Emek ve Özgürlük İttifakı: Kendi İttifakımızla Yürüyeceğiz

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın İzmir’deki halkla buluşmasında konuşan TÖP Dönem Sözcüsü Juliana Gözen, “Hayatlarımızı karartanlara karşı, bu yol halkın yoludur. Tarihsel bir süreçteyiz. İttifakımız bu tarihsel sürecin ana öznesidir. Bu tarihseli sürecin farkındayız. Yeni bir başlangıç yapıyoruz. Hepinizin güç vermesiyle bu yolu yürüyeceğiz.” dedi ve ekledi:

“Kürtlere savaş açan kadınları katleden, çocukların özne olmadığını iktidara karşı sesimizi birleştiriyoruz. Halkın söz yetki ve karar sahibi olması için mücadele ediyoruz. Savaş, açlık, sömürü düzenine karşı gemileri yaktık. AKP karanlığı dayatıyor. Diğer yandan kurulan Millet İttifak ise tekçi, sağcı restorasyon programını önümüze koyuyor. Ne ölüme, ne de sıtmaya razı değiliz.”

Gözen, konuşmasının devamında, “Kendi ittifakımızla yürüyeceğiz. Masa başı ittifaklar kurmuyoruz. Sokaklarda meydanlarda halklarla ittifakı kuruyoruz. Toplumun ezilen ve sömürülen ittifakıyız. Geleceğimize hayatımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Yeni bir düzeni kurmak için herkesi Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, İzmir halk buluşmasını “Şimdi emek ve özgürlük zamanı” sloganıyla Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Konferans Salonu’nda gerçekleştirdi.

Konferans salonuna, “Kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, çocuklar ve engelliler için adalet, eşitlik, özgürlük”, “Doğanın, çevrenin ve kültürel varlıkların korunması için Emek ve Özgürlük İttifakı”, “Kürt sorununda barışçıl ve demokratik çözüm için Emek ve Özgürlük İttifakı” ve “İnsanca çalışacak ve yaşanacak bir ekonomik düzen için Emek ve Özgürlük İttifakı” pankartları asıldı.

Buluşmaya, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Dönem Sözcüsü Dilşad Canbaz ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Dönem Sözcüsü Juliana Gözen, Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz da katıldı.

MA’nın haberine göre buluşmada, Kürtçe ve Türkçe ittifak programı okundu.

“İstismara karşı dur demek için varız”

İlk olarak söz alan TİP Parti Sözcüsü Sera Kadıgil: “İsmail Ağa Cemaati’ne bağlı Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı 6 yaşındayken, 29 yaşında biriyle evlendirilmiş. Bu bir çocuk istismarıdır. Bir tutuklu yok dosyada.

6 yaşındaki bir çocuk tecavüzcüye eş ediliyor. Bizlere reva gördükleri düzen bu. Bu ülkede çocuklara, kadınlara görülen reva budur. Biz niye varız? Din-Allah diye bizim çocuklara reva görülen bu sisteme karşı mücadele etmek için varız. Din adı altında kutsal aile ile istismarı meşrulaştıranlara karşı dur demek için varız.

Bu tarikatlara karşı laikliği savunacağız. Adaleti sağlamak ve istismarı yargılamak için varız. Deniz Poyraz’ı katledenleri yargılamak ve Poyraz’ın annesine adaleti sağlamak için varız. Deniz Poyraz ölümsüzdür. Siyasi tutsaklara özgürlük için varız. Öfkenizi kuşanıp yanımızda yer alın, bu sisteme karşı duralım. ‘Jin, jiyan, azadî.”

“İlk işimiz bu iktidarı göndermek olacak”

EHP Merkez Komite Üyesi Özge Akman: “Büyük sorunlar varsa, büyük çözümleri konuşmalıyız. İttifakımız bu sorunlara karşı çözüm olmak için çıktı” diyerek, ülkede derinleşen ekonomik krize işaret etti. Akman, ittifakın ekonomik krize karşı çözümlerini anlatarak, halktan yana bütçe ile mevcut sorunların çözülebileceğini aktardı.

“İlk işimiz bu iktidarı göndermek olacak. Gidecekler tıpış tıpış gidecekler. Üreten kimse yöneten de onlar olacak. Özgürlük, barış emeğimiz için yola çıkıyoruz. Güzel ve güneşli günleri barış içerisinde yaşayacağız. Biz bu iktidara ve sisteme karşı meydan okuyoruz. Yolumuz açık olsun”

“Ülkede demokrasi, bölgede barış”

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan: “Anlattığımız her bir sorun kapitalist sistemin yarattığı sorunlardır. 20 yılık AKP iktidarın etkileri yıkıcı bir şekilde sürüyor. İşçilerin kanı canı pahasını verdiği emeği görmeyen bir iktidar ekonomi krizi çözemez.

Sömürü sistemini görmeyenler demokrasiden bahsedemez. Bu sömürü sistemini tersine çevirecek olan işçi direnişi ve mücadelesidir. Emek ve Özgürlük ittifakıdır. Ülkede demokrasi, bölgede barış. Halkların kardeşliği esastır.”

“2 bloğa karşı 3’ncü yol ile alternatifiz”

HDP Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç: “Bu ülke 2023’de bir karar verecek. Bu iktidar değişecek mi? Yoksa devam mı edecek? Ona karar verilecek. Cumhur ve millet ittifakına karşı çıkan bir yerden Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmek için yola çıktık.

Çözme iradesine sahibiz. 2 bloğa karşı 3’ncü yol ile alternatifiz. Bu ülkede sürekli iktidar tarafından bir beka sorunu olduğu anlatılıyor. Bu ülkede beka sorunu yoktur, tek beka sorunu iktidardır. İktidar kendi bekasını korumak için her gün yaptığı politikalarla gösteriyor.

Bu iktidar Kürt düşmanlığını birinciliğini kimseye bırakmadı. Sadece ülke içinde değil dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlere karşı savaş açtı. Rojava’yı her gün bombalıyorlar. Orada yaşayan halklar Türkiye’ye barış eli uzatmışlar. Ama bu iktidar Kürtleri öldürerek kendisini var etmek istiyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı bu oyuna gelmeyecek, bu tuzağı boşa çıkaracak. Hiç kimse bu tuzağa gelmemelidir. IŞİD’e karşı mücadele eden, dünyanın kalbi olan Rojava’ya buradan selam gönderiyoruz. İyi ki İŞİD barbalarına karşı savaştılar. Bunu ne bizler, nede dünya unutmayacak.”

“İkitdarlarını ayakta tutmak için savaş başlatıyorlar”

SMF Dönem Sözcüsü Dilşad Canbaz: “Rojava’da bir kazanılmışlık vardı. Enternasyonal bir akıl vardı. O kolektife yönelik aynı saldırı aynı faşizm koşullarında saldırıyorlar. “Kendi iktidarını ayakta tutabilmek için bu savaş konseptini Kürtlerden başlatmak istiyor. Şunu da görmek lazım yalnızca bu iktidar değil o savaş tezkerelerini onaylayanlar da en az bu iktidar kadar sorumludur.”

“Kendi ittifakımızla yürüyeceğiz”

TÖP Dönem Sözcüsü Juliana Gözen: “Hayatlarımızı karartanlara karşı, bu yol halkın yoludur. Tarihsel bir süreçteyiz. İttifakımız bu tarihsel sürecin ana öznesidir. Bu tarihseli sürecin farkındayız. Yeni bir başlangıç yapıyoruz. Hepinizin güç vermesiyle bu yolu yürüyeceğiz.

Kürtlere savaş açan kadınları katleden, çocukların özne olmadığını iktidara karşı sesimizi birleştiriyoruz. Halkın söz yetki ve karar sahibi olması için mücadele ediyoruz. Savaş, açlık, sömürü düzenine karşı gemileri yaktık. AKP karanlığı dayatıyor. Diğer yandan kurulan Millet İttifak ise tekçi, sağcı restorasyon programını önümüze koyuyor. Ne ölüme, ne de sıtmaya razı değiliz.

“Kendi ittifakımızla yürüyeceğiz. Masa başı ittifaklar kurmuyoruz. Sokaklarda meydanlarda halklarla ittifakı kuruyoruz. Toplumun ezilen ve sömürülen ittifakıyız. Geleceğimize hayatımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Yeni bir düzeni kurmak için herkesi Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almaya çağırıyoruz” diye konuştu.

Buluşma, slogan, alkış ve çekilen halaylar eşliğinde son buldu.

Paylaşın

Konda Genel Müdürü Ağırdır: Kürt Seçmenden Erdoğan’a Destek Yok

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, “Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” dedi ve ekledi:

“Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok.”

Konda Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır, Gazete Oksijen’de yayımlanan yazısında, “Siyasi tercihlerin dışında, her 100 seçmenin 80’i ekonominin gidişatından, 70’i yönetim sisteminden memnuniyetsiz. Öte yandan hala bir kesim seçmen kimliğinden, karşı tarafa olan duygusal mesafesinden düşünmeye ve siyasal pozisyon almaya devam ediyor. Yayınlanan araştırmalara bakıldığında muhalefete dönük yüzde 60-65, iktidara dönük 35-40 gibi iki büyüklük açık biçimde gözleniyor” ifadelerini kullandı.

Siyasi tabloyu henüz kararını vermemiş yüzde 35 belirleyecek

“Öte yandan anketlerdeki siyasi tercihlere dair sayılara bakınca seçmenin yüzde 65-70’inin kararı belli” diyen Ağırdır, “Bu seçmenlerin hastalık, seyahat gibi zorunlu haller dışında sandığa gidecekleri de anlaşılıyor. Geri kalan 30-35 seçmenin sandığa gitme arzusu ya da isteksizliği siyasi tabloyu belirleyecek” yorumunu yaptı.

İttifakların oy oranları

Ağırdır, “Yayınlanan anketlere yani bugünü esas alarak bakınca, sandığa gidip gitmeyeceklerini dikkate almadan ve nihai istatistiki hesaplamayı yaparak bugünkü tablo[nun] şu seviyelerde” olduğunu ileri sürdü:

Cumhur İttifakı yüzde 40-42
Altılı Masa yüzde 42-44
Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yüzde 11-13
Diğerleri yüzde 4-5

Ağırdır, tabloyu şöyle değerlendirdi:

“Bu sayıların ima ettiği şu: Meclis’te iktidar blokunun veya Altılı Masa’nın sayısal milletvekili çoğunluğunun olamayacağı bir tablo yüksek ihtimal. Yani Cumhurbaşkanı kim seçilirse seçilsin Meclis çoğunluğuna sahip olamayacak. Özelikle de iktidar blokunun Meclis’te çoğunluğa ulaşma ihtimali oldukça düşük. Bu durumda Meclis’te her bir yasa değişikliği için ya iki büyük blokun uzlaşması ya da HDP ile uzlaşma gerekecek.”

Kürt seçmenden Erdoğan’a destek yok

“Cumhurbaşkanlığı seçimi üzerinden bakıldığında ise, ikinci altılı masayı oluşturan HDP ve diğerlerinin Erdoğan’ı destekleme ihtimali neredeyse imkansız görünüyor” diyen Ağırdır, “Kürt seçmenin yüzde 70’inin de Erdoğan’a vaatleri ne olursa olsun kimliklerinden, son beş yılda yaşananlarından, kayyum politikalarından, sınır harekatlarından dolayı destekleme ihtimalleri yok” ifadelerini kullandı.

Kürtlerin oyu belirleyici

“Fakat bu seçmenin henüz içine sinerek, güvenerek muhalefetin Cumhurbaşkanı adayına oy vereceğine dair emareler de oldukça düşük. Altılı Masa’nın adayının kim olacağına ve adayın Kürt meselesine nasıl cevaplar ürettiğine bağlı olarak karar verecekleri anı bekliyorlar. Cumhurbaşkanı seçimini bir bakıma Kürtlerin oyu belirleyecek diyebiliriz.”

Paylaşın

Babacan, ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ Kriterlerini Açıkladı: Öncelikle…

Cumhurbaşkanı adayı kriterlerini açıklayan DEVA Partisi Lideri Babacan, “Öncelikle dürüst, sözüne inanılır, sözünde duran, güvenilir bir insan olsun. Bu çok önemli. Çünkü seçime giderken birçok taahhütte bulunuyorsunuz, vaatlerde bulunuyorsunuz. Dolayısıyla sözünde duran, güvenilir bir isim olması önemli” dedi ve ekledi:

“İkincisi gerçekten demokrasiyi inanması lazım. Yani demokrasiyi içselleştirmesi lazım. Yani bizim çalıştığımız Güçlendirmiş Parlamenter Sistemi sözde değil özde desteklemesi lazım, sahiplenmesi lazım. Çok çok önemli. Eğer demokrasiye inanmayan, demokrasiyi araç olarak kullanmak isteyen -ki daha önce yaşadık siyasi tarihimizde- böyle bir şey olmaması lazım.”

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TV100’de Gürkan Hacır’ın sunduğu “Yüzler Kulübü” programına konuk oldu, gazeteciler Gürel, Erdoğan Aktaş ve Pınar Işık Ardor’un sorularını yanıtladı.

“Altılı Masa”nın aday belirleme kriterinin ne olacağı ve DEVA Partisi’nin bir adayı olup olmadığı sorulan Babacan, “Bugün itibariyle Altılı Masa’da herhangi bir isim konuşmadık. Herhangi bir isimle ilgili olumlu ya da olumsuz bir değerlendirmede bulunmadık. Çünkü biz baştan biz bir sıralama ilan etmiştik, bu işi hangi sırayla götüreceğiz diye. İlk önce yapmamız gereken geçiş sürecinin yol haritasını tamamlamak ve seçim sonrası kurulacak hükümetin programını bitirmek. Bir bakıma ortak cumhurbaşkanı adayımızın seçim beyannamesini altı partinin ortak bir şekilde yazıp bitirmesi. Bu şunun için çok önemli. İlk defaya yaşıyoruz, Türkiye’de bir örneği yok, bu sürecin. Bunlar bitmeden adayı konuşmanın yanlış olacağını düşünüyoruz” yanıtını verdi.

Partilerin kendi içinde cumhurbaşkanı adayı konusunda değerlendirmeler yapıyor olabileceğini söyleyen Babacan, “Her parti kuşkusuz kendi içinde bir değerlendirme süreci yapıyor olabilir. Ama bu partilerin iç süreçleri. Altılı Masa’nın bu konuyla ilgili henüz bir süreci yok. Biz mesela parti içinde ilk defa geçtiğimiz salı yaptığımız genel merkez yönetim kurulu toplantımızda arkadaşlarıma, ‘Artık zamanı geliyor bu işin, herkes yavaş yavaş kendi zihninin içinde şöyle bir muhtemel isimleri değerlendirmeye başlasın, kim olur kim olmaz diye herkes bir zihinsel egzersize başlasın çünkü biz aralık ayından itibaren parti içinde bir istişare süreciz başlatacağız’ dedim” şeklinde konuştu.

“Sizin aklınızda isimler dolaşmaya başladı mı, siz de kendi içinizde bir fikir teatisinde bulunmaya başladınız mı?” sorusu üzerine Ali Babacan, “Aklımda tabi dolaşıyor ama aklımda dolaşanları henüz hiç kimseyle paylaşmadım, eşim dahil. Ama bir zihni değerlendirme var. Bir de ben çok dinliyorum insanları. Ama bu dinleme süreci bir yerde değerlendirme ve kendi isimlerimizi yani Altılı Masa’ya götüreceğimiz isimleri belirleme süreci başlayacak” dedi.

“Teorik olarak şunu söylüyoruz hep: 6 genel başkandan hepsi tek tek potansiyel cumhurbaşkanı adayıdır diyoruz” diyen Babacan, “Bizim parti teşkilatımıza sorun kim cumhurbaşkanı adayı olsun diye hepsi beni söyler. Ama bir başka partinin teşkilatı da kendi genel başkanını söyleyebilir. Aynı zamanda dışarıdan da isimler olabilir. Şu anda biz o havuzu küçültmüyoruz” ifadelerini kullandı.

Aday kriterleri

Aklındaki adaylarda kriterinin ne olduğuna dair soru üzerine Babacan, şunları söyledi:

“Öncelikle dürüst, sözüne inanılır, sözünde duran, güvenilir bir insan olsun. Bu çok önemli. Çünkü seçime giderken birçok taahhütte bulunuyorsunuz, vaatlerde bulunuyorsunuz. Dolayısıyla sözünde duran, güvenilir bir isim olması önemli. İkincisi gerçekten demokrasiyi inanması lazım. Yani demokrasiyi içselleştirmesi lazım. Yani bizim çalıştığımız Güçlendirmiş Parlamenter Sistemi sözde değil özde desteklemesi lazım, sahiplenmesi lazım. Çok çok önemli. Eğer demokrasiye inanmayan, demokrasiyi araç olarak kullanmak isteyen -ki daha önce yaşadık siyasi tarihimizde- böyle bir şey olmaması lazım.”

Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili istişare sürecini yeni başlatmalarına karşın “Bugün seçim olsa adayımız hazır” ya da “Açıklayacağız” dedikleri belirtilen Babacan, “Diyelim ki, bugün bir baskın seçim kararı açıklandı. Karar açıklandıktan sonra ancak 1-2 gün sonra parlamentoda görüşülür, sonra seçim takvimi belli olur. Biz ne diyoruz Altılı Masa olarak: Seçim takvimi belli olduktan 2 gün sonra adayımızı açıklarız. Biz ne yaparız hemen bütün kurullarımızı olağanüstü toplantıya çağırırız, herkes dağarcığındaki bütün isimleri döksün deriz. Altılı Masa’ya kısa bir liste götürürüz. Herkes herhalde benzer bir şey yapar, sonra listelerdeki isimler çakıştı mı, tamam beyaz duman hemen tüter” karşılığını verdi.

Hızla belirlenecek bir adayın 20 yıldır iktidarda olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşısında ne kadar başarılı olabileceği sorulan Babacan, şu yanıtı verdi:

“3-5 günde belirlenmesi adayın zayıf olduğu anlamına gelmez. Bizim hızlı bir şekilde belirleyeceğimiz aday, şu andaki iktidarın cumhurbaşkanı adayının en önemli alternatifidir. Şu anda Türkiye’ye bakın Altılı Masa’dan başka, bir alternatifi var mı bu hükümetin? Altılı Masa diye bir şey olmasa, şu andaki iktidarın bir alternatifi var mı? Şöyle bir yoklayın zihninizi, yok öyle bir şey. Altılı Masa, şu anda bugünkü iktidarın tek alternatifi, bir tek alternatif bu. Ve altı parti artık pek çok konuda politikalarını birleştiriyor. Ayrı ayrı partiler olmamıza rağmen yarınların Türkiye’sinde buluşuyoruz. Bununla ilgili çok geniş bir çalışma başlattık. 72 tane başlık tespit ettik ve bugün itibariyle 36’sında tam mutabık kalmış durumdayız.”

‘Bizim yaptığımız koalisyon değil’

“Eski koalisyonlar dönemi vardı, 1990’lar falan. Yaptığımız öyle bir şey değil, bazen karıştırılıyor. Bu koalisyon değil başka bir şey. Koalisyonlar diyorsanız AK Parti ve MHP’nin yaptığı ne Allah aşkına. AK Parti kendi başına mı iktidar? Eski koalisyonlar nasıl oluyordu? Partiler ayrı ayrı seçime giriyordu. Seçim öncesi bir iş birliği yok. Karşılıklı hakaretler, birbirini incitmeler oluyordu. Seçimden sonra oturup bir bakıyorlardı parlamentoya hiç kimsenin çoğunluğu yok. Ortaklık görüşmesine başlıyorlardı. Biz ne yapıyoruz? 12 Şubat’ta başlayan bir beraber çalışma kültürü oluşturduk. Biz Türkiye’nin yarınlarında buluşuyoruz.”

Erdoğan Aktaş’ın “Başkanlık sisteminin değiştirilmesini halka sormayacak mısınız? 400’den fazla vekiliniz varsa direkt Meclis’te mi anayasa değişikliği yapacaksınız?” sorusuna Ali Babacan “Şu anda altı partinin ortak anlayışı ‘Buna gerek olmasın’ diyoruz. Hatta bu konudaki mutabakatımızı yazılı hale getirip, geçiş süreciyle ilgili 32 başlık belirledik, karar verilmesi gereken hususlardan biri de bu. Ama bu 32 başlıkla ilgili her şeye karar verdikten sonra biz bunu kamuoyuyla paylaşacağız. 400 üzerinde bir oyla Meclis’ten geçerse, referanduma gerek kalmadan geçişi yapacağız. Çünkü seçimden sonra oluşacak Meclis, taze bir iradenin temsili olacak. Zaten oylanmış yeni bir meclis” yanıtını verdi.

‘Yavaş ve İmamoğlu’nun adaylığı bizi ilgilendiren bir konu değil’

Cumhurbaşkanı adayları arasında isimleri anılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş hakkında da konuşan Ali Babacan, “İki belediye başkanı konusu bizi ilgilendiren bir konu değil. Mesele CHP’nin meselesidir. O partinin adaylarıdır. Bizim bu konuyla ilgili bir şey söylememiz başka bir partinin iç meselesine müdahil olmamızdır, bunu doğru görmem. Kendileri parti içerisinde değerlendirirler” diye konuştu.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder, Selahattin Demirtaş’ı Doğruladı: Süreçte…

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın “Abdullah Öcalan’ın yerine geçmem teklif edildi” iddiasını doğruladı: Süreçte bir görüşme talebi olduğu doğrudur. Görüşmenin başlığı sürecin ve tarafların rol ve işlevlerine; ve genel gidişatın değerlendirilmesine dairdir. 

Sırrı Süreyya Önder, halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz’la Demirtaş’ın MİT Başkanı Fidan’ın kendisiyle görüşmek istediğini açıklaması hakkında konuştu.

Demirtaş’ın iddiasını Önder’e sorduğunu belirten Saymaz, “2014’te oluyor bu olay. 2014’te MİT’in İmralı görüşme heyetinde yer alan Sırrı Süreyya Önder üzerinden Selahattin Demirtaş’a böyle bir haber gönderdiği iddia ediliyor. Bu iddiayı dile getiren Demirtaş’ın kendisi. Demirtaş diyor ki ‘tarih vermiyor ama 2014 yılında Sırrı Süreyya Önder üzerinden çözüm sürecinin lideri sen ol diye bana haber gönderdi ve ben bunu reddettim'” ifadelerini kullandı.

Önder: Bu meseleyi konuşacak hukuki ve demokratik düzlem kalmadı

Önder’i yayına da davet ettiğini belirten Saymaz, Önder’in bu teklifi reddettiğini söyledi. Önder’in “Türkiye’de bu meseleyi konuşacak hukuki ve demokratik düzen kalmadı. Ne söylenirse söylensin işin spekülasyon boyutuyla ilgileniliyor. Oysa bizim çözülmesi gereken koca bir sorunumuz var. Buna spekülasyonla değil çözümü gerçekleştirecek bir perspektifle bakmak gerekiyor. Maalesef böyle bir perspektif yok. Bu yüzden katılamıyorum” dediğini aktaran Saymaz şunları söyledi:

“Dönemin arka planı şöyle; 2014 yılı MİT ile Öcalan arasında görüşmeler sıklaşmış, tutanaklar var. Arada bir heyet var; İmralı heyeti; Sırrı Süreyya Önder, Pervin Buldan, İdris Baluken, Selahattin Demirtaş, Aysel Tuğluk. O kadar iç içe geçmiş ki süreç Öcalan-MİT görüşmesi o kadar iç içe geçmiş ki HDP o görüşme sürecinde kuruluyor. MİT görevlisinin de bulunduğu masada HDP kuruluyor, HDP’nin adını Öcalan veriyor. Adaylar yerel seçimde bulunuyor, MİT görevlisi de masada o da ‘iyi olmuş’ falan diyor. Hiçbir şeyden haberimiz yoktu diyenler duysun bunu. HDP’nin ismi konulurken MİT görevlisi de o masadaydı.

O günlerden bir gün Selahattin Demirtaş bir seyahate gidecek o esnada Sırrı Süreyya Önder üzerinden bir görüşme talebi iletiliyor. Benim duyduğum kadarıyla Demirtaş, kendisinin partisinin eş başkanı olduğunu MİT ile böyle görüşmesinin doğal görülemeyeceğini söyleyerek reddediyor.”

Önder görüşme talebini doğruladı

Saymaz, Sırrı Süreyya Önder’in şu ifadeleri kullandığını aktarıyor:

“Süreçte bir görüşme talebi olduğu doğrudur. Görüşmenin başlığı sürecin ve tarafların rol ve işlevlerine; ve genel gidişatın değerlendirilmesine dairdir. Selahattin Bey de İmralı heyetinin yeterince görüştüğünü ve bir eş başkan olarak kendisinin çok hayati bir gündem olmadıkça görüşmesinin ahlaki olarak yanlış, siyaseten de doğru olmayacağını belirtmiştir.”

“Öcalan Demirtaş’ın MİT ile görüşmemesine kızıyor”

Saymaz “Bunun üzerine İmralı heyeti Abdullah Öcalan ile görüşmeye gidiyor. Benim duyduğum kadarıyla Öcalan Demirtaş’ın MİT ile görüşmemesine kızıyor, öfkeleniyor. Bu yüzden bu sürecin sonunda Demirtaş İmralı görüşme heyetinden çıkarılıyor ve bir daha görüşmeye gidemiyor diye biliyorum. Demirtaş da -iddia o ki-; bu teklifi reddetmesi üzerine Öcalan’ı kendisine karşı doldurduklarını düşünüyor” dedi.

Paylaşın

Akşener’den Dikkat Çeken “Cumhurbaşkanı Adaylığı” Açıklaması

İYİ Parti Lideri Akşener, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığının konuşulmasıyla ilgili, “Ne Sayın Mansur Yavaş’ın benimle ne de benim Sayın Mansur Yavaş’la böyle bir konuşmam… Hatta bizim ikimizin telefon görüşmesine yaptığına dair kulis bilgisi yayıldı. En son Mansur Bey’le görüşmemiz, kalabalıklarda bir araya geliyoruz ayrıca… Partimize Kurban Bayramı öncesinde bir program için Allah razı olsun davetiye getirdi. Oturduk, resmi biçimde davetiyeyi verdi ve gitti. Onun dışında ne bir telefon görüşmesi ne biz özel bir yerde görüştük” dedi ve ekledi:

“Başka bir iddia İstanbul’da çağırmışım, gelmiş konuşmuş. Bunların hiçbiri olmadı. Mansur Bey’e de adı geçtiği için Ekrem Bey’e de hem CHP’nin hem İYİ Parti’nin hem o masada oturan diğer siyasi partilerin seçmenlerinin de sevgisi ve saygısı var. Bütün anketlere ikisi birden konuluyor. Hatta ben aleni bir biçimde, Altılı Masa’nın mensuplarına da söylemiştim, iki arkadaşımızdan biri bu masada aday gösterilirse hayır demeyeceğiz dedim.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Habertürk’te soruları yanıtladı. İYİ Parti’nin kamuoyu araştırmalarında oylarına değinen Akşener, “Batı ve İç Anadolu’da bizi mutlu edecek bir ilerleme var” dedi. Akşener, “Şu anda İzmir’de ikinci partiyiz. Bursa, Balıkesir, Aydın, Mersin benzer bir durum. AKP’den ağırlıklı oylar geliyor” diye ekledi.

Bir akademisyen olarak seçmenin davranışlarını incelediğini vurgulayan Akşener, “İddia ediyorum, HDP’den CHP’ye oy geçer. HDP’nin seçmeni, SHP’nin seküler seçmeni. HDP’nin Kürt sabit seçmeninin bir kısmı CHP’ye gider. Seküler Kürtler geçmişte SHP’nin, kök itibariyle CHP’nin seçmeni. ANAP ve DYP’nin muhafazakar seçmeni AKP’de yer alıyordu. Batı illerinde Trakya’da ise ANAP ve DYP’nin seküler seçmeni de CHP’ye gitti. Bizim CHP’den oy alalım diye bir gayretimiz yok” şeklinde konuştu.

Altılı Masa’yla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulunan Akşener, “O masada asıl tehdit ne biliyor musunuz? O masanın seçmeni, eğer biz birbirimize düşersek ve inatlar uğruna bir yanlışlık olursa o zaman seçmen başımızı yolar” dedi. Akşener, “Bu masanın sahibi biziz” sözlerinin yanlış anlaşıldığını ve “Masanın ev sahibi” anlamına geldiğini sözlerine ekledi.

Erdoğan’ın teklifini neden reddettiğini anlattı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini sürekli Cumhur İttifakı’na davet etmesine sert çıkan Akşener, teklifi neden reddettiğini kesin bir dille anlattı.

Akşener, “Sayın Erdoğan habire davet ediyor bizi. Muhalefetin insanı olduğunu iddia eden kanaat önderleri her dakika benim hemen kalkıp gideceğimi düşünüyor. ‘Onlar gider, seçmen kalır’ diyorlar. Her ikisi de yalan. Birincisi seçmeni en sadık parti biziz. Muhtemel olarak gidermişiz gibi bir hava estiriyorlar. Seçmene hakaret ediyorlar. ‘Akşener gider seçmen kalır’ diye bir durum yok” ifadelerini kullandı.

“Biz o masadan kalkmayacağız” diyen Akşener, sözlerine şöyle devam etti:

“Biz Sayın Erdoğan tarafından 2001 yılından beri davet ediliyoruz. 20 yıl içinde 2015’te de davet edildim. Ona da hayır dedim. 2017’den beri de zaman zaman davet ediliyoruz.

Sayın Erdoğan’ın davetine niye icabet etmiyorum? Sayın Erdoğan yandaş zengin ediyor. Ben milletin zengin olması gerektiğini istiyorum. Sayın Erdoğan canı sıkıldığı zaman gençleri kovuyor. Ben gençlerin geri dönmesini istiyorum. Ben her kelimeyi düşünerek konuşmanızı istemiyorum. Sayın Erdoğan her şeyi bir kişiye biat eden bir dünya yaratmak istiyor.

Ben ise demokrasinin var olduğu, bizim gibilerin eleştirilebildiği bir dünya, bir Türkiye istiyorum. Ben Enes’lerin, Ecrin’lerin Furkan’ların evlerinin yerine pudra şekeri çeken, tuhaf ceketli, tuhaf sakatlı, tuhaf arabalı o gençlerin olmasını istemiyorum. Enes’in, Furkan’ın Ecrin’in obez olmasını istemiyorum. Ben öğrencilere öğlen yemeğinin devlet tarafından ücretsiz verilmesini istiyorum.

“Türkiye’nin geleceğini Erdoğan ‘kumar masasına’ sürüyor” diyen Akşener, Cumhur İttifakı’nı da ‘kumar masasına’ benzeterek “Ben, o Cumhur İttifakı’nın oluşturduğu o birlikteliği, Türkiye’nin geleceğiyle oynayan bir kumar masası olarak görüyorum” ifadelerini kullandı.

Tartışılan açıklamalar hakkında konuştu

İYİ Partili Yavuz Ağıralioğlu’nun Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla ilgili açıklamaları, ardından CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın cevabına değinen Akşener, şöyle konuştu:

“Bizim partimizin hiçbir üyesi bir televizyona çıkarken beni arayıp, bırakın izin almayı, söyleyeceğiniz bir şey var mı sormaz. Her birimiz başka alanlardan geldik.

Bulunduğumuz siyasi partilerde nereye kafana göre çıkacaksın, sizin yaptığınız televizyona çıkma teklifini dahi sormak mecburiyetindeydik. Bu travmatik nedenlerden dolayı bizim partimizin özelliği, insanların partinin genel çerçevesinin dışına çıkmadan kendi fikirlerini söyleyebilme özgürlüğü.

Yavuz Bey kendi fikrini söylemekte özgürdür. Bugüne kadar onu hep yaptı. Sadece Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili değil. Her konuda, beni de eleştirir televizyonda sayın Ağırailoğlu. Kendi fikridir, bu fikirler İYİ Parti’nin görüşleri olarak serdedilemez.

Engin Altay’ın da konuşmasını yanlış buldum. Yavuz Bey’i tanıyorum. Keşke yapmasaydı diyorum. Paylaşmıyorum. Bu kadar önceden bunların konuşulmasını doğru bulmuyorum. O fikirlerini ben söyletmedim, o fikirlerini söylemiş olmasının benim açımdan kendi fikri olmasında bir sakıncası yok.

CHP’de de fikir serdeden çok kişi var. Bizde de konuşulur. Ama sayın Kılıçdaroğlu’nun kulağını çekmesi istenmez. O yüzden Engin Bey’in yaptığı yanlış. Biz bir siyasi partiyiz, geçmişteki uygulamaları beğenmediğimiz için siyasi parti kurduk.

Akşener, Altılı Masa’nın Cumhurbaşkanı adayıyla ilgili konuşmasına şöyle devam etti:

“Adayların bu kadar konuşulmasını doğru bulmuyorum. Çünkü o masada adaylarla dair tek kelime yok. 6 siyasi partinin genel başkanlarının, yöneticileri, o partinin mensuplarını hepimizin Cumhurbaşkanı adayı olmasını isterler, bu normal.

Sayın Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Babacan’ın, Sayın Davutoğlu’nun, Sayın Uysal’ın, Sayın Karamollaoğlu ve benim aday olmamı isterler. Bu normal. Cumhur İttifakı sürekli olarak masayı adaylık için dürtüp duruyor. Önce güçlendirilmiş parlamenter sistemini çalıştık. Bunu kamuoyuyla paylaştık. Geri bildirimlerle yeniden düzenliyoruz. Sonra dönüldü, bunun anayasaya uygulanmış haline çalışıldı. Bir şey daha çalışılıyor. Biz adayı gösterdiğimiz gün.

Sayın Erdoğan ve arkadaşlarına sesleniyorum; pazartesi seçim kararını alsınlar salı günü adayımızı açıklayalım. Biz İYİ Parti olarak Macaristan seçimlerini de çalıştık. Biz öğrenen bir organizasyonuz. Bizim çalışmalarımız aday göstereceğimiz arkadaşımızın da elinde. O da imzasını atacak.

Diyelim sizi aday gösterdik. Siz bizim sizden ne istediğimizi bilerek geleceksiniz. Bir sistem bozukluğu üzerinden bir araya geldik. Ortak olduğumuz noktalarda birleşebiliyoruz, farklılıklarımıza saygı duyuyoruz. Ekonomist arkadaşlarımız 9 madde ile başladı 72 konu başlığına dönüldü.

Adaylıkla ilgili tarih verdi

Aday olacak arkadaşımızın seçim bildirisini, vaatlerini, programını, projelerini hazırlıyor. Aralık ayın sonunu bulur herhalde. Dediğim çalışmada, bizim de ve diğer partilerin ekonomi, eğitim, hukuka dair ortak görüşleri var. Herhangi partinin değil hepimizin.”

İYİ Parti lideri Akşener, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adaylığının konuşulmasıyla ilgili şunları söyledi:

“Ne Sayın Mansur Yavaş’ın benimle ne de benim Sayın Mansur Yavaş’la böyle bir konuşmam… Hatta bizim ikimizin telefon görüşmesine yaptığına dair kulis bilgisi yayıldı. En son Mansur Bey’le görüşmemiz, kalabalıklarda bir araya geliyoruz ayrıca… Partimize Kurban Bayramı öncesinde bir program için Allah razı olsun davetiye getirdi. Oturduk, resmi biçimde davetiyeyi verdi ve gitti. Onun dışında ne bir telefon görüşmesi ne biz özel bir yerde görüştük.

Başka bir iddia İstanbul’da çağırmışım, gelmiş konuşmuş. Bunların hiçbiri olmadı. Mansur Bey’e de adı geçtiği için Ekrem Bey’e de hem CHP’nin hem İYİ Parti’nin hem o masada oturan diğer siyasi partilerin seçmenlerinin de sevgisi ve saygısı var. Bütün anketlere ikisi birden konuluyor. Hatta ben aleni bir biçimde, Altılı Masa’nın mensuplarına da söylemiştim, iki arkadaşımızdan biri bu masada aday gösterilirse hayır demeyeceğiz dedim.”

Paylaşın

“Esad, Rusya’nın Erdoğan İle Görüşme Önerisini Reddetti” İddiası

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmesi yönünde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önerisini reddettiği öne sürüldü. Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşme fikrini de reddettiği iddia edildi.

Londra merkezli haber ajansı Reuters, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye lideri Beşar Esad’ın bir araya gelmesi için Rusya’nın gösterdiği çabalara Suriye’nin karşı çıktığını iddia etti.

Reuters, Erdoğan ve Esad arasındaki olası bir görüşme konusunda Suriye’nin tavrını bilen üç kaynağa dayandırdığı haberinde, Esad’ın Erdoğan ile bir araya gelmesi yönünde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in önerisini reddettiğini öne sürdü.

Kaynaklardan ikisi, Türkiye’de gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde, özellikle de Ankara’nın yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli sığınmacının ülkelerine geri dönmeleri hedefini gündeme getirmesi halinde, Şam’ın böyle bir görüşmenin Erdoğan’a destek anlamına geleceğini düşündüğünü söyledi.

Suriye, bakanlar düzeyinde de görüşmeye karşı

“Erdoğan’a neden bedavadan bir zafer hediye edilsin? Seçimlerden önce yakınlaşma olmayacak” diyen kaynaklardan biri, Suriye’nin dışişleri bakanları düzeyinde bir görüşme fikrini reddettiğini de sözlerine ekledi.

Rusya’nın önerisi hakkında bilgi sahibi olan bir diplomat olan üçüncü kaynak ise Suriye’nin “somut bir şey getirmediği takdirde böyle bir görüşmeyi yararsız gördüğünü ve şimdiye kadarki taleplerinin Türk birliklerinin tamamen geri çekilmesi” olduğunu söyledi.

Türkiye’nin konuya yaklaşımını bilen kaynak ise Erdoğan ile Esad arasında bir görüşmenin “çok uzak olmayan bir gelecekte” mümkün olabileceğini ifade etti.

“Putin’in yavaş yavaş bunun yolunu hazırladığını” belirten kaynak, “Bu, Suriye için büyük bir değişimin başlangıcı olur, Türkiye için de çok olumlu etkileri olur. Birçok alanda gerginlik olduğu düşünülürse, Rusya da bundan faydalanır” şeklinde konuştu.

Esad’ın ülkedeki savaşı kendi lehine çevirmesine yardım eden Rusya, artık Suriye’de siyasi bir çözüm istediğini belirterek, Esad ve Erdoğan’ı bir araya getirmek için çaba gösteriyor.

Son zamanlarda Suriye ile yakınlaşma olabileceğinin sinyallerini veren Cumhurbaşkanı Erdoğan son olarak, Mısır lideri Abdülfettah el Sisi ile yaptığı görüşmeye ilişkin açıklamasında “Mısır ile bu iş yoluna girdiyse aynı şekilde Suriye ile de bu iş yoluna girebilir” demişti.

Paylaşın

11 Aylık Dış Ticaret Açığı 100 Milyar Dolar

Kasım ayı geçici ticaret verilerine göre Kasım ayında ihracat yüzde 1,9 artışla 21,9 milyar dolar oldu. İthalat ise 30,7 milyar dolar olarak kaydedildi. Böylelikle Kasım’da dış ticaret açığı yüzde 61 artışla 8,8 milyar dolar oldu.

11 aylık verilere göre ihracat yüzde 14 artışla 231 milyar dolara yükseldi. Aynı dönemde dış ticaret açığı 99,8 milyar dolar oldu.

Türkiye’nin enerjinin etkisiyle artan ithalat faturası dış ticaret açığının da hız kesmeden artmasına neden oluyor.

Ticaret Bakanı Mehmet Muş tarafından açıklanan Kasım ayı geçici ticaret verilerine göre Kasım ayında ihracat yüzde 1,9 artışla 21,9 milyar dolar oldu. İthalat ise 30,7 milyar dolar olarak kaydedildi. Böylelikle Kasım’da dış ticaret açığı yüzde 61 artışla 8,8 milyar dolar oldu.

11 aylık verilere göre ihracat yüzde 14 artışla 231 milyar dolara yükseldi. Aynı dönemde dış ticaret açığı 99,8 milyar dolar oldu.

Bakan Muş’un verilere ilişkin değerlendirmesinde paritenin dış ticaret rakamları üzerindeki olumsuz etkilerinin devam ettiğini ve parite etkisiyle dış ticaret açığının Ocak – Kasım döneminde yaklaşık 3 milyar dolar daha fazla gerçekleştiğini söyledi.

İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 71,3 oldu. Enerji verileri hariç tutulduğunda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 89,8 olarak gerçekleşti.

Kasım ayında en fazla ihracat yapılan ülkeler, 1 milyar 847 milyon dolarla Almanya (yüzde 5,3 artış), 1 milyar 433 milyon dolarla ABD (yüzde 4,6 artış) ve 1 milyar 302 milyon dolarla Irak (yüzde 7,1 artış) oldu. İhracatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ihracat içindeki payı yüzde 48,3 olarak gerçekleşti.

Bu dönemde en fazla ihracat yapılan ülke grupları, 8 milyar 455 milyon dolarla Avrupa Birliği, 4 milyar 188 milyon dolarla Yakın ve Orta Doğu ülkeleri ile 3 milyar 608 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri oldu.

Geniş Ekonomik Gruplar (BEC) sınıflamasına göre en çok ihracat yüzde 1,5 düşüş ve 10 milyar 848 milyon dolarla “ham madde (ara malları)” grubunda yapılırken, bunu yüzde 0,7 artış ve 7 milyar 963 milyon dolarla “tüketim malları” ve yüzde 21 artış ve 2 milyar 822 milyon dolarla “yatırım (sermaye) malları” grupları takip etti.

Sektörler özelinde bakıldığında, kasım ayı ihracatında imalat sanayisinin payı yüzde 94,2, tarım, ormancılık ve balıkçılığın payı yüzde 3,7, madencilik ve taş ocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,6 oldu.

Geçen ay en fazla ithalat yapılan ülkeler, 4 milyar 652 milyon dolarla Rusya (yüzde 57 artış), 3 milyar 112 milyon dolarla Çin (yüzde 2,4 artışla) ve 2 milyar 251 milyon dolarla İsviçre (yüzde 1137,3 artış) oldu. İthalatta en çok paya sahip ilk 10 ülkenin toplam ithalat içindeki payı yüzde 57,1 olarak hesaplandı.

Geçen ay en fazla ithalat yapılan ülke grupları, 8 milyar 147 milyon dolarla Avrupa Birliği, 8 milyar 85 milyon dolarla diğer Avrupa ülkeleri ve 7 milyar 63 milyon dolarla Asya ülkeleri oldu.

Sektörlere göre değerlendirildiğinde, Kasım ayı ithalatında imalat sanayisinin payı yüzde 75,9, madencilik ve taş ocakçılığının payı yüzde 17,6 ve tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı ise yüzde 4 olarak hesaplandı.

Kasım’da BEC sınıflamasına göre en çok ithalat “ham madde (ara malları)” grubunda yapıldı. Bu gruptaki ithalat yüzde 11 artışla 23 milyar 714 milyon doları buldu. Söz konusu grubu 3 milyar 715 milyon dolarla “yatırım (sermaye) malları” ve 3 milyar 191 milyon dolarla “tüketim malları” grubu takip etti.

Paylaşın

Rusya: Erdoğan-Esad Görüşmesinin Gerçekleşmesi İçin Çalışıyoruz

Rusya’nın Suriye Özel Temsilcisi Aleksander Lavrentyev, Rusya’nın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında “bir görüşme ayarlanması ihtimalini her zaman desteklediğini” söyledi.

Suudi Arabistan merkezli El Arabiya TV’ye verdiği demeçte Lavrentyev, “Böylesi bir görüşmenin pozitif ve genel olarak yararlı olacağına inanıyoruz ve bunun gerçekleşmesi için çalışıyoruz” dedi.

Kanalın internet sitesinde yayımlanan açıklamaya göre, Lavrentyev, sorunun “zamanlamadan öte [iki ülkenin] birbirine yaklaşma isteğiyle ilgili olduğunu” söyledi.

Elçi, yakınlaşmaya hazır olduğuna dair Erdoğan’dan “sinyaller” aldığını, ancak iki ülke arasındaki sınır, Suriye içindeki Türk güçlerinin varlığı ve Türkiye’nin muhalif güçlere desteği konusundaki anlaşmazlıkların yakınlaşmaya engel teşkil ettiğini kaydetti.

Lavrentyev, “İki ülke istihbarat servisleri arasında görüşmelerin sürdüğü biliniyor… bu, bölgedeki duruma ilişkin bazı sorunların çözülmesine yardımcı olur” diye konuştu.

Elçi, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, iki ülke arasındaki “irtibat seviyesini yüksek düzeye taşıma vaktinin gelmediği” sözlerini de hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Endonezya’daki G-20 Zirvesi sonrası yaptığı açıklamada, Esad’la görüşme ihtimali ve Türkiye’nin Suriye ve Mısır’la ilişkileri hakkındaki bir soruya, “Siyasette ebedi olarak dargınlık, kırgınlık, küslük olmaz. Vakti, zamanı geldiği anda oturur, değerlendirir, ona göre de bir yenilemeyi yapabilirsiniz” yanıtını vermişti.

Erdoğan önceki hafta da AKP’nin grup toplantısının çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, “Esad ile görüşme olabilir, siyasette küslük, dargınlık olmaz, eninde sonunda adımlarımızı atarız” demişti.

Paylaşın

IŞİD’in Geri Dönme Olasılığı Gerçekten Var Mı?

Yıllardır süren hava saldırıları ve örgüt liderlerine yönelik nokta atışı operasyonlara rağmen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) tehdidi ortadan kalkmış değil. Peki IŞİD’in güçlü bir şekilde geri dönme olasılığı gerçekten var mı?

Türkiye’nin Suriye’de yeni bir kara harekatı düzenlemesi beklenirken ABD’den böyle bir operasyonun IŞİD’le mücadeleye zarar vereceği uyarısı geldi. Salı günü yaptığı açıklamada Pentagon sözcüsü Patrick Ryder, Türkiye’nin olası operasyonunun IŞİD’le mücadelede elde edilen kazanımları “ciddi şekilde tehlikeye atacağını” söyledi.

Çarşamba ise mevkidaşı Hulusi Akar’la telefonda görüşen ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin, “Türkiye’nin Suriye’de yeni bir askeri operasyon düzenlemesine güçlü karşıtlığını” dile getirdi.

Peki IŞİD’le mücadele ne durumda? ABD yönetiminin Ankara’ya itirazının altında ne yatıyor?

DW Türkçe’den Muhammed Kafadar’a konuşan Washington Enstitüsü’nden terörle mücadele uzmanı Devorah Margolin’e göre IŞİD halen Suriye’nin orta ve kuzeydoğusunda aktif.

“Sadece 2022’de Suriye’deki 251 saldırıyı üstlendiler” diyen Margolin, Ocak ayında IŞİD’in Haseke hapishanesinde tutuklu üyelerini kaçırmak için düzenlediği baskına dikkat çekti. Suriye Demokratik Güçleri (SDG) kontrolündeki hapishanede 3000 kadar IŞİD’li tutuluyordu. Baskın sonucu çıkan çatışmada yüzlerce kişi öldü. Hapishane Türkiye sınırına yaklaşık 80 kilometre mesafede.

SDG’nin öncelikleri değişiyor

SDG’nin ana gövdesini ise Türkiye’nin PKK’nın uzantısı olarak gördüğü ve terör örgütü kabul ettiği YPG oluşturuyor. “Eğer Türkiye, Kürtlerin kontrolündeki alanlara saldırırsa SDG önceliklerini değiştirmek zorunda kalacaktır” diyen Margolin, IŞİD tutuklularının bulunduğu tesisleri koruyan güçlerin başka yerlere kaydırılması durumunda söz konusu hapishane ve kampların yeni baskınlara karşı savunmasız kalacağını savundu.

Margolin’e göre bu senaryo halihazırda yaşanıyor:

“Türkiye’nin devam eden hava saldırıları, SDG ve ABD’nin ortak devriyelerinin sayısında azalmaya yol açtı. Olası sonuçlarını şimdiden görüyoruz. SDG güçlerini kaydırdığı için daha az devriye yapılıyor.”

SDG komutanı Mazlum Abdi, “Türkiye’nin hava saldırıları yüzünden ABD liderliğindeki koalisyon ile sürdürdükleri IŞİD karşıtı operasyonları durdurduklarını” söylemişti. Pentagon sözcüsü Ryder da Salı günü SDG devriyeleri sınırlandırdığından kendilerinin katılımının da azaldığını açıklamıştı.

ABD askeri Suriye’de ne yapıyor?

Amerikan ordusunun Suriye’nin kuzeyindeki topraklarda 900 kadar asker bulundurduğu biliniyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Atlantic Council’den Thomas Warrick, bu birliklerin temel misyonuna ilişkin “Temelde SDG’lilere eğitim ve teknik destek sağlıyorlar. Öncelikleri SDG ile ilişkileri geliştirmek. IŞİD’e karşı çatışmalara dahil olmuyorlar” değerlendirmesini yaptı.

Yine de ABD güçleri geçtiğimiz aylarda bazıları Türk askerinin kontrolündeki bölgeler içinde olmak üzere IŞİD liderlerinin yakalanmasına yönelik operasyonlar düzenledi.

Bu arada bölgede sadece asker değil, Amerikalı sivil personel de bulunuyor. ABD iç güvenlik ve dışişleri bakanlıklarında çeşitli görevler yapmış olan Warrick, “ABD’li diplomatlar SDG’li yetkililerle temas halinde, bölgeye giderek görüşmeler yürütüyorlar. Benzer şekilde insani yardım programları için de gidip gelenler var. Bunlar SDG ile değil, yerel yardım gruplarıyla irtibat halinde” dedi.

ABD’nin hafta ortasında diplomatlar dahil bölgedeki sivil personelini Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin başkenti Erbil’e tahliye ettiği iddia edilmişti. Bu gelişmeye dair Warrick, “Askeri tehdit varsa siviller bölgeden çıkarılmış olabilir. ABD’nin isteyeceği son şey bir Amerikalı sivil ya da askerin Türkiye tarafının ateşiyle ölmesi olur. Bu Türkiye’nin de çıkarına olmaz” yorumunu yaptı.

IŞID tehdidi neden bitmiyor?

Yıllardır süren hava saldırıları ve örgüt liderlerine yönelik nokta atışı operasyonlara rağmen IŞİD tehdidi ortadan kalkmış değil. Uzmanlara göre, Avrupa başta olmak üzere Batılı ülkelerin politikaları bunda rol oynuyor.

Thomas Warrick, “IŞİD bölgesel kontrolünü kaybetse de geri dönmeye çalışıyor. Belirli bir alanı kontrol etmiyorlar ancak kuzeydoğu Suriye’de varlıkları sürüyor. Ağları, siviller üzerinde etkileri var” dedi.

Temel problem ise binlerce savaşçı ve yakınlarının tutulduğu hapishane ve kamplar. Warrick, “IŞID’li binlerce savaşçının eşleri ve çocukları SDG kontrolündeki El-Hol kampında tutuluyor. Kamptaki çocukların radikalleşmeye devam ettiği yönünde farklı kaynakların raporları var. Birçok ülke, özellikle Avrupa’nın oradaki vatandaşlarını geri almakta isteksiz olduğunu görüyoruz” diye konuştu.

“IŞİD’in geri dönebilme riski var” diye ekleyen Warrick, “Özellikle hapishanedeki üyelerini kaçırmakla ilgililer” görüşünü aktardı. Kamplardaki yabancı savaşçı ve yakınlarını kendi ülkelerinde hapsetmek için yeterli kanıt bulamayan Avrupa ülkelerinin, geri alırlarsa “kısa sürede serbest kalmalarından endişe ettiğini” söyleyen Warrick, “Bu yüzden SDG’nin onları Suriye’de tutmasını istiyorlar” dedi.

Hapishane ve gözaltı merkezlerinde aktifler

IŞİD’in SDG kontrolündeki hapishane ve gözaltı merkezlerinde aktif olduğunu kaydeden Margolin de buralarda yaşanan ölümcül şiddet olaylarına ve bunun etkilerine dikkat çekti. El-Hol’de yalnızca bu yıl en az 100 ölüm vakası yaşandı. ABD ve ortaklarının IŞİD karşıtı çabalarının sadece askeri operasyonlarla sınırlı olmadığını kaydeden Margolin, “Bu çabalar, diğer ülkeleri vatandaşlarını geri almaya teşvik ederek kuzeydoğu Suriye’de gözaltında bulunan IŞİD’lilerin sayısını azaltmayı da içeriyor” dedi.

Paylaşın

HDP’li Günay: İktidar Savaş Siyasetini Seçim Arifesinde Tırmandırıyor

Partisinin genel merkezinde açıklamalarda bulunan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “AKP-MHP ittifakı, özellikle 2015 yılından bu yana derinleştirdiği savaş siyasetini, savaş ve çatışma konseptini her seçim arifesinde tırmandırıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye, Rojava halklarına karşı hazırlıkları yapılan kara saldırısı, iktidarın savaştan beslenmeye yönelik siyasetinin bir parçasıdır” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu savaş elbette iktidarın yıllardır sürdürdüğü ve artık gizlemeye gerek duymadığı Kürt düşmanlığı politikasının da ürünüdür. Kürtlerin varlığına, haklarına ve kazanımlarına dönük bir savaştır.”

Günay, açıklamasının devamında, “Bu savaş Kuzey ve Doğu Suriye halklarının on yılı aşkındır dişiyle, tırnağıyla, büyük insani kayıplar ve ağır bedellerle inşa ettiği devrimi, halkların bir arada eşit ve özgür yaşamını temel alan yeni yaşamı yok ederek, buraları tekrar savaş cenderesine alıp kirli işbirlikleri yaptığı insanlık düşmanı çetelere teslim etmek istediği bir savaştır” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Sözcüsü Ebru Günay, partinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Günay, şunları söyledi:

“AKP-MHP ittifakı, özellikle 2015 yılından bu yana derinleştirdiği savaş siyasetini, savaş ve çatışma konseptini her seçim arifesinde tırmandırıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye, Rojava halklarına karşı hazırlıkları yapılan kara saldırısı, iktidarın savaştan beslenmeye yönelik siyasetinin bir parçasıdır.

Bu savaş elbette iktidarın yıllardır sürdürdüğü ve artık gizlemeye gerek duymadığı Kürt düşmanlığı politikasının da ürünüdür. Kürtlerin varlığına, haklarına ve kazanımlarına dönük bir savaştır.

Bu savaş Kuzey ve Doğu Suriye halklarının on yılı aşkındır dişiyle, tırnağıyla, büyük insani kayıplar ve ağır bedellerle inşa ettiği devrimi, halkların bir arada eşit ve özgür yaşamını temel alan yeni yaşamı yok ederek, buraları tekrar savaş cenderesine alıp kirli işbirlikleri yaptığı insanlık düşmanı çetelere teslim etmek istediği bir savaştır.

Buralar, çetelerin elinde olsaydı iktidarın bir derdi olmayacak, aksine bu çetelerle her türlü kirli işbirliği yürütülecekti. Mesele Kürtler olunca iktidarın yok etme ve emperyal politikaları depreşiyor.

“Kürtler şahsında topluma açılan bir savaş”

Bu savaşın bir diğer önemli yüzü de şudur; bu savaş Kürtler şahsında tüm topluma açılan, tüm toplumu teslim almaya dönük büyük bir savaşa dönüşmüştür.

İktidar, bu savaşı iç siyaseti dizayn ederek seçimleri kazanma ve iktidarını korumaya dönük bir strateji olarak yürütmektedir.

Bir kez daha iktidar seçim kampanyasının startını savaş uçaklarıyla, ölüm ve yıkımla vermiştir. Dolayısıyla bugün iktidarın savaş politikalarına destek veren, her seferinde savaş ve ölüm siyasetinin arkasına dizilen tüm kesimler iktidarın seçim kampanyasına da destek verdiğini bir kez daha hatırlatıyoruz.

“Taksim saldırısının üzerini karartıyor”

Şimdi bu saldırıyı haklı çıkarmak için, Taksim saldırısını aydınlatmak yerine üzerini karartarak bütün soru işaretlerine rağmen gerekçe yapıyorlar.

Çıkıp ‘Sınır ötesi harekâtlar yürüttüğümüz yerlerde kimsenin kökenine, inancına, mezhebine, meşrebine göre ayrımcılık yapmayız. Hiçbir yere öldürmek, yıkmak, yok etmek için gitmedik, gitmeyiz’ diyebiliyorlar. Utanmadan ve sıkılmadan. Bu aynı zamanda bir ikrardır, savunma ruh halidir.

Çünkü işgal edilen her yerde Kürt, Arap, Ermeni, Süryani insanlar katlediliyor. ÖSO, IŞİD, El Kaide çetelerinin cinayet, gasp ve yağma görüntülerini bütün dünya canlı yayınlarda izliyor. Efrîn’de çeteleriniz etnik temizlik ve birçok insanlık suçu işledi ve işlemeye devam ediyor.

“Savaş ve ölüm siyasetine teslim olmayacağız”

Biz HDP olarak, bu ülkenin demokratik kamuoyuna, ezilen, sömürülen tüm halkımıza bir kez daha sesleniyoruz; AKP-MHP ittifakının sürdüğü ve seçim arifesinde tırmandırdığı bu savaş ve ölüm siyasetine asla teslim olmayacağız.

Savaş karşıtı, toplumsal barışı tesis etme siyaseti bizim temel mücadelemizdir. AKP-MHP iktidarının başlattığı, diğerlerinin ortak olduğu bu ölüm siyasetine karşı engel olmaya, halkımızla birlikte ölüme karşı yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Girdiğimiz seçim sürecinde de aday belirlemede, seçim stratejimize kadar her adımda bu ilke ile hareket edeceğiz.”

Paylaşın