“HDP Aday Sayısını İkiye Düşürdü” İddiası

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) cumhurbaşkanı aday sayısını ikiye düşürdüğü ileri sürüldü. Adayın kadın olma ihtimalinin yüksekliği doğrulanırken milletvekili olmayacağı iddiası ise yalanlanmıyor.

HDP’nin adayla ilgili daha fazla bilgi paylaşmak istememesinin bir nedeni Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak Salı günü yapacağı toplantı olarak gösteriliyor. Aday önerilerinin önce bu toplantıda ittifak ortakları ile değerlendirileceği ardından şubat ayı başında açıklanacağı kaydediliyor.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, kendi cumhurbaşkanı adayını çıkaracağını ilan eden HDP, “aday müzakere sonrası ilk tura girmeden çekilir” iddiaları sonrası el yükseltti! HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin cumhurbaşkanlığı seçimine kendi adayıyla girme kararlığını bu kez “6’lı Masa adayını çeksin, bizim adayımıza oy versinler. Bu kadar net konuşuyoruz” sözleriyle dile getirdi.

Peki HDP’nin adayı kim olacak? Parti içinde adayla ilgili görüşmelerin sürdüğü biliniyor. Son bilgi, oluşturulan isim havuzunda aday sayısının son görüşmelerin ardından ikiye düşürüldüğü yönünde. Adayın kadın olma ihtimalinin yüksekliği doğrulanırken milletvekili olmayacağı iddiası da yalanlanmıyor.

HDP’nin adayla ilgili daha fazla bilgi paylaşmak istememesinin bir nedeni Emek ve Özgürlük İttifakı’nın 24 Ocak Salı günü yapacağı toplantı olarak gösteriliyor. Aday önerilerinin önce bu toplantıda ittifak ortakları ile değerlendirileceği ardından şubat ayı başında açıklanacağı kaydediliyor.

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişte” üç senaryo

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

İYİ Parti’den DEVA Partisi’ne “Vatandaşlık Tanımını Ve Anadil” Tepkisi

‘Altıl Masa’da yer alan İYİ Parti ve  DEVA Partisi arasında “vatandaşlık tanımı ve anadil” gerginliği… Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 21’inci eylem planı olan Temel Haklar Eylem Planı’nı 2 Ocak’ta açıklamıştı.

“Biz, ülkemizde daha kapsayıcı ve kuşatıcı yeni bir vatandaşlık anlayışının geliştirilmesi gerektiğini savunuyoruz” diyen Babacan, şöyle devam etmişti:

“Anayasa’mızın 66’ncı maddesini, çağımızın gereği olarak kapsayıcı bir anlayışla yeniden ele almayı teklif ediyoruz. Hak ve özgürlükler konuşulduğunda akla hemen anadili hakkının geldiğinin farkındayız, bu konuda da oldukça netiz. Herkesin anadili, anasının ak sütü kadar helaldir. Anayasa’mızın 42’nci maddesinin de bu doğrultuda değiştirilmesini istiyoruz.”

DEVA Partisi’nin Temel Haklar Eylem Planı kapsamında vatandaşlık tanımını yeniden ele almayı teklif etmesi ve anadil ile ilgili vaatleri geçtiğimiz günlerin önemli tartışmaları arasında yer aldı.

Gazete Duvar’da yayımlananDuvar Arkası’ köşesinde” İYİ Parti’den Sözcü Kürşat Zorlu bu açıklamalarla ilgili “Masayı bağlamaz, ortak metinlerde bu konular olmayacak” yanıtı vermekle yetindi ama söz konusu vaatler parti içinde tepkiyle karşılandı” denildi. Yazının ilgili bölümü şöyle:

” Altılı Masa’nın birlikteliğini sarsacak açıklamalardan kaçınılması gerektiğine dikkat çeken İYİ Partili bir kurmay, “DEVA’nın dile getirdiği konular İYİ Parti’nin durduğu yer dikkate alındığında kesinlikle savunmadığı konular. Hepimizin farklılıkları var ama bu dönem farklılıkların öne çıkarılacağı bir dönem değil. DEVA yüzde 3’ü almaya çalışırken, bu açıklamalarla yüzde 10 gibi bir kesimi kaybediyor” değerlendirmesinde bulundu.

HDP’nin aday çıkarmasını da ‘çok olumlu’ olarak değerlendiren İYİ Parti kurmayları partilerinin oy oranı ile ilgili ise “Bizim oylar 15 bandına oturmuş görünüyor. Ama bunun da üstüne çıkacağız” iddiasında…”

Öte yandan Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme seçişte” üç senaryo

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçişte” Üç Senaryo

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

İYİ Parti’den DEVA’ya tepki

Öte yandan Altılı Masa’da yer alan DEVA Partisi’nin Temel Haklar Eylem Planı kapsamında vatandaşlık tanımını yeniden ele almayı teklif etmesi ve anadil ile ilgili vaatleri geçtiğimiz günlerin önemli tartışmaları arasında yer aldı.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, İYİ Parti’den Sözcü Kürşat Zorlu bu açıklamalarla ilgili “Masayı bağlamaz, ortak metinlerde bu konular olmayacak” yanıtı vermekle yetindi ama söz konusu vaatler parti içinde tepkiyle karşılandı.

Altılı Masa’nın birlikteliğini sarsacak açıklamalardan kaçınılması gerektiğine dikkat çeken İYİ Partili bir kurmay, “DEVA’nın dile getirdiği konular İYİ Parti’nin durduğu yer dikkate alındığında kesinlikle savunmadığı konular. Hepimizin farklılıkları var ama bu dönem farklılıkların öne çıkarılacağı bir dönem değil.

DEVA yüzde 3’ü almaya çalışırken, bu açıklamalarla yüzde 10 gibi bir kesimi kaybediyor” değerlendirmesinde bulundu. HDP’nin aday çıkarmasını da ‘çok olumlu’ olarak değerlendiren İYİ Parti kurmayları partilerinin oy oranı ile ilgili ise “Bizim oylar 15 bandına oturmuş görünüyor. Ama bunun da üstüne çıkacağız” iddiasında…

Paylaşın

CHP – İYİ Parti Görüşmeleri Keçiboynuzu Çayı Tüketimini Artırdı

Partiler arası ziyaretler, temaslar siyasetin olmazsa olmazı. Bir kanun teklifinde uzlaşmak, seçim ittifaklarını masaya yatırmak gibi Türkiye’yi yakından ilgilendiren pek çok mesele bu temaslarda müzakere edilir. Buluşmalar ya genel merkezlerde ya da Meclis’teki makamlarda gerçekleşir.

Bazı partilerinse bu buluşmalarda ikram ettiği kendilerine özgü içecekleri vardır. Örneğin Saadet Partisi’nin pek çok bitkinin karışımından oluşan ‘saadet çayı’ ya da HDP’nin ‘kaçak çayı’. İşte bu içeceklerden biri de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun misafirlerine ikram ettiği ‘keçiboynuzu çayı’dır…

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, soğuk algınlığına karşı koruduğu ve bağışıklığı güçlendirdiği söylenen bu çayın son günlerdeki tüketiminde dikkat çeken bir artış oldu! Sebebi ise İYİ Parti’nin sıklaşan CHP ziyaretleri. Başörtüsü ile ilgili anayasa değişiklik teklifine ilişkin ortak bir tutum arayışında olan iki partinin temsilcileri son günlerde o kadar sık bir araya geldiler ki, İYİ Parti kulislerinde “CHP’nin keçiboynuzu çayı tüketimi çoğaldı” esprileri yapılmaya başlandı.

Altılı Masa’nın ‘geçiş sürecinin’ üç senaryosu

Öte yandan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, 26 Ocak’ta yapılacak 6’lı masa toplantısı öncesinde trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in haberine göre 6’lı masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Bundan Sonra Ne Olacak?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022 yılında Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey görüşmeydi.

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

New York merkezli Century Vakfı’nın Uluslararası Araştırma ve Politika Merkezi Century International’da araştırmacı ve İsveç Savunma Araştırma Kurumu’nda (FOI) Ortadoğu analisti olan Aron Lund’a göre, Suriye ile ilgili durumu değiştiren şey, “Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu.”

Türkiye tarafının Erdoğan-Esad görüşmesinin seçimlerden önce olmasını istediğini kaydeden Lund, “Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor” diyor ve ekliyor:

“Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur. Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir.”

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekmesini olası görmeyen Lund’a göre, burada “terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli”:

“Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir.”

Ortadoğu analisti Aron Lund ile Türkiye-Suriye ilişkilerini, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatını ve tüm bu gelişmelerin Türkiye-İsveç ilişkileri üzerindeki muhtemel etkilerini konuştuk.

“Üçlü görüşme, çetrefilli bir sürecin ilk adımıydı”

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022’de Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında 2011’den bu yana en üst düzey görüşmeydi. Sizce bu görüşme, Türkiye’nin uzun süredir kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemeyi düşündüğü bir dönemde ne anlama geliyor?

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

“Rusya, harekata yeşil ışık yakmayı reddetti”

Sonuç itibariyle durumu değiştiren şey, Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Putin’in Ukrayna’yı işgali, feci bir strateji hatasıydı; bu da pek çok şeyin yanı sıra Rusya’nın Türkiye’ye daha önce olduğundan daha bağımlı hale gelmesine yol açtı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden yalnızca birkaç ay sonra Erdoğan Suriye’deki YPG bölgelerine bir saldırı daha düzenleyeceğini ilan etti ve YPG’nin Rusya koruması altında faaliyet gösterdiği birkaç alanı ayrı tuttu.

Fakat Rusya ayak diredi. Bölgede askeri güçleri var ve hava sahasına hakimler; dolayısıyla, askeri harekata yeşil ışık yakmayı reddettiler. Bunun yerine Rusya ve İran, Esad ile bir çeşit anlaşma yolu araması için Erdoğan’a baskı yapmaya başladı. Temmuz 2022’de Tahran’da yapılan üçlü zirvede ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinde verilen mesaj buydu gibi görünüyor.

“Ülkedeki durum, Erdoğan’ı taleplere açık hale getirdi”

Hiçbir şekilde bir Türkiye uzmanı sayılmam; ancak, Erdoğan’ı bu taleplere bu kadar açık ve anlayışlı hale getiren şeyin ülkedeki iç durum olduğu açık görünüyor. Erdoğan ve AKP, anketlerde kötü gidiyor ve Türkiye’deki muhalefet Esad ile normalleşme için bastırıyor. Mültecilerin geri gönderilmesi de özellikle pek çok seçmenin gündeminin üst sıralarında yer alıyor.

Esad’a ulaşmak Erdoğan için işleri yüz seksen derece döndürüp inisiyatifi eline almak için bir yol olabilir. Bunu bir dış politika kararı olarak nasıl değerlendirirseniz değerlendirin bu, akıllıca bir [seçim] kampanyası adımı.

Erdoğan ve Esad ne istiyor?

Yaz aylarında Türkiye ve Suriye istihbaratları ikili temasların devam etmesi için plan yapmaya başlamıştı. Kış başında, İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırının ardından Ankara müdahaleci söylemini tekrar arttırdı.

Rusya, müdahaleye engel olmayı sürdürdü, fakat [Türkiye’nin] haftalarca devam eden askeri güç kullanma tehdidi perde arkasında sürdürülen görüşmeleri ilerletmeye hizmet etmiş olabilir. 28 Aralık 2022’de de savunma bakanlarının görüşmesi sonunda gerçekleşmiş oldu.

O zamandan bu yana Türkiye ve Suriyeli yetkililer, cumhurbaşkanları zirvesinden önce yapılacak dışişleri bakanları görüşmesinin ne zaman ve nerede yapılacağını tartışıyor. Açıkça görülüyor ki Türkiye tarafı, seçim kazancı için zirvenin hızlıca yapılmasını istiyor.

Suriye tarafında söz konusu olan ise tam tersi bir teşvik: Zirveye gelene kadar elde edebilecekleri kadar çok taviz elde etmek istiyorlar.

Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor. Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur.

Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir. Esad rejimi çok inatçı olsa da Türkiye’yi yüz seksen derece döndürme fırsatını kaçırmak isteyecek kadar inatçı olduklarından şüpheliyim.

“M4 yolunun açılması kesinlikle gündemde olacak”

Türkiye-Suriye diplomatik ilişkileri sonunda yeniden sağlanır ya da normalleşirse sizce Türkiye ve Suriye ya da Erdoğan ve Esad hükümetlerinin bu durumdan kazancı ya da kaybı ne olur?

“Normal” ilişkilerin öngörülebilir gelecekte masada olduğunu düşünmüyorum. Türkiye, kuvvetlerini kuzey Suriye’den, en azından kuzey Suriye’nin tamamından çekmeyecek. Bir ülke, bir diğerinin topraklarının bir kısmını işgal ettiyse, ilişkiler ne kadar normalleşebilir?

Bununla birlikte, terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli. Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir. İşbirliği, çatışma ihtimallerini azaltma ve karşılıklı tavizler için pazarlık olabilir.

Henüz o noktada değiliz ama bunun olası bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de çıkarlarının nerede örtüştüğünü ya da en azından birbiriyle uyuştuğunu anlamak önemli çünkü bunlar, yeniden canlanan herhangi bir Türkiye-Suriye ilişkisinin temelinde olacaktır.

Burada en aşikar nokta, güvenlik ve ortak sınırlar ile cephe hatlarının yönetimi. Türkiye ve Suriye güçleri veya vekilleri ara ara çatışmaya devam edebilir ama çatışma yönetimi yapıları bulmaya da çalışabilirler.

Gerçek bir siyasi uzlaşmanın yokluğunda bile askeri diyalog, ortak bir anlayış ve acil hatlar gibi bazı şeyler geliştirebilirler. Bu da etkin olarak donmuş bir çatışmanın yolunu açabilir, bölgedeki çatışmaların dindirilmesine ve buna ek olarak karşılıklı cephe hatlarındaki düzenlemeleri beraberinde getirebilir.

Eğer diyalog ilerlerse, bazı şeylerin karşılıklı alınıp verildiği bir noktaya gelebilirler; belki bazı toprakların el değiştirmesi de buna dahil olabilir.

Kesinlikle gündemde olacak noktalardan biri, Halep ile Suriye kıyıları arasında, isyancıların bulunduğu bölgeden geçen kuzeybatıdaki M4 karayolunun yeniden açılması.

İki ülke de kötüye giden ekonomilerini düzeltmeye yardımcı olması adına cephe hatlarını ve sınır kontrol noktalarını açmak da isteyebilir. Suriye, Türkiye için bir kez daha Körfez ile transit ticaretin karayolu olabilir.

“Yakınlaşma, başka seçenekleri beraberinde getiriyor”

Burada ortak çıkar teşkil ettiği açık olan bir nokta da YPG ile nasıl başa çıkılacağı. Ne kadar güven ve koordinasyon oluşturabileceklerine bağlı olarak uygulanabilecek bir dizi seçenek var. Örneğin, Şam, Türkiye’nin insansız hava aracı (İHA) saldırıları ile Kürt liderleri hedef alması için istihbarat paylaşmayı ve hedeflere işaret etmeyi önerebilir.

Eğer derinleştirilmiş bir işbirliği aşamasına gelmeyi başarırlarsa, YPG ve ABD’nin varlığı ile nasıl baş edileceğine ilişkin bazı temel prensipler veya ortak bir strateji bile oluşturabilirler. Rusya, bu konularda kilit öneme sahip bir aktör olarak kalacakmış gibi duruyor.

Türkiye, daha kısa vadede Tel Rıfat veya muhtemelen Menbiç ve Kobanî’ye karşı harekete geçmek istediğinin sinyalini veriyor. Yakınlaşma ise tek taraflı bir Türkiye saldırısını daha az olası kılsa da başka seçenekleri beraberinde getiriyor.

Şam, belki daha sonra buraların kontrolünü ele geçirmek için Türkiye’nin sınırlı harekatlarına yeşil ışık yakabilir. Türkiye, bir iyi polis-kötü polis durumu yaratıp YPG liderlerini Türkiye’nin elinde yok olma ya da Esad’a boyun eğme arasında bir seçim yapmaya zorlayabilir.

Bu, muhtemelen daha olası sonuçlardan biri; bu, aynı zamanda Rusya’nın da tüm bu süreçte ısrarla istiyor gibi göründüğü bir şey.

“Türkiye’nin tamamen çekilmesi düşünülmüyordur bile”

Diğer konularda ise çıkarlar birbiriyle uyuşuyor olsa da simetrik değil. Örneğin, mülteci konusu, yaklaşan seçimleri de düşününce, Erdoğan’ın öncelikler listesinden çok üst sıralarda yer alıyor.

Ankara’nın seçimden önce bir çeşit çerçeve anlaşması yapmayı, hatta belki de ilk insan grubunun sınırı geçip geri gitmesini görmeyi umarak hızlı bir ilerlemeyi ısrarla isteyeceğini tahmin ediyorum.

Suriyeli yetkililer ise çoğu mültecinin Türkiye’de kalmasını tercih ederdi; ancak, bir çeşit geri dönüş anlaşmasını mümkün kılmak ya da engellemek ellerindeki en iyi siyasi varlıklardan biri ve burada bir dereceye kadar Erdoğan’a ayak uydurmak onlar için de mantıklı.

Hesap defterinin diğer tarafında ise şu var: Şam, Türkiyeli yetkililerden muhalefet faaliyetlerini azaltmasını isteyecektir. Fakat Türkiye’nin kuzey Suriye’deki bölgeleri kontrol etmek için bu isyancı gruplara ihtiyacı var; Türkiye, siyasi muhalefetin de barış sürecinde Türkiye’nin bir aracı olarak hayatta kalmasını istiyor. Bence burada yakın tarihe bakmak mantıklı olacak:

Hatırlayacağınız üzere, Türkiye 2020-2021 döneminde Mısır ile daha iyi ilişkilerin yolunu aramış, hükümet İstanbul merkezli Müslüman Kardeşler medyasından Kahire karşıtı söylemini yumuşatmasını istemişti.

Eğer Türkiye-Suriye ilişkileri gelişmeye devam ederse, bu tarz küçük şeyleri görmeye başlayabiliriz: Bu, kapanan bir medya organı ya da Doha’ya dönen muhalif bir grup olabilir. Fakat Türkiye’nin Esad’ı eleştirenleri baskılamak için ne kadar ileri gideceğinin bir sınırı var çünkü muhalefeti etrafta tutmak Türkiye’nin kendi stratejisi için temel bir nokta.

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekilmesi konusuna gelince ise bence bu düşünülmüyordur bile. Söylediğim gibi, Türkiye uzmanı değilim ama eğer ekonomi gerçekten yıkıcı bir krize girmezse ya da belki Erdoğan sonrası bir hükümet söz konusu olmazsa Ankara’nın kuzey Suriye’deki tüm varlıklarını öylece bırakacağını hayal edemiyorum.

Esad elbette kamuoyu önünde topyekun bir çekilmeyi talep etmeyi sürdürecektir; ancak, uygulamada, bu, eğer iki taraf da bir şeyleri halledecekse üzerinde çalışmaları gerekecek büyük, devam eden anlaşmazlıklardan biri.

Peki ya bölgedeki diğer aktörler?

Eğer Suriye ile ilişkiler Türkiye’nin istediği gibi gerçekten normalleşirse sizce bölgede faaliyet gösteren farklı ülkeler ve yerel aktörler bu gelişmeye nasıl yanıt verir? Böylesi bir adım sizce bölgedeki dinamikleri ve gerilimleri nasıl etkiler?

Bu, esasen bir Türkiye-Suriye konusu ve bir dereceye kadar da Rusya-Türkiye konusu ama bunun sonuçları olacaktır.

Türkiye, tarihsel olarak Esad’ın en çetin rakibi ve muhalefetten geriye kalanı destekliyor. Türkiye ile Esad hükümetinin normalleşmesi, Suriye çatışmasının sona erdiği izlenimini güçlendirebilir ve diğer ülkeleri de Şam ile yeniden ilişki kurma konusunda cesaretlendirebilir.

Suriye’nin tüm komşuları Şam ile tekrar konuşmaya başladığında, rejimi dışlama teşebbüsleri süresiz olarak daha zor olacaktır.

Kaldı ki savaşın etkilerine doğrudan maruz kalmayan ABD veya çoğu Avrupa Birliği (AB) ülkeleri gibi ülkeler, Esad’ın varlığını sürdürmesine adapte olma konusunda Ortadoğu ülkeleri ile aynı baskı ile karşı karşıya değil. Politikaları etkili olmayabilir ama bunu göze alabilirler.

Fakat dikkat edilmesi gereken bir nokta, Katar’ın ne yapacağı. Türkiye ve Katar, Suriye de dahil pek çok bölgesel meselede birlikte çalışıyor. Eğer Türkiye 28 Aralık’ta ilerlediği yönde ilerlemeyi sürdürürse, Katar’ın da siyasetini bir şekilde bu politikaya uydurmasını bekliyorum.

Katar, Türkiye’nin aracılığında kendi normalleşme sürecini başlatabilir ya da Ankara ile sürtüşmeden kaçınmak için sadece Esad hakkında daha az konuşup insani yardımdan daha çok söz edebilir.

“Tek taraflı bir harekat artık daha az olası”

Yakın gelecekte Erdoğan ve Esad’ın doğrudan görüşmesini ve/veya Türkiye’nin kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemesini bekliyor musunuz?

Bence bunların ikisi de olası. Türkiye’deki seçimlere bağlı olan çok şey var.

Erdoğan, seçimlerden önce Esad ile fotoğraf vermek istiyor gibi görünüyor; bunu seçmenlere bir dış politika başarısı ve mültecilerin geri gönderilmesi yolunda bir adım olarak sunacaktır.

Esad, Erdoğan’ın seçim kampanyasına yardım etme konusunda çok istekli görünmüyor ama eğer bedeli uygunsa bunu yine de yapabilir. Rejimi her zaman inatçıydı ve muhtemelen daha fazla taviz için geri duracaklardır; ancak, sürecin er ya da geç ilerlemesini bekliyorum.

Suriye hükümetinin başlıca müttefikleri Rusya ve İran ve her ikisinin de başı çok büyük dertte. Esad, şu anda aldığı desteğin bu düzeyde devam edeceğinden emin olamaz; Türkiye ile ilişkileri düzeltme şansının verildiği şu zamanda bu fırsatın kaçmasına izin vermek abes olur.

Bu nedenle bir Erdoğan-Esad zirvesi – ya da en azından telefon görüşmesi gibi bir şey – olası görünüyor. Göreceğiz.

YPG’ye yönelik yeni bir Türkiye saldırısına gelecek olursak, tek taraflı bir askeri harekat artık daha az olası. Fakat, söylediğim gibi, YPG’ye karşı nasıl işbirliği yapılacağına ilişkin başka askeri ve askeri olmayan seçenekler mevcut. Eğer Türkiye Esad’a topraklarını YPG’den alması konusunda yardım ederse, bu aradıkları kazan-kazan sonucu olabilir: Ankara YPG’ye zarar vermiş, Şam da topraklarını genişletmiş olur.

“İsveç hükümeti çok ince bir çizgide yürüyor”

Son olarak, İsveç hükümetinin NATO üyeliği yolunda Madrid Üçlü Muhtırası uyarınca fiili silah ambargosunu kaldırmak da dahil bir dizi adım attığını düşünürsek, sizce muhtemel bir Erdoğan-Esad görüşmesi ya da Suriye’ye olası bir harekat, İsveç’in NATO’ya üyelik süreci bağlamında Türkiye-İsveç ilişkilerini nasıl etkiler?

Erdoğan-Esad görüşmesinin İsveç-Türkiye ilişkilerinde bir değişikliğe sebep olacağını sanmıyorum. İsveç hükümeti bunu onaylamayabilir ama İsveç Suriye’deki çatışma açısından çok küçük bir öneme sahip.

NATO meselesi konusunda Erdoğan’ı tatmin etmeye ihtiyacı olduğundan, İsveç hükümetinin Türkiye’nin İsveç’in çıkarlarını doğrudan etkilemeyen herhangi bir davranışını protesto etmesini olası görmüyorum.

Eğer beraberinde getireceği şiddet İsveç ve başka ülkelerde protestolara sebep olursa, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri bir harekatının dolaylı bir etkisi olabilir. 2018 ve 2019’da olan buydu.

YPG yanlısı protestocular, İsveç’te Stockholm-Ankara ilişkilerini zehirlemek için halihazırda ellerinden geleni yapıyor; fakat bunlar İsveç siyasetinin marjında yer alıyorlar. Suriye’de etnik vahşetler daha ana akım siyasetçilerin konuya müdahil olmasına yol açabilir, bu da Ankara ile müzakere ederken hükümetin üzerinde baskı yaratabilir ve manevra alanını daraltabilir.

Yakın zamanda yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, İsveç’in NATO başvurusuna destek çok yüksekti; ancak, İsveçlilerin yaklaşık yüzde 80’i Türkiye’nin İsveç’in yasal ve anayasal düzeninde değişiklik taleplerine karşı çıkıyordu. Başka bir deyişle, İsveç hükümeti halihazırda çok ince bir çizgide yürüyor. (SD)

* Bu söyleşideki görüşler, Aron Lund’un kişisel görüşleridir; İsveç Savunma Araştırma Kurumu (FOI) adına ya da kurumu temsilen paylaşılmamıştır.

(Kaynak: Bianet / Selay Dalaklı)

Paylaşın

İkinci El Araç Fiyatları Yüzde 43 Arttı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da açıklanan veriler durumun öyle olmadığını ortaya koyuyor. İlan fiyat değişimleri incelenerek yapılan bir analize göre, online pazarda ikinci el araç fiyatları ortalamada yüzde 43 arttı. 

Indicata’nın ikinci el online pazar raporundan derlenen verilere göre, 2021’de 1 milyon 652 bin 710 adetlik satış yapılan ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında, 2022’de 1 milyon 811 bin 498 adetlik satış gerçekleşti. Böylece satışlarda 2021’ye göre yüzde 10 artış kaydedildi.

2022 yılı toplamında ikinci el online pazarında 3 milyon 949 bin 259 ilan yayınlanırken, ilanı yayınlanan araçların yüzde 46’sı satıldı. (İlandan tamamen kaldırılan araçlar satılmış kabul ediliyor.)

İkinci el online pazarında en çok satışı gerçekleşen ilk 32 markanın 358 modeline ait 2 bin 543 varyantının 2010-2021 model yıllarındaki 110 bin 215 adet ilanın fiyat değişimleri incelenerek yapılan analize göre, online pazarda ikinci el araç fiyatlarında ortalamada yüzde 43’lük fiyat artışı gözlemlendi.

Yıllık segment bazlı satışlara bakıldığında, SUV segmenti araçların payı önceki yıl ile kıyaslandığında yüzde 11.17 artış gösterdi.

Otomobillerin satışlardaki payı yüzde 81

Geçen yıl segment bazında ele alındığında pazarın lideri, 594 bin 934 adetlik satış ve yüzde 40,4 payla C segmenti oldu. B segmenti 329 bin 069 adet ve yüzde 22,4 payla ikinci, D segmenti de 221 bin 328 adet, yüzde 15 payla üçüncü sırada yer aldı.

Toplam satışlarda otomobillerin payı yüzde 81, hafif ticari araçların payı da yüzde 19 seviyesinde belirlendi.

Geçen ay satışlar ve fiyatlar arttı

Diğer yandan aylık bazda ele alındığında, 2022 yılı aralık ayında ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında toplam 215 bin 466 adet satış gerçekleşti.

Aralık 2022 satışlarında, Kasım 2022 ile kıyaslandığında yüzde 28 artış görüldü. Aralık ayında ikinci el online binek ve hafif ticari araç pazarında bir önceki aya göre ortalama yüzde 4,21’lik fiyat artışı gözlendi.

Günlük 450 binden fazla ikinci el araç datası analiz ediliyor

Makine öğrenmesi, yapay zeka ve büyük verinin birleşmesinden oluşan iş zekası seti Indicata, Türkiye’deki ikinci el online araç pazarını tarayarak günlük 450 binden fazla ikinci el araç datasını analiz ediyor.

Rapordaki satış verileri, ikinci el ticareti yapan 40 binden fazla kurum ve kuruluşun online pazarda verdikleri ilan verilerine dayanıyor. Bunlar arasında Sahibinden, Arabam, Letgo, VavaCars gibi listeleme sitelerinin yanı sıra OEM’lerin kurumsal ikinci el web siteleri, Leaseplan, Intercity ve Otokoç gibi yüksek adetli satışların gerçekleştiği kurum ve platformlar yer alıyor.

Rakamlar içerisinde bireysel araç ilanlarına ait veriler bulunmuyor.

Online platformda ikinci el ticareti yapan kurumlar, iki sebeple satışa sundukları araçların ilanlarını geri çekiyor.

Birincisi, değişen pazar koşullarına göre ilandaki araçların fiyatını revize ederek ilanı yeniden yayınlıyor. Söz konusu ilanların yeniden ne zaman yayınlandığı da Indicata tarafından takip ediliyor.

İkinci olarak, ticaret yapan kurum, aracını sattığı için ilandan çekiyor ve yeniden satışa sunacağı bir aracının ilanını yayınlıyor. Bu ikinci grup araç ilanları, yani ilandan tamamen kaldırılan araçlar “satış” olarak kabul ediliyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan İş Dünyasına Kılıçdaroğlu Eleştirisi

İş insanlarının Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarına tepki göstermemesini eleştiren Erdoğan, “Sanayi ve ticaret odalarımızın önemli kısmından maalesef bu tehditler karşısında ciddi bir ses yükselmedi. Bu zatın özel sektörü alenen tehdit eden ifadeleriyle ilgili serbest piyasa ekonomisi savunucularından da tek bir eleştiri cümlesi duymadık” dedi ve ekledi:

“Oysa ‘Türkiye güvenli değil’ iftirası karşısında biz siyasetçilerden önce en güçlü tepkiyi iş dünyamızın vermesi gerekirdi. Çete yaftası karşısında en sert eleştirinin iş dünyamızın, iş adamlarımızın bizatihi kendisinden gelmesi gerekirdi.”

Altılı Masa’ya da eleştiren Erdoğan, şu ifadelerini kullandı: “Yıkım masasının son dönemde bürokrasiden savunmaya, ekonomiden güvenliğe kadar farklı alanlarda tehdit dozunu sürekli arttırmasında bu sessizliğin önemli payı olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki seçimler bu konuda da bir dönüm noktası olacaktır.

Yabancı ekonomi komiserlerinden medet uman müstemleke sevdalılarının ülkemizi tekrar kriz bataklığına sürüklemesine göz yummayacağız. Bunlar tek derdi gel deyince koşa koşa gelen, git deyince tıpış tıpış giden, iradesi ve özgür karar alabilme kabiliyeti olmayan güdük bir şahsiyeti millete cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ettirmektir.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Ekonomiye Değer Katanlar Ödül Töreni”ne katıldı. Törende konuşan Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Bu sene Cumhuriyetimizin 100’üncü kuruluş yıldönümünü idrak edeceğiz. 29 Ekim 2023 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin inşallah ikinci asrına merhaba diyeceğiz. Birleşmiş Milletler üyesi 193 devletin çoğunun geçmişinin 50-60 yılını zor bulduğu denklemde, 100 yıl elbette bir devlet için önemlidir. Güçlü bir birikim ve geleneği ifade eden bir zaman dilimidir. Sadece bu vasfıyla bile Cumhuriyetimiz, dünyada farklı bir konuma sahiptir. Ancak Türkiye, tarihi bir asra hapsedilemeyecek kadar köklü maziye, derin hafızaya, eşine az rastlanır zengin müktesebata sahip bir devlettir.

Kökü mazide ati olan ati ifadesinin ete kemiğe büründüğü yer hiç şüphesiz Bursamızdır. Bursa Sanayi ve Ticaret Odamız, 134 yıllık köklü geçmişiyle şehrimizin hafızası konumundadır. Odamız 1,5 asra yaklaşan bu tarihi süreç içerisinde Osmanlı’nın dağılmasına, vatan topraklarının işgal edilmesine, yeni devletimiz Cumhuriyetimizin kuruluşuna, tek parti faşizminin millet iradesiyle yıkılışına, Menderes ve arkadaşlarının öncülüğünde demokrasiye geçişe, her 10 yılda bir tekrarlanan darbe ve vesayet girişimlerine, ülkemiz ekonomisinin 70 cente muhtaç olduğu kara günlere, sokaklarımızda terör ve kargaşanın kol gezdiği yıllara hasılı milletimizin yaşadığı tüm sıkıntılar, zorluklara, ekonomik ve siyasi çalkantılara bizzat şahitlik etmiştir. Tüm krizlerle beraber son 20 yılda yakalanan ekonomik ivmeyi ve topyekun kalkınma hamlesini de bizzat gördünüz, yaşadınız.

Artık şu gerçeği hepimiz idrak edebiliyoruz, siyasi istikrarın tesisi ekonomik büyüme açısından vazgeçilmezdir. Belirsizliğin hakim olduğu bir iklimde ne ekonomi ne de demokrasi gelişir. Hükümetlerin ortalama ömrünün 1,5 yılı bile bulmadığı bir siyasi atmosferde istikrardan bahsedilemez. Daha ötesi 24 günlük, 38 günlük, 2 aylık hükümetlerin görev yaptığı bir ülkede iş dünyası önünü göremez, geleceğini planlayamaz. AK Parti öncesi eski Türkiye ile yeni Türkiye arasındaki en büyük fark işte budur.

Bolu Tüneli gibi 17 bakan eskiten nice eseri milletimizin hizmetine sunduk. Koalisyon hükümeti olsa 10-15 yılda bitmeyecek yüzlerce köprüyü otoyolunu, havalimanını birkaç yıl gibi rekor sürelerde hizmete açtık. Bugün dünya enerji ve gıda başta olmak üzere krizleri konuşurken biz ihracatta 254 milyar dolara ulaşmamızı konuşuyoruz. Savunmadan enerjiye her alanda yakalanan tarihi başarıları konuşuyoruz. Bölgemizde yaşanan sıcak çatışmalara rağmen Türkiye’nin yıldızı daha çok parlıyor.

Yapmak, imar ve ihya etmek zor; yıkmak, yok etmek daima kolay olandır. Binbir emekle belli seviyelere getirilen projelerin akamete uğratılması, kifayetsiz bir muhterisin yanlış kararının ürünü bir imzaya bakar. Bunun acı örneklerine başta Devrim otomobilleri olmak üzere bunun örneklerine geçmişte defalarca rastladık. Şimdi aynı kirli oyun tekrar sahnelenmek istiyor.

Türkiye’nin son 20 yılda en büyük başarıyı elde ettiği savunma sanayi alanında kopartılan fırtınayı eminim sizler de takip ediyorsunuz. Daha sandıktan bile çıkmadan ülkemizin gurur kaynağı olan projelerini dillerine dolamaya başladılar. Milyarlarca dolar ihracat yapan firmalarımızı itibarsızlaştırmaya kalktılar. Attıkları yalanın altında ezilince de mertçe çıkıp özür dilemek yerine masanın diğer ortakları gibi başkalarını suçlama yoluna gittiler.

İHA ve SİHA konusu aslında Altılı Masa’nın ülkemizin stratejik yatırımlarına yönelik hazımsızlıklarının ilk değil en son örneğidir. Yatırım ve eser düşmanlığında ilk sırada masanın büyük ortağı vardır. Milletle gönül bağını tamamen kopartmış olan bu ortak, şimdiye kadar havalimanlarımız, şehir hastanelerimiz, enerji tesislerimiz, teknoloji şirketlerimiz dahil pek çok yatırımımızı doğrudan hedef aldı. Tüm dünyada başarılarıyla adından söz ettiren şirketlerimize çete iftirası atmaktan çekinmedi. Daha pek çok ihanet derecesine varan hezeyanlarla, tehditlerle iş dünyamıza yönelik iftiralarda bulundular.

Sanayi ve ticaret odalarımızın önemli kısmından maalesef bu tehditler karşısında ciddi bir ses yükselmedi. Bu zatın özel sektörü alenen tehdit eden ifadeleriyle ilgili serbest piyasa ekonomisi savunucularından da tek bir eleştiri cümlesi duymadık. Oysa ‘Türkiye güvenli değil’ iftirası karşısında biz siyasetçilerden önce en güçlü tepkiyi iş dünyamızın vermesi gerekirdi. Çete yaftası karşısında en sert eleştirinin iş dünyamızın, iş adamlarımızın bizatihi kendisinden gelmesi gerekirdi.”

‘Tehditlerin artmasında sessizliğin önemli pay var’

Yıkım masasının son dönemde bürokrasiden savunmaya, ekonomiden güvenliğe kadar farklı alanlarda tehdit dozunu sürekli arttırmasında bu sessizliğin önemli payı olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki seçimler bu konuda da bir dönüm noktası olacaktır. Sükutun yerini inşallah çok güçlü bir tepki alacaktır. Hak ettiklerini cevabı sandıkta vereceğiz.

Yabancı ekonomi komiserlerinden medet uman müstemleke sevdalılarının ülkemizi tekrar kriz bataklığına sürüklemesine göz yummayacağız. Milletimizin gündeminden çıkardığımız siyasi istikrarsızlık ikliminin yeniden hortlatılmasına müsaade etmeyeceğiz. Sadece son birkaç ayda yaşadıklarımız bile bu çürük yapının Türkiye’ye kavga, entrika, kriz ve kaos dışında hiçbir şey vaat etmediğini göstermeye yeterlidir.

Bunlar tek derdi gel deyince koşa koşa gelen, git deyince tıpış tıpış giden, iradesi ve özgür karar alabilme kabiliyeti olmayan güdük bir şahsiyeti millete cumhurbaşkanı adayı olarak kabul ettirmektir. Bunun dışında ülkeye ve millete dair hiçbir hayalleri, hiçbir hedefleri yoktur. Ne milletimizin ne de iş dünyamızın böyle bir tuzağa düşmeyerek tercihini güçlü cumhurbaşkanından, güçlü hükümetten netice olarak da güçlü Türkiye’den yana kullanacağına inanıyorum.”

Paylaşın

“Cırcır Böceği Tozu” Avrupa Birliği’nin Yeni Gıdaları Arasında

Avrupa Birliği (AB) un kurdu ve çekirgeden sonra cırcır böceğini de gıda ürünlerinde kullanılmak üzere serbest bıraktı. Söz konusu uygulamadan, ilk beş yıl boyunca sadece cırcır böceğinin toz olarak serbest bırakılması için resmi başvuruda bulunan şirket faydalanacak.

Un kurdu ve çekirgenin ardından Avrupa Birliği’nde (AB) cırcır böceği de gıdalarda belli miktarda kullanılabilecek. Vietnamlı bir şirketin 2019’daki kullanım başvurusu üzerine yapılan inceleme sonrasında cırcır böceğinin kimi unlu mamüller, atıştırmalıklar, soslar, makarna, bisküvi ya da et katkı maddesi vb olarak kullanımına izin verilmişti. Uygulama 24 Ocak’ta yürürlüğe giriyor.

Avrupa Birliği’nin (AB) resmi gazetesinde yayınlanan bilgilendirme ile birlikte un kurdu ve çekirgeden sonra cırcır böceği de gıda ürünlerinde kullanılmak üzere serbest bırakılmış oldu. Söz konusu uygulamadan, ilk beş yıl boyunca sadece cırcır böceğinin toz olarak serbest bırakılması için resmi başvuruda bulunan şirket faydalanacak.

Ürünlerin içindekiler kısmında yer alacak

AB’nin yayınladığı genelgeye göre, söz konusu gıdalarda böcek tozu kullanıldığının belirtilmesi şartı bulunuyor. Avrupa’da tüketimi çok da yaygın olmayan ürünler önce incelenip “yeni tür gıda ürünü” olarak derecelendirilyor. AB, Mart 2022’de cırcır böceğini yeni gıda ürünü olarak resmen sınırflandırmıştı. 24 Ocak 2023’ten itibaren de yağsız toz halinde kullanımı resmen yürürlüğe giriyor. Söz konusu ürünlerin kulanımına izin verilmeden önce Avrupa Birliiği Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) tarafından inceleniyor ve özel bir prosedürden geçiriliyor.

Gıdalarda böcek kullanımı diğer maddelerde de olduğu gibi paketin üzerinde, tüketicinin bakabileceği içindekiler bölümünde deklare edilmek zorunda. Halen kullanılan böceklere ilişkin standart bir hukuki tanımlama yer almadığından genellikle hayvanların Latince adı belirtilerek dikkat çekiliyor. Cırcır böceğinin kullanıldığı ürünlerde de örneğin “Acheta Domesticus tozu kullanılmıştır” ibaresinin yer alması bekleniyor. Böceklerin kullanıldığı gıdaların kimi alerjik tepkiye yol açabileceğine dikkat çekilse de alerjik ürün olarak deklare edilmiyor ve tüketicilerin içindekiler kısmına bakması tavsiye ediliyor.

Sevmeyenlerin korkması gerekiyor mu?

Böcekler pahalı malzeme olduğundan gıda ürünlerinde günümüzde yaygın şekilde kullanılmıyor. Ancak protein oranının yüksekligi nedeniyle gelecekte et veya balık gibi ürünlere alternatif olabileceği öngürüsünde bulunuluyor. Değerli Omega 3 ve Omega 6 doymamış yağlar içeren kimi böceklerin ayrıca magnezyum ve fosfor açısından da zengin olabildiği belirtiliyor. Kimi çekirge türlerinin örneğin sığır veya tavuktan çok daha fazla protein içerdiği de bilinen bir gerçek. Protein değeri açısından böceklerin kimi kuru yemiş, tahıl ve hububat ürününden daha değerli olduğu bildiriliyor. Üretim açısından da iklimle daha dost olduklarına dikkat çekiliyor.

AB’nin 2015 yılındaki kararnamesiyle yenilikçi gıda maddelerinin değerlendirme ve izin işlemlerinin kolaylaştırılması ve Avrupa çapında merkezileştirilmesi hedeflenmişti. Böcekler, çevreye fazla zarar vermemeleri ve yüksek besin değerleri nedeniyle sürdürülebilir bir protein kaynağı olarak görülüyor ve pek çok kültürde cırcır böceği, çekirge, un kurdu gibi böcekler zaten sıklıkla tüketiliyor. Avrupa’da ise böcek içeren gıda maddeleri çok küçük bir piyasaya sahip.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Akşener: Azgın Saray Azınlığına Karşı Kaybeden Milyonlar Var

Partisinin Diyarbakır il kongresinde konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, “Bir yanda suç işleme özgürlüğü olanlar, diğer yanda nefes alması suç görülen gençler var. Bir yanda 10 maaş alan danışmanlar var, diğer yanda senin gibi atanamayan gencecik öğretmenlerimiz, mimarlarımız, çocuklarımız var. Bugün Türkiye’de karne hediyesi olarak annen sana ne aldı denildiğinde et aldı diyen ilkokulda okuyan çocuklar var. Kasaptan 3 parça pirzolayı çocuğuna hediye alan anneler var.” dedi ve ekledi:

Kardeşlerini anlatıyorsun, yeğenlerini anlatıyorsun ama 5 bin dolarlık kıyafet giyen tuhaf sakallı, pudracılar var. Arabasıyla, teknesiyle fotoğraf çektirip gencecik çocuklarımızın gözüne sokan saygısız nesiller var. Azgın saray azınlığına karşı kaybeden milyonlar var.

Konuşmasının devamında, “1923’ün kıymetini bilmezsek 2023’ü kaybederiz” diyen Akşener, “Allah’ın teveccühü ile ilk seçimde tüm ülkeye ulaşacak. 14 Mayıs günü Hep birlikte yeter söz milletin diyebileceğimiz mukaddes bir gün olacak. 14 Mayıs işte bunun miladı olacak. Kurtla öldüren, çobanla yiyen, sahibiyle ağlayanlara hep birlikte hep bir ağızdan ‘Yeter söz milletindir’ diyeceğimiz mukaddes bir milat olacak. Çünkü istibdat onlarınsa hürriyet bizimdir, saray onlarınsa sandık bizimdir, zulüm onlarınsa mayıslar bizimdir” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Merak Akşener, Diyarbakır’da partisinin il kongresinde konuştu.

Akşener, partisi ile ilgili, “İYİ Parti’yi evlatlarını doyurma derdindeki analarımız, borç batağındaki babalarımız kurdu. İYİ Parti’yi atanamayan mimarlarımız, biraz önce benimle konuşan gençler, üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamayan gençler kurdu. İYİ Parti’yi bu vatanın has evlatları, Kürtler, Türkler, Zazalar kurdu. İYİ Parti’yi şanlı bir tarihe sahip olmanın umuduyla, eşitliğe, hürriyete ulaşma hayaliyle milletimizin her kimliğinden cesur insanlar kurdu. Onlar kurdu biz sadece tabelaları astık” dedi.

“Buraya kucaklaşmaya geldim”

“Her türlü iftiraya inat Diyarbakır bize kollarını açtı” diyen Akşener şöyle devam etti:

İlk günden beri uçurumun kenarındaki ülkemizi kurtarmak için yanımdasınız. Zulme rağmen baskılara rağmen aslanlar gibi yanımdasınız. Bu topraklar kadirşinaslığın, mertliğin topraklarıdır. Ben buraya hamasi nutuklar atmaya gelmedim. Ben buraya bu topraklar korumasın diye Dicle’ye bir damla su olmaya geldim. Ben buraya marazları kovmaya geldim. Ben burada çalmadan kapıdan girebileceğimi bilerek geldim. Ben buraya kadim bir ahde vefa sunmaya geldim. Ben buraya rızanızı almaya geldim. Bir şeref sözüyle ön yargı duvarlarını yıkmaya geldim. Ben buraya kucaklaşmaya geldim. Düşmanlar barışır ama kan kardeşler kucaklaşır.

Her daim güler yüzüyle bilinen insanlarımız gülmek için bir sebep bile bulamıyor. Çünkü artık işi rast gitmiyor, ocağı tütmüyor. Kirasını, kredi kartını, taksitlerini, gübresini, mazotunu nasıl ödeyeceğini düşünüyor. Aç milletini tok kılma sevdasını yaşayan devletimizin başında bugün milletimizin sesini duymazdan gelen vicdansız bir iktidar var.  Kendini ağa, milletimizi maraba gören çirkin bir zihniyet var. Korkuyla, sopayla yönetmeyi bilen vicdansız bir sistem var. Bugün mukaddesatımız fasıkların eline düşmüştür. Bugün ahlak arsızların diline düşmüştür. Bugün bayrak şuursuzların elinde kalmıştır.

“Azgın saray azınlığına karşı kaybeden milyonlar var”

“Bugün artık Türk,  Kürt yok; Alevi, Sünni yok; şehirli, köylü yok; muhafazakar, seküler yok; sağcı, solcu yok. Bugün Türkiye’de artık AK Partililer ve diğerleri var” diyen Akşener şunları söyledi:

Bir yanda suç işleme özgürlüğü olanlar, diğer yanda nefes alması suç görülen gençler var. Bir yanda 10 maaş alan danışmanlar var, diğer yanda senin gibi atanamayan gencecik öğretmenlerimiz, mimarlarımız, çocuklarımız var. Bugün Türkiye’de karne hediyesi olarak annen sana ne aldı denildiğinde et aldı diyen ilkokulda okuyan çocuklar var. Kasaptan 3 parça pirzolayı çocuğuna hediye alan anneler var. Kardeşlerini anlatıyorsun, yeğenlerini anlatıyorsun ama 5 bin dolarlık kıyafet giyen tuhaf sakallı, pudracılar var. Arabasıyla, teknesiyle fotoğraf çektirip gencecik çocuklarımızın gözüne sokan saygısız nesiller var. Azgın saray azınlığına karşı kaybeden milyonlar var.

“1923’ün kıymetini bilmezsek 2023’ü kaybederiz” diyen Akşener, “Allah’ın teveccühü ile ilk seçimde tüm ülkeye ulaşacak. 14 Mayıs günü Hep birlikte yeter söz milletin diyebileceğimiz mukaddes bir gün olacak. 14 Mayıs işte bunun miladı olacak. Kurtla öldüren, çobanla yiyen, sahibiyle ağlayanlara hep birlikte hep bir ağızdan ‘Yeter söz milletindir’ diyeceğimiz mukaddes bir milat olacak. Çünkü istibdat onlarınsa hürriyet bizimdir, saray onlarınsa sandık bizimdir, zulüm onlarınsa mayıslar bizimdir” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Galatasaray Ve Beşiktaş Zarar, Fenerbahçe Kar Etti

“Üç Büyükler” olarak anılan Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın 6 aylık süreçteki mali performansları yapılan bildirimlerin ardından göz önüne serildi. Buna göre “Üç Büyükler” arasında en çok kâr eden takım Fenerbahçe oldu. 

Beşiktaş’ın önceki yılın aynı dönemine göre zararını azalttığı, Galatasaray’ın ise aynı dönemde belirgin şekilde arttığı görüldü. Trabzonspor’un ise 30 Kasım 2022 tarihli finansal raporların KAP’a bildirimiyle ilgili olarak ek süre talebi Sermaye Piyasası Kurulu tarafından uygun görüldü.

Süper Lig’de şampiyonluk yaşayan ve “Üç Büyükler” olarak adlandırılan Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) 1 Haziran 2022-30 Kasım 2022 dönemini kapsayan 6 aylık bilançolarını açıkladı.

Kâr açıklayan tek takım Fenerbahçe 

Sarı-lacivertliler, 1 Haziran-30 Kasım 2022 tarihleri arasındaki 6 aylık süreçte konsolide net toplam 252 milyon 886 bin 835 lira ile rakipleri arasında kâr açıklayan tek takım oldu.

İstanbul temsilcisi, 1 Haziran-30 Kasım -Ağustos 2021 döneminde 40 milyon 807 bin 428 lira kâr bildirmişti.

Beşiktaş, 6 ayda 71 milyon zarar etti

Beşiktaş, 1 Haziran 2022-30 Kasım 2022 tarihleri arasında 71 milyon 955 bin 186 lira zarar ettiğini açıkladı.

Siyah-beyazlıların geçen yılın aynı dönemine göre zararını az da olsa azalttığı görüldü. Beşiktaş, daha önce de 6 aylık süreçte 73 milyon 512 bin 425 lira zarar açıklamıştı.

En çok zarar Galatasaray’dan

Galatasaray, 1 Haziran-30 Kasım 2022 dönemini kapsayan 6 aylık süreçte 254 milyon 312 bin 843 lira zarar duyurdu.

Sarı-kırmızılıların 1 Haziran-30 Kasım 2021 dönemindeki zararı 59 milyon 285 bin 261 lira olarak gerçekleşmişti.

“Üç Büyükler” hasılatı artırsa da maliyetleri karşılamıyor

“Üç Büyükler”, Haziran-Kasım 2022’de elde ettikleri hasılatı bir önceki yıla göre artırdı.

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray, 1 Haziran-30 Kasım 2022’de toplam 2 milyar 288 milyon 365 bin 566 lira hasılat elde etse de “Satışların Maliyeti” kalemi 2 milyar 632 milyon 182 bin 239 liraya yükseldi.

Bu dönemde 3 takımın önceki yılki hasılatı ise 1 milyar 437 milyon 482 bin 855 lira olarak kayıtlara geçmişti.

6 aylık dönemin hasılat şampiyonu 1 milyar 37 milyon 374 bin 654 lira Fenerbahçe oldu.

Sarı-lacivertlilerin, 2021’in aynı döneminde elde ettiği 713 milyon 493 bin 762 lira hasılatı, 323 milyon 880 bin 892 lira artırdı.

Hasılat gelirlerinde Fenerbahçe’yi Beşiktaş takip etti.

1 Haziran-30 Kasım 2022’nin 6 aylık döneminde 658 milyon 606 bin 160 lira hasılat elde eden siyah-beyazlılar bir önceki yıla bu kalemi artırdı.

İstanbul temsilcisi 2021’in aynı döneminde 377 milyon 796 bin 217 lira gelir sağlamıştı.

Hasılat gelirlerinde Galatasaray rakiplerinin ardında kaldı.

Bu yıl 6 ayda 592 milyon 384 bin 752 lira hasılata ulaşan sarı-kırmızılı ekip geçen yıl aynı dönemde 346 milyon 192 bin 876 lira elde etmişti.

Takımların hasılatlarının artmasına karşılık satış maliyetlerini karşılaşmadığı gözlemlendi.

Yapılan bildirime göre “Satışların Maliyeti” kalemi 1 milyar 54 milyon 255 bin 341 lira olan Fenerbahçe 16 milyon 880 bin 687 lira, 843 milyon 376 bin 888 lira olan Galatasaray 250 milyon 992 bin 136 lira, 734 milyon 550 bin 10 lira olan Beşiktaş ise 75 milyon 943 bin 850 lira brüt zararda.

“Genel Yönetim Giderleri” en çok Beşiktaş’ta arttı

“Üç Büyükler”in açıkladıkları 3 aylık bilançolarda “Genel Yönetim Giderleri” başlığı da dikkat çekti.

Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray kulüpleri, 1 Haziran-30 Ağustos 2022 döneminde toplam 64 milyon 733 bin 64 lira “Genel Yönetim Giderleri” harcaması yaptı. Geçen yılın aynı döneminde bu rakam 39 milyon 764 bin 327 liraydı.

Gider kaleminde bir önceki yıla göre en belirgin değişim Beşiktaş’ta yaşandı.

2022 yılındaki 6 aylık süreçte 14 milyon 416 bin 552 lira harcama yapan siyah-beyazlı kulüpte bu rakam, 2021’in aynı döneminde 7 milyon 947 bin 860 lira olarak gerçekleşmişti.

“Genel Yönetim Giderleri”nde en yüksek harcama yapan kulüp ise Fenerbahçe oldu.

2022’de bu kalem için 26 milyon 516 bin 44 lira harcama yapan sarı-lacivertliler, 2021’in aynı döneminde 18 milyon 680 bin 457 lira ödemişti.

Galatasaray, 1 Haziran-30 Kasım 2022 arasında 23 milyon 800 bin 468 lira “Genel Yönetim Giderleri” harcaması yaptı.

Geçen yıl bu rakam 13 milyon 136 bin 10 lira olarak gerçekleşmişti.

“Genel Yönetim Giderleri”, bir işletmenin yönetim fonksiyonları, işletme politikasının tayini, organizasyon ve kadro kuruluşu, büro hizmetleri, kamu ilişkileri, güvenlik, hukuk işleri, personel işleri, kredi ve tahsilatları da kapsayan muhasebe ve mali işler servislerinin giderlerinin izlendiği hesaplara verilen isim olarak tanımlanıyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın