Enflasyon İle Yeniden Değerleme Oranı Arasındaki Fark 20 Yılın Zirvesinde

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon ile Yeniden Değerleme Oranı (YDO) arasındaki yüksek fark, resmi enflasyonun gerçeği yansıtmadığı tartışmalarını yeniden alevlendirdi. YDO yüzde 122,9 olarak açıklanırken yıllık tüketici enflasyonu Ekim ayında yüzde 85,5 oldu. 

Son 20 senede YDO ile enflasyon arasındaki fark hiç bu kadar yüksek olmamıştı. Bu durum, Yurtiçi Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) ile ile Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) arasındaki farktan kaynaklanıyor. Çünkü son 15 senede ÜFE ile TÜFE arasındaki fark hiç bu kadar açılmamıştı.

Yeniden Değerleme Oranı nedir, nasıl hesaplanır?

TÜİK’in tanımına göre Yeniden Değerleme Oranı (YDO) Ekim ayı yurtiçi üretici fiyat endeksinin (ÜFE) 12 aylık ortalama değişim oranı. YDO, Vergi Usul Kanununun 298’inci maddesine göre hesaplanıyor. Buna göre Ekim ayından bir önceki yılın aynı dönemine göre üretici enflasyonundaki ortalama fiyat artış oranını yansıtıyor.

Yeniden Değerleme Oranı neden önemli? YDO bir sonraki yıl ceza, harç ve bazı vergilerdeki artışın hesaplanmasında temel alınıyor. Bunlar arasında ehliyet-pasaport harçları, motorlu taşıt vergisi ve trafik cezaları gibi halkı çok yakından ilgilendiren konular var.

Kanun uyarınca “Cumhurbaşkanı, bu surette tespit edilen had ve tutarları yüzde 50’sine kadar artırmaya veya indirmeye yetkili”.

YDO ve TÜFE’nin 24 yıllık seyri

TÜİK, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve Resmi Gazete’den alınan verilere bakıldığında 1999 yılından bu yana YDO ile TÜFE’nin birbirine oldukça yakın seyrettiği görülüyor. Bunun istisnası 2002 ve 2022 yılları.

YDO hesaplamasında Ekim ayı verileri esas alındığından haberdeki analizlerde hem ekim ayı yıllık üretici enflasyonunu hem de aralık ayı yıllık enflasyonu ayrı ayrı kullandık.

YDO ile ekim ayı yıllık TÜFE karşılaştırıldığında bazı yıllar YDO’nun daha yüksek bazen de enflasyonun daha yüksek olduğu görülüyor. Bu yıla kadar bakıldığında 1999’dan bu yana kadar iki değer arasındaki en büyük fark 2002’de 26 yüzde puan ile görüldü. 2022’de ise bu fark 37 yüzde puana kadar çıktı.

YDO ile aralık ayı yıllık TÜFE’yi kıyaslamak da mümkün. Ancak henüz 2022 yılı aralık enflasyonu açıklanmadı için bu seneki farkı göremiyoruz. Bu yüzden grafikte 2022 için kasım verilerine yer verdik. Yine 2022’de en büyük fark ortaya çıkıyor. 2002’de 29 yüzde puan olan fark 2022’de 39 yüzde puana kadar çıktı. Diğer yıllarda 10 yüzde puan sadece 2019 yılında 11 yüzde puan ile görülmüştü.

ÜFE-TÜFE farkı iyice açıldı

TÜİK’in açıkladığı yıllık ÜFE ve TÜFE verileri yan yana konulduğunda üretici enflasyonu ile tüketici enflasyonu arasındaki farkın 2022 yılında nasıl hızla açıldığı ortaya çıkıyor.

Yan yana koyduğumuz ÜFE’den TÜFE’yi çıkararak aradaki farkı görmek mümkün. 2006 yılından bu yana ÜFE-TÜFE farkı hiçbir zaman 2022’deki seviyeye ulaşmadı. Ekim ayı itibariyle yapılan hesaplamada 2022’de ÜFE, TÜFE’den 72 yüzde puan fazla oldu. Bu seneye gelinceye kadar son 17 yılda bu oran en yüksek 26 yüzde puan olmuştu.

TÜİK farkı savundu

TÜİK 11 Aralık 2021’de sosyal medyadan yaptığı paylaşımda “YDO ile TÜFE ayrı göstergeler olup aralarında farklılık oluşması tabiidir. YDO, TÜFE’nin üstünde veya altında gerçekleşebilmektedir.” açıklamasında bulunmuştu. Ancak 2021 yılındaki fark ile 2022 yılındaki fark çok daha büyük seviyelere erişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

10 Yılda Bin 700’den Fazla Çevre Ve Toprak Savunucusu Öldürüldü

Çevre ve insan hakları gözlemcisi Global Witness’in verilerine göre son 10 yılda dünya genelinde yerli topluluklara mensup en az 613 aktivist öldürüldü. 2012 ve 2022 yılları arasında yaklaşık 60 ülkede toplamda ise bin 700’den fazla çevre ve toprak savunucusunun ölümü hak örgütlerince belgelendi. Bu da öldürülenlerin yüzde 35’ten fazlasının bölge insanı olduğuna işaret ediyor.

Gerçek sayıların çok daha yüksek olma ihtimali de var. Global Witness’ın raporladığı vakaların yüzde 5’inde etnik kökene dair detay yer almıyor. Özgür basın, bağımsız izleme faaliyetleri ve sağlam bir sivil toplumun yokluğu da vakaların eksik bildirilmesine yol açıyor. Öte yandan son üç yıldır ise yerli aktivistlerin ölüm oranının önceki yıllara kıyasla daha yüksek olduğu görülüyor. Meksika, Kolombiya, Nikaragua, Peru ve Filipinler yerli aktivistler için en ölümcül ülkeler.

Endonezya’nın başkenti Jakarta, iklim krizi nedeniyle başkent statüsünü kaybeden ilk metropol olacak. Ancak Endonezya hükümet kurumlarını yeşiliyle dikkat çeken Borneo Adası’na taşıma planı, çevresel hasarı kötüleştireceği ve yerli halkı ata topraklarından çıkmaya zorlayacağı için eleştiriliyor.

Yeni başkent planı, yakın tarihli olsa da “ölümüne” toprak mücadelesi ise doğma büyüme Borneolular için eski bir hikaye. Üç yerli çiftçi, 2020 yılında bir palm yağı firmasının kendilerinden çaldığını iddia ettiği topraktan mahsul topladıkları için hapse atılmıştı. Bu çiftçilerden biri olan Hermanus Bin Bison polis nezaretinde öldü. Bison, yaşadıkları toprakların sanayi kuruluşlarının eline geçmesini önlemek ya da çevreyi korumak için nihai bedeli ödeyen dünya çapındaki birçok çevre savunucusundan yalnızca biri.

İşletmeler, çeteler ve hükümetler dünyanın farklı bölgelerinde yerlileri atalarının topraklarından farklı gerekçelerle zor kullanarak çıkarıyor ve görünüşe göre, yerli halklara mensup kişilerin bu çatışmalarda öldürülme ihtimali diğer çevre ve toprak savunucularından çok daha fazla. Çevre ve insan hakları gözlemcisi Global Witness’in verilerine göre son 10 yılda dünya genelinde yerli topluluklara mensup en az 613 aktivist öldürüldü. 2012 ve 2022 yılları arasında yaklaşık 60 ülkede toplamda ise bin 700’den fazla çevre ve toprak savunucusunun ölümü hak örgütlerince belgelendi. Bu da öldürülenlerin yüzde 35’ten fazlasının bölge insanı olduğuna işaret ediyor.

Gerçek sayıların çok daha yüksek olma ihtimali de var. Global Witness’ın raporladığı vakaların yüzde 5’inde etnik kökene dair detay yer almıyor. Özgür basın, bağımsız izleme faaliyetleri ve sağlam bir sivil toplumun yokluğu da vakaların eksik bildirilmesine yol açıyor. Öte yandan son üç yıldır ise yerli aktivistlerin ölüm oranının önceki yıllara kıyasla daha yüksek olduğu görülüyor. Meksika, Kolombiya, Nikaragua, Peru ve Filipinler yerli aktivistler için en ölümcül ülkeler.

En tehlikeli alan madencilik

Veriler son 10 yılda dünya çapında kaydedilen cinayetlerin yarısından fazlasının arkasında rant çatışmaları olduğuna işaret ediyor. Çoğu vakada şiddetin nedeninin bildirilmediğini kaydeden Global Witness, bu çatışmaların genellikle arazi mülkiyeti ve yasadışı mahsullerin yetiştirilmesiyle ilgili olduğuna dikkat çekiyor. Ölümlerin yüzde 18’inden sorumlu olan madencilik en tehlikeli sektör.

Bunu vakaların yüzde 10’undan sorumlu tarım ve yüzde 9’una karşılık gelen tomrukçuluk (ağaç kesme) faaliyetleri izliyor.

Latin Amerika’daki yerli topluluklar uzun süredir toprak hakları için mücadele ediyor. Burası yıllardır çevre ve arazi savunucuları için en ölümcül bölge. Son 10 yılda yerli toprak ve çevre savunucularının öldürüldüğü vakaların yüzde 80’i dünyanın en büyük yağmur ormanı Amazon’a ev sahipliği yapan, doğal kaynaklar açısından zengin Latin Amerika ülkelerinde kayıtlara geçti.

Ölümlerin en çok olduğu ülkeler

Bu yıl Kolombiya ve Brezilya’daki başkanlık yarışlarında çevreyle yerli halkların korunması bu nedenle öne çıkan tartışma konuları oldu. En fazla ölümün bu iki ülkede olduğu görülüyor.

Son 10 yılda 135 cinayetle Kolombiya yerli çevre ve toprak savunucuları için en tehlikeli ülke. Brezilya’da ise kısa süre önce iktidarını kaybeden aşırı sağcı Jair Bolsonaro, Amazon ormanlarının yok edilmesine yönelik eleştirileri reddederek yabancı yatırımlara öncelik verdi. Ülke, çevre savunucuları için en ölümcül yerlerden biri haline gelmiş durumda. Brezilya’da son 10 yılda 77 yerli aktivist öldürüldü.

Filipinler’de 2012-2022 döneminde cinayetler arttı. Güneydoğu Asya ülkesinde öldürülen 270 çevre aktivistinden 114’ü yerli topluluklardandı.

Birçok Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkesinden ise bu alanda hiç cinayet bildirimi gelmedi. Fakat DW’ye konuşan Global Witness sözcüsü Marina Comandulli’a göre bu, söz konusu ülkelerin çevre aktivistleri için bir cennet olduğu anlamına gelmiyor. Dahası bu ülkelerdeki cinayetler birkaç nedenden ötürü rapor edilmiyor. Bunun bir nedeni de çevreyi aktif olarak koruyan pek çok kişinin, kendilerini çevre ya da toprak savunucusu olarak görmemesi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Enflasyondaki Düşüş Yoksulluğu Azaltır Mı? İktisatçılar Yorumladı

“Enflasyon düzeyinin yıllık değişim rakamının geriliyor olması fiyat artış hızının azaldığı anlamına gelmiyor” diyen iktisatçı Doç. Dr. Bolgün, tam aksine hane halkının satın alma gücünde yaşanan derin erozyonun, fiyatlar genel seviyesinin yani fiyatların artmaya devam edeceğini öngörüyor.

İktisatçı Yrd. Doç. Dr. Müftüoğlu ise ulaştırmadaki, gıdadaki fiyat artışlarına bakıldığında fiyatlar genel düzeyinin artmaya devam ettiğinin görüldüğüne dikkat çekiyor. İktisatçı Prof. Dr. Şişman, satın alma gücünde iyileşme için reel ücretlerin artırılması gerektiğine işaret ediyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre Ekim ayında yüzde 85,51 olan yıllık tüketici enflasyonu (TÜFE), Kasım’da yüzde 84,39 olarak gerçekleşti.

Böylece Kasım’da enflasyon son 24 yılın zirve seviyesinden sınırlı da olsa gerilemiş oldu. Peki enflasyondaki bu gerileme neden kaynaklanıyor?

Baz etkisi nedir?

DW Türkçe’den Pelin Ünker’e rakamları değerlendiren iktisatçı Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu’na göre aslında enflasyon “düşmüş gibi” gösteriliyor. Müftüoğlu, “Oysa geçen sene 12, yani baz olarak alınan 2021 Aralık ayında enflasyon birden yüzde 13,5 yükselmişti” uyarısı yapıyor.

Resmi rakamlara göre yıllık enflasyon ise yüzde 2,88 oldu. Bu rakam Kasım 2021’de 3,51’di.

İktisatçı Prof. Dr. Mehmet Şişman da değerlendirmesinde, baz etkisinin burada çalıştığına dikkat çekiyor. Şişman, “Baz etkisiyle geçen senenin aynı ayına göre enflasyon nispeten daha az arttığı için artış hızı düşmüş görünüyor. Fakat ortalama enflasyona baktığımızda 12 aylık ortalamalar da 65,26’dan 70,36’ya çıkmış. Yani 5 puanlık bir artış var aslında” diyor.

Geçen yılın Kasım, Aralık ve bu yılın Ocak aylarında yıllık enflasyonda çift haneli sıçramalar olmuştu. İktisatçı Doç. Dr. Evren Bolgün’e göre de Aralık ve Ocak rakamlarının yıllık enflasyon serisinden çıkacak olmasıyla birlikte gelecek ay yıllık enflasyon rakamında yüzde 84,39’dan hızlı bir gerileme de görülecek.

“Yüzde 40’lara inebilir”

Evren Bolgün, “Mayıs ayına kadar aşağı yukarı yüzde 40’lar civarında, 40-45 civarında rakamlarda bir enflasyonla karşı karşıya kalma imkânı mümkün” diyor.

Ancak enflasyon düzeyinin yıllık değişim rakamının geriliyor olması fiyat artış hızının azaldığı anlamına gelmiyor.

Bolgün, tam aksine hane halkının satın alma gücünde yaşanan derin erozyonun, fiyatlar genel seviyesinin yani fiyatların artmaya devam edeceğini öngörüyor ve “Önümüzdeki bir yıllık, yani 2023 sonuna kadar olacak enflasyonun yıllık bazda yüzde 40’lı rakamların altında pek olmayacağını tahmin ediyorum” diye ekliyor.

En yüksek artış gıdada

Özgür Müftüoğlu ise ulaştırmadaki, gıdadaki fiyat artışlarına bakıldığında fiyatlar genel düzeyinin artmaya devam ettiğinin görüldüğüne dikkat çekiyor.

TÜİK’in açıkladığı resmi verilere göre bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup yüzde 107,03 ile ulaştırma oldu. Gıda enflasyonu ise Kasım’da yıllık yüzde 102,55 artışla ikinci sırada yer aldı.

Buna karşılık Kasım ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup yüzde 5,75 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu. Kasım ayında en yüksek aylık fiyat artışları süt ürünlerinde görüldü. Kasım ayının zam şampiyonu ise yüzde 17,58’lik artışla tereyağı oldu. Tereyağını yüzde 15,71 artışla taze süt, yüzde 15,05 artışla peynir izledi. Alkolsüz içecekler ve konsantre içeceklerdeki artış yüzde 14,02, sebze fiyatlarındaki artış yüzde 13,26 oldu.

“Reel ücretler artırılmalı”

Prof. Dr. Mehmet Şişman, satın alma gücünde iyileşme için reel ücretlerin artırılması gerektiğine işaret ediyor. Şişman, reel ücret artışlarının yanı sıra yıllık enflasyonu yüzde 1’in altına çekecek ekonomi politikalarının da devreye girmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Geçen yılın Aralık ayından itibaren enflasyonda gerçekleşen sıçramada hükümetin faiz ve kur politikası etkili olurken, TÜİK’in resmi enflasyonu olması gerektiğinden düşük hesapladığına dair tartışmalar uzun süredir devam ediyor. Bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu’na (ENAG) göre Kasım ayında tüketici enflasyonunun (E-TÜFE), baz etkisi nedeniyle yıllık bazda gerilediği seviye yüzde 170,70 oldu. Tüketici enflasyonu, aylık bazda yüzde 4,24 artarken fiyatlar genel düzeyinde yılbaşından bu yana yüzde 125,43 artış gerçekleşti.

İktisatçı Özgür Müftüoğlu, enflasyonun daha düşük hesaplanması üzerinden asgari ücretin de bu düşük hesaplama ile daha düşük belirlenmesi gibi bir durum ortaya çıkacağını vurguluyor.

Asgari ücrete nasıl yansıyacak?

Asgari ücret görüşmeleri ise bu hafta başlayacak. Son beş aylık enflasyon resmi olarak yüzde 14 olarak hesaplanırken, Aralık ayı enflasyonunun yaklaşık yüzde 4 olması halinde işçileri bekleyen zam oranı yüzde 19 civarında kalıyor.

Oysa sendikaların hesapladığı rakamlara göre asgari ücretin açlık sınırını geçmesi için bile en az yüzde 37 civarında zam gerekiyor.

Türk-İş’in Kasım ayı açlık sınırını 7 bin 786 lira olarak hesapladığını hatırlatan Özgür Müftüoğlu, “Buna göre asgari ücret şu anda açlık ücretinin yüzde 41 düzeyinde altında kalmış vaziyette, Dolayısıyla asgari ücretin, işçilerin açlığa mahkûm edilmesi durumunda dahi en aşağı yüzde 40-50 arttırılması gerekiyor” diyor.

İktisatçılara göre asgari ücretin adil bir ücret olabilmesi için ücret hesaplamasında enflasyonun yanı sıra ücretlilerin milli gelirden aldığı pay ve bir ailenin asgari temel ihtiyaçlarını belirleyen yoksulluk sınırı da dikkate alınmalı.

“Dar gelirlinin gıda enflasyonu yüzde 151”

DİSK-AR ise resmi enflasyon oranlarının düşük gelirlilerin, emekli ve işçilerin günlük yaşamda karşılaştığı ve hissettiği oranlar olmadığına işaret ederek enflasyonu TÜİK rakamları üzerinden bu gelir gruplarının alım gücüne göre tekrar hesapladı.

Buna göre Kasım’da emeklilerin gıda enflasyonu yüzde 131 oldu. Gıda enflasyonu en yoksul ikinci yüzde 20’lik gelir grubunda yüzde 132, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubunda ise yüzde 151 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

HDP’li Buldan: Bu Kötülük Düzenini Değiştireceğiz

2023 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine konuşan HDP’li Buldan, “Faizleri tek haneye indirdik diyorsunuz. Oysa bütçede yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz ödemesi tam 565 milyar TL’dir. Gelmiş geçmiş en büyük faiz lobisi sizin iktidarınızdır. Geçen yıl ekonominin kitabını yazıyordunuz, buyurun şimdi faizin kitabını yazın! Faizcilik, tefecilik nasıl yapılır dünya âlem görsün! Faiziniz tek hane olabilir ama zamlarınız, vergileriniz, cezalarınız, TÜİK’e gizlettiğiniz enflasyonunuz üç hanelidir!” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Başka bir örnek. Bütçede savunma ve güvenlik harcamaları için 470 milyar TL kaynak ayırdınız. İşte yüksek enflasyonun, işsizliğin ve yoksulluğun nedenlerinden biri de budur. Halka, istihdama değil savaşa bütçe tam da budur. Bu devasa kaynak siyasetsizliğin, siyasi aklı savaş aklına devretmenin ekonomiye bedelidir.”

Buldan, açıklamasının devamında, “Bunun sonuçları ise daha fazla büyüyen yoksulluktur, büyüyen sefalettir, açlıktır, borç krizidir. Ama büyüyen başka bir şey daha vardır. O da halkın giderek artan öfkesidir, geçinemeyen milyonların itirazıdır. Artık yolun sonuna geldiniz. Halka her gün kaybettirdiğiniz bu talan düzenine kazandıramayacaksınız, kaybedeceksiniz. Bir kez daha söylüyorum kaybedeceksiniz! İnanın kaybedeceksiniz” ifadelerini kurdu ve ekledi:

“Bu kötülük düzenini değiştireceğiz. Rüşvet, yolsuzluk, liyakatsizlik, torpil döneminizi kapatacağız. Yandaşlarınıza yarattığınız rant cennetinin kapılarını kapatacağız. Bakın, AKP Genel Başkanı yıllar önce çok net söylemiş: “Eğer 8 yıl öncesi asgari ücretle aldığın yumurtadan, sütten, ekmekten bugün daha az alıyorsan bize oy verme!” Evet, büyük ekonomist bir kez de olsa doğruyu söylemiş. Bu ekonomisti bir seferlik de olsa dinlemekte fayda var. Halkımız bunun gereğini kesinlikle yapmalıdır, yapacağına da yürekten inanıyoruz.”

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın 2023 Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi üzerine TBMM Genel Kurulunda konuştu: Buldan’ın konuşması şöyle:

“Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. Sözlerime başlarken, demokratik siyasi mücadelemizin onuru olan Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Leyla Güven, İdris Baluken, Ayla Akat Ata başta olmak üzere cezaevlerindeki tüm arkadaşlarımıza, yine Gezi’de tutuklu bulunan tüm yoldaşlarımıza selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Erkek despotik rejimlere karşı dünyanın her yerinde “jin jiyan azadî” diyerek her şeyin bir saç teline bağlı olduğunu gösteren tüm kadınları ve mücadelelerini saygıyla selamlıyorum.

Müzakereden ve katılımdan uzak, ben yaptım oldu-bitti anlayışıyla hazırlanan bir AKP-MHP bütçesiyle karşı karşıyayız. Bu, milyonların emek ve birikimini iktidarın hizmetine sokan bir bütçedir. Sorunları ve çözümü ret ve inkâr bütçesidir. Halkın sofrasındaki ekmeği daha da küçültme; yoksulluğu, adaletsizliği, eşitsizliği büyütme bütçesidir. Bu bütçede sosyal adalet, sosyal devlet, refah ve huzur yoktur. Yoksullar, kadınlar, emekçiler, üreticiler, çiftçiler, esnaf, gençler, çocuklar ve engelliler yoktur.

Ancak şunu da iyi bilin; bu bütçeniz aynı zamanda talan döneminizin de bitiş ve kapanış bütçesidir! Halkın ve çözümün bütçesinin yapılacağı yeni bir dönem çok yakında başlayacaktır. Bütçeyi geçirmek için çoğunlukta olabilirsiniz. Ama unutmayın, asıl çoğunluk dışarıdadır. Bu zulüm düzeninden bir an önce kurtulmak isteyen milyonlardır.  İşte onların sesi de sözü de gücü de bu kürsüdedir. Halkların Demokratik Partisindedir.

“Sandıklarda kesinlikle çakılacaksınız!”

Arkadaşlarımızın büyük emekle hazırladığı bütçe şerhimizdeki çözüm önerilerimizi okumanızı tavsiye ederim. Demokratik Türkiye’nin ve kalıcı yapısal çözümlerin yol haritasıdır.  HDP’nin ülkeyi de ekonomiyi de katılımcı ve çoğulcu bir anlayışla yönetme programıdır. İç barışı tesis eden ve demokratik siyaseti esas alan bir bütçenin hazırlıklarına şimdiden başladık. Malum, zaman yaklaşmaktadır! Sizin için de zaman yaklaşmaktadır. 4 yıl önce söz vermiştiniz, ekonomide Türkiye’yi uçuracaktınız. Evet, kendi rant ekonominizi uçurdunuz. Ülkeyi ise uçurumdan aşağı attınız, yere çakılmasına neden oldunuz. Şimdi asıl çakılma sırası sizdedir. Sandıklarda kesinlikle çakılacaksınız!

Türkiye’nin yaşadığı çoklu krizlerin sebebini tabii ki iktidar açıklayamayacak durumdadır. Biz bugün bunu tek tek açıklayacağız. Yasama-yürütme-yargı kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırdınız. Yerine yürütme-saklama-aklama sistemi kurdunuz. Meclis’in denetim yetkisini elinden aldınız. Yeni bir vesayet rejimi kurdunuz. Talimatlı bir yargı düzeni yarattınız. Hukuksuz yargı aracılığıyla demokratik siyasete ve topluma karşı bir darbe mekanizması kurdunuz. Kolluk güçlerini, siyasetinizin destek gücü haline getirdiniz. Yolsuzlukları merkezden yerele kadar tüm kurumlara yaydınız. Sayıştay’ın yolsuzluk raporlarını uç uca eklesek buradan sarayınıza yol olur.

Kayyım darbesiyle seçim sonuçlarını ortadan kaldırdınız. Çünkü politikanız darbecilerden farklı değildir. Belediyelerimizi yolsuzluk çukuruna batıran kayyımlarınız, Kürt halkının anadiline ve kültürel değerlerine her gün saldırmaktadır. Bugüne değin Kürt halkının değerlerine saldıran hiç kimse ihya olmamıştır. Hiç merak etmeyin; o Kürt düşmanı kayyımlarınızı da tarihin ve siyasetin çöplüğüne göndereceğimiz günler çok yakındır!

OHAL-KHK rejimiyle Türkiye’yi yasaklar ülkesi yaptınız, çünkü yasakçısınız. Nefret iklimiyle siyasal ve toplumsal kutuplaşma yarattınız, eşitsizliği ve ayrımcılığı büyüttünüz. Toplumsal barış zeminine büyük zarar verdiniz. Adalet duygusunu yok ettiniz. Cezasızlığı yargının rehberi yaptınız. Bakın Çorlu’da 25 canın karşılığı 1 ay 14 gün, Soma cezasız, Roboski cezasız, işkenceler cezasız, kadın katliamları cezasız. Şenyaşar ailesine yönelik katliam cezasız. Katledilen Kürt kadınların ve çocukların failleri cezasız.

Faili meçhullerin sorumlularıyla ortaklık kurarak Cumartesi Annelerinin adalet ve hakikat mücadelesine saldırdınız. Çünkü karanlıktan besleniyorsunuz. Musa Anter Davası zaman aşımına sokuldu. Kürt halkına yaşatılan acıların üzerini adaletsizlikle örtmek istiyorsunuz. Ama şunu bilin; biz acılarımızı asla unutmayız, unutturmayız. Kürt halkı kapandı demeden, gerçek bir yüzleşme, hesaplaşma ve adalet sağlanmadan bu dosyalar kapanmaz, kapanmayacaktır. Toprağa gömdüğünüz adalet filizlenecek, boy verecek ve tecelli edecektir!

Cezaevlerinde tutsakların yaşam hakkından tahliye ve umut hakkına kadar bütün temel insan haklarını yok ettiniz. Garibe Gezer ve daha nicelerinin cenazesi çıktı cezaevlerinden. Hasta tutsakları bir bir ölüme terk ettiniz. Çünkü düşmanlık hukukuyla ayakta duruyorsunuz. Ama cezaevi duvarlarıyla ve hukuksuzluklarınızla halkı asla teslim alamayacaksınız, sindiremeyeceksiniz.

“Gerçekleri karartamayacaksınız”

Sansür yasası çıkarttınız, gazetecileri tutukladınız, çünkü hakikate düşmansınız. Ama gerçekleri karartamayacaksınız. Tarihin, toplumun ve siyasetin hafızası, yaptığınız her şeyi karşınıza çıkaracaktır.

Kâz Dağlarından İkizdere ve Cudi’ye varıncaya kadar dereleri, vadileri, ormanları yandaş şirketlerinize talan ettirdiniz, çünkü doğa düşmanısınız. Ama unutmayın; talan politikanız ekoloji mücadelesi karşısında kesinlikle yenilecektir. Her sıkıştığınızda çatışmacı siyasete sarıldınız, çünkü Kürt düşmanısınız. Ama Kürt halkı bugüne değin asla geri adım atmadı, bundan sonra da atmayacaktır.

Türkiye’yi demokrasi, insan hakları hukuk ve basın özgürlüğünde uluslararası endekslerde en kötü sıralara yerleştirmeyi başardınız. “AYM ve AİHM kararlarını tanımıyorum” diyerek hukuksuzlukta dünya lideri oldunuz. Ne kadar övünseniz azdır! Mezhepçi, Kürt ve barış karşıtı dış politikanızda da durum farklı değildir. İlkesiz, tutarsız, iç barışı sağlamamış dış politikanızla vezir olacağınızı sandınız ama dünyaya rezil oldunuz! HDP’yi dinleseydiniz, uyarılarımızı dikkate alsaydınız dış politikada biraz vizyon sahibi olurdunuz, yanlışların içine düşmezdiniz. İşte tüm bu politikalarınızla ülkeyi ve toplumu uçurumdan aşağı sürüklediniz.

Yarattığınız tahribatların ekonomideki sonuçları da çok daha ağırdır. Yemek parasını ödeyemeyen öğrenci yurttan, kirasını ödeyemeyen kiracı evden atılmaktadır. Milyonlarca insan açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermektedir. Çocuklar bugün beslenme çantasında sadece kuru bir ekmekle okula gitmek zorunda bırakılıyorsa sebebi yandaşlarınızın ve 5’li çetenizin ihalelerle, rüşvetle, çifter maaşlarla doldurduğu çantalardır.

Yandaşlarınızın beslenme çantasında yok yoktur ama çocuklar okula aç gitmektedir. Sütü, peyniri, yumurtayı lüks tüketim haline getirdiniz. Çocukların sütünden, yumurtasından kestiğiniz vergileri ise Kur Korumalı Mevduat adı altında zenginlere pay ettiniz. Yandaşlarınız tonlarla götürürken halkın yaşamını ise grama bağladınız! Yoksulun sofrasındaki soğanı da elinden aldınız. Kış geldi sobalar, kombiler yanmıyor. Çünkü halkın cebini yaktınız.

Çiftçiyi, üreticiyi, esnafı, emekliyi borç batağına sürüklediniz. Bir de durmadan çıkıp “Enflasyona ezdirmeyeceğiz” diyorsunuz. O halde buyurun, asgari ücreti HDP’nin teklifi olan 12 bin 500 lira yapalım. Ama yapmayacağınızı ve yapamayacağınızı biliyoruz. Çünkü siz ancak halktan toplamayı bilirsiniz. 2023’te toplayacağınız vergi 3 trilyon 200 milyar liradır. Belli ki satacak başka bir şey bırakmadınız, vatandaşa yükleniyorsunuz.

Dışarıda yandaşlarınıza vergi cenneti yaratırken, içeride ise halka vergi ve zam cehennemi yaşatıyorsunuz. Oysa 20 yılda yandaşlarınıza dağıttıklarınızı toplasanız 10 katı gelir elde edilir. Halkı düşünüyorsanız, buyurun çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alınan adaletli bir vergi düzenini hep birlikte yaratalım, vergi cennetlerini kapatalım. Temel gıdalardaki vergiyi derhal kaldıralım. Yapmazsınız, çünkü sizin hesabınız başkadır.

Faizleri tek haneye indirdik diyorsunuz. Oysa bütçede yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz ödemesi tam 565 milyar TL’dir. Gelmiş geçmiş en büyük faiz lobisi sizin iktidarınızdır. Geçen yıl ekonominin kitabını yazıyordunuz, buyurun şimdi faizin kitabını yazın! Faizcilik, tefecilik nasıl yapılır dünya âlem görsün! Faiziniz tek hane olabilir ama zamlarınız, vergileriniz, cezalarınız, TÜİK’e gizlettiğiniz enflasyonunuz üç hanelidir!

Başka bir örnek. Bütçede savunma ve güvenlik harcamaları için 470 milyar TL kaynak ayırdınız. İşte yüksek enflasyonun, işsizliğin ve yoksulluğun nedenlerinden biri de budur. Halka, istihdama değil savaşa bütçe tam da budur. Bu devasa kaynak siyasetsizliğin, siyasi aklı savaş aklına devretmenin ekonomiye bedelidir.

“Kaybedeceksiniz”

Bunun sonuçları ise daha fazla büyüyen yoksulluktur, büyüyen sefalettir, açlıktır, borç krizidir. Ama büyüyen başka bir şey daha vardır. O da halkın giderek artan öfkesidir, geçinemeyen milyonların itirazıdır. Artık yolun sonuna geldiniz. Halka her gün kaybettirdiğiniz bu talan düzenine kazandıramayacaksınız, kaybedeceksiniz. Bir kez daha söylüyorum kaybedeceksiniz! İnanın kaybedeceksiniz.

Bu kötülük düzenini değiştireceğiz. Rüşvet, yolsuzluk, liyakatsizlik, torpil döneminizi kapatacağız. Yandaşlarınıza yarattığınız rant cennetinin kapılarını kapatacağız. Bakın, AKP Genel Başkanı yıllar önce çok net söylemiş: “Eğer 8 yıl öncesi asgari ücretle aldığın yumurtadan, sütten, ekmekten bugün daha az alıyorsan bize oy verme!” Evet, büyük ekonomist bir kez de olsa doğruyu söylemiş. Bu ekonomisti bir seferlik de olsa dinlemekte fayda var. Halkımız bunun gereğini kesinlikle yapmalıdır, yapacağına da yürekten inanıyoruz.

Siyasi, iktisadi, sosyal, toplumsal bütün krizlere kaynaklık eden tarihsel bir sorun vardır. O da Kürt sorunudur. Kürt sorunu, Türkiye’de istisnasız tüm iktidarların kaza yaptığı ortak bir virajdır.  Şimdi bakıyoruz, yaklaşan seçimler öncesi Suriye’de yine macera peşindesiniz. Enflasyonu ve doları düşüremediniz, haydi Suriye’ye Kobani’yi düşürmeye diyorsunuz. Siz iktidardan gidersiniz ama Kobani öyle kolay kolay düşmez buna inanmanızı istiyorum. Amacınızı gayet iyi biliyoruz. Rojava’da Kürt halkının demokratik bir statü kazanmamasıdır, diğer halklarla ortak demokratik bir gelecek oluşturmamasıdır.

Buradan söylüyorum, tüm halkımız da bilsin. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yapılan her operasyonun sonucu yeni yıkımlar, ölümler, binlerce yeni mültecinin Türkiye ve çevre ülkelere göç etmek zorunda bırakılması olacaktır aynı zamanda. Türkiye’de halkın sofrasından ekmeğin daha da küçülmesi olacaktır. Şunu da aklınızdan çıkarmayın. Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürt halkının statüsüzlüğü üzerine iktidar statünüzü kuramazsınız. Oradan size bir statü asla çıkmaz! Orada halkların demokratik kazanımı ve ortak geleceği vardır. Bunu da siz engelleyemeyeceksiniz. Kürt halkının birlikte yaşadığı halklarla demokratik birliği ve ortak gelecek hedefi, aynı zamanda Türkiye’deki demokratik birliğin, bütünleşmenin ve ortak yaşamın da teminatıdır. Ortadoğu’da barış içerisinde bir arada yaşamanın modelidir.

Sizin çatışmacı siyasetiniz değil halkların demokratik modeli kazanacaktır. Boş yere uğraşmayın; Kobani’den, Münbiç’ten, Tel Rıfat’tan size yeni bir iktidar çıkmaz, çıkmayacaktır!

Seçimin sonucunu Suriye’ye attığınız bombaların sesi değil kaynamayan boş tencerelerin sesi, geçinemeyen milyonların itirazı, barış ve demokrasiden yana olan güçlü toplumsal irade belirleyecektir.

Buradan Türkiye toplumuna da seslenmek istiyorum: Hamasi nutuklara asla itibar etmeyin. Beka hamaseti arttığında bilin ki yolsuzluklar da artacaktır. Bakın cenazeler gelirken, bakanlardan birinin kuzeni Bodrum’da 180 bin metrekarelik deniz manzaralı arazi ihalesi aldı. Çözüm Sürecinin bitirildiği 2015’ten bu yana Türkiye’de en büyük yolsuzluklar, vurgunlar, rüşvet skandalları yaşandı.

İşte Türkiye’nin yoksullaşmasının en önemli nedenlerinden biri bu çatışmacı siyasettir. Bu döngü kesinlikle değişmek zorundadır. Değişecektir ve biz bunu değiştireceğiz.

Bakınız, Sayın Öcalan 2019’daki son görüşmesinde “Bir haftada çatışma durumunu, çatışma ihtimalini ortadan kaldırırım” dedi. Siz ise görüş mesafesinde bulunan İmralı’ya tecrit uyguladınız. Görüş mesafesini tecrit sisiyle perdelediniz. Nemalanmak için sorun çözülmesin diyenlerle ortaklık kurarak bütün ülkeye kaybettirdiniz. Tecrit, demokratik bir uzlaşıya, özgür bir siyasete ve evrensel hukuka yüz çevirmedir. Kürt sorunu güvenlik konseptiyle ne çözülebilir ne de bastırılabilir. Tecritle bu sorunu görünmez kılamazsınız. Bugün milyonlar tecridin derhal sonlandırılmasını talep etmektedir. O yüzden ısrarla çözümün diyalog ve müzakerede olduğunu ifade ediyoruz. Çünkü diyalog, hakikatle yüzleşmenin ön koşuludur. Çözüm yeri ve zemini parlamentodur, demokratik siyasettir. Siyasi ve toplumsal mutabakattır.

Anadili hakkı ve onarıcı bir adalet başta olmak üzere evrensel hukuktan doğan haklar bağlamında eşit yurttaşlıkla ve özgürlükçü bir perspektifle bu mesele çözüme kavuşturulabilir. Her gün uçaklarınızı kaldıracağınıza, bu parlamentoda çözüme ve barışa ellerinizi kaldırsanız bu ülkeye en büyük hizmeti yapmış olursunuz. Bu sadece HDP’nin bir meselesi de değildir, Türkiye’nin ortak sorunudur. Siyasal muhalefetin de tüm kesimlerin de bu konuda cesur olması, elini taşın altına koyması, sorunla yüzleşmesi gerekir. Kürt sorununda çözüm üretmeyenler gelecekte asla ve asla söz sahibi olamazlar. AKP-MHP iktidar düzenini değiştirme iddiasında olanların, mesele savaş politikaları olduğunda iktidarın arkasında saf tutarak 8’li masaya dönüşmemesi gerektiğinin altını önemli çizmek istiyorum. Bu tüm toplumun çıkarınadır.

Biz HDP olarak büyük barışın erdemine ve kurucu siyasetine elbette inanıyoruz. Barış etrafında kurulacak ve ter dökülecek ittifakın kazanacağına inanıyoruz. Sonuna kadar da demokratik çözümde ısrar etmeye devam edeceğiz. Duyarlı herkesi, demokratik kamuoyunu, geleceğe dair söz kuran sorumlu herkesi de savaş karşıtlığında birleşmeye, onurlu barışın yanında durmaya çağırıyoruz. Barışı kuran, geleceği de kuracaktır. İşte HDP onurlu bir barışla onurlu bir geleceği kurmak için en büyük mücadeleyi yürütmeye devam edecektir.

Ülkenin aciliyeti bu düzenden bir an önce kurtulmaktır. Kimin iktidar olacağı meselesi değildir. Sistemde köklü değişim ve güçlü demokratik dönüşüm iddiası, hedefi ve programı toplumun aradığı, beklediği, umut ettiği bir siyasettir. İşte HDP mücadelesiyle, fikriyatıyla, Emek ve Özgürlük İttifakıyla, Kürt ittifakıyla, kadın, gençlik, emek ve ekoloji ittifakıyla bu siyasetin sahibidir. Türkiye halklarının ortak umudu ve cesaretidir.  Ne restorasyon ne de statüko! Yeniyi en baştan kurmayı taahhüt ediyoruz. İşte bu, HDP’nin üçüncü yol siyaseti ve mücadelesidir. Üçüncü yol; her rengin, düşüncenin, kimliğin demokratik bir yaşam ve inşa için yürüdüğü ortak yoldur.

Değişim isteyen herkesi bu yolu büyütmeye çağırıyorum. Kürdün de Alevi’nin de tüm kimlik ve inançların da eşit yurttaşlık haklarına sahip olduğu hak temelli yeni bir toplumsal sözleşmeyle demokratik cumhuriyetin kapısını hep birlikte açabiliriz. Buna gücümüz var. Bu kapıyı açacak güç ve siyasal irade HDP ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesinde mevcuttur. Bu nedenle bizler saldırıların odağındayız. Açılan siyasi kapatma davası, Kobani Kumpas Davası, Gezi Davası, siyasi rehine operasyonları, kadınların mücadelesine yönelik saldırılar Türkiye’nin demokrasiye kapatılması için yürütülen darbe sürecidir.

Ama bizler asla mücadelemizden vazgeçmedik, geri adım atmadık. Bundan sonra da atmayacağız. Siyasetimizi çökertmeye çalışanlar bugün varlık yokluk mücadelesi vermektedir. Biz ise, dimdik ayakta kalmayı başardık ve başarmakla sınırlı kalmadık; ittifaklarımızı da mücadele ortaklığımızı da büyüterek yeni bir yaşamın temellerini atıyoruz. Savunduğumuz özgür toplum ve demokratik yaşam fikriyatı, her bir inancın, kimliğin, hakkın, yaşam tarzının, ortak değerlerin teminatı ve koruyucusudur.

“Bu seçimlerde rejim belirlenecektir”

Evet, önümüzde referandum niteliğinde bir seçim var. Bu seçimlerde rejim belirlenecektir. Bu nedenle büyük demokratik değişim ve dönüşüm için, onurlu bir barışla bir arada eşitçe yaşayabileceğimiz demokratik, adaletli, özgür bir ülke hedefi etrafında en güçlü birlikteliği oluşturmamız tarihsel bir sorumluluktur. İktidarın cumhuriyetin demokratikleşmesini engellemek için kurduğu ittifaka karşı, milyonların demokratik cumhuriyet koalisyonunu oluşturma çağrısı yapıyorum.

İkinci yüzyıl için; siyasi toplumsal kamplaşmayı sonlandırarak büyük toplumsal uzlaşmayı hep birlikte başarmak için en geniş toplumsal birlikteliği sağlayalım. Yolsuzlukları, yoksulluğu, emek sömürüsünü sonlandırarak, sosyal adalet dönemini başlatmak için emeğin en güçlü birliğini oluşturalım. Mevcut anayasaya dahi uymayarak yeni anayasa vaadi verenleri, darbe anayasasıyla birlikte geçmişte bırakalım. Yeni bir toplumsal sözleşmeye dayalı gerçek, demokratik, çoğulcu ve eşitlikçi sivil bir anayasa döneminin kapısını açmak için demokratik anayasa ittifakını hep birlikte oluşturalım. Merkezi yönetimi kuvvetler ayrılığıyla dengeleyerek yerel yönetimle güçlendirilmiş çoğulcu geniş temsiliyete sahip bir parlamenter sistemi bu ülkeye kazandırmak için demokraside buluşalım.

Güçlü toplumsal barış, adalet ve yüzleşme için en geniş siyasi toplumsal mutabakatı oluşturalım. Yasaklar ülkesini özgürlükler ülkesine dönüştürmek, hak arama ve örgütlenme özgürlüğünü, eşit ve adil bir yargıyı hayata geçirmek için güç birliği yapalım. Engellilerden emeklilere, EYT’lilerden ataması yapılmayan öğretmenlere, üreticiden esnafa, gençlerden kadınlara, farklı yaşam tarzlarına herkesin haklarını güvence altına alan güçlü bir sosyal devlet düzeni için en güçlü eşit yurttaşlık birlikteliğini sağlayalım. Toplumsal cinsiyet eşitliğini her alanda hayata geçirmek için, feministlerden tüm kadın hareketlerine en büyük kadın dayanışmasını gerçekleştirelim.

Doğa talanını, rant çarkını durdurmak için ekolojik yaşamda mücadele birlikteliğini oluşturalım. Bir çocuğun dahi güvencesiz ortamda, şiddet sarmalında, açlık ve yoksulluk içinde kalmaması için mücadelemizi çocukların bugünüyle buluşturalım. Biz tüm bu hedefleri başarma ve yeni bir dönemi başlatma konusunda sonuna kadar kararlıyız.

Türkiye halklarına sözümüzdür. Dillerinde vizyon, siyasetlerinde ise nefret ve düşmanlık üreten yüzleri bu yüzyılda bırakacağız, ikinci yüzyılı ise halklarımızın yüzyılı yapacağız. Zamanın Jin Jiyan Azadi’yi dünya kadınlarının ortak sesine dönüştüren kadınların, erkek düzene en büyük noktayı koyacağı yeni bir dönemi müjdelediğini ifade etmek isterim.

Sevgili kadınlar, eşbaşkanlık modelimiz kadınlar için tarihsel bir kazanım oldu. Şimdi hedef büyütme zamanıdır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında bir kadını cumhurbaşkanı olarak görmek istiyorsanız bunu başaracağınız yegâne parti, kadın partisi HDP ve kadın ittifakıdır. Kadın mücadelesinde birleşmek, kenetlenmektir. Gelin İstanbul Sözleşmesi için yürüttüğümüz ortak mücadeleyi, kadınların yöneteceği bir ülke için en büyük mücadele sözleşmesine hep birlikte dönüştürelim. Ve seçim gecesi diyelim ki; kadınlar kazandı, kadınlar büyük kazandı!

Sevgili gençler; ikinci ve genç yüzyıl sizleri beklemektedir. Anahtar sizlerin elindedir. Köhnemiş siyaset dönemini kapatarak genç siyaseti ülkenin yönetimine hâkim kılacak güç sizlersiniz.  Gelin birlikte değiştirelim, birlikte dönüştürelim. Gençlerin yönettiği bir düzeni hep birlikte yaratalım.

Özgür gelecek için değişim isteyen herkese tüm halklarımıza çağrıda bulunuyorum: Zorbalığın ve karanlığın hegemonyasına karşı aydınlık yolda en büyük demokrasi ittifakını oluşturalım. İkinci yüzyılın kurucusu bizler olalım. Genel Kurulu ve halkımızı bir kez daha sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.

Paylaşın

Şaşırtıcı: Karıncaların “Süt” Ürettiği İlk Kez Gözlemlendi

Karıncaların kolonideki diğer bireyleri besleyen süt benzeri bir sıvı salgıladığı gözlemlendi. Yapılan testle “sütün” içeriğinde, sıvıya özgü 185 proteinin yanı sıra aminoasit, şeker ve vitamin gibi 100’den fazla metabolit olduğu ortaya konuldu.

ABD’deki Rockfeller Üniversitesi’nden bilim insanları, karıncaların kolonideki diğer bireyleri besleyen süt benzeri bir sıvı salgıladığını gözlemledi. Nature adlı hakemli bilimsel dergide 30 Kasım’da yayımlanan bulgular, “sütün” pupa evresinde salgılandığı belirtildi.

Biyolog Orli Snir ve ekibi keşfi, sosyal izolasyonun Ooceraea biroi türü karıncaları nasıl etkilediğini araştırırken yaptı.

Uzmanlar izole karınca pupalarını gözlemlerken, karın uçlarında sıvı damlacıkların belirdiğini fark etti. Bu sıvı biriktiğinde pupaların boğulduğu, çıkarıldığında hayatta kaldığı görüldü. Sıvının birikmesi ayrıca pupayı öldüren mantarların oluşmasına yol açtı.

Araştırma ekibi bunun ardından pupalara mavi gıda boyası enjekte ederek sıvının izini sürdü.

Yetişkin karıncaların salgılandıkça sıvıyı tükettiği ve larvalarını da pupalara taşıyarak “sütü” içmelerini sağladığı keşfedildi. Uzmanlar, larvaların hayatta kalmak ve gelişmek için bu sıvıya bağımlı olduğunu söyledi.

Araştırma sonucunda en büyük 5 karınca alt familyasına ait türlerde pupa “sütü” tespit edildi. Uzmanlar bu yüzden sıvının, karıncaların sosyal yapısının evriminde rol oynayabileceğini düşünüyor.

Yapılan testle “sütün” içeriğinde, sıvıya özgü 185 proteinin yanı sıra aminoasit, şeker ve vitamin gibi 100’den fazla metabolit olduğu ortaya kondu.

Biyolog Snir yetişkinlik, larva ve pupa gibi karıncaların gelişim aşamaları boyunca koloniyi birleştiren bir mekanizma belirlediklerini belirtti. Bilim insanı sıvıyı denediğini, tadının ilk başta biraz şekerli gibi geldiğini ancak daha sonra fikrinin değiştiğini söyledi. Snir, ekibindeki kimsenin sıvıyı tatmayı kabul etmediğini de sözlerine ekledi.

Makalade imza atan isimlerden biyolog Daniel Kronauer, “İlk düşüncem ‘Bu çılgınca’ oldu” dedi.

Araştırmayı yorumlayan biyolog Bert Hölldobler, çalışmanın çok önemli olduğunu ve kendisini heyecanlandırdığını vurguladı.

“Bunu daha önce kimsenin fark etmemesi gerçekten şaşırtıcı” diyen etolojist Patrizia d’Ettorre ise karınca pupalarının daha önce işlevsiz olarak görüldüğünü ancak çalışmanın bu düşünceyi yıktığını ifade etti.

Independent Türkçe

Paylaşın

Babacan’dan Dikkat Çeken Yorum: Erdoğan Yeni Ortaklar Arıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanına yeni ortaklar aradığını belirten DEVA Lideri Babacan, “Bizim altılı masanın partilerinden bir partiyi denedi, olmadı. İkinci partiyi denedi, olmuyor. Bakalım altılı masadaki partilerden kime, nasıl bir şey yapacak. Belli ki ortağından memnun değil” dedi ve ekledi:

“Yeni bir ortak bulsa belki bu ortağı kenara koymak isteyebilir önümüzdeki seçimlerde. Onu da bulamıyor. Kimse bu kadar büyük yanlışın ve hatanın içine ortak olarak girmek istemiyor. Bana göre mecburi bir ortaklık söz konusu. Artık birbirlerine katlanacaklar.”

FOX TV’de İlker Karagöz’ün sunduğu Çalar Saat programına katılan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, TÜİK’in bugün açıkladığı enflasyon rakamını değerlendirdi.

Yıllık yüzde 84,39 olarak açıklanan enflasyonun halka sorulmasını isteyen Babacan, “TÜİK’in açıkladığının hiç kıymeti yok. Çünkü gerçek rakam değil. Alışverişe giden, kendine üst baş alan, gıda ihtiyacı için marketleri, pazarı gezen herkes görüyor ki Türkiye’de enflasyon en az yüzde 200. TÜİK’i referans alırsanız ülkede yoksulluk çoğalır. Sabit gelirli herkes kaybeder. Gerçek enflasyonu baz almak gerekiyor. Bizim asgari ücretle, emekli ve memur maaşlarıyla ilgili ölçümüz şu: Gerçek enflasyon artı refah payı” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanına yeni ortaklar aradığını belirten Babacan, şöyle devam etti:

“Bizim altılı masanın partilerinden bir partiyi denedi, olmadı. İkinci partiyi denedi, olmuyor. Bakalım altılı masadaki partilerden kime, nasıl bir şey yapacak. Belli ki ortağından memnun değil. Yeni bir ortak bulsa belki bu ortağı kenara koymak isteyebilir önümüzdeki seçimlerde. Onu da bulamıyor. Kimse bu kadar büyük yanlışın ve hatanın içine ortak olarak girmek istemiyor. Bana göre mecburi bir ortaklık söz konusu. Artık birbirlerine katlanacaklar” dedi.

“Bahçeli’nin yasa dışı bir çevresi var”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için “yasa dışı bir çevresi var” diyen Babacan, “Hapisten çıkarttıklarıyla poz veriyor. Öyle bir halka var etrafında. Ülkeyi bu hale getiren Sayın Erdoğan. Hukuksuzluğu göz yuman, yasa dışı suç örgütlerine kapıyı aralık bırakan, onlarla ortağı üzerinden iş birliği yapan kendisi” diye konuştu.

“Parti içi istişare sürecini başlatacağız”

DEVA lideri Babacan, cumhurbaşkanı adayı konusunda ise şu açıklamayı yaptı: “Havuzu çok geniş tutuyoruz. Hiçbir ismi dışlamıyoruz. Arkadaşlarımıza ‘Zamanı geliyor, herkes bir zihin egzersizi yapmaya başlasın’ dedim. Parti içi bir istişare sürecini başlatacağız.”

“Merkez Bankası 250 milyar dolar sattı”

Babacan, Merkez Bankası’nın arka kapıdan döviz sattığını da belirtti: “Merkez Bankası para yakma fırını olarak kullanılıyor. Arka kapıdan ne kadar döviz sattıklarını da açıklamıyorlar. Sattıkları rakamın 250 milyar doları geçtiğini hesap ediyoruz. Sayın Erdoğan kapı kapı borç para istiyor. Suudi Arabistan’a, BAE’ye, Katar’a gidiyor, ‘Borç ver’ diyor. Borç aldıkları parayı da arka kapıdan yakıyorlar.”

Paylaşın

Dar Gelirlinin Gıda Enflasyonu Yüzde 151

Kasım ayında gıda enflasyonu ortalama yüzde 102,6 olarak gerçekleşirken, emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 130,7 oldu. Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 11,4 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 132,1, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 151,4 olarak gerçekleşti.

Dördüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 101,6 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 75,4 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı verilere göre enflasyon kasım ayında yıllık bazda yüzde 84,39 olurken, Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise yıllık bazdaki enflasyonun yüzde 170,70 olduğunu açıkladı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR) de resmi veriler üzerinden yaptığı hesaplama ile dar gelirli yurttaşların gıda enflasyonunu açıkladı.

DİSK-AR verilerine göre kasım ayında gıda enflasyonu ortalama yüzde 102,6 olarak gerçekleşirken, emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 130,7 oldu.

En yoksul kesimin gıda enflasyonu yüzde 151,4

Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 11,4 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 132,1, en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 151,4 olarak gerçekleşti.

Dördüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 101,6 olurken, en yüksek gelir grubunun gıda enflasyonu ise yüzde 75,4 oldu.

DİSK-AR’ın açıklamasında söz konusu veriler için “Böylece en yoksul gelir grubu yüzde 151,4 oranında gıda enflasyonu hissederken, en yüksek gelir grubu ise yüzde 75,4 oranında gıda enflasyonu hissetmiş oldu. Bu durum enflasyonun gelir gruplarına göre önemli ölçüde farklı hissedildiğini ortaya koyuyor” ifadelerine yer verildi.

AKP döneminde 55 puanlık artış

Resmi enflasyonun gelir gruplarının alım gücünü yansıtmadığı vurgulanırken, iktidarı yüzde 29,7’lik enflasyon ile devralan AKP ile geride kalan 20 yılda 55 puanlık artışa da dikkat çekildi.

DİSK’ten asgari ücret talebi

Enflasyona ilişkin veriler DİSK-AR tarafından paylaşılırken, bugün DİSK Genel Merkezi’nde de 2023 yılına ilişkin asgari ücret talebi duyuruldu. DİSK, asgari ücretin net 13 bin 200 TL olması gerektiğini kaydetti.

TÜİK: Enflasyon yüzde 84,39

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kasım ayı enflasyon verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, kasım ayında aylık enflasyonunu yüzde 2,88, yıllık enflasyonunu yüzde 84,39 oldu.

TÜİK Ekim’de yıllık enflasyonu yüzde 85,5 olarak vermişti. 7 Aralık’ta başlayacak asgari ücret görüşmeleri için açıklanan veri önemli.

TÜİK’in verilerine göre Kasım’da 2021’in aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 35,87 ile haberleşme oldu. Buna karşılık, yıllık artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 107,03 ile ulaştırma oldu.

Aylık bazda en az artış yüzde -1,42 ile giyim ve ayakkabıda oldu. En yüksek artış ise yüzde 5,75 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu.

TÜİK, 4 Haziran’daki verilerle birlikte açıklamayı bıraktığı madde sepeti listesini bu ayda da yayımlamadı. Ancak Kasım’da endekste kapsanan 144 temel başlıktan 17 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleştiğini, 8 temel başlığın endeksinde değişim olmadığını, 119 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleştiğini belirtti.

ENAG: Enflasyon yüzde 170,70

TÜİK’e alternatif akademisyenlerin bağımsız hesaplama yaptığı Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise Kasım’da aylık enflasyonun yüzde 4,24, yıllık enflasyonu ise yüzde 170,70 olduğunu duyurdu.

ENAG’a göre de en az aylık artış yüzde 0,08 ile sağlık, en fazla yükseliş ise yüzde 15,40 ile giyim ve ayakkabı grubunda gerçekleşti. Giyim ve ayakkabıyı yüzde 14,26 ile ev eşyası izledi.

ENAG’ın paylaştığı verilere göre kalem bazında en fazla artış yüzde 18,05 ile pardösüde (kadın için) yaşandı. Bunu yüzde 16,87 ile bebek arabası, yüzde 15,17 ile ayakkabı (erkek için), yüzde 2,95 ile bulgur ve yüzde 12,33 ile elektrikli küçük ev aletleri (tost makinası) takip etti.

Kalem bazında cam ev eşyası (yüzde -4,25), sucuk (yüzde -1,38), bal (yüzde -1,25) ve suyun (yüzde -1,05) fiyatında düşüş oldu.

Dünyada enflasyon oranları nasıl?

Türkiye dünya genelinde en yüksek enflasyona sahip yedinci ülke. Türkiye’den yüksek enflasyona sahip Zimbabve’nin yıllık enflasyonu yüzde 255, Lübnan’ın yüzde 158, Venezuela’nın yüzde 156, Suriye’nin      yüzde 139, Sudan’ın 103 ve Arjantin’in yüzde 88.

Yedinci sıradaki Türkiye’nin (yüzde 84,39) ardından gelen Sri Lanka’nın yüzde 61, İran’ın yüzde 52,2, Surinam’ınsa yüzde 49,1. G20 ülkeleri arasında ise en yüksek enflasyon Arjantin’in. Türkiye ikinci sırada.

Paylaşın

DİSK Asgari Ücret Talebini Açıkladı: Net 13 Bin 200 TL Olmalı

DİSK Genel Başkanı Çerkezoğlu, “Yaşadığımız yüksek enflasyon koşullarında enflasyon tek haneye düşene kadar asgari ücret yılda 4 kez güncellenmelidir. Asgari ücret uluslararası standartlara göre hesaplanmalıdır. Asgari ücret bir geçim ücreti olmalıdır.” dedi ve ekledi:

“Asgari ücret belirlenirken yoksulluk sınırı kriter olarak dikkate alınmalıdır. Yoksulluk sınırını gözden kaçıran bir asgari ücret tespiti Türkiye’deki milyonlarca işçinin yoksulluğa mahkum edilmesi anlamına gelmektedir. Gerek yüksek gıda enflasyonu gerekse de ekonomik büyüme dikkate alındığında asgari ücret net 13 bin 200 lira olmalıdır.”

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında asgari ücret taleplerini açıkladı.

“Asgari değil, insanca yaşam” başlığıyla düzenlenen basın toplantısında konuşan Çerkezoğlu, asgari ücretin geçim ücreti olması gerektiğine dikkat çekerken “Asgari ücret net 13 bin 200 lira olmalıdır” dedi.

Türkiye’de milyonlarca emekçinin asgari ücretle yaşamaya mahkum edildiğini söyleyen DİSK Genel Başkanı, “Yüksek enflasyonla beraber işçiler, emekçiler, emekliler, dar gelirliler ve milyonlar açısından geçinmek mucizeye dönüştü” dedi.

AKP iktidarının politikaları nedeniyle işçilerin gelirlerinin eridiğini ve alım gücünün giderek düştüğünü ifade eden Arzu Çerkezoğlu, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon rakamlarının ‘baskılandığını’ belirtti. Çerkezoğlu, şunları kaydetti:

“TÜİK’in eksik hesaplanmış rakamlarına göre bile enflasyon yüzde 84, gıda enflasyonu ise yüzde 100’ün üzerine çıktı artık, yüzde 103… Emekliler ve düşük gelirlilerde ise gıda enflasyonu yüzde 130-150 bandında. Bu yüksek enflasyon bölüşüm ilişkilerini olumsuz yönde etkiliyor ve gelir dağılımı adaletsizliği giderek artıyor. Son yıllarda iş gücünün milli gelirden aldığı pay gerilerken sermayenin aldığı pay giderek artıyor. Yoksuldan alıp zengine, ücretliden alıp sermayeye veren bu düzen ücretlerin baskı altına alınması üzerinden şekilleniyor. Emeği ucuzlatmaya dayalı bu politikaların sonucu olarak açlık sınırının bile altındaki asgari ücret bir ortalama ücret haline geldi. Türkiye’de asgari ücretle çalışanların oranı giderek yükseliyor. Avrupa Birliği ülkelerinde asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 4’ler seviyesindeyken Türkiye’de bu oran yüzde 50’yi çoktan aştı.

‘Asgari ücret ortalama ücret haline geliyor’

Diğer taraftan asgari ücrete dahi erişemeyen kayıt dışı çalışanları da düşünürsek milyonlar var. Sendikalaşma engellendikçe, toplu pazarlık yasaklandıkça, grevler yasaklandıkça asgari ücretle çalışanların sayısı artmaya devam ediyor. Öte yandan asgari ücretteki artışın diğer ücretlere yansıtılmaması nedeniyle asgari ücret ortalama ücret haline geliyor. Ülkemiz bir asgari ücretliler toplamı haline gelirken, alım gücü her geçen gün daha fazla geriliyor. Bugün asgari ücreti konuşurken ortalama ücret, konuşuyoruz. Bu koşullar altında asgari ücretin insanca yaşanacak bir ücret olarak belirlenmesi ülkemiz açısından son derece yaşamsal bir önem taşıyor.

Bu çarpıcı tabloya rağmen Türkiye’de asgari ücretin belirlenmesinde uluslararası standartlar dikkate alınmıyor. İşçinin ailesinin geçimi hesaba katılmıyor ve asgari ücret tek bir işçinin üzerinden hesaplanıyor. Asgari ücret tartışmaları resmi enflasyona hapsedilmek isteniyor. Bugünlerde bol bol duyacağımız ‘Asgari ücreti enflasyona ezdirmedik’ ifadesi o nedenle hakikati yansıtmıyor. Gerek resmi verilerin baskılanması gerekse düşük gelir gruplarına ait enflasyon hesaplamalarının yapılmıyor olması asgari ücrette çok ciddi bir kayba yol açıyor.

‘Türkiye büyüyorsa payımızı istiyoruz’

Asgari ücret belirlenirken sadece enflasyon değil geçim koşulları ve ülke ekonomisinin büyümesi de esas alınmalıdır. DİSK olarak meydanlarda sık sık ifade ettiğimiz gibi biz çalışıyoruz, biz üretiyoruz Türkiye büyüyorsa payımızı istiyoruz. Türkiye milyonlarca emekçinin alın teriyle büyüyor ama bu büyümeden payımızı alamıyoruz. O nedenle sadece enflasyona hapsedilmiş asgari ücret tartışması, emeğin milli gelirden aldığı payın sürekli olarak düşmesine yol açıyor. Biliyoruz ki vergide adalet olmadan gelirde adalet olmaz. Adaletsiz vergi sistemi yoluyla yılın ilk aylarında bir üst vergi dilimine giriyoruz ve yıl içinde elimize geçen net ücret önemli ölçüde azalıyor.”

‘Asgari ücret 13 bin 200 TL olmalı’

Konuşmasının devamında yüksek enflasyon koşullarında asgari ücretin yıl içerisinde 4 kez güncellenmesi gerektiğini belirten Arzu Çerkezoğlu, DİSK’in asgari ücret talebinin 13 bin 200 lira olduğunu açıkladı. Çerkezoğlu şunları söyledi:

“Asgari ücretin tespitinde, asgari ücretin bir ortalama ücret olduğu asla unutulmamalı ve asgari ücret bu gerçek dikkate alınarak belirlenmelidir. Asgari baskılanmış ve gerçeği yansıtmayan resmi rakamlara göre değil, geçim şartlarına ve ekonomik büyümeye göre saptanmalıdır. Dar gelirlilerin gıda enflasyonu ve kişi başına düşen milli gelir esas alınmalı, böylelikle asgari ücretin gerçek enflasyon karşısındaki kayıpları giderilerek büyümeden payını alması sağlanmalıdır.

Yaşadığımız yüksek enflasyon koşullarında enflasyon tek haneye düşene kadar asgari ücret yılda 4 kez güncellenmelidir. Asgari ücret uluslararası standartlara göre hesaplanmalıdır. Asgari ücret bir geçim ücreti olmalıdır. Asgari ücret belirlenirken yoksulluk sınırı kriter olarak dikkate alınmalıdır. Yoksulluk sınırını gözden kaçıran bir asgari ücret tespiti Türkiye’deki milyonlarca işçinin yoksulluğa mahkum edilmesi anlamına gelmektedir. Gerek yüksek gıda enflasyonu gerekse de ekonomik büyüme dikkate alındığında asgari ücret net 13 bin 200 lira olmalıdır.”

Paylaşın

Mahsa Amini Protestoları: Grev Ve Boykot Çağrısı

İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ölümü sonrası başlayan protestolar sürüyor. Protestocular üç günlük grev çağrısı yaparken, üniversite öğrenciler de üç gün boyunca dersleri boykot edecek.

Uluslararası ajanslar, ülkede “İrşad devriyesi” olarak bilinen “ahlak polisi” biriminin kaldırıldığını açıklasa da söz konusu birimin bağlı olduğu İçişleri Bakanlığı’ndan henüz konuyla ilgili bir açıklama yapılmış değil.

İran’ın devlet televizyonu El Alam, “İran İslam Cumhuriyeti’nden hiçbir yetkili ahlak polisi biriminin kapatıldığını doğrulamadı” dedi.

“Ahlak polisinin” kaldırıldığını açıklayan İran Başsavcısı Muhammed Cafer Muntazeri de haber ajanslarının paylaştığı açıklamasında, “yargının ahlak polisi üzerinde herhangi bir otoritesi bulunmadığını” söylemişti:

“Ahlak polisliğinin yargı erki ile bir bağı ve ilişkisi yok. Ahlak polisliği geçmişte nerede ve kim tarafından kurulduysa öyle kaldırıldı. Elbette, yargı erki olarak toplumdaki ahlaki sorunlar hakkında görüşümüzü sunacağız.”

“Bu, ayaklanmayı durdurma taktiği”

Haberlerin ardından sosyal medya hesaplarından açıklama yapan bazı İranlı aktivistler de söz konusu haber ve açıklamaların “protestoları yatıştırmak için kullanılan bir strateji olduğunu” ifade etti.

ABD’de yaşayan İranlı aktivist Masih Alinejad, sosyal medya hesabından dün (4 Aralık) paylaştığı mesajda, “İran İslam Cumhuriyeti’nin ahlak polisini kaldırdığı [haberleri] dezenformasyondur. Ayaklanmayı durdurmak için bir taktiktir” açıklamasında bulundu.

“Protestocular ahlak polisini ya da başörtüsü zorunluluğunu kaldırmak için silahlar ve kurşunlar ile karşı karşıya kalmıyor” diyen Alinejad, protestocuların “İslami rejime son vermek istediğini” söyledi.

İranlı gazeteci ve sunucu Sima Sabet de “İran’daki ahlak polisi kaldırılmadı. Bu, önümüzdeki günlerde ülke çapında protesto çağrıları yapılırken protestocuları kandırmak ve bölmek için bir yalan” dedi.

Protestoları takip eden Middle East Matters sayfası da paylaşımında, “ahlak polisinin” kaldırıldığına ilişkin polis yetkilileri, yürütme erki veya parlamentodan herhangi bir açıklama yapılmadığını” kaydetti.

Protestoculardan grev çağrısı

Öte yandan, Amini’nin öldüğü 16 Eylül’den bu yana eylemlerini sürdüren protestocular ülkede üç günlük grev ve çarşamba günü (7 Aralık) başkent Tahran’ın Azadî (Özgürlük) meydanında miting çağrısında bulundu.

Hengaw İnsan Hakları Örgütü de İran’daki 20 şehirde insanların grev çağrısına uyarak kepenk kapattığını söyledi.

Üniversitelerde üç günlük boykot

Üniversite öğrencileri de üniversite yönetimlerinin öğrencilere yönelik uygulamalarını protesto etmek için üç gün süreyle dersleri boykot edeceklerini duyurdu.

İslami Kuruluşlar Öğrenci Birliği’nin Telegram sayfasından yayımlanan açıklamada, Mazenderan eyaletindeki “Noşirevani” ile “Bilim ve Teknoloji” üniversiteleri öğrencilerinin 5-7 Aralık tarihlerinde derslere katılmayacağı belirtildi. Boykot kararı alan öğrencilerin talepleri şöyle:

  • Tutuklu tüm öğrencilerin serbest bırakılması,
  • Üniversite alanında polis ve güvenlik güçlerinin öğrencilere müdahalesine son verilmesi, Disiplin Kurulu’nda alınan tüm kararların iptal edilmesi,
  • Öğrencilerin üniversitede toplantı yapma hakkının güvence altına alınması
  • Üniversite bahçesinden öğrencilerin gözaltına alınarak götürülmesi gibi olaylarda sorumluların belirlenip cezalandırılması.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Üretici Enflasyonu Yüzde 136

Üretici enflasyonu kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 0,74, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 98,20, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 136,02 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 128,94 artış gösterdi.

Haber Merkezi / Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 146,43, imalatta yüzde 107,64, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 442,97 ve su temininde yüzde 114,41 artış olarak gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi verilerini açıkladı. Açıklanan verilere göre, kasım ayında Yİ-ÜFE bir önceki aya göre yüzde 0,74, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 98,20, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 136,02 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 128,94 artış gösterdi.

Enerji dağıtımında artış yüzde 442,97

Sanayinin 4 sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 146,43, imalatta yüzde 107,64, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 442,97 ve su temininde yüzde 114,41 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara malında yüzde 103,78, dayanıklı tüketim malında yüzde 93,87, dayanıksız tüketim malında yüzde 124,66, enerjide yüzde 337,34 ve sermaye malında yüzde 86,41 artış olarak gerçekleşti.

Aylık değişimler

Sanayinin 4 sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 4,99 artış, imalatta yüzde 2,01 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 5,17 azalış ve su temininde yüzde 3,39 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara malında yüzde 1,88 artış, dayanıklı tüketim malında yüzde 2,62 artış, dayanıksız tüketim malında yüzde 2,68 artış, enerjide yüzde 4,24 azalış ve sermaye malında yüzde 2,83 artış olarak gerçekleşti.

8 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi

Yıllık en düşük artış; yüzde 64,45 ile ana metaller, yüzde 65,31 ile diğer ulaşım araçları, yüzde 74,89 ile metal cevherleri alt sektörlerinde gerçekleşti. Buna karşılık elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme yüzde 442,97, diğer metalik olmayan mineral ürünler yüzde 203,36, ham petrol ve doğal gaz yüzde 202,77 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Aylık en yüksek azalış; yüzde 5,17 ile elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme, yüzde 2,02 ile kok ve rafine petrol ürünleri, yüzde 0,70 ile ana metaller alt sektörlerinde gerçekleşti. Buna karşılık diğer madencilik ve taş ocakçılığı ürünleri yüzde 7,04, deri ve ilgili ürünler yüzde 4,92, kağıt ve kağıt ürünleri yüzde 4,10 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Paylaşın