Z Kuşağı “Ben Milliyetçiyim” Diyor

Global Akademi ile Akademetre Araştırma’nın ‘Türkiye’nin Eğilimleri Araştırma’sına göre, en geniş milliyetçi yaş grubu 23,1 ile 18-24 yaş. Bu yaş grubunun ikinci hayat tarzı ise muhafazakarlık. En çok siyasal İslamcı 65 yaş üzeri. Kemalistler ise 45-54 yaş arasında daha fazla.

Araştırmaya göre, AK Parti’lilerin yüzde 87,7’si kendisini “sağcı”, CHP’lilerin yüzde 85,3’ü ise kendilerini “solcu” olarak tanımlıyor. Kendisini “ortada” olarak en fazla tanımlayan seçmen ise İYİ Parti’ye oy veriyor.

İYİ Partililerin yüzde 24,4’ü “solcuyum”, yüzde 41,1 “sağcıyım” derken “ortadayım” diyenlerin oranı yüzde 34,4olarak tespit edildi.

2022’nin son günlerinde yapılan “Türkiye’nin Eğilimleri Araştırma” sonuçları İstanbul’da kamuoyuna duyuruldu.

Global Akademi ile Akademetre Araştırma ortaklığında yürütülen araştırma, Prof. Dr. Mustafa Aydın koordinatörlüğünde yapıldı.

Bu yıl 13’üncüsü yapılan araştırmanın sonuçları 3 Kasım-12 Aralık arasında ve 26 şehirde yapılan saha araştırması sonuçlarının analiziyle ortaya çıktı. Araştırma için 18 yaş arası bin kişi ile görüşüldü.

Araştırmaya katılanların yüzde 27,4’ü kendisini “muhafazakâr”, yüzde 16,6’sı “Kemalist”, yüzde 15’i ise “milliyetçi” olarak nitelendiriyor.

Kendine “sosyal demokrat” diyenler ise 35-44 yaş arasında yoğunlaşıyor. Yine en fazla apolitik de yüzde 9,8’de 65 yaş üzerinde bulunuyor.

Katılımcıların yüzde 12,9’u kendisini “siyasal İslamcı” olarak tanımlıyor. Bu oran geçen yıla göre daha yüksek.

Bu cevaba, “sosyal demokrat” diyenlerin oranı yüzde 9,9’a, “ulusalcı” olarak tanımlayanlar ise yüzde 5,5’e yükseldi.

“Bugün seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz” sorusuna katılımcıların yüzde 35,3’ü AK Parti, yüzde 24,5’i CHP, yüzde 10,2’si İYİ Parti, yüzde 8,9’u ise MHP olarak yanıt verdi.

Cumhur İttifakı yüzde 47

“Oy vermem” diyenler çıkarılınca denklemden sonuçlar şöyle şekillendi:

  • AK Parti: Yüzde 37,4
  • CHP: Yüzde 25,9
  • İYİ Parti: Yüzde 10,8
  • HDP: Yüzde 10,1
  • MHP: Yüzde 9,4

Sonuçlara göre Cumhur İttifakı yüzde 47, Altılı Masa’yı kuran partilerin oluşturduğu ittifak ise yüzde 38,1 oldu.

Erdoğan yüzde 47,6, Kılıçdaroğlu yüzde 30,8 alıyor

Aynı soru Cumhurbaşkanlığı seçimi için de soruldu.

Erdoğan-Kılıçdaroğlu-Demirtaş’ın yarıştığı bir seçimde oy oranları öyle şekillendi:

  • Erdoğan: Yüzde 47,6
  • Kılıçdaroğlu: Yüzde 30,8
  • Demirtaş: Yüzde 12,1
  • Muharrem İnce: 6,5
  • Ümit Özdağ: 3

Benzer soru İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İYİ Parti lideri Meral Akşener’in aday olduğu versiyonlarla da soruldu.

Sonuçlara göre İmamoğlu, Erdoğan karşısında yüzde 33,7, Yavaş 32,6, Akşener ise 32,2 oranında oy alıyor.

Seçimlerin ikinci turunda da benzer sonuçlar çıktı. Kararsızlar ve “oy kullanmam” diyenler dağıtılmadan Kılıçdaroğlu’nun rakibi olan Erdoğan ikinci turda yüzde 44 oranında oyla birinci oldu.

İmamoğlu, Yavaş ve Akşener’in Erdoğan’ın karşısında yarışacağı ikinci turda da sonuçlar benzer şekilde tespit edildi.

Z Kuşağı “Ben milliyetçiyim” diyor

En geniş milliyetçi yaş grubu 23,1 ile 18-24 yaş. Bu yaş grubunun ikinci hayat tarzı ise muhafazakârlık.

En çok siyasal İslamcı 65 yaş üzeri. Kemalistler ise 45-54 yaş arasında daha fazla.

AK Parti’liler “sağda”, CHP’liler “solda”, İYİ Partililer “ortada”

AK Parti’lilerin yüzde 87,7’si kendisini “sağcı”, CHP’lilerin yüzde 85,3’ü ise kendilerini “solcu” olarak tanımlıyor.

Kendisini “ortada” olarak en fazla tanımlayan seçmen ise İYİ Parti’ye oy veriyor.

İYİ Partililerin yüzde 24,4’ü “solcuyum”, yüzde 41,1 “sağcıyım” derken “ortadayım” diyenlerin oranı yüzde 34,4olarak tespit edildi.

Yüzde 33 “günlük namaz kılarım” diyor

“Namaz kılmam” diyenler yüzde 39 iken, yüzde 24,6’sı “tüm vakit namazlarımı kılarım”, yüzde 8,4’ü ise “günde 3 vakit namaz kılarım” yanıtını verdi.

“Yalnızca bayram, ramazan, cuma, şükür namazlarını kılarım” diyenlerin oranı ise yüzde 12,2.

Yüksek gelir grubu kendisini siyasal yelpazenin “solunda” daha dar gelir grubuna dahil olanlar ise “sağda” tanımlıyor.

En yüksek gelire sahip olan “A Gelir Grubu”na mensup olanların yüzde 45,7’si kendisini “solcu” olarak nitelendirirken en düşük gelire sahip olan “E Gelir Grubu”na mensup olanların yüzde 34,8’i kendisini “sağcı” olarak ifade ediyor.

Yönetim şekli tercihi: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi

Katılımcıların yüzde 53,7’si Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni yönetim şekli olarak tercih ederken, Parlamenter Sistem’i tercih edenlerin oranı yüzde 46,3.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni “çok başarılı” ve başarılı bulanların oranı yüzde 41’in üzerinde.

“Ne başarılı ne başarısız” diyenlerin oranı yüzde 24 olarak tespit edildi. “Başarısız” diyenlerin oranı ise yüzde 20,8’de kaldı.

Katılımcıların yüzde 52’si, “Ülkeyi seçimle işbaşına gelenler yönetmesi iyidir” derken, yüzde 36’sı, “Parlamento ve seçimler olmadan güçlü bir liderin yönetmesi iyidir”, yüzde 30,5’i “Teknokratların yönetmesi iyidir”, yüzde 21,9’u ise “ordunun yönetmesi iyidir” dedi.

“Ülkeyi dini liderlerin yönetmesi iyidir” diyenlerin oranı ise yüzde 24,7 olarak belirlendi.

“Gençlere Türk milletinin manevi değerlerine sahip çıkmayı öğretmenin demokrasi eğitimi vermekten daha önemlidir” diyenlerin oranı yüzde 54,1’ken, “Türkiye demokratik bir ülkedir” önermesine katılanların oranı ise yüzde 48,2 oldu.

Öncelikli sorun: Ekonomi

Türkiye gündeminin en önemli sorunu olarak “ekonomideki sorunlar” yanıtı verildi.

İkinci öncelikli sorun ise “terörle mücadele”.

Geçen yıl ikinci sırada yer alan “mülteci sorunu” bu yıl bu araştırma sonucuna göre üçüncü sıraya geriledi.

“Hak ve özgürlüklerin sınırlanması” ise dördüncü sırada.

Diğer tüm bölgelerde en önemli sorun “ekonomi” olarak tanımlanırken Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise öncelikli soruna “terörle mücadele” cevabı verildi.

Ekonominin iyiye gittiğini düşünenlerin oranı yüzde 5,7

“Kendini ve ailemi geçindiremiyorum” diyenlerin oranı yüzde 52,2, “Ekonomik olarak daha kötü durumdayım” diyenlerin oranı ise yüzde 51,9 olarak ölçüldü. “Borçlarının seviyesinden endişe duyanların” oranı da yükseldi. “Gelirim harcamalarımı karşılamaya yetiyor” diyenlerin oranı ise yüzde 40’tan yüzde 23’e geriledi.

Kurumlara güven düştü

En çok güvenilen üç kurum polis, jandarma ve TSK olarak yanıtlanırken. TBMM ve Cumhurbaşkanlığı yüzde 48,2 ile dördüncü sırada.

Araştırma sonucuna göre bütün kurumlara güven geçen yıla göre 10 puana varan düşüşler görüldü.

TBMM’ye olan güven yüzde 8, TSK’ya olan güven yüzde 14, polise olan güven yüzde 10,4, Cumhurbaşkanlığı’na olan güven yüzde 8,7, Anayasa Mahkemesi’ne olan güven 8,7, Diyanet İşleri Başkanlığı’na olan güven yüzde 5,3, Merkez Bankası’na olan güven yüzde 5,2, BDDK’ya olan güven yüzde 8, RTÜK’e olan güven ise yüzde 7,2 oranında düştü.

Güveni en az düşen kurumlar ise medya kurumları oldu.

Türkiye’de yargının siyasallaştığını düşünenlerin oranı ise yüzde 48 olarak tespit edildi.

Partililerin kendi partilerini başarılı bulma oranları

AK Parti’lilerin yüzde 88’i partilerini başarılı bulurken, CHP’lilerin yüzde 79,4’ü, MHP’lilerin 84’ü, İYİ Partililerin 88,9’u, HDP’lilerin ise 83’ü partilerini başarılı buluyor.

Geçen yıl AK Parti’lilerin 91,5’ü “Recep Tayyip Erdoğan’ı başarılı buluyorum” derken bu yıl bu oranı 73,3’e düştü.

CHP’lilerin Kemal Kılıçdaroğlu’nu başarılı bulma oranı yüzde 79,7’den 77,1’e, MHP’lilerin Devlet Bahçeli’yi başarılı bulma oranı yüzde 83,3 yüzde 66’ya, İYİ Partililerin Meral Akşener’i başarılı bulma oranı ise 83,9’ten 58,9’a düştü.

Bu oran HDP’de daha yüksek.

Sancar ve Buldan’ı başarılı bulan HDP’lilerin oranı yüzde 44’ten yüzde 63’e yükseldi.

Katılımcıların yüzde 40’ı Erdoğan’ı başarılı buluyor. Bu oran partililer açısından en yüksek AK Parti ve MHP’liler arasında çıkıyor.

CHP’liler gerilim kaynağını laik-dindar çatışmasında, AK Parti’liler sağ-sol kavramlarında arıyor

CHP’lilerin çoğu kutuplaşma eksenini “laik-dindar” gerilimi olarak algılarken, AK Parti’lilerin önemli bir kısmı ise bu gerilimin eksenini “sağcı-solcu” gelirimi olarak görüyor. Araştırmaya göre toplumdaki kutuplaşmanın kaynağı da sağcı-solcu gerilimi.

“Türkiye hangi ülkelerle işbirliği yapmalı” sorusuna yüzde 23,3 ile “Müslüman ülkeler” yanıtı verilirken, Rusya geçen yıla göre ikinci sıradaki yerini kaybederek dördüncü sıraya yerleşti.

Mülteci, gayrimüslim ve seküler gelin-damat istenmiyor

Araştırmaya katılanların yüzde 53,8’i “çocuğumun mülteci-sığınmacı biriyle evlenmesini istemem” derken yüzde 39,4’ü çocuğunun gayrimüslim biriyle, yüzde 38,5’i ise dindar olamayan birisiyle evlenmesini istemeyeceğini söylüyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

2022 Yılında Yabancılara 67 Bin 490 Konut Satıldı

Yabancılara yapılan konut satışları 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 15,2 artarak 67 bin 490 oldu. 2022 yılında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 4,5 oldu.

Haber Merkezi / 2022 yılında yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 24 bin 953 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 21 bin 860 konut satışı ile Antalya, 4 bin 316 konut satışı ile Mersin izledi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Konut Satış İstatistikleri Aralık 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, konut satışları 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 0,4 azalarak 1 milyon 485 bin 622 olarak gerçekleşti. Konut satışlarında İstanbul 259 bin 654 konut satışı ve yüzde 17,5 ile en yüksek paya sahip oldu.

Satış sayılarına göre İstanbul’u 126 bin 166 konut satışı ve yüzde 8,5 pay ile Ankara, 83 bin 502 konut satışı ve yüzde 5,6 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 468 konut ile Ardahan, 910 konut ile Hakkari ve 956 konut ile Bayburt oldu.

Türkiye genelinde konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8,2 azalarak 207 bin 963 oldu. Konut satışlarında İstanbul 36 bin 744 konut satışı ve yüzde 17,7 ile en yüksek paya sahip oldu. Satış sayılarına göre İstanbul’u 16 bin 365 konut satışı ve yüzde 7,9 pay ile Ankara, 11 bin 168 konut satışı ve yüzde 5,4 pay ile Antalya izledi. Konut satışlarının en az olduğu il 58 konut ile Ardahan oldu.

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 51,8 azalış göstererek 21 bin 796 oldu. 2022 yılında gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yıla göre yüzde 4,8 azalışla 280 bin 320 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı Aralık ayında yüzde 10,5, 2022 yılında yüzde 18,9 olarak gerçekleşti.

Aralık ayındaki ipotekli satışların, 6 bin 971’i; 2022 yılındaki ipotekli satışların ise 77 bin 141’i ilk el satış olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde diğer konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2,7 artarak 186 bin 167 oldu. 2022 yılında gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yıla göre yüzde 0,7 artışla 1 milyon 205 bin 302 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı Aralık ayında yüzde 89,5, 2022 yılında yüzde 81,1 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,5 artarak 77 bin 889 oldu. İlk el konut satışları 2022 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,3 azalışla 460 bin 79 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ilk el satışların payı Aralık ayında yüzde 37,5, 2022 yılında yüzde 31,0 oldu.

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,1 azalış göstererek 130 bin 74 oldu. İkinci el konut satışları 2022 yılında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 0,5 azalışla 1 milyon 25 bin 543 olarak gerçekleşti. Toplam konut satışları içinde ikinci el satışların payı Aralık ayında yüzde 62,5, 2022 yılında yüzde 69,0 oldu.

Yabancılara 67 bin 490 konut satıldı

Yabancılara yapılan konut satışları 2022 yılında bir önceki yıla göre yüzde 15,2 artarak 67 bin 490 oldu. 2022 yılında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 4,5 oldu. 2022 yılında yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 24 bin 953 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 21 bin 860 konut satışı ile Antalya, 4 bin 316 konut satışı ile Mersin izledi.

Yabancılara yapılan konut satışları 2022 yılı Aralık ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 18,6 azalarak 6 bin 386 oldu. Aralık ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 3,1 oldu. Aralık ayında yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 2 bin 465 konut satışı ile Antalya aldı. Antalya’yı sırasıyla bin 968 konut satışı ile İstanbul, 663 konut satışı ile Mersin izledi.

Rusya Federasyonu vatandaşları 2022 yılında Türkiye’den 16 bin 312 konut satın aldı. Rusya Federasyonu’nu 8 bin 223 konut ile İran vatandaşları ve 6 bin 241 konut ile Irak vatandaşları izledi. Aralık ayında ise Rusya Federasyonu vatandaşları Türkiye’den 2 bin 403 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 675 konut ile İran, 345 konut ile Irak vatandaşları izledi.

Türkiye genelinde 2022 yılında, kadınlar yüzde 32,6 pay ile 484 bin 654, erkekler yüzde 55,3 pay ile 821 bin 132 konut sahibi olurken yüzde 1,6 pay ile 24 bin 193 konut kadın ve erkek tarafından ortaklaşa alındı.

Paylaşın

Bahçeli, Seçim İçin Mayıs Ayını İşaret Etti

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kriz çıkarmanın, kavga iklimi yaratmanın ahlaken bir karşılığı olmayacağını görmek lazımdır. Muhalefet partileri bu yönde adımdan imtina ederse, cumhurbaşkanımız anayasa 116. madde 2. fıkra uyarınca seçimlerin yenilenmesine karar verebilecektir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “MHP, iki alternatife de hazırdır. Cumhurbaşkanımız seçimlerin yenilenmesine karar verdiği anda, 60 günlük süre de işlemeye başlayacaktır. Muhalefet şayet seçimlerden umut kesmemişlerse, ipe un sermeyi bir kenara bırakma düşüncesine sabitlenmemişlerse TBMM’de makul tarihin uzlaşmayla belirlenmesi önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Mayıs ayı içinde bu işi bitirelim, sözü ve kararı aziz milletimizin kutlu iradesine verelim.”

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Bahçeli’nin açıklamalarından satır başları:

“MHP, önümüzdeki baharda gerçekleşmesi gündemde olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimine hazırdır, başarıya inanmıştır.

15 Ocak’tan itibaren seçim sürecine girdiğimiz, bu suretle seçim hazırlıklarını daha da yoğunlaştırmaya karar verdiğimiz malumdur.

Seçimin ne zaman yapılacağıyla ilgili tartışmaların bir an evvel son bulması, mevsim şartlarıyla birlikte uygun bir tarihin mutabakatla tespiti iyi niyetli beklentimizdir.

Böyle bir karar çıkarsa bu durum bir erken seçim değil, seçim tarihinin güncellenmesi şeklinde yorumlanmalıdır. Kriz çıkarmanın, kavga iklimi yaratmanın ahlaken bir karşılığı olmayacağını görmek lazımdır.

Muhalefet partileri bu yönde adımdan imtina ederse, cumhurbaşkanımız Anayasa 116. madde 2. fıkra uyarınca seçimlerin yenilenmesine karar verebilecektir. MHP, iki alternatife de hazırdır.

“Mayıs ayı içinde bu işi bitirelim”

Cumhurbaşkanımız seçimlerin yenilenmesine karar verdiği anda, 60 günlük süre de işlemeye başlayacaktır.

Muhalefet şayet seçimlerden umut kesmemişlerse, ipe un sermeyi bir kenara bırakma düşüncesine sabitlenmemişlerse TBMM’de makul tarihin uzlaşmayla belirlenmesi önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Mayıs ayı içinde bu işi bitirelim, sözü ve kararı aziz milletimizin kutlu iradesine verelim.

MHP ve Cumhur İttifakı’nın ulaşacağı sonuç fedakarlıkların, emeklerin, hane hane gezilerek yapılan görüşmelerin, göz nurlarının muhterem eseri olacaktır.

Tüm dava arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Partimize verilecek her destek ve her oy bizim için siyasi namusumuzun bir belgesidir. Bizim ittifakımız ve davamız, umuttur, huzurdur, kardeşliktir, Türk Milleti’nin ta kendisidir.

Moralimizi bozmak isteyecekler. Mücadelemizi zaafa uğratmanın hesabını yapacaklar, güveni sarsmak için uğraşacaklar.

Kara kampanyalara hız katacaklar, kuşku uyandırmak için yeni taktikler geliştirecekler. Fitnenin dozajını artıracaklar. Hiçbir arkadaşım böyle bir sabotaja boyun eğmemelidir. Onların nifak madeni varsa bizim de çelik gibi imanımız vardır.

Kılıçdaroğlu’nun TSK’nın şerefli komutanlarına saldırıp karalama yarışına girmesi, terörle mücadeleden ödü patlayan, kabuslar yaşayan mankurt bir siyasetçinin ağzından saçılan kötülük ve nefrettir.

Fırtına Obüs’lerinden rahatsızlık duyan bu milletin evladı olamaz. İHA’larımızdan, SİHA’larımızdan, Kızılelma’dan, Tayfun füzelerinden ve silah sanayi ürünlerinden kimler gocunuyorsa onlar küresel emperyalizme ruhlarını satan ilkesizlerdir. El alem bize gıpta ile bakarken zillet ittifakının niyetleri husumet alametidir.

Kılıçdaroğlu’nun konuşması CHP’nin müktesebatını yok saymaktır. Bu zihniyetin anlayışı rejim ve devlet krizi çıkarmaktır. Kılıçdaroğlu istese de istemese de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle birlikte birlikte ve dayanışma ruhu hakimdir.

Vesayet demek CHP yönetimi demektir. Kenan Evren kafası Kılıçdaroğlu kafasıdır. Kılıçdaroğlu bir tarafta terörist Demirtaş’ın serbest kalmasını isterken diğer tarafta Türk askerini rencide etmektedir. Kılıçdaroğlu HDP/PKK’yı aklarken TSK’yı terbiyesizce hedef almaktadır.

HDP’nin kapatılması adalet ve demokrasi onurudur

Demiş ki ‘Siyasi partiler kapatılamaz, Hazine yardımı kesilmesi demokrasi dışıdır’. Teröre yardım ve yataklık yapan HDP kapatılmasın da Kandil’e milletimizin vergileri mi aktarılsın, daha çok mermi almaları mı sağlansın? HDP’nin kapatılması adalet ve demokrasi onurudur.

Paylaşın

Çin’de 1961’den Bu Yana Bir İlk: Nüfus, 800 Bin Kişi Azaldı

Çin’in nüfusu 2021’de 1 milyar 412 milyon 600 bin iken, 2022’de 1 milyar 411 milyon 800 bin olarak belirlendi. Ülkede 2022’de 9,56 milyon bebek dünyaya gelirken, doğum sayısı önceki yıla göre yüzde 9,8 azaldı. Ölüm oranı binde 7,37 olurken nüfus artış hızı eksi yüzde 0,6’ya düştü.

Çin nüfusunun azalma eğilime girmesiyle, Hindistan’ın “dünyanın en büyük nüfusa sahip ülkesi” olarak Çin’i geride bırakacağı tahmin ediliyor.

Ulusal İstatistik Bürosunun (UİB) verilerine göre, Çin ana karasının nüfusu 2021’de 1 milyar 412 milyon 600 bin iken, 2022’de 1 milyar 411 milyon 800 bin olarak belirlendi.

Ülke nüfusu, 1960’ların başında Komünist yönetimin tarımda kolektifleştirme hamlesine giriştiği dönemde yaşanan kuraklık ve kıtlık yıllarından bu yana ilk kez azaldı. O dönemde 30 milyon kişinin yaşamını yitirmesi 1960 ve 1961 yıllarında ülke nüfusunun azalmasına yol açmıştı.

Doğum oranı 2022’de binde 6,77’ye gerileyerek ulusal kayıtların tutulmaya başlandığı 1949 yılından bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçti. Ülkede 2022’de 9,56 milyon bebek dünyaya gelirken, doğum sayısı önceki yıla göre yüzde 9,8 azaldı.

Ölüm oranı binde 7,37 olurken nüfus artış hızı eksi yüzde 0,6’ya düştü.

Uzmanlar, son yıllarda ekonomik büyümenin yavaşlamasının, çocuk yetiştirme ve yaşam maliyetlerinin artmasının ve son 3 yılda Covid-19 salgını nedeniyle uygulanan katı kontrol tedbirlerinin nüfusta azalmayı tetiklediği değerlendirmesini yapıyor.

2016’dan beri nüfus artışı hızının azaldığı Çin’de hükümet, 1980’lerden itibaren uygulanan “tek çocuk” politikasını terk ederek önce 2016 yılında çocuk sahibi olma sınırını 2’ye çıkarmış, ardından 2021’de ailelerin 3 çocuk sahibi olmasına izin veren yasa değişikliğini kabul etmişti.

Hindistan nüfusunun bu yıl Çin’i geride bırakacağı tahmin ediliyor

Çin nüfusunun azalma eğilime girmesiyle, Hindistan’ın “dünyanın en büyük nüfusa sahip ülkesi” olarak Çin’i geride bırakacağı tahmin ediliyor.

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesinin yayımladığı “Dünya Nüfus Beklentileri 2022” raporunda, Çin nüfusunun 2023’ün başından itibaren “mutlak azalma sürecine” gireceği, Hindistan nüfusunun ise artışını sürdürerek dünyanın en kalabalık ülkesi olarak Çin’i geride bırakacağı öngörüsüne yer verilmişti.

Raporda Çin nüfusunun 2050’de 1 milyar 317 milyona, yüzyıl sonunda ise 766 milyona kadar gerileyeceğinin tahmin edildiği belirtilmişti.

Nüfus artış hızının eksiye düşmesinin, yaşlanan nüfusla birlikte gelecekte Çin’in iş gücü potansiyelinde azalmaya yol açacağı, bunun ekonomiye etkilerinin hissedileceği öngörülüyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti’de Kılıçdaroğlu Rezervi: Seçmen Sandığa Gitmez

“Kazanacak aday” kriterini baştan itibaren dile getiren İYİ Parti, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına en mesafeli parti konumunda. İYİ Partililer buna gerekçe olarak “İYİ Parti seçmeninin tepki olarak sandığa gitmemesi” ihtimalini gösteriyor.

Partili seçmenin sandığa gitmemesi halinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilme şansının artacağına işaret edilerek, “Seçmen sandığa giderse, bizim adayımızın şansı yüksek olur. Ama tabanımızda, ‘sandığa gitmeyiz’ diyen seçmen çok fazla” görüşü dile getiriliyor.

Altılı Masa’da yer alan siyasi partiler, 26 Ocak’ta Akşener’in ev sahipliğinde yapılacak toplantıda, cumhurbaşkanı adayı belirlemek için masaya oturacak.

Geçirdiği rahatsızlığın ardından, dün parti genel merkezinde mesaisine başlayan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, toplantı gündemine ilişkin Perşembe gününden itibaren liderleri ziyarete başlayacak.

Kulislerde, aday isminin netleşeceği tarih olarak ise Şubat  ayının ilk yarısında, Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde yapılacak  ikinci turun son toplantısı gösteriliyor.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem konusunda ortak mutabakat açıklayan altı siyasi parti, bu işbirliğini  hem cumhurbaşkanlığı seçimi hem de parlamento seçiminde ittifaka taşımak için son viraja giriyor.

2022 yılı Şubat ayından itibaren 10 toplantıyı geride bırakan Altılı Masa’da seçim güvenliği, güçlendirilmiş parlamenter sisteme ilişkin anayasa değişikliği, kurumsal reformlara ilişkin çalışmalar tamamlandı. Altılı Masa’nın cumhurbaşkanı adayının “seçim bildirgesi” niteliğindeki “temel politikalar” ve “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş sürecinin yol haritası”na ilişkin metinler ise 30 Ocak’ta kamuoyuna açıklanacak.

Aday belirleme yöntemi netleşecek

Altılı Masa’nın önündeki en kritik konu ise cumhurbaşkanı adayının kim olacağı ve bu adayın nasıl belirleneceği. İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, Perşembe günü, toplantı gündem önerilerini almak için liderler turuna çıkacak.  Akşener’in bu ziyaretlerinde aday belirleme yöntemi konusunda görüş alışverişinde bulunması ve toplantıda aday belirleme yönteminin netleştirilmesi bekleniyor.

Kim hangi adayı istiyor?

Her ne kadar Altılı Masa’da şimdiye kadar aday ismi konuşulmasa da parti kulislerinde adaya ilişkin eğilimler uzun süredir konuşuluyor. CHP, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığında ısrarlı. CHP liderinin,  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adaylıklarına rezerv koyduğu için öncelikle kendi adaylığı üzerinde uzlaşma arayacağı ifade ediliyor.

Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal ve Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun Kılıçdaroğlu’na destek eğiliminde olduğu belirtilirken, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da kendi adaylığını bir süredir seslendiriyor.

Gelecek Partisi’nde de Kılıçdaroğlu’nun adaylığına sıcak bakılmıyor. Ancak aday konusunda belirleyici iki ismin Akşener ve Kılıçdaroğlu olacağı masadaki diğer siyasi partilerce de dile getiriliyor ve iki liderin uzlaşması halinde sorunun büyük ölçüde çözülmüş olacağına işaret ediliyor.

İYİ Parti’de Kılıçdaroğlu rezervi: Seçmen sandığa gitmez

“Kazanacak aday” kriterini baştan itibaren dile getiren İYİ Parti, Kılıçdaroğlu’nun adaylığına en mesafeli parti konumunda. İYİ Partililer buna gerekçe olarak “İYİ Parti seçmeninin tepki olarak sandığa gitmemesi” ihtimalini gösteriyor.

Partili seçmenin sandığa gitmemesi halinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilme şansının artacağına işaret edilerek, “Seçmen sandığa giderse, bizim adayımızın şansı yüksek olur. Ama tabanımızda, ‘sandığa gitmeyiz’ diyen seçmen çok fazla” görüşü dile getiriliyor.

‘Halka, parti kurullarına, tabana sorulabilir’

Partiden gelen bu görüşler doğrultusunda,  Akşener’in,  adayın kamuoyu anketleri ile halka sorulması, ayrıca parti yetkili kurullarının ve tabanlarının eğilimlerine göre belirlenmesi önerilerini masaya getireceği belirtiliyor.  Hangi isimlerin kamuoyu anketine konulacağı, anketin hangi şirket tarafından nasıl yapılacağı konusunun da liderlerin masasında olacağına dikkat çekiliyor:

“Tabii öncelikle anket yöntemi konusunda mutabık kalmak gerekiyor. Bu konuda partilerin birbirlerini çek edebilecekleri bir ortak çalışma grubu oluşturulabilir. Aday belirlemede iki kriter çok önemli: Birincisi kamuoyu anketi ile halka sorulmalı. İkincisi de partinin yetkili kurullarının eğilimi ve tabanlarının eğilimi alınmalı. Bunlar masaya getirilmeli.”

‘Fark azsa, liderler içlerinden birini tercih edebilirler’

İYİ Parti’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, ilk turda seçimi kazanma potansiyeli en yüksek isim olarak ifade edilirken, İmamoğlu’nun hakkındaki yargı kararı nedeniyle aday gösterilme olasılığı düşük görülüyor. Ancak Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş da hala İYİ Parti’nin gündeminde.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan bir parti yöneticisi, Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilebilmesi için kriterin ne olacağı sorusuna ise şu yanıtı veriyor:

“Kamuoyu anketlerinde, Kemal bey ile Mansur Yavaş arasında ilk başlarda çok fark vardı.  Mesela, Kemal bey yüzde 38 civarındaysa Yavaş yüzde 56-58  çıkıyordu. Ama şimdi baktığımızda, Kemal bey  aradaki farkı biraz daha  kapatmış görünüyor. Mesela böyle bir anket yaparsınız, aradaki fark 1-2  puan olur o zaman liderler kendi içlerinden birini aday olarak tercih edebilirler. Ama fark çok olursa, bu göze alınabilir bir risk değil.”

Geçiş süreci yönetimi de masada netleşecek

Altılı Masa’nın 30 Ocak’ta kamuoyuna açıklanması beklenen “geçiş süreci”nin en tartışmalı konusunu, masadaki liderlerin yönetimde nasıl görev alacağı oluşturuyor.

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu’nun, “Cumhurbaşkanı imza yetkisini Altılı Masa liderleriyle paylaşacak” açıklaması nedeniyle tartışma konusu olan yönetim modeli konusuna da toplantıda son noktanın konulması bekleniyor.

Liderlerin “Cumhurbaşkanı Yardımcısı” olarak yönetimde görev almaları konusunda uzlaşma noktasına gelindiği belirtilirken, milletvekili olmak isteyen liderlerin yerine partiden birisinin görevlendirilmesi seçeneğinin de düşünülebileceği ifade ediliyor.

Cumhurbaşkanı’nın anayasal yetkilerini kullanmaya engel bir yönetim modeli olmayacağı belirtilirken, çok önemli kararlar ve atamalarda, “istişare”  yöntemini kullanabileceği bir sistem öngörülüyor.

30 Ocak’ta aday da açıklanabilir mi?

Cumhurbaşkanı adayının ne zaman açıklanacağı ise en çok merak edilen konuların başında geliyor. Adayın 26 Ocak toplantısında netleşmesi zayıf seçenek olarak görülüyor. O nedenle seçim bildirgesi ve geçiş sürecinin yol haritasının açıklanacağı 30 Ocak’taki toplantıya yetişmeyeceği düşünülüyor.

Altılı Masa kulislerinde, adayın açıklanma tarihi olarak,  SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde yapılacak ikinci turun son toplantısı gösteriliyor. Liderlerin bu toplantı öncesinde yoğun bir görüşme trafiği yürüteceği ve seçim takvimini de dikkate alarak,  Şubat’ın ilk yarısında adayı açıklayabileceği ifade ediliyor.

Geçiş sürecinde cumhurbaşkanı parti ile bağını sürdürecek mi?

Toplantıda netleşmesi beklenen konulardan biri de cumhurbaşkanı adayının parti liderlerinden biri olması halinde, geçiş sürecinde parti genel başkanlığından ayrılıp ayrılmayacağı olacak. Güçlendirilmiş parlamenter sistem önerisinde, cumhurbaşkanının partisiyle bağının kesilmesi öngörülüyor. Ancak geçiş sürecinde, masadaki diğer liderlerin cumhurbaşkanı yardımcısı olacağı bir denklemde, cumhurbaşkanının parti bağının kesilmesinin sıkıntılara yol açacağına dikkat çekiliyor.

DEVA Partisi de bu nedenle geçiş sürecinde, liderin partisiyle bağını sürdürmesi önerisini masaya getirmeyi planlıyor. Kulislerde, cumhurbaşkanının geçiş sürecinde parti ile ilişiğinin kesilmesi halinde doğacak sakıncalar şöyle ifade ediliyor:

“Diyelim Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı seçildi. Bir parti yöneticisi de CHP Genel Başkanı oldu. Peki CHP o zaman Kılıçdaroğlu’nun taahhütlerinin arkasında olmazsa ne olacak? Tahhütlerimizi hayata geçirme şansımız kalmaz. Parlamenter sistemde, temsili sembolik olacağı için parti bağı olmasın, ama geçiş sürecinde icranın başında olacağı için parti bağı sürmeli. Bu olmazsa, geçiş sürecini tamamlayamazsınız.”

Paylaşın

Berlin, Ankara’yı Sert İfadelerle Uyardı

AK Parti milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün PKK ve Gülen yapılanması için “Saklandıkları deliklerden çıkarıp yok edeceğiz” konuşmasına sert tepki gösteren Almanya, Türkiye’nin Berlin Büyükelçiliği aracılığıyla Ankara’yı sert ifadelerle uyardı.

Haber Merkezi / AK Parti Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün Almanya’daki konuşmasında PKK ve Gülen yapılanması için “Saklandıkları deliklerden çıkarıp yok edeceğiz” demesi üzerine, Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan açıklama geldi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı, resmi sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı mesajda, “Türk milletvekilinin yer aldığı görüntüler tekrarlanmamalı. Nefret söyleminin Almanya’da yeri yoktur” ifadelerini kullandı.

Söz konusu görüntülerle ilgili Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi’nin Dışişleri’ne çağrıldığı da açıklamada belirtildi.

Açıklamada, yabancı ülkelerin seçim kampanyalarıyla ilgili etkinliklerin önceden Alman makamlarınca onaylanması gerektiği kaydedildi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Türk temsilciler oyun kurallarına uymadıkları takdirde, bunun sonuçlarını değerlendirmek zorundayız” ifadeleri yer aldı.

Açıkgöz ne demişti?

Nevşehir Milletvekili Mustafa Açıkgöz, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Almanya’daki yapılanması olan Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun Neuss kenti şubesinde 13 Ocak’ta bir konuşma yaptı. Açıkgöz, bu konuşmasında PKK ve “FETÖ” olarak tanımladığı Gülen yapılanması mensuplarını “yok edeceklerini” söyledi.

Açıkgöz’ün, ”Onlara Türkiye’de yaşam hakkı tanımadığımız gibi Almanya’da da tanımayacağız. Dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar PKK denen terör örgütünü, FETÖ denen terör örgütünü bitireceğiz” şeklindeki ifadeleri Almanya’da geniş yankı buldu.

Paylaşın

Selahattin Demirtaş’tan “Sandık Güvenliği” Mesajı

Seçimlere ilişkin sosyal medya paylaşımlarına devam eden Selahattin Demirtaş, sandık güvenliğine dikkat çektiği son mesajında, “Güzel günlere inanmayan, motive olmayan bir halk sandığa gitmez” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Daha da önemlisi, seçim sürecinde veya oy verme gününde sandığa darbe yapmaya kalkan olursa halk darbecilerin karşısına dikilmez. Tek güvence halktır; halkın inancı, örgütlülüğü, motivasyonu ve kararlılığıdır”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, ‘sandık güvenliği’ mesajı verdi.

Sosyal medyadan paylaşım yapan Demirtaş “Güzel günlere inanmayan, motive olmayan bir halk sandığa gitmez. Daha da önemlisi, seçim sürecinde veya oy verme gününde sandığa darbe yapmaya kalkan olursa halk darbecilerin karşısına dikilmez. Tek güvence halktır; halkın inancı, örgütlülüğü, motivasyonu ve kararlılığıdır” ifadelerini kullandı.

Demirtaş, daha sonra yaptığı paylaşımda ise amatör müzisyenlere yönelik ‘seçim şarkısı yapın’ çağrısını tekrarladı.

“Haydi bu seçimin önemini anlatan şarkıları siz yapın, en güzellerini halk seçsin” diyen Selahattin Demirtaş, başlattığı kampanyayı da şöyle duyurdu:

“Biz arkadaşlarla bir seçim şarkısı yaptık biliyorsunuz. Şimdi sıra sizde. Yeni bir şarkı yapın ya da bir şarkıyı uyarlayın. Videoya çekin veya ses kaydı alın. Wetransfer linki oluşturun ve şuraya gönderin: https://demirtasinfo.com/tr/sarki-etkinligi… 23 Ocak Pazartesi 20.00’ye kadar bekliyorum.”

Demirtaş ayrıca ilk üçe girecek müzisyenlere enstrüman, katılan herkese imzalı kitabının hediye edileceğini açıkladı.

Paylaşın

Ekonomistler: 2023 Yılında Küresel Resesyon Bekleniyor

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) İsviçre’nin Davos kasabasında bugün başladı. WEF tarafından düzenlenen ankete katılan özel ve kamu sektörü baş ekonomistlerinin üçte ikisi, 2023 yılında küresel resesyon beklediklerini kaydetti.

Ankete katılanların yüzde 18’i küresel resesyon olasılığını “son derece yüksek” görürken sadece üçte birlik kesim, resesyonun bu yıl olması olasılığını düşük gördüklerini söyledi.

Dünya Ekonomik Forumu Müdürü Saadia Zahidi, anket sonuçlarına eşlik eden açıklamasında, “Mevcut yüksek enflasyon, yavaş büyüme, yüksek borç ve parçalanmanın fazla olduğu bu ortam, büyümeyi rayına oturtmak ve dünyanın en savunmasız nüfuslarının yaşam standartlarını yükseltmek için gereken yatırımlara yönelik teşviki azaltıyor” dedi.

Ankete Uluslararası Para Fonu (IMF), yatırım bankaları, çok uluslu şirketler ve sigorta grupları gibi uluslararası kurumlardan kıdemli ekonomistler katıldı.

Dünya Ekonomik Forumu anketinin sonuçları, merkez bankalarının faiz oranlarını yükseltmesinin, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının sürmesinin ve dünyanın ana ekonomi motorlarının tökezlemesini etkisiyle Dünya Bankası’nın geçen hafta 2023 yılına ilişkin büyüme tahminlerini birçok ülke için resesyon seviyelerine kadar çekmesinden sonra geldi.

Anket, enflasyona ilişkin geniş çaplı bölgesel farklılıkları ortaya koydu. 2023 yılında enflasyon Çin’de yüzde 5, geçen yılki enerji fiyatları krizinin etkilerinin ekonominin farklı alanlarına yayıldığı Avrupa’daysa yüzde 57 olarak öngörülüyor.

Ekonomistlerin büyük çoğunluğu, Avrupa ve Amerika’da para politikasının daha da sıkılaştırılacağı tahmini yürütüyor.

Küresel ekonomik yavaşlama; eğitimden sağlığa, yoksullukla mücadeleden iklime birçok alanda yatırımların darbe alması riskini beraberinde getirmesine rağmen kimileri, bu yavaşlamanın enflasyonu aşağıya çekeceği ve ABD Merkez Bankası (FED) ve diğer merkez bankalarının gelecekteki faiz artışlarından kaçınacağı anlamına gelebileceği görüşünde.

Kimilerine göre varlıklı kişiler ekonomik resesyonun en ağır etkilerinden büyük olasılıkla kaçınacak, ancak orta gelir düzeyindeki gruplar resesyonun etkisini şiddetli şekilde hissedecek.

Dünya Ekonomik Forumu anketine katılan her 10 kişiden 9’u zayıf talep ve yüksek borçlanma maliyetlerinin firmaları olumsuz yönde etkileyeceğini bildirdi. Katılımcıların yüzde 60’ına göreyse girdi maliyetleri artacak.

Bu zorlukların çok uluslu şirketlerin maliyetleri azaltma yoluna girmesine bekleniyor. Bu şirketler işletme giderlerini azaltmaktan eleman çıkarmaya kadar çeşitli yollara başvurabilir.

Öte yandan 2023 yılında tedarik zincirinde yaşanabilecek aksaklıkların iş faaliyetleri üzerinde ciddi bir külfet oluşturması beklenmiyor. Ankete göre hayat pahalılığı krizi ise zirve noktasına yaklaşıyor olabilir. Katılımcıların yüzde 68’i, bu krizin 2023 yılı sonunda azalmasını bekledikleri yönünde görüş bildirdi.

Davos’ta Avrupa ve NATO’dan Ukrayna’da birlik adımı

Ukrayna’da Rusya’nın Belarus üzerinden olası yeni bir saldırı dalgasına ilişkin korkular artarken Kiev’in Batılı müttefikleri, İsviçre’nin Davos kasabasında düzenlenen ve siyasetle iş dünyasının liderlerini biraraya getiren Dünya Ekonomik Forumu’nda Ukrayna için daha geniş kapsamlı bir birlik oluşturmayı amaçlıyor. Bu yılki Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında Rusya’nın eksikliğiyse gözlerden kaçmıyor.

İsviçre’nin kayak merkezlerinden Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu toplantıları bir zamanlar Moskova’nın güçlü isimlerinin anlaşmalar yaptığı bir mekandı. Ancak Rusya’nın Ukrayna işgalinden bu yana gösterişli partiler, Rus siyasetçileri, şirket yöneticileri ve akademisyenleriyle yapılan yatırım toplantıları geçmişte kaldı.

Ukrayna’nın Baltık, Kuzey ve Doğu Avrupa ülkelerinden en yakın müttefikleri, Avrupa Birliği ve NATO liderleriyle bu Cuma Amerika’nın Almanya’daki Ramstein Hava Üssü’nde Ukrayna’ya gelişmiş silah sağlama konusunu ele alacak.

Öte yandan Rusya ve Belarus’un bugün ortak hava tatbikatlarına başlaması, Kiev ve Batılı ülkelerin Moskova’nın yakın müttefiki Belarus’u Ukrayna’ya düzenlenecek yeni bir kara harekatı için kullanabileceği korkularını arttırdı.

Litvanya Dışişleri Bakanı Gabrielius Landsbergis, Twitter mesajında, “Litvanya’dan konuşmak için davet edildiğim Davos’a gidiyorum. Litvanta Ukrayna’nın çok iyi bir dostu, o nedenle ne söyleyeceğimi biliyorsunuz” dedi ve #ArmUkraineNow (Şimdi Ukrayna’yı silahlandırın) hashtag’ini paylaştı.

G7 ülkeleri içinde sadece Almanya Başbakanı Olaf Scholz katılımcılara hitap edecek. Almanya, gelişmiş Leopard muharebe tanklarının Ukrayna’ya tedarik edilmesi için giderek daha büyük baskı altına alınıyor.

Avrupalı bir diplomat, “Dünya Ekonomik Forumu’nda büyük güçlerin olmaması, meydanın, Rusya’nın saldırganlık sergilediği bu ortamda seslerini çıkarıp kendilerine kulak verilmesini isteyen orta büyüklükte ve küçük ülkelere kalması anlamına geliyor” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu’nun Mayıs ayındaki son büyük toplantısına damgasını vuran Ukrayna, Davos’a bu sefer de yüksek seviyeli yetkililerden oluşan bir heyet gönderdi. Bu heyetin ülkenin ilerideki yeniden yapılanma sürecinin yapı taşlarını yerine oturtmaya odaklanması bekleniyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, geçen yılın sonlarına doğru dünyanın en büyük yatırım fonu BlackRock’ın CEO’su Larry Fink’le yaptığı görüşmeden sonra, şirketlerin Ukrayna’nın toparlanma sürecine yatırım yapmaya hazır olduklarını ve bunun temellerinin Davos’ta atılacağını dile getirmişti.

Zelenski, Aralık ayında, “Ukrayna’nın duruşu ve beklentileri orada sunulacak” demişti.

Davos’un ana caddesinde kurulan Ukrayna Evi, Ukraynalı kuvvetlerin Rus işgalinden kurtardığı Herson kentinin yaşadığı tahribatı gösteren bir sergiye evsahipliği yapıyor.

Barış ve ekonomik entegrasyonu teşvik etmek için tasarlanan bir forum olan Dünya Ekonomik Forumu için bu amaca ulaşmak ve tarafsız kalmak, zor bir hedef olabilir. Forum kapsamında Rusya’nın izlediği yola ilişkin bir panelde Rus katılımcı bulunmaması dikkat çekiyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Finlandiya: Türkiye, Güncel Bir İade Listesi Göndermedi

Finlandiya Radyosu Yle’ye konuşan Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) üyelikleri konusunda Türkiye’nin kendilerine güncellenmiş bir iade listesi göndermediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “130 civarında teröristleri bize vermeniz lazım dedik. Maalesef yapamadılar” açıklamasını değerlendiren Haavisto, bunun ‘Stockholm’deki kuklalı Erdoğan protestosuyla’ ilgili olduğunu kaydetti. Haavisto, “Bu kesinlikle son birkaç gündür yaşanan olaylara bir tepkiydi” dedi.

Erdoğan, “(İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği) Meclis’ten bunun geçmesi için her şeyden önce 100’ü aşkın 130 civarında, listeleri de verip, bu teröristleri bize vermeniz lazım dedik. Bunlar maalesef bunu yapamadılar” ifadesini kullanmıştı.

Türkiye ve ABD arasında yapılması beklenen F-16 anlaşmasının NATO üyelik sorunun çözümünde rol oynayacağını belirten Haavisto, “Bu anlaşması gerçekleşirse, düğümün çözülmesinin bir parçası olabileceğini düşünüyorum” dedi.

Ne olmuştu?

Öte yandan İsveç’in başkenti Stockholm’de PKK destekçileri tarafından düzenlenen gösterilerde yaşananlar, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim yaratmıştı.

İsveç gazetesi Aftonbladet’e konuşan Savcı Lucas Eriksson, yapılanların İsveç yasalarına aykırı olmadığını söylemişti.

Eriksson, “Dosya, masama hakaret diye geldi, ancak ben hakaret teşkil edecek ağırlıkta bir şey göremedim. Bu yüzden de bir ön soruşturma başlatmama kararı aldım” demişti.

Stokholm’de geçen hafta PKK destekçisi oldukları belirtilen bir grup, belediye binasının önünde toplanarak, Erdoğan’a benzetilen bir kuklayı ters olarak asmıştı. Eylem, Ankara’nın tepkisini çekerken, İsveç Büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, eylem hakkında, “NATO üyeliği başvurusuna karşı sabotaj olarak tasarlandı” diye konuşmuştu.

İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile imzaladıkları üçlü muhtırada verdikleri sözleri yerine getirdiği konusunda bir şüphesinin olmadığını belirten Kristersson, “Müzakerelerde büyük bir değişim olduğunu düşünmüyorum” demişti.

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için Türkiye’nin onayı gerekiyor. Finlandiya ve İsveç, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından mayısta NATO üyeliği için başvuru yapmıştı.

Türkiye, iki kuzey ülkesinin Ankara’nın terör örgütü olarak tanımladığı gruplara tolerans gösterdiğini belirterek, üyeliğe şerh düşmüştü.

Türkiye ve Macaristan dışında tüm NATO ülkeleri, iki ülkenin katılım protokollerini ulusal meclislerinden geçirdi.

Paylaşın

AK Parti Sözcüsü Çelik’ten İsveç’e Tepki: Kabul Edilemez

İsveç’teki PKK eylemine tepki gösteren AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “İsveç savcısı ‘soruşturma yok’ dedi, bu kabul edilemez. Tablo açıktır, çifte standart açıktır. Türkiye Cumhuriyeti bunu kabul etmez.” dedi.

Haber Merkezi / İsveç’in başkenti Stockholm’de PKK destekçileri tarafından düzenlenen gösterilerde yaşananlar, iki ülke arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim yaratmıştı. İsveç gazetesi Aftonbladet’e konuşan Savcı Lucas Eriksson, yapılanların İsveç yasalarına aykırı olmadığını söylemişti.

Savcı Eriksson, “Dosya, masama hakaret diye geldi, ancak ben hakaret teşkil edecek ağırlıkta bir şey göremedim. Bu yüzden de bir ön soruşturma başlatmama kararı aldım” demişti.

Ne olmuştu?

Stokholm’de geçen hafta PKK destekçisi oldukları belirtilen bir grup, belediye binasının önünde toplanarak, Erdoğan’a benzetilen bir kuklayı ters olarak asmıştı. Eylem, Ankara’nın tepkisini çekerken, İsveç Büyükelçisi de Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, eylem hakkında, “NATO üyeliği başvurusuna karşı sabotaj olarak tasarlandı” diye konuşmuştu.

“İsveç terör yandaşı olarak kendini konumlandırır”

Adalet Ve Kalkınma Partisi (AK Parti) Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında toplanan MYK toplantısı sonrası basın toplantısı düzenledi.

Ömer Çelik, açıklamasında, “Muhalefet partilerinden bu doğrultuda Türkiye’nin değerlerine dönük bu eylemi kınayanların her birine teşekkür ediyoruz. Böylesine çirkin eylem ifade hürriyeti olarak kabul edilemez. İsveç Başbakanı, İsveç’in NATO’ya üyeliğine engel olmak için sabotaj dedi. İsveç’teki savcı bunların cezalandırılmayacağını söylemiş. Hakaret davası olarak ele alınabileceğini, herhangi bir şekilde cezalandırılmayacaklarını söylemiş. Bundan şu sonuç çıkıyor, İsveç terör yandaşı olarak kendini konumlandırır.” dedi.

“İsveç’in yasasını buna göre düzenlemesi. terörle mücadele yasasını gözden geçirmesi gerektiğini” savunan Çelik “İsveç’te terör gruplarının birer hafta arayla 15 tane eylem yaptığını düşünün ve bu eylemde bir AB ülkesi başkanı ya da başbakanının maketinin asıldığını düşünün. Bu hafta Almanya’yla ilgili, haftaya Hollanda’yla ilgili… Böyle bir şey kabul edilebilir mi? İsveç’in buna dönük tepkisi ne olur? Tablo açıktır, çifte standart açıktır. Bu hiçbir yerde kabul edilemez, Türkiye Cumhuriyeti bunu kabul etmez.” ifadelerini kullandı.

Altılı Masa’daki yetki tartışmasına da değinen AKP Sözcüsü şöyle devam etti

“Muhalefetin yaptığı antisiyaset. Bu son tartışmalardan önce bir anayasa taslağı hazırlamışlardı. Bu taslakta halk tarafından seçilen cumhurbaşkanının hiçbir şeye karışmayacağı söyleniyor. Bu model demokrasimizi felç eder. Sivil siyaseti felç eden bir yaklaşım. Bu model demoktratik değil, bir politbüro modeli.

“Diyorlar ki, bir cumhurbaşkanı olacak, 6 kişinin onayını almadan siyasi bir karar alamayacak. Peki cumhurbaşkanı bunu yapmazsa ne olur. Mutabakat bozulur, seçime gidilir. Bu 6’lı eş başkanlığı sistemidir, cumhurbaşkanıyla birlikte 7’li eş başkanlık sistemi olur”

Çelik seçim tarihi konusunda da “Seçim konusuyla ilgili tarih budur dediğimiz zaman duyuracağız. Erken seçim gibi değil ama seçim tarihinde bir değişiklik söz konusu olacak. Biraz geriye çekebiliriz. Birkaç tarih konuşuluyor. Çok kısa bir süre olarak güncelleme söz konusu olacak.” ifadelerini kullandı.

Paylaşın