Davutoğlu’ndan ‘Başörtüsü Teklifi’ Yorumu: 28 Şubat Korkusuna Karşı Tedbir

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yönelik kanun teklifinin altılı masanın ortak fikri olup olmadığına yönelik soruya GP Lideri Davutoğlu, son toplantıya da işaret ederek, “AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi’nin ’28 Şubat kazanımları kaybederiz’ korkusu üzerinden yürüttüğü ve kendi kitleleri konsolide etme çabası karşısında ne tedbirler almak gerekir diye konuştuk” şeklinde yanıt verdi.

Altılı masada farklı fay hatlarının temsil edildiğine dikkat çeken Davutoğlu, “Dünyalarımızı tanıyoruz. Birbirimizi daha yakın tanıyoruz. Müktesebatımızı birikimlerimizi görüyoruz. Dolayısıyla bu tür konular başörtüsü de dahil, geçmişte de muhafazakâr kesimin kaygıları hep böyle görüşüldü” diye konuştu.

Din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alan temel ilkeler metninin liderler arasındaki görüşmelerde hep konuşulduğunu da kaydeden Davutoğlu, “Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklaması kendi zamanlaması ve muhtevası kendi siyasi tercihidir. Fakat zemin de uygun olduğu için buna açık destek beyan etmekte hiçbir beis görmedim” diye konuştu.

Davutoğlu, “Ayrıca birbirimizi etkileriz de bunda bir yanlışlık yok” ifadesini de kullandı. Davutoğlu, bir kez daha yöneltilen “Başörtüsü konusunu spesifik olarak altılı masa toplantısında konuştunuz mu?” sorusunu da “Bu konularda iktidarın muhafazakâr kitleleri konsolide etme çabasına karşılık korkulara karşı neler yapılabileceğini konuştuk, konuşuyoruz” sözleriyle yanıtladı.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile bir araya gelerek gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun çağrısı üzerine CHP’nin başörtüsü takmayı yasal güvence altına almayı öngören kanun teklifine yönelik soru üzerine değerlendirmelerde bulundu.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre, Türkiye’de etnik kimlik, mezhebi kimlik ve muhafazakar-seküler kesim ayrımı olmak üzere üç önemli toplumsal fay hattı bulunduğuna dikkat çeken Davutoğlu, altılı masada her bir fay hattının temsil edildiğini savundu. Her kesimin geçmişten gelen acıları bulunduğunu da kaydeden Davutoğlu, “Ya bu fay hatlarını hep birlikte bir zeminde buluşturacağız ya da derinleştirerek, o hatları kutuplaştırarak gelecek nesillerin de şu anda söylediğimiz acıları başka acılarla anmalarına sebep olacağız” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasını “tarihi bir nitelikte” sözleriyle değerlendiren Davutoğlu, “Bu ağır bir sorumluluk. Gelecek Partisi olarak en temel misyonumuz kim söylerse söylesin bu fay hatlarını esnetmeye, yumuşatmaya ortadan kaldırmaya yönelen her açıklamayı desteklemektir” ifadesini kullandı.

Temel ilkeler ve hedefler metnine işaret etti

Davutoğlu, Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarının altılı masanın temel misyonuna uygun olduğunu da vurgularken, altılı masa olarak 29 Mayıs’ta kabul ettikleri 10 maddelik temel ilkeler ve hedefler metnine işaret etti. Davutoğlu, metinde insan hakları kazanımlarına vurgu yaptıklarını anlatırken, bu bağlamda din ve vicdan özgürlüğü çerçevesindeki kazanımların da koruyucusu ve güvencesi olacaklarını dile getirdi.

Metnin altında Kılıçdaroğlu’nun imzasının bulunduğunu da dikkat çeken Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısını da konuşmanın üslubu dışında memnuniyetle karşıladıklarını kaydetti. Davutoğlu, “İlk defa muhalefetin söylediği bir hususta Sayın Cumhurbaşkanı bir adım öteye gitti muhalefete destek beyan etti” ifadesini kullandı.

Gelecek Partisi lideri Davutoğlu ancak iktidarın bir yandan da “biz gidersek kazanımlarımızı kaybederiz” diye muhafazakar kitleye parmak salladığını iddia etti. Davutoğlu, “Hayır kaybetmeyecek işte. Sayın Kılıçdaroğlu da açıkladı. Ben de bu partinin lideri ve arkadaşlarımla birlikte beraberken bu kazanımların hiçbirisi kaybolmayacak” diye konuştu.

“Kılıçdaroğlu’yla bu konuyu öncesinde görüşmedim”

Kılıçdaroğlu’nun açıklamasından hemen sonra kendisini arayarak teşekkür ettiğini kaydeden Davutoğlu, eşi Sare Davutoğlu’nun da Kılıçdaroğlu ile görüştüğünü ve teşekkür ettiğini açıkladı. Davutoğlu, “CHP’nin kanun teklifi vermesine yönelik fikir sizden mi çıktı? Bu konuda Kılıçdaroğlu’na bir telkininiz oldu mu?” sorusu üzerine de “Sayın Kılıçdaroğlu’yla bu konuyu öncesinde görüşmedim” dedi.

Davutoğlu, buna karşın 29 Mayıs’ta kabul ettikleri ilkeler ve hedefler metnini hatırlatarak, toplumsal fay hatlarının nasıl aşılabileceğine yönelik her altılı masa toplantısında değerlendirmede bulunduklarını açıkladı. Davutoğlu, son toplantıya da işaret ederek, “AK Parti’nin Milliyetçi Hareket Partisi’nin ’28 Şubat kazanımları kaybederiz’ korkusu üzerinden yürüttüğü ve kendi kitleleri konsolide etme çabası karşısında ne tedbirler almak gerekir diye konuştuk” ifadesini kullandı.

“Hepimiz birbirimizi etkiliyoruz”

Altılı masada farklı fay hatlarının temsil edildiğine dikkat çeken Davutoğlu, “Dünyalarımızı tanıyoruz. Birbirimizi daha yakın tanıyoruz. Müktesebatımızı birikimlerimizi görüyoruz. Dolayısıyla bu tür konular başörtüsü de dahil, geçmişte de muhafazakâr kesimin kaygıları hep böyle görüşüldü” diye konuştu.

Din ve vicdan özgürlüğünü teminat altına alan temel ilkeler metninin liderler arasındaki görüşmelerde hep konuşulduğunu da kaydeden Davutoğlu, “Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklaması kendi zamanlaması ve muhtevası kendi siyasi tercihidir. Fakat zemin de uygun olduğu için buna açık destek beyan etmekte hiçbir beis görmedim” diye konuştu.

Davutoğlu, “Ayrıca birbirimizi etkileriz de bunda bir yanlışlık yok” ifadesini de kullandı. Davutoğlu, bir kez daha yöneltilen “Başörtüsü konusunu spesifik olarak altılı masa toplantısında konuştunuz mu?” sorusunu da “Bu konularda iktidarın muhafazakâr kitleleri konsolide etme çabasına karşılık korkulara karşı neler yapılabileceğini konuştuk, konuşuyoruz” sözleriyle yanıtladı.

“Kılıçdaroğlu’na saygısızlık olarak görürüm”

Gelecek Partisi lideri Davutoğlu, “Başörtüsü konusu açılmadı mı diyorsunuz?” sorusu üzerine de “Böyle bir imayı dahi Sayın Kılıçdaroğlu’na saygısızlık olarak görürüm. Ama bir iklim oluşuyor orada. O iklim tabii ki herkesi etkiliyor. Hepimizi etkiliyor” yanıtını verdi.

Davutoğlu, Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’nun geçmişte başörtüsü ile ilgili söylediği sözlerini hatırlatmasına ilişkin de, “Geçmişte Sayın Erdoğan söyledikleri ile bugün yaptıkları arasında neler var? Her bir siyasi liderin geçmişte söyledikleri ile hesaplaşmaya girsek neler çıkar, neler çıkar? Gerek var mı? Dün dünde kaldı cancağızım” ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, CHP tabanından geldiği iddia edilen tepkilerle ilgili de “Eleştirilerin hepsi öyle değil mutlaka. Tabanların ne dediği önemli ama onu ölçmek de kolay değil” dedi.

Davutoğlu, “ekonomik sorunlar varken başörtüsünün gündem olmasına yönelik” eleştirilerle ilgili de “Şunu doğru görmem; ekonomik sorunlar varken, özgürlük sorunlarını konuşmuyoruz. Arkadaşlar, ekonomik sorunları da çözecek olan şey, özgürlüklerdir” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın

HDP Eş Genel Başkanı Buldan: Kürdü İnkar Eden Gidecek

Partisinin Batman’daki halk buluşmasında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Buldan, Kürtlere yapılan zulmü ve inkarı görmeyenlerin, Kürt sorununu çözmeden bu ülkede iktidar olma şansına sahip olamayacağını söyledi ve “Kürtleri inkar eden gidecek, Kürtleri inkar eden çözülecek. Başka yolu yok” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Pervin Buldan, “Kürt meselesi, kabinede iki Kürt bakanın olmasıyla çözülseydi şimdiye kadar çoktan çözülürdü. Siz Kürtü inkar edensiniz. Siz Kürte demokratik siyaseti yaptırmayansınız. Çünkü siz Kürt düşmanısınız. Siz kadın düşmanısınız. Siz barış düşmanısınız. Siz demokrasi düşmanısınız.” dedi ve ekledi:

“Kürt meselesi, Kürtü her gün cezaevine atmakla yaşanan sorundur. Kürt meselesi, seçilen belediye başkanlarının yerine atadığınız kayyumlardır. Kürt meselesi, demokratik siyasette Kürtleri engellemek için yaptığınız uğraşlardır. Her gün fezlekelerle TBMM’ye HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması için getirdiğiniz dosyalardır.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Batman’da partisinin halk buluşmasında konuştu. Buldan, şunları söyledi:

“Sevgili halkımız, hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Ben bugün buraya bir esnaf ziyareti yapmak üzere geldim. Bu ziyareti gerçekleştirmeden de önce partimizin önünde, burada bir araya gelen halkımıza selam vermek üzere sizlerleyim. Batman’da olmaktan, sizlerle bir arada olmaktan büyük bir onur ve gurur duyuyorum. İyi ki varsınız, iyi ki buradasınız. On gün içerisinde Batman’a ikinci gelişim. On gün önce burada bir kadın konferansı yaptık. Çok görkemli, çok coşkulu kadınların bir araya geldiği güzel bir konferans gerçekleştirdiğimiz Batman’da, kadınların mesajı bütün dünyaya ulaştı.

Nerede bir hukuksuzluk varsa HDP oradadır

Gittiğimiz her yerde, buluşmalar gerçekleştirdiğimiz her kentte, ilçede, mahallede, sokakta, tarlada, fabrikada hangi kesimden, inançtan, mezhepten kişilerle buluşursak buluşalım bir araya gelişlerimiz büyük bir coşkudur, bir kararlılıktır, bir iradedir. HDP’nin umududur ve HDP’nin Türkiye halklarına verdiği umuttur. Gittiğimiz her yerde büyük bir ilgi ve teveccühle karşılanıyoruz. Bu ilgi elbette HDP’nin siyasetinin, mücadelesinin ve direnişinin bir sonucudur. Bugün Türkiye’de nerede bir ezilen varsa, bir inkar edilen varsa, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir hukuksuzluk varsa HDP oradadır, HDP onların yanındadır. Orada olmaya, onların yanında olmaya da devam edecektir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

HDP bu gidişata son verecek, bu iktidar gidecek

Ülkeyi yönetemediklerini biliyoruz. Ülkede krizin olduğunu biliyoruz. Ülkede açlığın, sefaletin, yoksulluğun, hukuksuzluğun, adaletsizliğin olduğunu biliyoruz. Buna her gün tanıklık ediyoruz. Artık bu iktidar bu ülkeyi yönetemiyor. Batman halkı, Batman esnafı, Batmanlı kadınlar iyi bilir. Batmanlı işçiler, üreticiler iyi bilir. Bu ülkeyi yönetenlerin sadece ve sadece kendi koltukları için, kendi geleceği için sadece kendilerini düşünen bir siyaset izlediğini hepimiz biliyoruz. Onlar 5’li çeteleriyle, mafyasıyla, 90’lardaki anlayışlarla bu ülkeyi yönetmeye çalışıyorlar ama HDP Türkiye halklarıyla birlikte, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’de inkar edilen ve ezilen her kesimle birlikte bu gidişata artık son vereceğini her yerde söyledi. Bugün bir kez daha burada ifade ediyorum: Bu iktidar gidecek, başka yolu yok. Başka alternatifimiz elbette var.

Kürdü inkar eden gidecek, Kürdü inkar eden çözülecek başka yolu yok

Bu iktidarı göndermek bizim boynumuzun borcu. AKP-MHP iktidarını seçimlerde iktidardan indirmek ve seçim sandıklarında yenmek bizim en birinci görevimizdir. Çünkü Türkiye halkları bunu hak etmiyor. Türkiye halkları bu kadar zulmü ve zoru hak etmiyor. Türkiye halkları iki blok arasında asla bir tercih yapmak zorunda kalmamalıdır. Bugün iki ayrı blok var; bir Cumhur İttifakı bir de Millet İttifakı. Her iki kesim de Kürtlerin inkarı üzerine, Kürtlerin dilini yasaklamak üzerinedir. Kürtlere yapılan zulmü ve inkarı görmeden, Kürt sorununu çözmeden bu ülkede iktidar olma şansına bundan sonra sahip olamayacaklardır. Kürdü inkar eden gidecek, Kürdü inkar eden çözülecek. Başka yolu yok.

Siz Kürde demokratik siyaseti yaptırmayansınız, çünkü siz Kürt düşmanısınız

Cumhurbaşkanı partisinin grup toplantısında Kürt sorununun olmadığını iddia etti. “Bu ülkede artık Kürt sorunu yoktur, biz bunu bitirdik ve bu mesele çözülmüştür” dedi. Bunu da sadece kendi kabinesinde iki Kürt bakan olduğunu söyledi; utanmadan, sıkılmadan, yüzü kızarmadan söyledi. Kürt meselesi, kabinede iki Kürt bakanın olmasıyla çözülseydi şimdiye kadar çoktan çözülürdü. Siz Kürdü inkar edensiniz. Siz Kürde demokratik siyaseti yaptırmayansınız. Çünkü siz Kürt düşmanısınız. Siz kadın düşmanısınız. Siz barış düşmanısınız. Siz demokrasi düşmanısınız. Kürt meselesi, Kürdü her gün cezaevine atmakla yaşanan sorundur. Kürt meselesi, seçilen belediye başkanlarının yerine atadığınız kayyumlardır. Kürt meselesi, demokratik siyasette Kürtleri engellemek için yaptığınız uğraşlardır. Her gün fezlekelerle TBMM’ye HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması için getirdiğiniz dosyalardır.

Jina’nın ve Nagihan’ın katledilmesi, Kürt kadınlara yaşam hakkı tanımıyoruz mesajıdır

Kürt meselesi, anadilinde eğitim hakkı istiyorum diyen insanlara asimilasyonu dayatmaktır. Kürt meselesi, dünyanın her yerinde, Kürtlerin yaşadığı her coğrafyada Kürt kadınlarını katletmektir. İşte İran’da Jina Amini’nin saçının bir telinden korkan zihniyet Jina Amini’yi katletti. Bu en büyük Kürt düşmanlığıdır. Süleymaniye’de Nagihan Akarsel uğramış olduğu bir suikast sonucu yaşamını yitirdi. Bir kadın, bir gazeteci Kürt düşmanlığı yüzünden, kadın düşmanlığı yüzünden kurşunların hedefi oldu. Bu insanın hayalleri yıkıldı. Bu insanın yoldaşlarına, kadın arkadaşlarına ve onunla birlikte mücadele eden biz Kürt kadınlara yaşam hakkı tanımıyoruz mesajı verildi. Ama ne yaparsanız yapın asla başaramayacaksınız. Asla bizi direnişimizden ve mücadelemizden alıkoymayacaksınız. Kürtler, Kürt kadınlar dünyanın her yerinde Jin Jîyan Azadî sloganını söylemeye devam edecek. Ama kadınları katleden katiller şunu bilsin ki, Nagihan Akarsel’in katilleri şunu bilsin ki, Jina Amini’nin katilleri şunu bilsin ki, Deniz Poyraz’ın katilleri şunu bilsin ki, Jin Jîyan Azadî sloganı sizin sonunuz olacak, sonunuz olacak, sonunuz olacak!

Kürtler direnmeye devam edecek

Bu ülkeyi yönetenler, Kürdün iradesini de Kürdün mücadelesini de Kürdün direnişini de iyi bilir. Batman’da faili meçhuller dönemini Mehmet Sincar’la başlattılar. Peki başarabildiler mi? Hayır, başaramadılar. Çünkü Mehmet Sincarlar milyonlar oldu ve bu mücadeleye devam etti. Ama onlar faili meçhullerine devam ettiler. Belki aynı yöntem değil ama zihniyet aynı, anlayış aynı. Bir dönem sokak ortasında Kürtleri katledenler şimdi Kürtlerin kemiklerini bir torbaya koyup babasına gönderenlerdir. Kürtlerin kemiklerini bir torbaya koyup annesine kargoyla gönderenlerdir. Biz bu anlayışı iyi biliriz. Biz Kürde yaklaşımı iyi biliriz. Ama onlar da şunu bilsinler ki Kürtler mücadele etmeye de direnmeye de kazanmaya da başarmaya da devam edecek. İşte bundan korksunlar.

Yaşamın her yerinde tecrit var

Şimdi bu ülkede bir tecrit var. Bu ülkedeki tecrit Türkiye’nin her yerine yayılmış durumda. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit başta olmak üzere Türkiye’deki bütün cezaevlerinde ve Türkiye’deki yaşamın her yerinde tecrit var. Cezaevlerinde insanlık dışı uygulamalar var. Cezaevlerinde hasta tutuklular başta olmak üzere infazı bitip de salıverilmeyen, infazı bittiği halde cezaları devam ettirilen, infazları yakılan ve bununla birlikte özgürlüğüne kavuşamayan binlerce insan var. Onlardan sadece bir tanesi Aysel Tuğluk, hasta olmasına rağmen tutuklu ve tahliye edilmiyor. Bütün bunlara rağmen cezaevinde kalmaya devam ediyor. Biz bu ülkede hasta tutuklulara yaklaşımı da tecridi de savaş politikalarını da Kürde yaklaşımı da asla kabul etmiyoruz, kabul etmeyeceğiz. Bu iktidar şunu bilmeli ki, siz kaybettiniz ve kaybetmeye de devam edeceksiniz. Sizin Kürde yaklaşımınız, kadınlara yaklaşımınız size kaybettiriyor. Cezaevlerindeki yaklaşımlarınız size kaybettiriyor.

Hiç kimsenin ezilmesine, zulüm görmesine izin vermeyeceğiz

Emek ve Özgürlük İttifakıyla ve daha geniş kesimlerle seçimler başta olmak üzere mücadelede de direnişte de oluşturacağımız ittifaklarla biz bu ülkeye adaleti, barışı, demokrasiyi, insan haklarını mutlaka getireceğiz. Kürtleri göreceksiniz ve tanıyacaksınız. Alevileri göreceksiniz ve tanıyacaksınız. Ermeni ve Süryanileri, bu ülkedeki farklı inançları ve mezhepleri göreceksiniz ve tanıyacaksınız. Hiçbirine zulüm yapılmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Sizin bu yaklaşımınızı mutlaka ama mutlaka seçimlerde bitireceğiz. Buna buradan Batman halkı önünde bir kez daha söz veriyorum. Bu ülke halkları bu iki blok arasında bir tercih yapmak zorunda değildir.

Bizim Üçüncü Yolumuz vardır. Bu yol demokrasi yoludur, bu yol Türkiye halklarının yoludur, adaletin, barışın, demokrasinin yoludur. Yapılacak olan seçimlerde tercih mutlaka ama mutlaka aydınlıktan yana olmalıdır. Bu karanlık döneme son vermenin zamanı vermiştir. Kendi çıkarları için ülkeyi bu hale getirenlere ders vermenin zamanı gelmiştir. Batman seçimlerde de üzerine düşen sorumluluğu en iyi şekilde yerine getirecektir. Bundan hiçbir şüphemiz ve kuşkumuz yoktur. Şimdiden herkese başarılar diliyorum. Yolumuz açık olsun, hepinize geldiğiniz için teşekkür ediyorum. Önünüzde saygıyla ve sevgiyle eğiliyorum.”

Paylaşın

İsveç Ve Finlandiya’nın NATO Üyeliğinin Önünde İki Engel Kaldı

İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Zirvesi’nden yaklaşık üç ay sonra NATO’ya üye 30 ülkenin 28’i Finlandiya ile İsveç’in üyeliklerine onay verdi. Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliğinin önündeki son iki engel Macaristan ve Türkiye. 

Eylül ayında Finlandiya Dışişleri Bakanı, Macar mevkidaşının Finlandiya ile İsveç’in üyeliklerine yönelik herhangi bir itirazlarının olmadığını kendilerine ilettiğini söyleyerek bu konuda güvence vermişti.

Bu tarihten birkaç hafta önce, ağustos sonunda Macaristan Bölgesel Kalkınma Bakanı (ve eski AB Komiseri) Tibor Navracsics, Helsinki’yi ziyaret etmiş ve Finlandiyalı milletvekillerine ülkesinin NATO üyelik başvurusunu gecikmeden onaylayacağını söylemişti.

Aynı tarihlerde Finlandiya hükümeti tarafından yapılan bir basın açıklamasında “Macaristan, Finlandiya’nın NATO üyeliğini destekliyor, ancak Macaristan Parlamentosu’ndaki onay süreci devam ediyor.” denilmişti.

Ancak bu hafta Başbakan Viktor Orbán’ın liderliğini yaptığı Fidesz Partisi’nden politikacılar, muhalefetin sert eleştirilerine neden olan bir adımla, hem Finlandiya hem de İsveç’in NATO’ya katılım sürecinin oylanmasını hızlandıracak bir önergenin meclise sunulmasını engelledi.

Önergeyi sunmaya çalışan Macar Milletvekili Bertalan Toth, “Bu anlaşılmaz ve gerekçesiz bir adım.” sözleriyle iktidar milletvekillerine tepkisini dile getirdi.

Toth, “Finlandiya ve İsveç, NATO’nun kararlı ortaklarıdır. 1994’ten bu yana İttifak’ın Barış için Ortaklık programı içerisinde olmuşlardır. Geçmişten günümüze NATO liderliğindeki barış destek operasyonlarında aktif rol oynadılar ve oynuyorlar.” diye konuştu.

Katılım sürecinin görüşülmesi teorik olarak halen Macaristan Parlamentosu’nun gündeminde olsa da herhangi bir tarih belirlenmiş değil. Bu da konunun şimdilik geri planda kaldığı anlamına geliyor.

Bu, Finlandiya ve İsveç için ne anlama geliyor?

Helsinki ve Stockholm’de, perde arkasında, NATO üyeliği konusunda çok hızlı yol aldıklarını düşünen yetkililer son engellere takıldıklarını düşünerek bir hayal kırıklığı yaşayacaktır.

Peki bu iki ülkenin Orban ve hükümeti üzerinde daha fazla baskı oluşturmak için yapabileceği bir şey var mı?

Helsinki merkezli Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden araştırmacı Minna Alander, “Finlandiya’nın bu konuda yapabileceği fazla bir şey olmayabilir.” diyor.

Euronews’e konuşan Alander, “Muhtemelen Fidesz, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini, AB Komisyonu’nun hukukun üstünlüğü kaygıları nedeniyle Macaristan’a yönelik fonları dondurma önerisiyle ilişkilendirmeyi umuyor. Orban, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği söz konusu olduğunda Türkiye’nin kervanına katılıyor gibi görünüyor. Erdoğan birkaç gün önce bu ülkelerin üyeliğini engellemeye devam edebileceklerini açıklamıştı. Bu devam ettiği sürece Macaristan’ın da harekete geçmesi pek olası görünmüyor.” ifadelerini kullandı.

Türkiye ile durum nedir?

Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğini geciktirme gerekçesi Macaristan’ın durumundan daha karmaşık.

Türkiye ilk etapta bu iki ülkenin NATO üyeliklerini desteklediğinin sinyalini vermişti.

Nisan ayı başında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Cumhurbaşkanı Niinistö arasında yapılan bir telefon görüşmesinde Finler herhangi bir sorun yaşanmayacağına dair güvence almışlardı.

Bir ay sonrasında ise Türkiye iki İskandinav ülkesinin NATO’ya katılamamasına neden olarak, bu ülkelerin Ankara’nın ‘terör örgütü’ olarak gördüğü gruplara destek verildiği iddiası da dahil olmak üzere, ortaya bir dizi neden koydu.

Madrid’de yapılan NATO zirvesine bir ay kala, kapalı kapılar ardında yürütülen yoğun diplomasinin ardından Türkiye, üyelikleri destekleme konusunda anlaşmaya vardı.

Ayrıca aradaki anlaşmazlıkları aşmak için de üçlü görüşmelerin başlatılması buna dahil edildi.

Ağustos ayında Finlandiya’da başlayan bu görüşmelerin sonbaharda da devam etmesi bekleniyordu ancak ay başında Erdoğan, tekliflerin onaylanması konusunda yine frene bastı.

Erdoğan 1 Ekim’de Ankara’da parlamentonun açılışında milletvekillerine Finlandiya ve İsveç’in güvenlik ve terör konusunda “Türkiye’ye verdikleri sözleri yerine getirmemeleri halinde” üyelik adımını bloke edeceğini söyledi.

Erdoğan, “Ülkemize verilen sözler tutulana kadar bu konudaki ilkeli ve kararlı duruşumuzu sürdüreceğiz.” dedi.

Stockholm Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Paul Levin, İsveç Haber Ajansı TT’ye verdiği mülakatta, “İsveç’in NATO başvurusu hakkında karar vermek resmi olarak Türk Parlamentosu’na bağlı ama en nihayetinde karar verecek olan Erdoğan’dır. Erdoğan duygusal bir kişiliğe sahip ve kendisini kırılmış hissederse muhatabını cezalandırmayı seçebilir.” ifadesiyle topun doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’da olduğunu dile getirdi.

Askeri teçhizat

Türkiye, ABD’den F-16 savaş uçakları almak için yeşil ışık bekliyor. Keza Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine dair kararını da Amerikalıların bu anlaşmayı onaylaması için baskı unsuru olarak kullanmak istiyor olabilir.

Finlandiya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nden Türkiye uzmanı Toni Alaranta, kısa süre önce yayınladığı bir brifingde “Türkiye’nin stratejik çıkarları ittifakın (NATO) geri kalanından giderek daha fazla ayrışıyor.” dedi.

Alaranta, “Türkiye’nin Batı ile Rusya arasında denge politikasını kararlılıkla sürdürmeye çalıştığı bir dönemde, dış politika elitlerinin NATO’nun genişlemesini desteklemenin en nihayetinde Türkiye’nin çıkarına olup olmadığı konusunda son derece şüpheli oldukları sonucundan kaçmak zor.” ifadesini kullandı.

Ayrıca Alaranta, Türkiye’nin NATO’ya daha fazla Kuzey ülkesinin üye olmasını “Batı-Rusya ilişkilerini daha da gerecek” potansiyel bir yıkıcı unsur olarak gördüğünün de ihtimal dahilinde olduğu yorumunda bulundu.

Bununla birlikte Türkiye’nin eninde sonunda Finlandiya ve İsveç’in üyeliğini onaylayacağını belirten Alaranta, “Bu sadece zaman ve baskı meselesi.” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Swap Hariç Net Rezervleri Eksi 59 Milyar Dolar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) döviz rezervlerindeki gerileme geçen hafta da sürdü. Brüt döviz rezervleri geçen haftaya göre 3 milyar 283 milyon dolar düşüş gösterdi. TCMB verilerine göre brüt rezervler de 3,8 milyar dolar düşüşle 107 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Merkez Bankası’nın swap hariç net rezervlerinin 30 Eylül haftası itibariyle eksi 59 milyar dolarla rekor düşük seviyeye gerilediğini bildirdi. Net rezervler aynı dönemde yatay bir görünümle 9,7 milyar dolarda kalırken, swap hariç net rezervler ise rekor düşük seviyeye geriledi.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın

RTÜK’ten Üç Kanala ‘Zehra Taşkesenlioğlu’ Cezası

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), organize suç örgütü lideri olduğu iddia edilen Sedat Peker’in Serhat Albayrak ve AK Parti Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’na ilişkin iddialarının tartışıldığı programlar nedeniyle Halk TV’ye 2, Tele 1’e 2, KRT’ye de 1 ceza verdi. 

RTÜK’ün CHP kontenjanından seçilen üyesi İlhan Taşcı, “RTÜK Albayrak ve Taşkesenlioğu’nun avukatlığına soyundu. Sedat Peker’in Serhat Albayrak ve AKP Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’na ilişkin iddialarının tartışıldığı programlar nedeniyle Halk TV’ye 2, Tele 1’e 2, KRT’ye de 1 ceza verdi. Gerekçe küçük düşürülmüşler… Zehra Taşkesenlioğlu’nun polis koruma sayısı arttırılmıştı üstüne bir de RTÜK koruması geldi” açıklamasını yaptı.

Üst kurulun Halk TV, Tele 1 ve KRT’ye para cezası kararı aldığını bildiren Taşcı, oyçokluğu ile alınan kararlarla ilgili sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:

RTÜK Albayrak ve Taşkesenlioğu’nun avukatlığına soyundu! Sedat Peker’in Serhat Albayrak ve AKP Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’na ilişkin iddialarının tartışıldığı programlar nedeniyle Halk TV’ye 2, Tele 1’e 2, KRT’ye de 1 ceza verdi. Gerekçe küçük düşürülmüşler!

RTÜK’ün Halk TV, Tele 1 ve KRT’ye oy çokluğuyla verdiği yüzde 3 para cezası kararının dayandırıldığı gerekçe Sedat Peker’in iddialarını televizyonda tartışarak Serhat Albayrak ve Zehra Taşkesenlioğlu’nun ‘küçük düşürülmesi’! Güler misin ağlar mısın!

RTÜK’ün savundukları bitmedi. ‘İzmir’in kurtuluşunda tek kurşun atmadık’ diyen İsmail Kahraman da korunup kollanan şahıslardan. Nihat Sırdar’ın programında bu sözleri eleştirip Cuma Hutbesinde Atatürk’e yer verilmemesine tepki nedeniyle de Kafa Radyo’ya yüzde 3 idari para cezası.

Haklarında iddialar ithamlar bulunanlarla ilgili her zaman aklanma olanağı mevcutken ve iddiaları araştırması gereken yargıyken RTÜK’ün harekete geçmesi hayli manidar! Zehra Taşkesenlioğlu’nun polis koruma sayısı arttırılmıştı üstüne bir de RTÜK koruması geldi.

Ne olmuştu?

Sedat Peker, eski SPK Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile kardeşi Zehra Taşkesenlioğlu’nun, Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’den sorunlarının çözümü için 12 milyon TL rüşvet istediğini iddia etmişti.

Peker’in rüşvete zorlandığını iddia ettiği Marka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mine Tozlu Sineren iddialar sonrası yaptığı açıklamalarda AK Parti’li Zehra Taşkesenlioğlu’nun ‘aracılık’ ettiğini ileri sürmüştü.

Sedat Peker, Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile ilgili rüşvet iddialarını paylaşırken “Taşkesen’in arkasındaki güç eski Enerji Bakanımız Berat Albayrak’ın abisi Turkuaz Medya’nın başındaki Serhat Albayrak’tır” demişti.

Paylaşın

Dikkat Çeken Yazı: ‘CHP Kendi Kalesine Gol Attı’ Diyorlar, Katılmıyorum

Habertürk gazetesi yazarı Kübra Par, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsüne yasal güvence talebiyle başlayan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın el yükselterek ‘anayasa değişikliği’ çağrısı yapmasıyla boyutlanan tartışmayı yorumladı. 

“Birileri CHP’nin kendi kalesine atılmış gol olarak yorumluyor. Katılmıyorum. Gündemi belirleyen CHP, arkadan takip eden iktidar oldu” diyen Par, şöyle devam etti:

“Böyle bir sorun mu var, CHP’nin 25 yıl önce aklı neredeydi?’ diyebilirsiniz. Aradan bunca zaman geçse de, sorun çözülmüş olsa da başörtüsü meselesi siyasi alanda elverişli bir malzeme olmayı sürdürüyordu.

‘Başörtüsünü yasaklayacaklar kaygısı ciddi ciddi yayılıyordu’

Sekülerler durumun pek farkında değildi ama sahada özellikle muhafazakar kadınlar arasında ‘Muhalefet iktidara gelirse yine başörtüsünü yasaklayacaklar’ kaygısı veya propagandası ciddi ciddi yayılıyordu.

Kılıçdaroğlu iktidarın elinden bu kozu almak, partisi içinde böyle hevesler taşıyanlar varsa onları da sonsuza dek susturmak istedi.

Ana muhalefet partisinin bu hamlesi karşısında AK Parti ‘Yok böyle bir sorun, biz zaten çözdük’ dese geleceğe dönük ithamları boşa düşecekti. ‘Hayır’ demek yerine el yükselterek Anayasa değişikliği teklifi getirdiler. Eğer CHP bu konuda mırın kırın etseydi samimiyet testinde bu sefer onlar sınıfta kalırdı.

Nitekim Özgür Özel’in ‘Her gün Anayasayı çiğneyen bir anlayışla anayasa değiştirecek halimiz yok. Yeni Anayasa, yeni Meclis’in işi olacak’ diye yazdığını görünce ‘Yanlış perspektif’ diye düşündüm.

Neyse ki Kılıçdaroğlu Özel gibi davranmadı, yapıcı ve tutarlı bir tavır sergiledi. ‘Eğer arkasında yine kurnaz bir ajanda çıkmazsa tabii ki Alevi vatandaşlarımız dahil, hak ve özgürlükler konusunda getireceğiniz öneriye her türlü desteği vermeye hazırız’ dedi.

Erdoğan’ın grup konuşmasında CHP’ye sert sözlerle yüklenmesini de eleştirdi. ‘Türkiye için iyi bir şey yapmaya çalışıyoruz. Senin yasakçı zihniyetine rağmen, özgürlükler getirmeye çalışıyoruz’ diyerek gelmekte olan karşı golü kaleye ulaşmadan çıkardı.

‘Başörtüsü hamlesine karşı cemevleri düzenlemesi gelecek’

Günün sonunda muhalefet mi yoksa iktidar mı daha fazla skor yaptı hesabını bir kenara bırakalım. Gerçek şu ki hak ve özgürlükler konusunda yaşanan bu rekabetten Türkiye kazançlı çıktı.

CHP’nin başörtüsü hamlesine karşı şimdi AK Parti de Cemevleri düzenlemesi getirecek. Keşke siyasi rekabet hep böyle alanlarda yaşansa… Karşılıklı ithamları bırakıp özgürlükleri genişletmek ve halka daha iyi hizmet etmek için yarışsalar. (…)”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Geçen Yıl Muhbirlere Milyonlarca Lira Ödenmiş

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mali hesaplarında yapılan denetimler bir skandalı açığa çıkardı. Başkanlığın, “muhbirliği gelire dönüştüren” bazı kişilere adeta yol verdiği tespit edildi. Geçen yıl muhbirlere milyonlarca lira ödendi.

Birgün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın mali hesapları Sayıştay denetçilerince mercek altına alındı. Denetçiler, vergi ihbar müessesinin etkin işletilemediğini fark etti. Muhbirlere ödenen ikramiye uygulamasından beklenilen yararın elde edilemediği ve bu alanda etkinliğin sağlanması amacıyla yeterli düzeyde kontrol mekanizması geliştirilmediği belirtildi.

Gelir unsuru oldu

Gelir İdaresi Başkanlığı’nca muhbirlere ödenen ikramiye tutarının her geçen yıl arttığını gözlemleyen denetçiler, çarpıcı bulgulara ulaştı. 2021’de ödenen 11 milyon 618 bin 287 TL’lik ihbar ikramiyesine karşın vergi tahsilatının istenilen düzeyde artmadığı kaydedildi.

Başkanlığın, farklı iller ve vergi dairelerine bağlı mükellefleri ihbar eden bazı kişilere birçok defa ihbar ikramiyesi ödediği bildirildi. Sayıştay denetçisi, “Bu tablo göstermektedir ki muhbirlik, bazı kimseler tarafından adeta meslek gibi icra edilmektedir” ifadesi ile skandalın ulaştığı noktaya dikkat çekti.

Asılsız ihbar hattı

Sayıştay raporunda, muhbirlik ikramiyelerinin asılsız ihbar sayısının artmasına da yol açtığı ifade edilerek, “Bu bir teşvik mekanizması olmaktan uzak olup, bazı şahıslar için yeni bir gelir unsuru haline gelmiştir” denildi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’nun ‘Başörtüsü’ Hamlesini İYİ Parti Nasıl Karışladı?

İYİ Parti, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘başörtüsü’ çıkışını, siyaseten doğru bir hamle olarak değerlendiriyor. İYİ Parti, bu hamleyle Erdoğan’ın elinden ‘muhalefet yasak getirecek’ söylemini elinden alınmıştır” yorumunda bulunuyor.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kadınların giyim kuşamını siyasetin tekelinden çıkartacakları kanun teklifini gündeme getirmişti. CHP de önceki gün teklifi Meclis’e sunmuştu.

CHP’nin TBMM’ye sunduğu “başörtüsü” yasa teklifine ilişkin İYİ Parti kulislerinde “doğru hamle” yorumu yapılıyor.

Cumhuriyet’ten Gamze Kolcu‘nun haberine göre parti kurmayları, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her dönem başörtüsü yasağı üzerine siyaset yürüttüğü ve bu alanı örselediğine dikkat çekerek “Başörtüsü özgürlüğünün sadece kendi dönemlerine has olduğunu, kendilerinin iktidarı kaybetmeleri durumunda yasağın geri geleceği propagandası yürütmüştür. Kılıçdaroğlu’nun çıkışı, siyaseten doğru bir hamledir. Bu hamleyle Erdoğan’ın elinden ‘muhalefet yasak getirecek’ söylemini elinden alınmıştır” değerlendirmesinde bulunuyor.

İYİ Parti kanadında Erdoğan’ın “anayasayla değişikliği” hamlesine ilişkin de şu yorum yapılıyor: “Siyasi iklimin geldiği durum üzerinden bakıldığında bir anayasa metni hazırlamanın zorluğu ortada. Toplum AKP kutuplaştırıldı. Mutabakata dayalı bir metin ortaya çıkmaz.”

Altılı Masa’dan destek

Ayrıca Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Gelecek Partisi (GP) Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda “Evrensel hukuk ilkeleriyle uyum içinde bir kanuni çerçeve oluşturduk. Kadınların giyim kuşamını, siyasetin tekelinden çıkartıyoruz” açıklamasına destek vermişti.

SP Lideri Karamollaoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun, kazanımları yasal güvence altına alacak ve keyfi uygulamalara son verecek olan çağrısını kıymetli buluyor ve destekliyoruz” demişti.

DP Lideri Davutoğlu ise, “Kılıçdaroğlu’nun bütün alanlarda başörtü özgürlüğünü yasal teminat altına alma çağrısını toplumsal barış açısından çok değerli buluyorum. Bütün siyasi partileri ve milletvekillerini bu yasa teklifine destek vermeye çağırıyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Gültekin Uysal, şu açıklamayı yapmıştı: “AKP Genel Başkanı Erdoğan istiyor ki CHP başörtüsüne itiraz etsin ki seçimlerde kendisi suistimal edebilsin, ‘ben gidersem özgürlükler kısıtlanır’ diye propaganda yapabilsin! CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, bu teklifi ile şimdi AKP’nin elinden bu argümanı aldı”

Paylaşın

Uzak Doğu’da Gerilim Tırmanıyor: Kuzey Kore’den Yeni Füze Denemesi

Kuzey Kore, uluslararası yaptırımlara rağmen füze denemelerine devam ediyor. Pyongyang, bir hafta içinde onuncu füze denemesini gerçekleştirdi. Kuzey Kore, bu sabah iki balistik füze daha fırlattı.

ABD ve Güney Kore’nin birlikte devam ettikleri askeri tatbikatlara cevaben yapıldığını açıklayan Kuzey Kore, salı günü Japonya üzerinden Pasifik Okyanusu’na orta menzilli bir balistik füze denemesi yapmış, bu Japonya’nın kuzeyinde büyük panik yaratmıştı.

Bunun üzerine ABD ve Güney Kore dün dört kısa menzilli füzenin Japon Denizi’ndeki hedefleri başarıyla vurduğunu söyledi.

Ancak Güney Kore yapımı daha uzun menzilli bir füze denemesi başarısız oldu.

Yetkililer bu tatbikatın, “Pyongyang’dan yapılan provokasyonları” durdurmak için yapıldığını ekledi.

Pyongyang’ın 5 yıl aradan sonra Japonya üzerinden yaptığı attığı füze nedeniyle, ABD’nin çağrısı üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi acil olarak toplandı.

Toplantıda ABD; Rusya ve Çin’i, Kuzey Kore’yi daha sert yaptırımlardan korumaya çalışmakla suçladı.

Çin ve Rus delegasyonları ise, diyaloğun cezadan daha iyi olduğunu savundu.

İki aydır ABD, Güney Kore ve Japonya, olası bir Kuzey Kore saldırısını önleme ve yenme amacıyla bir dizi ortak askeri tatbikat yapıyor.

Kuzey Kore lideri Kim Jong-un ise bu tatbikatları bir savaş hazırlığı olarak görüyor. Pyongyang’dan yapılan açıklamada ABD, “Kore yarımadasındaki askeri tansiyonu artırmakla” suçlandı.

Askeri tatbikatları sürdüren ABD ise, yasaklanmış füze denemeleri ile “güvenlik tatbikatlarının” eş değer olmadığını belirtti.

ABD ayrıca USS Ronald Reagan uçak gemisini de Kore yarımadası yakınına konuşlandırdı.

Güney Kore ve Japonya, Kuzey Kore’nin bugünkü füze denemelerinden ilkinin sabah 06:00 civarında yapıldığını; yaklaşık 350 km yol kat eden füzenin maksimum 100 km irtifada seyrettiğini belirtti.

Menzili yaklaşık 800 km olan ikinci füze de yaklaşık 50 km irtifada seyretti.

Bölgedeki son hareketlenme, Kuzey Kore’nin sonunda nükleer silah denemesi yaptığı 2017 yılında yaşananları hatırlatıyor.

O dönemde de Kuzey Kore, Japonya üzerinden iki füze denemesi yapmıştı ve Pyongyang ile Washington arasında bir diyalog yoktu.

Nükleer silah tehlikesi

Uydu görüntüleri Kuzey Kore’nin nükleer silah deneme sahalarındaki tünelleri de yenilediğini gösteriyor.

Pyongyang 2018’de, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde kısa süreli olarak yaşanan diyalog sırasında, buraları yıktıklarını iddia etmişti.

Buna ek olarak Kuzey Kore geçen ay da nükleer kanunlarında değişikliğe gitti ve Kim Jong-un ülkenin “tartışılmaz şekilde nükleer güç” olduğuna dair kanunu imzaladı.

Tüm bu gelişmeler Kuzey Kore’nin 7. nükleer denemesini yapacağı endişelerini beraberinde getiriyor.

Uzmanlar bu denemenin, bu ay sonunda Çin’de yapılacak Komünist Parti Kongresi ile Kasım ayı başında ABD’deki ara seçimler arasında kalan 3 haftalık süreçte yığılabileceğini tahmin ediyor.

Kuzey Kore’nin son füze denemeleri:

  • 25 Eylül, Pazar: Bir ABD donanma gemisinin Kore yarımadası çevresindeki sulara ulaşmasının ertesi günü, kısa menzilli ilk füze denemesi yapıldı. Mesafe: 600 km/ Yükseklik: 60 km
  • 28 Eylül, Çarşamba: ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Seul’u ziyareti öncesi iki kısa menzilli füze fırlatıldı. Mesafe: 360 km/ Yükseklik: 30 km
  • 29 Eylül, Perşembe: Harris’in Güney Kore’den ayrılması sonrası iki kısa menzilli füze denemesi daha yapıldı. Mesafe: 300 km/ Yükseklik: 50 km
  • 1 Ekim, Cumartesi: ABD, Japonya, Güney Kore ortak askeri tatbikatları sürerken iki kısa menzilli füze daha fırlattı. Mesafe: 400 km / Yükseklik: 50 km
  • 4 Ekim, Salı: Orta menzilli balistik füzeyi Japonya üzerinden fırlattı. Mesafe: 4500 m/ Yükseklik 2800 km
  • 6 Ekim, Perşembe: İki kısa menzilli füze daha fırlatıldı. Mesafe: 800 km/ Yükseklik: 50 km

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Eylül Ayında En Az 26 Kadın Öldürüldü

Erkekler, eylül ayında en az 26 kadını ve iki çocuğu öldürdü. Erkekler, en az 71 kadına şiddet uyguladı, en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 16 kadını taciz etti, iki kadını da seks işçiliğine zorladı. Erkekler, eylülde üç kadına da tecavüz etti.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre; erkekler Eylül’de en az 26 kadını ve iki çocuğu öldürdü.

Eylül’de en az 13 kadının ölümü basına “şüpheli” (Antalya (1), Balıkesir (1), Bursa (1), Çorum (1),  İstanbul (1), İzmir (1), Malatya (1), Ordu (1), Sivas(1), Zonguldak (4) ölüm olarak yansıdı.

Erkekler, en az 71 kadına şiddet uyguladı, en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 16 kadını taciz etti, iki kadını da seks işçiliğine zorladı. Erkekler, Eylül’de üç kadına da tecavüz etti.

Hatay’da Suriyeli bir çocuk öldürüldü. Failleri bulunamadı. Ankara’da bir çocuğun ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.

Mersin’de kocası Suriyeli bir kadını intihara sürükledi.

Cinayet

Erkekler, Eylül’de en az 26 kadını öldürdü; geçen yıl da bu sayı 26 idi. Ayrıca erkekler, kadınların yanındaki en az altı erkeği de öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Estonyalı biri de Rusyalıydı.

En az üç kadın koruma kararı rağmen öldürdü.

Erkeklerin 10 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler 16 kadını ayrılmak istediği veya barışmak istemediği için öldürdü.

21 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler, iki kadını oğlu, üç kadını da akrabası erkekler öldürdü.

Erkekler, 18 kadını ev içinde, altı kadını işyeri, otel odası, ormanlık alan, sokak, hastane gibi ev dışı alanlarda öldürdü. Erkeklerin iki kadını nerede öldürdüğü basına yansımadı.

Erkekler, 13 kadını ateşli silahlarla, sekiz kadını kesici aletle, beş kadını darp ederek öldürdü.

Çocuğa Şiddet-Çocuk Cinayeti

Erkekler, Eylül’de iki çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay sayı dört idi.

Bir çocuğu babası, bir çocuğu annesi ve sevgilisi öldürdü.

Erkekler bir çocuğu ateşli silahlarla öldürdü. Erkeklerin bir çocuğu nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

Cinsel Saldırı /Tecavüz

Erkekler, Eylül 2020’de en az üç kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay erkeklerin tecavüz ettiği kadın sayısı beş idi.

Erkekler üç kadına ev içinde tecavüz etti.

Bir kadına tecavüz eden iki erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı, bir kadına emlakçı, bir kadına da akrabası erkek tecavüz etti.

Taciz

Eylül 2022’de erkekler en az 16 kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı 10 idi.

Erkekler, yedi kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Erkekler 9 kadının da fotoğrafını/ videosunu çekerek taciz etti.

Erkekler 16 kadını ev dışı alanlarla taciz etti.

Bir kadını eski sevgilisi, bir kadını taksici, bir kadını eski kocası, bir kadını sağlık çalışanı, bir kadını öğretmen meslektaşı, 10 kadını da yakınlık derecesi basına yansımayan dört erkek taciz etti.

Çocuk İstismarı

Erkekler, Eylül’de en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 13 idi.

Bir çocuğu “sevgilisi” olduğunu iddia eden bir erkek, bir çocuğu babası, bir çocuğu şoför, bir çocuğu iki akrabası, bir çocuğu da öğretmeni istismar etti. Yedi çocuğu istismar eden yedi erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler çocukları ev dışı alanlarda istismar etti.

Şiddet / Yaralama

Erkekler, Eylül’de 71 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl da aynı ay bu sayı, 65 idi.

Erkeklerin şiddet uyguladığı en az 12 kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az 13 kadına “koruma kararını” ihlal ederek şiddet uyguladı.

En az 49 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Beş kadına abi, oğlu ve babası gibi aile üyeleri şiddet uygularken, sekiz kadına şiddet uygulayan 11 erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Dokuz kadına en az 10 polis şiddet uyguladı.

Erkekler en az 16 kadına ayrılmak istediği/barışmak istemediği için şiddet uyguladı. Erkekler, bir kadına “ırkçı saikle” saldırdı, dokuz kadına “toplumsal olaylar” sırasında şiddet uyguladı. Erkekler bir kadına da “telofonda konuştuğu” için şiddet uyguladı. Erkeklerin 44 kadına şiddet uygulama “bahanesi” basına yansımadı.

Erkekler, 50 kadını darp ederek yaraladı, iki kadını yaktı. 10 kadını ateşli silahlarla yaralayan erkekler, dokuz kadını da gözaltına aldı.

Erkekler, 30 kadını iş yeri, otobüs, ormanlık alan gibi ev dışı alanlarda,  28 kadını ev içinde yaraladı. Erkeklerin 13 kadına nerede şiddet uyguladığı basına yansımadı.

Seks İşçiliğine Zorlama

Erkekler, Eylül’de en az iki kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl aynı ay bu sayı, 78 idi. Seks işçiliğine zorlanan kadınlar Türkiye vatandaşı değildi.

(Kaynak: Bianet / Evrim Kepenek)

Paylaşın