Üyelik İçin Yeşil Işık Bekleyen İsveç, Topraklarını NATO’ya Açıyor

Geçen yıl Rusya’nın Ukrayna’yı işgale başlamasının ardından NATO’ya tam üye olmak için girişimlere başlayan İsveç, Kuzey Atlantik İttifakı’na üye olmadan topraklarını geçici üslere açacağını bildirdi.

İsveç, Türkiye ve Macaristan’ın vetosuyla karşılaşmıştı. Finlandiya, nisan ayında üye olmasına rağmen, İsveç’in katılımı henüz gerçekleşmedi. Stokholm yönetimi, önümüzdeki ay Litvanya’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesinde üyeliğe kabul için yeşil ışık beklentisinde.

İsveç Başbakanı Ulf Kristersson ve Savunma Bakanı Pal Jonson, Dagens Nyheter gazetesinde yayınlanan ortak makalede “Hükümet, İsveç Silahlı Kuvvetleri’nin NATO ve NATO’ya üye ülkelerin gelecekteki ortak operasyon düzenleyebilmesi için hazırlıklara başlama kararı aldı” diye yazdı.

Makalede “Hazırlıklar, yabancı ekipman ve personelin İsveç topraklarında geçici olarak üslenmesini içerebilir. Bu karar Rusya’ya açık bir sinyal göndermekte ve İsveç’in savunmasını güçlendirmektedir.” ifadeleri kullanıldı.

Rusya’nın öngörülebilir bir gelecekte komşu ülkeler için bir tehdit olmayı sürdüreceği vurgulanan yazıda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in topraksal hırslarının nereye kadar genişlediğinin belirsiz olduğunu kaydedildi.

Kristersson ve Jonson, bu hazırlıkların yabancı askeri malzeme ve personelin İsveç topraklarında geçici olarak konuşlanmasını da içerebileceğini belirterek “Bu karar, Rusya’ya net bir sinyal göndermekte ve İsveç’in savunmasını güçlendirmektedir” dedi.

Makalede, NATO birliklerinin varlığının, Baltık Denizi üzerinden gelebilecek Rusya kaynaklı tehditlere karşı caydırıcı işlev göreceği kaydedildi.

İsveç ve Finlandiya, geçen yıl Şubat ayında Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının ardından askeri tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek NATO üyeliği için başvurmuş, Haziran ayında Madrid’de düzenlenen NATO liderler zirvesinde, Türkiye’nin vetosunu kaldırması üzerine İttifak tarafından resmen üyeliğe davet edilmişti.

Finlandiya Nisan ayında İttifak’ın 31’inci üyesi olurken İsveç’in üyeliği için Türkiye ve Macaristan’dan henüz meclis onayı çıkmadı. Bir ülkenin İttifak’a tam üye olabilmesi için tüm üye devletlerin meclis onayı gerekiyor.

Paylaşın

Dolar Tarihi Zirveyi Gördü: Acı Reçetenin Maliyetini Kim Ödeyecek?

Mehmet Şimşek’in yeni kabinede “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelmesinin ardından, Hafize Gaye Erkan, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) Başkanlığına atandı.

Hafize Gaye Erkan’ın önceki başkan Şahap Kavcıoğlu’ndan oldukça farklı olması, para politikasında U dönüşü yapılacağı beklentisini doğuruyor.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanlığına önceki Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu’nun getirilmiş olması, Mart 2021’dan beri yürüttüğü düşük faiz politikasının performansı konusunda hükümet kanadında bir hoşnutluk göstergesi olarak yorumlanabilir.

Erkan’ın Merkez Bankası’na atanması ile birlikte ortodoks para politikası çerçevesinde faiz artışlarına gideceği inancı güçlendi. BDDK’nın başına Kavcıoğlu’nun getirilmiş olması, Erkan’a ne kadar bağımsız hareket alanı verileceği sorusunu gündeme getiriyor.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Merkez Bankası’nın ‘rasyonel’ politikalara nasıl döneceği, kur ve faiz senaryolarının neler olduğunu BBC Türkçe’ye değerlendirdi.

Eylül 2021 sonrası uygulanan program dahilinde politika faizinin yüzde 19’dan 8,5’e çekilmesini takiben Türk Lirası’ndaki değer kaybı yoğun döviz satışları ile dengelenmeye çalışıldı.

Geçtiğimiz hafta yüzde 10 üzerinde değer kaybetmesine izin verilen TL, yolun bundan sonrasında nasıl şekillenir?

Merkez Bankası’nın 2 Haziran itibarıyla -5.7 milyar dolara gerileyen net döviz rezervleri tarihi dip seviyesinde.

Bu vahim tabloyu Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Simşek’in “rasyonel politikalara dönüş” sözü ile birleştirdiğimizde yolun bundan sonrasında TCMB’nin örtülü döviz satışlarını hızla azaltmasını ve kısa süre içinde de sonlandırmasını beklemeliyiz.

Örtülü döviz satışlarının sonlanması döviz kurunun serbest piyasa değeri olan “adil seviyeye” gelmesini sağlayacaktır.

Bu noktadan sonra kurdaki değer kaybının faiz artırımları ile kontrol altına alınması gerekir.

Bu şekilde kurdan enflasyona olan geçişkenlik dizginlenebilir.

Döviz kuru nasıl belirlenir?

Satın alma gücü paritesi hipotezine göre nominal döviz kuru iki ülke arasındaki enflasyon farkına paralel olarak değişir.

Bu şekilde reel döviz kurunun sabit kalması beklenir.

Oysa bizde bir süredir örtülü döviz satışları vasıtasıyla TL’nin Dolar karşısında değer kaybı sınırlandığı için reel kurda bir iyileşme oldu ve “adil değerden” uzaklaşıldı.

Döviz müdahalelerinin ortadan kalkması ile döviz kuru serbest piyasa değerine ulaşır. Sonrasında ise TCMB’nin faiz artışları ile kuru enflasyon hedeflerine tutarlı bir noktaya getirmesi beklenir.

Şekilde mavi çizgi ABD ile Türkiye’nin Tüfe enflasyonu farkını, kırmızı çizgi ise Dolar/TL döviz kurunu gösteriyor.

Eylül 2021’de “Yeni Ekonomi Modeli (YEM)”ne geçilene kadar ABD ve Türkiye arasındaki enflasyon farkı ve döviz kuru arasındaki uzun vadeli trendlerin örtüştüğünü, YEM’e geçilmesi ile birlikte ise iki seri arasındaki farkın açıldığını görüyoruz.

Döviz müdahalelerinin kalkması durumunda aradaki farkın tekrar kapanması, Dolar/TL kurunun 25’li seviyelere çıktığı noktada ise iki seri arasındaki paralel trendin tekrar başlaması beklenir.

Güvercin faiz artışı mı, şahin faiz artışı mı?

Dolar/TL kurunun 25’li seviyelere geldiği noktada TCMB’nin yola faiz artışları ile devam edeceği varsayımından hareketle güvercin ve şahin iki senaryo oluşturup, bu senaryoların kur ve enflasyon üzerindeki etkilerini inceleyelim.

1) Güvercin senaryo: Merkez Bankası faiz artışı konusunda daha ılımlı davranıp önceliğini fiyat istikrarından ziyade ödemeler dengesi ile ilgili bir kriz çıkmamasına verebilir.

Halen yüzde 8,5 olan politika faizi ilk aşamada yüzde 20’li seviyelere, kurdaki baskının devamı durumunda yüzde 30’lu seviyelere çıkarılabilir.

12 ay sonrası enflasyon beklentilerinin yüzde 35’li seviyelerde olduğu bir çerçevede bu patika içerideki döviz talebini durdurmaya yetmeyebilir.

Reel politika faizi negatifte kalacağı için kur ve enflasyon üzerindeki yukarı yönlü baskı devam edebilir ve sene sonu enflasyonu yüzde 45’leri aşabilir.

2) Şahin senaryo: Merkez Bankası faiz artışı konusunda daha şahin bir duruş sergilerse politika faizi ilk aşamada 25-30 bandına sonrasında yüzde 40’ların üzerine çıkabilir.

Bu durumda kur seviyesinin ve enflasyonun aşağı yönlü baskılanması mümkün olabilir.

Açık faiz artışı mı, koridor mu?

Merkez Bankası’nın ne kadar güvercin ya da şahin olacağına ilave olarak bir diğer belirsizlik faiz artışlarının ne kadar açık ya da örtülü olması ile ilgili olacak.

Para politikası iletişimi ne kadar net olursa, piyasaların Merkez Bankası’nın samimiyetine inanması ve para politikasının yönlendirmesine uygun hareket etmesi mümkün olur.

Eski ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Ben Bernanke, “Para politikası yüzde 98 iletişim, yüzde 2 aksiyondur” der.

Şayet açık faiz artışları yapılamaz ve 2010 sonrası dönemden aşina olduğumuz koridor sistemi geri gelirse faiz artışları geniş bir bandın içinde örtülü bir şekilde gerçekleşir.

Bu durumda ileriye yönelik sinyaller bulanıp Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusunda endişeler devreye gireceği için faiz artışlarının piyasa beklentilerini şekillendirme gücü önemli ölçüde zayıflar.

Enflasyonu yüzde 40’lı seviyelerin altına düşürmek “şahin” hamlelerle bile zorlaşır.

Yani acı reçetenin maliyeti artar.

Acı reçetenin maliyetini kim ödeyecek?

Seçim öncesi dönemde Millet İttifakı, ortodoks politikaları savunup “acı reçeteyi” telaffuz ederken, reçetenin maliyetinin sabit gelir kesimlerine ödetilmeyeceği konusunda hassasiyetini dile getirmiş ve bütünsel bir paket açıklamıştı.

Aynı dönemde Cumhur İttifakı ortodoks politikaları henüz telaffuz etmediği için acı reçete de gündemde değildi.

Oysa şimdi Hafize Gaye Erkan ile birlikte ortodoks politikalara geçilecekse bir acı reçete oluşacağı da not edilmelidir.

Sıkı para politikasının maliyetinin ne şekilde ödeneceği siyasi bir tercihtir.

Para politikasının işini doğru yapabilmesi, acı reçete uygulanırken toplumsal tepki ile karşılaşmaması bu maliyetin ne kadar adil dağıtılacağı ile bire bir bağlantılıdır.

Bu noktada maliye politikasının devreye girmesi, gerekli desteği vermesi ve yapılan tercihi şeffaf bir şekilde izah etmesi gerekir.

Paylaşın

IŞİD’in Afganistan Kolu Lideri Sanaullah Ghafari Öldürüldü İddiası

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Afganistan kolu olan IŞİD-Horasan’ın Lideri Sanaullah Ghafari‘nin Afganistan’ın Kunar vilayetinde öldürüldüğü ileri sürüldü. Ghafari, Şahab El-Muhacir olarak da biliniyor.

Sanaullah Ghafari ‘terör eylemleri’ gerekçe gösterilerek Aralık 2021’de Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ‘küresel terörist’ ilan edilmişti. Bunun ardından ABD tarafından Sanaullah Ghafari hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif edilmişti.

Pakistan’ın Geo TV haber sitesinin aktardığına göre, IŞİD’in Pakistan-Afganistan bölgesinde faaliyet gösteren IŞİD-H isimli koluna liderlik eden ve ABD’nin hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif ettiği Sanaullah Ghafari’nin Afganistan’ın Kunar vilayetinde öldürüldüğü öne sürüldü. Ghafari’nin yalnızca Pakistan’da değil, uluslararası olarak da arandığını aktaran Geo TV, Ghafari’nin Pakistan, İran, Özbekistan, Tacikistan ve Afganistan’da gerçekleştirilen saldırılarda rol oynadığını ifade etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı “Adalet İçin Ödül” (Rewards for Justice) sitesinde, Sanaullah Ghafari hakkında şu bilgiler paylaşılmıştı: “Adalet İçin Ödül, IŞİD-K lideri Şahab El-Muhacir hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif etmektedir. IŞİD yönetimi, Haziran 2020’de Sanaullah Ghafari olarak da bilinen El-Muhacir’i ABD tarafından Yabancı Terör Örgütü olarak tanımlanan IŞİD-K’ye lider olarak atamıştır.

Atanma haberini içeren bir IŞİD bildirisinde El Muhacir, deneyimli bir askeri lider ve IŞİD-K’nın Kabil’deki gerilla operasyonlarında, intihar ve diğer saldırıların planlanmasında yer alan ‘kent aslanlarından’ biri olarak tanımlanmıştır. 1994’te Afganistan’da doğan El-Muhacir, Afganistan’daki tüm IŞİD-K operasyonlarının onaylanmasından ve bunların gerçekleştirilesinde gereken finansmanın sağlanmasından sorumludur.”

BNN Network haber sitesinin aktardığına göre, Sanaullah Ghafari ‘terör eylemleri’ gerekçe gösterilerek Aralık 2021’de Birleşmiş Milletler (BM), ABD ve Avrupa Birliği (AB) tarafından ‘küresel terörist’ ilan edilmişti. Bunun ardından ABD tarafından Sanaullah Ghafari hakkında bilgi karşılığında 10 milyon dolara varan para ödülü teklif edilmişti.

Ailesi Hindistan’dan Afganistan’a göç eden Ghafari, 2020 yılından bu yanan IŞİD-H örgütünün liderliğini yapıyordu. IŞİD-H ilk olarak Ocak 2015’te ortaya çıkmıştı. BBC Türkçe’nin aktardığına göre, IŞİD-H, çoğunlukla Afganistan’ın doğusunda, İran sınırındaki Şii nüfusu hedef alan saldırılar yürüttü. Ülkenin özellikle kuzeyinde ve doğusunda Taliban ile IŞİD-H arasında çatışmalar yaşandı. İki örgüt, Ocak 2015’te birbirlerine karşı savaş ilan etti.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Dolar Tarihi Seviyeye Yükseldi; Mehmet Şimşek’e 12 Soru

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Denizli Milletvekili Şeref Arpacı, sosyal medya hesabından yeni kabinede “tam yetkili Hazine ve Maliye Bakanı” olarak göreve gelen Mehmet Şimşek’e sorular yöneltti.

“Denizli’nin Milletvekili ve bir yurttaş olarak ‘ekonomi’ye ilişkin sorularımı iktidara buradan yöneltmek istiyorum” ifadesini kullanan Arpacı, sorularının Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından yanıtlanmasını istedi.

“Rasyonel zemine dönüşün faturasını kim ödeyecek?”

CHP’li Arpacı, Şimşek’e şu soruları yöneltti:

“Ak Parti kendi yarattığı ekonomik enkazını mı temizliyor?
Rasyonel zemine dönüşün faturasını toplumun hangi kesimi ödeyecek?
Mazot fiyatına 2 gün içerisinde gelen %13 oranındaki zammın enflasyona etkisi ne olacak?

Yeni dönemde de enflasyonla mücadele edilmeyecek mi?
Türk Lirasının 2021 yılından bu yana günlük en büyük oranda (%7) değer kaybı yaşamasındaki sorumlusu kim?
Hem bütçe açığı, hem cari açık problemi olan aynı zamanda döviz darboğazı yaşayan ülke ekonomisi nereye savrulacak?

Döviz kurlarındaki gecikmeli yükselme ihracatçılarımızı tatmin edecek mi? Yoksa ani yükselişten dolayı başka sorunlara mı neden olacak?

Dövizdeki yükselmenin etkileri

Döviz kurlarındaki yükselme hangi parametreleri etkileyecek?
2023 yılı için 11.304 dolar olarak tahmin olunan kişi başına gelir hangi seviyeye inecek?
7 Haziran itibarıyla swaplar hariç (-) 73 milyar dolara ulaşan net rezerv açığı ne olacak?

TL’nin değer kaybı nedeniyle, kuru tutmak amacıyla icat edilen değeri 121 milyar doları aşan kur korumalı mevduat (KKM) hesaplarının maliyeti ne olacak?
Nisan sonu itibarıyla 382 Milyar TL’ye varan Merkezi Yönetim Bütçe açık rakamı nereye ulaşacak?”

Paylaşın

CHP Neden Başarılı Olamadı? Murat Karayalçın Açıkladı

“CHP neden başarılı olamadı?” sorusunu yanıtlayan eski SHP Genel Başkanı Murat Karayalçın, Biz düşük siyasi kapasiteyle çalışıyoruz. Tam kapasiteli örgütün üç işlevi olduğunu düşünüyorum” dedi ve ekledi:

“Birincisi, partinin izleyeceği siyasetin örgüt tarafından belirlenmesi gerekiyor. Oysa bizde danışmanlar ve teknisyenler tarafından belirleniyor. Birincisi bu. İkincisi, adayların örgüt tarafından belirlenmesi.

Üçüncüsü broşürdü, afişti, pankarttı… CHP örgütleri yalnızca son söylediğime sıkıştırıldı. Siyaset belirlemesi yok, aday tespiti yok. Bu da düşük kapasiteyi getiriyor.”

Karayalçın, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun “değişim” çıkışıyla ilgili ise, “Talebin tanımlanması lazım. Neyin değişimini istiyoruz?” dedi.

Seçim sonuçlarına dair de değerlendirmelerde bulunan Karayalçın, “Büyük başarısızlık olarak görüyorum. Böyle devam edemeyiz” dedi.

Karayalçın, Kılıçdaroğlu ile aralarında geçen görüşmeyi de şöyle anlattı: “Ön seçimin zorunluluk olduğunu düşündüğümü belirttim. Ama ön seçimden beklenenleri elde edebilmemiz için üye ve örgüt yapısını değiştirmek gerek.

Yine de son aday belirleme yönteminin ne kadar olumsuz olduğunu gördük. 4 bin CHP’li milletvekili adayı olmak istedi. 4 bin kişi arasından 100-200 kişi seçildi. Bir iki dakikalık görüşmeyle seçildi. Sınava giriyormuş gibi… Son derece yanlıştı.”

Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan eski SHP Genel Başkanı MuratKarayalçın’ın açıklamalarından bir bölüm şöyle:

Kılıçdaroğlu ile ne konuştunuz?

Ön seçimin zorunluluk olduğunu düşündüğümü belirttim. Ama ön seçimden beklenenleri elde edebilmemiz için üye ve örgüt yapısını değiştirmek gerek. Yine de son aday belirleme yönteminin ne kadar olumsuz olduğunu gördük. 4 bin CHP’li milletvekili adayı olmak istedi. 4 bin kişi arasından 100-200 kişi seçildi. Bir iki dakikalık görüşmeyle seçildi. Sınava giriyormuş gibi… Son derece yanlıştı.

Kılıçdaroğlu ne dedi?

Aynı şeyleri düşünüyoruz. Ön seçim yapılacak. Bence önemli bir kazanım.

CHP neden başarılı olamadı?

Biz düşük siyasi kapasiteyle çalışıyoruz. Tam kapasiteli örgütün üç işlevi olduğunu düşünüyorum. Birincisi, partinin izleyeceği siyasetin örgüt tarafından belirlenmesi gerekiyor. Oysa bizde danışmanlar ve teknisyenler tarafından belirleniyor. Birincisi bu.

İkincisi, adayların örgüt tarafından belirlenmesi.

Üçüncüsü broşürdü, afişti, pankarttı… CHP örgütleri yalnızca son söylediğime sıkıştırıldı. Siyaset belirlemesi yok, aday tespiti yok. Bu da düşük kapasiteyi getiriyor.

Kurultaya ihtiyaç var mı?

Var tabi. Hem de çok ihtiyaç var. Olağan kurultay yapılmalı ki, bunları tartışalım.

Seçimden önce mi yapılmalı, sonra mı?

Kesin olarak seçimden önce yapılmalı. Bu tartışmaları ilçe ve il kongrelerinde yapacaksak, ortaya çıkan görüşlerin nihai karar şekline dönüştürülmesi kurultaydadır. Kurultayın seçimden sonraya kalması demek, bu düşüncelerin kadük olması demektir. Bu endişeyi taşıyorum.

İkincisi de, ittifak bitti artık. İttifak yapılacaksa da büyük pazarlıklar olacak. HDP’nin durumunun ne olacağı belli değil. CHP’nin okkalı bir yerel yönetimler bildirisi sunması gerekiyor.

Konut fiyatları ve kira konusunda CHP ne yapacak? Elimizde Batıkent gibi BM ödülü kazanmış bir proje var. Kentsel dönüşümde Dikmen ve Portakal Çayı gibi iki proje örneğimiz var, bunu önermeliyiz. Gezi Direnişi ‘kent hakkı’ kavramını getirdi. Kent hakkını dillendirmeliyiz. Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nı nasıl yorumladığımızı ortaya koymalıyız.

İmamoğlu’nun değişim talebini nasıl yorumluyorsunuz?

Talebin tanımlanması lazım. Neyin değişimini istiyoruz?

Anlaşılan, genel başkanlık değişimi.

Ama bu açıklanmalı. Ben neyin değişimini istediğimi söylüyorum.

Röportajın tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Halkların Demokratik Partisi: İktidar, Halk İradesini Tanımıyor

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ağrı Patnos Belediye Eş Başkanları Müşerref Geçer ve Emrah Kılıç ile belediyenin İnsan Kaynakları Müdürü Uğur Laçin gözaltına alındı. Gözaltılara tepki gösteren HDP, “İktidar, halk iradesini tanımıyor” açıklamasında bulundu.

Müşerref  Geçer kent merkezinde, Emrah Kılıç ise İstanbul’da gözaltına alındı. Gözaltı gerekçeleri öğrenilemeyen eş başkanlar ile Laçin, Patnos İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde tutuluyor.

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) “İktidar Kürt halkının iradesine saldırılarını sürdürüyor” dediği açıklaması şöyle:

“2016 yılından bugüne kayyım siyaseti ile halkın iradesini gasp eden iktidar, bugün de Patnos Belediyemize yönelik gerçekleştirdiği operasyonla, bir kez daha halk iradesini tanımayacağını göstermiştir.

Patnos Belediye Eş başkanlarımız Müşerref Geçer ve Emrah Kılıç’ın da aralarında olduğu birçok belediye çalışanı arkadaşımız bu sabah hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmıştır. Gerçekleştirilen bu gözaltılar siyasi soykırım operasyonlarının bir devamıdır.

Seçim dönemi boyunca halk iradesini nasıl keyfi bir şekilde gasp ettiklerini anlatanlar, seçimden sonra da bu hukuksuzluğu devam ettirme gayreti işine girmişlerdir. Halk iradesini gasp etmeye devam eden politikalarla suç işlemeye devam edeceklerini açıkça beyan etmişlerdir.

Bu saldırılar kayyımlar eliyle gerçekleştirilen yolsuzluk ve usulsüzlükleri onaylayan politikaların yeni dönemde de sürdürüleceğinin göstergesidir. Kürt ve kadın düşmanlığına devam etme yöntemlerinin bir üst aşamaya geçilmesidir.

Gözaltına alınan eş başkanlarımız ve belediye çalışanı arkadaşlarımızdan tek biri dahi ifadeye çağrılmadan evleri basılarak gözaltına alınmıştır. Algı operasyonları oluşturarak Kürt halkının iradesini bir kez daha gasp etmeyi hedefleyenler, şunu bilsin ki halkımız sonuna kadar iradesine sahip çıkacaktır.

Gözaltılar, baskılar ve tutuklamalarla bu halkı sindiremeyeceksiniz. Eş başkanlık ve eşit temsiliyet ilkelerimizle irademize sahip çıkmaktan bir adım dahi geri durmayacağız. Gözaltına alınan belediye eş başkanlarımız ve belediye çalışanı arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Halk iradesini gasp etme politikalarınıza karşı sonuna kadar mücadele edeceğiz.”

Ne olmuştu?

HDP, 31 Mart 2019’daki yerel seçimlerde 65 belediye kazanmış, bunlardan 48’ine kayyum atanmıştı.

6 belediye başkanının mazbatası seçimlerin hemen ardından KHK gerekçesi ile alınırken, 4 belediye başkanı ise ihraç ya da istifa yoluyla ayrılmış, ittifakla seçilen 1 belediye başkanı da kendi partisine geçmişti.

HDP’de 4’ü ilçe, 2’si belde olmak üzere toplam 6 belediye kalmıştı:

Ağrı Patnos Belediyesi
Adıyaman Kömür Belde Belediyesi
Diyarbakır Çınar Belediyesi
Erzurum Karaçoban Belediyesi
Şırnak Balveren Belde Belediyesi
Şırnak Silopi Belediyesi

Paylaşın

Merkez Bankası’na İlk Kadın Başkan; Hafize Gaye Erkan Kimdir?

Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine atanması ardından ‘ortodoks’ politikalara dönülebileceğine dair sinyaller verilirken, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) başkanlığı görevine Hafize Gaye Erkan’ın getirildi.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri’nden (ABD) Türkiye’ye dönen Hafize Gaye Erkan, kurumun ilk kadın başkanı oldu.

Görevden alınan Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ise Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanlığı’na (BDDK) atandı.

Peki Merkez Bankası’nın yeni başkanı Hafize Gaye Erkan kimdir?

İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olmasının ardından Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünü 2001’de tamamladı.

Eğitimine ABD’de devam etti.  2005’te Princeton Üniversitesi’nde yöneylem araştırması ve finans mühendisliği alanında doktora derecesi aldı.

Harvard Business School’da yönetim bilimleri ve Stanford Üniversitesi’nde liderlik üzerine iki eğitim programını da tamamladı.

Kariyerine 2005 yılında Goldman Sachs’ta başladı. Burada görev yaptığı 9 yıl boyunca ABD’deki büyük bankalar ile sigorta şirketlerinin yönetim kurulları ve üst düzey yönetim ekiplerine bilanço yönetimi, stres testi ve sermaye planlaması, risk yönetimi, birleşme ve satın alma konularında danışmanlık hizmeti verdi.

First Republic Bank’ta 2014 yılında çalışmaya başladı. Burada çalıştığı yaklaşık 8 yıl süresince eş icra kurulu başkanı (Co-CEO), başkan, yönetim kurulu üyesi, yatırım direktörü, mevduat direktörü ve risk eş direktörü olarak görev yaptı.

Merkezi ABD’de bulunan mücevher şirketi Tiffany & Co’da 2 yıl yönetim kurulu üyesi olan Erkan, 2022’de, Fortune 500’de yer alan küresel finans danışmanlığı şirketi Marsh McLennan’ın yönetim kuruluna katıldı.

San Francisco Business Times’ın 2018’deki araştırmasına göre, Amerika’nın en büyük 100 bankasında başkan veya CEO unvanına sahip 40 yaşın altındaki tek kadın olan Erkan, aynı yıl San Francisco Business Times’ın “40 Yaş Altı 40 Listesi” ile Crain New York Business’ın “40 Yaş Altı 40 Listesi”nde yer aldı.

Erkan, 2019 yılında da Crain’s’in “Bankacılık ve Finans Sektöründe Önemli Kadınlar Listesi” ile American Banker’ın “İzlenmesi Gereken Kadınlar Listesi”ne girdi.

Bankacılık, yatırım, risk yönetimi, teknoloji ve dijital inovasyon konularında uzmanlığa sahip olan Erkan, Princeton Üniversitesi Yöneylem Araştırması ve Finansal Mühendislik Bölümü Danışma Konseyi’nde de görev yapıyor.

Fahrettin Altun yeniden Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na atandı

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na Fahrettin Altun, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne Seyfullah Hacımüftüoğlu, Devlet Denetleme Kurulu Başkanlığı’na Yunus Arıncı, Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na İbrahim Şenel, Devlet Arşivleri Başkanlığı’na Uğur Ünal, Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı’na da Yasin Yıldız yeniden getirildi.

Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı’na Metin Kıratlı, Özel Kalem Müdürlüğü’ne Hasan Doğan, Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğü’ne Hakkı Susmaz, Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü’ne Bilal Şentürk, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü’ne Yusuf Karaloğlu, Destek ve Mali Hizmetler Genel Müdürlüğü’ne Mehmet Tuncer ve Koruma Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne de Ramazan Bal yeniden atandı.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nda açık bulunan Başkan Yardımcılıklarına, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunun 38’inci maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2, 3 ve 4’üncü maddeleri gereğince Prof. Dr. Huriye Martı ve Prof. Dr. İbrahim Hilmi Karslı atandı.

Paylaşın

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nden Kavala Ve Demirtaş İçin “Son Uyarı”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararını uygulamadığı için Türkiye hakkında “ihlal prosedürü” başlatan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, iş insanı Osman Kavala ile eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın derhal serbest bırakılmaları çağrısında bulundu.

“İlave önlemler almadan önce Türk makamlarını bir kez daha, Komite ile en yüksek seviyede yakın ilişkiye geçmeye şiddetle çağırıyoruz” diyen Bakanlar Komitesi, Kavala ve Demirtaş dosyalarına ilişkin ek adımların, 19-21 Eylül 2023 tarihlerinde gerçekleştirilecek olan bir sonraki özel toplantıda ele alınacağı uyarısı yaptı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının uygulanıp uygulanmadığını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi,, 5-7 Haziran tarihlerinde Strasbourg’da yaptığı toplantıda, Türkiye’den Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Cem Vakfı’nın da aralarında olduğu 5 dosyayla birlikte, 19 ülkeyi ilgilendiren 38 karar aldı. Komite ayrıca, 78 hüküm ve kararla ilgili 16 farklı ülkeyi ilgilendiren 31 adet nihai karara da imza attı.

Komitesi, kararlar konusunda bir açıklama yaptı. Daha önce Kavala ile ilgili “ihlal süreci” başlatan ve AİHM’den aldığı ihlal sürecinin devamıyla ilgili mütalaanın ardından iş insanın serbest bırakılması için Türkiye’ye uyarılarını yineleyen Bakanlar Komitesi’nin son kararında, Ankara’ya yönelik ihtarın  dozunun sertleştiği görüldü.

Avrupa Konseyi Sekreteryası’na Kavala kararına uyulmaması konusunda Türkiye’ye karşı alınacak önlemlerle ilgili seçenekler konusunda 12 Temmuz’daki toplantıya kadar hazırlık yapma talimatı verildiği belirtilen açıklamada, iş insanın eylül ayına kadar serbest bırakılmaması halinde bu önerilerin masaya yatırılacağı aktarıldı. Kararda, Avrupa Konseyi organlarından ve üye ülkelerden Kavala’nın serbest bırakılması için Türkiye nezdinde temaslarını sürdürmeleri istendi.

Demirtaş için “ihlal süreci” başlayabilir

Bakanlar Komitesi, Demirtaş ile ilgili aldığı kararında ise daha önce Kavala’da olduğu gibi eski HDP Eş-Başkanı’nın davasında da Türkiye aleyhine “ihlal süreci” başlatılabileceği uyarısında bulundu. Kararda, Anayasa Mahkemesi’nin Demirtaş ile ilgili hükmünün  gecikmesinden de “derin üzüntü duyulduğu” kaydedildi.

Figen Yüksekdağ’ın da AİHM kararı uyarınca serbest bırakılmasın isteyen Bakanlar Komitesi, eylül ayındaki toplantıda bu iki kişinin serbest bırakılmaması halinde Türkiye aleyhine alınacak önlemlerin gözden geçirileceğini bildirdi.

AİHM’in hak ihlali kararı

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın başvurusunu karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 4. fırkasını ihlal ettiğine hükmetti.

AİHM’in Demirtaş ve Yüksekdağ’ın başvurularına dair kararı, 6 yargıcın lehte, Türk yargıç Saadet Yüksel’in ise aleyhte oyu ile oy çokluğuyla alındı.

AİHM’den yapılan açıklamada, Yüksekdağ ve Demirtaş’ın iç hukukta tutukluluklarına itiraz etmek için etkili bir yardım alamadıklarını gerekçesiyle başvuruda bulunduğu belirtildi.

AİHM, Demirtaş ve Yüksekdağ’a 5 bin 500’er euro (126 bin 666 TL) manevi tazminat ve 2 bin 500 euro da mahkeme masrafı ödenmesine hükmetti. Türkiye’nin AİHM’e gönderdiği yargıç Saadet Yüksel karara katılmadı.

AİHM daha önce de Demirtaş ve Yüksekdağ hakkında “hak ihlali” kararları vermişti.

Aralık 2020 ve Kasım 2022’de verilen kararlarda başvurucuların tutukluluk hallerinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesi (özgürlük ve güvenlik hakkı), 10. maddesi (ifade özgürlüğü), 18. maddesi (haklara getirilecek kısıtlamaların sınırlandırılması) ve 1 Numaralı Protokol’ün 3. maddesinin (serbest seçimler) ihlal edildiğine hükmetmişti.

AİHM 2018’de de Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğine hükmetmiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise bu karar hakkında “Bizi bağlamaz. Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” demişti.

Paylaşın

MGK Toplantısı Sona Erdi: Bildiride Suriyeliler Vurgusu

Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanan MGK toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, “Suriye’nin toprak bütünlüğünün muhafazası ile kalıcı barış ve istikrarın tesisinin terör örgütlerinden temizlenmesi ile mümkün olacağı belirtilmiştir” ifadelerine yer verildi ve eklendi:

Haber Merkezi / “Çatışmalardan kaçan Suriyelilerin gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde yurtlarına dönerek hayatlarını huzur ve refah içinde idame ettirebilmesi için gösterilen gayretlere katkı sağlayacak uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çekilmiştir.”

Seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yeni üyeleriyle ilk kez bir araya gelen ve yaklaşık 3 saat süren Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi. MGK toplantısı sonrası yayınlanan bildiride şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin geride bıraktığımız yüzyılda karşı karşıya kaldığı sınamaların, milletimizin demokrasiye olan inancı ile istiklal ve istikbal mücadelesindeki azmini keskinleştirirken devletimizin temellerini daha da sağlamlaştırdığı belirtilmiş; Türkiye Yüzyılının başlangıcı olan yeni dönemde de ülkemizin güvenliğini, huzurunu ve refahını sağlamaya yönelik adımların aynı kararlılıkla atılmasına devam edileceği vurgulanmıştır.

PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere, millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında kurula bilgi sunulmuştur.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün muhafazası ile kalıcı barış ve istikrarın tesisinin terör örgütlerinden temizlenmesi ile mümkün olacağı belirtilmiştir. Çatışmalardan kaçan Suriyelilerin gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde yurtlarına dönerek hayatlarını huzur ve refah içinde idame ettirebilmesi için gösterilen gayretlere katkı sağlayacak uluslararası iş birliğinin önemine dikkat çekilmiştir.

Kosova’da artan gerilimin, bölgedeki hassas dengeleri bozabilecek bir krize dönüşmesine fırsat verilmemesi maksadıyla diyalog ve istişare süreçleri devam ederken ülkemiz tarafından bölgeye verilen desteğin önemi vurgulanmıştır.

Rusya ile Ukrayna arasında süren savaşın bölgeye yönelik riskleri artıran etkileri üzerinde durulmuş; Türkiye’nin, çatışmalara son verilerek barış görüşmelerine başlanması ve küresel gıda güvenliğinin sağlanması çabalarına katkı sunmaya devam edeceği belirtilmiştir.

Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki diyalog sürecinde kaydedilen ilerlemeden memnuniyet duyulduğu ifade edilmiş; hakkaniyete uygun bir çözümün hem Kafkasya’da kalıcı barışın tesisine esas teşkil edeceği hem de küresel istikrara önemli katkılar sağlayacağına işaret edilmiştir.

Sudan’da çatışan taraflar, bir an evvel kalıcı ateşkes ilan ederek geçiş sürecinin kazanımlarını korumaya ve meseleleri uzlaşma yoluyla çözüme kavuşturmaya davet edilmiş; Türkiye’nin Sudan’da barış ve istikrarın sağlanmasına yönelik tüm çabalara bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her türlü desteği vermeye hazır olduğunun altı çizilmiştir.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.”

Paylaşın

KKM’de Yeni Rekor: 2 Trilyon 533 Milyar 600 Milyon TL

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) haftalık bülteninde yer alan bilgilere göre, Kur Korumalı TL Mevduat ve katılma hesapları 2 trilyon 498,7 milyar TL’den 2 trilyon 533,6 milyar TL’ye çıktı.

Haber Merkezi / Aynı haftada krediler 9 trilyon 128,9 milyar TL’den 9 trilyon 261,5 milyar TL’ye, mevduat 10 trilyon 299,1 milyar TL’den 10 trilyon 421,1 milyar TL’ye mevduat.

Tüketici kredileri 1 trilyon 368,9 milyar TL’den 1 trilyon 366,3 milyar TL’ye, bireysel kredi kartları 699,4 milyar TL’den 721,4 milyar TL’ye çıktı. Takipteki alacaklar 168,3 milyar TL’den 168,1 milyar TL’ye indi.

KKM nedir?

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nca, her gün saat 11.00’de dolar, euro ve sterlin üzerinde alış kuru duyurulmaktadır.

Kur dönüşüm miktarı miktarı oranlanırken vade nihayetindeki TCMB dolar, euro ve sterlin alış kuru ile ilk zamanda yürürlükte olan TCMB USD, EUR ve GBP alış kuru arasındaki oransal ayrım göz önünde bulundurulacaktır.

KKM TL Hesabı ile alakalı bütün tediyeler Türk Lirası cinsinden yapılır. Açılışta her zaman TCMB tarafından duyurulan USD, EUR ve GBP döviz kuru dikkate alınır.

KKM hesabı nasıl açılır?

Kur Korumalı Mevduat Hesabı, hali hazırda müşterisi olduğunuz bankanın mobil internet bankacılığı ya da bankanın uygulamaları üzerinden açılabilir.

Aynı zamanda bank şubesine giderek KKM hesabı başvurusunda bulunabilirsiniz. Kur Korumalı Mevduat TL hesabı açtırmak için müşterisi olduğunuz banka önemli değildir. Dilediğiniz bankada bu işlemi gerçekleştirebilirsiniz.

Kur Korumalı kur farkı nasıl hesaplanır?

Kur koruması ile hesabınızın kapanış tarihindeki döviz kuru, hesabınızın açılış tarihindeki döviz kurundan yüksek ise aradaki fark size ödenecektir.

Kur Korumalı mevduat hesabı şartları nelerdir?

Hesap sahibinin “yurt dışında işçi, serbest meslek ve müstakil iş sahibi Türk vatandaşı ya da Türkiye’de kanuni yerleşim yeri bulunan gerçek kişi olması” gerekmektedir. Bunun dışında Kur korumalı mevduatta kapsam genişliyor.

KKM riskli mi?

Normal koşullarda kişi kur riskini kendisi üstlenmektedir. KKM ise kur riskini tamamen kamunun üstlenmesine neden olan bir araçtır.

Eğer kur artarsa, aradaki farkı bizzat devlet kendi ödemeyi taahhüt etmektedir. Nitekim 2022 yılında KKM’nin devlete maliyeti yaklaşık 200 milyar lira civarında olmuştur.

Kur Korumalı Hesap en az kaç olmalı?

Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat Hesabı açmak için minimum tutar 1.000 (bin) TL, maksimum tutar 500.000.000 (beş yüz milyon) TL’dir.

KKM günah mı?

ALO 190 Fetva Hattı ‘kur korumalı mevduat’ uygulaması için “Vadeli mevduatta da faiz geçerli kur korumalıda da. Sonuçta banka fazlalık veriyor, yani faiz tahakkuk ediyor. Bu yüzden sakıncalı, haram” ifadesini kullandı.

Paylaşın