Fed’den Politika Faizini Sabit Tutma Kararı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Bankası (Fed) 5 aylık faiz artırım döngüsünü sonlandırarak bu ay politika faizini yüzde 5,00 – yüzde 5,25 aralığında sabit tuttu. Kararın oybirliğiyle alındığı duyuruldu.

Fed, Mayıs ayında politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 5-5.25 aralığına çekmişti. Böylece Fed’in politika faizi son 16 yılın en yüksek seviyesine çıkmıştı. Fed, mayıs ayındaki kararla faiz oranlarında artışa ara verebileceğinin sinyalini de vermişti.

Fed Başkanı Jerome Powell, “Neredeyse tüm Fed yetkilileri, enflasyonu zamanla yüzde 2’ye düşürmek için bu yıl bazı ek faiz artışlarının uygun olacağını düşünüyor.” açıklamasında bulundu.

Jerome Powell’ın daha önce Haziran ayına ilişkin yönlendirmeleriyle de paralel gerçekleşti. Powell, geçmiş faiz artışlarının etkilerini görmek için Haziran ayında durma sinyali vermişti.

Opsiyon piyasasında da Haziran için Fed faizinin sabit kalması ihtimali güçlü bir şekilde fiyatlanmıştı. Bununla birlikte piyasa aktörlerinin kısa vadeli faiz opsiyon piyasasında 2023 Fed faiz indirimi pozisyonlarını terk ettiği dikkat çekmişti.

Fed’in karar metninde faizin sabit tutulmasının ilave bilgiler ve para politikası üzerindeki etkilerini değerlendirme olanağı verdiğine dikkat çekildi. Karar metninde enflasyonla ilgili olarak “Enflasyon yüksek seyretmeye devam ediyor, Komite enflasyon risklerine karşı yüksek şekilde hassas” ifadeleri kullanıldı.

Noktasal grafiğe yansıyan beklentiler ise önümüzdeki dönemde faiz artışlarının masada olduğuna işaret etti. Sene sonu için Fed yetkililerinin faiz beklentisi yüzde 5,6 olarak belirlendi. Bir önceki tahminde bu yüzde 5,1 olarak kaydedilmişti.

Fed, Haziran döneminde ekonomiye ilişkin beklentilerini de yayımladı.

Buna göre 2023 büyüme beklentisi yüzde 1 oldu. Mart döneminde bu veriye ilişkin beklenti yüzde 0,4 olmuştu. 2024 büyüme beklentisi ise yüzde 1,2’den yüzde 1,1’e düşürüldü. 2025 büyüme beklentisi de yüzde 1,9’dan yüzde 1,8’e çekildi.

Büyüme beklentileriyle paralel olarak işsizlik beklentilerinde de aşağı yönlü revizyonlar yapıldı. Buna göre 2023 işsizlik beklentisi yüzde 4,5’ten yüzde 4,1’e çekildi. 2024 ve 2025 işsizlik beklentileri yüzde 4,6’dan yüzde 4,5’e düşürüldü.

Fed’in yakından izlediği enflasyon göstergesi çekirdek PCE tarafında 2023 beklentisi yüzde 3,6’dan yüzde 3,9’a çıktı. 2024 beklentisi yüzde 2,6’da sabit kalırken, çekirdek PCE’de 2025 beklentisi yüzde 2,1’den yüzde 2,2’ye yükseltildi.

ABD’de yüksek enflasyon karşısında geçen yıl varlık alım operasyonunu tamamlayarak faiz artışlarına başlayan Fed, Mart 2022’de 25 baz puan artışla 2018’den itibaren ilk kez faiz artırımına gitme kararı almıştı.

Fed, geçen yıl mayıs toplantısında 50 baz puan ile 2000 yılından itibaren en hızlı faiz artışını gerçekleştirmesinin ardından haziran toplantısında 75 baz puanla 1994’ten itibaren en güçlü faiz artırımına gitmiş, temmuz, eylül ve kasım toplantılarında da politika faizini aynı oranda artırmıştı.

Geçen yıl art arda 4 toplantısında 75 baz puanlık faiz artırımına giden Fed, geçen yılın son toplantısında 50 baz puanlık artışa giderek faiz artış hızını yavaşlatmaya başlamıştı. Banka, 2023’ün ilk toplantısında 25 baz puanlık artışla faiz artış hızını yavaşlatmaya devam etmişti.

Fed, mart ve mayıs toplantılarında da faiz oranını yine 25’er baz puan yükselterek 16 yılın en yüksek seviyesi olan yüzde 5-5,25 aralığına çıkarmıştı. Mayıs toplantısında, geçen yılın mart ayından bu yana 10’uncu faiz artırımını gerçekleştiren Banka, faiz oranını toplamda 500 baz puan yükseltti.

Fed’in Haziran toplantısı öncesinde gelen son enflasyon verileri fiyat dinamiklerinde gevşemeye işaret etmişti.

Bu hafta gelen Mayıs ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 4’e geriledi. Böylelikle ABD’de yıllık enflasyon 2 yılın en düşük seviyesine düşmüştü. Aylık enflasyon ise yüzde 0,1 ile beklentileri paralel gerçekleşmişti. Çekirdek enflasyon tarafında ise beklentilerin biraz üzerinde bir gerçekleşme söz konusu olmuştu.

Powell kararlılık mesajı vermişti

FED Başkanı Jerome Powell, mayıs ayı faiz kararının ardından yaptığı açıklamada, bankacılık sektöründe koşulların iyileştiğini, ABD’de bankacılık sektörünün sağlam ve dayanıklı olduğunu, bu süreçten doğru dersleri çıkarma konusunda da kararlı olduklarını vurgulamıştı.

Enflasyon baskısının sürdüğünü belirten Powell, enflasyonun yüzde 2’ye çekilmesi konusunda kararlı olduklarının altını çizmişti.

FED Başkanı Powell, fiyat istikrarı olmadan güçlü ve sürdürülebilir bir iş gücü piyasası sağlanamayacağını belirtmişti.

Önümüzdeki dönemde hangi para politikalarının benimseneceğinin gelişmelere bağlı olacağını vurgulayan Powell, faiz oranı konusundaki kararların da her toplantıda bu gelişmelere göre değerlendirilerek alınacağının altını çizmişti.

Paylaşın

Eski HDP Eş Genel Başkanı Yüksekdağ Hakkındaki Hapis Cezası Onandı

Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’a 2016 yılında Mersin’de düzenlenen HDP Olağanüstü İl Kongresi’nde yaptığı konuşma gerekçe gösterilerek verilen 1 yıl 15 günlük hapis cezası Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2’nci Ceza Dairesi tarafından onandı.

Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, “Terör örgütü propagandası”yla verilen cezaya ilişkin onama kararında Yüksekdağ’ın sözlerinin “Özellikle Güneydoğu illerinde terör örgütünün hendek kazarak yol kapatma, gerek sivil gerekse kamu görevlilerinin can ve mal varlığını tehlikeye sokacak şekilde patlayıcı düzeneklerle ve silahla saldırıda bulunma gibi faaliyetlerine son verilmesi amacıyla güvenlik kuvvetlerinin terörle mücadele kapsamında kararlılıkla yürüttüğü operasyonları protesto edici, maksadından farklı gösterici, çatışmalar sonucu öldürülen PKK/KCK terör örgütü mensuplarını sahiplenici ve övücü nitelikli” olduğu ifade edildi.

Figen Yüksekdağ kimdir?

Figen Yüksekdağ, çiftçilikle uğraşan bir ailenin 10 çocuğundan dokuzuncusu olarak 9 Kasım 1971 tarihinde Adana’nın Ceyhan ilçesinde doğdu. Lise çağlarında sosyalist hareketle ilgilenmeye başladı ve İşçinin Yolu dergi çevresine katıldı. 18 yaşında bir sokak gösterisinde tutuklandı ve gözaltında kaldı. Sonrasında öğrenci evlerinde kaldı. 8 ay sonra İstanbul’a gelerek Özgür Gençlik grubuna katıldı.

Atılım gazetesinde birlikte çalıştığı Sedat Şenoğlu ile, Şenoğlu cezaevindeyken evlendi. Uzun yıllar kadın haklarıyla ilgili konularla ilgilendi. Atılım gazetesinde yayın kurulu üyesi olarak çalıştı ve Sosyalist Kadın dergisinin editörlüğünü yaptı. Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin (ESP) genel başkanlığını da yapan Yüksekdağ, Haziran 2014’te HDP II. Olağan Kongresi sonunda partinin eşbaşkanı olarak seçildi.

Haziran 2015’teki ve akabinde gerçekleştirilen Kasım 2015’teki milletvekili genel seçimlerinde Van milletvekili seçildi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü terör soruşturması kapsamında, daha önce çağrılmasına rağmen ifadeye gitmediği gerekçesiyle 4 Kasım 2016’da Ankara’daki evinde gözaltına alınan ve Diyarbakır’a gönderilen Yüksekdağ, burada çıkarıldığı 2. Sulh Ceza Hakimliği’nce aynı gün tutuklandı ve Kocaeli F Tipi Cezaevi’ne götürüldü.

Hakkındaki kesinleşmiş hapis cezası gerekçesiyle 21 Şubat 2017 tarihinde milletvekilliği düşürüldü, 9 Mart 2017’de ise siyasî partiler kanununun “terör eyleminden mahkûm olanların siyasi partilere üye olamayacaklarına” dair hükmü gereği parti üyeliği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düşürüldü. HDP milletvekilleri, Yüksekdağ’ın parti üyeliği ve eş genel başkanlık görevinin düşürülmesi kararını tanımadıklarını açıkladılar.

Yüksekdağ, “terör örgütü yöneticiliği”, “terör örgütü propagandası”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “suç işlemeye tahrik” suçlamalarından dolayı Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesince tutuklu olarak yargılanmaya devam etmektedir.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden UCM’ye Filistin Çağrısı: Savaş Suçları İşlenmiş Olabilir

Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) Filistin için soruşturma başlatma çağrısı yaptı. Af Örgütü, geçen ay İsrail ile Filistinli silahlı gruplar arasındaki çatışmalarda “savaş suçları” işlenmiş olabileceğini duyurdu.

ICC Filistin’de 2014’te başlayan çatışmalar ve sonrasında yaşananlar yaşanan olaylar nedeniyle 2021’de bir soruşturma açmıştı.

Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre, İsrail ordusunun orantısız güçle yaptığı hava saldırıları, Filistinli sivillerin ölümüne yol açtı.

Aynı raporda İslami Cihat Örgütü militanlarının hedef gözetmeksizin fırlattığı roketlerin İsrailli ve Filistinli sivillerin ölümüne yol açtığı sonucu açıklandı.

İsrail ordusundan yapılan açıklamada, uluslararası yasalardan doğan yükümlülüklere uygun hareket edildiği savunuldu. Açıklamada, sivillerin zarar görmesini önlemek için çaba harcandığı da kaydedildi.

9 Mayıs’ta başlayan ve beş gün süren çatışmalarda, 34 Filistinli ile bir İsrailli öldürüldü. Sınıra yakın bölgelerde yaşanan çatışmalar, Mısır’ın ateşkese arabulucu olması ile sonlandı.

Çatışmalar, İsrail hava kuvvetlerinin üst düzey bir İslami Cihat Örgütü yöneticisini hedef alan saldırısı ile başladı. Söz konusu saldırıda, bu kişinin yanında akrabaları ve komşuları ile birlikte 10 sivil hayatını kaybetti.

Af Örgütü raporuna göre, hassas güdümlü roketlerle, aileler uykudayken yapılan bu saldırının emrini verenlerin, ciddi sivil kayıplar olabileceği ihtimalini göze aldığı ve hatta “büyük ihtimalle bunu gözardı” ettiği sonucuna vardı.

İsrail ordusu, söz konusu çatışmalarda 400’den fazla askeri hedefin hava saldırılarında vurulduğunu ve üç İslami Cihat yöneticisinin öldürüldüğünü açıkladı.

Ordu sözcüleri, sivil kayıpları önlemek için bazı durumlarda saldırıları erteleme yoluna gittiklerini savundu.

9 saldırı incelendi

Af Örgütü’nün incelediği dokuz saldırı arasında, üç İslami Cihat yöneticisinin evlerine yönelik saldırılar da bulunuyor. Örgüt, Gazze’deki hanelerde büyük yıkıma yol açan benzer nitelikte saldırılar tespit edildiğini duyurdu.

Nabhan ailesinin 42 üyesinin yaşadığı bir binaya 13 Mayıs’ta yapılan saldırıda incelendi.

Cibaliye mülteci kampındaki dört katlı binanın silah deposu olarak kullanıldığına yönelik bir delil bulunamadığı, çevresinden de roket atışı yapıldığı bulgusu olmadığı raporlandı.

Af Örgütü Orta Doğu Direktörü Heba Morayef, saldırı sonrası çocuklarını enkazdan çıkarmaya çalışan ebeveynlerin tanıklıklarını dinlediklerini, genç çocukların oyuncak ayılarına sarılmış bir şekilde yatarken ölümcül şekilde yaralandıklarını aktardı.

Heba Morayef, “Tüm bunlardan daha korkutucu olan, eğer bu saldırıları yapanlar sorumlu tutulmazlarsa, bu dehşetin devam edecek olması” dedi.

İsrail ordusu İslami Cihat’ın sivillerin bulunduğu binalarda örgütlendiğini, sivilleri canlı kalkan olarak kullandığını savunuyor. Ordu sözcüsü, söz konusu binaların, sivillerin tamamen tahliye edilmesi sonrası vurulduğunu açıkladı.

İslami Cihat da suçlanıyor

İslami Cihat bu saldırılar sonrası İsrail’e çoğu gelişi güzel şekilde 1.400’den fazla roket attı. İsrail ordusu, bunlardan 430’unun kalabalık yerleşim bölgelerine ulaşmak üzereyken, füze savunma sistemi tarafından etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Rehovot kentinde bir apartmana isabet eden roket bir İsrailli kadının ölümüne yol açtı. Af Örgütü, kısa düşen roketlerin Gazze’de, ikisi çocuk üç Filistinli sivilin ölümüne yol açtığını raporladı.

İslami Cihat söz konusu iddiayı yalandı ve İsrail hava saldırısı sonucu ölümlerin yaşandığını öne sürdü. Ancak görgü tanıkları, örgüt üyelerinin olaydan hemen sonra roket parçası izlerini ortadan kaldırdığını söylüyor.

İslami Cihat Örgütü Sözcüsü Tarık Salmi, rapordaki suçlamalara yanıt vermedi. Salmi, BBC’ye yaptığı açıklamada ise Filistin halkına karşı işlenen suçlara karşı kendilerini savunmak için üzerlerine düşeni yaptıklarını savundu.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

YSP’li Oluç’tan İktidara: Gözaltılarla Seçimin İntikamını Mı Almaya Çalışıyorsunuz?

Meclis’te düzenlediği basın toplantısında konuşan Yeşil Sol Parti Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, “İki konu bizim açımızdan ilginç olduğu için bunlara değinmek istiyorum. İktidar aslında seçim öncesi tutumunu bir alanda daha sürdürmeye devam ediyor. Gözaltı ve tutuklamalarda. İktidarın bu gözaltı ve tutuklama operasyonlarından bir fayda sağlayamadığını görmemesi gerçekten hayrete düşürücü bir durum” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bakın büyük seçim yenilgisi aldığı Şırnak’ta seçim gününden bugüne kadar en az 100 kişi gözaltına alındı. Bu bir tesadüf mü? Şırnak’taki seçim yenilgisinin intikamını mı almaya çalışıyorsunuz? Hakkari’de -3-0 kazandığımız bir yerden söz ediyorum- seçimin üzerinden 2 hafta geçmeden gözaltılar başladı, 30’dan fazla arkadaşımız gözaltına alındı. Seçim sonuçlarının intikamını mı almaya çalışıyorsunuz?”

Oluç, açıklamasının devamında, “Sadece Şırnak ve Hakkari değil pek çok yerde benzer saldırılar var. Lafı uzatmadan şunu söyleyeyim. Bu tür gözaltı ve tutuklamalarla boyun eğdirme anlayışının tutmadığını defalarca gördünüz, bir kez daha göreceksiniz. Bunlara son verip demokrasi ve hukuk alanında adımlar atmak gerekirken, Türkiye’de yaşayan bütün halkların adalet, demokrasi ve barış ihtiyaçlarına cevap verecek adımlar atılması gerekirken aynı güvenlikçi zihniyet ile devam etmek konusundaki tutum doğru bir tutum değildir” ifadelerini kullandı.

Yeşil Sol Parti (YSP) Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Saruhan Oluç’un açıklamaları şöyle:

“Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Yeni dönemdeki ilk basın toplantımızı yapıyoruz grup olarak. Umarım bundan sonraki çalışmalarda iyi ve verimli bir zaman geçiririz. Meclis çalışmalarına başladı. Bugün Genel Kurulda kurulmuş olacak komisyonlar okunarak çalışmalara başlanacak. Komisyonlar da bugün ilk toplantılarını yapıp divanlarını oluşturacaklar. Bundan sonra da komisyonlarda ve Genel Kuruldaki çalışma takvimi işlemeye başlayacak.

“Geçmiş dönemde Meclis doğru çalışmadı, denetim işlevini yerine getirmedi”

Yeni seçilen Meclis Başkanıyla bir toplantımız da oldu bütün parti grup başkanvekilleri olarak. Orada önerilerimizi ve geçmiş döneme dair eleştirilerimizi dile getirdik. Beklentilerimizi ifade ettik. Meclis Başkanı da büyük bir olgunlukla bu öneri ve eleştirileri dinledi. Bu konuda üzerine düşenleri yapmaya çalışacağını söyledi. Çalışma açısından bu önemli. Temel yaklaşımımız şu oldu yeni dönem çalışmalarına ilişkin. Meclis’in çalışma sisteminin ve yasamanın yürütme karşısındaki pozisyonunun doğru tarif edilmediğini ve işletilmediğini dile getirdik. Bunu daha önceki yıllarda da ifade ediyorduk. Yeni Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ekonomi ile ilgili tanımlama yaparken “rasyonel zemine döneceğiz” dedi ya dönüp dönmeyeceğini zaten göreceğiz.

“Meclis’te de rasyonel zemine dönülmesi gerekiyor”

Fakat Meclis’te de rasyonel zemine dönülmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Çünkü irrasyonel bir çalışma sistemi burada varlığını sürdürüyor. Doğru teşhisi koyarsak tedavisini de doğru yapabiliriz. Yani yürütmeyi denetleme ve yasa yapma konusunda Meclis üzerine düşeni yapabilecek hale gelmelidir. Denetleme neredeyse yapılamamaktadır Meclis’te. Yürütme üzerinde bir denetleme yetkisi yoktur. 27’nci Döneme denetlemenin bir yolu olan soru önergeleri açısından baktığımızda, yöneltilen 14 binin üzerindeki soru önergesinden sadece 1200 tanesine cevap verilmiştir.

Bu vahim bir durumdur. Yani soru önergeleri ile bile denetim yapamayan bir parlamento söz konusu olmuştur. Kurulmuş olan araştırma komisyonlarına baktığımızda muhalefetin ciddi önerileri olmuştur. Türkiye’nin ciddi sorunlarına ilişkin araştırma komisyonu kurulmasını istemiştir geçtiğimiz dönemde muhalefet ve aynı zamanda partimiz. Fakat bu araştırma komisyonlarının çok büyük bir kısmı iktidar ortakları tarafından reddedilmiştir. Araştırma komisyonları yoluyla da bir denetim imkanı olmamıştır. Yasa yapma biçimi olarak felaket bir sistem olan torba yasada ısrar etmiştir iktidar ittifakı.

Torba yasalar ile yasama faaliyetlerinin olması gerektiği işlemediği ortaya çıkmıştır. Milletvekilleri hangi torba yasa tekliflerinin görüşüldüğünü bilmeden el kaldırıp indirmek zorunda kalmışlardır. Bu sağlıklı bir yasa yapma tekniği değildir. Hatta son zamanlarda yasa yapma o kadar hızlandırılmıştır ki altına imza atmış olan milletvekillerinin içeriğini bilmediklerini açık ve net bir biçimde gördük. Dolayısıyla da bunun değişmesi gerekiyor. Yasa yapma tekniğinin değişmesi, torba yasalardan uzaklaşılması gerekiyor. İhtisas komisyonlarının doğru dürüst çalıştırılması, alt komisyonların doğru dürüst kurulması gerekiyor. Milletvekillerinin sağlıklı bir şekilde yasa yapma faaliyetlerini yapabilmeleri gerekiyor.

“Yeni dönemde yasa yapma aşamalarında STK’ların ve toplumun  görüşleri alınmalı”

Yeni dönemde yasa yapma aşamalarında STK’ların ve toplumun görüşleri alınmalı Demokratik rejimlerde sivil toplum kuruluşları yani halkın örgütlendiği dernekler, sendikalar, odalar aslında yasama faaliyetinin bir parçası haline getirilmelidir. Onların görüşleri, önerileri ve eleştirileri dinlenir. Meclis’teki torba yasa yapma tekniği nedeniyle STK ve doğrudan halk kendi örgütlenmeleri aracılığıyla yasa yapma faaliyetine katılamamıştır yeterince. Bu dönemde umarız bu konuda adımlar atılır.

Yasa yapma süreçlerinde görüşü alınır halkın. Biz bu konudaki çalışmalarımıza devam edeceğiz yeni grubumuzla birlikte. Geçmişte yaptığımız gibi bir taraftan muhalefet çalışmamızı sürdürürken, diğer taraftan da hem yeni çıkarılacak yasalar hakkındaki hem de kurulacak araştırma ve ihtisas komisyonlarındaki faaliyetlerimizle halkın bize verdiği desteğe layıkıyla cevap vermeye çalışacağız. Çalışmalarımızla bu desteğe biz de elimizden geldiğince cevap vereceğiz.

“Halkın kazanımlarını artırmak için hem Meclis’te hem de sokakta mücadeleyi sürdüreceğiz”

Temel haklar ve özgürlükler, demokrasi ve eşitlik konusundaki mücadelemizi sürdüreceğiz. Adalet ve barış mücadelesini elbette Meclis çatısı altında da sürdüreceğiz. Çalışmalarımızı o anlayışla yapacağız. Ama bir ayağımız da Meclis’in dışında halkın arasında olacağız, en küçük yerleşim birimlerinden başlamak üzere bütün illerde, ilçelerde, köylerde her türlü çalışmamızı sürdüreceğiz. İki ayaklı çalışmamızı bundan evvel de yaptığımız gibi en verimli biçimde gerçekleştirmek istiyoruz. Kararlı bir şekilde bu çalışmayı sürdüreceğiz.

Kazanımlarımızı, genel olarak halkın kazanımlarını korumak ve büyütmek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Daha büyük bir emek ve mücadele ile sorumluluklarımızı yerine getirmeye çalışacağız. Partimizin grubu en çok kadın temsiline sahip olan gruptur. Neredeyse yarı yarıya ulaşmıştır oranlar. Genç bir gruptur elbette ki. Bu temsil özelliklerimizle hem kadınların hem de gençlerin bu toplumdaki taleplerini ve beklentilerini karşılamaya çalışacağız. Rolümüzü en uygun şekilde yerine getirmeye çalışacağız. Meclis ile yerelin ve halkın bağını daha güçlü kurmak için mücadele edeceğiz.

“Asgari ücret iktidarın emekçilere vereceği bir lütuf değil”

Bugün kabine toplanacak ve basından öğrendiğimiz kadarıyla ve elbette ihtiyaç olduğu için kabinenin en önde gelen konusu ekonomi olacak. Asgari ücretle ilgili bir şey söylemek istiyorum. Şu sıralar Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarını yapmaya başladı. Önemli bir konu ve maalesef bu konu gerektiği gibi ele alınamıyor. Sanki asgari ücret konusu hükümet ile işçi temsilcileri arasındaki bir pazarlık gibi ele alınıyor. Öyle bir noktaya geldi ki özellikle son birkaç yılda, sanki Erdoğan’ın ya da iktidarın işçilere ve emekçilere gönlünden kopan bir lütuf gibi sunuluyor. Konu böyle bir konu değil, herkes bunu biliyor.

Ülkenin yarısından çoğu asgari ücretle geçiniyor ve rakam açlık sınırının çok altında. Asgari ücret neden bu kadar önemlidir sorusunun cevabının verilmesi gerekiyor. Çünkü bu ülkede yaşayan nüfusun yarısından çoğu asgari ücretle çalışıyor. Yani emekçiler, işçiler asgari ücrete mahkum edilmiş durumda. Esas sorun buradan kaynaklanıyor. Bu sorunun çözümüne kafa yorulması gerekirken bu yapılmıyor. Türk-İş’in verilerine göre Mayıs 2023 için Türkiye’deki 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 10 bin 362 lira oldu, yoksulluk sınırı ise 33 bin 752 lira oldu. Asgari ücret 8506 lira. Şimdi neresinden tutacaksınız da asgari ücreti tartışacaksınız. Yani asgari ücret zaten açlık sınırının çok altında yer alıyor.

“TÜİK rolünü oynayarak asgari ücretten önce enflasyonu düşük gösterdi”

Biz bir rakam telaffuz etmek yerine, sendikaların açlık ve yoksulluk verilerinin ve taleplerinin baz alınması gerektiğini bir kez daha belirtiyoruz. Aksi takdirde bu süreçte işçi ve emekçiler bir kez daha mağdur edilecek. TÜİK maalesef bir seçim dönemini geride bırakmamıza rağmen yine geçmiş dönemlerdeki rolünü oynadı. Asgari ücretin ve işçi, emekçi ve emeklilerin maaşlarının belirlenmesinde baz alınacak enflasyon rakımını yine düşük gösterdi. Çeşitli hile ve hurdaya başvurarak bunu yaptı. Hazine ve Maliye Bakanına buradan sormak istiyoruz.

TÜİK geçtiğimiz dönemde yaptığı gibi işçilere, emekçilere, emeklilere yönelik büyük hak kayıplarına yol açan irrasyonel hesaplama yönteminden vazgeçip rasyonaliteye dönüş yapacak mı acaba? Hazine ve Maliye Bakanının bu konuda da bir şeyler söylemesi gerekiyor. TÜİK olumsuz rolünü oynamaya devam etmiş, işçinin ve emekçinin ekmeğine göz diken bir kurum haline gelmiştir. Bir kez daha Asgari Ücret Tespit Komisyonuna söylemiş olalım; sendikaların, işçi emekçi temsilcilerinin taleplerine dikkat edin. O talepleri değerlendirin ve bu doğrultuda asgari ücretin saptanması için adım atın.

“Türk lirası 15 günde yüzde 20 değer kaybetti”

Çünkü var olan ekonomi modeli irrasyonel olarak ifade edildi Hazine ve Maliye Bakanı tarafından. Şimdi bakalım rasyonel nasıl olacak. Var olan ekonomi modeli esas itibariyle işçilerin, emekçilerin, dar gelirlilerin çok büyük bir mağduriyet yaşamasına neden oldu. Bu ekonomi modelini unutmadık, tartışmaya devam edeceğiz. Düşük faiz, düşük Türk Lirası yüksek döviz kuru ile ihraç gelirleri artacaktı ve ülkeye ciddi miktarda döviz girişi olacaktı. Öyle mi oldu? Ekonomik kriz sona erecekti, öyle mi oldu? Olmadı.

Baktığımızda irrasyonel yani akıl dışı olan, safsata olan ekonomi modeli ile Türkiye toplumuna çok büyük bir bedel ödetti bu iktidar. Ödetmeye devam edecek. Gelirken baktım dolar yaklaşık 24 lira düzeyindeydi. Nasıl bu hale geldi hatırlatmama gerek yok. Bu yükseliş de maalesef devam ediyor. 29 Mayıs-13 Haziran arasında yüzde 20’ye yakın artış oldu dolarda. Neredeyse bu süre boyunca TL ABD doları yüzde 20’ye yaklaşan bir oranda devalüe edilmiş oldu.

“İktidarın ekonomi modelindeki kafa karışıklığı devam ediyor”

Bunun sonuçlarını elbette enflasyon açısından da göreceğiz. İthalat, dış ticaret açığı açısından da bunun sonuçlarını göreceğiz. Bunun tüketicilere, topluma yansıyacağını hep birlikte göreceğiz. Seçimden sonra zamlar da durmadı, durmayacak da. Çaya yüzde 43 zam yapıldı. Benzine 2.35 TL yapıldı. Motorine 1.25 TL yapıldı. Bu ilerleyecek ve durmayacak. Benzinin fiyatı 24 lirayı, motorinin fiyatı 22 lirayı aşmış vaziyette. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Bütün bu tabloyu yaratmış olan kişilerden birisini ödüllendirir gibi Merkez Bankası Başkanlığından alıp BDDK Başkanlığına atadılar.

Ödül neredeyse. Ödülün ötesinde o irrasyonel modelinin en başta gelen uygulayıcılarından birisini şimdi de BDDK’nın başına koydu bu iktidar. Rasyonel modele dönüş böyle mi oluyor? Böyle olmayacağı belli. Aslında politikaların bütünlüklü olduğunu unutmamak lazım. Bu da iktidarın ekonomi modeli konusundaki kafa karışıklığının devam ettiğini gösteriyor. Bu şekilde güven verilemez hiçbir yere. Bu şekilde toplumun çıkarına bir ekonomi modeline dönüş sağlanamaz. Eski zihniyet ile bu iş devam etmez. Eski zihniyetin değişmesi gerekiyor, kabine değişti.

“Rasyonel modele geçtik demekle iş olmuyor”

TÜİK yeni veriler yayınladı. Hayvancılık ciddi sorunlar yaşıyor. Yani süt üretimi 2022 Nisanında 130 bin tonmuş, 2023 Nisanında 123 bin tona düşmüş. Süt üretimi düşüyor. Aynı şey tavuk üretiminde de söz konusu. 2022 Nisanında 190 bin ton tavuk eti üretilmiş. 2023 Nisan 180 bin tona düşmüş ama bu arada nüfus artıyor. Yaz aylarına girdik. Ülkeye giren turist sayısı artıyor ama içme süt ve tavuk üretimi düşüyor.

Maliyet artıyor. Tarım alanında, hayvancılık alanında ciddi maliyet artışları var. Yem fiyatlarında artış var. Bu şekilde mi iktidar tarım alanındaki sorunları çözecek? Bu çok büyük bir soru işareti. Sözde irrasyonel modeli bıraktık, rasyonel modele geçiş yaptık, kurallı bir ekonomi yaratacağız demekle bu iş olmuyor. Önlemlerde bunun görülmesi gerekiyor. Fakat şu ana kadar bir önlem göremedik ama elbette bunları izlemeye devam edeceğiz.

“Gözaltılarla seçimin intikamını mı almaya çalışıyorsunuz?”

İki konu bizim açımızdan ilginç olduğu için bunlara değinmek istiyorum. İktidar aslında seçim öncesi tutumunu bir alanda daha sürdürmeye devam ediyor. Gözaltı ve tutuklamalarda. İktidarın bu gözaltı ve tutuklama operasyonlarından bir fayda sağlayamadığını görmemesi gerçekten hayrete düşürücü bir durum. Bakın büyük seçim yenilgisi aldığı Şırnak’ta seçim gününden bugüne kadar en az 100 kişi gözaltına alındı. Bu bir tesadüf mü? Şırnak’taki seçim yenilgisinin intikamını mı almaya çalışıyorsunuz? Hakkari’de -3-0 kazandığımız bir yerden söz ediyorum- seçimin üzerinden 2 hafta geçmeden gözaltılar başladı, 30’dan fazla arkadaşımız gözaltına alındı.

Seçim sonuçlarının intikamını mı almaya çalışıyorsunuz? Sadece Şırnak ve Hakkari değil pek çok yerde benzer saldırılar var. Lafı uzatmadan şunu söyleyeyim. Bu tür gözaltı ve tutuklamalarla boyun eğdirme anlayışının tutmadığını defalarca gördünüz, bir kez daha göreceksiniz. Bunlara son verip demokrasi ve hukuk alanında adımlar atmak gerekirken, Türkiye’de yaşayan bütün halkların adalet, demokrasi ve barış ihtiyaçlarına cevap verecek adımlar atılması gerekirken aynı güvenlikçi zihniyet ile devam etmek konusundaki tutum doğru bir tutum değildir.

“Doğan Erbaş gibi hiçbir Kürt de hiçbir demokrat da boyun eğmez”

Üzülerek yine bir tablo gördük. Parti Meclisi ve MYK Üyemiz Doğan Erbaş gözaltına alındı, tutuklandı. Hakkında verilen bir mahkeme kararı olduğu için cezaevine gönderildi. Doğan Erbaş gibi yıllarca bu partinin yöneticiliğini yapmış hukukçu bir kişinin gözaltına alınırken verilen görüntüler, bu iktidarın zihniyetini gösteren görüntülerdi. Ters kelepçe ve başını eğdirmek için ensesine bastırılması.

Doğan Erbaş boyun eğdi mi, eğmedi. Daha önce bu tür uygulamalara maruz kalan hiçbir arkadaşımız boyun eğmedi ve eğmeyecek, bunu bilin. Bu mücadeleyi bu tür insanlık dışı anlayışlarla bastırmanız mümkün olmaz. Doğan Erbaş gibi hiçbir Kürt de hiçbir demokrat da boyun eğmez. Bu uygulamalardan yeni kabinenin vazgeçmesi gerektiğini vurgulamış olalım.  Doğan Erbaş’ın tutumu onurlu ve hepimize önemli bir ders olması gereken bir tutumdu.

Son bir nokta. Antalya ile ilgili bir noktaya değinmek istiyorum. Orada bir süredir devam eden bir konuda sonuç alınamadı. Muratpaşa Lisesinde 10’uncu sınıfta okuyan bir öğrenci, müdür yardımcısının kendisine fiziksel ve sözlü tacizde bulunduğuna dair şikayette bulundu. Soruşturma açılmasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen bu müdür yardımcısı hala aynı okulda görev yapmaya devam ediyor. İnanılır gibi değil. Ortada bir taciz iddiası ve soruşturma var.

Hem Türkiye’nin taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesine hem Avrupa Konseyi sözleşmelerine hem de Anayasa’nın 41’inci maddesine baktığımızda, böyle bir soruşturma başladığında görevden uzaklaştırmak ve sonucunu beklemek gerekiyor. Ama müdür yardımcısı görevine devam ediyor, çocuk da o okulda öğrencilik yapmaya devam ediyor. İşlenmiş suç varsa, bunu örtbas etmeye yönelik bir adımdır. Bu olayın takipçisi olalım. Çocukların bu şekilde bir muameleye maruz kaldığı bir yerde, bunu yaptığı iddia edilen kişinin görevini sürdürmesi suçtur, kabul edilmez.

AYM’nin hukuka bağlı kalmasını umuyoruz

Soru: Seçimlerden önce reddedilmişti. Hazine yardımının geri alınmasıyla ilgili görüşünüz nedir?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı bundan vazgeçmiyor. Daha evvel HDP’nin Hazine yardımının kesilmesi ile ilgili başvuruda bulundu. En son AYM tedbir kararının hukuka uygun olmadığı ve Başsavcının iddialarının mesnetsiz olduğu AYM tarafından kabul edildi ve tedbir kararı kaldırıldı. Fakat Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tekrar başvurmuş. AYM kararını verecektir. O zaman da iddialar mesnetsizdir demiştik, gerçekten mesnetsizdir. AYM’nin kanununda Hazine yardımıyla ilgili bir karar alma maddesi yok.

Şu olabilir; partinin kapatılmasıyla ilgili bir karara giderken partiye kapatma cezası verebilir ya da Hazine yardımının tamamının veya belli bir oranının kesilmesi cezasını verebilir. Ama Hazine yardımına tedbir koymak, verdirmemek gibi maddeler AYM’nin kanununda yok. AYM tedbiri kaldırırken de bunun hukuken uygun olmadığını ifade ederek kaldırdı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bunu siyasi nedenlerle yaptığını biliyoruz. Hukuki bir yanı yoktur. AYM birkaç gün içinde kararı verecektir. Umarız hukuka ve kendi kanununa bağlı davranmaya devam eder AYM.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Mehmet Şimşek’in Atacağı Adımları Kabullendik” Mesajı

Kıbrıs ve Azerbaycan ziyaretleri dönüşünde uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bazı arkadaşlar ‘Cumhurbaşkanı faiz politikalarında ciddi bir değişime mi gidiyor’ gibi bir yanılgının içine düşmesin. Ben burada aynıyım” dedi ve ekledi:

“Ama Hazine ve Maliye Bakanımızın şu andaki düşüncesi noktasında, biz tabii kendisine burada atacağı adımları süratle, rahatlıkla Merkez Bankası’yla beraber atmasını kabullendik, ‘Hayırlı olsun’ dedik ve bu şekilde de enflasyonu tek haneye düşürmekteki kararlılığımızı da bildirdik.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, açıklamasının devamında, “Bunu neye dayanarak söylüyoruz? Biliyorsunuz Başbakanlığım döneminde biz (enflasyonu) tek haneye düşürdüğümüzde faiz 4,6’ydı, enflasyon da 6,2’ydi. O zaman yine tabii bu işleri beraber yaptık ve şimdi de Sayın Bakanımıza bunları söyledik, aynı şekilde bunu birlikte yapmalıyız. Biz o zaman ‘düşük faiz, düşük enflasyon’ teorisiyle çalıştık. Şimdi de aynı anlayışla çalışıyorum, aynı düşüncedeyim ve bu şekilde bunu başarabiliriz diye inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Erdoğan ayrıca Hafize Gaye Erkan’ı Merkez Bankası Başkanlığı görevi için Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in önerdiğini söyleyen Erdoğan, “Bu kardeşimizin başarılarını bizlere ilettiler, söylediler. Yani Goldman Sachs’tan tut da oradaki bankacılık, finans sektöründeki çalışmalarına varıncaya kadar bu durumları söylediler. Ve Merkez Bankası’nda bir de bayan yöneticimiz olsun diye düşündük. Bu adımı hayırlısıyla attık” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Tabii kendisine de gerekli olan beklentilerimizi söyledik. Ve inşallah bu adımlarla birlikte de gerek Hazine ve Maliye Bakanımız gerek Merkez Bankası Başkanımız bizi mahcup etmeyecekler ve hayırlısıyla güzel neticeleri de alacağız diye düşünüyorum” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, faizlerin düşürülmesiyle enflasyonun da düşeceğini savunmuş, faizler yüzde 20’lerden tek haneli rakamlara indirilirken aynı süreçte enflasyon son 20 yılın rekorunu kırmıştı.

Memur maaşlarının Temmuz’daki toplantılarda görüşüleceğini söyleyen Cumhurbaşkanı, asgari ücret konusunda çalışmaların sürdüğünü söyledi ve ekledi: Asgari ücret noktasında da biz kesinlikle işçimizi yine enflasyona ezdirmeyeceğiz. Asgari ücrette de elimizden gelen gayreti göstereceğiz. İşçimiz bu noktada rahat olsun, huzurlu olsun.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsveç’in NATO üyeliği hakkındaki soruya ise şöyle yanıt verdi: Her şeyden önce İsveç üzerine düşen görevi yerine getirmesi lazım. İsveç’in beklentilerine illa cevap vermemizi bekliyorsanız, her şeyden önce İsveç bu terör örgütünün yaptıklarını bir defa yok etmesi lazım.

Bunları bize Stoltenberg ifade ederken, tam o esnada maalesef yine İsveç’te teröristler caddelerde gösteri yapıyorlardı. Daha sonra bizim İbrahim Bey o görüntüleri de muhatabına gönderdi. ‘Stoltenberg’le şu anda Cumhurbaşkanımız görüşme yapıyor fakat teröristler yine İsveç’te gösteriler yapıyor’ dedi.

Şimdi biz bu tablo içerisinde bu işe olumlu yaklaşamayız. Kaldı ki bu anayasa işi değil, yasa işi de değil. Bu ne işi? Kolluk kuvvetleri ne işe yarar? Kolluk kuvvetlerinin yapması gereken iş, işte bunların önünü kesmektir. Biz Cudi’de, Gabar’da, Tendürek’te, Bestler Dereler’de bu teröristlerin inine anayasayla mı girdik? Yasayla mı girdik? Yok. Zaten yasalarda da anayasalarda da kolluk kuvvetlerine verilmiş olan haklar var. Kullan bu hakları. Sen bu hakları kullanmayacaksın, bize ‘Gel İsveç’i NATO’ya al’ diyeceksin.

O zaman NATO’nun terörle mücadele ayağı nerede? NATO bunu bir defa halletmesi lazım. Bunu halletmedikten sonra Vilnius’ta filan biz kalkıp da el bebek gül bebek diyemeyiz.

Paylaşın

İYİ Parti Yerel Seçimler İçin Yol Haritasını Kurultayda Açıklayacak

İYİ Parti’de kurultay için geri sayımı bağlamında Millet İttifakı’nın “altılı masa” versiyonu için “Bitti” görüşü ön planda. Sadece Mart 2024 yaklaştığında CHP ile belki İstanbul, Ankara için ancak Mart 2019’a kıyasla çok daha az sayıda büyükşehir belediye başkanlığında sadece CHP adayı lehine aday çıkarmama yaklaşımı var.

Yerel seçimler için İYİ Parti yönetiminde “İlçe belediyeciliği yetinmeyeceğiz, il ve büyükşehir belediye başkanlıkları kazanarak yönetim kabiliyetimizi göstereceğiz” hedefi dillendirildi. İYİ Parti’nin yerel seçimler kampanyasındaki ilk başlangıcı da kurultayda yapacağı ve Akşener’in de gelecek sürece ilişkin yol haritası açıklayacağı paylaşıldı.

Öte yandan İYİ Parti Lideri Meral Akşener’in kurultay öncesinde TBMM’de grup toplantısında kürsü konuşması yapmama ve kameralar karşısına geçmeme kararı aldığı öğrenildi.

Meral Akşener’in seçim sonuçlarıyla ilgili kapsamlı, Millet İttifakı ile Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini içererek asıl değerlendirmesini 24 Haziran’da kurultay açılışı konuşmasında yapması öngörülüyor.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Millet İttifakı’nın “altılı masa” modeliyle tarihe karıştığı, yerel seçimlerde iddialı duruş sergileneceği ve özellikle Cumhurbaşkanlığı seçiminin kaybedilmesindeki nedenler gibi başlıklarda 24 Haziran günü kurultayda sert mesajlar vermeye hazırlanıyor.

İYİ Parti, Ekim 2017’deki kuruluşundan sonra ilk girdiği seçim 24 Haziran 2018’de yüzde 9,96 oy oranıyla 43 milletvekili çıkarması ardından 14 Mayıs’ta ise, yüzde 9,69 oy oranıyla yine 43 milletvekili çıkardı.

Ancak 11 ildeki ortaklık kararı nedeniyle CHP listesinden aday gösterilmiş İstanbul milletvekili Ahmet Ersagun Yücel’in de seçilmesiyle 28’inci dönem TBMM’sinde 44 sandalye sahibi oldu.

Dolayısıyla İYİ Parti, seçim öncesinde hedeflediği en az yüzde 16-18’lik oy oranına ulaşamadı ancak milletvekili kaybı yaşamadı tam tersine 1 sandalye artışı sağladı.

Parti içerisinde milletvekili aday listesinde kendisine yer bulamaması, liste hazırlığındaki teamül yoklamasındaki memnuniyetsizlik gibi gerekçelerle yine de parti yönetimine yönelik şikayetler ve istifalar gündemde.

Meral Akşener ise, Cumhurbaşkanlığı seçiminin 28 Mayıs’taki ikinci turu öncesinde, 22 Mayıs günü İYİ Parti 3. Olağan Büyük Kurultayı yapılacağı kararını ilan etti. Bu karar uyarınca 24 -25 Haziran günlerinde yapılacak kurultayda neler olacağı merak konusu.

Akşener kurultay öncesi grup toplantısı yapmama kararı aldı

Seçimde Millet İttifakı’nın başarısızlık yaşaması üzerine Akşener, 28 Mayıs gecesi basın toplantısında ilk değerlendirmesini yapmıştı ve soruları da yanıtlamıştı.

“Seçmen bizim için en halis ölçüttür. Millet iradesi üstünde hiçbir irade yoktur. Milletimiz bu seçimlerde söyleyeceğini söyledi. Bize düşen mesajı anlamak anladıktan sonra gereğini yapmaktır. Millet iradesi başımızın tacıdır” diyen Akşener, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı öncesinde “kazanacak aday” çağrısı yaptığı sürecini üstü kapalı anımsatmıştı.

Akşener, “Biz milletimizin ilk günden beri dinleyerek hareket ettik. Milletimizin istekleri dışında hiçbir hırsın bulunmasına müsaade etmedik. Bunun yüzünden zaman zaman ağır eleştirilere maruz kaldık ve bedel ödedik” ifadesini kullanmıştı.

Meral Akşener’in kurultay öncesinde TBMM’de grup toplantısında kürsü konuşması yapmama ve kameralar karşısına geçmeme kararı aldığı öğrenildi.

Akşener’in seçim sonuçlarıyla ilgili kapsamlı, Millet İttifakı ile Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini içererek asıl değerlendirmesini 24 Haziran’da kurultay açılışı konuşmasında yapması öngörülüyor.

Kurultayda yerel seçimler için yol haritası açıklanacak

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun edindiği bilgilere göre, İYİ Parti’de kurultay için geri sayımı bağlamında Millet İttifakı’nın “altılı masa” versiyonu için “Bitti” görüşü ön planda.

Sadece Mart 2024 yaklaştığında CHP ile belki İstanbul, Ankara için ancak Mart 2019’a kıyasla çok daha az sayıda büyükşehir belediye başkanlığında sadece CHP adayı lehine aday çıkarmama yaklaşımı var.

Yerel seçimler için İYİ Parti yönetiminde “İlçe belediyeciliği yetinmeyeceğiz, il ve büyükşehir belediye başkanlıkları kazanarak yönetim kabiliyetimizi göstereceğiz” hedefi dillendirildi.

İYİ Parti’nin yerel seçimler kampanyasındaki ilk başlangıcı da kurultayda yapacağı ve Akşener’in de gelecek sürece ilişkin yol haritası açıklayacağı paylaşıldı.

Meral Akşener’in karşısında rakip aday çıkması beklentisi parti üst yönetimince “çok düşük ihtimal” olarak değerlendirilirken, ortak görüş “Genel Başkan güven tazeleyecek” şeklinde özetlendi.

Kurucular Kurulu Üyesi ve Merkez Disiplin Kurulu Başkanı Ethem Baykal ile Kurucular Kurulu Üyesi İsmet Koçak’ın ortak yazılı açıklamasıyla İYİ Parti içindeki aday çıkarma hazırlığı gibi gelişmeler içinse, “Demokratik partiyiz, tüm bunlar Kurucular Kurulu’nun WhatsApp grubumuzda yaşanıyor” yorumu yapıldı.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu da iki gün önceki Twitter paylaşımında, “Akşener’in etrafında kenetlenme ve yol haritası müjdesi” ifadelerini kullandı.

Mart 2024’teki yerel seçimler konusunda ise, İYİ Parti’deki üst düzey bir yetkili, “Muhalefet cephesi olarak bakıldığında büyükşehirleri kaybetmemek gerekiyor. Ama 2019’da anlayışla sıkıntılı ittifak olmasını sıkıntılı görüyoruz. Biz artık kendi parti kimliğimizi, hedeflerimizi ortaya koyacak bir irade sergilemek istiyoruz. Önemli ölçüde İYİ Parti olarak seçime girmek istiyoruz” görüşünü dillendirdi.

Yetkili, “Ama işbirliği sağlıklı olursa ikili ittifak (CHP ile) yapılması mümkün. Belki İstanbul, Ankara gibi yerlerde aday çıkarmayız ama henüz karar verilmesi için çok erken. Seçim yaklaşınca değerlendireceğiz. En azından bizim de büyükşehir belediyemiz neden olmayacak?

Önümüzdeki süreçte öncelikle her iki parti de kendi varlıklarıyla ilgili durumlarını netleştirecek ki sağlıklı bir anlaşmaya doğru gidelim. günün sonunda belediyeye seçim yaklaştığı tarihlerde, biz yine ülkemiz için belli iş birlikleri kurabiliriz. Bakarız duruma. Diğeri Ankara kaybedilecek. Sırf bu sebeple kaybediliyorsa biz orada fedakarlık yaparız” yorumunu da yaptı.

İYİ Parti neden altılı ittifak yapısına karşı çıkıyor?

Kurultay ile birlikte İYİ Parti’nin, Millet İttifakı’nın “altılı masa” şeklinde DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’nin katılımlarıyla yürüttüğü süreç de tarihe karışacak görünüyor.

Meral Akşener’in imza attığı parlamenter sisteme geçilmesi kararı başta olmak üzere fikir birliği hazırlanmış çalışmalar konusunda İYİ Parti’nin tutumunu koruyacağı vurgulandı. Ancak “Millet İttifakı’nın son geldiği aşamada iktidar değişimi, Cumhurbaşkanlığı’nı kazanma ve parlamenter sisteme dönüş hedefinden uzaklaşarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını sağlama amacına hizmet ettiği” eleştirisi var. Dolayısıyla seçim sonucu itibariyle Akşener’in ve İYİ Parti’nin artık altılı yapıdaki ittifak iş birliğinde olmayacağına kesin gözüyle bakılıyor.

İYİ Parti’deki üst düzey bir yetkili, özetle “Millet İttifakı’nda 2 ve 6 Mart toplantılarıyla ortak Cumhurbaşkanı adayı meselesinde, altı lider-altı parti arasında tam uzlaşma ile karar alınması yönündeki ilke çiğnendi. Kılıçdaroğlu ortak adaylığını arka planda diğer partilerle milletvekili pazarlığıyla İYİ Parti’ye de dayattı. Aday meselesine değin tam mutabakat ile karar alma ilkesiyle yol yüründü.

Meral hanım buna güvenmişti, tek kelimeye dahi itiraz edildiğinde uzlaşma aranırken, bizim “kazanacak aday” yaklaşımımız ve seçmen eğilimlerine ilişkin uyarılarımız yok sayıldı. Yüzde 60 oranında iktidara muhalif seçmen varken iktidar kazanılamadı. Seçmen bize Kılıçdaroğlu’nun adaylığıyla gelmeyin uyarısı yaptı, bunları Genel Başkanımız dinledi, bizler dinledik ve anlatmaya çalıştık, Meral hanım anlatmaya çalıştı. Ama ortak aday belirlenmesi özellikle son döneme bırakıldı” tespitlerini aktardı.

Benzer şekilde bir başka üst düzey yetkili de, “Benzer bir ittifak kurulması zor. Çünkü bu ittifak kaynaklı ciddi travmalar oldu. Millet İttifakı baştan itibaren kurulduğu gibi devam etseydi ama olmadı” değerlendirmesinde bulundu.

Dolayısıyla Millet İttifakı’nın “altı siyasi parti iş birliği” boyutu için “Bitti” yorumu yapılarak, gelecek yerel seçimlerde sadece CHP ile işbirliği seçeneğine işaret edildi.

Akşener yaz döneminde sahada olacak, seçmeni dinleyecek

İYİ Parti’nin kurultay sonrasındaki yol haritasına ilişkinse Meral Akşener’in miting tarzı buluşmalar değil öncesinde olduğu gibi il, ilçe ziyaretleriyle saha çalışması yapılacağı öğrenildi. İllerde seçmeni, taleplerini dinleyerek Akşener’in yerel seçimlerdeki olası adaylarıyla ilgili de fikir edineceği işaret edildi.

Akşener, kendisi gibi milletvekilleriyle tüm parti yönetimi ve teşkilatına yerel seçimlere odaklanma mesajı da verecek, seçmenden gelecek her türlü eleştiriye de kulak verilmesi esas olacak.

İYİ Parti’nin gelecek dönemki siyasi çizgisi içinse, “Türkiye’yi de yansıtan şekilde milliyetçi, demokrat, kalkınmacı” duruşun korunacağı belirtildi. Kuruluşundan beri olduğu üzere parti için asıl hedef ise, “merkez sağdaki esas parti olmak” olarak açıklanırken, şu dönemde Akşener’in 28 Mayıs gecesi söylediği gibi “muhalefet partisi olmak görevi yerine getirilecek” denildi.

Paylaşın

CHP’li Kuşoğlu’ndan “Kılıçdaroğlu Aday Olacak Mı?” Sorusuna Net Yanıt

CHP’li Bülent Kuşoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun aday olmam, aday gösterilirim” sözlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Partiden bir kesim muhakkak aday gösterecektir. Geçmişte de öyle oldu. Aday göstereceğiz ama Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu yarış çok adil bir şekilde yapılır” ifadelerini kullandı.

Kemal Kılıçdaroğlu, “CHP’de kişiler önemli değil. Değişimin önünü açtık. Aday olup olmamanın hiçbir önemi yok. Kurultayda gidip de ‘Ben adayım’ demem. Ama getirip işi yine kişiye getiriyoruz. Değişim olmayan bir hayat var mı? Hayatın her alanında değişim var.

Partinin yetkili organları kimin aday olup olmayacağına karar verecektir. Bu partide herkes gelip genel başkanlığa aday olabilir. Ben kurultay kararı aldım, gelsin aday olacaklar çalışsın” demişti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Bülent Kuşoğlu, Sözcü TV’de Deniz Zeyrek ve Saygı Öztürk’ün sorularını yanıtladı.

CHP’li Bülent Kuşoğlu, “Kılıçdaroğlu’nun aday olmam, aday gösterilirim” sözlerine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Partiden bir kesim muhakkak aday gösterecektir. Geçmişte de öyle oldu. Aday göstereceğiz ama Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu yarış çok adil bir şekilde yapılır” ifadelerini kullandı.

Belediye başkanlarına talimat

Öte yandan 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinin ardından dün yeniden TBMM’deki parti grup toplantısında kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu, konuşmasında dikkat çeken mesajlar verdi. Kılıçdaroğlu daha sonra CHP’li belediye başkanlarıyla buluştu.

Kılıçdaroğlu toplantıda, başkanlara yerel seçimlere yönelik görüşlerini iletti. Daha çok çalışma uyarısı yapan Kılıçdaroğlu’nun “Vatandaşla daha sık bir araya gelin, daha çok dokunun. Dertlerini dinleyin” dedi.

Öte yandan toplantı öncesi seçim sonuçlarını eleştiren ve CHP’deki değişim sürecine ilişkin Kılıçdaroğlu’na görüşlerini iletmek istediğini söyleyen başkanlar olmuştu. Toplantıda bu konuların “gündeme gelmediği” öğrenildi.

Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal’ın haberine göre; toplantıya ilişkin bilgi veren başkanlar, “CHP’nin grup toplantılarına düzenli olarak belediye başkanları katılır. Bizim bu ziyaretimiz de öyleydi. Genel başkanımıza da yapılanın rutin bir ziyaret olduğunu, olayların basında farklı gözüktüğünü ilettik.

Ayrıca yerel seçimlerde daha iyi hazırlanmamız gerektiğini söyledik. Onun dışında kurultay ya da değişim gibi konular gündeme gelmedi. Kısa bir görüşme oldu. İddia edildiği gibi bir ‘değişim’ isteğimiz ya da ‘destek açıklamamız’ olmadı. Sadece rutin bir ziyaretti” dedi.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler Raporu: En Fazla Mülteci Türkiye’de

Türkiye’nin yaklaşık 3,6 milyon mülteciyle dünya genelinde en fazla mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke. Türkiye’yi, 3,4 milyon ile İran, 2,5 milyon ile Kolombiya ve 2,1 milyon ile Almanya takip etti.

Dünya genelinde 2022’de toplam 2,6 milyon sığınma başvurusu yapılırken, ABD’nin 730 bin 400 kişiyle en fazla başvuru alan ülke oldu. ABD’yi 217 bin 800 ile Almanya takip ederken, Costa Rika, İspanya ve Meksika da bu alanda ilk 5’te yer aldı.

Dünya genelindeki toplam mülteci sayısı yüzde 35 artışla (8,9 milyon kişi) 2022’nin sonunda 34,6 milyona ulaştı. Bu artış büyük ölçüde ülkelerindeki savaştan kaçan Ukraynalı mülteciler ile İran ve Pakistan’daki Afganistanlıların sayısının revize edilmiş tahminlerinden kaynaklanıyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), “Zorla Yerinden Edilmede Küresel Eğitimler 2022” başlıklı raporunu açıkladı.

Raporda, geçen yıl 2021 sonuna göre yaklaşık 19 milyon artan zorla yerinden edilenlerin sayısının 108,4 milyona yükseldiği belirtildi.

Bu rakamın 62,5 milyonu ülke içinde yerinden edilenleri, 35,3 milyonu mültecileri, 5,4 milyonu sığınmacıları, 5,2 milyonu da uluslararası korumaya ihtiyaç duyan bireyleri kapsıyor.

Düşük ve orta gelirli ülkeler, dünya genelindeki mültecilerin ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyanların yüzde 76’sına ev sahipliği yapıyor.

En az gelişmiş ülkeler zorla yerinden edilenlerin yüzde 20’sine ev sahipliği yaparken, mülteciler ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyanların yaklaşık yüzde 70’i komşu ülkelerde yaşıyor.

En fazla mülteci Türkiye’de

Raporda, Türkiye’nin yaklaşık 3,6 milyon mülteciyle dünya genelinde en fazla mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke olduğu bilgisi yer aldı.

Türkiye’yi, 3,4 milyon ile İran, 2,5 milyon ile Kolombiya ve 2,1 milyon ile Almanya takip etti.

Ulusal nüfuslarına göre, Aruba Adası (nüfusunun 6’da 1) ve Lübnan’ın (nüfusunun 7’de 1’i) en fazla sayıda mülteciye ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan diğer insanlara ev sahipliği yaptığı kaydedildi.

Raporda, dünya nüfusunun yüzde 30’unu oluşturan çocukların, zorla yerinden edilenlerin yüzde 40’ını oluşturduğu bildirildi.

En çok başvuru alan ülke: ABD

Dünya genelinde 2022’de toplam 2,6 milyon sığınma başvurusu yapılırken, ABD’nin 730 bin 400 kişiyle en fazla başvuru alan ülke olduğu ifade edildi.

ABD’yi 217 bin 800 ile Almanya takip ederken, Costa Rika, İspanya ve Meksika da bu alanda ilk 5’te yer aldı.

Raporda, tüm mültecilerin ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan diğer kişilerin 6,5 milyon ile Suriye, 5,7 milyon ile Ukrayna ve 5,7 milyon ile Afganistan’dan geldiğinin altı çizildi. Buna göre korumaya ihtiyaç duyanların yüzde 52’si bu 3 ülkeden geldi.

Dünya genelindeki toplam mülteci sayısının yüzde 35 artışla (8,9 milyon kişi) 2022’nin sonunda 34,6 milyona ulaştığı da belirtildi.

Bu artış büyük ölçüde ülkelerindeki savaştan kaçan Ukraynalı mülteciler ile İran ve Pakistan’daki Afganistanlıların sayısının revize edilmiş tahminlerinden kaynaklanıyor.

Raporda, 5,7 milyon ülke içinde yerinden edilmiş kişi ve 339 bin 300 mülteci dahil yerinden edilmiş 6 milyondan fazla kişinin, 2022’de ülkelerine döndüğü aktarıldı.

114 bin 300 mülteci, sığınma başvurusu yapılan ülkeden onları kabul eden başka bir ülkeye transfer edildi. Bu oran da bir önceki yıla göre yarı yarıya arttı.

BMMYK’nin de 116 bin 500 mülteciyi yeniden yerleştirme için ülkelere teslim ettiği bilgisi paylaşıldı.

Raporda görüşlerine yer verilen BM Mülteciler Yüksek Komiseri Filippo Grandi, “Bu rakamlar bize bazı insanların çatışmaya girmek için çok hızlı ve çözüm bulmak için çok yavaş olduğunu gösteriyor. Sonuç, evlerinden zorla koparılan milyonlarca kişinin her biri için yıkım, yerinden edilme ve ıstıraptır” dedi.

Raporda, kalıcı çözümler için parlak bir tablonun olmadığı değerlendirmesi yer aldı.

Paylaşın

CHP’de Kurultay Yerel Seçimler Sonrasına Bırakılabilir!

Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) açıklanan kongre takvimine göre büyük olağan kurultay için yaklaşık 5 ay var. Hesaplamalara göre kongre süreci en erken ekim ayı sonunda tamamlanacak. Büyük kurultay tarihi için Parti Meclisi 1 Kasım’da toplansa dahi, bir ay önce tarihi ilan etme zorunluluğu dikkate alındığında büyük kurultay en erken aralık ayı başında yapılacak.

Çok sayıda partili yerel seçimlere 4 ay kala yapılması söz konusu olacak bir kurultayın seçim sonrasına ertelenmesinin sürpriz olmayacağı görüşünde. Yaklaşık 5 ay zamana yayılan kongre sürecinin de tartışmaları soğutacağı, kasım-aralık ayında alınacak bir erteleme kararının da sorun yaratmayacağı değerlendirmeleri yapılıyor.

Seçim yenilgisinin ardından MYK’yı değiştirip kongre takvimini ilan eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu yeni yasama döneminin ilk grup toplantısında konuştu.

Yaklaşık 2 hafta süren parti içi değerlendirme toplantılarından sonra kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu, “Ben bir genel başkan olarak partimin sadece yakın geleceğini değil uzun hedefli yapısını da düşünüyorum. Gemiyi limana sağlam götürmek yine kaptanın görevidir. Gemiyi limana sağlam götüreceğimi herkes bilsin” dedi.

Kılıçdaroğlu, seçim sonrası yüksek sesle dile getirilen “değişim” çağrılarını da “Eleştirilere saygı evet, eksiklerimizi bize hatırlatanlara evet. Değişimin önünü tıkayan bir kişi değil, değişimin önünü açan bir kişi olacağım. Mutlaka kazanacağız” sözleriyle karşıladı.

Seçim sonrası “genel başkanlık değişimi”nin de konuşulmaya başlandığı partide Kılıçdaroğlu’nun sözleri “Adaylığını ilan etme” ve genel başkanlık için adı geçenlere bir “meydan okuma” olarak yorumlandı.

Gazete Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın aktardığına göre, partide üst düzey görevler üstlenmiş bir CHP’li siyasetçi, “Bu tam bir kurultay konuşmasıydı. Değişim mesajı var ama genel başkan bir değişim olacaksa benimle olacak diyor. Gençlerin önünü açacağım derken onun zamanını da ben takdir edeceğim diyor” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun “gemiyi limana götürme” sözleriyle kast ettiği liman içinse parti içinde değerlendirmeler farklı. Birçok CHP’li siyasetçi bu limanı kongre takvimi açıklanan “büyük kurultay” olarak değerlendirirken bu limanı “yerel seçim” olarak yorumlayanlar da oldu.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na yakın bir siyasetçi ise liman metaforu için “kurultay” ya da “yerel seçim” göndermelerinin önem taşımadığına vurgu yaparak, “Genel başkan kalıyor. Kurultay ne zaman yapılırsa yapılsın, Kılıçdaroğlu 31 Mart 2024 yerel seçimlerine genel başkan olarak girecek. Bu belediye başkan adaylarını partinin kurullarıyla birlikte genel başkanın belirleyeceği anlamına gelir. İmamoğlu da yüzde 100 yeniden aday gösterilir” diyor.

Bekle-Gör taktiği izleniyor

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “Yeniden adayım, genel başkanlığa devam edeceğim iddiası” olarak yorumlanan konuşması parti içinde birçok siyasetçi için sürpriz olmadı. Ancak bu açıklama kurultay sürecinde Kılıçdaroğlu’nun karşısına rakip çıkmayacağı anlamına gelmiyor.

Değişim çağrısını dile getiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP Meclis Grubu Başkanı Özgür Özel’in isimleri adaylık için konuşulmaya başlandı. Kurultay sürecinde delege seçimi ilçe ve il kongrelerine dikkat çeken birçok partili pozisyon almak için çok erken olduğu görüşünde. Mevcut durumdan rahatsız olan birçok kişinin “Bekle-gör” taktiği izlediği, kongre sürecindeki gelişmelere göre pozisyon alacağı konuşuluyor.

CHP Genel Başkan adaylığı için ismi geçen İmamoğlu ve Özel’in nasıl bir yol izleyeceği henüz bilinmiyor ancak parti içinde her iki isme karşı da dile getirilen eleştiriler var. CHP örgütlerinin İstanbul kazanımını çok önemsediğine dikkat çeken bir partili, “İstanbul yakın zamandaki en büyük seçim başarısı. İstanbul bir zafer. Seçmenimiz, delegemiz genel başkan adaylığı için İstanbul’un terk edilmesini, bırakılmasını istemez. Yeni bir kayba yol açacak kişiyi de siyaseten affetmez” yorumu yapıyor.

Özgür Özel’in adaylık açıklamaları ile ilgili temel eleştiri ise etik bir değerlendirme içeriyor. Neredeyse bir hafta önce grup başkanı koltuğuna oturan Özel’in genel başkan ile bir vekalet ilişkisi içinde olduğuna dikkat çekilerek, “Hem grup başkanısın hem bayrak açmaya hazırlanıyorsun. O zaman grup başkanlığını bırakacaksın. Bu etik değil” deniliyor.

Ancak Özel’in çıkışının Kılıçdaroğlu’na yarayacağı görüşünü savunanlar da var. Özel’in adaylık çıkışıyla İmamoğlu veya çıkacak bir başka adaya karşı partide denge sağlayacağına dikkat çekilirken bu durumun Kılıçdaroğlu’nu güçlendireceği kaydediliyor.

Açıklanan kongre takvimine göre büyük olağan kurultay için yaklaşık 5 ay var. Hesaplamalara göre kongre süreci en erken ekim ayı sonunda tamamlanacak. Büyük kurultay tarihi için Parti Meclisi 1 Kasım’da toplansa dahi, bir ay önce tarihi ilan etme zorunluluğu dikkate alındığında büyük kurultay en erken aralık ayı başında yapılacak.

Çok sayıda partili yerel seçimlere 4 ay kala yapılması söz konusu olacak bir kurultayın seçim sonrasına ertelenmesinin sürpriz olmayacağı görüşünde. Yaklaşık 5 ay zamana yayılan kongre sürecinin de tartışmaları soğutacağı, kasım-aralık ayında alınacak bir erteleme kararının da sorun yaratmayacağı değerlendirmeleri yapılıyor.

“CHP’deki değişimi Twitter belirlemeyecek”

Bu arada birçok partili sosyal medya ve televizyon programlarındaki CHP tartışmasına da tepkili. Parti içinde “Nasıl seçim sonuçlarını twitter kullanıcıları belirlemedi ise CHP’deki değişimi de, CHP’nin genel başkanını da televizyonlardaki tartışmalar, sosyal medyadaki yorumlar, Twitter belirlemeyecek. Partinin delegeleri, il-ilçe başkanları, belediye başkanları, Meclis grubu, hepsi katkı sunan aktörler olarak bir karar verecekler” yorumu yapılıyor.

Paylaşın

Demokrat Parti De Üç Siyasi Partinin Ortak Grup Arayışına Dahil Oldu

Demokrat Parti (DP) de Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi, Saadet Partisi ve Gelecek Partisi ve arasında bir süredir devam eden, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) ortak bir siyasi parti grubu kurulmasına ilişkin görüşmelere dahil oldu.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın haberine göre, bir süredir genel başkanlar düzeyine de taşınan görüşmeler sıklaştı. Görüşmeler Saadet, DEVA ve Gelecek Partisi arasında daha yoğun bir biçimde devam ederken DEVA ve Gelecek Partisi yetkililerinin Demokrat Parti ile de temasa geçtiği belirtildi. Saadet Partisi ile Demokrat Parti arasında henüz bir görüşme gerçekleşmemiş olsa da Demokrat Parti’nin kurulacak gruba katılımı konusunda bir itiraz olmadığı ifade edildi.

14 Mayıs seçimlerinde DEVA Partisi 15, Gelecek Partisi 10, Saadet Partisi 10 ve Demokrat Parti 3 milletvekili çıkardı. Partilerin genel başkanları ve kurmayları, 4 siyasi partinin toplam 38 milletvekilinin bir siyasi parti grubunda birleşmesinin gerekliliği konusunda hemfikir. Genel başkanlar arasında devam eden görüşmelerde Meclis grubunun hangi siyasi partinin adıyla kurulacağı konusunda uzlaşı aranıyor. DEVA ve SAADET, grubun kendi çatıları altında kurulmasını arzu ederken görüşmelerin sonunda bir uzlaşının sağlanacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Saadet Partili bir yetkili, her partinin kendi çatısı altında grup kurulmasını istemesinin olağan olduğunu ifade ederken Saadet Partisi çatısı altında birleşmenin diğer siyasi partilerin tabanlarında daha kolay kabul edilebileceğini düşündüğünü söyledi. Temel Karamollaoğlu’nun siyasette bir “ağabey” figürü olduğunu ifade eden yetkili, “Genel Başkanımız Ahmet Hoca’nın da Sayın Babacan’ın da Temel Ağabey’i. Seçmenlerine bunu daha rahat anlatabilirler” dedi.

DEVA Partisi yetkilileriyse grup kurmanın öneminin farkında olduklarını ifade ederken Türkiye siyasetinin en genç partilerinden biri olarak DEVA çatısı altında birleşmenin fark yaratacağı görüşünü savundu. Saadet Partisi ile siyasi çizgilerinin farklı olduğunu da ifade eden yetkili, grup kurma konusundaki ortaklaşma arayışının sürdüğünü ifade etti.

Partilerin yetkili isimlerine göre Meclis’te grup kurulması, gruba ismini veren siyasi partiye ‘siyaseten’ katılım anlamına gelmeyecek. Grup kurulsa da her siyasi partinin kendi siyasetini yürütmeye devam edeceğini ifade eden bir yetkili, “Bir parti grubunda olmanın avantajlarından yararlanmak için grup kuracağız. O grubun adını taşıyan partiye ilhak söz konusu olmayacak” dedi. Aynı yetkili, gruptaki partilerin yasama çalışmalarında “özerk” olacağını, “Aynı grubun çatısı altında birleşmiş olsak da örneğin bir kanun teklifi konusunda farklı düşünceler söz konusuysa farklı yönde oy kullanılabilecek” örneğiyle açıkladı.

Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin grup toplantısı yapma, genel kurulda daha fazla söz hakkına sahip olma gibi avantajlardan yararlanabileceğini hatırlatan bir başka yetkili, “Maksat üzüm yemek; toplumun yararına siyaset yapmak için Meclis’in söz hakkı ve imkanlarını değerlendirmek ve çarpan etkisi yaratmak” değerlendirmesinde bulundu.

Grup toplantılarında kim konuşacak?

Parti yetkililerinin aktardığına göre grup kurulması halinde grup başkanı ve grup başkanvekillerinin partilere eşit dağıtılması ya da dönüşümlü yürütülmesi gibi seçenekler masada. Ayrıca haftalık grup toplantılarının sırayla yapılması ya da ülke gündeminin yoğunluğuna göre liderlerin aynı grup toplantısında süreyi paylaşarak, sırayla partilerinin görüşlerini aktarması da söz konusu olabilir.

4 partinin siyasi çizgilerinin birbirlerine çok uzak olmadığını ifade eden bir yetkili, Cumhur İttifakı’ndaki MHP ve AK Parti ortaklığını hatırlatarak “Süreç ne getirir bilinmez ama Meclis grubunun kurulması, kendi doğallığında bir siyaset birliğini de doğurabilir. Belki birleşmeye giden bir sürecin başlangıcı olur” değerlendirmesini yaptı.

Yetkililer, muhalefetin kaybedecek zamanı olmadığını, yerel seçim çalışmalarına bir an önce başlanması gerektiğini belirterek kararın Meclis tatile girmeden, en geç temmuz ayı içerisinde netleşeceğini ifade etti.

Öte yandan DEVA ve Gelecek Partisi yetkilileri grup kurma görüşmelerinin yanında “birleşme” temelli ikili görüşmelerini sürdürüyor. İki partiden birinin kendisini feshederek yola tek bir parti olarak devam etmesi masadaki seçeneklerden. Birleşme konusundaki teknik ve siyasi çalışmalar kurmaylar düzeyinde devam ediyor. İki partinin genel başkanları sık sık bir araya gelirken DEVA Partisi çatısı altında birleşmeye yakın olunduğu ifade ediliyor.

Birleşme halinde genel başkanlık koltuğunda kimin oturacağı konusunda farklı modeller tartışılıyor. Eşbaşkanlık, onursal başkanlık gibi modellerin gündemde olduğunu kaydeden kaynaklar yepyeni bir siyaset modelinin de şekillenebileceğini ifade ediyor.

Saadet Partisi ise farklı bir tabana ve siyasi söyleme sahip olduğu için bu görüşmelere dahil olmuyor. Ancak DEVA ve Gelecek Partisi’nin birleştiği bir senaryoda Meclis’te kurulacak bir gruba Saadet Partisi’nin de dahil olmasına sıcak bakılıyor.

Grup kurmak neden avantajlı?

Grubu olan siyasi partiler Meclis Başkanlık Divanı’nda temsil edilip, Genel Kurul kürsüsünde grup adına söz hakkı kullanabiliyor ve ihtisas komisyonlarına üye verebiliyor. Bir siyasi parti grubunun en az bir grup başkanı, iki de grup başkanvekili olabiliyor. Grup başkanvekillerinin genel kurul oturumlarında ayrıca söz hakkı bulunuyor ve grup başkanvekilleri Genel Kurul gündeminin belirlendiği danışma kuruluna katılabiliyor. Tüm bu avantajların yanı sıra grubu bulunan siyasi partiler, salı günleri grup toplantısı düzenleme hakkı da kazanıyor.

Grubu bulunan siyasi partiler için makam odaları, personel çalışma alanları ve toplantı salonlarının bulunduğu bir de grup yönetim bölümü ayrılıyor. Meclis kulislerinde, diğer siyasi parti gruplarının ve genel kurulun bulunduğu ana binanın birinci katında bir koridorun yeni kurulacak gruba tahsis edileceği iddia ediliyor.

Paylaşın