Demirtaş’tan ‘PKK’ Açıklaması: Silah Bırakması İçin Elimizden Geleni Yapacağız

PKK’nın silah bırakması için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyen Demirtaş, “Halkımıza sözümüz olsun, çatışmadan beslenen Erdoğan rejimi sonrasında PKK’nin Türkiye’de tümüyle silah bırakması için elimizden geleni yapacağız ve mutlaka başaracağız” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “TBMM’de usulünce, hukuk çerçevesinde sorunlarımızı çözüp büyük toplumsal barışı kesinlikle sağlayacağız.”

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, 14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmemesi halinde PKK’nın silah bırakması için ellerinden geleni yapacaklarının sözünü verdi.

Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Halkımıza sözümüz olsun, çatışmadan beslenen Erdoğan rejimi sonrasında PKK’nin Türkiye’de tümüyle silah bırakması için elimizden geleni yapacağız ve mutlaka başaracağız.

TBMM’de usulünce, hukuk çerçevesinde sorunlarımızı çözüp büyük toplumsal barışı kesinlikle sağlayacağız.

Bunları çoktan yapabilirdik ama; Erdoğan barışı isteyenleri içeri attı, tecride aldı, partilerini kapatmaya çalıştı, belediyelerine kayyım atadı, provokasyonlarla çatışmayı körükleyip “terör” söylemi üzerinden halkı korkutup oy toplamaya çalıştı. Halen de bunu yapıyor.

Sahtekarlara inanmayın, barış ve huzur mümkündür. PKK eylemsizlik kararı alıp çözüme kapı araladı. Ama ısrarla provokasyonlar yapılıyor. Allah korusun, seçimi etkilemek için birileri kan dökmeye de kalkabilir. Hep birlikte dikkatli olacağız, oyuna da gelmeyeceğiz.

Lütfen unutmayın, biz barış ve demokrasi istiyoruz. Birlikte eşit ve kardeşçe yaşamak istiyoruz. Yeşil Sol Parti en çok da bunun için çalışacak. Oy için halkı kışkırtan yalancılara değil, sahtekarlara değil, bize güvenin. Hep birlikte ve mutlaka kazanacağız.” dedi.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Kürt Sorunu” Yorumu: Demokratik Yollardan Çözmeye…

Sezgin Tanrıkulu’nun ‘Bir de Benden Dinleyin. CHP Kürt Sorununun Çözümünde Ne Dedi?’ kitabına önsöz yazan Kemal Kılıçdaroğlu “Kürt sorununun çözülmesi, bizi demokratik Türkiye hayaline yaklaştıracak en büyük adımlardan biri olacaktır” dedi ve ekledi:

“O nedenle yıllardır bu sorunun çözümü konusunda AKP iktidarının tüm engellemelerine, manipülasyonlarına, gizli ajandalarına rağmen cesaretle, şeffaflıkla çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kürt sorununun çözümü için ‘Bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz’ diyen Tayyip Erdoğan, sırf kendi koltuğunu korumak için çözüm sürecini suiistimal etti ve zehri kendisi hariç tüm topluma içirdi. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği sürecin büyük bedellerini yıllarca ödedik, ödüyoruz da.

Oysa o süreçte biz bu sorunun kapalı kapılar arkasında değil, halk iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, siyasi ve toplumsal mutabakatla çözülebileceğini ısrarla vurguladık. Çözüm sürecinde TBMM’ye açık ve somut öneriler sunduk ve bu önerilerimizin arkasında durduk. Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye, terörü sonlandırmaya, anaların gözyaşlarını dindirmeye kararlıyız. Çünkü bu sorun sadece Kürt yurttaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur ve çözümü de ortak siyasi ve toplumsal mutabakatla olacaktır.”

ANKA’dan Tamer Arda Erşin’in haberine göre CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun, Scala Yayıncılık’tan çıkan “Bir de Benden Dinleyin. CHP Kürt Sorununun Çözümünde Ne Dedi?” başlıklı kitabı çıktı. Kitabın önsözünü; CHP Genel Başkanı, Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu kaleme aldı. Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeleri yaptı:

“Bir Türkiye hayalim var benim! Ağır bir atmosferin altında, büyük bir değişim umuduyla, halkımızın sonsuz güveniyle yeni bir düzen için yola çıkıyoruz… Çünkü bir hayalim var… Yurttaşlarını korkunun değil güvenin, nefretin değil sevginin birleştirdiği bir Türkiye hayali bu. Ayrıştıran değil barıştıran, çatıştıran değil buluşturan, düşmanlaştırılan değil kardeşleştirilen bir Türkiye hayali bu.

Yurttaşını birbirinden ayıran, kin, nefret, öfke, hınç ve korku salan, insan haklarını ayaklar altına alan, adalet mekanizmalarının adaletsizlik ürettiği, kayırmacılığın, liyakatsizliğin, kanunsuzluğun diz boyu olduğu, komşularıyla ve hatta tüm dünyayla kavga eden değil; iç barışını kurmuş, yurttaşlarının kendilerini eşit, özgür, güvende ve dolayısıyla mutlu hissettiği bir Türkiye hayali bu. Birbirinden farklı dillerin, inançların, etnik kimliklerin, fikirlerin tehdit değil zenginlik olarak görüldüğü, yurttaşların etnik, inançsal veya fikirsel farklılıklarının kutuplaşmaya değil, ülkenin güçlenmesi için kusursuz çalışan bir organizmaya dönüştürüldüğü, demokratik, laik bir Türkiye hayali bu.

Devletin yurttaşa kaygı değil güven saldığı bir Türkiye hayali bu. Kolluk güçlerinin insan haklarını sistematik olarak ihlal ettiği değil, koruduğu bir Türkiye hayali bu. Suçlulara kalkan olan, suçları cezasız bırakan değil, yargılayan adalet sisteminin eksiksiz işlediği bir Türkiye hayali bu. Yoksulun ekmeğine göz diken bir avuç yandaşın palazlandığı değil, yatağa tek bir çocuğun aç girmediği, sosyal devletin hayata geçirildiği bir Türkiye hayali bu. Devletin yoksul yurttaşa sadaka değil, insanlık onuruna yaraşır yöntemlerle; yandaş-muhalif ayrımı yapmadan destek sunduğu bir Türkiye hayali bu.

“Gizli bir ajandam yok”

Kurtuluş Savaşı’nda omuz omuza vererek, kıtlık zamanlarında ekmeğini, suyunu paylaşarak zafere ulaşan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni beraber kuranların da hayali buydu. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ ilkesi bu hayalin bir cümlede billurlaşmış ifadesidir. Gizli bir ajandam yok; yıllardır tüm halkımızla paylaştığım açık bir Türkiye hayalim var benim. Ülkemizin ilerlemesi, büyümesi, genişlemesi, iç barış ve huzurun sağlanması önündeki en büyük engellerden biri olan Kürt sorununun çözülmesi, bizi demokratik Türkiye hayaline yaklaştıracak en büyük adımlardan biri olacaktır.

O nedenle yıllardır bu sorunun çözümü konusunda AKP iktidarının tüm engellemelerine, manipülasyonlarına, gizli ajandalarına rağmen cesaretle, şeffaflıkla çözüm önerilerimizi ortaya koyduk. Kürt sorununun çözümü için ‘Bu meseleye biz başımızı koyduk. Biz bu meseleyi çözmek için kefenimizle yola çıktık. Bu yolda baldıran zehri içmek gerekiyorsa, onu da içeriz’ diyen Tayyip Erdoğan, sırf kendi koltuğunu korumak için çözüm sürecini suiistimal etti ve zehri kendisi hariç tüm topluma içirdi. AKP’nin ‘çözüm süreci’ dediği sürecin büyük bedellerini yıllarca ödedik, ödüyoruz da.

“Türkiye’nin ortak sorunudur”

Oysa o süreçte biz bu sorunun kapalı kapılar arkasında değil, halk iradesinin tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, siyasi ve toplumsal mutabakatla çözülebileceğini ısrarla vurguladık. Çözüm sürecinde TBMM’ye açık ve somut öneriler sunduk ve bu önerilerimizin arkasında durduk. Dün olduğu gibi, bugün de Kürt sorununu demokratik yollardan çözmeye, terörü sonlandırmaya, anaların gözyaşlarını dindirmeye kararlıyız. Çünkü bu sorun sadece Kürt yurttaşlarımızın değil, tüm Türkiye’nin ortak sorunudur ve çözümü de ortak siyasi ve toplumsal mutabakatla olacaktır.

Kürt sorununun bu ülkedeki tüm yurttaşların kişisel hikâyelerine çarpan acı yansımaları var. Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, bu ülkenin her şehir, köy, kasaba ve mezrasına kadar bu sorundan kaynaklı acıların izdüşümleri oldu. 100 yaşını dolduran Türkiye Cumhuriyeti, bu cumhuriyeti ayakta tutan cefakâr yurttaşlar, gelecek yüzyıllarda da bu acıları çekmeyi hak etmiyor. Birtakım ideolojik veya siyasi hesaplarla, koltuk sevdasıyla bu acıları istismar edenlerin devrini kapatmaya, AKP’nin yarattığı enkazın altındaki ülkeyi kurtarmaya, enkazı tamamen kaldırıp yeni bir Türkiye inşa etmeye kararlıyız.

“TBMM çatısı altında tartışmaya açtık”

Bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi olarak masamızda ziyadesiyle bilgi ve birikim bulunuyor. Üstelik biz bu birikimi kendimize saklamadık, seçimden seçime kullanmak üzere tozlu raflarda tutmadık. Tüm önerilerimizi TBMM çatısı altında tartışmaya açtık. Fakat çözüm sürecinde bile AKP, bu önerilerimizin önüne set çekmeye, CHP’yi çözüm karşıtı olarak göstermeye çalıştı. Ömrünü insan hakları savunuculuğuna adamış, Cumhuriyet Halk Partisi’nin adalet ve insan hakları mücadelesine önemli katkılar sağlamış olan milletvekilimiz Sezgin Tanrıkulu’nun bu kitapta aktardıkları, Kürt sorununun çözümü konusundaki çalışmalarımızın ne kadar gerçekçi ve somut olduğunu ortaya koyuyor.

Eğer çözüm sürecinde CHP’nin sesine kulak verilseydi, Türkiye Cumhuriyeti; yüzüncü yaşına ekonomik krizle, toplumsal kutuplaşmayla değil, bayram havasında girecekti. Nitekim bu kitapta okuyacağınız üzere CHP’nin sunduğu öneriler, çözümün ancak toplumsal mutabakatla, iç barışla mümkün olduğu gerçeği üzerine kuruludur. Bizim CHP olarak bir Türkiye hayalimiz var. O hayal, ülkemizin birlik ve beraberlik, yurttaşlarımızın barış ve kardeşlik içinde, eşit ve özgür bir yaşam sürdürebildiği müreffeh bir Türkiye’dir.

6 Şubat 2023 günü yaşanan deprem felaketinden önce yapı denetim mekanizmalarını işletmeyen, deprem sonrasında da erken müdahaleye girişmeyen ve böylece felakete felaket ekleyerek on binlerce yurttaşımızı kaybetmemize neden olan bu iktidardan ülkemizi kurtaracağız. Bu iktidarın açtığı yaraları birbirimize sarılarak, barışarak saracağız.

Bu gemiyi o güzel limana ulaştırmakta, gelecek kuşaklara yapısal sorunlarından kurtulmuş, sarsıntılar karşısında temeli sağlamlaştırılmış, güçlü, demokratik, laik bir Türkiye bırakmakta kararlıyız ve mutlaka başaracağız!”

Paylaşın

Bireysel Kredi Ve Kredi Kartı Borçları 2 Trilyon Liraya Dayandı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gerçekler yaşanan ekonomik krizin derinliğini gözler önüne seriyor. CHP’li Bulut, ‘Vatandaşların bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 24-31 Mart haftasında 44 milyar lira daha artarak 1 trilyon 896 milyar liraya kadar çıktı’ dedi.

Sol Haber’in aktardığına göre, CHP Adana Milletvekili ve Adayı Burhanettin Bulut, iktidarın izlediği yanlış politikaların faturasını halkın ödediğini söyledi. AK Parti iktidarları döneminde vatandaşın her geçen gün biraz daha yoksullaştığını kaydeden Bulut, Cumhuriyet tarihinin en büyük borç yüküyle karşı karşıya kalındığını söyledi.

CHP’li Bulut, “Türk lirasının her geçen gün değer kaybetmesiyle, maaşı kuşa dönen vatandaş, borcu borçla çevirerek hayatını idame etmeye çalışıyor. Aldıkları 3 kuruş maaşı da kredi kartına ya da bireysel kredi faizlerine gidiyor. Vatandaşların bireysel kredi ve kredi kartı borçları, 24 – 31 Mart haftasında 44 milyar lira daha artarak 1 trilyon 896 milyar liraya kadar çıktı. Vatandaşların banka borçlarında yılbaşından bu yana ise 322 milyar liralık artış yaşandı” dedi.

Vatandaşın devasa bir borç yükü altında kaldığını kaydeden Bulut, şöyle devam etti: “Vatandaşların borcunun 1 trilyon 310 milyar lirası bireysel kredilerinin, 585 milyar lirası da kredi kartı borç bakiyelerinden kaynaklanıyor. Son hafta tüketici kredilerinde 18,7 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 25,5 milyar liralık artış yaşandı. Bu yılın ilk iki ayında 141 bin 802 kişi bireysek kredi borcunu, 115 bin 485 vatandaş ise kredi kartı borcunu ödeyemediği için bankalar tarafından icra takibine alındı.

Milyonlarca kişi icralık

Hem kredi kartı hem de bireysel kredisi yüzünden takibe alınanlar tek kişi sayıldığında 214 bin 939 kişi ocak ve şubat aylarında bankalar tarafından icraya verildi. Bankalar tarafından önceki beş yıllık dönemde icraya verildikleri halde borçları devam edenlerin sayısı 3 milyon 865 bin 446 kişi.

İcra dairelerinde toplam 33 milyon 275 bin dosya işlem gördü. Bu dosyaların 24 milyon 299 bini 2021 yılında sonuçlandırılamayıp 2022 yılına devredilen dosyalardan, 9 milyon 46 bini ise yıl içerisinde gelen yeni dosyalardan oluştu. Yeni gelen dosya sayısı önceki yıla göre yüzde 7,9 oranında arttı.”

Paylaşın

Merkez Bankası Açıkladı: Özel Sektörün Yurtdışı Kredi Borcu 158 Milyar Dolar

Özel sektörün yurt dışı kredi borcu şubat ayı sonu itibarıyla, toplam 158 milyar dolar oldu. Özel sektörün yurt dışından sağladığı uzun ve kısa vadeli kredilere ilişkin ayrıntılı veriler, yurt içinde yerleşik banka ve firmalardan, kredi bazında alınan formlar ile derlenmektedir.

Haber Merkezi / Vadeye göre incelendiğinde, uzun vadeli kredi borcu 149,3 milyar dolar; kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç) ise 8,7 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, şubat sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemelerinin toplam 40,7 milyar dolar tutarında olduğu gözlendi.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcu Gelişmeleri Şubat 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, şubat sonu itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, 2022 yıl sonuna göre 1,4 milyar dolar azalarak 158 milyar dolar oldu. Vadeye göre incelendiğinde, 2022 yıl sonuna göre uzun vadeli kredi borcu 1,7 milyar dolar azalarak 149,3 milyar dolar; kısa vadeli kredi borcu (ticari krediler hariç) ise 271 milyon dolar artarak 8,7 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti.

Borçluya göre dağılıma bakıldığında, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, bir önceki yıl sonuna göre bankaların kredi biçimindeki borçlanmalarının 719 milyon dolar azaldığı, tahvil ihracı biçimindeki borçlanmalarının ise 586 milyon dolar azalışla 13,3 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.

Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 39 milyon dolar azalırken, tahvil stoku da 469 milyon dolar azalarak 1,9 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Alacaklıya göre dağılım incelendiğinde, uzun vadeli kredi borcuna ilişkin olarak, şubat sonu itibarıyla tahvil hariç özel alacaklılara olan borç, bir önceki yıl sonuna göre 336 milyon dolar azalarak 103,3 milyar dolar olarak gerçekleşti. Kısa vadeli kredi borcuna ilişkin olarak ise, tahvil hariç özel alacaklılara olan borcun bir önceki yıl sonuna göre 118 milyon dolar artarak 8 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiği gözlendi.

Sektör dağılımı incelendiğinde, şubat sonu itibarıyla, 149,3 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli toplam kredi borcunun yüzde 34,5’ini finansal kuruluşların, yüzde 65,5’ini ise finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu. Aynı dönemde, 8,7 milyar ABD doları tutarındaki kısa vadeli toplam kredi borcunun yüzde 73,9’unu finansal kuruluşların, yüzde 26,1’ini ise finansal olmayan kuruluşların borcu meydana getirdi.

Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, şubat sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemelerinin toplam 40,7 milyar dolar tutarında olduğu gözlendi.

Paylaşın

Fenerbahçe “Dört Büyükler” Arasında Kar Eden Tek Takım

“Dört Büyükler” adlandırılan takımlar arasında kar eden tek takım Fenerbahçe oldu. En çok zarar eden takım Galatasaray olarak kayda geçerken Beşiktaş ve Trabzonspor ise zararların azalttı.

Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor, 1 Haziran 2022-28 Şubat 2023 dönemi için toplam 4 milyar 307 milyon 464 bin 848 lira hasılat elde etti.

Önceki yılın aynı döneminde bu rakam 2 milyar 392 milyon lira olarak gerçekleşmişti. Kulüplerin hasılat şampiyonu 1 milyar 480 milyon 792 bin 219 lira ile Fenerbahçe oldu.

Sarı-lacivertlilerin, önceki dönemde elde ettiği 443 milyon 417 bin 565 lira hasılatın rekor düzeyde arttığı görüldü.

Hasılat gelirlerinde Fenerbahçe’yi 994 milyon lira ile Galatasaray takip etti. Beşiktaş 954 milyon, Trabzonspor ise 877 milyon hasılat kaydetti. Kulüpler hasılatlarını artırsa da borçları 22 milyar lirayı aşmış durumda.

Süper Lig’de şampiyonluk yaşayan ve “Dört Büyükler” olarak adlandırılan Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) 1 Haziran 2022-28 Şubat 2023 dönemini kapsayan finansal raporlarını açıkladı.

Independent Türkçe’den Mehmet Altunkılıç’ın aktardığına göre, kulüplerin 9 aylık süreçteki mali performansları yapılan bildirimlerin ardından göz önüne serildi.

Yapılan bildirimlere göre “Dört Büyükler” arasında kâr eden tek takım Fenerbahçe oldu. En çok zarar eden takım Galatasaray olarak kayda geçerken Beşiktaş ve Trabzonspor ise zararların azalttı.

Süper Lig’in lideri Galatasaray 1 Haziran 2022-28 Şubat 2023 arasındaki 9 aylık süreçte 524 milyon 906 bin 100 lira ile rakipleri arasında en fazla zarar eden takım oldu.

Sarı-kırmızılı ekip, 1 Haziran 2021-28 Şubat 2022 dönemini 173 milyon 716 bin 893 lira zararla kapatmıştı.

Galatasaray’ın 1 Haziran 2019-28 Şubat 2020 dönemini 3 milyon 973 bin 707 lira kar ile kapatması son yıllarda kulübün ettiği zararın boyutlarını göz önüne serdi.

Beşiktaş’ın zararı azaldı

231 milyon 911 bin 829 lira zarar açıklayan Beşiktaş’ın 1 Haziran 2021-28 Şubat 2022 tarihleri arasındaki zararını azalttığı görüldü.

Siyah-beyazlılar, bu süreci 396 milyon 149 bin 180 lira zararla kapatmıştı. 255 milyon 826 bin 885 lira zarar eden Trabzonspor, listenin üçüncü sırasında yer aldı.

Son şampiyon, bir önceki 1 Haziran 2021-28 Şubat 2022 dönemini 347 milyon 83 bin 757 lira zararla noktalamıştı.

Kâr açıklayan tek takım Fenerbahçe 

Fenerbahçe, “Dört Büyükler” arasında kâr eden tek ekip konumunda. Sarı-lacivertliler, 1 Haziran 2022-28 Şubat 2023 dönemini 24 milyon 237 bin 296 lira kârla kapattı. İstanbul temsilcisi, bir önceki yıl 133 milyon 106 bin 562 lira zarar açıklamıştı.

“Dört Büyükler”in hasılatı da borçları da rekor kırıyor

“Dört Büyükler”, 1 Haziran 2022-28 Şubat 2023’te elde ettikleri hasılatla ve borçlarıyla rekor kırdı.

Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor, 1 Haziran 2022-28 Şubat 2023 dönemi için toplam 4 milyar 307 milyon 464 bin 848 lira hasılat elde etti.

Önceki yılın aynı döneminde bu rakam 2 milyar 392 milyon lira olarak gerçekleşmişti. Kulüplerin hasılat şampiyonu 1 milyar 480 milyon 792 bin 219 lira ile Fenerbahçe oldu.

Sarı-lacivertlilerin, önceki dönemde elde ettiği 443 milyon 417 bin 565 lira hasılatın rekor düzeyde arttığı görüldü.

Hasılat gelirlerinde Fenerbahçe’yi 994 milyon lira ile Galatasaray takip etti. Beşiktaş 954 milyon, Trabzonspor ise 877 milyon hasılat kaydetti. Kulüpler hasılatlarını artırsa da borçları 22 milyar lirayı aşmış durumda.

Galatasaray, 6 milyar 650 milyon lira borcuyla bu alanda rakiplerinin önüne geçti. Beşiktaş’ın 6 milyar 180, Fenerbahçe’nin ise 5 milyar 990 milyon borcu bulunuyor. Trabzonspor ise 3 milyar 200 milyon toplam borcuyla rakiplerini izliyor.

“Genel Yönetim Giderleri” en çok Beşiktaş’ta azaldı

“Dört Büyükler”in açıkladıkları 9 aylık bilançolarda “Genel Yönetim Giderleri” başlığı dikkat çekenler arasında yer aldı.

Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor kulüpleri, 1 Haziran 2022-28 Şubat 2023 döneminde toplam 168 milyon 312 bin 77 lira “Genel Yönetim Gideri” harcaması yaptı. Geçen yılın aynı döneminde bu rakam 98 milyon 182 bin 304 liraydı.

Gider kaleminde bir önceki yıla göre en belirgin değişim Beşiktaş ve Trabzonspor’da yaşandı. 9 aylık süreçte 59 milyon 123 bin 498 lira harcama yapan bordo-mavili kulüpte bu rakam, önceki yıl 14 milyon 297 bin 127 lira olarak gerçekleşmişti.

“Genel Yönetim Giderleri”nde düşüş gösteren tek ekip ise Beşiktaş oldu. Siyah-beyazlı kulüpte bu dönem 19 milyon 769 bin lira olarak gerçekleşen kalem, önceki dönemde 36 milyon 751 bin lira olmuştu.

“Genel Yönetim Giderleri”nde Fenerbahçe 46, Galatasaray’ın 42 milyon lira harcadığı görüldü. Her iki kulübün de önceki yıla göre bu kalemdeki harcamaları artış gösterdi.

“Genel Yönetim Giderleri”, bir işletmenin yönetim fonksiyonları, işletme politikasının tayini, organizasyon ve kadro kuruluşu, büro hizmetleri, kamu ilişkileri, güvenlik, hukuk işleri, personel işleri, kredi ve tahsilatları da kapsayan muhasebe ve mali işler servislerinin giderlerinin izlendiği hesaplara verilen isim olarak tanımlanıyor.

Paylaşın

Almanya’da “AK Parti’nin Seçim Kampanyaları” Alarmı

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine haftalar kaldı. Çekişmeli geçmesi beklenen seçimlerde Almanya’da kullanılacak oylar, özellikle AK Parti ve Erdoğan açısından önemli rol oynayabilecek.

2018 yapılan seçimlerde Almanya’da yaşayan ve sandık başına giden seçmenin yüzde 64,8’i Cumhurbaşkanlığı için Erdoğan’a, meclis seçimleri içinse yaklaşık yüzde 56’sı AK Parti’ye oy vermişti.

AK Parti’nin Almanya’daki seçim kampanyaları Alman politikacıları harekete geçirdi. Adalet Bakanı Marco Buschmann’ın İçişleri Bakanı Nancy Faeser ve Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’a bir yazı göndererek nefret söylemi içeren kampanyalara karşı önlem alınmasının önemine dikkat çektiği bildirildi.

Rheinische Post gazetesi, Hür Demokrat Partili (FDP) Buschmann’ın mektupta “Seçimler göz önünde bulundurulduğunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan taraftarlarının önümüzdeki haftalarda Almanya’da da daha güçlü bir şekilde seçim kampanyası yürütmesi beklenmektedir. Kampanya etkinlikleri çerçevesinde, insan onurunu zedeleyen nefret söylemi içerikli mesajlar yayılmasını hesaba katmak zorundayız” dediğini aktardı.

AK Parti milletvekili “Yok edeceğiz” demişti

AK Parti milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün 13 Ocak’ta Neuss kentinde yaptığı konuşmada sarf ettiği, PKK ve Gülen yapılanması mensupları için “Saklandıkları deliklerden çıkarıp yok edeceğiz” ifadesi Almanya’da nefret söylemi olarak değerlendirilerek yoğun tepkiye yol açmış, Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı.

Adalet Bakanı Buschmann mektubunda, “Yaşanan vakalar, bazı Türk yetkililerin seçim kampanya etkinliklerinde siyasi rakiplere karşı bilinçli olarak insan onurunu zedeleyici dil kullanacaklarını gösteriyor. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez ve düşünce özgürlüğü sınırlarının açık bir şekilde ihlalidir” ifadelerine yer verdi.

Buschmann, içişleri ve dışişleri bakanlarına yazdığı mektupta toplanma hukuku çerçevesinde yabancı yetkililerin etkinliklerine izin zorunluluğunun dikkatli bir şekilde uygulanması ve kuralların Türkiye’ye -gerekirse bir kez daha- açık bir şekilde hatırlatılması gerektiğini vurguladı, eyaletlerde toplanma hukuku konusunda ilgili makamlarda da konuyla ilgili duyarlılık yaratılmasını istedi.

Almanya’da 2017 yılında yürürlüğe giren düzenlemeyle, AB dışındaki ülkelerden yetkililerin Almanya’da yaşayan vatandaşlarına yönelik resmi seçim kampanyası etkinliklerinde bulunması, Alman hükümetinin iznine tabi hale getirildi. Seçimler öncesindeki üç aylık süreçte ise seçim kampanyası etkinliğinde bulunulmasına izin verilmiyor.

Yeşiller partisinin iç politika sözcüsü Lamya Kaddor, gazeteye yaptığı açıklamada, bu kurala rağmen “gri alanlar” bulunduğunu, Türkiye bağlantılı Alman dernek ve kuruluşları ya da resmi sıfatı bulunmayan Türk kişiler yoluyla seçim etkinliği yürütülebildiğini kaydetti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

HDP’li Demirbaş, Papa’dan Kürt Sorununun Barışçıl Çözümü İçin Dua Etmesini İstedi

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinin eski Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Vatikan’da görüştüğü Katolik Hristiyanların ruhani lideri Papa Françesko’dan Kürt sorununun barışçıl çözümü için dua etmesini istedi.

Demirbaş, görüşme sırasında Papa’ya Kürt Edebiyatçı Ahmed-i Hani’nin yazdığı ve Yazar Mehmet Emin Bozarslan’ın 1990 yılında Latin harfleriyle günümüz Kürtçesine çevirdiği Mem û Zin isimli eseri hediye etti.

Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde 2004 ve 2009 olmak üzere iki dönem belediye başkanlığı yapan, ancak hakkındaki siyasi davalar nedeniyle şu anda Avrupa’da yaşayan Kürt siyasetçi Abdullah Demirbaş, Katolik Hristiyanların ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Françesko ile görüştü. Vatikan’da gerçekleşen görüşmenin Demirbaş’ın randevu talebinde bulunması üzerine gerçekleştiği öğrenildi. Demirbaş, görüşme sırasında Papa Françesko’dan Kürt sorununun barışçıl çözümü için dua etmesini istedi. Demirbaş, görüşme sırasında Papa’ya Kürt Edebiyatçı Ahmed-i Hani’nin yazdığı ve Yazar Mehmet Emin Bozarslan’ın 1990 yılında Latin harfleriyle günümüz Kürtçesine çevirdiği Mem û Zin isimli eseri hediye etti. Demirbaş ayrıca Papa’ya bir mektup ile İran’dan gelen ve üzerinde Kürt kadın motifi bulunan halı hediye etti.

Görüşmeye ilişkin DW Türkçe’den Felat Bozarslan’ın sorularını yanıtlayan Sur Belediyesi’nin eski Başkanı Abdullah Demirbaş, Papa’nın kendisini çok sıcak karşıladığını ifade etti. Daha önce de Papa ile görüştüklerini belirten Demirbaş, görüşmeyi Sur Belediyesi’nin eski Başkanı ve Kırklar Meclisi üyesi olarak yaptığını söyledi:

“Bu topraklarda barış ve bir arada yaşamın gerçekleşmesi, Kürtlerin sorunlarının ve statüsüzlüğünün bitmesi için dua etmesini istedik. ‘Seve seve dua edeceğim’ şeklinde yanıt verdi. Kürt dili ve kültürü açısından Mem û Zin kitabını verdik. Bir de İran’dan gelen bir halı takdim ettik. Kürt kadın motifi işlenmiş bu halı, Kürt kadınların fundamentalist İslamcılara karşı yaklaşımını gösteren bir mesajdı. Kitabın Kürtçe olup olmadığını sordu. Ben de ‘Evet’ dedim. Çok pozitif yaklaştı. 100 bin kişilik bir seremoni sırasında kabul edilen altı kişiden biriydik” dedi.

“Kürtler tarihsel süreç boyunca çeşitli acılara katlandı”

Kürt siyasetçi Demirbaş görüşme sırasında Papa Françesko’ya üç sayfalık bir mektup da verdi. Mektupta, dört ayrı ülkenin boyunduruğu altında yaşayan Kürt halkının tarih boyunca çeşitli acılara maruz kaldığı belirtilerek, “Hazreti İsa nasıl Tanrı tarafından kendisine bahşedilen yüksek mertebenin misyonunu yayma uğruna çarmıha gerilmeyi göze aldıysa, Kürt halkı da kendisine Tanrı tarafından bahşedilen bir kimlik ve bu kimliğin bir sonucu olarak kendi diline ve kültürüne sahip çıkmak uğruna tarihsel süreç boyunca çeşitli acılara katlanmıştır” ifadeleri kullanıldı.

Mektubunda Diyarbakır’dan ve Sur Belediyesi bünyesinde dinler arası hoşgörü için atılan adımlardan bahseden Demirbaş, bu amaçla kurulan Kırklar Meclisi’nin bütün inanç ve kültürler için bir barış köprüsü modeli olduğunu belirtti. Son yıllarda Kürtler üzerinde sistematik taarruzların olduğunu ifade eden Demirbaş, bunlardan birinin de IŞİD’in dini azınlıklar, özellikle de Ezidilere yönelik saldırıları olduğuna dikkat çekti:

“İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük vahşetlerden olan bu vahşet, Irak ve Suriye’de barış ve demokrasi isteyen halklar ve inançların dik duruşu sayesinde durduruldu. Özellikle Kuzeydoğu Suriye’de gösterilen direniş DAEŞ’in durdurulmasında büyük bir katkı yaptı. İnançlar ve kimliklerin korunmasında diyalog kanallarının ve hoşgörü kültürünün geliştirilmesinde zatıâlinizin rol alması bizlere büyük bir umut ışığı olacaktır.”

Abdullah Demirbaş kimdir?

Halen hakkındaki siyasi davalar nedeniyle 300 yıla yakın hapis cezası istemiyle yargılanan Kürt siyasetçi Abdullah Demirbaş, 2004 yerel seçimlerde Diyarbakır’ın Sur ilçe Belediye Başkanı seçildi.

Belediye hizmetlerinde çok dilli belediyecilik kararı aldığı için 2007 yılında görevden alınan ve yerine kayyum atanan Demirbaş, 2009 yılındaki KCK operasyonları kapsamında cezaevine girdi. Daha sonra sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakılan Demirbaş 2015 yılında farklı bir soruşturmadan bir kez daha tutuklandı.

Bu kez 4,5 ay cezaevine kalan Demirbaş, sağlık sebebiyle yeniden tahliye edildi. Bir süre İstanbul’da öğretmenlik yapan Demirbaş hakkında açılan davalar nedeniyle 2019’da yurt dışına çıktı. O günden beri bir Avrupa ülkesinde yaşayan Demirbaş halen 300 yıla yakın hapis cezası istemiyle çok sayıda davada yargılanıyor.

Demirbaş, 2014 yılında Ermeni, Süryani, Müslüman, Ezidi ve Alevi temsilcilerle birlikte Vatikan’da Papa’yı ziyaret etti. Demirbaş, 2015 yılında Türkiye’ye gelen Papa’nın Fener Rum Patriği Bartholomeos’u ziyaret törenine de davet edildi ve burada da Vatikan Devlet Başkanı ile görüştü. Demirbaş, 2015 yılında Chobani yoğurtlarının sahibi olan Kürt iş insanı Hamdi Ulukaya ile birlikte bir kez daha Papa’yı ziyaret etmişti.

Paylaşın

İran, 2022 Yılında 582 Kişiyi İdam Etti

Ölüm Cezasına Karşı Hep Beraber (ECPM) isimli örgüt tarafından hazırlanan rapora göre, İran geçen yıl en az 582 kişiyi idam etti. Bu 2015’ten bu yana görülen en yüksek sayı; 2021’de gerçekleşen 333 idamın da oldukça üzerinde. Rapora göre 2022’de idam edilenler arasında 16 kadın, 3 de çocuk var.

İran İnsan Hakları Örgütü Direktörü Mahmud Amiri Moghaddam, uluslararası tepkilerin protestolarla ilgili idamları frenlediğini ancak rejimin toplumun geneline korku yaymak amacıyla diğer davalarda idam cezalarına yoğun bir şekilde devam ettiğini belirtti.

İnsan hakları örgütleri, kadın haklarına yönelik protestolara sahne olan İran’da 2022 yılında bir önceki yıla göre idamların sayısında yüzde 75 artış olduğunu bildirerek “infaz makinesi” olarak tanımladıkları Tahran yönetimini kınadı.

Norveç merkezli İran İnsan Hakları Örgütü ve (IHR) ve Paris merkezli Ölüm Cezasına Karşı Hep Beraber (ECPM) isimli örgüt tarafından hazırlanan rapora göre, İran geçen yıl en az 582 kişiyi idam etti. Bu 2015’ten bu yana görülen en yüksek sayı; 2021’de gerçekleşen 333 idamın da oldukça üzerinde. Rapora göre 2022’de idam edilenlerler arasında 16 kadın, 3 de çocuk var.

Tahran rejimi, geçen Eylül ayında kadınlara yönelik katı kıyafet kurallarını ihlal ettiği iddiasıyla tutuklanan 22 yaşındaki Jin Mahsa Amini’nin gözaltındaki ölümünün ardından ülke çapına yayılan protesto dalgasıyla karşı karşıya kalmıştı.

Protestolarla ilgili açılan davalarda 4 kişi idam edilirken, İran yönetimi uluslararası tepkilerin hedefi olmuştu.

İran İnsan Hakları Örgütü Direktörü Mahmud Amiri Moghaddam, uluslararası tepkilerin protestolarla ilgili idamları frenlediğini ancak rejimin toplumun geneline korku yaymak amacıyla diğer davalarda idam cezalarına yoğun bir şekilde devam ettiğini belirtti.

Moghaddam, “Protestoculara verilen idam cezalarına gösterilen uluslararası tepkiler İslam Cumhuriyeti’nin infazlara devam etmesini zorlaştırdı. Bunu dengelemek ve halk arasında korku yaymak için yetkililer siyasi olmayan suçlamalarla infazları yoğunlaştırdı. Bunlar İslam Cumhuriyeti’nin infaz makinesinin ‘ucuz’ kurbanlarıdır” diye konuştu.

Raporda, dört kişinin protestolarla ilgili suçlamalarla idam edilmesinin dışında, idam cezasına çaptırılmış ya da idam cezası gerektiren suçlamalarla karşı karşıya olan toplam 100 göstericinin daha olduğu kaydedildi.

Uyuşturucuyla bağlantılı idamlarda artış

Raporda, protestoların patlak vermesinin ardından uyuşturucuyla bağlantılı infazların sayısındaki keskin artıştan duyulan endişe de dile getirildi.

İran’da narkotikle mücadele yasasında 2017’de yapılan değişikliklerin etkisiyle uyuşturucuyla bağlantılı idamların sayısında düşüş yaşanıyordu. Bu durum 2021’e kadar ülkedeki toplam idam sayısındaki düşüşe de önemli ölçüde etki etti.

Protestoların başlamasından sonra infaz edilen idam cezalarının yarısında fazlası uyuşturucu suçuyla bağlantılı. Uyuşturucu suçu, 2022’deki toplam idamların ise yüzde 44’ünü oluşturdu.

Raporda uyuşturucuyla bağlantılı idamların 2021’dekinden iki kat, 2020’dekinden ise on kat daha fazla olduğu belirtildi.

Hak örgütleri, Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin (UNODC) bu keskin artışa tepki vermemesinden yakındı.

Azınlıklara karşı baskı aracı

Raporda, İran nüfusunun sadece yüzde 2 ila 6’sını temsil ettiği belirtilen ve çoğunluğu Sünni Müslüman olan Beluç azınlıkların ülke genelindeki tüm idamların yüzde 30’unu oluşturduğu ifade edildi.

Uyuşturucu suçundan idam edilen Kürtlerin ve Arapların sayısında da benzer orantısızlık olduğu vurgulanan raporda, “Ölüm cezası, İran’daki etnik azınlıkların maruz kaldığı sistematik ayrımcılığın ve kapsamlı baskının bir parçasıdır” denildi.

2022’de en fazla idam 288 ile cinayet suçu nedeniyle infaz edildi. Bunun son 15 yılın en yüksek oranı olduğu belirtildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“2025’e Kadar Tek Haneli Enflasyonu Unutun” Uyarıları

Seçimlere yönelik hep dolar/TL kuru ve faizin ön plana çıkarıldığını ancak enflasyonun görmezden gelindiğine dikkat çeken ekonomistler, 2025’e kadar tek haneli enflasyonun mümkün olmadığını söylüyorlar.

Dolar/TL’nin seçimi hangi taraf kazanırsa kazansın yükseleceğini öngördüklerini söyleyen ekonomistler, faizlerde ise mevcut iktidarın devam etmesi durumunda bir değişiklik beklemiyor ve şunları söyledi:

“Dolar/TL’de yaşanacak yükselişin enflasyonu da beraberinde getireceği gözden kaçırılmamalı. Enflasyona yönelik yaptığımız hiçbir senaryoda 2025 yılına kadar tek haneye düşmüyor. Türk Lirası’nda ciddi bir düzeltme beklentimiz var.

Uluslararası finans kuruluşlarının 14 Mayıs’taki seçimlere yönelik senaryoları gelmeye devam ediyor.

HSBC: Britanya merkezli banka HSBC, dolar/TL’de daha önce yılın 2. çeyreği için 19,5 tahminini 20 seviyesine çıkardı. Bankanın 3, çeyrek dolar/TL beklentisi 20’den 23’e yükseldi. Yılsonu beklentisiyse 21’den 24’e çıkarıldı. Bankaya göre, seçim sonucu ne olursa olsun TL değer kaybedecek.

Morgan Stanley: ABD’li yatırım bankası Morgan Stanley, seçimleri kim kazanırsa kazansın dolar/TL için artış öngördü. Bankanın tahlinine göre mevcut iktidar devam ederse dolar/TL yılı 27’den kapatacak. Muhalefet kazanırsa dolar/TL’de 24’e varan bir yükseliş olacak.

Wells Fargo : ABD’li finans ve bankacılık şirketi Wells Fargo, muhalefetin seçimleri kazanması durumunda 2024’ün ortasına kadar dolar/TL’nin 14’e düşmesini bekliyor. Bankaya göre Erdoğan seçimi kazanırsa da dolar/TL aynı döneme kadar 20 seviyesinde olacak.

Chartered : Britanya merkezli banka Standard Chartered, seçimleri Erdoğan’ın kazanması durumunda dolar/TL’nin 36 seviyesine çıkabileceğini öngörmüştü. Seçimden sonra geleneksel ekonomi politikalarına dönülürse dolar için yılsonu 20 TL tahmini yapmıştı.

Citibank: Citi Bank, seçimden sonra oluşacak ekonomi ekibinin bileşimi, ekonomi yönetimi gibi konular ile ikinci tura gerek olup olmayacağı konularında büyük belirsizlik olduğunu vurguladı. Faiz için yüzde 40 tahmini Citi ekonomistleri, Türkiye’de politika faizini yaklaşık yüzde 40’a ya da daha yüksek bir seviyeye çıkaracak daha güçlü bir ayarlamanın daha ihtiyatlı bir hareket tarzı olabileceğini ifade etti.

Dünya gazetesinden Birol Bozkurt, bu durumu ekonomistlere sordu. Ekonomistler seçimlere yönelik hep dolar/TL kuru ve faizin ön plana çıkarıldığını ancak enflasyonun görmezden gelindiğine dikkat çekiyor.

Dolar/TL’nin seçimi hangi taraf kazanırsa kazansın yükseleceğini öngördüklerini söyleyen ekonomistler, faizlerde ise mevcut iktidarın devam etmesi durumunda bir değişiklik beklemiyor ve şunları söyledi:

“Dolar/TL’de yaşanacak yükselişin enflasyonu da beraberinde getireceği gözden kaçırılmamalı. Enflasyona yönelik yaptığımız hiçbir senaryoda 2025 yılına kadar tek haneye düşmüyor. Türk Lirası’nda ciddi bir düzeltme beklentimiz var.

Mevcut düzenin devamı halinde dolar/TL’de değer kaybının zamana yayılmasını bekleyebiliriz. Ana senaryomuz önce yavaş sonra daha hızlı değer kaybı bekleyebiliriz.

Muhalefetin kazanması durumunda ise kur ilk tepki olarak bir miktar düşse de nihayetinde TL’nin aşırı değerli kaldığı bir ortamda yeni iktidarın da doların artışına izin vermek durumunda kalacağını düşünüyorum.”

Paylaşın

Bankalara ‘Döviz’ Talimatı: Türk Lirasına Dönüşümü Hedefleyin

Bankalara en az yüzde 60 oranında Türk Lirası cinsi mevduat hedefi getiren Merkez Bankası’nın, sektör temsilcileriyle gerçekleştirdiği toplantıda ve ayrı ayrı gerçekleştirdiği görüşmelerde bankacılık sektörüne verdiği mesajlar arasında “Döviz talebi oluşturacak uygulamalardan kaçının” ve “dövizden her ay TL’ye dönüşüme odaklanın” mesajları öne çıktı.

Merkez Bankası’nın piyasa verdiği diğer öne çıkan mesajı da, “Döviz piyasasında talep oluşturduktan sonra yaptıklarımızın kıymeti olmaz”, “Düzenlemelerin etrafından dolanarak yine döviz talebi oluşturacak uygulamalar, yeni düzenlemeler ile engellenmeden önce kendiniz kaçının” oldu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB), son haftalarda bankalara seçim öncesi döviz talebi yaratabilecek adımlardan kaçınmaları çağrısında bulunduğu bildirildi.

Reuters’ın bankacılara dayandırdığı haberine göre TCMB, daha ziyade döviz mevduatlarının aylık yüzde 5’i kadar bir kısmının liraya dönüştürülmesi gibi hedeflere odaklanması çağrısında bulundu.

On binlerce insanın hayatını kaybettiği 6 Şubat depreminden bu yana Türk Lirası, dolar karşısında yüzde 2,4 değer kaybetti, seçimler yaklaştıkça düşüş trendi de devam ediyor.

Merkez Bankası geçen hafta dolarsızlaştırma (liralaşma stratejisi) hedefini destekleyecek adımlar atarak, bankaların TL mevduatlarının toplam mevduatlarının yüzde 50’si ile yüzde 60’ı arasında olması halinde bulundurmaları gereken menkul kıymet tesisi ve zorunlu karşılıklarda düzenlemeler yapmıştı.

Buna göre, yabancı para mevduat/katılım fonlarından Türk lirası mevduat/katılım fonlarına dönüşüm oranlarının hesaplanmasında gelecek altı aya yönelik hesaplamalarda 31 Mart 2023 tarihi esas alınacağı, Türk lirası mevduatların/katılım fonlarının payı yüzde 70’i aşan bankalara ise kredi faizine göre makro ihtiyati tedbirlerde muafiyet sağlanacağı bildirilmişti.

Ayrıca, Türk lirası mevduatların/katılım fonlarının payı yüzde 60’ın altında kalan bankaların yabancı para zorunlu karşılık oranı yükümlülüklerine tüm vadelerde 5 puan ilave edileceği duyurulmuştu.

2023 yılının ilk yarısı için mevduatta liralaşma hedefi yüzde 60 olarak belirlenmişti. Bankacılar, sektörün neredeyse tamamının yeni belirlenen yüzde 60 dönüşüm oranının üzerinde ya da buna yakın olduğunu tahmin ediyor.

Reuters’ın haberine göre, tüm bankalarin dövizi li̇raya dönüştürmek i̇çi̇n aylık hedefleri̇ bulunuyor.

Merkez Bankası yüksek enflasyona rağmen faiz oranlarını düşürmek gibi alışılmışın dışında bir politika izlerken yetkililer de son yıllarda döviz piyasasını baskı altına almak ve döviz varlıklarını önlemek için adımlar attı.

Konuya vakıf bir bankacı, Merkez Bankası’nın kredi kuruluşlarından “foreks talebi yaratacak önlemlerden kaçınmalarını ve mevduatların her ay dövizden Türk lirasına çevrilmesine odaklanmalarını” istediğini söyledi.

TCMB, konuya ilişkin yorum yapmazken kaynaklar da isimlerinin açıklanmasını istemedi.

Özel sektörden bir kaynak, tüm bankaların dönüşümü gerçekleştirmesi halinde Merkez Bankası’nın bu kanallar aracılığıyla gelecek altı ay boyunca her ay 5 milyar dolara kadar net rezerv katkısı alabileceğini hesapladığını ancak pratikte rezervlere katkının daha düşük olacağını söyledi.

Geçen yıl dolar karşısında yüzde 30, ve 2021’de yüzde 44 değer kaybeden Türk lirası, bugün (12 Nisan) 19,31 seviyesinde. Ancak yabancı kurumlar dahil birçok bankacı, liranın adil değerini (rayiç değerini) 23-25 aralığında görüyor.

Bankacılara göre seçim sonrasında liranın zayıflayacağı beklentisi bile tek başına döviz talebi yaratmaya yetiyor.

Bir başka bankacı ise Merkez Bankası’nın mesajlarının kredi verenlere (bankalara) gelecek aylarda forex (döviz) politikası önünde engel oluşturmamaları için bir uyarı olarak algılandığını söyledi.

Merkez Bankası ithalat ödemeleri için döviz ihtiyacını ihracat gelirleriyle karşılayabilirken, yerel döviz talebi, bankaların enflasyonun çok altında faiz ödeyen hazine bonoları satın almasını zorunlu kılmak gibi düzenlemelerle kısıtlanıyor.

Sektörün elinde bulundurması gereken uzun vadeli, düşük faizli hazine bonolarının hacmi 350 milyar TL’ye ulaşmış durumda. Bankacılık sektörü de seçim sonrası olası kur ve faiz şoklarına karşı stres testleri yapmaya başladı.

Şu anda bankaların yüksek hacimli TL mevduatları için sunduğu faiz oranı yüzde 32-33 civarında. Yatırım odaklı kredilerin faiz oranları tek haneli rakamlara yakın olsa da işletmeler bu tür kredilere erişememekten şikayetçi.

Paylaşın