbakır ve İstanbul’da yüz binlerle beraber iki büyük miting gerçekleştirdik. Gittiğimiz köylerden, misafiri olduğumuz evlerden, tarladaki çiftçilerden, emekçilerden, sanayilerde çalışan işçilere, pazarlardaki yurttaşlara kadar halkımızdan aldığımız ve buraya taşıdığımız söz; ‘adil, eşit ve demokratik bir ülke için değişim’ sözüdür. Biz bu sözü yaz boyunca her bir yurttaşımıza gittiğimiz her yerde verdik buradan da veriyoruz. Çünkü HDP, ülkenin dört bir yanından dalga dalga yükselen itirazların, artık yeter haykırışlarının, değişim taleplerinin ortak gücü olmaya kararlıdır. İşte bu nedenle Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturduk. 24 Eylül’de İstanbul’da düzenlediğimiz lansmanla deklarasyonumuzu kamuoyuyla paylaştık.

Emek Özgürlük İttifakı, iki ittifak arasında sıkıştırılmak istenen halkımıza üçüncü bir yol açmıştır. Bu yol ülkenin demokratik geleceğine doğru açılan umut yoludur. İttifakımız özgürlük, demokrasi, adalet, barış, birlikte yaşam iddialarımızı ‘birlikte kazanacağız’ diyerek hayata geçirmeyi başarmıştır. İttifakımız, bunun için; özgürlüklerden, Kürt sorununun barışçıl demokratik çözümünden, adaletten, emekçilerin hak ve kazanımlarından, doğa ve ekoloji haklarından, kadınların eşitlik taleplerinden, gençlerin gelecek rüyalarından, Alevilerin inanç özgürlüğünden yana bir seçeneğin oluşturulması için kollarını sıvamış durumdadır. Yola çıkmıştır.

HDP’nin bir diğer ittifakı ise, Kürdistani partilerle olan ittifaktır. En geniş Kürdistani ittifakı oluşturmak için çalışıyoruz. Bunu da yakın zamanda kamuoyuna müjdeleyeceğiz. Umutlu ve mutlu bir ülke yaratacağımıza, karşımızdaki baskıcı, faşizan rejimden kurtulacağımıza yürekten inanıyoruz. Bunun için mahalle mahalle, sokak sokak çalışacağız, itirazı ve sözü olan herkesle ortak seste buluşacağız. Şunun özellikle bilinmesini isterim. İttifakımız, sürekli genişleme ve büyüme hedefini önüne koymuştur. O yüzden her yeni katılımlarla kendisini sürekli büyütecektir.

‘Yeni bir dönemin başlatılmasında ve demokratik bir ülkenin inşasında da gerçek güç, anahtar güç yine bizler olacağız’

Değişim isteyen tüm kesimlerin, kurumların, partilerin ve bireylerin kapısını çalmaya, davetimizi büyütmeye devam edeceğiz. 8 Martların, Newrozların, 1 Mayısların mücadele birliğini daha da büyüteceğimize bir kez daha söz veriyoruz. Çözüm de biziz, çözüm gücü de biziz, bizleriz. Meydanları faşizme bırakmadık. Demokrasi ve barış umutlarını dimdik ayakta tuttuk, tutmaya devam edeceğiz. Yeni bir dönemin başlatılmasında ve demokratik bir ülkenin inşasında da gerçek güç, anahtar güç yine bizler olacağız. Değişim isteyen herkesi HDP’de ve mücadele ittifakımızda buluşmaya, demokrasi yürüyüşümüzü büyütmeye çağırıyorum.

Sevgili Gençler, size özellikle seslenmek istiyorum: Kilitleri kıracak anahtar güç sizlersiniz. Sizin özgür iradenizdir. Evet, bu ülkede 13 milyon genç var ve sizin varlığınızın kendisi zaten büyük bir güçtür. Toplumun umudu sizsiniz, sizlersiniz. Sizin itirazınız, mücadeleniz bizim mücadele dinamiğimiz, bizim umudumuz ve bizim rehberimizdir. Sizlerle başaracağız! Sizlerle değiştireceğiz ve yeniyi sizlerle birlikte mutlaka kuracağız. Sizlerin yanındayız.

Saçının teliyle dünyayı titreten sevgili kadınlar. En büyük güç bizleriz! Tek adamlar değil, biz kadınlar kazanacağız! Hak ettiğimiz özgürlüğü de eşit yaşamı da birlikte kuracağız. Jîna Amini için büyüyen kadın direnişleri değişimin ayak sesleridir. Bu direniş tüm kadın mücadeleleri için bir ilham kaynağı olmuştur. Buradan direnişteki bütün kadınları selamlıyorum, onlara özel selamlarımı gönderiyorum. Kadınlar olarak 2023’ü kesinlikle bizler belirleyeceğiz. Bizim onay vermediğimiz hiçbir düzen bu ülkede asla başaramayacaktır. Biz kadınlar başaracağız. Jin Jiyan Azadî sloganını tüm dünyada dalgalandıracağız.

Değerli emekçiler, alın terinizle, emeğinizle dünyayı var eden sizlersiniz. Bu sömürü çarkını kırmak sizin elinizdedir. Sizin gücünüz, değişimin, demokratik eşit bir geleceğin gücü ve anahtarıdır. Emeğin yönettiği bir ülkeyi birlikte başaracağız. Her dilden, inançtan, kimlikten halklarımız Farklılıklarımız ve çokluğumuz büyük bir birlikteliği ve gücü oluşturmaktadır. Bu gücümüzle, tekçiliği ve tekleştirmeyi bu topraklardan mutlaka silip atacağız. Eşit yurttaşlığı özgür yaşamın teminatı yapacağız.

Değerli halkımız, bin bir fedakârlıkla, ağır bedeller ödeyerek bu onurlu mücadeleyi bugünlere getirdiniz. Baş eğmediniz! Biat etmeniz! Diz çökmediniz! İradenizi asla teslim etmediniz. Bir milim geri adım atmadınız. Şimdi artık büyük kazanma zamanıdır. Kürt halkının güçlü iradesiyle bu topraklarda güçlü demokrasinin de onurlu barışın da, gerçek adaletin de dönemini başlatacağımız günler yakındır. Haziranlar yakındır. Zafer yakındır. Yolunuz ve yolumuz açık olsun! Hızır hepimizin yardımcısı olsun.”

Paylaşın

Dış Ticaret Açığı Eylül Ayında Yüzde 298,3 Arttı

Türkiye’nin eylül ayında dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 298,3’lük artışla 10 milyar 384 milyon dolara yükseldi. Dış ticaret hacmi ise yüzde 26,3 oranında artarak 55 milyar 616 milyon dolara yükseldi.

Eylül ayında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise 20,3 puan azalarak yüzde 68,5 olarak gerçekleşti. Enerji verileri hariç tutulduğunda, ihracatın ithalatı karşılama oranı 16,5 puan azalarak yüzde 89,2 oldu.

Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı verilere göre, ocak-eylül döneminde ise geçen yılın aynı dönemine göre, ihracat yüzde 17,1 oranında artışla 188 milyar 224 milyon dolar, ithalat yüzde 40,8 oranında artışla 272 milyar 43 milyon dolar olarak gerçekleşti. 9 aylık dış ticaret açığı yüzde 158,5 artarak 83 milyar 819 milyona çıktı. Bu dönemde dış ticaret hacmi, yüzde 30 oranında artışla 460 milyar 267 milyon dolara yükseldi.

Eylül ayında en fazla ihracat yapılan ülkeler sırasıyla; Almanya, ABD ve Irak OLDU. En fazla ithalat yapan ülkeler ise Rusya, Çin ve İsveç oldu. İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içerisindeki payı yüzde 61,9 oldu.

Dış ticaret açığı nedir?

İhracat ile ithalat arasında ihracat aleyhine oluşan farktır. Bir ülke ihraç ettiği malların değerinden daha fazla değerde mal ithal ediyorsa o ülkenin ödemeler dengesi dış ticaret açığı veriyor demektir. Türkiye, geleneksel olarak dış ticaret açığı veren bir ekonomidir.

Ekonomisinin canlı olduğu, büyümenin yüksek olduğu dönemlerde dış ticaret açığı artar, tersi durumlarda ise azalır. Çünkü Türkiye’de üretimde kullanılan girdilerin önemli bir bölümü (yaklaşık yüzde 65’i) ithal mallardan oluşur. Ekonomik büyümesi yükseldikçe üretimi artar, üretimi arttıkça ithalatı artar ve dolayısıyla dış ticaret açığı artar.

Dış ticareti etkileyen önemli unsurlardan birisi de kurdur. TL, yabancı paralara ve özellikle de ihracat ve ithalatın yoğun olduğu bölgelerin parası olan Dolar ve Euro’ya karşı değer kaybettikçe ihracat artar, ithalat düşer.

Paylaşın

Göç Örgütü: Akdeniz’de 9 Yılda 25 Bin Göçmen Hayatını Kaybetti

Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Akdeniz şubesi, 9 yılda Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken hayatını kaybeden mültecilerin sayısının yaklaşık 25 bin olduğunu açıkladı.

IOM, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) gibi uluslararası kuruluşların verilerine göre, söz konusu olaydan bu yana ölen yaklaşık 25 bin mülteciden 20 bini Orta Akdeniz güzergahındaki kazalarda yaşamını yitirdi.

İtalya’nın Lampedusa adası açıklarında bir mülteci teknesinin 3 Ekim 2013’te alabora olmasının üzerinden dokuz yıl geçti. Söz konusu olayda aralarında dokuz çocuğun da olduğu 368 mülteci hayatını kaybetmişti.

O günden bu güne geçen sürede yaklaşık 25 bin mülteci daha Akdeniz üzerinden Avrupa’ya ulaşmaya çalışırken yaşamını yitirdi.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü (IOM) Akdeniz şubesi, yaptığı açıklamada, Lampedusa’daki olayın üstünden geçen 9 yılda hayatını kaybeden mültecilerin sayısının yaklaşık 25 bin olduğunu açıkladı.

IOM, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) gibi uluslararası kuruluşların verilerine göre, söz konusu olaydan bu yana ölen yaklaşık 25 bin mülteciden 20 bini Orta Akdeniz güzergahındaki kazalarda yaşamını yitirdi.

IOM’un paylaştığı interaktif haritaya göre, 4 Ekim 2022 itibariyle bu yıl bin 823 mülteci Akdeniz’i geçmeye çalışırken öldü veya kayboldu.

Bu kişilerden bin 88’i Orta Afrika’da, 350’si Batı Afrika açıklarında, 236’sı Doğu Akdeniz’de, 149’u Batı Akdeniz’de kayboldu ya da yaşamını yitirdi.

Kayıpların sayısı, 2021’de 3 bin 188 iken, 2020’de 2 bin 326, 2019’da 2 bin 87, 2018’de 2 bin 380, 2017’de 3 bin 140 ve 2016’da 5 bin 305’ti.

Diğer yandan, İtalya İçişleri Bakanlığı’nın paylaştığı verilere göre, 1 Ocak – 3 Ekim 2022 tarihleri arasında İtalya’ya deniz üzerinden ulaşan mültecilerin sayısı 72 bin 252 olarak kayıtlara geçmişti. Geçen yıl aynı dönemde bu sayı 47 bin 726 olarak açıklanmıştı.

“Akdeniz daha ölümcül hale geldi”

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) 10 Haziran 2022’de bir açıklama yaparak, Akdeniz üzerinden Avrupa’ya geçen mültecilerin sayısının 2015’den bu yana düşüş gösterdiğini, fakat geçişler sırasında hayatını kaybeden mültecilerin sayısının arttığını kaydetmişti.

Açıklamada özetle şu bilgiler paylaşılmıştı:

“Üç milyondan fazla mülteci ve göçmenin Akdeniz’den Avrupa’ya geçtiği ve bu açıdan zirvenin görüldüğü 2015 yılından bu yana, bu yolculukları yapanların sayısında COVID-19 pandemisinden de önce başlayan bir düşüş eğilimi var. 2021 yılında 123 bin 300 bireysel geçiş bildirildi. Bu sayı, 2020 yılında 95 bin 800, 2019’da 123 bin 700 ve 2018 yılında 141 bin 500 idi.

Düşen geçiş sayılarına rağmen ölü sayısında ciddi bir artış oldu.

Geçen yıl Akdeniz ve kuzeybatı Atlantik’te 3 bin 231 kişinin öldüğü veya kaybolduğu bildirildi. Bu sayı, 2020 yılında bin 881, 2019 yılında bin 510 ve 2018 yılından 2 bin 277’nin üzerindeydi.

Çok daha fazla sayıda kişi ise Sahra Çölü ve uzak sınır bölgelerinden karayoluyla gelirken hayatını kaybetmiş veya kaybolmuş olabilir.”

Paylaşın

Sıfır Otomobil Fiyatlarına Zam!

İktidar ekonomiye dair pembe tablolar çizerken, piyasalardaki gelişmeler iktidarın açıkladığı ekonomik tabloyu yalanlıyor. Sıfır otomobil fiyatlarına döviz kurlarındaki artışla birlikte güncellemeye gidildi.

Bütün temel tüketim ve ihtiyaç maddelerine tepeden tırnağa zam gelmeye devam ederken, ekim ayı ile birlikte otomobil sektörünün dev markaları güncellemelere başladı.

3 Ekim 2022 Pazartesi günü itibariyle Toyota Corolla, Honda Civic, Honda City, VW Caddy, Kia Stonic, Opel Mokka, Dacia Sandero ve Dacia Duster modelleri çeşitli oranlarda zamlandı.

Otomobil gazetecisi Emre Özpeynirci, fiyat listesi güncellenen otomobil modelleri ve zam oranlarını sosyal medya hesabından paylaştı.

Bu zamlarla birlikte; Toyota Corolla fiyatı 572.250 TL, Honda Civic fiyatı 771.800 TL, Opel Mokka fiyatı 794.900 TL, Dacia Sandero fiyatı 479.000 TL, Dacia Duster fiyatı 517.000 TL’den başlıyor.

Emre Özpeynirci’nin paylaşımı şöyle: 

“Bugün itibarıyla zamlanan modeller; Toyota Corolla  yüzde 4, Honda Civic, CR-V, HR-V, Jazz, Accord yüzde 3, Honda City yüzde 1, VW Caddy yüzde 2,5, Kia Stonic yüzde 3,4-3,6, Opel Mokka yüzde 2,3, Dacia Sandero yüzde 0,6-0,7, Dacia Duster yüzde 1,2. Citroen, Hyundai ve Mitsubishi fiyatları ise güncelleniyor.”

Emre Özpeynirci paylaşımının devamında şunları yazdı:

“Biliyor muydunuz; Türkiye’de en ucuz otomobil (i10) 60 aylık asgari ücretle, ABD’de en ucuz otomobil (Spark) 12 aylık asgari ücretle, Fransa’da en ucuz otomobil (Sandero) 8 aylık asgari ücretle, İngiltere’de en ucuz otomobil (Spring) 6 aylık asgari ücretle alınıyor.

Paylaşın

Hazine Garantili Projelerde Günlük Borç 760 Milyon Lira

Kamu kurumlarının ekonomik bağımsızlıklarını yok eden, kamuyu israf harcamalarına alıştıran ve yandaşlarını zengin etmek için “Hazine garantili projelere” yoğunluk veren iktidar partisi, hem hoyrat harcamalardan hem de bütçede açık çıkarmaktan vazgeçmiyor.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre; projeleri kamu kaynakları ile hayata geçirmek yerine yandaşa yaptıran, daha sonra da projelere Hazine garantisi ödeyen iktidar, tüm borcu ödemek yerine ülkenin günlük borcunu 760 milyon TL’ye yükseltti. Sayıştay verilerine göre, Hazine garantili projeler için 2020 yılından 2021 yılına girişle birlikte devredilen borç stoku 151 milyar 319 milyon 270 bin TL oldu. Bu borcu yıl boyunca azaltması gereken iktidar partisi, bunun yerine 2021 yılında 33 milyar 654 milyon TL’lik yeni garanti anlaşmalarına daha imza attı.

Borcun dört katı

Üstelik borç bununla sınırlı kalmadı. 33,6 milyar TL’lik borca, 125 milyar TL kur farkı da eklenince yeni borç, bir önceki yıldan devredenle birlikte toplam 328 milyar TL’ye ulaştı. Geçen yıl yapılan 50 milyar TL’lik borç düşüşü sonucunda garantili projeler için kamuya kalan borç miktarı 278 milyar 68 milyon TL oldu. Borcun yeni projelerle birlikte 500 milyar TL’yi aşabileceği bildirildi.

İktidarın kötü ve “şüpheli” ekonomi yönetimlerinden bir diğeri, uluslararası kuruluşlardan alınan hibelerde ortaya çıktı. Hazine’nin verilerine göre, kamu mali tablolarının bir bölümünde, 2021 yılında uluslararası kuruluşlardan 10 milyar 903 milyon TL tutarında hibe geliri elde edildiği vurgulandı. Ancak bazı mali tablolarda hibe tutarı, tamamı nakdi hibe olmak üzere 17 milyar 905 milyon TL olarak yer aldı. Aradaki 7 milyar TL’lik farkı tespit eden kamu denetçileri, rakamlar arasındaki tutarsızlığın, mali tabloların doğruluğu ve “güvenilirliği” hususunda tereddüde yol açtığı uyarısında bulundu.

2 milyon TL’lik alacak silindi

Vatandaşları her gün milyonlarca TL borçlandıran iktidar partisi, buna karşılık kamu kurumlarının Hazine’ye borçlarını tek kalemde siliyor. 2021 yılına ilişkin mali değerlendirmelere imza atan Sayıştay, kamunun silinen borçlarını da açıkladı. Denetimlere göre, geçen kamu kurumlarının Hazine’ye olan 2 milyon 38 bin TL borcu silindi. Genel bütçeli kamu idarelerinin silinen borç miktarı 1 milyon 971 bin TL olurken özel bütçeli idarelerin ise 67 bin TL’lik borcu silindi.

Paylaşın

AK Parti’de 2023 Hazırlıkları Başladı: Liste Tartışması

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AK Parti) 2023 seçim çalışmaları hızlanırken hem il ve ilçe teşkilatlarından hem de parti içinden listelerle ilgili “Öncelik teşkilatların hazırladığı listeler olsun” tartışması yapılıyor.

AK Parti, her seçim dönemi milletvekili aday listeleri ile ilgili hem il ve ilçe teşkilatlarında hem de parti yönetiminde komisyonlar kuruyor. İl ve ilçe teşkilatlarının aday listeleri üzerinden belirlediği isimler, parti yönetimine iletiliyor. Parti yönetimi de listeler üzerinde genel bir değerlendirme yaptıktan sonra hazırlanan listeleri Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan’ın bilgisine sunuyor.

“Öncelik verilsin”

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun haberine göre seçim çalışmaları hızlanırken hem il ve ilçe teşkilatlarından hem de parti içinden listelerle ilgili “Öncelik teşkilatların hazırladığı listeler olsun” tartışması yapılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu seçim döneminde “işi sıkı tutacağı, milletvekili aday listeleri belirlenirken, o ilin sevilen ve değer görülen isimlerinden bir liste oluşturmak istediği”, il ve ilçe teşkilatlarının da bu noktaya odaklandığı ifade ediliyor. Ancak geçmiş seçim dönemlerinde il ve ilçe teşkilatlarının belirlediği aday listelerinin “seçimlere yakın süreçte genel merkez tarafından değiştirildiği ve değişen listelerin Erdoğan’ın bilgisine sunulduğu” ileri sürülürken, bu nedenle de “il ve ilçe teşkilatlarının belirlediği adayların liste dışı kaldığına” dikkat çekiliyor.

“Vekil sayısı düştü”

Bu nedenle parti yönetimine “Önceki seçimlerde benzer durumları çok yaşadık. İl ve ilçe teşkilatlarının belirlediği isimlerden bazıları liste dışı kalınca, o ilden çıkarılması beklenen vekil sayısında düşüş yaşandı. Bu seçim döneminde aynı şey olmasın. İl ve ilçe teşkilatlarının belirlediği isimler üzerinden yapılacak bir değerlendirme cumhurbaşkanına sunulsun. Hazırlanan listeler genel merkez tarafından değiştirilmesin” sitemleri yükseliyor.

“İnce elenip sık dokunacak”

AK Parti yönetimi “Erdoğan’ın 2023 seçimlerine özel bir önem atfettiğine işaret ederek bu sefer listeler ince eleyip sık dokunacak. Hatta mevcut milletvekillerinin üçte birinden fazlasının bile listede yer alamama durumu var. İl ve ilçelerde yapılan çalışmalar önem taşıyor. Bu tür sitemler olabiliyor” değerlendirmesini yapıyor.

Paylaşın