İhtiyaç Kredilerinde Faiz Yüzde 60’lara Ulaştı

Birçok vatandaşın krediye erişim kanalları tıkanırken, erişebilenler de yüzde 60’lara ulaşan faizlerle karşı karşıya kalıyor. Bankacılık sektörünün, ihtiyaç kredilerinde faiz referans faizin 1,8 katını aşarsa (yıllık yüzde 18,7) yüzde 20, iki katını aşarsa (yıllık yüzde 20,7) yüzde 150 oranında tahvil yükümlülüğü var.

Bankacılık sektörü kaynakları ihtiyaç kredisinde çoğunlukla 70 bin lira altı kullanımların onaylandığını, bazı bankaların vadeleri de 9 ayda sınırlandırdığını belirtiyor. Politika faizi yüzde 8, iken, bankacılık sektöründe bir dizi sözlü ve yazısı makro ihtiyati tedbirle uygulanan sıkı para politikası kredi kanallarını kilitlemiş durumda.

Bankacılık sektörünün seçim öncesi hız kesmeye başlayan kredi iştahı, kredi faizlerini de zirvelere taşıdı. Özellikle seçimlerin ilk turu sonrasında faizlerde yükseliş hızlandı. Merkez Bankası (TCMB) verilerine göre, bankalarda ortalama ihtiyaç kredisi faizleri 2 Haziran haftasında yüzde 40,14’e yükseldi. İhtiyaç kredilerinde bu ortalama faiz seviyesi en son Eylül 2003’te görülmüştü. Bankacılar seçiminin ilk turunun ardından başlayan sert artış serisinin sürdüğünü söylüyor.

Vatandaşın krediye erişim kanalları tıkandı

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre, yüksek faiz oranları kredi kullanımında caydırıcı olurken, bazı bankalar mobil hizmetlerinde ihtiyaç kredisi başvuru kanallarını kapatma yoluna dahi gitti. Birçok vatandaşın krediye erişim kanalları tıkanırken, erişebilenler de yüzde 60’lara ulaşan faizlerle karşı karşıya kalıyor. Bankacılık sektörünün, ihtiyaç kredilerinde faiz referans faizin 1,8 katını aşarsa (yıllık yüzde 18,7) yüzde 20, iki katını aşarsa (yıllık yüzde 20,7) yüzde 150 oranında tahvil yükümlülüğü var.

Bankacılık sektörü kaynakları ihtiyaç kredisinde çoğunlukla 70 bin lira altı kullanımların onaylandığını, bazı bankaların vadeleri de 9 ayda sınırlandırdığını belirtiyor. Politika faizi yüzde 8, iken, bankacılık sektöründe bir dizi sözlü ve yazısı makro ihtiyati tedbirle uygulanan sıkı para politikası kredi kanallarını kilitlemiş durumda. TCMB’nin ise önümüzdeki ilk toplantı tarihi olan 22 Haziran’da faiz artırımına gideceğine kesin gözüyle bakılırken, bankacılık sektörü kaynakları da “sektörün faiz artırımında önce normalleşme adımlarını görmek istediklerini” dile getirdi.

Bankacılık sektörü kredilerden frene basarken, makro ihtiyati önlemler nedeniyle hedefleri yakalamak için mevduat faizi yarışına hız verdi. 2 Haziran haftasında ortalamada yüzde 37,39’a ulaşan 3 aya kadar vadeli TL mevduat faizi, sektör kaynaklarına bazı bankalarda yüzde 50’lere kadar çıktı. Bankalar, TL mevduat oranında yüzde 60 ve yabancı para dönüşüm oranında hedeflerini tutturmak zorunda. Bu zorunluluk TL mevduat faizlerinde sert yükselişin sürmesine neden oluyor.

Paylaşın

İYİ Parti’de Peş Peşe İstifalar: Para Ve Menfaate…

Partisinden istifa eden İYİ Parti Genel İdare Kurulu ve Kurucular Kurulu üyesi Emine Küçükali, “İddiamızdan vurulduk, milletimizin ümitlerini suya düşürdük” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Para ve menfaate dayalı ilişkilerin emeğin kutsallığına tercih edildiğini, tek vasıfları yakınlara yakınlık olanların ışık hızıyla mevzi kazandığını ‘başkaları adına utanarak’ gördük.”

İYİ Parti 27. Dönem İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve İYİ Parti’nin kurucularından 27. Dönem İstanbul Milletvekili Ahat Andican’ın ardından İYİ Parti’de üst düzey bir isim daha istifa etti.

İYİ Parti Genel İdare Kurulu ve Kurucular Kurulu üyesi Emine Küçükali partisinden istifa etti.

Küçükali, sosyal hesabından yaptığı açıklamada, “Para ve menfaate dayalı ilişkilerin emeğin kutsallığına tercih edildiğini, tek vasıfları yakınlara yakınlık olanların ışık hızıyla mevzi kazandığını ‘başkaları adına utanarak’ gördük” ifadelerini kullandı.

Küçükali, istifa açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

“Sadakatin yerine liyakati, dar ekipçilik yerine toplumun tüm kesimlerini kucaklamayı, seçmenin bir kısmı yerine milletin tümüne hizmet etmeyi kendimize yol olarak belirlemiştik.

Ülkemizin kuruluş ilkelerine bağlı, milli ülkülerden taviz vermeyen, yüzyılların birikimi demokratik değerlere bağlı, kalkınmacı, toplumcu değerler bütünü çerçevesinde büyük Türkiye idealine tereddütsüz bir yürüyüşe çıkmıştık.

Geride kalan iki genel seçim, bir yerel seçim ve kongreler sürecinde üzülerek günü kurtarmaya yönelik hamlelerin iddialarımızı akamete uğrattığını gördük.”

Andican ve Çıray

Dün partisinden istifa eden İYİ Parti İstanbul Milletvekili Ahat Andican, “Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada İYİ Parti Yönetimi ile siyasal ve yapısal açıdan uyumlu bir çalışma yürütme imkanı kalmamış durumdadır” demişti.

Ahat Andican, “‘Partisiz muhalefet’ saflarına katılmış bulunuyorum. Bugünden sonra sade bir vatandaş olarak bulabildiğim her mecrada yukarıda tanımladığım zihniyete karşı mücadeleyi sürdüreceğim” ifadelerini kullanmıştı.

İYİ Parti 27. dönem İzmir Milletvekili ve Genel Başkan Başdanışmanı Aytun Çıray da, geçen hafta partisinden istifa ettiğini duyurmuştu. Çıray, “Kurucu Genel Sekreteri olarak yola çıktığım ve birçok görevde bulunduğum İYİ Parti’den istifa ediyorum” ifadelerini kullanmıştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Yunanistan’a Mesaj: Ege Denizi Barış Denizi Olsun

KKTC’de konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atina’yla ilişkilerde Ankara’nın yol haritasının belli olduğunu belirterek, bu yol haritasının barışa endeksli olduğunu ifade etti.

Erdoğan sözlerini, “Zira bu denizlerde barıştan başka çıkış yolu yoktur. Barışı eğer engellemek isteyenler olursa o zaman farklı proje uygulamasına geçmek zorunda kalırız. Biz istiyoruz ki bu tür önümüze engeller çıkarılmasın ve Ege Denizi bir barış denizi olarak dünyaya mesajını versin” şeklinde sürdürdü.

Recep Tayyip Erdoğan, yeniden Cumhurbaşkanı seçildikten sonra ilk resmi yurt dışı ziyaretini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ortak basın toplantısı düzenledi.

Görüşmede Kıbrıs meselesini ele aldıklarını ve Doğu Akdeniz’e ilişkin güncel durumu değerlendirdiklerini ifade eden Erdoğan, Kıbrıs meselesinde Türk tarafının her zaman yapıcı ve sonuç odaklı bir tutumu benimsediğini savundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ada’nın kadim ve asli unsuru özellikle Kıbrıs Türklerinin haklı talepleri açık ve nettir. Kıbrıs Türkü, asla azınlık olmamıştır olmayacaktır” diye konuştu.

“Kıbrıs Türklerinin gayretlerine rağmen yarım asırdan fazla bir sürenin Rum tarafının uzlaşmaz ve maksimalist yaklaşımları nedeniyle heba edildiğini” belirten Erdoğan, “Kimsenin bir 50 sene daha kaybetmeye tahammülü yoktur. Kıbrıs Türklerinin müktesep hakları olan egemen eşitlikleri ve eşit uluslararası statülerinin teyidi bizler için olmazsa olmazdır.

Müzakere masasına geri dönülecekse bunun yolu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmasından geçmektedir. Cumhurbaşkanı Sayın Tatar’ın Cenevre’deki son gayri resmi toplantıda ortaya koyduğu, bizim de desteklediğimiz gerçekçi ve sonuç odaklı vizyon esasen bundan ibarettir” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin de garantör ülke olarak her zaman diyalogdan yana olduğunun altını çizen Erdoğan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hak ve çıkarlarını savunmaya devam edeceklerini de vurguladı.

Cumhurbaşkanı, “Anlamsız silahlanma faaliyetlerine girişenler, bu teşebbüslerin getireceği riskleri iyice hesaplamalıdır. Adadaki kardeşlerimizin huzur ve güvenliği, bizim huzur ve güvenliğimiz demektir” diye konuştu.

Erdoğan, Yunanistan’la ikili ilişkilere ilişkin de olumlu mesajlar verdi. Atina’yla ilişkilerde Ankara’nın yol haritasının belli olduğunu belirten Cumhurbaşkanı, bu yol haritasının barışa endeksli olduğunu ifade etti.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Zira bu denizlerde barıştan başka çıkış yolu yoktur. Barışı eğer engellemek isteyenler olursa o zaman farklı proje uygulamasına geçmek zorunda kalırız. Biz istiyoruz ki bu tür önümüze engeller çıkarılmasın ve Ege Denizi bir barış denizi olarak dünyaya mesajını versin.”

Paylaşın

CHP’li Faik Öztrak: Kongreler Sürecimiz Kurultay’la Taçlanacak

MYK toplantısının ardından gündeme dair açıklamalarda bulunan CHP Sözcüsü Faik Öztrak, “Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız. Tüm bu şartlar altında, her iki vatandaşımızdan birinin, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan, örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi, değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini, açık ara kazanmayı hedefliyoruz.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu çerçevede, Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi. MYK’mız da ilk iş olarak, kongreler takvimini başlattı. Mümkün olan en kısa sürede, kongreler süreci, Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte, Kurultayımızla taçlanacaktır. Bu süreç devam ederken, önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için, parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar, partimizin her bir ferdi, var gücüyle çalışacaktır. Hedefimiz, bu seçimlerde mevcut hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası gündemine dair açıklamalarda bulundu. Öztrak, açıklamasında şunları söyledi:

“Merkez Yönetim Kurulu toplantımız sürüyor. Hafta sonu önemli kayıplarımız oldu. Irak’ın kuzeyinde, hain teröristlerin saldırısında yaralanan iki Mehmetçiğimiz, Piyade Uzman Çavuş Cem Ahmet Kaya ve Piyade Uzman Çavuş Halil Şahin’in şehadet haberleriyle yüreklerimiz dağlandı. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize sabır diliyorum. Yine hafta sonunda, Makine ve Kimya Endüstrisi AŞ’nin Ankara’daki fabrikasında yaşanan patlamada beş emekçimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allah’tan rahmet, acılı yakınlarına ve milletimize sabırlar diliyoruz. Olayla ilgili adli ve idari soruşturmanın başlatıldığı açıklandı. Ama bakıldığında bu, MKE fabrikalarında yaşanan ilk patlama, ilk can kaybı değil.

Patlamanın yaşandığı fabrikayla ilgili olarak sendikaların daha önce yaptığı pek çok uyarı var. Hükümetin verdiği modernizasyon sözünün tam anlamıyla tutulmadığına, patlama yerinde görev yapan personelin de yeterli tecrübesi olmadığına yönelik iddialar var. Bir Grup Başkanvekilimiz, bir Genel Başkan Yardımcımız ve Ankara milletvekillerimizden oluşan bir heyet patlamanın ardından derhal olay yerine gittiler, bilgi alıp gelişmeleri takip ettiler. Bu elim olayla ilgili araştırma ve soruşturma süreçlerinin takipçisi olmaya devam edeceğiz. Yine bu hafta sonu, Cumhuriyetimizin yetiştirdiği büyük değerlerden, dünyaca ünlü keman sanatçısı, Sayın Suna Kan’ı da yitirdik. Kendisine Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve milletimize baş sağlığı diliyoruz.

“Cari açık 58 milyar dolar”

Siyasetimizin unutulmaz isimlerinden rahmetli Osman Bölükbaşı “Siyasetçilerin geçmişi sözlerine kefil olmalı. Sözleri ileride kendilerinden davacı olmamalı” derdi. Sarayın kibir hastalığıyla malul başı, kerameti kendinden menkul, “Faiz sebep, enflasyon sonuç” safsatasıyla, ekonomiyi tek başına yönetmeye kalktı. Hormonlu bir büyümeyle cari açığı azdırdı. Paramızı pul etti, milleti enflasyon canavarının dişleri arasına attı. Bugün yine Ödemeler Dengesi verileri açıklandı. Cari açık 58 milyar doları bulmuş. Bu yıllık olarak son 11 yılın en yüksek cari açığı. Yine dört aylık cari açık geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 50 artarak 30 milyar dolara ulaşmış.

Daha da vahimi bu açığın 22 milyar 445 milyon doları Merkez Bankasının döviz rezervleri satılarak kapatılmış. İşte Saray’ın sözde Türkiye Modeli’nin “Cari fazla vererek enflasyonu düşürme” politikası bir kere daha iflas etmiş. Saray son dönemde işlerin çığırından çıktığını gördükçe, bir yandan, ihracatçıların dövizlerini zorla ellerinden aldı. Merkez Bankası’nın rezervlerini Banka’nın arka kapısından sattı. Diğer yandan, “Liralaşma” diyerek, hem döviz rezervlerini kuruttu, hem de ekonomiyi dolara endeksledi. Ekonomide sahte bir istikrar algısı yarattı ve ülkeyi döviz krizinin eşiğine getirdi.

“Toplumun temelini altüst etmek için, ulusal parayı yoldan çıkartmaktan daha sinsi ve keskin bir araç yoktur” diyor, ünlü ekonomist Keynes. Bu Hükümet de tam olarak bunu yaptı. Saraydaki sözde iktisatçının 2018’den bu yana, yediği hurmaların faturası, seçimden sonra önüne geldi. Ekonomideki oyuncuların artık hiç güvenmediği Erdoğan, çareyi geçmişte görevden aldığı, bir de üstüne Halk Bankası’nı dolandırmakla suçladığı, Mehmet Şimşek’i yeniden Hazine ve Maliye Bakanlığı görevine getirmekte buldu.

Onun ilk işi ise, Sarayın Kibirlisinin seçim öncesinde uyguladığı ekonomi politikalarını akıl dışı ilan etmek oldu. Ama Erdoğan, oyun içinde ikide birde kural değiştirerek, saydamlıktan kaçarak, hesap vermeyerek, ülkeyi öyle bir döviz sıkıntısına soktu ki, şimdi yeni atadığı Hazine ve Maliye Bakanı, Saray’ın kaçırdığı yatırımcılar ülkeye geri dönsün diye, Türkçe yerine, İngilizce sosyal medya mesajlarıyla yabancı yatırımcılara garanti vermek zorunda kaldı. Bir başka ifadeyle Müslüman mahallesinde salyangoz satmak zorunda kaldı.

Piyasalar önce, “Erdoğan politikalarından vazgeçiliyor” diye düşündü. Seçimin birinci turundan sonra 700 puanı geçen, Kredi Temerrüt Risk primi bir miktar düştü. Merkez Bankası’nın rezervleri eksideyken, hala döviz sattığı, seçimden önce Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını, Erdoğan’ın vesayetine teslim eden, eski Merkez Bankası Başkanı’nın yeni ekonomi yönetiminde de, BDDK Başkanı olarak yer aldığı görülünce, Türkiye’nin risk primleri yeniden yükseldi 500 baz puanın üzerine çıktı. Döviz piyasalarında Mayıs’tan bu yana süren, hararet düşmedi, daha da arttı.

“Ne kadar döviz aldığının açıklanması gerekiyor”

Hazine ve Maliye Bakanı sosyal medyadan, şeffaflık, tutarlılık, hesap verebilirlik, öngörülebilirlik sözleri veriyor. Bu sözlerin inandırıcı olabilmesi için önce Merkez Bankası’nın arka kapısından 2018 seçimlerinde satılan, 128 milyar doların, ardından bu seçimlere kadar da bir o kadar daha satılan döviz rezervlerinin, kuralsız, denetimsiz kimlere satıldığının, ortaya konması mutlaka gerekiyor. Sır gibi saklanan “Kur Korumalı Mevduat” uygulaması kapsamında, Merkez Bankası’nın ne kadar paraya döviz garantisi verdiğinin, bu uygulamanın Bankaya ne kadara mal olduğunun, bu çerçevede ne kadar döviz aldığının açıklanması gerekiyor.

“Hesap verebilirlik” deniyorsa, Banka’nın zarardaki bilançosunun, muhasebe kuralları değiştirilerek, bir gecede nasıl kâr eder hale getirildiğinin ve bu yapılan uygulamaların uluslararası kabul görmüş muhasebe standartlarına ne kadar uygun olup olmadığının açıklanması gerekiyor. Yine bu suretle elde edilen kârların, Hazine yerine AFAD’a aktarılarak denetimden kaçırılan paraların, nasıl kullanıldığının bu millete anlatılması gerekiyor. Merkez Bankası’nın ihracatçılardan zorla satın aldığı ihracat bedellerinin tutarlarının, Banka’nın doğrudan verdiği kredilerin şartlarının, bundan yararlanan şirketlerinde mutlaka açıklanması gerekiyor.

Yine son dönemde, Rusya’dan yapılan kredili ithalat miktarını, Rusya’ya ne kadar borçlandığımızı gösteren, BOTAŞ’ın güncel bilançosunun biran önce kamuoyuna açıklanması gerekiyor. Son olarak da, TÜİK’in TÜFE, büyüme ve işsizlik verileri konusunda güvenilirliğini yeniden kazanması için gerekli geriye dönük teknik araştırmanın başlatıldığının da kamuoyuna duyurulması gerekiyor. Bunlar olmadan, İngilizce sosyal medya mesajlarında kendinizi “şeffaflık” diye, “hesap verebilirlik” diye ne kadar paralasanız boş… Hepsi lafı güzaf…

Yeni Hazine ve Maliye Bakanı, “Aman ha, benden duymadığınız haberlere inanmayın” diyerek, Saraydaki çakma ekonomistin, bir kere daha zırvalarıyla ortalığı birbirine katmasına karşı önlem almaya çalışsa da durum ortada… Şu an Saray yönetimindeki görüntü tam bir didişme, tam bir yönetim zafiyeti… Bakan güven sağlamak için yurt dışından, Merkez Bankası’nın başına ithal başkan getiriyor.

Saray da, yeni Bakana direksiyonun kimde olduğunu hatırlatmak için sözünden çıkmayan mevcut bakanın görevden aldığı eski Merkez Bankası Başkanını, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulunun başına getiriyor. Erdoğan, bu atamayla Bakanına ve çiçeği burnunda Merkez Bankası Başkanına, “Arkadaşlar siz rasyonel politikalarınızı, ancak ve ancak benim izin verdiğim sınırlar içinde uygulayabilirsiniz” diyor. “Bağımsızlık dediysek, o kadar da bağımsız değilsiniz ha” mesajını veriyor.

Daha önce devlet yönetiminde, birçok istikrar programının yapılmasında ve yönetiminde yer almış, ülkenin en büyük krizlerinden birinde, ekonomiyi yeniden toparlamak için, Hazine Müsteşarlığı görevine atanmış bir kişi olarak söylüyorum. Saydamlık ve hesap vermeyle ilgili somut adım atılmadıkça, güçlü çapalara sahip bir program ortaya konmadıkça ve Erdoğan’ın da ekonomi yönetimine müdahaleleri devam ettikçe, ekonomide yeniden güven sağlamanın, milletimize maliyeti her gün biraz daha artacaktır.

İşlerin dengeye gelebilmesi için daha sıkı bir para politikası, yani daha yüksek faiz, daha değersiz Türk lirası gerekecektir. İşlerin dengelenebilmesi için yine daha sıkı bir maliye politikası, yani daha düşük memur maaşı, daha düşük emekli, dul, yetim aylığı, daha düşük yatırım, daha yüksek vergiler gerekecektir. Bunun sonucunda da, daha fazla durgunluk, daha fazla işsizlik olacaktır. Ve ekonomi yönetimindeki bu örtülü çekişme sürerse korkarım bu yönetim ekonomiyi, IMF kapısına bırakmak zorunda kalacaktır.

“Rasyonel mi olsun, irrasyonel mi olsun, Mehmet gelsin, Hafize gelsin, Şahap da şurada onları kontrol etsin” derken, Saraydaki çakma ekonomistin laçka ettiği ekonomide, paramızın pul olması, dar ve sabit gelirli yurttaşlarımızın hayatını, her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Türk Lirası’nın dolar karşısındaki değeri eriyor. 1 dolar 23,5 liranın üzerine çıktı. Oysa 14 Mayıs’tan önce yani seçimin ilk turundan önce 1 dolar 19 lira 58 kuruştu. Seçimin ilk turundan bu yana geçen bir ayda, bir dolar almak için artık 4 lira 7 kuruş daha fazla ödemek zorundayız.

Döviz bitti. TL pul oldu, olmaya da devam ediyor. Tabi zam yağmurları da hızlanıyor. 1 kiloluk Tiryaki çayının fiyatı seçimden önce 96 liraydı, şimdi 138 liraya çıktı. Kahveciler isyan ediyor, vatandaş isyan ediyor. Benzinin litresine 2 lira 70 kuruş, mazotun litresine 1 lira 40 kuruş, LPG’ye de 68 kuruş zam geldi. Sigaraya zam, alkollü içeceklere zam, ithal ürünlerin tamamına zam… Ekmeğin fiyatının fırınlara un desteğinin bitmesiyle 6 liradan 10 liraya çıkacağı konuşuluyor. Makarnadan her türlü unlu mamule ciddi fiyat artışlarının kapıda olduğu haberleri geliyor. Evet fiyat artıyor, ekmeğin fiyatı artıyor da bunun buğday üreticisi çiftçiye bir faydası var mı? Ne gezer?

Seçimden önce biz, “Buğdayda taban fiyat 13 bin liranın altına düşmesin” derken bir maliyet hesabı yapıyorduk. Seçim bitti, Saray 9 bin 250 lira fiyat açıkladı. Geçen yıla göre artış sadece yüzde 24. Bu çiftçinin maliyetlerini karşılamaya yetmiyor. Diyarbakırlı buğday üreticisi tohum, mazot, gübre, ilaç, hasat, harman, sigorta derken “Bu fiyattan çiftçinin eline kalan sıfır lira” diye dert yanıyor. Bu çiftçi bu fiyatla nasıl geçinecek? Gelecek yıl tarlasını nasıl ekecek? Bu zamlarla bu millet nasıl çay içecek? Nasıl işine gidecek? Çoluğuna çocuğuna okula giderken nasıl harçlık verecek? Evine nasıl ekmek götürecek? Paramız pul olmaya devam ettikçe, her şeye zam geliyor iğneden ipliğe. Milletimizin cüzdanını, milletimizin tenceresini zamlar boşaltıyor.

“Erasmus’un dediği gibi ‘İnsanların hiç yaşamadan öldüğü’ bir yere çevirdi”

İnsanlar evinin kirasını ödeyip öyle ya da böyle karnının gurultusunu kesebiliyorsa, kendini yaşadım sanıyor. Artık ücretle veya maaşla çalışan sabit gelirli bir vatandaşın bir araba alabilmeyi hayal etmesi çok zor. Ev almak ise artık hayallere bile girmiyor. Ev almayı geçtik, kiralık bir ev bulup kirasını ödeyebilmek bile artık çok zor. Bakınız, son bir yılda, 120 metrekare bir evin kirası Tekirdağ’da 3 bin 200 liradan 8 bin 600 liraya çıkmış. İstanbul’da 8 bin liradan 17 bin liraya çıkmış.

Ankara’da 3 bin 800 liradan 11 bin 100 liraya, Diyarbakır’da 2 bin 400 liradan 6 bin 300 liraya çıkmış. Samsun’da 3 bin liradan 7 bin 500 liraya, Sivas’ta 1.400 liradan 6 bin liraya fırlamış. Yaşamak sabah işe gidip, akşamın geç saatinde eve dönmek, evinin kirası, çocukların nafakası için ömür çürütmek değildir. Bu yaşamak değildir. Bu ülkeyi yöneten hükümet dünyanın en verimli topraklarına sahip, jeopolitik konumuyla, genç nüfusuyla, ekonomisiyle kendi vatandaşlarına emsallerinden çok daha fazla refah sağlayabilecek bu ülkeyi, Erasmus’un dediği gibi “İnsanların hiç yaşamadan öldüğü” bir yere çevirdi.

Ülkemizde çalışanların yarısından fazlası asgari ücret veya civarında bir ücret karşılığı çalışıyor. Asgari ücret, 10 bin 362 liraya ulaşan açlık sınırının 1.856 lira altında. Önceki dönemin Çalışma Bakanı, Mayıs ayı başında, “500 dolar bazında asgari ücret” sözü vermişti. Ama 500 dolarlık asgari ücret bile açlık sınırının zar zor üstüne çıkıyor.

İŞKUR’un açıkladığı kayıtlı işsiz sayısı 10 ay sonra yeniden yükselmeye başladı ve Mayıs’ta 63 bin kişi arttı. TÜİK’in Nisan ayı işsizlik verileri ise bugün açıklandı. Gerçek işsiz sayısı bir ayda 795 bin kişi artmış. Ve 23 ay sonra ilk defa Türkiye’de işsiz sayısı yeniden 9 milyon sınırının üzerine çıkmış. Bu, dünya üzerinde 99 ülkenin nüfusundan fazla. Ve ben buradan söylüyorum, önümüzdeki günlerde “rasyonel politikalar” uygulansa da, uygulanmasa da işsiz sayıları hızla artacaktır. Nitekim sanayi üretimi de durgunluğun ilk sinyallerini veriyor. Son 6 ayın 4’ünde sanayi üretimi gerilemiş. Yine Nisan ayı verilerine göre, sanayi üretimi yüzde 1,2 düşmüş.

Ama paramızın değer yitirmesinin, milletimizin sırtına bindirdiği yük, bunlarla da sınırlı değil. Seçimin başından bu yana paramızın değer kaybetmesi sonucunda Türkiye’nin dış borçlarının Türk Lirası karşılığı da olağanüstü seviyelere taşındı. Türkiye’nin, net dış borcu 235 milyar dolar. Seçimin başından bu yana Türk Lirası’nın değer kaybı, Türkiye’nin Net Dış Borcunun Türk Lirası karşılığını tam 957 milyar TL artırmış. Hazine son dönemde yurt içinden de dövizle borçlandı. Hatırlayacaksınız “İlk günahı” işledi.

Bugün Hazine’nin iç borcunun dörtte biri yani 29 milyar dolarlık kısmı da döviz cinsinden. Paranın değer kaybetmesi sonucunda, buradan da hazinenin üzerine yani milletimizin üzerine 116 milyar liralık bir kur farkı yükü geliyor. Bir de Kur Korumalı Mevduatlar var… Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na göre 2 Haziran 2023 itibariyle, Kur Korumalı Mevduatta biriken para toplam 2 trilyon 533 milyar 607 milyon lira. Yani 2 Haziran’daki kurla 121 milyar dolar. Seçim sonrasında paramızın değer kaybı nedeniyle, buradan da 500 milyar liralık bir yük geliyor. Bunun üçte birlik kısmını, bankaların faiz olarak ödeyeceğini varsayarsak, Hazine ve Merkez Bankası’na, yani yine milletin sırtına binecek yük, 300-350 milyar TL arasında olacak.

Bir de, “Milletin cebinden tek kuruş çıkmadan yaptık” diyerek yandaşlarına döviz garantili ihalelerle pazarlanan, Kamu Özel İşbirliği Projeleri var. Bu projeler yüzünden milletimizin, geçmediği yollar, köprüler, uçmadığı hava alanları için, 2023-2025 döneminde bütçeden 15 milyar 521 milyon dolar ödemesi öngörülmüş. Bu durgunluk devam ederse bu çok daha yüksek noktalara çıkar. Seçimden bu yana TL’deki değer kaybı nedeniyle buradan gelecek ek yük de, 63 milyar TL. Şimdi tüm bu kalemleri topladığımızda, seçimin ilk turundan bu yana, paramızın değer kaybetmesi sonucunda, devletin yükümlülükleri nedeniyle, milletimizin sırtına yüklenen fatura, 1 trilyon 400 milyar lirayı geçiyor.

Önümüzdeki günlerde TL’nin değer kaybını yavaşlatmak için, ister istemez Merkez Bankası faiz artırmak zorunda kalacak. Burada da bir sorun var. Buradan da devletin hazinenin bir yük gelecek. Çünkü bankalara zorla satılan düşük faizli kâğıtlar bankacılık sisteminde, sistemik bir zafiyete neden olmaması için hazine tarafından daha yüksek faizli kâğıtlarla değiştirilmesi gerekecek. Söylediğim gibi buradan da ciddi bir maliyet milletimizin sırtına binecek. Tabi bunlar bu hesaba dahil değil.

Şimdi bu “1 trilyon 400 milyar liralık fatura” ağzımızdan bir çırpıda çıkıyor çıkmasına da, bu parayla neler yapılabileceklere baktığımızda işin vahameti daha iyi anlaşılıyor. Neleri kaybettiğimizi, hangi imkanları yitirdiğimizi görüyoruz. Döviz kurlarındaki son bir aylık artışın milletimizin sırtına yüklediği bu faturayla 3 tane Osmangazi Köprüsü dâhil İstanbul-İzmir Otoyolu, üstüne 3 tane Atatürk Barajı, üstüne 3 tane Avrasya Tüneli, onun da üstüne 3 tane Fatih Sultan Mehmet, 3 tane de Yavuz Sultan Selim Köprüsü yapılırdı. Bütün bunları yaptıktan sonra da elimizde 4 milyar dolar para kalırdı. İşte “Faiz sebep, enflasyon sonuç, Türkiye ekonomi modeli, liralaşma” safsatalarıyla, ekonomiyi harap eden, ekonomiyi bilmez, bilimden anlamaz kibir abidesinin verdiği zararın boyutu bu.

Şunu hiç unutmamak gerekir: “Güven ruh gibidir, bir kere çıktığı bedene bir daha geri dönmez.” Doğru program, doğru kadro ve buna güç veren siyasi irade, güven veren politikaların üçlü sacayağıdır. Bunlardan biri bile olmazsa o yapı milletin üzerine yıkılır. Amerika Birleşik Devletleri’nden ithal Merkez Bankası Başkanı getirmek, yine millet ittifakının Ortak Politikalar Mutabakat Metninden, kes-yapıştır yapmak bu yönetimi güvenilir hale getirmez. Ekonomideki oyuncular artık “Huylunun huyundan vazgeçtiğini” görmek istiyorlar.

Erdoğan’ın yegâne amacının, Londra ve New York’taki sıcak paracıları Türkiye’ye getirmek, Mart 2024’teki yerel seçimlere kadar döviz krizini ertelemek olmadığını görmek istiyorlar. Erdoğan artık ekonomide oyun alanının kalmadığını görecek mi? İstikrar politikası uygulanmasına razı olacak mı? Yoksa yine, sebebi olduğu enkazın tüm sorumluluğunu, Yeni Bakan’ın üstüne atacak mı? Kendi de “Allah affetsin, millet affetsin” deyip masadan kalkacak mı? Bütün bunların sonucunda da ülkeyi IMF kapısına düşürecek mi?

Görünen o ki Erdoğan ekonomide, oyun alanı kalmadığının hala farkında değil. Piyasalarda kendine güvenin dibe vurduğunu hala görmüyor. Ülkede her iki seçmenden birinin kendisine karşı olduğunu da fark etmiyor. Genel Başkanımız, bir, iki ve üç sandıklı yerlerdeki seçim sonuçlarını açıkladı. Bunu yaparken de hiçbir zaman vatandaşımızı suçlamadı. Kendimizi eleştirdi. Ama Erdoğan’ın gösterdiği tepkiye bakılırsa, Saray bundan çok rahatsız olmuşa benziyor. İşini yapacağına, seçimde attığı iftiralardan, yaptırdığı sahte videolardan, milletin vergileriyle çalışanlarına maaş veren TRT’yi Saray’ın borazanı gibi kullanmaktan hiç utanmadığı görülüyor. Hala on parmağındaki on karayı partimize sürmeye, bu ülkenin en köklü partisine hala ayar vermeye kalkmaya cüret ediyor.

Biz ülkemizin içinde olduğu sıkıntıların farkındayız. Tüm bu şartlar altında, her iki vatandaşımızdan birinin, Cumhurbaşkanı adayımız Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği oyu dağıtmadan, örgütümüzü, rekabetçi bir ortamda yenilemeyi, değişen, tazelenen kadrolarımızla mahalli idareler seçimini, açık ara kazanmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, Genel Başkanımız ilk olarak MYK’sını yeniledi. MYK’mız da ilk iş olarak, kongreler takvimini başlattı. Mümkün olan en kısa sürede, kongreler süreci, Parti Meclisimizin uygun gördüğü bir tarihte, Kurultayımızla taçlanacaktır. Bu süreç devam ederken, önümüzdeki yerel seçimleri kazanmak için, parti üyesinden Genel Başkanımıza kadar, partimizin her bir ferdi, var gücüyle çalışacaktır. Hedefimiz, bu seçimlerde mevcut hükümeti tarihi bir yenilgiye uğratmaktır.

Soru-Cevap bölümü

Soru- İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ardından CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel’de değişim sinyali vermişti. Hatta Genel Başkanlıkta dahil üzerime düşen sorumluluğu yapmaya hazırım dedi. Sizin değişim talepleri ve iki ismin adaylık çıkışıyla ilgili değerlendirmeniz nasıl olur?

Biraz önce izah etmeye çalıştım. CHP’de değişimin nasıl gerçekleşeceği bellidir. Yani bu partinin 100 yıllık geçmişine, güçlü kurumsal yapısına ve meri mevzuata göre bu süreç gerçekleşir. Genel Başkanımız kendi iradesi dahilinde gerçekleştireceği değişimi yapmış MYK’sını değiştirmiştir. Yeni MYK da ilk toplantısında kongre takvimini başlatarak örgütlerde değişimin önünü açmıştır. Bundan sonraki süreci üyeler, ilçe, il ve kurultay delegeleri belirleyecektir. Kurultay iradesinin en sağlıklı biçimde oluşması için de, herkes elinden geleni yapmalıdır, yapacaktır.

Faik Bey, belki biz anlamakta güçlük çekiyoruz ama Kurultay süreci başlatılmış olsa da değişim süreci anlamında bugünkü MYK’da mesela konuştunuz mu Özgür Özel’in çıkışını? Değişim süreci anlamında Kemal Kılıçdaroğlu bir geçiş süreci öngörüyor mu? Liderliği, MYK yönetimi ve Parti Meclisi’nin değişimi açısından. Bu kurultayı yerel seçimler öncesinde yapacak mısınız? Yoksa ertelemeyi mi öngörüyorsunuz?

Şimdi tabi estağfurullah anlamadığınız konusunda en ufak bir düşüncem yok. Hatta zaman zaman sorularınızla da bakıyorum durumun yorumunu da yapıyorsunuz. Ama benim söyleyeceklerim şu Yıldız Hanım. Yani biraz önce izah ettim CHP’de değişimin nasıl işlediğini ve tabi ki MYK’mızla da bu konuları tartışıyoruz.

Şimdi yerel seçimlere doğru gittiğimiz süreçte özellikle iktidar cephesinden yoğun bir hazırlık mesajı gelmeye başladı. Hatta sloganlar, işte olası adaylarla ilgili beklentiler ortaya çıktı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan kapı kapı gezileceğini söylemiş. Peki CHP’de bu yerel seçime giden süreçte çalışmalar nasıl gidiyor? Çünkü bir kurultay takvimi var. Acaba kurultay takvimi çalışmaların birazcık daha cumhur ittifakına göre daha yavaş ilerlemesini mi sağlayacak? Yoksa kurultay süreciyle birlikte yerel seçime giden süreçte düzgün bir şekilde işleyebilecek mi?

Şimdi tabi bu kongreler takviminin başlamasıyla birlikte bir yenilenme, tazelenme sürecine de partimizde şahit olacağız. Bu, yerel yönetim seçimlerine, enerjinin bu noktaya doğru yönlendirilmesinde de önemli katkılarda bulunacak. Sizin söylediğinizin aksine enerjinin tek bir yerde kalmasına neden olmayacak. Açıkça şunu ifade edeyim. CHP olarak biz bu seçimlerde mevcut yönetimi tarihi bir yenilgiye uğratma konusunda kararlıyız. Bunun için de elimizden geleni yapıyoruz. Onlar bir takım hazırlıklarını yaptıklarını söylüyorlar. Biz daha fazlasını yapıyoruz.

Sayın Kılıçdaroğlu, kendilerine kırsalda az oy çıktığını belirtmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’da kabahati kendinde aramak yerine hala seçmeni suçlaması siyasetin değil psikolojinin konusu yanıtını vermişti. Buna değerlendirmenizi rica edeceğim. Bir de asgari ücret komisyonu yarın toplanıyor. CHP’nin asgari ücretle ilgili bir teklifi var mı?

Şimdi açıkçası psikolojinin konusu olan bizim ya da Genel Başkanımızın söylemediği, yapmadığı bir şeyi söylemiş gibi göstermek. Genel Başkanımız bu bölgelerde alınan oyların daha düşük olmasını buralarda yeterli çalışma yapmamamıza bağladı. Ama şu anda bakıyorum bugün Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan AK Parti Genel Başkanı çıkmış bizim tam tersini söylediğimizi iddia ediyor. Zaten bugüne kadar siyaseti hep böyle yaptı. Biz sorumluluğumuzu biliyoruz. Ama karşı tarafın da yaşadığı psikolojik sıkıntıları, özellikle Genel Başkanımızın bu seçimlerde almış olduğu 25 milyon oyun karşı tarafın üzerinde yarattığı baskıyı gayet net bir biçimde görüyoruz, izliyoruz. İşte bu desteğin üzerine biz önümüzdeki seçimleri bina etmek istiyoruz.

Asgari ücret konusuna gelince. Hatırlayacaksınız Mayıs ayında Çalışma Bakanı asgari ücretin 500 dolarlar civarında olması gerektiğini ifade etmişti. Şu anda asgari ücret görüşmeleri başladı. Bakalım bu işin nereye doğru gittiğini görelim o noktadan itibaren bizde asgari ücretle ilgili beklentilerimizi açıklamaya başlayacağız.

Paylaşın

YSP’li Beştaş’tan İstanbul, Ankara Ve İzmir Açıklaması: Aday Çıkarabiliriz

2024 yılında yapılacak yerel seçimlere ilişkin açıklama yapan YSP’li Meral Danış Beştaş, HDP’nin üç büyükşehirde (Ankara, İzmir ve İstanbul) aday çıkarabileceğini söyledi.

Seçim sürecinde Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile bir araya gelmemesine yönelik eleştiride bulunan Beştaş, “Masada olmamamıza rağmen Kılıçdaroğlu‘na oy verelim dedik. Ancak yüzde 1’lik partilere bakanlık verirken, partimize karşı uzak durdu.

Bu durum halkımızda ciddi tepkiye yol açtı. Vatandaş bizi eleştiriyor. Kürt illerinde Kılıçdaroğlu rekor oy aldı. Biz olmasak Kılıçdaroğlu bölge illerinde o şekilde karşılanır mıydı? Bunlara karşı bir hakkı teslim etmek lazım” dedi.

TİP hakkında da konuşan Beştaş, “Aynı eleştiriyi TİP’e de yöneltiyoruz. Erkan Baş ‘Biz Kürtlerlerle yan yana durmazsak daha fazla oy alırdık’ diyor. Bir nevi Kürtlere veba muamelesi yapılıyor.

Bu tavrı doğru bulmuyoruz. Şu an Emek ve Demokrasi Bloğu bileşenlerinin toplantıları sürüyor. Toplantı sonrası herkes kendi partisi açısından değerlendirmelerini yapacak” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti (YSP) Erzurum Milletvekili ve Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, seçim sürecine ve 2024 yılında yapılacak yerel seçimlere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Halk TV’de Sansürsüz adlı programına katılan Beştaş seçim sürecinde Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun HDP ile bir araya gelmemesine yönelik eleştiride bulundu.

Beştaş, “Masada olmamamıza rağmen Kılıçdaroğlu‘na oy verelim dedik. Ancak yüzde 1’lik partilere bakanlık verirken, partimize karşı uzak durdu. Bu durum halkımızda ciddi tepkiye yol açtı. Vatandaş bizi eleştiriyor. Kürt illerinde Kılıçdaroğlu rekor oy aldı. Biz olmasak Kılıçdaroğlu bölge illerinde o şekilde karşılanır mıydı? Bunlara karşı bir hakkı teslim etmek lazım” dedi.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) hakkında da konuşan Beştaş, “Aynı eleştiriyi TİP’e de yöneltiyoruz. Erkan Baş ‘Biz Kürtlerlerle yan yana durmazsak daha fazla oy alırdık’ diyor. Bir nevi Kürtlere veba muamelesi yapılıyor. Bu tavrı doğru bulmuyoruz. Şu an Emek ve Demokrasi Bloğu bileşenlerinin toplantıları sürüyor. Toplantı sonrası herkes kendi partisi açısından değerlendirmelerini yapacak” ifadelerini kullandı.

“Aday çıkarabiliriz”

Beştaş, HDP’nin üç büyükşehirde (Ankara, İzmir ve İstanbul) aday çıkarıp çıkarmayacağı sorusuna da şu yanıtı verdi: Tabii ki çıkarabilir. Bu en doğal hakkımız. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmadığımız için muazzam bir eleştiri var.

Paylaşın

DİSK-AR Açıkladı: Geniş Tanımlı İşsiz Sayısı 9 Milyon 138 Bin

DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Nisan 2023’te 9 milyon 138 bin kişi olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / TÜİK’e göre 2019 Nisan’da yüzde 13,8 olan dar tanımlı işsizlik Nisan 2023’te yüzde 10,2 olarak belirlendi. Ancak aynı yıllarda geniş tanımlı işsizlik yüzde 19’dan yüzde 23,8’e yükseldi.

Türkiye’de de kadın işsizliği erkeklere kıyasla oldukça yüksek seyretmeye devam ediyor. Mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,1 iken kadınlarda yüzde 14,3 olarak gerçekleşti.

Geniş tanımlı işsizlik (âtıl işgücü) erkeklerde yüzde 19,6, kadınlarda ise yüzde 31,3 olarak hesaplandı. Geniş tanımlı kadın işsizliği ile geniş tanımlı erkek işsizliği arasındaki fark 11,7 puandır.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), “İşsizlik ve İstihdamın Görünümü” raporunu açıklandı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“TÜİK’in Mart 2023 Hanehalkı İşgücü Araştırması (HİA) sonuçları 12 Haziran 2023’te yayımlandı. Nisan ayı TÜİK Hanehalkı İşgücü İstatistikleri anket uygulaması deprem felaketi sebebiyle Adıyaman, Maraş ve Osmaniye illerinde gerçekleştirilemedi. Dolayısıyla sonuçlar anket yapılabilen iller üzerinden yeniden dağıtılarak hesaplandı.

Mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 10,2, mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsizlik oranı (âtıl işgücü) ise yüzde 23,8 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK’e göre Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde dar tanımlı işsiz sayısı (mevsim etkisinden arındırılmış) 2023 Nisan ayında 3 milyon 585 bin oldu.

DİSK-AR tarafından TÜİK verilerinden yararlanarak yapılan hesaplamaya göre mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsiz sayısı ise Nisan 2023’te 9 milyon 138 bin kişi olarak gerçekleşti. TÜİK’e göre 2019 Nisan’da yüzde 13,8 olan dar tanımlı işsizlik Nisan 2023’te yüzde 10,2 olarak gerçekleşti. Ancak aynı yıllarda geniş tanımlı işsizlik yüzde 19’dan yüzde 23,8’e yükseldi.

Öte yandan işsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarının ağır olması ve işsizlik sigortası kaynaklarının amacı dışında kullanılması sebebiyle işsizlerin büyük çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamıyor. Nisan 2023’te TÜİK toplam dar tanımlı işsiz sayısını 3 milyon 585 bin kişi olarak açıkladı. İŞKUR’un Nisan 2023 verilerine göre ise bu ayda işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı 392 binde kaldı. Böylece Nisan 2023’te resmi işsizlerin sadece yüzde 10’unu işsizlik ödeneği alabildi. 3 milyonu aşkın işsiz işsizlik ödeneğinden yoksun kaldı. Bu da işsizlerin yaklaşık yüzde 90’ının işsizlik ödeneği alamadığı anlamına geliyor.

Kadın işsizliği tüm işsizlik türlerinde en yüksek kategori olmaya devam ediyor. Nisan 2023 HİA verilerine göre işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 31,3 ile geniş tanımlı kadın işsizliği oldu. İkinci yüksek işsizlik kategorisi ise geniş tanımlı işsizliğidir. Nisan 2023’te geniş tanımlı işsizlik yüzde 23,8’dir.

Nisan 2023’te dar ve geniş tanımlı işsizlik oranı arasındaki makas 13,6 puan oldu. Dar ve geniş işsizlik arasındaki makasın bu denli açılmasının en önemli nedeni zamana bağlı eksik istihdam sayısı, ümidini kaybedenlerin, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların ve iş arayıp işbaşı yapamayacak olanların sayısındaki artıştır.”

Paylaşın

Deutsche Bank, Merkez Bankası’nın Üç Faiz Senaryosu Paylaştı

Mehmet Şimşek’in Hazine ve Maliye Bakanlığı’na atanmasının ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) yönetiminde beklenen değişikliklerin yapılmasının ardından yabancı bankalar da Merkez Bankası faiz politikasına dair raporlarını güncelliyor.

Son olarak Deutsche Bank üç faiz senaryosu paylaştı. Birinci senaryoya göre, faiz ilk seferde yüzde 25’e yükseltilebilir. İkinci senaryodaysa faiz, haziranda yüzde 18-20 seviyesine ve temmuzda yüzde 25 seviyesine artırılabilir. Üçüncü senaryodaysa faiz yüzde 30’ün üzerine yükseltilebilir …

Bloomberg HT’nin aktardığına göre raporda bankanın agresif ancak aşırı olmayacağı belirtilerek faiz konusunda şu ifadelere yer verildi:

“Bu noktada tam bir değerlendirme yapmak zor ancak TL’deki hızlı değer kaybı, ilk anda büyük bir faiz artırımını gerektiriyor. Diğer yandan hükümetin kredi büyümesinde çöküşe neden olmamak için bir denge sağlaması gerekiyor.

Politika faizi ilk seferde yüzde 25’e yükseltilebilir veya Haziran ve Temmuz aylarında üst üste faiz artırımı olabilir.

İkinci senaryoda faiz önce yüzde 18-20 civarına, Temmuz’da da yüzde 25 seviyesine yükselebilir. Bu artışın son olup olmayacağı soru işareti ve TL’nin hareketi ile portföy akışlarına bağlı olacak. Faizin yüzde 30’un üzerine çıkması ihtimalini de dışlamıyoruz.”

Öte yandan ABD merkezli yatırım bankası JP Morgan, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yüzde 25’e yükseltileceği tahmininde bulundu.

TCMB, 22 Haziran’da politika faizini belirlediği aylık Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını yapacak. PPK ilk kez TCMB’nin yeni başkanı Hafize Gaye Erkan’ın başkanlığında toplanacak.

JP Morgan politika notunun yazarı Nicolaie Alexandru-Chidesciuc, “Yıl sonu politika faizi beklentimizi yüzde 30’da sabit tutuyoruz” ifadelerini kullandı.

Faizin bu orandan daha yüksek olma ihtimalini de göz önünde bulunduran JP Morgan, 2023’ün ikinci yarısında kredi koşullarının sıkılaşmasıyla birlikte Türkiye ekonomisinin resesyona gireceği tahmininde bulundu.

Resesyon ya da durgunluk, bir ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYİH) arka arkaya iki çeyrek boyunca azalması durumuna verilen isim.

Şimşek’ten rasyonel zemin vurgusu

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek görevi Nureddin Nebati’den devralırken şu ifadeleri kullanmıştı:

“Hükümetimizin temel hedefi, toplumsal refahı artırmaktır. Bu hedefe ulaşmada şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk temel ilkelerimiz olacaktır. Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır. Kurala dayalı, öngörülebilir bir Türkiye ekonomisi özlenen bir refaha ulaşmada anahtar olacaktır.”

Mehmet Şimşek, “orta vadede enflasyonun yeniden tek haneli rakamlara düşürülmesini” öncelikleri arasında sıralamıştı.

Paylaşın

Nisan’da Merkez Bankası Rezervleri 8,1 Milyar Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) rezervleri 8 milyar 163 milyon dolar azaldı. Mart ayında 4,9 milyar dolar olan cari açık, nisan ayında 5,4 milyar dolara yükseldi.

Haber Merkezi / Yıllık cari açık ise 54,9 milyar dolardan 57,8 milyar dolara çıktı. Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı da nisan ayında 7 milyar 16 milyon dolar oldu.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), Ödemeler Dengesi Gelişmeleri Nisan 2023 verilerini açıkladı.

Buna göre, nisan ayında cari işlemler hesabı 5.404 milyon doları açık kaydetti. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 480 milyon dolar açık verdi. Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 7.016 milyon doları oldu.

Hizmetler dengesi kaynaklı girişler 2.915 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 2.198 milyon dolar oldu.

Birincil gelir dengesi ve ikincil gelir dengesi kalemleri sırasıyla 1.292 milyon dolar ve 11 milyon dolar net çıkış kaydetti. Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net girişler 784 milyon dolar oldu.

Portföy yatırımları 1.204 milyon doları tutarında net çıkış kaydetti. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında sırasıyla 37 milyon dolar ve 6 milyon doları net satış yaptı.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, Genel Hükümet 159 milyon dolar net borçlanma gerçekleştirmişken, bankalar ve diğer sektörler sırasıyla 190 milyon dolar ve 800 milyon dolar net geri ödeme yaptı.

Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 7 milyon dolar net azalış kaydetti.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 302 milyon doları net artış, Türk lirası cinsinden 160 milyon dolar net azalış olmak üzere toplam 142 milyon doları net artış kaydetti.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, bankalar 289 milyon dolar net kullanım, Genel Hükümet ve diğer sektörler ise sırasıyla 22 milyon dolar ve 107 milyon doları net geri ödeme gerçekleştirdi.

Resmi rezervlerde bu ay 8.163 milyon doları net azalış oldu.

Paylaşın

Ukrayna – Rusya Savaşı: Ukrayna, Dört Köyü Geri Aldığını Açıkladı

Ukrayna ordusu, ülkenin güneydoğusundaki üç köyü Rusya’dan geri aldıklarını açıklarken, Ukrayna ordusunun geri aldığını iddia ettiği dört köye dair ise Moskova’dan henüz bir açıklama gelmedi.

Haber Merkezi / Ukrayna birliklerinin geçen haftadan bu yana Rus birliklerine yönelik saldırılarını özellikle ülkenin güneyinde ve doğusunda arttırdığı basına yansıyordu. Kiev’in, Rusya’nın Ukrayna’da ele geçirdiği toprakları geri almak için uzun zamandır karşı saldırı hazırlığında olduğu tahmin ediliyordu.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski önceki gece yaptığı açıklamada, Rusya’ya yönelik karşı saldırı başlattıklarını doğrulamıştı. Zelenski, “Karşı saldırı ve savunma eylemleri gerçekleşiyor” demiş, ancak karşı taarruzun hangi aşamada olduğu hakkında detay vermeyeceğini söylemişti.

Ukrayna birliklerinin doğuda Bahmut yakınlarında ve güneyde Zaporijya yakınlarında ilerlediği ve Rus hedeflerine uzun menzilli saldırılar düzenlediği bildiriliyordu. Fakat savaşan iki taraf birbirinin zıttı iddialarda bulunuyor ve cephedeki gerçeği değerlendirmek de zor; Ukrayna ilerlediği iddiasında, Rusya ise saldırıları püskürttüğünü öne sürüyor.

İnternette yayınlanan bir görüntüde, Ukrayna askerleri ülkenin doğusundaki Donetsk bölgesinde bulunan Storozheve köyünde Ukrayna bayrağı dalgalandırıyor ve Ukrayna Savunma Bakanı askerlere köyü geri aldıkları için teşekkür ediyor.

Ukrayna ordusu dün yaptığı açıklamada ise, ülkenin güçlerinin yine Donetsk bölgesi yakınlarındaki, Blahodatne, Neskuchne ve Makarivka köylerini Rus güçlerinden kurtardığını açıkladı. Storozheve köyü ise, Blahodatne’nin bitişiğinde yer alıyor.

Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı düzenli çatışma güncellemelerinde son 24 saat içinde Donetsk bölgesindeki Bakhmut, Avdivka ve Maryinka ile Luhansk bölgesindeki Bilohorivka yakınlarında 25 çatışma yaşandığını açıkladı.

Doğu cephesi komutanlığı sözcüsü Serhiy Cherevatyi, Bakhmut çevresinde karşı saldırının devam ettiğini ve Rus güçlerinin 700 metre geri püskürtüldüğünü kaydetti.

Ukrayna Savunma Bakan Yardımcısı Anna Malyar, son olarak birliklerin Storojove köyünü geri aldığını duyurdu.

Malyar, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Ukrayna birliklerinin karşı taarruz operasyonunda başarı elde ettiğini ve Ukrayna bayrağının Donetsk bölgesindeki Rusya’nın kontrolü altında bulunan Storojove köyünde dalgalandığını kaydetti.

Reuters’in haberine göre Anna Malyar, mesajında, “Devlet bayrağımız Storojove üzerinde dalgalanıyor ve bu durum tüm Ukrayna toprakları kurtarılana kadar her yerleşim yeri için geçerli olacaktır. Mihail Ostrogradski 35. Deniz Piyade Tugayı’na teşekkür ederiz.” ifadesine yer verdi.

Anna Malyar, sosyal medya hesabından daha önce yaptığı paylaşımda, Bahmut yönünde Ukrayna birliklerinin saldırılarının devam ettiğini belirterek, “Blagodatne ve Makarivka yerleşim yerleri işgalden kurtarıldığı.” bilgisini paylaşmıştı. Malyar, Ukrayna askerlerinin savunmaya devam ettiği bölgelerde hiçbir mevzinin kaybedilmediğini ileri sürmuştu.

Paylaşın

JPMorgan: Türkiye Ekonomisi Yılın İkinci Yarısında Resesyona Girecek

Ekonomi yönetiminde beklenen değişikliklerin yapılmasının ardından yabancı bankalar da Türkiye ekonomisine dair raporlarını güncelliyor… Son olarak, JP Morgan, Merkez Bankası’nın faizi bu ay yüzde 25’e yükselteceği, Türkiye ekonomisinin yılın ikinci yarısında resesyona gireceği öngürüsünde bulundu.

Birleşik Krallık merkezli Reuters’ta yer alan habere göre, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) yüzde 8,5 seviyesindeki politika faizinin ilk Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında yüzde 25’e yükseltileceği tahmininde bulundu.

TCMB, 22 Haziran’da politika faizini belirlediği aylık Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısını yapacak. PPK ilk kez TCMB’nin yeni başkanı Hafize Gaye Erkan’ın başkanlığında toplanacak.

JP Morgan politika notunun yazarı Nicolaie Alexandru-Chidesciuc, “Yıl sonu politika faizi beklentimizi yüzde 30’da sabit tutuyoruz” ifadelerini kullandı.

Faizin bu orandan daha yüksek olma ihtimalini de göz önünde bulunduran JP Morgan, 2023’ün ikinci yarısında kredi koşullarının sıkılaşmasıyla birlikte Türkiye ekonomisinin resesyona gireceği tahmininde bulundu.

Resesyon ya da durgunluk, bir ülkenin Gayri Safi Yurtiçi Hasılası’nın (GSYİH) arka arkaya iki çeyrek boyunca azalması durumuna verilen isim.

Öte yandan Deutsche Bank, Merkez Bankası’nın olası üç faiz senaryosunu paylaştı. Birinci senaryoya göre, faiz ilk seferde yüzde 25’e yükseltilebilir. İkinci senaryodaysa faiz, haziranda yüzde 18-20 seviyesine ve temmuzda yüzde 25 seviyesine artırılabilir. Üçüncü senaryodaysa faiz yüzde 30’ün üzerine yükseltilebilir.

Raporda bankanın agresif ancak aşırı olmayacağı belirtilerek faiz konusunda şu ifadelere yer verildi:

“Bu noktada tam bir değerlendirme yapmak zor ancak TL’deki hızlı değer kaybı, ilk anda büyük bir faiz artırımını gerektiriyor. Diğer yandan hükümetin kredi büyümesinde çöküşe neden olmamak için bir denge sağlaması gerekiyor.

Politika faizi ilk seferde yüzde 25’e yükseltilebilir veya Haziran ve Temmuz aylarında üst üste faiz artırımı olabilir.

İkinci senaryoda faiz önce yüzde 18-20 civarına, Temmuz’da da yüzde 25 seviyesine yükselebilir. Bu artışın son olup olmayacağı soru işareti ve TL’nin hareketi ile portföy akışlarına bağlı olacak. Faizin yüzde 30’un üzerine çıkması ihtimalini de dışlamıyoruz.”

Şimşek’ten rasyonel zemin vurgusu

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek görevi Nureddin Nebati’den devralırken şu ifadeleri kullanmıştı:

“Hükümetimizin temel hedefi, toplumsal refahı artırmaktır. Bu hedefe ulaşmada şeffaflık, tutarlılık, öngörülebilirlik ve uluslararası normlara uygunluk temel ilkelerimiz olacaktır. Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği kalmamıştır. Kurala dayalı, öngörülebilir bir Türkiye ekonomisi özlenen bir refaha ulaşmada anahtar olacaktır.”

Mehmet Şimşek, “orta vadede enflasyonun yeniden tek haneli rakamlara düşürülmesini” öncelikleri arasında sıralamıştı.

Paylaşın