Dolar Tarihi Rekorunu Yeniledi, Gram Altında Yeni Zirve

Haftanın üçüncü işlem gününe hızlı başlayan döviz kurları, Türk Lirası karşısında yaklaşık yüzde 7 değer kazandı. Dolar, 23 TL’yi aştı; Euro ise, 25 TL’ye yaklaştı. Gram altında ise 1445 lira ile rekor kırıldı.

Dolar/Türk Lirası, dün Türkiye piyasalarının kapanış saatinde 21,50 lira seviyesinde hareket ederken, yeni güne rekorla başladı. Kur, sonrasında da yukarı yönlü hareketine devam etti ve tüm zamanların en yüksek seviyesini 23,2260 TL’ye taşıdı. Dolar, saat 10.26 itibarıyla yüzde 6,43 oranında artışla 22,9415 liradan işlem gördü.

Euro da tarihinde ilk kez 24 liranın üzerini görerek, rekor seviyesini 24,8670 liraya kadar yükseltti. Euro, şu dakikalarda yüzde 6,67 oranında kazançla 24,6405 liradan hareket ediyor.

Altının gram fiyatı, ons altındaki yatay seyre rağmen, Dolar/TL’deki hızlı yükselişin desteğiyle tüm zamanların en yüksek seviyesini 1445,93 liraya taşıdı.

Ons altının ve Dolar/TL’nin fiyatına göre hesaplanan gram altın, saat 09.12 itibarıyla yüzde 5,71 oranında primle 1439 TL’de alıcı buluyor. Altının ons fiyatı ise, şu sıralarda yüzde 0,02 oranında düşüşle 1963 dolarda işlem görüyor.

Döviz kurundaki bu artış ülkenin birinci gündem maddesi haline gelirken, henüz Merkez Bankası ve Ekonomi Bakanlığı’ndan herhangi bir açıklama yapılmadı.

Ekonomistler ise sosyal medya hesaplarından artan döviz kurundaki artışa ilişkin açıklamalarda bulundu. Ekonomistlerin açıklamaları şöyle:

Tunç Şatıroğlu: “Bu sabah itibarıyla Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu göreve geldiğinden beri dolar kurundaki artış yüzde 213 oldu. Doları olanlar rahat olun. Kardeşimiz iktidardayken faiz artmayacak. Doları bozayım mı diye sormayın, rahat olun. Mandacı iktisatçıların eski modellerine rağbet edilmiyor uzun süredir. Faizin artması için mandacı iktisatçılar lazım. Bu kadar liralaşmak dolar kurunu düşürmeye yaramadı.

Bu kadar liralaşmak dolar kurunu düşürmeye yaramadı. Evet bu kadar kur artışına kallavi zamlar gelir. Artık tasarruf zamanı. Alacağınız aldınız, oturacak kemer sıkacak ve bu süreci atlatmaya çalışacaksınız. Harcamalarınızı kısmanız elinizdekini de TL varlıkların haricinde yatırımlarda değerlendirmeniz riskten kaçınmanız gerekiyor.”

Oğuz Demir: “Şimdi kur da zaten tüm iş yapanların kendi arasında fiyatlama yaparken kullandığı seviyelere, yani gerçeğe geliyor. Olan rezervlere oldu!”

İslam Memiş: “Ekonomi yönetimi ve MB’dan açıklama veya müdahale gelmeden karar vermemeli. Normal bir fiyatlama yok!”

Murat Muratoğlu: “Merkez Bankası bağımsız olmayınca, hain gibi elindeki bütün dolarları satınca… Dolar’ın 22.85’i görmesi acayip mi? Gayet normal… Oyna devam!”

Kerim Rota: “Seçimden 10 gün sonra $, TL’ye karşı %16 değer kazandı. Herşey seçim içindi. Kurlar 9 aydır TCMB rezerv satışı, sermaye kontrolleri ve sözlü müdahale ile baskılanıyordu. Yay şimdi gevşetilse de nerede gerçek bir piyasa dengesi oluşacağı belirsiz. Bu seviyede bile şirketlerin döviz alması yasak, tek satıcı TCMB. Kurlar bu seviyede kalsa bile KKM’ye ödenecek kamu kaynağı bu sürede 200 Milyar TL’yi aşacak.

Kur artışı enflasyonu arttıracak. Bu artışın hepsi Haziran enflasyonuna yansımayacağı için ücretler yazın enflasyon karşısında yine eriyecek. Kötü ekonomi yönetiminin ve “faiz sebep, enflasyon netice” safsatasında ısrarın bedelini bir kez daha sabit gelirli vatandaşlar ödeyecek. Bununla da bitmeyecek, devreye maliye politikası da girecek. Korkarım ki pek yakında sabit gelirlilere yönetilen fiyatlara yapılan zamlar ve dolaylı vergilerle bir darbe daha vurulacak.”

Paylaşın

Dünya Bankası, Türkiye’nin 2023 Yılı Büyüme Tahminini Yükseltti

Dünya Bankası (The World Bank), Türkiye ekonomisinin bu yıl yüzde 3,2, gelecek yıl yüzde 4,3 ve 2025’te yüzde 4,1 büyümesinin beklendiğini bildirdi. Ocak ayı tahminlerinde Dünya Bankası bu yıl yüzde 2,7; 2024’te ise yüzde 4 büyüme öngörmüştü.

Türkiye’nin Şubat ayının başında 2 büyük depremle sarsıldığı hatırlatılan Dünya Bankası, depremlerin doğrudan kaybının 2021 gayri safi milli hasılasının yüzde 4’üne denk geldiğinin tahmin edildiğini belirtti. Ancak yeniden yapılanma ve toparlanma çalışmalarının tam maliyetinin bunun iki katı olabileceği kaydedildi.

Dünya Bankası, Merkez Bankası tarafından daha fazla faiz indirimiyle yönetilmeye çalışılan yüksek enflasyon ve Mayıs ayındaki seçimlerin makroekonomik politikaların geleceğini belirsiz hale getirdiğini ifade etti. Dünya Bankası, bu politikaların seçimden sonra değişebileceği ihtimaline dikkat çekti.

Dünya Bankası Küresel Ekonomik Beklentiler Raporu’nun Haziran sayısında Türk ekonomisinin bu yılki büyüme tahminlerini Ocak ayındaki tahminlere göre arttırdı. Türkiye’de ekonomik büyümenin dirençli olduğu belirtildi. Raporda Türk ekonomisinde bu yıl yüzde 3,2; 2024’te yüzde 4,3 ve 2025’te yüzde 4,1 büyüme tahmini yapıldı.

Ocak ayı tahminlerinde Dünya Bankası bu yıl yüzde 2,7; 2024’te ise yüzde 4 büyüme öngörmüştü.

Türkiye’nin Şubat ayının başında 2 büyük depremle sarsıldığı hatırlatılan raporda, depremlerin doğrudan kaybının 2021 gayri safi milli hasılasının yüzde 4’üne denk geldiğinin tahmin edildiği belirtildi. Ancak yeniden yapılanma ve toparlanma çalışmalarının tam maliyetinin bunun iki katı olabileceği kaydedildi.

Raporda Merkez Bankası tarafından daha fazla faiz indirimiyle yönetilmeye çalışılan yüksek enflasyon ve Mayıs ayındaki seçimlerin makroekonomik politikaların geleceğini belirsiz hale getirdiği ifade edildi. Raporda bu politikaların seçimden sonra değişebileceği ihtimaline dikkat çekildi.

Türk Lirası’nın değer kaybı, yüksek cari açık ve düşük net döviz rezervlerinin Türk ekonomisinin karşı karşıya olduğu diğer zorluklar arasında olduğu belirtilen raporda, yine de ülkenin Avrupa – Orta Asya bölgesinin ekonomik büyümesinde ve 2023’ün ilk yarısındaki dayanıklılığında önemli rol oynadığı kaydedildi.

Enflasyonun Avrupa – Orta Asya bölgesinde özellikle de Türkiye’de yüksek seyrettiğine dikkat çekildi.

Depremlerin yol açtığı tahribata rağmen 2023’ün başlarında, her iki yıl için öngörülen büyümenin önceden tahmin edilenden biraz daha yüksek olduğu belirtilen raporda, bunun kısmen 2022’nin sonlarındaki güçlü büyümenin olumlu ivmesi ve hane halklarına ek devlet desteği sayesinde olduğunun sanıldığı belirtildi. Raporda imar çalışmalarının artmasının da yatırımı desteklemesinin beklendiği kaydedildi.

Raporda ayrıca aşırı hava olaylarının Türkiye’nin de dahil olduğu Orta Asya ülkelerinde ekonomik faaliyetlere sekte vurabileceği belirtildi. İklim değişikliğine uyum sağlayacak politikaların benimsenmemesi durumunda Orta Asya’da kuraklık ve sel gibi felaketlerin ekonomik maliyetinin bölgenin geçen yılki gayrı safi hasılasının yüzde 1,3’üne mal olabileceği belirtildi.

Paylaşın

Erdoğan Açıkladı: Kurban Bayramı Tatili 9 Gün

Kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu sene kurban bayramımızı 28 Haziran ile 1 Temmuz arasında idrak edeceğiz. İstişarelerimiz neticesinde 26 Haziran ve 27 Haziran’ı günlerini de idari izin kapsamına almayı kararlaştırdık. Hafta sonlarıyla ile vatandaşlarımız toplam 9 gün bayram tatili yapma imkanı bulacaktır” dedi.

Haber Merkezi / Enflasyonda tek haneli rakamlara inileceğini vurgulayan Erdoğan, “Yatırım, ihracat, istihdam ve büyümeden taviz vermeyeceğiz. Fahiş fiyatları milletimizin gündeminden çıkarmakta kararlıyız. Enflasyonu nasıl daha önce tek haneli rakamlara indirdiysek inşallah aynısını yine başaracağız” ifadelerini kullandı.

Emekli maaş ve ikramiyelerinin bayram öncesinde ödeneceğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Emeklilerin maaşlarını ve bayram ikramiyelerini inşallah bayram öncesi ödeyeceğiz. Asgari ücret tespit komisyonumuz çalışmalarına başlıyor” dedi.

Erdoğan, ‘Hayat pahalılığını gündemimizden çıkaracağız’ diye konuştu. Erdoğan, yeni anayasa teklifini Meclis’in takdirine sunacaklarını kaydetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun çalışmalarına başlayacağını ifade etti.

Yeni Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin ilk toplantısı sona erdi. 4 saat 10 dakika süren toplantının ardından kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan şunları söyledi:

“2014 yılından beri şanla, şerefle yürüttüğümüz Cumhurbaşkanlığı görevini yine 5 sene daha yürütme imkanına kavuştuk. Şahsımıza olan teveccühlerini gösteren yaklaşık 28 milyon kardeşime ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Türkiye, Türkiye’den daha büyüktür gerçeğine vesile olan dünyanın dört bir yanındaki kardeşlerime şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum.

Afrika’dan Asya’ya, Latin Amerika’dan Balkanlar’a, Ortadoğu’dan Türk ve İslam alemine kadar umudun, direnişin, şefkatin, merhametin, müstevlilerin karşısında dik bir duruşun adı olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır. Seçimin siyasi olarak kazananları elbette bellidir. Siyasi tercihi ne olursa olsun 85 milyon kazandı. Bu seçimleri bizim ve ittifakımızla birlikte elbette tüm Türkiye kazanmıştır. 85 milyonun her bir ferdi kazanmıştır. Her seçim döneminde ellerini ovuşturan kriz heveslileri dışında bin yıllık kardeşliğimizi dinamitlemek isteyen fitne tüccarları dışında, elinde binlerce insanımızın kanı olan terör baronlarının dışında; velhasıl birliğimize dirliğimize, asırlık hedeflerimize kast edenler dışında seçimlerin kaybedeni yoktur.

Seçimler gelir geçer, bunlar demokrasinin olmazsa olmazıdır. Asıl mesele milletimizin, devletimizin birliği, bütünlüğü, refahı ve geleceğidir. Asıl mesele ülkemizde biraz çekişmeli geçen siyasi rekabetin, siyasi husumete dönüşmesine fırsat verilmemesidir. Sandıklar kapandıktan sonra önümüze bakabiliyorsak Allah’ın izniyle bileğimizi kimse bükemez.

Nerede kalmıştık diyerek her seçimden sonra işimize, günümüze, esas gündemimize geri döndük. Tüm vatandaşlarımdan seçimlere bu zaviyeden bakmalarını istirham ediyorum. Biz hep birlikte Türkiyeyiz. Biz yurt dışındaki kardeşlerimizle birlikte yüz milyonluk büyük bir aileyiz. İstiklal ve istikbalimiz uğruna canımızdan aziz bildiklerini feda etmiş milletiz. İnşallah Türkiye Yüzyılı’nı omuz omuza vererek hep beraber inşa edeceğiz.

3 Haziran tarihinde TBMM’de mazbatamızı alıp yemin ettik. Ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyemizde yurt içi ve yurt dışından 5 bini aşkın misafirimizin iştirakiyle göreve başlama törenimizi yaptık. Törenimizi çok daha büyük katılımla açık alanda gerçekleştirmeyi arzu ediyorduk. Ancak hava şartları nedeniyle bundan sarfınazar etmek mecburiyetinde kaldık. Törenimize yurt dışından katılım düzeyinin fevkalade yüksek olması ülkemiz adına bizleri hem gururlandırdı hem mütehassis etti.

Törene müteakiben yurt dışından gelen dostlarımızla akşam yemeğinde hasbıhal etme imkanını bulduk. Başta gardaşlarım olmak üzere törenimize iştirak eden tüm devlet ve hükümet başkanlarına teşekkür ediyorum. Türkiye’nin gerçek dostlarına ülkem ve milletim adına minnettarlığımızı ifade ediyorum. Binlerce kilometre öteden gelerek gösterdikleri kadirşinaslıkları hiçbir zaman unutmayacağımı belirtmek istiyorum. Yurt içinden törene katılan tüm vatandaşlarıma da tekrar şükranlarımı sunuyorum.

Türkiye’nin tüm güzelliklerini, sosyal dokusunun bütün renklerini o gün orada hep beraber müşahade ettik. Zenginliğimiz olan bu farklılığın korunması Türkiye’nin aydınlık yarınlarının olmazsa olmaz şartlarıdır. Dünyanın dört bir köşesinden gelen yabancı misafirlerimizin iştiraki büyük ve güçlü Türkiye’nin tezahürü olduğuna inanıyorum.

Hükümetlerimiz döneminde ülkemizin yumuşak gücü ve etki alanının ulaştığı yerler böylece ortaya çıkmıştır. Siyaset gibi diplomasiyi eski dar kalıplarla okuyanların Türk dış politikasıyla ilgili iddiaların yersiz olduğu anlaşılmıştır. Türkiye’nin Türkiye’den büyük olduğuna bir kez daha şahitlik ettik. 85 milyonun tamamının bundan onur ve gurur duymasını temenni ediyoruz.

Buradaki mesajların muhalefet tarafından da iyi değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Muhalefetin hatalarından ders alarak vatanımızın bekası milletimizin istikbaline dair konularda artık daha hassas davranmasını, Türkiye eksenli yaklaşım benimsemelerini ümit ediyoruz. Türkiye ortak paydasında buluşma davetimize toplumumuzun tüm kesimlerinden müsbet cevap bekliyoruz. 85 milyon Türkiye’nin tamamını kucaklamaya devam edeceğiz.

Her yeni başlangıç, yeni bir umut, yeni bir heyecan, yepyeni bir atılım demektir. Biz de törenimizin akşamında yeni kabinemizi açıklamak suretiyle Türkiye yüzyılının inşası için bismillah diyerek hep birlikte yola revan olduk. Bizim anlayışımızda kesinti, kopukluk değil devamlılık esastır. Maziden atiye kurduğumuz köprünün belirleyici unsuru muhafazakar devrimciliktir.

Kendimizi, kadrolarımızı, politikalarımızı yenilerken özümüze bağlı kaldık, ruh kökümüzden asla kopmadık. Seçmenlerimizle birlikte iradesini farklı şekilde kullananların sesine kulak verdik. Başkaları gibi yankı odalarına özellikle hapsolmak yerine siyaseti milletimiz için milletimizin içinde milletimizle birlikte yaptık. Her gelen arkadaşımız selefinin yaptığı hizmetlerine yenilerini eklemenin mücadelesini verdi.

28. dönem milletvekili olarak yüce Meclisimizde hizmet verecek tüm bakan arkadaşlarıma şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Kovid 19 ve 6 Şubat depremle mücadelemizde sergiledikleri tavırlarından ötürü Rabbim hepsinden ayrı ayrı razı olsun diyorum. Kendileriyle yakın istişare ve işbirliği içinde olmaya devam edeceğiz. Eski arkadaşlarımızın birikimi, yeni arkadaşlarımızın heyecanı ile inşallah Türkiye yüzyılını gerçekleştireceğiz.

Türkiye yüzyılı evlatlarımıza bırakacağımız en büyük miras olacaktır. Dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olma hedefi çok çalışmayı daha fazla icraat ve eser üretmeyi gerektirir. Kabine üyelerimiz tecrübe, ehliyet ve uzmanlık alanları itibariyle Türkiye yüzyılının mimarları arasında yer alacak vasıflara ziyadesiyle sahiptir. Yeni kabinemizin işinin kolay olmadığını da biliyoruz.

Bu zorluk sadece aşmamız gereken meselelerle, yakalamamız gereken hedeflerle sınırlı değildir. Devralınan mirasın daha da büyütülmesiyle ilgilidir. İnşallah canla başla çalışarak ülkemizi hedeflerile buluşturacağız. 21 yılı iktidarda olmak üzere 40 yılı bulan siyasi hayatımızın alameti farikası hizmet ve eser siyasetidir. Seçim dönemlerinde bizi takip ettiyseniz bol keseden boş vaat dağıtanlar gibi olmadık. Milletimize ne söz verdiysek, meydanlarda neyi vaat ettiysek göreve gelince hepsini yerine getirmeye gayret ettik. Ahdine, kavline, sözünü sadık yönetim olarak 17 kez milletimizin takdirini kazandık.

Bizim için en büyük kazanç budur. Yeni dönemimizde de halkımıza verdiğimiz tüm sözlerin takipçisi olacağız. İki kelimeye çok dikkat edin; biz bu iki kelimenin, iki kavramın uygulayacısı olacağız. Bir istikrar, iki güven. İstikrar ve güvenle biz Türkiye yüzyılını inşaa edeceğiz. Bir şeyi daha söylüyorum; Aile ve Gençlik Bankası’nın kurulmasından, toplumun temel direği olan ailenin sapkın akımlardan korunmasına kadar her türlü adımı atacağız.

Anayasa değişikliği teklifimizi milletin takdirine sunacağız. Karadeniz doğalgazı, Gabar petrolü ve Akkuyu’da enerji hamlelerimize devam edeceğiz. Sağlık ve eğitimi son 21 yıldır olduğu gibi listemizin en başında tutacağız. Adalet hizmetlerinin çok hızlı, etkin ve kaliteli bir şekilde sağlanmasına yönelik reformlarımızı artıracağız. Terör örgütleri, zehir tacirlerine, suç çetelerine karşı amansız mücadeleyi kararlıkla yürüteceğiz. Cudi, Gabar, Tendürek, Besler deresinde yine biz olacağız. Buraları bu teröristlere asla bırakmayacağız.

Sosyal güvenlikte şehit, gazi ve yakınlarının yanında olacağız. Savunma sanayi atılımlarımıza inşallah yenilerini ekleyeceğiz. Türkiye’nin otomobili gibi katma değeri yüksek inovatif ürün yelpazemizi daha da güçlendireceğiz. Ülkemizin rekabet gücünü artırarak ihracatımızı çok yukarlara taşıyacağız. Ülkemizi yol, tünel, hızlı tren hatları, hava limanlarıyla ilmek ilmek dokumayı sürdüreceğiz. Turizmde potansiyelimizi en üst düzeyde harekete geçirirken kültürel alanda yeni bir hamle başaracağız. Gençlerimizi eğitim, spor, iş hayatına kadar her konuda destekleyeceğiz.

“Türkiye’nin çehresini değiştirerek adımları atacağız”

Millet bahçeleri, kentsel dönüşüm projeleriyle Türkiye’nin çehresini değiştirerek adımları atacağız. Perşembe günü bir millet bahçesinin açılışını Adıyaman merkezi olarak açılış törenlerini gerçekleştireceğiz. İklim değişikliği ile mücadele konusunda daha kararlı çalışmalar yürüteceğiz. 219 bini ilk 1 sene içinde olmak üzere toplam 650 bin deprem konutu yaparak depremzedelerimizi yeni yuvalarıyla buluşturacağız. Deprem bölgesindeki şehirlerimizi ekonomik, ticari, sosyal ve kültürel açıdan eskisinden daha canlı hale getireceğiz.

Enflasyon ve hayat pahalılığını milletimizin gündeminden çıkartmakta kararlıyız. Hem Cumhurbaşkanlığı hem milletvekilliği seçimlerinin istikrardan yana sonuçlanması ekonomimize olan güveni artırmıştır. Mayıs ayında ekonomik güven endeksi yüzde 1,4 artarak 103,7’ye yükseldi. Reel kesim güven endeksi 105,1 olarak gerçekleştirdi. Enflasyon oranı Mayıs ayında yüzde 40’ın altına gerileyerek yüzde 39,6 olarak gerçekleştirdi. Suriyeli kardeşlerimizi güvenli, onurlu bir şekilde dualarını da alarak anavatanına göçünü gerçekleştireceğiz.

Türkiye’yi Boraltan Köprüsü faciası gibi yeni utançlar yaşatmayacağız. Bu meseleyi inanç değerlerimize yakışan şekilde suhuletle çözüme kavuşturacağız. Dış politikada barış ve istikrarın tesisine katkı sağlayacağız. Tüm dünyaya verilmiş güçlü bir mesaj olan Türkiye yüzyılı vizyonumuzu adım adım hayata geçireceğiz. Yeni dönemin ilk kabine toplantısında tüm bu hususları etraflıca değerlendirdik. Tüm bakan arkadaşlarıma 1 hafta içindeki hazırlıkları sebebiyle çok teşekkür ediyorum. 1 hafta sonra tekrar bir brifingi hazırlayacaklar ve yine brife edilmek üzere kendilerini dinleyeceğim.

Seçim döneminin muhasebesini yapma yanında önümüzdeki dönemde atılacak adımları belirledik. MYK ve MKYK arkadaşlarımla da ayrıca onlardan gelecek bilgilerle inşallah geleceğe hazırlanmaya devam edeceğiz. Dün Samsun, Amasya, Kastamonu’da meydana gelen yoğun yağış ve sel baskınları sebebiyle hayatları olumsuz etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun, vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. AFAD ve kuruluşlarımız her türlü çalışmayı sürdürüyor. KOSKEB acil destek kredisiyle afetzede işyerlerinin yanıda oluyoruz. TMO alım fiyatlarında üreticilerimizin eline ton başına ekmeklik buğdayda 9 bin 250 lira, arpada ise 7 bin 500 lira geçecektir.

Bir güzel haberimiz de emeklilerimize olacak, emeklilerimizin maaşları ve bayram ikramiyelerini kurban bayramı öncesinde ödeyeceğiz. Asgari ücret tespit komisyonu çalışmalarına başlayacak. Bu sene kurban bayramımızı 28 Haziran ile 1 Temmuz arasında idrak edeceğiz. İstişarelerimiz neticesinde 26 Haziran ve 27 Haziran’ı günlerini de idari izin kapsamına almayı kararlaştırdık. Hafta sonlarıyla ile vatandaşlarımız toplam 9 gün bayram tatili yapma imkanı bulacaktır.”

Paylaşın

Demirtaş, “Yasaklanan Newroz” Davasından Beraat Etti

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, partinin 20 Mart 2016’da Batman’da düzenlemek istediği ancak valiliğin yasakladığı Newroz etkinliğine katıldığı gerekçesiyle yargılandığı davada beraat etti.

Medyascope’tan Ferit Aslan’ın haberine göre, Batman 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Selahattin Demirtaş hakkında, çıkan olaylar nedeniyle ‘toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkında kanuna muhalefet ettiği’ gerekçesiyle dava açmıştı.

Davada bugün karar açıklandı. Mahkeme heyeti, isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle Demirtaş’ın beraatına karar verdi.

Ayrıca, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın başvurusunu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 4. fırkasını ihlal ettiğine hükmetti.

AİHM’in Demirtaş ve Yüksekdağ’ın başvurularına dair kararı, 6 yargıcın lehte, Türk yargıç Saadet Yüksel’in ise aleyhte oyu ile oy çokluğuyla alındı.

AİHM’den yapılan açıklamada, Yüksekdağ ve Demirtaş’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz etmek için etkili bir yardım alamadıklarını gerekçesiyle başvuruda bulunduğu belirtildi.

AİHM, Demirtaş ve Yüksekdağ’a 5 bin 500’er euro (126 bin 666 TL) manevi tazminat ve 2 bin 500 euro da mahkeme masrafı ödenmesine hükmetti. Türkiye’nin AİHM’e gönderdiği yargıç Saadet Yüksel karara katılmadı.

AİHM daha önce de Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında “hak ihlali” kararları vermişti.

Aralık 2020 ve Kasım 2022’de verilen kararlarda başvurucuların tutukluluk hallerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı), 10. maddesi (ifade özgürlüğü), 18. maddesi (haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlandırılması) ve 1 Numaralı Protokol’ün 3. maddesinin (serbest seçimler) ihlal edildiğine hükmetmişti.

AİHM 2018’de de Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu karar hakkında “Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” demişti.

Kararın ardından HDP’den açıklama geldi.

Partinin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada, “AİHM rehin tutulan önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile ilgili bir kez daha hak ihlali kararı verdi. Yargı kararlarını uygulamadığınız her gün suç işliyorsunuz” ifadelerini kullandı.

Açıklamada, “AİHM kararlarını uygulayın, başta Demirtaş ve Yüksekdağ olmak üzere rehin olan bütün arkadaşlarımızı serbest bırakın!” çağrısında bulunuldu.

Paylaşın

CHP’li Öztrak, Yerel Seçimler İçin Millet İttifakı’nı İşaret Etti

MYK toplantısı sonrası açıklamalarda bulunan Öztrak, “14-28 Mayıs seçimlerinde muhalefetin birleşen gücü, bir çığ gibi artarak algı yönetmekten başka bir şey bilmeyen, milleti yokluğa ve açlığa mahkûm eden bu hükümeti bugün değilse yarın sandık yoluyla evine gönderecektir dedi ve ekledi:

Haber Merkezi /“Zaman şimdi ayağa kalkıp, üstümüzü silkeleyip, eksiklerimizi giderip bundan 9 ay sonraki seçimler için uğraşa atılma zamanıdır.”

Seçimin ardından alınan kongre sürecinin ‘bugünden itibaren’ başlatılmasına karar verildiğini açıklayan Öztrak, “Kongreler sürecinin bugün başlatılmasına ve mevzuattaki asgari süreler dikkate alınarak hızla tamamlanmasına karar verdik… Son seçimden bu yana geçen sürede hem geçen seçimle ilgili özeleştirilerimize devam ediyor hem de yaklaşan yerel seçime hazırlıklarımızı başlatıyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü Faik Öztrak, yeni Merkez Yürütme Kurulu’nun (MYK) ilk toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında konuştu. Öztrak’ın açıklamalarında öne çıkan başlıklar şöyle:

“Kongreler sürecinin bugün başlatılmasına ve mevzuattaki asgari süreler dikkate alınarak hızla tamamlanmasına karar verdik.

Son seçimden bu yana geçen sürede hem geçen seçimle ilgili özeleştirilerimize devam ediyor hem de yaklaşan yerel seçime hazırlıklarımızı başlatıyoruz.

Yeni ekonomi yönetimi ilk Merkez Bankası toplantısında vereceği faiz kararıyla sınanacak.

Yakın zamanda “laf dinlemediği için” görevden alınan Merkez Bankası Başkanları, rasyonel politikalar uygulamaya çalıştığı için görevden affını istemek zorunda kalan Hazine ve Maliye Bakanları düşünüldüğünde, önümüzdeki dönem, maalesef umut vadetmiyor.

Darbeyi eniştesinden öğrenen Erdoğan, “Sır küpüm” dediği dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanını Dışişleri Bakanı atıyor. Yetmiyor, Milli Savunma Bakanlığına da, ikinci defa bir Genel Kurmay Başkanını atıyor. Genel Kurmay Başkanlarının sivil hükümetlerde, Milli Savunma Bakanı olmasını usul haline getiriyor. Bu nasıl bir sivilleşme anlamak mümkün değil. Bu yapılanlar, orduyu ve İstihbarat Teşkilatı’nı siyasetin bir unsuru haline getiriyor.

Erdoğan’ın oğlunun yönetiminde olduğu bir vakfa İstanbul’da 237 devlet okulunun yaz boyunca dini eğitimler düzenlemesi için tahsis edildiği iddia ediliyor. Bu çerçevede, yeni atanan Milli Eğitim Bakanının geçmişte, karma eğitime karşı ve Milli Eğitim Temel Kanunu’na aykırı açıklamalarını da unutmuş değiliz. Gözümüz, bu bakanın uygulamalarının üstünde olacak.

14-28 Mayıs seçimlerinde muhalefetin birleşen gücü, bir çığ gibi artarak algı yönetmekten başka bir şey bilmeyen, milleti yokluğa ve açlığa mahkûm eden bu hükümeti bugün değilse yarın sandık yoluyla evine gönderecektir. Zaman şimdi ayağa kalkıp, üstümüzü silkeleyip, eksiklerimizi giderip bundan 9 ay sonraki seçimler için uğraşa atılma zamanıdır.”

Paylaşın

Birleşik Kamu-İş: Cumhur İttifakı’nın Doğalgaz Jestini İşçi Cebinden Ödedi

TÜİK’in enflasyon verilerini değerlendiren Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Bu rakamlara göre zam alacak işçi ve emekçi, aslında Cumhur İttifakı’nın ‘seçim jesti’ olan doğalgaz hamlesini cebinden ödemiştir. Seçim öncesinde en düşük memur maaşının 22 bin lira olacağına dair verilen vaadin peşindeyiz” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamada, Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı’na atanmasıyla ilgili de “AKP iktidarında uzun yıllar görev yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bugünkü tablonun sorumlularından biridir. Emekçilerin çıkar ve beklentileri Şimşek’in politikalarıyla taban tabana zıttır” değerlendirmesini yaptı.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu, “TÜİK’in Manipülasyonlu Rakamlarına Kanmıyoruz Ve İktidarın Secim Vaatlerinin Pesindeyiz” başlıklı bir açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Ülke, AKP iktidarının uzun süredir yanlış ekonomi politikalarının derin sancılarını yaşamaktadır.

Hükümet bir yandan seçim öncesi uyguladığı telafi edici politikalarıyla diğer yanda da seçim sonrasına dönük vaatleriyle seçmenlerin desteğini kazanarak ülkeyi 5 yıl daha yönetme yetkisi almıştır. Ancak ekonomik sıkıntının ve yaygın ifadeyle “boş tencere”nin durumu ne olacaktır.

AKP iktidarında uzun yıllar görev yapan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bugünkü tablonun sorumlularından biridir. Emekçilerin çıkar ve beklentileri Şimşek’in politikalarıyla taban tabana zıttır.

İşçileri, memurları ve emeklileri zor günler beklemektedir. AKP iktidarı bir kez daha krizin faturasını işçiye ve memura kesmeye hazırlanmaktadır.

Gerçek piyasa fiyatlarını yansıtmak yerine rakamlarla oynama enstitüsü gibi çalışan TÜİK’in bugün açıkladığı verilere göre enflasyon mayısta aylık bazda sadece yüzde 0,04 artarken yıllık bazda yüzde 39,59’a gerilemiştir. Seçim döneminde “doğalgaz bulunduğu için” 1 ay doğalgazın ücretsiz kullanılmasını müjde olarak sunan hükümet, doğalgazı da enflasyon hesaplamasını dahil etmiş ve bu yolla enflasyonu daha da düşük göstermiştir. Yani bu rakamlara göre zam alacak işçi ve emekçi, aslında Cumhur İttifakı’nın ‘seçim jesti’ olan doğalgaz hamlesini cebinden ödemiştir.

Marketlerde günlük fiyat değişikliği yaşanmaktadır. Yurttaşların ezici çoğunluğu pazarda meyve sebzeyi taneyle almaktadır. Kırmızı ve beyaz et tüketimi hanelerin çoğu için artık lüks tüketim haline gelmiştir. Ülke tarihinde ilk kez beyaz peynirin kilosu gram altını sollamıştır. Ülke genelinde kira ortalaması 7 bin liraya yaklaşmışken aylık enflasyonun yüzde 0.04 arttığını söylemek, açıkça aklımızla alay etmektir.

Halkın gerçek enflasyonunu Konfederasyonumuz Bileşik Kamu-İş’in her ay açıkladığı rakamlar ortaya koymaktadır. Mayıs ayında 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 12 bin liraya dayanmış, yoksulluk sınırı ise 31 bin liraya aşmaktadır.

Ülkenin çalışan nüfusunun büyük çoğunluğu kaçınılmaz mutfak harcamalarından olan yumurta ve sütü savaş zamanlarındaki gibi hesaplayarak almaktadır. Marketlerde bebek mamaları artık özel alarmlarla satılmakta, birçok evde anneler ufacık bebelere su muhallebisinden yalancı mama yapmak zorunda kalmaktadır. Gerçek, kamu emekçilerinin yüzde 90’ından fazlasının kredi ve kredi kartı borcuna batmış olduğudur.

Bu tabloya rağmen enflasyonu düşük göstererek memura ödenecek enflasyon farkını komik bir rakam olarak belirlemek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçim öncesinde mitinglerde çok kez sarf ettiği “Yaşadığınız sıkıntıları biliyoruz ve biz çözeceğiz” sözüyle çelişmektedir.

Ayrıca açıklanan bu gerçekdışı enflasyon oranı, tepe taklak giden ekonominin başına getirilen ve adeta kurtarıcı gibi sunulan yeni Ekonomi Bakanı Mehmet Şimşek’in de bakanlığının ilk gününde söylediği “makro ekonomiyi rahatlatma” sözünün mealini ortaya koymuştur. Ülkenin çalışan nüfusunun ağır geçim sıkıntısını “mikro” olarak görenlerin, patronları rahatlatmak için işçi ve emekçiye kemer sıktırmaya hazırlananların bilmesi gereken şudur ki; üretenlerin, emek verenlerin nefes alamadığı bir ülke ekonomisinin düzlüğe çıkma imkanı yoktur.

Kamu emekçilerinin haklarının savunucusu olan Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak uyarıyoruz:

Seçim öncesinde en düşük memur maaşının 22 bin lira olacağına dair verilen vaadin peşindeyiz.

TÜİK’in aksine gerçek enflasyonun da onun yol açtığı tahribatın da peşindeyiz. Bu ağır tablonun yalanlarla kamufle edilmesine geçit vermeyeceğiz!”

Paylaşın

Et ve Süt Kurumu’ndan 5 Yılda 2 Milyar Lira Zarar

Et ve Süt Kurumu, 2017’de 223 milyon 453 bin TL kâr elde etse de, 2018’de 491 milyon 116 bin TL zarar, 2019’da 34 milyon 664 bin TL zarar, 2020’de 222 milyon 991 bin TL zarar, 2021’de ise 520 milyon 990 bin TL zarar etmişti. 2022’deki zararla birlikte kurumun son beş yıllık toplam zararı 2 milyar TL’yi aştı.

Öte yandan Sayıştay’ın 2021 raporunda da kurumun mali yapısı ile ilgili önemli uyarılarda bulunulmuştu.

Raporda, son 4 yıldır yüksek oranda banka kredisi kullanılması neticesinde katlanılan finansman giderleri ile birlikte oluşan dönem zararlarının da etkisiyle özkaynağın toplamının eksiye düştüğü belirtilerek, “kuruluşun mali yapısının iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınarak ilgili bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunulması” önerilmişti.

T24’ten Eray Görgülü’nün haberine göre, Kırmızı et fiyatlarına geçtiğimiz yıl martta yüzde 50’lere varan oranlarda zam yapan Et ve Süt Kurumu’nun buna karşın 2022 yılını 652 milyon TL zararla kapattığı ortaya çıktı. Böylece kurumun son 5 yıllık toplam zararı 2 milyar TL’ye ulaştı. Kuyrukları azaltmak amacıyla zam yaptıklarını açıklayan Genel Müdür Osman Uzun, bu açıklamadan sonra görevden alınmıştı.

Piyasaya fiyatlarına göre yaklaşık yüzde 66 oranında daha ucuza et satan ve geçtiğimiz yıl martta kırmızı et fiyatlarına yüzde 50’ye yakın zam yapan Et ve Süt Kurumu’nun bu zamma karşın 2022 yılını büyük zararla kapattığı ortaya çıktı.

2022 faaliyet raporuna göre kurum, canlı hayvan satışından 13 milyon 504 bin TL, tali ürün ve rendering ürünleri satışından da 8 milyon 200 bin TL kâr elde etse de gövde et, şarküteri ve süt ürünleri satışından 631 milyon 345 bin TL’lik zarar etti. 193 milyon 283 bin TL’lik genel yönetim giderleri ile birlikte kurumun dönem net zararı 652 milyon 443 bin TL’ye ulaştı.

Et ve Süt Kurumu, 2017’de 223 milyon 453 bin TL kâr elde etse de, 2018’de 491 milyon 116 bin TL zarar, 2019’da 34 milyon 664 bin TL zarar, 2020’de 222 milyon 991 bin TL zarar, 2021’de ise 520 milyon 990 bin TL zarar etmişti. 2022’deki zararla birlikte kurumun son beş yıllık toplam zararı 2 milyar TL’yi aştı.

Kurumun geçtiğimiz yıl görevden alınan Genel Müdürü Osman Uzun, kırmızı ete yüzde 48 zam yapılmasıyla ilgili olarak martta yaptığı açıklamada, piyasanın yüzde 66 daha ucuza et sattıkları için uzun kuyruklar oluştuğunu bu zammın kaçınılmaz hale geldiğini söylemişti.

Uzun, “Çok uzun kuyruklar oluşuyordu. Bu nedenle fiyatı artırdık” demişti. Uzun bu açıklamanın ardından Yönetim Kurulu Üyeleri Zekeriyya Erdurmuş, Hasan Hüseyin Aydemir ve Sezai Aydın’la birlikte görevden alınmıştı.

Piyasa fiyatlarındaki artışın, Et ve Süt Kurumu’nun serbest piyasa büyükbaş hayvan alım hedefini de olumsuz etkilediği ortaya çıktı. 2022’de 3 bin 600 ton büyükbaş hayvan alımı hedeflenmişti, ancak yalnızca bin 588 tonluk bir alım yapılabildi.

Söz konusu hedefle ilgili raporda, “Serbest piyasa büyükbaş hayvan alım fiyatları, kurumumuz alım fiyatlarından yüksek seyretmesi nedeniyle büyükbaş hayvan kesimleri hedeflenen sayının altında kalmıştır” ifadesi kullanıldı.

Sayıştay, mali yapı ile ilgili uyarmıştı

Öte yandan Sayıştay’ın 2021 raporunda da kurumun mali yapısı ile ilgili önemli uyarılarda bulunulmuştu.

Raporda, son 4 yıldır yüksek oranda banka kredisi kullanılması neticesinde katlanılan finansman giderleri ile birlikte oluşan dönem zararlarının da etkisiyle özkaynağın toplamının eksiye düştüğü belirtilerek, “kuruluşun mali yapısının iyileştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınarak ilgili bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunulması” önerilmişti.

Paylaşın

YSP Eş Sözcüsü Akın: Sarayı Kurtarmak İçin Yürütülen Politikalar İflas Etti

HDP ve Yeşil Sol Parti’nin Parti Meclisleri toplantısında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Şu bir haftalık durum değerlendirildiğinde bile Saray rejiminin, bu tek adam rejiminin yarattığı tahribatlar her şeyiyle açık açık ortaya dökülmeye başladı. Bakanlar Kurulu açıklandı ve arkasından Türkiye’deki mevcut ekonominin iflas ettiği açığa çıktı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Türkiye tarihinde görülmemiş şekilde kurda rekor düzeyde bir yükseliş yaşandı. Bunların faturasını halka tahvil etmeye çalışan Saray rejimine sesleniyoruz; bunu asla kabul etmeyeceğiz. Kendinizi kurtarmak için, saraylarınızı kurtarmak için yürüttüğünüz talan politikası iflas etti. Bu iflasın faturasını emekçilere, halka ödetmelerini kabul etmeyeceğiz. Türkiye’nin özgürlüğü, eşitliği ve adaleti için mücadeleyi daha güçlü şekilde nasıl yürüteceğimizi bugünkü tartışmalarla ortaya koyacağımız politik hatla belirleyecek ve muhalefetin ve toplumun sözcülüğünü sürdüreceğiz.”

Akın, konuşmasının devamında, “Seçim sonrası tartışmalarımızı diğer partilerden farklı olarak, şeffaf bir şekilde ortaya koyacağımızı ve bütün kurullarımızda kolektif bir şekilde ortaya koyacağımızı açıklamıştık. Eş Genel Başkanlarımızla beraber ilk günden itibaren yürüttüğümüz tartışmalarla ortaya koyduğumuz tutumumuz ile açıkça Türkiye halkına ve halklarımıza seslenmiş olduk.

Sandıktan uzaklaşmaları için her şey yapılmasına rağmen özellikle Kürdistan coğrafyasındaki halklarımızı, Kürt halkını onurlu direnişleri ve partimize gösterdikleri ilgi için selamlamak istiyorum. Bütün baskılara rağmen, seçim dönemindeki her türlü saldırıya rağmen Saray’a kaybettirme kararımıza gösterdikleri tutumdan dolayı da halkımızın önünde saygıyla eğiliyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Yeşil Sol Parti’nin Parti Meclisleri, seçim sonuçlarını, yenileme ve dönüşüm sürecini değerlendirmek ve politik mücadele hattını belirlemek üzere Ankara Dünya Ticaret Merkezinde toplandı.

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın, toplantının açılışında konuştu. Akın, şunları söyledi:

Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. Türkiye halkları olarak iki aşamalı seçimi birlikte yaşadık. Hepinize teşekkür etmek ve bütün halkımızı buradan bir kez daha selamlamak hepimizin görevidir. Hoş geldiniz. Sevgili arkadaşlar biraz önce söylediğim gibi Türkiye tarihinin en önemli seçimlerini geride bıraktık. Hem seçimin sonuçları hem de bizim açımızdan olan boyutları üzerine yoğun bir tartışma süreci içerisine girdik, bu süreci birlikte götürüyoruz. Bir şeyin altını çizmek isterim; Türkiye tarihinde görülmemiş anti demokratik, adaletsiz, hukuksuz, kuralsız bir seçim süreci ile karşı karşıya kaldık.

Devletin bütün olanakları partimize karşı harekete geçirildi. Partimiz ve bileşenlerimiz ağır bir saldırı altındaydı. Biz bunların her türlü saldırganlığına karşı tedbirlerimizi almaya çalıştık. Ama sonuç itibariyle, ortaya koyduğumuz siyasal hedeflerimiz bakımından eksiklerimizle ve zaaflarımızla da yüzleşmemiz gerekir. Saray rejimini değiştirmek için elimizden geleni yapmamıza rağmen bir bütün olarak muhalefetin başarısızlığı ve kendi hanemize düşen başarısızlığı kabul ediyoruz.

Aynı zamanda iddia ettiğimiz başka bir şey vardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı nedeniyle daha demokratik bir hayatın inşa edilmesi, Demokratik Cumhuriyetin ortaya çıkarılması hedefimiz vardı. Güçlü bir şekilde parlamentoda yer almak istemiştik. Bu konuda kısmen başarılı olmamıza rağmen bir başarısızlık ortaya çıktı. Ama bütün bunlara rağmen şunları ifade etmek isteriz. Bunların altında kalacak bir durum da söz konusu değildir. Halkımıza şunu söylemek isterim; Türkiye’deki bu kadar eşitsiz ve adaletsiz seçim koşullarına rağmen değişim isteyen, iddiasını ortaya koyan iki kişiden birinin itiraz ettiği bir seçim gerçekleşti. Halkımızın yüzde 50’si -sandıklara gitmeyenlerle birlikte daha fazlası- bu rejimi değiştirmek için kararlı bir şekilde mücadele sahasında bulundu ve bulunmaya devam ediyor.

“Sarayı kurtarmak için yürütülen politikalar iflas etti, bunun halka fatura edilmesine izin vermeyeceğiz”

Şu bir haftalık durum değerlendirildiğinde bile Saray rejiminin, bu tek adam rejiminin yarattığı tahribatlar her şeyiyle açık açık ortaya dökülmeye başladı. Bakanlar Kurulu açıklandı ve arkasından Türkiye’deki mevcut ekonominin iflas ettiği açığa çıktı. Türkiye tarihinde görülmemiş şekilde kurda rekor düzeyde bir yükseliş yaşandı. Bunların faturasını halka tahvil etmeye çalışan Saray rejimine sesleniyoruz; bunu asla kabul etmeyeceğiz. Kendinizi kurtarmak için, saraylarınızı kurtarmak için yürüttüğünüz talan politikası iflas etti. Bu iflasın faturasını emekçilere, halka ödetmelerini kabul etmeyeceğiz. Türkiye’nin özgürlüğü, eşitliği ve adaleti için mücadeleyi daha güçlü şekilde nasıl yürüteceğimizi bugünkü tartışmalarla ortaya koyacağımız politik hatla belirleyecek ve muhalefetin ve toplumun sözcülüğünü sürdüreceğiz.

Seçim sonrası tartışmalarımızı diğer partilerden farklı olarak, şeffaf bir şekilde ortaya koyacağımızı ve bütün kurullarımızda kolektif bir şekilde ortaya koyacağımızı açıklamıştık. Eş Genel Başkanlarımızla beraber ilk günden itibaren yürüttüğümüz tartışmalarla ortaya koyduğumuz tutumumuz ile açıkça Türkiye halkına ve halklarımıza seslenmiş olduk. Sandıktan uzaklaşmaları için her şey yapılmasına rağmen özellikle Kürdistan coğrafyasındaki halklarımızı, Kürt halkını onurlu direnişleri ve partimize gösterdikleri ilgi için selamlamak istiyorum. Bütün baskılara rağmen, seçim dönemindeki her türlü saldırıya rağmen Saray’a kaybettirme kararımıza gösterdikleri tutumdan dolayı da halkımızın önünde saygıyla eğiliyoruz.

Bir başka konu da kendi sürecimizi, kaderimizi belirleme konusunda yürüteceğimiz tartışmaları sürdüreceğiz. Biz bütün halkımızla ve dışarıda ve cezaevlerinde bulunan arkadaşlarımızla birlikte bu tartışmaları kolektif olarak yürütmeye kararlıyız. Hiçbir şeyin gizli kalmasını, üstünün örtülmesini istemiyoruz. Bu konuda açık bir tartışmanın yürütülmesinden yanayız ama altını çizerek şunu ifade etmek isterim; bizim altımızı oymak için, bizi birbirimize düşürmek için yürütülen tartışmalara da pirim vermeyeceğiz. Kolektif tartışma yürütmek, ortak akılla hareket etmek ve kurumsal yapımız konusunda bizi destekleyen desteklemeyen herkesin görüşünü almak konusunda hiçbir sorunumuz yok.

Ama bu tartışmaların bizi yıpratacak, muhalefetin sözcüsü olma iddiamızı bertaraf etmeye çalışacak bir yöne evrilmesine de izin vermeyeceğiz. Hem Kürt halkını birbirine düşürmeye çalışanlara hem Türkiye muhalefetinin sözünü söylememizi engellemeye ve terörize etmeye çalışanlara karşı daha güçlü ve iddialı duracağımızı ifade etmek isterim. Kongremiz öncesi en büyük kurulumuz olan Parti Meclisimizin de bu tartışmaları kolektif olarak yürütüp toplumla buluşturmasını sağlayacağız. Önümüzdeki sürecin yeniden inşası konusunda, güçlenerek iktidara yürümek için yürüteceğimiz çalışmalar konusunda şimdiden toplantımızın iyiliklere, güzelliklere ve barışa vesile olmasını diliyorum. İyi ki varsınız. Tekrar hoş geldiniz. “

Paylaşın

Dikkat Çeken Yorum: Şimşek’in En Önemli Sınavı Erdoğan’la İlişkisi Olacak

BlueBay Asset Management’ın üst düzey stratejisti Timothy Ash, 0 ay sonra 2024 yılında Türkiye’de yerel seçimlerin yapılacağına dikkat çekerek, “Mehmet Şimşek’in en önemli sınavı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkisi olacak. Yerel seçimler olası bir çatışma noktası” dedi.

Timothy Ash’e göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaptığı açıklamalarda İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde belediye seçimlerini yeniden kazanma hedefi koyan Erdoğan’ın 2024 yerel seçim sürecinde “ekonomide genel kabul görmüş politikalara inancını kaybetmesi” riski bulunuyor.

Gelişmekte olan piyasalar uzmanı Timothy Ash ayrıca, Mehmet Şimşek’in yetkin ve güvenilir bir ekip oluşturmasına izin verilmesi, desteklenmesi ve genel kabul görmüş ekonomi politikalarına dönebilmesi halinde, ülke ekonomisini uçurumun kenarından alabileceği görüşünde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yönetiminde uygulanan ‘faiz sebep-enflasyon sonuç’ temelli para politikası ve tırmanan enflasyon, 6 Şubat depremlerinin etkisi ve seçim öncesi siyasi belirsizlik ortamıyla birleşince, ekonomiyi yeni dönemde bir numaralı öncelik haline getirdi.

Seçimlerden önce hükümetle uzun bir müzakere mesaisi geçiren ve yeni kabinede ekonominin emanet edildiği Mehmet Şimşek, Hazine ve Maliye bakanlığı görevini Nureddin Nebati’den devralırken, fiyat istikrarının temel hedef olacağını ve enflasyonun tek hanelere düşürülmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

Mehmet Şimşek ekonomide bu hedeflere ulaşma sürecinde, yabancı yatırımcının önceki dönemde eksikliğinden yakındığı şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk gibi ilkelerin altını çizdi, “Türkiye’nin rasyonel zemine dönme dışında seçeneği kalmamıştır” dedi.

“Yetkin bir ekip oluşturulur ve çalışmasına izin verilirse ekonomi uçurumun kenarından dönebilir’’

İngiltere tahsilli, merkezi Londra’da bulunan yatırım bankası Merrill Lynch’in eski stratejistlerinden olan Mehmet Şimşek uluslararası finans dünyasında “piyasaların dostu” saygın bir isim olarak biliniyor.

Ekonominin başına Mehmet Şimşek gibi bir ismin getirilmesi, Türkiye ekonomisini kurtarabilir ve genel kabul gören ekonomi politikalarından uzaklaşıldığı için kaçan yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye geri getirebilir mi?

Londra’dan VOA Türkçe’den Begüm Dönmez Ersöz’ün sorularını yanıtlayan gelişmekte olan piyasalar uzmanı Timothy Ash, Mehmet Şimşek’in yetkin ve güvenilir bir ekip oluşturmasına izin verilmesi, desteklenmesi ve genel kabul görmüş ekonomi politikalarına dönebilmesi halinde, ülke ekonomisini uçurumun kenarından alabileceği görüşünde.

“Mehmet Şimşek’in en büyük sınavı Erdoğan’la ilişkisi”

10 ay sonra 2024 yılında Türkiye’de yerel seçimlerin yapılacağına dikkat çeken BlueBay Asset Management’ın üst düzey stratejisti Timothy Ash, “Mehmet Şimşek’in en önemli sınavı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la ilişkisi olacak. Yerel seçimler olası bir çatışma noktası” diyor.

Timothy Ash’e göre, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından yaptığı açıklamalarda İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerde belediye seçimlerini yeniden kazanma hedefi koyan Erdoğan’ın 2024 yerel seçim sürecinde “ekonomide genel kabul görmüş politikalara inancını kaybetmesi” riski bulunuyor.

Türkiye Merkez Bankası’nın eski başekonomisti Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Hakan Kara, yerel seçime kadar daha rasyonel ancak ekonomiyi de aşırı soğutmayan politikaların uygulanabileceğini belirtiyor.

Prof. Kara, “Mevcut dış denge ve rezerv durumu ekonomide aklın yoluna dönmeyi gerektiriyor. Bununla birlikte muhtemelen yerel seçime kadar daha rasyonel ancak ekonomiyi de aşırı soğutmayan politikalar uygulanacaktır. Asıl köklü değişiklikler yerel seçimden sonra gerçekleşebilir” diyor.

Merkez Bankası başkanlığı için adı geçen Hafize Gaye Erkan nasıl yorumlanıyor?

Uyguladığı faiz politikası sebebiyle bağımsızlığı tartışma konusu olan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası başkanlığı için ABD’de finans sektöründe üst düzey yöneticilik yapan Hafize Gaye Erkan’ın ismi geçiyor.

Hafize Gaye Erkan, geçen yıl yüzde 85’e tırmanan enflasyona rağmen 2021’den bu yana faiz oranlarının düşürülmesi politikasını uygulayan Şahap Kavcıoğlu’nun yerine düşünülen adaylardan biri.

ABD’de First Republic Bank’in eski CEO’su ve yatırım bankası Goldman Sachs’ta üst düzey yöneticilik yapmış olan Hafize Gaye Erkan, Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği’nden mezun ve Princeton Üniversitesi’nden Finans Mühendisliği alanında doktorası bulunuyor.

Hafize Gaye Erkan, ABD’de geçtiğimiz aylarda batan ve el konulan orta ölçekli bankalardan First Republic Bank’te 2021’e kadar üst düzey yöneticiydi.

Reuters’ın haberine göre bugün Mehmet Şimşek’le biraraya gelen 41 yaşındaki Hafize Gaye Erkan, Merkez Bankası başkanı olması halinde, bu göreve gelen en genç ve ilk kadın başkan olacak.

Konuyla ilgili hükümet cephesinden henüz bir açıklama ise gelmedi.

“Merkez Bankası’nın bağımsızlığı kritik”

Seçimden önce son 21 yılda ilk kez net rezervi negatif bölgeye geçen Merkez Bankası’nın yeni dönemde bağımsız bir para politikası izleyip izlemeyeceği merak konusu.

Timothy Ash, Merkez Bankası’nın başına geçecek isimden çok bankanın kararlarında ne ölçüde bağımsız olacağının önemli olduğunun altını çiziyor ve ekonomideki tablonun büyük ölçüde buna bağlı olduğunu vurguluyor.

Politika faiz oranını yükselten son Merkez Bankası başkanı olarak tarihteki yerini alan Naci Ağbal, beş aydan daha kısa bir süre bu görevde kaldıktan sonra 2021’de görevden alınmıştı.

Hafize Gaye Erkan’ın tipik AK Parti çekirdek kadrolarından gelmediğinin altını çizen Timothy Ash, bu durumu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çevresindeki danışmanların değiştiği veya kendisine “makul ve Ortodoks ekonomi politikalarının benimsenmesi doğrultusunda daha iyi tavsiye verildiğinin” bir işareti olarak yorumladı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın bir sonraki toplantısı 22 Haziran’da. Hafize Gaye Erkan’ın Merkez Bankası başkanlığı için adının geçmesi bankanın faiz oranını arttıracağına yönelik beklentiyi artırdı.

Gelişmekte olan piyasalar analisti Timothy Ash, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni dönemde Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası’na ekonomide gereken adımların atılmasına imkan verildiğini piyasalara göstermek zorunda olduğunu belirtiyor.

“Artık alternatif politikalara yer yok”

ABD’de bulunan yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye’de döviz kuruna ilişkin bir önceki tahminini revize ederek 3 Haziran’daki raporunda, önümüzdeki 12 ay içinde kademeli bir artışla ABD Doları’nın 28 TL’den işlem görebileceği öngörüsünde bulundu.

Yatırım bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazandığı seçimlerden önceki tahmininde önümüzdeki bir yıl içinde kademeli bir artışla ABD Doları’nın 22 TL’den işlem göreceğini tahmin etmişti.

Goldman Sachs son raporunda, ekonomi yönetiminde Mehmet Şimşek tercihinin “para politikasının daha Ortodoks bir yöne doğru kayması olasılığını arttırdığı” görüşünü dile getirdi.

Raporda, son on yıl içinde yüzde 90 değer kaybeden Türk Lirası’nda önümüzdeki dönemde olası değer kaybı için, “Asıl mesele Lira’nın ciddi oranda değer kaybedip kaybetmeyeceği değil, bunun ne zaman olacağı” ifadeleri kullanıldı.

Önümüzdeki dönemde dövizde yaşanabilecek gelişmeleri değerlendiren Timothy Ash, bundan sonraki süreçte genel kabul gören ve uluslararası normlar çerçevesinde yürütülen ekonomi politikaları dışında “alternatif politikalara yer olmadığını” vurguladı.

Mali danışmanlık şirketi Taneo’nun Siyasi Risk Danışmanlığından sorumlu Eş-Başkanı Wolfango Piccoli de Reuters’a yaptığı değerlendirmede, “Erdoğan’ın ekonomi cephesinde daha pragmatik bir bakış açısını ne kadar süre tolere edebileceği belirsiz” diyor.

Yabancı yatırımcı geri gelir mi?

Yatırımcıların Erdoğan’ın geleneksel ekonomi politikalarından uzaklaşan yaklaşımından endişe duyduğu 2015 yılında da Mehmet Şimşek’in piyasalara güven vermek amacıyla göreve getirildiğini hatırlatan uzmanlar, Şimşek tercihinin yalnızca vitrinde kalmaması için gerçek politika değişikliklerinin şart olduğuna dikkat çekiyor.

Özellikle yatırımcı güveninin yeniden kazanılması için bir atamadan daha fazlasının gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, bu bağlamda Merkez Bankası’nın bağımsızlığının en önemli faktör olduğunun altını çiziyor.

Türkiye’de son yıllarda ekonomide kurumsal bir erozyon yaşandığını da vurgulayan Timothy Ash, uluslararası piyasaların ve yabancı yatırımcının Mehmet Şimşek’e ilk aşamada aksi bir tutum görülmediği sürece olumlu bakmaya meyilli olacağını; ancak ihtiyatı da elden bırakmayacağını söylüyor.

2021’de görevden alınan eski Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal ve 2020’de görevden affını isteyen eski Maliye Bakanı Lütfi Elvan dönemlerinin “yabancı yatırımcının hala hafızasında” olduğunu anımsatan Prof. Hakan Kara da yabancı yatırımcının bu dönemde temkinli olacağı görüşünde.

Prof. Kara, “Öncelikle icraatı izleyeceklerini, yeni ekonomi yönetimine belirli bir alan tanındığından emin olduktan sonra aşamalı olarak gireceklerini tahmin ediyorum” diyor.

Reuters’a konuşan East Capital varlık yöneticisi Emre Akçakmak da benzer bir görüşü dile getiriyor.

Ekonomide önemli pozisyonlarda görev alan kişilerin sık sık değişmesinden yatırımcıların memnun olmadığını hatırlatan Akçakmak, “Uzun vadeli stratejik yatırımcıların geri gelmesi çok kolay olmayacak. Yıllar olmasa da aylar alacak” diyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Forbes Dergisinden Dikkat Çeken Hakan Fidan Analizi: Görünmez El

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hafta sonu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) mazbatasını aldıktan ve yemin ettikten sonra yeni Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’ni açıkladı. Kabinede en dikkat çeken isimlerden biri Dişişleri Bakanlığına atan Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan oldu.

ABD Merkezli Forbes dergisi, ‘Hakan Fidan: Türkiye’nin istihbarat şefi bir numaralı diplomat oldu’ başlığıyla dikkat çeken bir analiz yayımladı. Güney Yıldız imzalı analize göre, Hakan Fidan’ın Dışişleri Bakanlığı’na atanması yalnızca bürokratik bir görev değişikliği değil, ABD’den Avrupa Birliği’ne, Rusya’dan Orta Doğu’nun siyasi labirentine her dış paydaşa açık bir çağrı.

Söz konusu analizde Hakan Fidan’ın yıllardır kendi istihbarat portföyünü kullanarak Türkiye’nin uluslararası ilişkilerine katılımını dikte ettiği yorumunu yapıldı.

Forbes, şimdi Dışişleri Bakanlığı koltuğunun küresel sahnede silinmez bir iz bırakmak için esaslı bir fırsat sunduğunu yazdı: “Fidan şimdi adını gazetelere yazdıracak, harekete geçirdiği olağanüstü süreçleri onaylayacak, istihbarat toplama ve politika belirleme arasındaki boşlukta köprü kuracak.”

“Görünmez el”

Hakan Fidan’ı halihazırda zaten Türkiye’nin en önemli dış politika aktörlerinden biri olarak tanımlayan Güney Yıldız, BBC muhabirliği yıllarından Birleşik Krallık parlamentsu Dış İlişkiler Komitesi’ndeki danışmanlık ve düşünce kuruluşlarındaki analistliğe kadar uzun süredir konuştuğu herkesin Türk dış politikasındaki MİT etkisinden söz ettiğini kaydetti.

Pakistan’dan Orta Doğu’ya, Avrupa’dan ABD’ye farklı ülkelerden isimlerle yaptığı sohbetlerde Türkiye’nin global faaliyetlerine yön veren MİT’in ‘görünmez bir el’ olarak tanımlandığını aktaran analist, şu ifadeleri kullandı;

”Geniş uluslararası bağlantıları sayesinde Fidan, küresel siyasetin karmaşık dünyasında Türkiye’nin stratejik navigasyonunun birincil tasarımcısı olarak öne çıktı. Bu sebeple, son ilerlemesi şaşırtıcı değil, onunla etkileşime girenler tarafından kabul edilen, yeteneklerinin bir doğrulaması.

Fidan’ın Dışişleri Bakanı olarak atanması, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tırmanan Rusya-Ukrayna Savaşı ve Türkiye’nin Suriye ile yakınlaşması da dahil olmak üzere Orta Doğu’daki karmaşık uzlaşmaların ortasında Türkiye’nin dış politikasına liderlik edecek daha tecrübeli bir operasyon istediğini gösteriyor.”

Analizin devamında ise şunlar kaydedildi; “Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hakan Fidan arasındaki birliktelik, Türkiye’de diplomatik, siyasi ve askeri alanları kapsayan etkileyici bir dış politika uzmanlığı portföyü sunuyor. Nihayetinde, Fidan’ın dışişleri bakanı olarak başarısı, Türkiye’nin çıkarları ile komşularının ve müttefiklerinin çıkarlarını dengeleme yeteneğine bağlı olacaktır.

Ayrıca ülkenin karmaşık iç siyasetini de yönetmesi gerekecek. Fidan yönetimindeki Türkiye’de istihbarat ve siyasi liderliğin kaynaşması, ülkenin gelişen dış politikasında dostlar ve düşmanlar için potansiyel olarak zorlu yeni bir sayfa açıyor.”

Paylaşın