Hekimler Göçü Durdurulamıyor!

Sağlık Bakanlığı tarafından geçen ay yürürlüğe sokulan “Beyaz Reform” da hekimlerin yurtdışına gidişlerine engel olamadı. Kamuya dönüşler artsa da yeni düzenlemeleri yeterli bulmayan pek çok hekim, mesleğini Türkiye dışında sürdürme niyetinden vazgeçmedi.

Independent Türkçe’den Lale Elmacıoğlu’nun aktardığına göre, Eylülde 130’u pratisyen toplam 255 hekim, Türk Tabipleri Birliği’ne başvurup yurtdışında görev yapmak için gerekli “İyi Hal” (Goodstanding) belgesi aldı.

İlk 5 branş: Çocuk sağlığı ve hastalıkları, iç hastalıklar, kadın hastalıkları ve doğum, ortopedi ve travmatoloji, radyoloji

Eylül verilerine göre çocuk sağlığı ve hastalıkları branşı 14 hekimle başı çekerken; onu 10 kişiyle iç hastalıkları takip etti.

Kadın hastalıkları ve doğum ile ortopedi ve travmatoloji branşlarından ise 10’ar hekim iyi hal belgesini aldı. Beşinci sırada ise 8 hekimle radyoloji bölümü yer buldu.

9 aylık bilanço: Bin 938 hekim yurtdışı belgesini aldı

Eylül ayında 255 hekimin daha “İyi Hal” belgesi almasıyla yılın ilk 9 ayındaki toplam sayı bin 938’e yükseldi. Yıl sonundaki toplam sayının ise 2 bin 500’ü geçmesi bekleniyor.

9 ayın zirvesi ağustosta gerçekleşti

Ağustos ayında hekimler göçünde tüm zamanların en yüksek sayısı görülmüş; 143’ü uzman, 138’i pratisyen toplam 281 hekim yurtdışı yollarına düşmüştü.

Sağlık çalışanlarına şiddet, fazla mesai, malpraktis ve daha fazlası

Hekimlerin yurtdışına gidişleri uzun süredir tartışılıyor. Maaşların düşüklüğü sürekli gündeme gelse de doktorların Türkiye’den gidişlerinin ana nedeninin para olmadığı, ülkede sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önüne geçilememesi ve mesleğin eski saygınlığının bulunmaması başlıca sebepler arasında gösteriliyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu İle Erdoğan Arasında ‘Başörtüsü’ Tartışması

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Lideri Kılıçdaroğlu arasında ‘başörtüsü’ tartışması devam ediyor. Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun teklifine ilişkin çağrı yaparak, “Gelin çözümü yasa değil Anayasa düzeyinde sağlayalım” dedi. Kılıçdaroğlu ise, “Senin yasakçı zihniyetine rağmen, özgürlükler getirmeye çalışıyoruz” cevabını verdi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM düzenlediği grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü teklifine değinen Erdoğan, “Bugün Türkiye’nin gündeminde başörtüsü diye bir mesele, verdiğimiz mücadele ve yaptığımız düzenlemeler sayesinde, hamdolsun artık kalmamıştır” dedi.

Kılıçdaroğlu’nu hedef alan açıklamalarda bulunan Erdoğan, “Ya Kemal, doğru ol be! Yanına bir iki tane başörtülü bayanı alıp rozet takmakla bu işi çözeceğini mi zannediyorsun? Adam gibi dürüst ol! İstismar siyaseti yaparak milletin karşısına çıkma” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu’na çağrı yapan Erdoğan, “Gelin çözümü yasa değil, Anayasa düzeyinde sağlayalım. 5735 sayılı Anayasa değişikliği teklifini, kamuda çalışmayı da kapsayacak şekilde, aksi yönde düzenleme yapılamayacağı kaydıyla yeniden çıkartalım” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının ardından sosyal medyada paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şu sözlere yer verdi:

“Başörtülü kadınların hak ve özgürlüklerine kavuşması için önerdiğimiz bu kanuni zırhı sen destekle Erdoğan; eğer arkasında yine kurnaz bir ajanda çıkmazsa tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız.

Bu kullandığın zehirli dili de artık bırak, çok çirkin bir üslubun var. Türkiye için iyi bir şey yapmaya çalışıyoruz. Senin yasakçı zihniyetine rağmen, özgürlükler getirmeye çalışıyoruz.”

“Yeni Anayasa, yeni Meclis’in işi olacak”

Öte yandan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasına yanıt verdi. Özgür Özel, şunları söyledi:

“Meclis’e sunduğumuz kanun teklifimiz AKP’de rahatsızlık yarattı. Desteklememek için Anayasa değişikliği önerip başka değişiklikler için fırsat kolluyorlar. Her gün Anayasayı çiğneyen bir anlayışla anayasa değiştirecek halimiz yok. Yeni Anayasa, yeni Meclis’in işi olacak.”

Paylaşın

Ahmet Davutoğlu, Selahattin Demirtaş Hakkındaki Şikayetinden Vazgeçti

Başbakan olduğu dönemde kendisine yönelik sözleri nedeniyle eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında şikayete bulunan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, şikayetini geri çekti.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’na hakaret iddiasıyla yargılandığı davanın görülmesine bugün devam edildi.

MA’nın haberine göre, İstanbul 47. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Demirtaş katılmazken, onu avukatı Fırat Epözdemir temsil etti.

Demirtaş hakkında, Şırnak’ın Cizre ilçesinde sokağa çıkma yasakları sırasında bodrumlarda insanların öldürülmesi sonrası dönemin Başbakanı Davutoğlu’na yönelik “Çocuk katili” dediği gerekçesiyle hakaret davası açılmıştı.

Heyet başkanı, Davutoğlu’nun dosyaya dilekçe sunduğunu ve şikayetinden vazgeçtiğini açıkladı.

Mahkeme, Demirtaş hakkında hakaretten devam eden dosyaların birleştirme talebine dair mahkemelerin kararının beklenmesine karar verdi. Bir sonraki duruşma 23 Şubat 2023’te görülecek.

Selahattin Demirtaş’ın “Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret” ve “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini alenen aşağılama” suçlarından 1 yıl 8 aydan 4 yıl 4 aya kadar hapsi isteniyor

Paylaşın

Ay’ın Oluşumuna İlişkin Çarpıcı Teori

Ay’ın 4,5 milyar yıl önce Dünya’nın Theia adlı Mars büyüklüğündeki bir cisimle çarpışmasından sonra oluştuğu. Ancak yeni simülasyonlar, çarpışma sonrasında daha önce düşünülmemiş bir şeyin yaşandığını iddia ediyor.

Yeni bir oluşum teorisine göre Ay, onu Dünya’nın yörüngesine sokan dev bir çarpışmadan “hemen” sonra oluşmuş olabilir.

Teori, Ay’ın Dünya’ya bir şey çarptıktan hemen sonra ortaya çıkmış olabileceğini öne süren güçlü süper bilgisayarların ayrıntılı simülasyonlarına dayanıyor.

Genellikle kabul gören düşünce, Ay’ın 4,5 milyar yıl önce Dünya’nın Theia adlı Mars büyüklüğündeki bir cisimle çarpışmasından sonra oluştuğu. Ancak yeni simülasyonlar, çarpışma sonrasında daha önce düşünülmemiş bir şeyin yaşandığını iddia ediyor.

Önceki simülasyonlar Ay’ın Dünya’nın yörüngesine daha yakın bir enkaz diskinin içinde yavaş yavaş büyümüş olabileceğine dair teorilere yol açmıştı. Yeni teoriye göreyse Ay, Dünya’dan koparak neredeyse anında oluştu.

Bu iki teori test edilebilir çünkü Ay’ın iç yapısıyla ilgili farklı varsayımları olması gerekiyor. Bu, Ay taşı ve kendi gezegenimiz hakkında daha fazla şey öğrenmemize yardımcı olabilir.

En güçlü süper bilgisayar simülasyonlarının sağladığı ekstra detaylar, araştırmacıların Ay’ın bazı olağandışı özelliklerini açıklayabilecek beklenmedik ayrıntıları bulmasını sağladı. Ayrıca geçmişte kullanılan “düşük çözünürlüklü” simülasyonların bilim insanlarını gezegenimizin tarihi hakkında yanıltmış olabileceğini öne sürüyor.

Durham Üniversitesi’nden Vincent Eke, “Bu oluşum süreci, Apollo astronotları tarafından getirilen Ay taşlarıyla Dünya’nın mantosu arasındaki izotopik bileşimdeki benzerliği açıklamaya yardımcı olabilir” dedi ve ekledi:

“Ay kabuğunun kalınlığı için de gözlemlenebilir sonuçlar ortaya çıkabilir, bu da gerçekleşen çarpışmanın türünü daha isabetli saptamamızı sağlar.”

Bulguları açıklayan Immediate origin of the Moon as a post-impact satellite (Darbe sonrası Ay’ın uydu olarak hemen ortaya çıkışı) adlı araştırma, Astrophysical Journal Letters’ta yayımlandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: Ufak At, Yoksulluğu Yalanlarla Örtemezsin

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Paramız 1 yılda yarı yarıya değer kaybetti. Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarına da bu yıl 75 milyar dolar ilave oldu. Rezervlerimizde olması gereken ama olamayan döviz miktarı 203 milyar dolara yükseldi” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Akşener, açıklamasının devamında, “Enflasyon ise yüzde 19,58 iken bugün yüzde 83,45’e ulaştı. Geçtiğimiz 1 yılda enflasyon 4 kattan fazla arttı. Son 1 yılda üretici fiyatlarındaki artış yüzde 151,5, tarımda yüzde 142,4, konut fiyatlarında yüzde 173,8 oldu. Bugün ne yazık ki dünyada en yüksek enflasyona sahip 5’inci ülkeyiz” dedi ve ekledi:

“İçinde bulunduğumuz tablo böyle ibretlik haldeyken halkımız nefes dahi alamazken, Sayın Erdoğan gününü gün etmeye devam ediyor. Bay krize göre Türkiye’de her şey yolunda. Ona göre insanımız şükretmeyi bilmiyor. Asıl yokluk ABD’deymiş, Avrupa’da market rafları boşmuş. Almanya’da ortalama ücret bizim paramızla 75 bin lira. Yani Sayın Erdoğan diyor ki ayda 5 bin 500 lira çalışanların keyfi yerinde ama ayda 75 bin lira kazanan Alman vatandaşları zor durumda. Ufak at Sayın Erdoğan. Yoksulluğu yalanlarla örtemezsin.”

İYİ Parti Lideri Akşener, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin “mertçe çıkıp ekonomiyi yönetemediklerini itiraf etmesi gerektiğini” söyledi. İYİ Parti lideri, “Çık mertçe de ki; biz ekonomiyi böyle yönetiyoruz çünkü ‘Sayın Erdoğan böyle istiyor’ de. Allah’ın bildiğini niye kuldan saklıyorsunuz? Saçma sapan açıklamalarınızla çilekeş milletimizi daha fazla yormayın” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları:

20 sezonluk gereksizce uzatılmış keyifsiz bir dizinin final sezonu sonunda geldi çattı. O sene bu sene, iyilerin şafağı ufukta görünüyor, emin olun çok az kaldı.

AK Parti iktidarı yüzünden memleketimizin bereketi de güzellikleri de soluyor. Ülkeyi yöneten kişi her tavrıyla örnek olmalıdır.

Beğenmediği herkese saldıran, hakareti kendine hak sayan bir zihniyetin neden olduğu toplumsal gerilim tehlikeli bir seviyeye ulaştı. Türkiye bu gerilimi artık taşıyamıyor.

Geçtiğimiz hafta Ankara’da bir eğlence mekânında yaşananlar bunun sonucudur. Sırtını iktidara yaslayan herkes, kendini her şeyin sahibi zannediyor.

Rusya-Ukrayna savaşı

“Hayat iyiler ile kötüler arasında bitmek bilmeyen bir mücadelenin özetidir. Kötülüğü rehber edinenler hep oldu. Bugün bile değişime ayak uyduramayan yönetimlerin insanlığa meydan okuyan uygulamalarına şahit oluyoruz.

En temel toplumsal sözleşmeleri kendi çıkarlarına uydurmaya çalışan kirli zihniyetlere şahit oluyoruz. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik başlattığı işgalin üzerinden 7 ay geçti.

Putin çizilen karizmasını düzeltmek için son çareyi 4 bölgeyi ilhak etmekte buldu. Biz bu filmi Kırım’da izledik. Bugün de bu ilhakı tanımıyoruz” dedi.

Uluslararası toplum çılgınlığa karşı daha somut adımlar atmalıdır. Sayın Erdoğan’ın da bu ciddi tehdit karşısında alacağı tavrı bekliyoruz.

Devletin esas görevi kendi menfaatleri çerçevesinde denge oluşturabilmektir. Seçim hesapları kovalayarak devlet yönetilemez. Biz tahıl koridoru adımlarını takdirle karşılıyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşında alacağımız pozisyonda ülkemizin menfaatleri esas alınmalıdır. Arabuluculuk kisvesi altında Putin’in sırtının sıvazlanması Türkiye’ye yakışmaz.

Türk milleti bugün de Rus emperyalizminin yanına yedeklenecek bir algı malzemesi değildir. Bu millet yıllarca utanç anıtına bakmak zorunda bırakıldı. Ta ki Mahmut Şevket Paşa harekete geçen kadar.

Bahri Teğmen o utanç anıtını yerle bir edene kadar. Biz bugün senin yüzünden yine aynı utancın eşiğindeyiz. O gün milletimizin haysiyetine vurulan pranga senin 2024’e ertelemeye çalıştığın doğalgaz borcuyla canlanıyor.

O gün bu vatanın asil evlatlarının boyunduruk altına girebileceğini sananlar, bugün Putin hayranlığınla yeniden cesaret buluyor.

Topraklarımıza dikilen utanç anıtı, ekonomimiz üzerinden hain bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Bugün de Yeşilköy’e Rus anıtı dikenlerin bugünkü temsilcileri karşısında tıpkı Mahmut Şevket Paşa, Bahri Teğmen gibi aynı cesaretle dimdik duracağız.

Geçmişte ilmin merkezlerinden olan bir medeniyet ilimden, bilimden bu kadar uzağa savrulabilir? Gerçekten utanç verici. Bu konu dini veya siyasi bir tartışma değildir.

Bizim için bu konu vahşetin karşısında mağdurun yanında durmaktır. Komşumuz İran’ın güçlü, mutlu ve huzurlu olmasını istiyoruz. Biz İran’ı bağımsız bir ülke olarak görmek istiyoruz.

Dualarımız özgür ve mutlu bir İran içindir. Bu idealimizi ucube bir anlayışla gerçekleştiremeyiz.

Bağımsızlığın yolu saçı görünen kadınları yok etmek değildir. Tek bir kadının bile sesini duyurmak için ayağa kalkması, tüm kadınlar için ayağa kalkıştır. İran’daki bu zulüm yok olmaya mecburdur.

Sayın Erdoğan, şubat aylarında ‘Enflasyonu kontrol altına alacağız’ diyordu. Bu sefer de ‘Yılbaşından sonra enflasyonun düşeceğine inanıyorum’ dedi.

Kendisi de epistemolojik bir kopuş yaşadığından sadece inanıyor. Olan yine milletimize oluyor” dedi.

Paramız 1 yılda yarı yarıya değer kaybetti. Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarına da bu yıl 75 milyar dolar ilave oldu. Rezervlerimizde olması gereken ama olamayan döviz miktarı 203 milyar dolara yükseldi.

Enflasyon ise yüzde 19,58 iken bugün yüzde 83,45’e ulaştı. Geçtiğimiz 1 yılda enflasyon 4 kattan fazla arttı.

Son 1 yılda üretici fiyatlarındaki artış yüzde 151,5, tarımda yüzde 142,4, konut fiyatlarında yüzde 173,8 oldu. Bugün ne yazık ki dünyada en yüksek enflasyona sahip 5’inci ülkeyiz.

İçinde bulunduğumuz tablo böyle ibretlik haldeyken halkımız nefes dahi alamazken, Sayın Erdoğan gününü gün etmeye devam ediyor.

Bay krize göre Türkiye’de her şey yolunda. Ona göre insanımız şükretmeyi bilmiyor. Asıl yokluk ABD’deymiş, Avrupa’da market rafları boşmuş. Almanya’da ortalama ücret bizim paramızla 75 bin lira.

“Ufak at sayın Erdoğan”

Yani Sayın Erdoğan diyor ki ayda 5 bin 500 lira çalışanların keyfi yerinde ama ayda 75 bin lira kazanan Alman vatandaşları zor durumda. Hatırlıyor musunuz, Rahmetli Münir Özkul, Neşeli Günler’de Şener Şen’e ne diyordu? “Ufak at Ziyaa…” Ufak at Sayın Erdoğan, ufak at. Bizzat kendi eserin olan yoksulluğu, yalanlarla örtemezsin.

Kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri alan, abartılı müjdelerinle, günü kurtaramazsın. Boş vaatlerle, milletin derdini çözemezsin. Hakikat güneşini, hamaset balçığıyla sıvayamazsın. Hiç boşuna uğraşma.

Bugün bir garip yönetim anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu ülkede atanamayan öğretmen diye bir gerçek olduğu için utanması gereken Milli Eğitim Bakanı ‘Mühendisler de atanamıyor ama ağlamıyor’ dedi.

Enerji Bakanlığı da bir tasarruf kitapçığı yayınladı. Tüm bunları yaparken onlar Saray’da günlük 10 milyon lira harcayacaklar, torpilli maaşlarla servetleri büyütecekler.

Buradan ahkam severlere seslenmek istiyorum; milletimiz ne yapacağını çok iyi biliyor. O sandık geldiğinde milletimiz tasarrufun şahını yapacak. Gereksiz yanan ampul sönecek, tasarruf yapacağız.

Bakan Nebati’nin açıklamalarına tepki

Bir de iktidarın gözbebeği Nebati Bakan var. Sağolasın gideni aratmıyor. Işıl ışıl dolar işaretli gözleri muhteşem. Sayın Erdoğan’ın son dönemlerdeki tercihlerine bayılıyorum.

Saray bürokrasi saçmalama yarışına girerken ışıltılı gözler geri kalır mı? Adeta yeni öğrendiği tüm kelimeleri aynı cümle içinde kullanmaya çalışan çocuklar gibi…

Üstat diyor ki, bu ibretlik cümle ile diyor ki; biz bilgi ve bilimden koptuk. Dünyada uygulanan tüm ekonomi politikalarını da reddediyoruz. Bizi artık nörologlar değerlendirsin.

Yahu niye bu kadar uğraşıyorsun? De ki; biz ekonomiyi böyle yönetiyoruz çünkü ‘Sayın Erdoğan böyle istiyor’ de. Allah’ın bildiğini niye kuldan saklıyorsunuz? Saçma sapan açıklamalarınızla çilekeş milletimizi daha fazla yormayın.

“Gençlerine aşağılık demekten hiç mi utanmıyorsun?”

Buradan Sayın Erdoğan’a seslenmek istiyorum: Ekonomiyi batırdığın gerçeğini, Milletimizi fakirleştirdiğin gerçeğini, Abuk sabuk yalanlarla mı örteceksin?

Milletin parasını, yandaşlarına yedirdiğin gerçeğini, Beş para etmezlere, 5-10-15 maaş verdiğin gerçeğini, Merkez Bankası’nın bile, kasasını boşalttığın gerçeğini, Lügatlara sığınarak mı örteceksin? Lügat demişken;

Bir yanda bakanları, bürokratları, saçmalamaya devam ederken; Diğer yanda ise, Sayın Erdoğan, artık millete hakaret etmekte, yeni yöntemler deniyor.

Eskiden dümdüz hakaret ederdi, artık lügatlı sövüyor… Geçen hafta, memleketten umudunu kesmek zorunda bıraktığı, gençlerimizi hedef aldı.

Dedi ki; “Sırf daha iyi arabaya binmek, sırf daha yeni telefon alabilmek, sırf daha çok konsere gidebilmek gibi, süfli heveslerle, ellerin, yani başka ülkelerin, başka toplumların, kapısına varanlara acıyarak bakıyorum.

Bu vesileyle, Sayın Erdoğan’ın gözünde, çapulculuktan, süfliliğe terfi eden gençlerimizi kutluyorum. Henüz biz kadınların seviyesine gelemediniz ama, yakında onu da başaracağınıza eminim… Özetle, Sayın Erdoğan diyor ki; gençlerimizin daha iyi bir hayat sürmeyi istemeleri, “süfli bir hevesmiş”.

Yani, “aşağılık” bir hevesmiş… Yanlış duymadınız. Üstelik bunu söyleyen, bu ülkenin Cumhurbaşkanı. Kadınlara “sürtük” diyebilen bir zihniyetten, elbette zarafet beklemiyorum.

Ama, gencine “aşağılık” demeye, hiç mi utanmıyorsun Sayın Erdoğan? Ayıptır, günahtır. Gençlere analarının ak sütü gibi helal olan, iyi ve haysiyetli yaşama arzusu, süfli bir hevesmiş…

Daha iyi bir hayat istemek, huzur istemek, mutluluk istemek, aşağılık bir hevesmiş. Hayallerini gerçekleştirebilmeyi, torpilsiz, mülakatsız, işe girmeyi istemek, aşağılık bir hevesmiş…

Peki bu beyefendiye göre, süfli olmayan hevesler nedir, biliyor musunuz? Mesela, Sayın Erdoğan için; ihale kovalamak, süfli değil, bilakis son derece asil bir heves.

Mesela; bol maaşlı, atanmış hayatlar peşinden koşmak, süfli değil, bilakis fevkalade asil bir heves. Hele de, lüks arabalar içinde pudra şekeri koklamak, hiç süfli değil, tam tersine müthiş asil bir heves.

Sayın Erdoğan; Bu kadar hakaret, yalan, iftira, bir Cumhurbaşkanına, hiç yakışmıyor. Ülkesinin kadınına sürtük, gencine aşağılık, çiftçisine terörist demek, bir Cumhurbaşkanına, hiç yakışmıyor. Çünkü bu devletin başına, laubalilik değil, ciddiyet yakışıyor. Çünkü bu aziz millet, zorbalığı değil, şefkati hak ediyor.

Çünkü Türkiye, süfli bir zihniyetle değil, asaletle yönetilmeyi hak ediyor! Sen her ne kadar, yolun sonuna geldiğini, fark etmesen de;

Artık milletimiz, iftira atmayan, yalan söylemeyen, bahane üretmeyen, başarılı, basiretli ve becerikli bir yönetim istiyor! Milletimiz; Hırsıza, yolsuza, arsıza göz açtırmayan, bölmeyen, ayırmayan, ayrıştırmayan bir yönetim istiyor!

Milletimiz; İradesine, sesine, derdine kulak veren, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yakışır bir anlayışla yönetilmek istiyor! İşte biz, aziz milletimizin, bu asil talebini karşılamaya talibiz!
Bu yüzden ülkemizi, her şeyden önce, bu ucube sistemden kurtaracak.

Dezenformasyon yasası

Biliyorsunuz, 1 Ekim itibariyle, iktidarın, “Dezenformasyonla Mücadele” adı altında çıkardığı, Sosyal Medya Yasası yürürlüğe girdi.

Yeni yasama yılının başlangıcında, Meclis gündeminde yer alan ilk düzenleme, iktidarın yüksek standartlarına göre bile, ucubelikte adeta bir baş yapıt oldu.

Sözüm ona, internetteki yalan haberleri durdurmak amacıyla çıkartılan, bu yasada; En çok merak ettiğimiz konu ise, yasanın nasıl işleyeceği… Yalanı kim ayırt edecek? Doğru nasıl bilinecek? Dezenformasyonu hangi kurum denetleyecek? Hiçbiri belli değil…

Mesela yalanları; havuz medyasının bir alt birimi gibi çalışan, RTÜK mü ayırt edecek? Mesela doğruyu; ENAG’ın, yüzde 186 olarak açıkladığı enflasyon rakamının karşısında, kendi çalışanlarını bile, zar zor ikna edip, enflasyonu, yüzde 83,45 açıklayan, TÜİK mi bilecek?

Mesela, şu meşhur dezenformasyonu; Trollerin efendisi, iftiraların prensi, algıların bekçisi, İletişim Başkanlığı mı denetleyecek?

Mesela; Facebook gidecek, yerine dezenformasyondan arındırılmış, “AKbook” mu gelecek? Twitter gidecek, yerine “Saray Kuşu” mu gelecek? YouTube gidecek, yerine “ŞahsımTube” mu gelecek?

İktidar her zaman olduğu gibi, yine bir cambaza bak oyunu sergiliyor. Buradaki cambaz: Sosyal Medya Yasası. Oyun ise: Hak ve hürriyetlerimize, pranga vurmak. Yani dezenformasyon bahane, istibdat düzeni şahane…

Giydiğimiz kıyafete, Ettiğimiz ibadete, Dinlediğimiz müziğe, Sevdiğimiz yemeğe bile, karıştıkları yetmedi; Şimdi de, doğruları öğrenmemizi istemiyorlar.

Çünkü; doğrulardan en çok onlar korkuyorlar. Çünkü; eğip bükemedikleri gerçeklerden korkuyorlar. Çünkü; fikri hür, vicdanı hür nesillerimizden korkuyorlar.

Hatırlayın, bu arkadaşlar nasıl iş başına gelmişlerdi? “Okuduğu şiirler, düşündüğü fikirler, söylediği sözler yüzünden, hapse girmeyen insanların ülkesini” vaat etmişlerdi, değil mi? Vesayet bitecek, yasaklar son bulacaktı değil mi?”

Paylaşın

2. El Otomobil Fiyatları Düşer Mi? Uzman İsim Açıkladı

Sıfır araçların bulunamamasının ve döviz kurunda yaşanan yükselişin, ikinci el otomobil fiyatlarını artırdığını belirten 2plan İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, bayram öncesi bu artışın durduğunu ve sonrasında fiyatlarda yüzde 12-13’lük bir düşüş görüldüğünü aktardı.

İkinci el otomobil fiyatlarında maksimum gerilemenin geçekleştiğini söyleyen Orhan Ülgür, fiyatların daha gerilemeyeceğini öngördüklerini belirtti.

Bloomberg HT’ye konuk olan 2plan İcra Kurulu Başkanı Orhan Ülgür, ikinci el otomobil fiyatları hakkında öngörülerini paylaştı.

Ülgür, Mayıs’dan sonra özellikle Haziran ve Temmuz aylarında ikinci el otomobil fiyatlarının artış trendinde olduğunu söyledi. Sıfır araçların bulunamamasının ve döviz kurunda yaşanan yükselişin, ikinci el otomobil fiyatlarını artırdığını belirten Ülgür, bayram öncesi bu artışın durduğunu ve sonrasında fiyatlarda yüzde 12-13’lük bir düşüş görüldüğünü aktardı.

İkinci el otomobil fiyatlarında maksimum gerilemenin geçekleştiğini söyleyen Ülgür, fiyatların daha gerilemeyeceğini öngördüklerini belirtti.

Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD) Ocak-Eylül dönemi ve eylül ayına ilişkin “Otomobil ve Hafif Ticari Araç Pazar Değerlendirme Raporu”nu yayımladı.

Rapora göre, otomobil ve hafif ticari araç toplam satışları, 2022 Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 6,7 azalışla 520 bin 530 seviyesinde gerçekleşti. Aynı dönemde otomobil satışları, yüzde 8,2 azalarak 399 bin 224 ve hafif ticari araç satışları da yüzde 1,7 azalarak 121 bin 306 adet oldu.

Eylül ayına bakıldığında ise otomobil ve hafif ticari araç pazarı 2021 yılı Eylül ayına göre yüzde 8,7 büyüdü. Eylül ayında otomobil satışları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,9 artışla 44 bin 681 olurken, hafif ticari araç satışları da yüzde 26,7 artışla 17 bin 403 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun Hamlesi AK Parti’de Alarm Zilleri Çaldırmış!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartmak’ adına kanun teklifi değerlendiren Mehmet Ocaktan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun cesur bir hamle yaptığını söyledi.

Karar gazetesi yazarı Mehmet Ocaktan’a göre iktidar cephesinden bu konuda atılacak herhangi bir adım, CHP liderinin hanesine yazılacak.

AKP’nin ana muhalefet partisinin teklifine ‘hayır’ oyu verip kendi teklifini getirebileceğini öne süren Ocaktan, bunu ‘riskli bir yol’ olarak niteleyerek şunları kaydetti:

“(…) Çünkü CHP, ’20 yıldır iktidardalar ama başörtüsü meselesini yasal güvenceye bağlamak akıllarına gelmedi. Ancak biz teklif verince akıllarına geldi’ diyerek seçim meydanlarını inletecektir.

Öyle anlaşılıyor ki bu hamle AK Parti’de alarm zilleri çaldırmış… Parti sözcüsü Ömer Çelik’in dün apar-topar yaptığı açıklamadan anlıyoruz ki Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan bugün başörtüsü konusunda önemli açıklamalar yapacakmış. Bu demektir ki AK Parti, Kılıçdaroğlu’nu izlemeye devam edecek…

2002’de iktidara geldiğinde ‘hukukun üstünlüğü’ özgürlükler ve insan hakları konusunda önemli adımlar atan AK Parti’nin neden şimdi otoriter istikamete dümen kırdığını anlamak ve anlamlandırmak gerçekten mümkün değil.

Mesela 20 yıllık iktidarında başörtüsü meselesini neden yasal bir güvenceye kavuşturmadı? Parlamentoda fazlasıyla sayısal çoğunluğa sahipti, elini tutan mı vardı ki bir kez olsun aklına gelmedi…

Kimse kusura bakmasın, şu saatten sonra bu konuda atılacak her adım Kılıçdaroğlu’nun hanesine yazılacaktır. Galiba esas mesele şu; eğer siyasette makuliyet çizgisini kaybederseniz, çaresiz bir şekilde hep başkalarının peşinden koşmak zorunda kalırsınız.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

TİP’li Barış Atay: Helalleşmeniz İçin Bile Hesaplaşmanız Gerekiyor

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı (TİP) ve Hatay Milletvekili Barış Atay Mengüllüoğlu, TELE1 ekranlarında “Enver Aysever ile Ayrıntılar” programına konuk oldu. Programda gazeteci Enver Aysever’in sorularına yanıt veren Atay, Türkiye gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Atay, programın başında Enver Aysever’in TİP’in 2018’de yeniden kurulmasının ardından geçen sürede, partinin katettiği yola ilişkin sorularına yanıtlar verdi. Atay, “Bir siyasi partinin kitleselleşmesi ve aynı zamanda ideolojik bir parti olarak kalması çok kolay değildir. Ne söyleyeceksin?” sorusuna “TİP’in 2018 yılında HDP ile kurduğu ittifak sayesinde önce 2 sonra da 4’e çıkardığı milletvekiliyle daha çok insana bu siyaseti anlatma fırsatı bulabildik. Tabii ki insanlar kendi hissettikleri şeyleri, söylemek istedikleri şeyleri Meclis’te duydukları zaman doğal olarak bir sempati duymaya başladılar. TİP’in üçüncü kuruluş döneminde belki de sosyalist partiler açısından nispeten daha uzun sürelere yayılması muhtemel bir büyümeyi bu 4 yıl içerisinde gerçekleştirmiş olduk” şeklinde yanıt verdi.

TİP’in Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik anketlerde yükselişe geçmesini de değerlendiren Barış Atay, “TİP özelinde konuşmak gerekirse bizim siyaset çizgimizi belirleyen şey anketler değil” dedi.

Atay sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sonuç itibarıyla biz Meclis’ten önce sokakta var olmuş, yıllarca farklı siyasi partilerde de olsak sokakta mücadele etmiş, emek ve özgürlük alanındaki mücadelemizi halkla beraber, halkla iç içe, halkla yan yana büyütmüş siyasi çizgilerden gelen kişileriz ve öyle de bir kurumuz parti olarak. O yüzden bir anketin sonucu bize sadece bir fikir verebilir.”

Programın devamında yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve ittifaklara ilişkin açıklamalarda bulunan Barış Atay, Enver Aysever’in “6’lı Masa kurulurken size teklif gelseydi kabul eder miydiniz, yoksa ‘kimler var’ mı derdiniz?” sorusuna yanıt verdi. Atay, “Elbette ‘kimler var’ derdik. Kimlerin olduğu eğer o zamandan da belliyse ve bizi de onun üzerine çağırdılarsa gördüğünüz gibi içinde olmazdık. Zaten olmadığımız için de Türkiye’de başka türlü bir ittifakın ihtiyacının hasıl olduğunu düşündüğümüz için Emek ve Özgürlük İttifakını kurmuş olduk” dedi.

Barış Atay, şu ifadeleri kullandı:

“Biz şunu çok net olarak tanımlıyoruz: AKP-MHP iktidarı, bir sermaye ve patron iktidarı. Gelecek olan iktidarın yapısına baktığınız zaman ki iki bileşeni zaten eski AKP’li, bir bileşeni daha milli görüşçü, bir bileşeni ‘muhafazakâr, liberal, demokrat’ olarak tanımlıyor kendisini… Bütün bu bileşenlerin arasında bizim net olarak söylememiz gereken şey şu: Bir sermaye iktidarı gidip yerine başka bir sermaye iktidarı kurulacaksa şayet; TİP’in görevi şu an yaptığı muhalefeti profil ve karakter olarak ana muhalefet partisi kıvamına getirmek. Bütün mücadele, bütün büyüme amacı, bütün bu uzun soluklu kavganın sebebi esasen budur.”

‘Helalleşmeniz için bile hesaplaşmanız gerekiyor’

“Helalleşme-hesaplaşma” tartışmalarına ilişkin de açıklamalarda bulunan Barış Atay, “Helalleşmeniz için bile hesaplaşmanız gerekiyor” dedi.

Atay, şunları kaydetti:

“Türkiye 80 küsür milyon nüfuslu bir ülke. Bu ülkenin 60 milyondan fazlası çalışan. Bunların yarısından fazlası asgari ücretli. İnanılmaz bir emek sömürüsü söz konusu ve gün gün artıyor. Yaşadığımız 20 yıl ve bu 20 yılı yaratan on yıllar boyunca süregelen bir sistem söz konusu.

Bugün iktidarın değişme olasılığı hiç olmadığı kadar yakın. Helalleşilecekse -ki tanım olarak onu doğru bulmuyorum- bir kere şunun yapılması gerekiyor: Roboski üzerinden gidelim; durup dururken helalleşilmez. Ne yapılır? O kararı veren insanların yargılanması sağlanır önce. Ya da işte Beşli Çete üzerinden örnek verelim. Bu inanılmaz sömürü düzeninin destekçisi ya da bilfiil bireyi olanlarla değil sadece, bu sermaye düzeninin tamamıyla ilgili şu ana kadar alınmış kamu ihaleleri ya da uygun olmadığını düşündüğümüz ihalelerin tamamının nasıl yapıldığına dair bir soruşturma süreci başlatacağız. Bu da bir yargılamadır. Bizim söylediğimiz hesaplaşacağız meselesi doğru tanımdır. Helalleşmeniz için bile hesaplaşmanız gerekiyor.

Bir örnek mesela. Erzurum Milletvekiliyle ilgili rüşvet iddiaları ortaya çıktı. Normalde aldığı maaşla ya da kurduğu bir şirketin geliriyle alamayacağını düşündüğümüz yatlar, katlar, evler vs. ortalığa saçıldı. Bu iddiaları ortaya koyan kendi eşiydi ama gözaltına alınan kim oldu? İddianın sahibi olan eşi. Ben bu süreç bittiği zaman Erzurum Milletvekilinin bu dosyasını unutup ‘tamam olan oldu, devam edelim’ mi diyeceğim? Yoksa ‘bir sene önce böyle bir iddia vardı arkadaşlar lütfen bu iddiayı araştıralım ve suç varsa ortada yargılamasını yapalım cezasını verelim’ mi diyeceğim? Bundan daha meşru bir talep olabilir mi?”

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Turan: Öncelik Enflasyonla Mücadele Olmalı

Ekonomideki kötü gidişata iş dünyasından eleştiri geldi. Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Orhan Turan, “Unutmayalım ki yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik zorluk dönemi, global rüzgarların arkamızdan estiği dönemlerdi. Artık global görünüm ve global finansal koşullar da lehimize değil” dedi.

Haber Merkezi / TÜSİAD ve Koç Üniversitesi ortaklığıyla oluşturulan Ekonomik Araştırma Forumu (EAF), dün ‘Fed Politikaları Gelişmekte Olan Ekonomileri ve Türkiye’yi Nasıl Etkiliyor’ başlıklı çevrimiçi bir seminer gerçekleştirildi.

Seminerde, şoklarla birlikte değişen küresel ekonomik görünüme karşılık para politikasında atılan adımlar ve Amerikan Merkez Bankası öncülüğündeki bu adımların gelişmekte olan ülkelere etkileri ele alındı.

Toplantının açılış konuşması TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan tarafından yapıldı. Turan, şunları söyledi:

“Geride bıraktığımız son 3 yılda global ekonomi, önemli arz şoklarına maruz kaldı. Covid-19 pandemisinin ardından Rusya-Ukrayna Savaşı’nın arz zinciri üzerinde yarattığı tahribatlara şahit oluyoruz. 2023 yılına yaklaştığımız bugünlerde global ekonomiler, bir taraftan oldukça yüksek enflasyonla mücadele ederken diğer taraftan da durgunluğa doğru ilerliyor.

Son dönemde enflasyonun beklenenden çok daha uzun bir süre ısrarlı şekilde yüksek seyretmesi, ABD Merkez Bankası başta olmak üzere tüm majör merkez bankalarının para politikasında uzun soluklu olacağını gösteriyor. Bu da sıkılaşmaya gidileceği tahminimizi kuvvetlendiriyor.

Özellikle FED’in, resesyon olasılığına rağmen fiyat istikrarını önceleyen şahin duruşunu izliyoruz. Unutmayalım ki fiyat istikrarı olmadan ekonomi işlemez, hiçbir paydaşa da fayda sağlamaz. Dolayısıyla sağlıklı işleyen, tüm kesimlerin fayda sağladığı bir ekonomi hedefliyorsak birinci önceliğimiz enflasyonla mücadele olmalı. G-20 ülkelerinin tamamında enflasyonla savaşın öne çıktığı faiz artırımlarına şahit oluyoruz.

Enflasyonist baskılar, hemen hemen tüm dünyada gıda ve enerjinin de ötesine yayılıyor. Hizmet sektörüne de yansıyor. İşletmeler, daha yüksek enerji, lojistik ve iş gücü maliyetleriyle karşı karşıya kalıyor. 2022’nin başlarında ABD’de belirginleşmeye başlayan enflasyonist baskılar, şimdi Euro Bölgesi ve Birleşik Krallık’ta da görülüyor ve tüm dünyaya yayılıyor.

Bu zaman zarfında Rusya-Ukrayna savaşını bir kenara koyarsak küresel büyümeyi yavaşlatan önemli bir diğer faktör, gerçekleşen enflasyonun hedeflerin çok daha üstünde olması nedeniyle para politikalarının agresif şekilde sıkılaştırılması. Elbette global ekonomide finansal koşulların hızlı sıkılaşması ve doların kıymet kazanmasının pek çok ekonomi üzerinde kalıcı etkileri olacaktır.

İktisadi emelleri güçlü, risk primi düşük, bilançoları sağlam olan ekonomiler bu süreçten çok daha rahat çıkacaklardır. Öte yandan bu sürece hali hazırda risk pirimi yüksek giren ekonomiler, dış borçlanma maliyetleri ve kredi kanalı vasıtasıyla daha çok baskı altında kalma riski taşımaktalar.

Covid-19 krizinin ilk çıktığı 2020 başından bu yana geride kalan son 3 yıla baktığımızda, global büyümede belirgin bir dalgalanmaya şahit oluyoruz. Son bir yılda Covid-19 vakalarının düşmesiyle birlikte ekonomik aktivitedeki artışa rağmen OECD tahminlerine göre global büyümenin 2022’nin 2. yarısında yavaşlamaya devam etmesi ve 2023’te yıllık sadece yüzde 2,2’lik bir seviyede kalması bekleniyor.

Küresel ekonomide bol para döneminin azaldığı ve finansman koşullarının geçmişe kıyasla daha zor olacağı bir döneme çoktan girdik. Bu süreç, en başta hesaplanandan daha uzun soluklu olabilir. Türkiye, bu dönemde akranlarının aksine farklı bir politika tercihi ortaya koydu. Unutmayalım ki yakın geçmişte yaşadığımız ekonomik zorluk dönemi, global rüzgarların arkamızdan estiği dönemlerdi. Artık global görünüm ve global finansal koşullar da lehimize değil.”

Paylaşın

TİP’ten CHP’ye ‘Başörtüsü’ Eleştirisi; Laiklik Vurgusu

CHP’nin başörtüsü düzenlemesi içeren kanun teklifini eleştiren TİP Lideri Erkan Baş, “Türkiye’de Başörtülü olan olmayan, inanan (farklı inançlara sahip tüm inanların) ve inanmayanların herkesin özgür yaşamasının en önemli güvencesi laikliktir. Laikliği net bir biçimde savunmayan hiçbir siyasi parti bu ülkede halkın gerçek özgürlüğünü sağlayamaz. Biz AKP tarafından her gün törpülenen laikliğin güçlendirilmesi ve yeniden kazanılması için her tür katkıyı desteği vermeye açığız. Laiklik ilkesinin bu ülkede yaşayan tüm yurttaşlar için özgürlüğün teminatı olarak hayat bulması gerekiyor” dedi ve ekledi:

“Biz gerçek laiklik ve özgürlük sorunlarını konuşma çağrısı yapıyoruz. Başı açık kapalı, tüm emekçilerin yoksulların halkın çıkarlarını savunma çağrısı yapıyoruz. Halkın patronlara karşı iktidara karşı birleşik özgürlük mücadelesini büyütme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede yoksul çocuklarının, tarikatların cemaatlerin ellerine düşmesini engelleme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede laikliğin yeniden güçlü bir şekilde inşa edilmesi çağrısı yapıyoruz”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) partisinin haftalık basın açıklamasını düzenledi. Erkan Baş’ın konuşmasından satır başları şu şekilde:

“Şimdi iktidar mensupları çıkıp diyecekler ki bu olay münferittir. Değil kardeşim… Münferit falan değil. Adalet sisteminin paramparça edildiği, hukuksuzluğun genel kaide olduğu, katillerin sırtının sıvazlandığı, iktidar sahiplerinin cezasızlık zırhıyla donatıldığı bu memlekette hiçbir cinayet münferit değildir!

Tıpkı öldürülen kadınlar, tıpkı görevi başında katledilen Ceren Damar gibi, Onur Şener cinayeti de politik bir cinayettir.

AKP devletinin şımarık, güçten, hırstan gözü dönmüş memurları, bir müzisyeni, sırf istedikleri şarkıyı bilmediği, çalmadığı için yüzünü camla parçalayarak katlettiler.

Daha vahim tarafı katil zanlılarının sabıka kayıtlarına rağmen devletin kadrolu memuru yapılmış olması. Güvenlik soruşturmalarıyla, mülakatlarla hakkı çalışma hakkı gasbedilen bu ülkenin gençlerinin yerine sırf iktidara yakın oldukları için suç kayıtlarına rağmen bu canileri memur yapan rezil düzene lanet olsun. İşte bizim bu düzenle bir derdimiz var.

Bizim derdimiz AKP ile ama AKP ile sınırlı da değil. Biz başka bir memlekete ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. AKP’nin yarattığı bu düzenle, bu toplumla, bu insan türüyle, bu bencillikle, bu kural tanımazlıkla, bu mafyacılıkla bir derdimiz var.

Onur Şener’in ailesine, tüm sevenlerine, pandemi döneminden bu yana iktidar tarafından açlığa, yoksulluğa itilen ve sürekli olarak hedef gösterilen tüm müzik emekçilerine bir kez daha baş sağlığı diliyorum.

Bu karanlığı mutlaka yeneceğiz. Türkiye AKP karanlığından, baskısından mutlaka kurtulacak; yaşanabilir, sevgi ve umut dolu bir ülke olacak.

Bu aşağılık düzenin cezasızlık zırhıyla donattığı bir başka erkek, Serkan Tüzün isimli sözde hakim, dün evli olduğu bir kadını katletti.

Kadının acılı annesi, televizyonda, 12 yıldır kızının sistematik şiddet uyguladığını, aileyi arkasındaki güçle tehdit ettiklerini, çocuklarını bile göstermediğini ağlaya ağlaya anlattı. Peki sonra ne oldu?

Bu ülkenin Hakimler ve Savcılar Kurulu, katledilen kadın için değil, kadını katledip ardından intihar eden bu faşist cani için bir taziye mesajı yayınladı. Neymiş bir de eski Alperen Ocakları başkanıymış.

İşte boşa demiyoruz, hesaplaşacağız! Sabah kadın katleden bir cani için akşam ‘sayın’ deyip, arkasından rahmet okuyanlarla mutlaka hesaplaşacağız!

Hiç unutmayacağız. Hiçbir cinayeti unutmayacağız, unutturmayacağız. Kadın katillerinin sırtının nasıl sıvazlandığını, nasıl cüretlendirildiklerini, nasıl aklandıklarını unutmadığımız gibi bu taziyeyi de yemin olsun unutmayacağız. Ve mutlaka, hesaplaşacağız.

Bu iki cinayet Ankara’da yaşandı, bu ülkenin başkentinde. Ve bu ülkenin başkentinde de bir meclis var. Ne yapmaya çalışıyorlar? İşte bu cinayetlerin öğrenilmesini engellenmeye çalışılıyor.

Soru şu: Bu sansür yasası çıkmış olsaydı yurttaşlar ayrıntılarını sosyal medyada ve inatla yayıncılık, gazetecilik yapmaya çalışan her geçen gün sayıları azalan basın yayın organlarından bunu öğrenebilecekler miydi? İşte iktidarın yapmaya çalıştığı şey esas olarak budur. Bu yasa gazetecileri susturmak istiyor, bu yasa halkın haber alma hakkını gasbediyor.

Oysa okulların açıldığı gün Sevgili Sera Kadıgil’in imzasıyla Meclis’e sunduğumuz bir yasa teklifimiz var. Okullarda aç, susuz eğitim almaya çalışan milyonlarca evladımız için devlet en azından bir öğün yemek versin diyoruz.

Bütün çabamıza rağmen komisyon gündemine bile alınmayan yasa teklifimizi bir kez daha yurttaşlarımızın dikkatine sunuyoruz.

Okullarda aç kalan çocuklarımız var ya, o çocukların aç kalmasının tek sorumlusu AKP grubudur. İsterse 24 saat içerisinde bu yasa çıkar, yürürlüğe girer ve çocuklarımız okullarında karınları tok biçimde eğitimlerine devam edebilirler. Açlığı engelleyebilirler ama bunların çocuklarının hiçbirisi okullarda aç kalmadığı için hepsi yurtdışında özel okullarda yedikleri önlerinde, yemedikleri arkalarında yaşadıkları için 8 yaşında, 10 yaşında bir çocuğun aç karnına derse girmesinin ne demek olduğunu bilmiyorlar.

Bunun yerine saçma sapan yasa teklifleri ile halkın gerçekleri öğrenmesini engellemeye çalışıyorlar. Daha doğrusu, bu yasa tekliflerinin hepsinin bir amacı var. İktidarlarını korumak ve o iktidarla elde ettikleri servetlerini korumak için bu memleketin çocukları aç kalsın diyen bir iktidarla karşı karşıyayız. İşte bununla hesaplaşacağız.

Gerici bir molla rejimi tarafından zorbaca sözde kıyafet kurallarına uymadığı, sacının teli göründüğü için katledilen Mahsa Amini başta olmak üzere, bu ataerkil gerici düzenin yarattığı, cüretlendirdiği, cezasızlık zırhıyla donattığı erkekler tarafından öldürülen tüm kadınları saygıyla anıyorum.

İran’da sokağa dökülen kadınlar özgürlüğü için mücadele ediyor. Ve buradan tüm dünyaya çıkartılması gereken ve elbette ülkemize de çıkartılması gereken dersler var. Örneğin laikliğin, bir ülke için ne kadar hayati, ne kadar olmazsa olmaz bir ihtiyaç olduğunu bir kez daha yaşayarak görüyoruz. Sokakta yaşamlarını riske ederek mücadele eden kadınlar bize çok ama çok net bir şey gösteriyorlar. Türkiye’de de İran’da da laikliği yeniden, bir daha yitirmemek üzere mutlaka kazanacağız, kazanmak zorundayız!

Ne kazanmak istiyoruz? İnsanların inançları ya da inançsızlıkları, giydikleri ya da giymedikleri siyasetin konusu olmasın istiyoruz. Devletin bir dinin, bir yorumunu tüm topluma dayatmamasını; zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyoruz. Memleketin dört bir yanında yoksul emekçi çocuklarının sadece imam hatiplere mahkum edilmesini engellemek istiyoruz. Bu ülkenin gençlerinin bu ülkenin geleceğinin kan emici tarikatların cemaatlerin ellerinden almak istiyoruz. 20 yaşındaki genç kardeşimiz Enes Kara’yı öldüren karanlığı yok etmek istiyoruz. Biz bu cemaat, tarikat, siyasal İslamcı karanlığından kurtulmak, nefes almak istiyoruz! Devleti buna alet edenlerden de, bu karanlığa çanak tutanlardan da hesap sormak istiyoruz.

‘Siyasal İslam’ın sıkıştırdığı yerden muhalefet etmek marifet değildir’

Kadının bedeni üzerinde fikir zikretmeden bir politika kurma becerisi bu ülkede yıllardır neden gelişmez bunu sorgulamak istiyoruz. Bir kez daha kadın bedeni üzerinden kurulmak istenen siyaset gündemiyle karşı karşıyayız. Siyasal İslam’ın sıkıştırdığı yerden muhalefet etmek marifet değildir. AKP’nin yalanlarına ve ithamlarına muhatap olmamak için özel bir çaba sarfetmemize bunun için sınırları zorlamamıza gerek yok.

Uzunca bir süredir sorun olmayan “türban sorunu” bir kez daha yakıcı bir sorunmuş gibi iktidarın ve bu kez üzülerek söylüyorum, muhalefetinin enstrümanı haline geldi. Oysa biraz önce söyledim. Çocukların okula aç susuz gitmesi, enflasyonun rekor üzerine rekor kırması, nefret siyasetinin gündelik hayatımızı cehenneme çevirmesi, yeni bir sansür yasasıyla memlekette çıt çıkmamasını hedefleyen bir iktidar, atanamayan öğretmenler, sağlıkçılar, iş bulamayan ve yabancı ülkelere garson olarak bile gitmeye razı olan milyonlarca genç, emekli olamayan yaşlılar, emekli olup açlığa mahkum edilenler.

Tüm bunlar orta yerde dururken AKP’nin belirlediği sınırlar içerisinde, AKP’nin belirlediği gündemlerle AKP’ye karşı muhalefet etmeyi gerçekten anlamıyoruz. Çok açık söylüyorum: İran’da kadının kakülünden korkan ahlak polisleriyle Türkiye’de kadının başörtüsü üzerinden siyaset devşiren tek adam ve onun türevleri bir ve aynıdır.

Evet, çok sık istismar ettikleri türbanlı “Bacılarımız” diyerek yalanlarla gözlerini boyadıkları kadınların karşısında erkekle kadının eşit olmadığını bir fıtrat olarak kabul eden bir tek adamla yönetiliyoruz. Örneğin; İstanbul Sözleşmesi’ni bir gece attığı bir imzayla yürürlükten kaldırdığını düşünen ama sözde türban duyarlılığıyla halkı aldatan bir iktidarla mücadele ettiğimizi hiç unutmamak gerekiyor.

Ezcümle AKP kurduğu saray rejimi o saray bir yalan üretme çiftliğine dönüşmüş durumda. Burada sınır yok. Yalanın bini bir para bunlarda. Ne yapacağız mesela? Camilere ayakkabılarla girdiler diye bir yalan uyduruyorlar. Ne yapacağız mesela? Caminin 500 metre etrafında ayakkabı çıkarılmalıdır diye kanun mu çıkaracağız bunun için? Her gün attıkları bir yalan var. CHP camileri ahır olarak kullandı diye bir yalan sürekli olarak söylüyorlar. Ne yapacağız? Bir köyde cami varsa o köyde hayvan otlatmak yasaklansın mı diyeceğiz?

Hatırlıyor musunuz? Hani önümüzdeki Cuma ispat edeceklerdi kaç yüz Cuma geçti bilmiyoruz. 9 – 10 yıl oldu bunun üzerinden. Kabataş yalanının yalan olduğunu ispat etmek için deniz kenarında bile olsa belden yukarı çıplak gezmek yasaktır diye kanun mu çıkaracağız arkadaşlar. Olmaz. Bu iktidarla böyle mücadele edilemez. Biz naçizane bir uyarımızı yapmak istiyoruz. AKP’nin yalanlarına yetişemeyiz. Onları o yalanlara boğmak zorundayız. O yalanların içerisinde boğulsunlar. AKP’nin oyuncaklarıyla oyun kurulamaz.

‘Laikliğin yeniden güçlü bir şekilde inşa edilmesi çağrısını yapıyoruz’

Türkiye’de Başörtülü olan olmayan, inanan (farklı inançlara sahip tüm inanların) ve inanmayanların herkesin özgür yaşamasının en önemli güvencesi laikliktir. Laikliği net bir biçimde savunmayan hiçbir siyasi parti bu ülkede halkın gerçek özgürlüğünü sağlayamaz. Biz AKP tarafından her gün törpülenen laikliğin güçlendirilmesi ve yeniden kazanılması için her tür katkıyı desteği vermeye açığız. Laiklik ilkesinin bu ülkede yaşayan tüm yurttaşlar için özgürlüğün teminatı olarak hayat bulması gerekiyor.

Biz gerçek laiklik ve özgürlük sorunlarını konuşma çağrısı yapıyoruz. Başı açık kapalı, tüm emekçilerin yoksulların halkın çıkarlarını savunma çağrısı yapıyoruz. Halkın patronlara karşı iktidara karşı birleşik özgürlük mücadelesini büyütme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede yoksul çocuklarının, tarikatların cemaatlerin ellerine düşmesini engelleme çağrısı yapıyoruz. Bu ülkede laikliğin yeniden güçlü bir şekilde inşa edilmesi çağrısı yapıyoruz.

Sadece biz değil madem kadınları tartışıyoruz. Kadın örgütlerinin sesine kulak vermeliyiz. Aylardır kadın örgütleri çeşitli alanlarda bu iktidarın dayatmalarına karşı bir mücadele yürütüyorlar ve şunu söylüyorlar. Yeni yasa icat etmenize gerek yok: var olanı uygulayın. Anayasanın 10. Maddesi ortada; Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.

Ya da 1950’de altına imza attığın BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ortada duruyor. 2. Maddesi yani “Herkes ırk, renk cinsiyet dil siyasal veya diğer bir inanç ulusal ya da toplumsal köken, servet, doğuş ya da herhangi başka bir durumdan dolayı ayrıma uğramadan evrensel hak ve özgürlüklerden yararlanma hakkına sahiptir.” Buyurun altına imza attığımız sözleşmeyi uygulayalım.

2002’de yapacağını taahhüt ettiğin Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi (CEDAW); Kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi uluslararası sözleşmesinin gereğini yapmak kafidir. Hani bir gecede çıkmaya teşebbüs ettikleri İstanbul sözleşmesi, İstanbul sözleşmesi uygulanmalı. Madem kadın haklarını konuşuyoruz, madem kadın konusunda bütün siyasetçiler hassas, o zaman her insanın en temel hakkı olan yaşam hakkı, bu ülkede kadınların yaşam hakkı güvence altında değil. Bunları hayata geçirecek kanunları, anayasaları, uluslararası sözleşmeleri uygulamak gerekiyor.

‘Kadın örgütlerinin sözü sözümüzdür’

Kadın örgütlerinin sözü sözümüzdür. Yasalara dokunmayın, yasaları uygulayın. Türkiye’de dini siyasal amaçları için uygulayan bir iktidarla karşı karşıyayız ve bunların yarattığı iklimi bir bütün olarak ortadan kaldırmak tüm siyasetçilerin, tüm yurttaşların eşit, özgür bir ülke hayali kuran herkesin en önemli görevi, en önemli sorumluluğudur. Yapılması gereken şey dinin ve paranın siyaset üzerindeki egemenliğine son vermek. Din ve para siyaseti belirlediği sürece halkın özgür ve mutlu olması, ülkemizin insanlarının barış içinde kardeşçe yaşaması mümkün değil. Dolayısıyla gerçek sorunları tartışmamız gerekiyor.

DİSK/Genel-İş üyesi Kumluca Belediyesi emekçilerini saygıyla selamlıyorum. Kumluca Belediyesi emekçileri, bir süredir belediye yönetiminin sendika ve emek düşmanı, kanunsuz uygulamalarına karşı kararlı bir mücadele yürütüyor. Sendikayı tanımayan yönetim, işçilerin günlük ücretlerini düşürüyor, sendikalı işçileri istifaya zorluyor, vazgeçiremediklerini işten çıkarıyor ya da sürgüne yolluyor. Anayasa’yı, ilgili kanunları ve işçilerin sözleşmeden doğan haklarını ihlal eden belediye yönetimini uyarıyoruz. Sendika ve emekçi düşmanı bu uygulamalara derhal son verilmelidir. Atılan işçiler işe bir an evvel geri alınmalı, işçilerin talepleri karşılanmalıdır. Sömürü, baskı, haksızlık nereden gelirse gelsin, Türkiye İşçi Partililer olarak karşısında duracak; Kumluca Belediyesi emekçilerinin talepleri kabul edilene değin yanlarında olacağız.

Bugün 4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü, yaşam hakkı savunucularının mücadelesini selamlıyoruz. Saray’ın ve sermayenin aç gözlülüğüne bu ülkenin doğasını, yaşamını yem etmeyeceğimizi bir kez daha meclis kürsüsünden ifade etmek istiyorum. Bu ülkenin doğası, sokakları hepimiz için yaşanabilir, hepimiz için güvenli olana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

Paylaşın