Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan – Esad Görüşmesi İçin Yeni Koşul

2022 yılının aralık ayında Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Moskova’da bir araya gelmişti. Moskova’daki toplantı, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey görüşmeydi.

Moskova’da yapılan üçlü görüşme uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Türkiye ile Suriye ilişkilerinin normalleşme sürecinde Şam yönetiminden ‘toprak bütünlüğü’ ve ‘işgal’ açıklamaları gelirken, müzakere sürecinde dikkatlerin M4 karayolunun yeniden açılmasına çevrildiği belirtildi.

‘M4’ adıyla bilinen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun yeniden açılması için Lazkiye’nin Kasab bölgesinde, ‘gizli’ görüşmeler yapıldığı iddia edildi.

Suudi gazetesi Şarkul Avsat, Ankara ve Şam arasında güvenlik düzeyinde görüşmelerin gerçekleştirildiğini aktardı. Toplantılar kapsamında, Türkiye’nin M4 karayolunun kontrolünü devralma konusunda ‘esneklik gösterdiği’ ileri sürüldü.

‘Çekilme için takvim belirlensin’

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev’in, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmek üzere Şam’a gittiği belirtildi. Esad’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılacak olası bir görüşme öncesi ‘Türkiye’nin ülkenin kuzeyinden çekilmesi’ talebini yinelediği, ‘en azından bir takvim belirlenmesi gerektiğini’ söylediği aktarıldı. Geçtiğimiz haftalarda açıklama yapan Rus diplomat Lavrentyev, Erdoğan ile Esad arasında bir görüşme için ‘zemin aradıklarını’ duyurmuştu.

“Şam, Esad ve Erdoğan’ı bir araya getirmeden önce bir tür ‘sembolik başarı’ talep ediyor” ifadelerinin yer aldığı haberde, Ankara’nın Suriye topraklarından çekilme talebini reddettiği aktarıldı. Buna göre Ankara, ‘Türkiye’nin Suriye’den hiçbir koşulda, hatta Amerikalılar çekilse bile çekilmeyeceği’ mesajını verdi.

Fidan ile McGurk arasında gizli görüşme

Öte yandan, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da bir Körfez ülkesinde Beyaz Saray’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk ile görüştüğü ileri sürüldü. Fidan ile Brett McGurk’ün gündeminde, Türkiye’nin talepleri ile operasyon ihtimali ve IŞİD’le mücadelenin yer aldığı belirtildi.

Fidan-McGurk görüşmesinin ardından ise, ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Temsilcisi Nicholas Granger’ın Ankara ve Kamışlı’ya bir dizi gizli ziyaret gerçekleştirdiği iddia edildi. Habere göre, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı iç güvenlik güçlerinin (Asayiş) sınırın 30 kilometre güneyine çekilmesi ve Suriyeli mültecilerin bu bölgelere geri dönüşü, Granger’in başlıca gündem maddelerini oluşturdu.

Paylaşın

AFP: Erdoğan, Atatürk’ün Yanında Bir Yer Edinmeye Çalışıyor

Fransız haber ajansı AFP, 14 Mayıs’ta yapılması planlanan seçimler için yaptığı değerlendirmede, muhalefet partilerinin ortak aday üzerinde anlaşmak için aylardır çalışma yürüttüğüne dikkat çekerek, “Seçim kampanyası 10 Mart’ta başlayacak, bu da Türkiye’deki muhalefete hazırlanmak için çok daha az zaman bırakıyor” ifadelerine yer verdi.

AFP, “Erdoğan’ın uzun iktidarı” ara başlığının altındaysa şu ifadelere yer verdi: İçkiyle sigara kullanmayan dindar bir Müslüman olan Erdoğan, ülkesini dönüştüren Türk liderler arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında bir yer edinmeye çalışıyor.

Fransız haber ajansı AFP, abonelerine bugün servis ettiği “Türkiye genel seçimleri planlanandan bir ay önce 14 Mayıs’ta yapacak” başlıklı haberinde, seçimlerin öne çekilmesini değerlendirdi.

Haberde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dün Bursa’da yaptığı konuşmada yetkisini kullanarak seçimleri 14 Mayıs’a alacağını söylediği hatırlatılarak, Erdoğan’ın bunu “erken seçim değil, seçimi öne almak” diye nitelediğine dikkat çekildi.

Ajans, seçimlerin Erdoğan için önemini vurgulayarak haberinde şu ifadelere yer verdi:

Bu seçim Erdoğan’ın ekonomik yükselişlere, dev kalkınma projelerine, komşularla anlaşmazlıklara, savaşlara ve başarısız bir darbeye sahne olan 20 yıllık iktidarının en zorlu seçimi olabilir.

Ajans, muhalefet partilerinin ortak aday üzerinde anlaşmak için aylardır çalışma yürüttüğüne dikkat çekerek, “Seçim kampanyası 10 Mart’ta başlayacak, bu da Türkiye’deki muhalefete hazırlanmak için çok daha az zaman bırakıyor” değerlendirmesini yaptı.

Haberinde “Zaman geçiyor” arabaşlığına yer veren AFP, muhalefet kanadından görüştükleri bir kişinin, kendilerine ortak adayın şubatta açıklanacağını söylediğini de aktardı. Öte yandan ajans, bu kişinin kimliğini açıklamadı.

Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu’nun “kamuoyu yoklamalarında favoriler arasında görüldüğünü, bunun da Erdoğan’ı başa baş bir yarışta yenebileceğini gösterdiği” değerlendirmesini de paylaştı.

AFP, 2019’daki yerel seçimlerde başarı kazanan 52 yaşındaki İmamoğlu hakkında geçen ay seçim yasağı sürecinin başlatıldığını ve kendisinin karara itiraz ettiğini hatırlatarak, teknik açıdan seçimlerde aday olabileceğini yazdı.

14 Aralık’ta görülen duruşmada, Yüksek Seçim Kurulu üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle İmamoğlu’na iki yıl 7 ay 15 günlük hapis cezası verilmiş ve kendisi hakkında siyasi yasak süreci başlatılmıştı. Daha sonra İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcılığı, kararın usul ve esas yönünden yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle istinafa başvurmuştu. İBB Başkanı’nın cezası henüz kesinleşmedi.

AFP, İmamoğlu’nun hukuki sürecinin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu Erdoğan’a karşı yarışacak en muhtemel adaylardan birine dönüştürdüğünü yazdı.

“Kılıçdaroğlu zorlanıyor”

Öte yandan haberde, “İBB Belediye Başkanı’na kıyasla televizyonda daha az ilgi çekici görünen kitap kurdu Kılıçdaroğlu’nun diğer muhalefet liderlerinin desteğini almakta zorlandığı” değerlendirmesi de yapıldı.

AFP, “Erdoğan’ın uzun iktidarı” arabaşlığının altındaysa şu ifadelere yer verdi:

İçkiyle sigara kullanmayan dindar bir Müslüman olan Erdoğan, ülkesini dönüştüren Türk liderler arasında Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında bir yer edinmeye çalışıyor.

Ajans, 2003’te iktidara geldiğinden beri büyük çaplı altyapı inşaat projelerini hayata geçiren Erdoğan’ın, muhalif kesimler tarafından “laikliğin temellerine zarar vermekle” eleştirildiğine de dikkat çekti.

“Menderes göndermesi”

AFP, haberinde “Erdoğan’ın 2016’daki kanlı darbe girişiminin ardından muhaliflere yönelik baskılarının ve NATO müttefikleriyle bozulan ilişkilerinin, onun yönetimi altında Türkiye’nin gelecekteki yönü hakkında soru işaretleri yarattığı” değerlendirmesini de yaptı.

Fransız ajans, Erdoğan’ın 18 Ocak’ta partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, 14 Mayıs tarihi için eski Başbakan Adnan Menderes’i referans gösterdiğini de hatırlatılarak, haberinde şu ifadelere yer verdi:

Erdoğan, çarşamba günü, Türkiye’nin 1950’de ilk serbest seçimini yaptığı günü hatırlatarak seçim tarihini 14 Mayıs’a çekme niyetinden söz etmişti. O seçimin galibi, Başbakan ve Türk muhafazakarları için sembolik bir figür olan Adnan Menderes, 1960’ta askeri cunta tarafından devrilmiş ve bir yıl sonra da idam edilmişti.

Haber, Erdoğan’ın seçim tarihi olarak 14 Mayıs’a işaret etmesinin, Menderes’e bir gönderme olarak görüldüğü değerlendirmesiyle noktalandı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Türk Ressam İsmail Yıldırım’dan “Mahsa Amini” Anısına Paris’te Sergi

Paris’te yaşayan Türk ressam İsmail Yıldırım, İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden Mahsa Amini’ hatırasına adadığı resim sergisi açtı.

İsmail Yıldırım, Paris’in Belleville mahallesindeki atölyesinde açtığı sergiye İranlı kadınların sloganı olan “Kadın, Hayat ve Özgürlük” adını verdi.

VOA Türkçe’den Arzu Çakır’a konuşan Yıldırım, “Bu slogan Mahsa Amini’nin ölmesinden sonra Paris sokaklarında sık sık karşıma çıktı. Slogan çok hoşuma gitti. Sade ama vurucuydu: Hayat, kadın ve özgürlük. Müthiş güzel bir slogan” diye konuştu.

İsmail Yıldırım, sergilediği tablolarında Türk kilim desenlerinden hayat ağacı motifi ile kadının saçını birleştirerek, kadının anne olması nedeniyle de aslında “hayat” anlamına gelen doğasını anlatmak istediğini dile getiriyor. Ancak kadının yaşadığı acılara verdiği farklı tepkilere de dikkat çekiyor. Yıldırım’a göre kadın acı karşısında kah “isyan” ediyor, kah kaderine razı olarak “tevekkül” ediyor.

“İsyan ve tevekkül” ikilemi

Ressam Yıldırım, “Burada sergilediğim kadın portrelerinde bir ikilem var. Buna “dualite” de diyebiliriz Fransızca’da. İkilem şu: Bir tevekkül edenler var, bir de isyan eden var. Bu resimlerde haykıran isyan eden kadınlar ile, acısını gömüp tevekkül eden kadınlar yan yana. Mahsa Amini isyancı bir kızdı. O yüzden onu çığlık çığlığa çizdim. Ama örneğin Soma maden ocağında eşi ölen kadını, balıkçı kocasının dönüşünü tevekkülle bekleyen kadını sakin bir bekleyiş içinde çizdim” diyor.

İsmail Yıldırım’ın Belleville’deki atölyesinde düzenlediği sergiye katılım yoğundu. Haykıran, çığlık atan, saçları, elleri kana bulanan kadın portreleri ziyaretçileri de sarstı. İsmail Yıldırım’ın eserlerini yıllardır izlediğini söyleyen Christine adlı ziyaretçi, uzun uzun izlediği tablolara ilişkin, “İsmail’in bu konuya eğilmesine çok sevindim. Son derece çarpıcı, rahatsız edici, güçlü imajlar. Saç, kan, boya, isyan bir arada. Son derece rahatsız edici ve güçlü. Sanatın, rahatsız eden yanını çok güçlü buluyorum” diye konuştu.

“Türk kadını rol modeli olabilir”

Ressam İsmail Yıldırım, İranlı Mahsa Amini’nin çığlığıyla, aslında Anadolu kadınının ve tüm kadınların çığlığını çizmek istediğini belirtiyor. Türkiye’nin ve Türk kadınının bu coğrafyada önemli bir misyonu olduğuna inanıyor:

“Mahsa Amini ve İranlı kadınların direnişinden yola çıktım ama şimdi babasının 6 yaşında evlendirdiği kız çocuğunu nasıl unuturuz. Türkiye’de ve başka coğrafyalarda şiddet altında öldürülen kadınları nasıl unuturuz. Gerek bizde, gerek İran’da gerek o coğrafyadaki insanlarda, bütün kadınlar için çizdim.”

Türk kadınının bölgesinde farklı bir rol üstlendiğine de inanan ressam İsmail Yıldırım, “Ben Türkiye’nin diğerlerine göre, bu coğrafyada bir adım önde olduğuna inanırım. Yani Türkiye; İran’a, Suriye’ye, Irak’a, kadın hareketinde bir rol model olabilir diye düşünüyorum. Belki naif bulacaksınız ama her zaman böyle bir umut içindeyim. Özelde Türk kadınlarına ama genelde tüm kadınlara güçlü bir inanç taşıyorum” diye konuştu.

40 yıldır Paris’te

Türk ressam ve heykeltıraş İsmail Yıldırım 1954 yılında Konya’da doğdu, 1982’den beri Paris’te yaşıyor. Yaklaşık 40 yıldır Paris’te resim ve heykel yapan Yıldırım, “Kendi zamanının bir sanatçısı olduğunu” söylüyor. Yıldırım, resim tarzını ise, “herhangi bir dekoratif cazibeye kapılmadan, vurucu bir estetik, isyancı bir güzellik ve derin bir karanlık” sözleriyle tanımlıyor.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

“Abdullah Gül’e Yasak Konulmasını Erdoğan İstedi” İddiası

“AKP’nin getirdiği, 31 Mayıs 2007 tarihli kanun Cumhurbaşkanlığı’nın kurallarını belirliyordu. Buna göre Cumhurbaşkanlığı süresi 7 yıldan 5 yıla düşmüş, Cumhurbaşkanı 2 kez seçilebilir hale gelmişti. 31 Ekim 2007’de resmen yürürlüğe girdi.

Bu sırada Abdullah Gül, 11. cumhurbaşkanı seçilmişti. Haliyle, Gül için soru, 5 yıl mı 7 yıl mı, 1 kez mi 2 kez mi şeklindeydi. İşin ilginci, yanıtını Gül bile bilmiyordu.

Açık kapı bırakmamak için Erdoğan, 19 Ocak 2012’de yasaya bir madde ekletti. Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğunu ifade ettikten sonra özetle şunu söylüyordu: ‘Değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce seçilmiş olan cumhurbaşkanları ikinci defa seçilemez.’

Kişiye özel bir kanundu. Açıkça ‘Abdullah Gül yeniden aday olamaz’ maddesiydi. Bu kanunu da bir zamanlar AKP’nin başında olan Gül’ün arkadaşları hazırlamıştı.”

Seçimlere beş aydan az bir sürenin kaldığı Türkiye’de siyasetin başlıca gündem maddesi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez aday olup olamayacağı. Yasalar açık bir şekilde cumhurbaşkanının iki kez seçilebileceğini söylüyor; ancak muhalefet liderleri, konuyu hukukçuların uyarısına rağmen “Yirmi yıllık iktidar ardından yine mağduru oynamaya kalkmasın” diye özetlenebilecek bir tavırla açmak dahi istemiyor. İktidara yakın çevreler ise Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilmesinin önünde hiçbir engelin olmadığını iddia ediyor.

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, bu tartışmaları ‘Cumhurbaşkanı aday olamaz’ diyen AKP’liler’ başlıklı yazısıyla köşesine taşıdı. Önceki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün kanunlar tarihine geçecek şekilde “Bir daha aday olamaz” maddesiyle sınandığını öne süren Terkoğlu, Ahmet Sever’den alıntılar yaparak perde arkasında yaşananları şöyle paylaştı:

“AKP’nin getirdiği, 31 Mayıs 2007 tarihli kanun Cumhurbaşkanlığı’nın kurallarını belirliyordu. Buna göre Cumhurbaşkanlığı süresi 7 yıldan 5 yıla düşmüş, Cumhurbaşkanı 2 kez seçilebilir hale gelmişti. 31 Ekim 2007’de resmen yürürlüğe girdi. Bu sırada Abdullah Gül, 11. cumhurbaşkanı seçilmişti. Haliyle, Gül için soru, 5 yıl mı 7 yıl mı, 1 kez mi 2 kez mi şeklindeydi. İşin ilginci, yanıtını Gül bile bilmiyordu.

Açık kapı bırakmamak için Erdoğan, 19 Ocak 2012’de yasaya bir madde ekletti. Gül’ün görev süresinin 7 yıl olduğunu ifade ettikten sonra özetle şunu söylüyordu: ‘Değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce seçilmiş olan cumhurbaşkanları ikinci defa seçilemez.’

Kişiye özel bir kanundu. Açıkça ‘Abdullah Gül yeniden aday olamaz’ maddesiydi. Bu kanunu da bir zamanlar AKP’nin başında olan Gül’ün arkadaşları hazırlamıştı.

Gül’ün basın müşavirliğini yapan Ahmet Sever, söz konusu yasanın içerdeki yansımasını, ‘Abdullah Gül ile 12 yıl’ kitabında şöyle anlattı:

‘Bana, Cumhurbaşkanı Gül’ü 7 yıl boyunca en fazla nelerin üzdüğü ve kırdığı sorulsa, görev süresinin neredeyse 5 yıl boyunca belirsiz bırakılmasını ve arkasından da bir daha aday olamayacağına dair yasak konulmasını bunların başında sayabilirim. (…) Kendi partisinden ve arkadaşlarından gelen bu tavır, cumhurbaşkanının çok ağırına gitti. Ne olmuştu da kendisine böyle bir yasak reva görülmüştü? Buna bir anlam veremiyordu. Çok kırılmış ve incinmişti.’

Talimatı Erdoğan vermiş

Düğümü CHP çözdü. 22 Mart 2012’de kişiye özel kanunun iptali için AYM’ye gitti. AYM, 16 Haziran 2012’de ‘Gül tekrar aday olamaz’ maddesini iptal etti.

Ahmet Sever’in anlattığına göre CHP sayesinde, herkes gibi adaylık hakkına kavuşan Gül, şunu söyledi: ‘Bakar mısın, nereden nereye geldik’.

AYM, AKP’nin seçtirdiği Gül için, ‘yine aday olabilir’ kararı vermişti. AYM’nin ‘Eski yeni olmaz, anayasada yazan hak herkes için geçerlidir’ hükmüne AKP’den gelen tepkiler neydi dersiniz?

En önemlisi, bugün Adalet bakanı olan dönemin Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, şunu söylemiş: ‘İkinci kez seçilme kararı anayasaya aykırıdır. (…) Anayasa Mahkemesi seçme ve seçilme hakkını veya eşitlik ilkesini düşünmüş olabilir. Ancak anayasada ikinci kez seçilememe hükmü varken bu hükmü görmemezlikten gelmesi de düşünülemez.’

AKP’den Gül kararına tepkiler o kadar çoktu ki Abdullah Gül’ün izniyle, Ahmet Sever, Vatan gazetesine ‘Cumhurbaşkanı pekâlâ yeniden aday olabilir, neden olmasın’ başlıklı bir röportaj verdi. Tepkiler daha da büyüdü. Erdoğan ile Gül’ün o röportajdan sonra gerçekleştirdiği diyaloğu Sever, şöyle aktarıyor:

‘Erdoğan: Basın müşaviriniz böyle bir açıklamayı nasıl yapar? Bu hiç doğru olmadı.

Gül: Onun yerine ben konuşsam daha mı iyi olurdu?’

Sever, sonraki kitabı, İçimde Kalmasın’da, meseleyi ayrıntılandırıyor. Dönemin Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile konuşan Sever, Ergin’in açıklamasını şöyle aktarıyor:

‘Adalet Bakanlığı’nın Bakanlar Kurulu’na sevk ettiği tasarı metninde, ‘görev yapan cumhurbaşkanlarının yeniden aday olamayacağına dair geçici 1’inci madde’ yer almıyordu. Aynı şekilde, Bakanlar Kurulu’ndan TBMM’ye gönderilen hükümet tasarısında da yoktu. Bu madde, TBMM Alt Komisyonu’nda eklendi. Komisyonda bu madde görüşülürken bunun doğrudan Sayın Gül’ü hedef aldığı ve son derece yanlış anlamalara yol açacağı konusunda uyarıda bulundum.’

Erdoğan’ı da bu konuda uyardığını belirten Ergin, devam ediyor:

‘Hiç beklemediğim bir şekilde, madde son anda yeniden eklendi. Sonradan öğrendim ki, talimat doğrudan Sayın Başbakan Erdoğan’dan gelmişti.’

Kısacası Gül’e yasak konulmasını bizzat Erdoğan istemişti.

Aday olmasın diye yasa

Peki neden? Neden Erdoğan böyle bir şey yaptı?

Sever, Gül’e kadar ulaşan sebebi, İçimde Kalmasın’da anlatıyor:

‘İsmi bende saklı bu gazeteci, Erdoğan’a bir görüşmesinde açıkça, ‘Neden Sayın Gül’e böyle bir yasak koyma ihtiyacı duydunuz?’ diye sormuş. ‘Son anda çıkıp adaylığını koyabilir. O yüzden koydurdum yasağı’ cevabını vermiş.’

Erdoğan sayesinde oldu sanıyoruz ama… Sever’in aktardığına göre 367 krizinin ardından seçimi iptal edilen Gül, aslında Erdoğan’a bir basın toplantısıyla emrivaki yaparak aday olmuş:

‘Abdullah Gül de cumhurbaşkanı seçildikten bir süre sonra makamında Büyükelçi Gürcan Türkoğlu ve benim yanımda, ‘O gün o basın toplantısını yapıp adaylığımı açıklamasaymışım bugün cumhurbaşkanı ben olmayacakmışım’ diyecekti.”

Paylaşın

Demokrat Parti Lideri Uysal: Kılıçdaroğlu En Kuvvetli Adaylardan

DP Lideri Uysal, “Altılı masa ortak bir iradeyle, aday, kadro, program ile enerjimizi sahaya yansıttığımızda Türkiye’nin geldiği nokta, bu iktidarın uyguladığı ve adına keyfi rejim dediğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine desteğin minimumlara düştüğü bir süreçteyiz” dedi ve ekledi:

“Bu süreçte işsizlik çift haneli duruma gelmiş, enflasyon gerçeğiyle vatandaşımız yüz yüze. Toplumsal muhalefete düşen ve ona liderlik yapması gereken bizlere düşen, maksimum düzeyde bu itirazı sandığa taşımak. Elbette ana muhalefet lideri olması hüviyetiyle bundan daha tabii, doğal ne olabilir ki”

Uysal, devamında ise şu ifadeleri kullandı: “Doğru olan, bu süreci bir siyasi akılla, birikimle yönetecek icracı iddiası olan bir isim. Geçmişte olduğu gibi yani ikinci Ekmeleddin vakasının yaşanmasını kimse beklemesin. Muhalefetin çok alternatifi olduğunu da düşünüyorum ama bu adaylar içinde Kılıçdaroğlu en kuvvetli olanlardandır.”

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, Cumhuriyet’ten İklim Öngel sorularını yanıtladı.

Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu’nun “liderlerin imza hakkı bulunması” yönündeki sözlerini değerlendiren Uysal, “Tartışmanın böyle bir zeminde olmasını olumlu bulmam. Sanki partiler bir araya gelmişler de makam mevki paylaşıyorlarmış gibi. Siyasette elbette sorumluluklar alırsınız. Siyasi iklimin çerçevesinde de bakınca cumhurbaşkanlığı rekabeti çok yüksek oktanlı.

Ortak akıl derken, karşıda on parmağında on kara sürmek için fırsat kollayan bir takım hatırlatmalar yaparak, sanki adayın elini kolunu bağlayacak bir sistem kurulacak gibi bir propagandaya imkan verecek söylemleri doğru bulmam. Cumhurbaşkanı seçilecek kişinin yetkileri var. Karar verilirken, karar alma süreçleri var.

Hem bürokratik hem de siyasi kadroları olacak. Bugünkü şartlarda arkasına aldığı siyasi partilerle istişare etmek fikir, anlayış birlikteliği oluşturmak çok önemli. Usul açısından henüz altılı masanın kamuoyuna açıklamadığı bir çerçeveyi ve propaganda stratejisi açısından bunları bu zeminde konuşuluyor olmasını, niyetimizden öte zihinleri bulandırmaya vesile olacak bir fırsat verir endişesindeyim” dedi.

“Altılı masada Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylığına itirazı olmayan en net isim olarak görülüyorsunuz. Kılıçdaroğlu’nun ‘kazanacak aday’ olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna ise Uysal şu yanıtı verdi:

Elbette düşünüyorum. Altılı masa ortak bir iradeyle, aday, kadro, program ile enerjimizi sahaya yansıttığımızda Türkiye’nin geldiği nokta, bu iktidarın uyguladığı ve adına keyfi rejim dediğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine desteğin minimumlara düştüğü bir süreçteyiz. Bu süreçte işsizlik çift haneli duruma gelmiş, enflasyon gerçeğiyle vatandaşımız yüz yüze.

Toplumsal muhalefete düşen ve ona liderlik yapması gereken bizlere düşen, maksimum düzeyde bu itirazı sandığa taşımak. Elbette ana muhalefet lideri olması hüviyetiyle bundan daha tabii, doğal ne olabilir ki. Doğru olan, bu süreci bir siyasi akılla, birikimle yönetecek icracı iddiası olan bir isim. Geçmişte olduğu gibi yani ikinci Ekmeleddin vakasının yaşanmasını kimse beklemesin. Muhalefetin çok alternatifi olduğunu da düşünüyorum ama bu adaylar içinde Kılıçdaroğlu en kuvvetli olanlardandır.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

2022 Yılında 24 Bini Aşkın Türkiye Vatandaşı Meksika’dan ABD’ye Geçti

Türkiye’den Meksika’ya giderek ABD’ye kaçanların sayısı 31 bin 485 kişiye yükseldi. ABD Gümrük ve Sınır Koruma Dairesi’nin son verilerine göre, 2020 yılında bin 944, 2021 yılında 4 bin 989 2022 yılında ise 24 bin 362 Türkiye vatandaşı Meksika sınırından ABD’ye sığınmacı olarak geçti.

Son üç yılda, Türkiye’den 253 çocuk ailesiyle birlikte, 23 çocuk da kendi başlarına refakatiz olarak Meksika sınırından ABD’ye giriş yaptı. Meksika sınırından ABD’ye geçen sığınmacı sayısı aylık rekor rakamlara ulaştı. Son resmi verilere göre, ABD’ye geçmeye çalışan sığınmacıların sayısı yirmi yılı aşkın bir süredir görülmeyen rekor seviyelerde olmaya devam ediyor.

ABD Gümrük ve Sınır Koruma Dairesi’nin resmi rakamlarına göre Meksika sınırından ABD’ye geçenler arasında farklı ülkelerin vatandaşları yer alıyor. Daha çok Latin Amerika ülkelerinin vatandaşları, Meksika sınırından sığınma talebiyle ABD’ye geçiyor.

Meksika sınırından ABD’ye geçenler arasında Türkiye vatandaşları da var. Son yıllarda, Türkiye’den Meksika’ya gelerek ABD’ye kaçanların sayısı 31 bin 485 kişiye yükseldi. ABD Gümrük ve Sınır Koruma Dairesi’nin son verilerine göre, 2020 yılında bin 944, 2021 yılında 4 bin 989 2022 yılında ise 24 bin 362 Türk Meksika sınırından ABD’ye sığınmacı olarak geçti.

Son üç yılda, Türkiye’den 253 çocuk ailesiyle birlikte, 23 çocuk da kendi başlarına refakatiz olarak Meksika sınırından ABD’ye giriş yaptı. Meksika’dan ABD’ye sığınmacı olarak geçenler yasalar gereğince gözaltına alınmalarının ardından daha çok Arizona ve Teksas eyaletlerindeki tutukevlerine yerleştiriliyor. Sığınmacıların çok büyük bir çoğunluğu ABD’ye iltica talebinde bulunuyor.

İltica talep eden kişi herhangi bir Amerikan vatandaşının sponsor olması durumunda, bir hafta ile 1,5 ay bir süre içinde tutukevinden serbest bırakılıyor. Meksika sınırından ABD’ye geçen Türkiye vatandaşları son aşamada mahkemeye çıkarak çoğunluklu olarak siyasi nedenler, LBGT ya da dini tercihleri yüzünden Türkiye’de ayrımcılık gördükleri için iltica talebinde bulunuyor.

“Türklere sponsor bulma çeteleri oluştu”

Teksas eyaletinin El Paso kentinde ABD Gümrük ve Sınır Koruma Dairesi’ne bağlı sınır devriyesi olarak görev yaptıktan sonra emekli olup bir üniversitede akademisyen olarak çalışan, “sınır güvenliği ve ABD’ye kaçak girişler” konusunda uzman bir kişi VOA Türkçe’ye, Meksika sınırından ABD’ye giriş yapan Türklerle ilgili açıklamada bulundu.

Açıklamasında, “Son birkaç yıldır şimdiye kadarki yıllarda hiç rastlanmamış bir şekilde sınırda Türklerin hareketliliğine tanık oluyoruz. Meksika’dan ABD’ye geçen Türklerin sayısı her geçen ay artıyor. Profillerine bakınca aralarında, doktor, mühendis ve avukatların da olduğunu beyaz yakalıları da görüyoruz. Bir Türk’ün Meksika sınırından ABD’ye girişi aracılara da verdiği paralarla birlikte 10 bin dolara kadar çıkabiliyor.

Bu kişiler için tutukevlerine yerleştirilmeleri sonrasında bir de sponsor aşaması başlıyor. İçeriden çıkabilmeleri için birinin sponsor olması gerekiyor. Türkler, kendi sponsor mekanizmalarını kurmuş. İçerde bulunan Türklere sponsor bulmak içinde organize suç çeteleri ortaya çıkmış. Türk çeteler, tutukevlerindeki Türklere 3 ile 5 bin dolar karşılığında sponsor bulup serbest kalmalarını sağlıyor” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Erdoğan’ın Adaylığına Kilitlenmek Gibi Bir Düşüncemiz Yok

Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili niçin sessiz kaldığı yönündeki soruya CHP Lideri Kılıçdaoğlu, “Diyelim ki ses çıkardık, nereye gidecek? Yüksek Seçim Kurulu’na. O üyeleri atayan kim, Erdoğan. Verdiği karara kim itiraz edecek? İtiraz edeceğin hiçbir yer yok” dedi ve ekledi:

“Anayasa Mahkemesi bile bakmıyor bu karara. Hatırlarsanız İstanbul seçimlerinde aynı zarfın içerisine dört tane oy pusulası koyuyorsunuz. Efendim üçü doğru, biri yanlış… Talimat geldi de onun için yaptılar. Dolayısıyla bizim Erdoğan’ın aday olup olmamasına kilitlenmek gibi bir düşüncemiz yok.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, seçimde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olup olmayacağına kilitlenmediklerini söyledi.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Erdoğan, aday olur veya olmaz ama biz sandık güvenliğini sağlayarak seçimi almak ve Türkiye’yi demokrasi eksenine getirmek istiyoruz. Altı liderin hedefi o” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu dün İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in, ilin ilk belediye başkanı Leyla Atakan adına açtığı kütüphanenin açılışına katıldı.

Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk’ün haberine göre Kılıçdaroğlu burada, Erdoğan’ın adaylığıyla ilgili niçin sessiz kaldığı yönündeki bir soruya şu yanıtı verdi:

“Diyelim ki ses çıkardık, nereye gidecek? Yüksek Seçim Kurulu’na. O üyeleri atayan kim, Erdoğan. Verdiği karara kim itiraz edecek? İtiraz edeceğin hiçbir yer yok. Anayasa Mahkemesi bile bakmıyor bu karara. Hatırlarsanız İstanbul seçimlerinde aynı zarfın içerisine dört tane oy pusulası koyuyorsunuz. Efendim üçü doğru, biri yanlış… Talimat geldi de onun için yaptılar. Dolayısıyla bizim Erdoğan’ın aday olup olmamasına kilitlenmek gibi bir düşüncemiz yok.”

Kılıçdaroğlu, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik davalar ve İmamoğlu’nun görevden alınması halinde CHP’nin ne yapacağına yönelik soruya ise “İnşallah böyle bir süreç yaşanmaz. Yaşanırsa cehennemin kapılarını aralamış olurlar. Ne yapacağımızı şimdi açıklayamam ama bu ifadenin ne anlama geldiğini herhalde üç aşağı beş yukarı tahmin edersiniz. Halkın oyuyla gelenin, talimat alan mahkemelerin kararlarıyla görevine son verilemez” yanıtını verdi.

Paylaşın

Erdoğan’dan Seçim Tarihi Açıklaması: İnşallah 14 Mayıs’ta Yapılacak

Seçim tarihi için geçen hafta 14 Mayıs’ı işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu bir erken seçim falan değil, seçimi öne almak. Yapılan bu. Bir diğer adım olarak da biz burada aslında bir güncelleme yaptık. Bu güncelleme ile birlikte bu adımı attık ve Cumhur İttifakı olarak da Devlet Bey’le bu görüşmelerimizi yaparak dedik ki ‘Zaman kaybına tahammül yok'” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bunun için öyle incelemeler yaptık ki herkesin yaz tatiliyle ilgili durumlarını tutun, Karadeniz’de çay, fındık vesaire bütün bunların gidişlerini tutun bütün değerlendirmeleri yaparak herhangi bir sıkıntıya, KPSS vesaire… Bütün bu ayrıntıları masaya yatırdık ve adımı da buna göre atalım dedik. Hele hele öğrencilerimizin durumları bizim için çok önemli.”

“Bu adımı da atarak kararı buna göre verdik ama resmi olarak cumhurbaşkanının burada bir yetkisi var. O da biliyorsunuz 10 Mart’ta Cumhurbaşkanı olarak biz bu yetkimizi kullanacağız ve ondan sonra 60 gün süre var” diye ekleyen Erdoğan, “O süreyi de kim değerlendirecek? Yüksek Seçim Kurulu ama biz kararımızı inşallah Mart ayının 10’unda açıklayacağız” ifadelerini kullandı.

Bursa’da gençlerle bir araya gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “İnşallah 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde ilk defa oy kullanacak siz kıymetli gençlerimizle yol arkadaşlığı yapmamızı bize nasip eden Rabbime hamd ediyorum” dedi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“10 Mart’ta Cumhurbaşkanı olarak yetkimizi kullanacağız. 60 gün süre var. O süreyi de YSK değerlendirecek. Biz kararımızı 10 Mart’ta açıklayacağız.”

Seçim tarihinin 14 Mayıs olarak belirlenmesinin bir erken seçim kararı olmadığını söyleyen Erdoğan, “Birileri hedef saptırmaya gayret ediyor. Bu şimdi bir erken seçim değil. Seçimi öne almak…Yapılan bu. Bir diğer adım olarak da biz burada güncelleme yaptık. Bu güncellemeyle birlikte bu adımı attık. Devlet Bey’le [Bahçeli] görüşmelerimizi yaparak dedik ki, ‘Zaman kaybına tahammül yok’ ” ifadelerini kullandı.

Erdoğan, bu kararı almadan önce yaz tatili, sınav takvimi ve hasat mevsimi gibi pek çok kriterin masaya yatırıldığını kaydetti.

Uzun süredir öne alınacağı konuşulan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği genel seçiminin tarihi olarak Çarşamba günü 14 Mayıs’ı işaret eden Erdoğan, “Rahmetli Menderes, 14 Mayıs 1950’de ‘Yeter söz milletin’ demiş ve sandıktan büyük bir zaferle çıkmıştı. Milletimiz 73 yıl sonra bir kez daha aynı gün, Altılı Masa diyerek karşımıza çıkan darbe şakşakçılarına, kifayetsizlere ‘yeter’ diyecektir” ifadelerini kullanmıştı.

“73 yıl sonra bir kez daha aynı gün”

Erdoğan 14 Mayıs tarihini ilk kez geçen hafta partisinin TBMM’deki grup toplantısında dile getirmişti.

“Rahmetli Menderes 14 Mayıs 1950’de ‘Yeter söz milletindir’ diyerek milletin gönlüne girmiş ve sandıktan ezici bir zaferle çıkmıştır” açıklamasında bulunan Erdoğan, “Milletimiz 73 yıl sonra bir kez daha aynı gün altılı masa diyerek karşımıza çıkan bu darbe şakşakçılarına, bu kifayetsiz muhterislere, bu müstemleke heveslilerine yeter diyecektir” demişti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de geçen Salı günü partisinin TBMM’deki grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Mayıs ayı içinde bu işi bitirelim. Sözü ve kararı hep birlikte aziz milletimizin kutlu iradesine tevdi edelim” demişti. Bahçeli, “Cumhurbaşkanımız seçimlerin yenilenmesine karar verdiği anda, 60 günlük süre de işlemeye başlayacaktır” ifadesini kullanmıştı.

Paylaşın

Akşener’den Erdoğan’a: İnsan 100 Sayfa Tarih Okur Be!

Partisinin Şanlıurfa İl Kongresi’nde konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, Erdoğan’ın seçimler için 14 Mayıs’ı işaret etmesiyle ilgili, “14 Mayıs’ta bir seçim ilanı yapıldı, sözel olarak yapıldı. Resmisi olur mu bilemem. Elindeki geniş imkanla bu kararlı alma imkanına sahip. Diyor ki 73 yıl sonra bu zihniyetten kurtulacağız. İnsan 100 sayfa tarih okur be.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Yıl 1946… Demokrat Parti seçime girer, o seçim de açık oy gizli tasniftir. Buna rağmen Demokrat Parti Meclis’te grup kurar. Sonra 1947’de kongrelerinde bir karar alır. Bir Hürriyet misakı yayınlarlar. Derler ki Cumhurbaşkanı var olan partinin genel başkanı olamaz. Demokratik seçimlerde açık oy gizli tasnif olamaz. Ya bunu düzelteceksiniz ya da biz sine-i millete döneceğiz.”

Meral Akşener, konuya ilişkin konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı: “Celal Bayar ve İnönü bir araya gelirler. İkisi yakın arkadaştır. İnönü der ki Celal bey anayasa değişikliği şu anda çok zor. Der ki ben partinin tüzüğünü değiştireyim, Meclis’in iç tüzüğünü değiştirelim, sonra anayasayı değiştiririz. İnönü partiden ayrılır, sadece Cumhurbaşkanı olur; ilerleyen süreçte Demokrat Parti tek başına iktidar olur.

Biz bugün 1950’yi hatırlamıyoruz. Bugün 14 Mayıs’ta 1946’yı hatırlıyoruz. Siyasi tarihini bilmeyen, bizi bilmeyen muhteremler övüne övüne bugün 73 yıl sonrasını kendiniz yaşatıyorsunuz. Biz onu değiştireceğiz. O yüzden diyoruz ki, mayıslar bizimdir; yaşasın hürriyet kahrolsun istibdat.”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Şanlıurfa İl Kongresi’nde konuştu. Akşener’in konuşmasından bazı detaylar şöyle:

“Türkiye’nin o kadim devlet anlayışının yok edildiği, kerim devlet anlayışının ise tamamen ortadan kalktığı bir ucube sistemle karşı karşıya kaldık. O beraber çalıştığımız 2017, bugün karşınızda olmamı sağlayan dönemdir. 43 il gezmişim, o illerin çoğunda salon bulamadık. Kendi şehrimizde yaptığımız toplantı basıldı. Kütahya’da salon bulamadık. Yani paramızla bulamadık. Bir başka şehirde salon bulduk, salon son anda iptal edildi; biz otoparkta toplandık. Siz bu ülkenin kaderini değiştirenlersiniz. Bu ülkenin yarınlara umutla bakmayı sağlayanlarsınız.

14 Mayıs’ta bir seçim ilanı yapıldı, sözel olarak yapıldı. Resmisi olur mu bilemem. Elindeki geniş imkanla bu kararlı alma imkanına sahip. Diyor ki 73 yıl sonra bu zihniyetten kurtulacağız. İnsan 100 sayfa tarih okur be. Yıl 1946… Demokrat Parti seçime girer, o seçim de açık oy gizli tasniftir. Buna rağmen Demokrat Parti Meclis’te grup kurar. Sonra 1947’de kongrede bir karar alır. Bir Hürriyet misakı yayınlarlar. Derler ki Cumhurbaşkanı var olan partinin genel başkanı olamaz. Demokratik seçimlerde açık oy gizli tasnif olamaz. Ya bunu düzelteceksiniz ya da biz sine-i millete döneceğiz.

Celal Bayar ve İnönü bir araya gelirler. İkisi yakın arkadaştır. İnönü der ki Celal bey anayasa değişikliği şu anda çok zor. Der ki ben partinin tüzüğünü değiştireyim, Meclis’in iç tüzüğünü değiştirelim, sonra anayasayı değiştiririz. İnönü partiden ayrılır, sadece Cumhurbaşkanı olur; ilerleyen süreçte Demokrat Parti tek başına iktidar olur.

Biz bugün 1950’yi hatırlamıyoruz. Bugün 14 Mayıs’ta 1946’yı hatırlıyoruz. Siyasi tarihini bilmeyen, bizi bilmeyen muhteremler övüne övüne bugün 73 yıl sonrasını kendiniz yaşatıyorsunuz. Biz onu değiştireceğiz. O yüzden diyoruz ki, Mayıslar bizimdir, yaşasın hürriyet, kahrolsun istibdat!

İsveç’e tepki

Dün İsveç’te kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’i yakmaya çalıştı bir grup vandal, şerefsiz, ahlaksız. Bununla ilgili her türlü tedbiri bu ülkenin cumhurbaşkanı ve kabinesi almak zorundadır, ne gerekiyorsa yapmak zorundadır. Bugüne kadar hangi dinden olursa olsun, herhangi bir kutsal kitabı insan hakları çerçevesinde yakmaya kalkışmak ve bizim kitabımız olan Kuran-ı Kerim’i oraya yakmaya kalkışmak ve İsveç hükümetinin buna izin vermesini en şiddetli biçimde kınıyorum. Şimdi iktidar partisine düşen bu eylemin sonuçlarını İsveç hükümetinin ödemesini sağlamaktır.

Biz her seçimlere gittiğimizde bu arada başka başka bir şeyler oluyor. Onlara karşı da hepimizin dikkatli ve uyanık olması lazım.

Dış politikanın Urfa’ya etkileri… Biz coğrafyayı ekonomik coğrafya olarak tanımlıyoruz. Birinci derecede sınırdaşlarımızın ortaya koyduğu ekonomik değer 7 trilyon dolar. Buna Mısır’ı ilave edin, Türk dünyasını ilave edin. 21 trilyon dolar. Urfa, Kilis, Mardin, Gaziantep hepsinin Irak ve Suriye’ye ile ticari bağlantılarının bu şehirlerimize sağladığı faydayı düşünün. Bu fayda gitti, buna karşılık sayısını bir türlü devletimizin söyleyemediği sayıda göçmenle karşı karşıyayız.”

Paylaşın

Erdoğan, Seçim İçin 14 Mayıs’ı İşaret Etti; Altılı Masa’da 8’e 3 Hesabı

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan partisinin grup toplantısında seçim tarihi için 14 Mayıs’ı işaret etti. Erdoğan’ın sözleri bir süredir seçimin öne çekilebileceği yönündeki açıklamaları da dikkate alındığında kimse için sürpriz olmadı.

Hatta uzun süredir seçim hazırlıklarını sürdüren muhalefet partileri, “Tarih ilan edilse de bir an önce sahaya çıksak” değerlendirmeleri yapmaya başladı.

Gazete Duvar’da yayımlanan Duvar Arkası’ köşesine göre, Altılı Masa’nın seçim sürecine Cumhur İttifakı’na göre daha avantajlı gireceğini söyleyen bir partinin yöneticisi, “Düşünün kampanya başlamış, aynı gün Altılı Masa’daki 6 lider 6 farklı kentte. Cumhurbaşkanı adayı ve liderlere, yine toplumda büyük karşılığı olan İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş da eklenince 8 önemli isim sahada olacak.

Diğer tarafta Erdoğan’ın yanına MHP ve BBP’yi eklersek 8’e 3’lük bir tablo var. Altılı Masa olarak bu şansı iyi kullanabiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

Altılı Masa’da “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçişte” üç senaryo

Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Gelecek Partisi’nden oluşan Atılı Masa, 26 Ocak’ta yeniden bir araya gelecek.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in ev sahipliğinde, yapılacak toplantı öncesi trafik hızlandı. “Ortak Politika Metni” ve “Geçiş Süreci Yol Haritası” için son düzenlemeler yapılıyor. İki metin, 30 Ocak’ta paylaşılacak. Altılı masanın cumhurbaşkanı adayının da şubat ayında açıklanacağı belirtiliyor.

Cumhuriyet’ten Sertaç Eş’in Altılı Masa kurmaylarından edindiği bilgiye göre, 6 partinin iktidara gelmesi durumunda “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte” üç farklı senaryo hazırlandı.

1- 400 vekil ve üzeri: Masadaki partilerin toplam milletvekili sayısı 400 ve üzerinde olursa, “Seçilen ortak cumhurbaşkanı ve oluşturacağı kabine bir yıl görev yapacak.” Bu süreçte güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişte altyapı oluşturulacak ve bir yılın ardından Türkiye seçime gidecek.” Böylece, “Tartışmalı cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine” son verilecek.

2- Referandum aralığı: “6’lı masanın 360 ila 399 arası milletvekili çıkarması” öngörüsünde bulunuluyor. Eğer masadaki partiler bu aralıktaki kadar vekil çıkarabilirse “güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişe” ilişkin anayasa değişikliği Meclis’te 400 “evet” oyuna ulaşamasa dahi cumhurbaşkanınca referanduma götürülecek. Bu seçenekte ise “cumhurbaşkanı ve kabinenin 2 yıl iktidarda kalması” öngörülüyor.

3- 360 vekilin altı: En kötümser senaryoya göre, muhalefet Meclis’te çoğunluğu sağlayacak ancak güçlendirilmiş parlamenter sistem değişikliği için referanduma gitme yeterliliğine ulaşamayacak.

Paylaşın