Merkez Bankası’nın Faiz Kararı: Sınırlı Artış Olumlu İzlenim Vermedi

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz kararını değerlendiren Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, 250 baz puanlık artışın, faizde piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamayacağını söyledi ve ekledi:

“22 Haziran’da 650 baz puanlık bir artış yapılmıştı. Bu ivmeyi 250 baz puana indirirseniz önümüzdeki aylarda artışın böyle yavaş yavaş, bebek adımlarıyla yapılacağı anlamı doğar. Bu da faizin piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamaz.”

Kozanoğlu, değerlendirmesinin devamında, “Eğer ki önümüzdeki aylarda daha yüksek faiz artışları yapılırsa, bu sefer de ekonominin zor durumda olduğu, mecburen bu artışın yapıldığı izlenimi verilir. Bu da piyasaya kötü bir sinyal olarak yayılır. Bu nedenle Merkez Bankası’nın yeni başkanı açısından bu faiz artışı olumlu bir izlenim vermedi.

Ben kendilerinin de bunun yeterli olmayacağını bildiklerini tahmin ediyorum ama Saray’dan ya bu kadarlık izin çıktı ya da işte verilen limitler bunu aşmaya izin vermedi.” ifadelerini kullandı.

14 ve 28 Mayıs seçimlerinin ardından, 27 ay sonra ilk kez 22 Haziran’da faiz arttıran Merkez Bankası ikinci artışı da yaptı. Ancak Mehmet Şimşek ve Gaye Erkan’lı yeni ekonomi yönetiminin 250 baz puanlık artış kararı beklentinin altında kaldı.

İktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre, yüzde 15’ten yüzde 17,50 seviyesine çıkartılan faiz için beklenti yüzde 20, yani 500 baz puanlık seviyeydi. 500 baz puanlık artışın bile yeterlilik konusunda tartışmalı olduğunu ifade eden Kozanoğlu, “Türkiye’nin mevcut koşullarında, özellikle enflasyonun önümüzdeki günlerde daha da sıçrayacağını düşünürsek bu oran da yeterli değildi” dedi.

Bianet’in aktardığına göre; Kozanoğlu ancak yüzde 20 seviyesinin artış ritminin devam edeceği yönünde önemli bir mesaj olacağını belirterek, “Önümüzdeki dönemde yüzde 25, 30, 35 diye faizlerin gidebileceği izlenimini yaratırdı. Bunun sonucunda da döviz kurlarının istikrar kazanmasını beklerdik” diye konuştu.

250 baz puanlık artışın, faizde piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamayacağı değerlendirmesini yapan Kozanoğlu, şunları söyledi:

“22 Haziran’da 650 baz puanlık bir artış yapılmıştı. Bu ivmeyi 250 baz puana indirirseniz önümüzdeki aylarda artışın böyle yavaş yavaş, bebek adımlarıyla yapılacağı anlamı doğar. Bu da faizin piyasaların talep ettiği noktaya ulaşmasını sağlayamaz.

Eğer ki önümüzdeki aylarda daha yüksek faiz artışları yapılırsa, bu sefer de ekonominin zor durumda olduğu, mecburen bu artışın yapıldığı izlenimi verilir. Bu da piyasaya kötü bir sinyal olarak yayılır. Bu nedenle Merkez Bankası’nın yeni başkanı açısından bu faiz artışı olumlu bir izlenim vermedi.

Ben kendilerinin de bunun yeterli olmayacağını bildiklerini tahmin ediyorum ama Saray’dan ya bu kadarlık izin çıktı ya da işte verilen limitler bunu aşmaya izin vermedi.

Zaten ilk faiz artışı Türkiye’nin tekrar sıcak parayı çağırması gibi bir amaca yönelik olduğu şeklinde okundu. Ama bugünkü çok sınırlı faiz artışıyla Mehmet Şimşek ve Gaye Erkan’ın anlayışına Erdoğan’ın ‘dur’ dediği veya ‘fazla ileri gitmeyin’ şeklinde bir iradenin Saray’dan geliştiği izlenimi ediniyoruz.”

“İrrasyonel politikalar Erdoğan’a seçimi kazandırdı”

Mehmet Şimşek’in ‘rasyonelleşme’ açıklamalarına da değinen Hayri Kozanoğlu, şunları kaydetti:

“Şimşek’in rasyonelleşme açıklamalarından Nureddin Nebati’nin ve Şahap Kavcıoğlu’nun, yani önceki dönem ekonomi yönetiminin irrasyonel olduğu gibi bir sonuç çıkıyor. Ben bu okumaya çok katılmıyorum. Nedeni de şu: Erdoğan bu sayede 14 Mayıs ve 28 Mayıs seçimlerinde istediği sonucu aldı. Seçimlerin adaletsizliğini, usulsüzlükleri vs. bir yana bırakıyorum ama tahmin edilenden daha iyi bir performans gösterdi.

İrrasyonel politikalar evet, ekonominin bünyesini bozdu. Bugün bizlere ödememiz gereken çok yüksek bir fatura çıkarttı ama o gün doları 20’nin altında tutmayı başardı. Doların 20 altında tutulması, dövizin genel olarak yatay seyretmesinin iki faydası var onlara.

İlk olarak döviz, genel olarak ekonomik istikrarın bir sembolü, ekonominin barometresi gibi görülüyor. İkincisi de Türkiye dışa çok açık bir ekonomi olduğu için döviz kurları yoluyla enflasyon sıçrayabiliyor. Enflasyonu da en azından belli bir düzeyde tutmayı irrasyonel politikalar sayesinde başarmış oldular.

Şimdiki ‘rasyonel’ diye ifade edilen politikalar başka bir rotaya girildiğini gösteriyor. Ancak bu söylediğim politikaları gerçekleştirebilmek için seçim öncesi Merkez Bankası’nın tüm rezervleri tüketildi.

Ben bugün temel politikanın Türkiye’nin ödemeler dengesi krizine sürüklenmesini önlemek ve rezervleri güçlendirmek olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda da sade vatandaşları, yani bizleri ilgilendiren enflasyonla mücadele yolunda bir adım atılmıyor. Enflasyon kendi haline bırakılmış gibi. Ama bugün açıklanan Merkez Bankası istatistiklerinden de görüyoruz ki rezervlerde bir artış var.

Yani Merkez Bankası rezervleri güçlendirmek için döviz alımları yapıyor. Döviz alımı yaparken piyasaya TL veriyor. Bu TL’ler de hem enflasyonu biraz daha sıçratıcı hem de dövize rağbeti artırıcı bir etki yaratıyor. Önümüzdeki günlerde enflasyon çok daha ciddi bir şekilde artacak ama bunu çok önemsediklerini düşünmüyorum.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan “Sızıntı” Yorumu: Etik Olarak Rahatsız Edici

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhuriyet Halk Partili (CHP) üst düzey kurmayların “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının sızmasına ilişkin konuşan Kılıçdaroğlu, “Etik olarak rahatsız edici” dedi.

Parti içi tartışmaları toplumun önüne getirmenin yanlış bir şey olduğunu söyleyen Kemal Kılıçdaroğlu, “Kurallar içinde mücadele edersiniz. Tekrarlandığında, kuralın dışına çıkıldığında gereğini yaparım. Her toplantının etik kurallar içinde yapılması lazım. Söylediğim odur” ifadelerini kullandı.

28 Mayıs seçiminde aldığı mağlubiyetin ardından parti genel başkanlığı görevinden istifa etmeyeceğini ifade eden Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

“Beni değiştirecek olan kurultay. Ben nasıl kendi kendimi değiştireyim? Bir partinin genel başkanını kurultay belirler. 100 yıldır bu böyle. Kendi kendimin genel başkanlığını bitirmem doğru değil. Bir partiyi yönetiyorsunuz. Kurallarına göre ilkelerine göre yöneteceksiniz. Partinin tüzüğü. hukuku, gelenekleri vardır.”

CHP’nin ve kendisinin 14 Mayıs seçimlerinde başarısız olduğuna yönelik iddiaları kendi içlerinde tartıştıklarını dile getiren Kılıçdaroğlu, “Eleştiriye hep saygım vardır. Seçimi kazanırsınız, kazanmazsınız ayrı bir şey. Biz bakarız, kendi içimizde hesaplaşırız” dedi.

Ancak kendisinin hala “geminin kaptanı” olarak tanımlayan CHP lideri, “Kaptan gemiyi dalgalı ortamda denize bırakmaz. Sağlam limana yanaştırır. O liman kurultaydır” dedi. Kurultay tarihi için Parti Meclisi’nin karar alacağını, kendi yaklaşımının ise yerel seçimlerden önce yapılması yönünde olduğunu ifade etti.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk canlı yayınına katılarak soruları cevapladı. Kılıçdaroğlu’nun değerlendirmelerinden satır başları şöyle:

Değişmeyen hiçbir şey yok. Her şey değişir zaman içerisinde. Mevsimler, insanlar, moda, ders kitapları, bilim değişir. Ama kurumsal bir yapınız vasa bu kurumsal yapının felsefesi varsa; bu felsefe çağdaş uygarlığını, refah devletini hedeflemişse burada neyi değiştireceksiniz? Felsefemiz çağdaş uygarlığı yakalamaksa bu felsefe devam edecek. Ancak programımız, kurumsal yapımızda eksiklikler olabilir.

Örneğin parti tüzüğümüzde değişiklik olabilir. Zaten hepimiz değişiyoruz. Hiçbirimiz hiçbir yerde sabit kalma şansımız yok. Hukukun öngördüğü, parti içinde kural, gelenek, tüzüğün öngördüğü kurallar için elbette değişir. Biz lider partisi değiliz. Biz kurumsal kimliği olan, gelenek, örf, adet, saygı ve kültürü olan 100 yıllık partiyiz.

Zaman içinde partinin yenilenmeye ihtiyacı var. Tüzüğü alacağız. Yeni kurallar getirmenin, partide var olan aksaklıkları gidermenin, üyelerin, milletvekillerinin şikayetlerini dikkate alarak partinin yenilenmesi lazım. Bizim yenilenmeye ihtiyacımız var. Elbette yenileneceğiz. Şu anda mahalle delege seçimleri yapılıyor. 1 milyonu aşkın üye mahalleden başlayarak delegeleri seçiyor. Çok güçlü bir altkültürümüz var.

Kurultay yapıyorsunuz. Biz hukukun üstünlüğüne inanan partiyiz. Dün kurulan bir parti değiliz. Geçmişte nasıl genel başkanlar değişti ise yine genel başkanlar değişir. Örneğin ben hiçbir delegeye ‘bana oy verin’ diye telefon açmam. Bunu dediğiniz an genel başkanlık yapamazsınız. Biz gelenekleri, kurumları olan bir partiyiz. Sıradan bir parti değiliz. Genel başkan elbette ki değişir. Benim genel başkan olduğum dönemde de genel başkan adayları çıktı, demokratik yarıştık. Bunların olması demokrasinin gereğidir.

Geçen yerel seçimlerde başarı kaydetmedik mi? Belli ki başarı elde ediyoruz. Niye her seçimde yenilgi? Yerel seçimlerde başarı elde ettik. 11 büyükşehir belediyesi CHP tarafından yönetiliyor. Bunu yenilgi olarak anlatıyorlar. Eleştiriye hep saygım vardır. Seçimi kazanırsınız, kazanmazsınız ayrı bir şey. Biz bakarız, kendi içimizde hesaplaşırız, oturur tartışırız. ‘Neden kazanamadık’ masaya yatırırız.

Hangi koşullarda kazandık, bunu masaya yatırırız. Ben şunu söyledim; bu geminin kaptanı ben miyim? Kaptan gemiyi dalgalı ortamda denize bırakmaz. Sağlam limana yanaştırır. O liman kurultaydır. PM karar verecek ‘şu tarihte kurultay olsun’ diyecek. Benim yaklaşımım yerel seçimlerden önce kurultayın yapılması.

Ben hiçbir delegeyi seçmem. Ben hiçbir il başkanına ‘şunları delege yap, şunları delegelikten çıkar’ diyemem. Bunları derseniz il başkanına hiçbir şey diyemezsiniz. Böyle derseniz örgüt, delege sizi esir alır. CHP’nin geleneklerinde genel başkan çok yukarıdadır. ‘Şu seçim şurada olsun, delege şuraya gelsin, delege bana oy versin’ gibi bizim geleneğimiz yoktur.

Mahallede üyelerimiz var. Sandığımız konuluyor, gidip oy kullanıyorlar. Onlar delegeleri seçiyorlar. Sonra ili seçiyorlar. Orada yarışma oluyor. Şu anda Türkiye’nin bütün mahallelerinde heyecan var. Şikayetler geliyor, kimi kazandım diye seviniyor, kimi kaybettim diye üzülüyor.

Arkadaşlar ‘ben genel başkan olacağım’ derse alana çıkarlar. İl il gezerler. Daha bu süreç başlamadı. Hiçbir kısıtlama olmaz. Özgürce insanlar çıkarlar. Bunlar demokrasinin gereği zaten. Bu konuda hiç kimse sürecin üstüne bir gölge düşüremez. İl başkanlarının görevden alınmasının her birisinin gerekçesi var. Hangi gerekçe ile aldığımız PM’ye aktaracağız.

PM bu kararı denetleyecektir. Göreve iade de olabilir, kabul de edebilir. Biz ayrıca bütün illere ikişer milletvekili gönderdik. CHP’de genel başkan yanlış bir şey söylediği zaman ertesi gün kıyamet kopar. Bizde tek adam rejimi yok; demokratik kurallar vardır. Ben PM’de MYK’yı veya beni eleştirecek arkadaşların sözünü kesmem. Onlara bu esnekliği sağlarım. Onu da örgütümüz gayet iyi bilir.

Seçim sonuçlarını yenilgi olarak değerlendirmiyorum. Seçimi kazanamadık. Kazanamamamızın birden çok nedeni var. Küçük köylerde veya kasabalarda oyumuz düşük. Biz buralara gitmemişiz yeteri kadar. Bu kusur bize ait.

Buradaki yurttaşlar enflasyonu kentte yaşayan vatandaşa göre yeteri kadar hissetmemiş. Büyük kentlerin hemen hemen büyük kısmında zaten birinci partiyiz. Biz sıradan bir seçim yapmadık. Makul, demokratik ölçüler içinde bir seçim olmadı. Bütün bakanlar devletin araçlarını kullanıyor muydu? Bakanlar devletin imkanlarını kullanarak vatandaşa gidiyorlar mıydı? Bu ahlaki midir, değil midir?

Bir seçimin ahlaki, yasal, hukuk temelleri üzerine inşa edilmesi lazım. Bir seçimde sahtekârlık yapılıyorsa ve seçim meydanında gösteriliyorsa. Başta Yeni Şafak gazetesinin yaptığı gazetecilik midir, ahlak mıdır? Daha sonra Erdoğan sahte videolar yaptı. Bütün seçim meydanında gösterdi. TRT günlerce gösterdi. Sahtekârlık yapan bir insandan Cumhurbaşkanı olur mu?

“25 milyon insanın oyunu aldık”

Biz devletin kullandığı bütün imkanlara, yapılan sahtekârlıklara rağmen 25 milyon insanın oyunu aldık. 25 milyon insanın kullandığı oyu yenilgi olarak tanımlayamazsınız. 25 milyon insan; insan haklarından, demokrasiden yana oyunu kullanıyorsa demek ki orada bir umut vardır. Başarı iktidar olmaktır. Demokratik olmayan ortam içinde seçim yapıldı, insan haklarına aykırı uygulamalar yapıldı.

Devletin imkanları, parası ve bürokrasisi kullanıldı. Devletin 25 milyon insanı demokrasiden yana oy kullandı. Yüzde 48 demokrasiden yana oy kullanırsa yenilgi olarak kabul edebilir misiniz? Vicdan bunu kabul eder mi? Siz kalkıp da CHP gibi partiyi, kurtuluş savaşı veren partiyi nasıl terörle bir araya getirirsiniz. Bunun ahlakla bir ilgisi var mı?

(Terörle işbirliği suçlaması) Kandil’den yapılan açıklamada ‘Kılıçdaroğlu’nu destekliyorum’ dendiğinde Erdoğan’ın işine yarar değil mi? Erdoğan’ın Kandil’le bir ilgisi yok muydu? Cumhuriyeti kuran parti terör örgütü ile yan yana getirilir mi? Terör örgütünün saldırısına uğrayan genel başkan nasıl terör örgütü ile yan yana getirilir.

Çadır mahkemelerini kuran ben değilim. Erdoğan ‘montaj. montaj’ diye itiraf etti. Bir parti terör örgütüne ‘sizin desteğinizi istemiyoruz’ diye bir şey söyler mi? Muhatap alır mı? Terör örgütü izmi daha fazla zikredilsin diye yapar.

Bütün terör örgütlerine karşıyız biz. Terör bir insanlık suçudur. Terör örgütü ile yanyana gelemezsiniz. Yanyana olan suçlanan biziz. Saldırıya uğrayan biz yine suçlanan biziz. Devletin bütün imkanları, parası kullanıldı, gayet iyi biliyoruz. Yüzde 48 oy almamız çok güzel bir şey otoriter yönetimde ve bütün olumsuz koşullara rağmen.

Avrupa Parlamentosu’nda ‘dünyanın bütün demokratları birleşin’ diye çağrı yaptım. Önce demokrasinin, insan haklarının gelmesi lazım. Hapishaneler tıka basa dolu. Açlık var. Adalet arayan insanlara her türlü adaletsizlik yapılıyor. Önceliğimiz demokrasiyi getirmek. 6 liderin bir araya gelmesinin temel hedefi bu zaten.

Şeffaf ve adaletli toplumu yeniden inşa etmek. Biz elbette sosyal demokrat bir partiyiz. Emekten, alınterinden yanayız. Gelir dağılımın eşit olmasından, vergilerin adaletli olmasından yanayız. Seçim ittifakıydı. Seçim bitti, liderler olarak zaman zaman konuşuyoruz tabii.

(Ekrem İmamoğlu ve CHP’nin üs düzey isimlerinin katıldığı Zoom toplantısı) Sabahleyin cep telefonuma gelen mesajla gördüm. Doğrusunu isterseniz tamamını seyretmedim. Gerek duymadım. Sadece beni değil partiyi ilgilendiren konu.

Sonuçta partiye uzun yıllar emek veren arkadaşların yaptıkları bir toplantı olarak düşünebiliriz. Etik olarak rahatsız edici bazı uygulamalar var. Parti içi konuları televizyonlarda konuşmayı doğru bulmam. Parti içinde bir kişi genel başkanlığa aday ise gelir başımın üstünde yeri vardır. Kendisini destekleyen arkadaşlarıyla hareket edebilir. Bu bizim geleneğimizde var. Herkes AK Parti’yi gördüğü için orası gibi zannediyorlar biz öyle değiliz.

Bu AK Parti’de olsa suç. Adamı linç bile edebilirler. İhraç bile edebilirler. Çünkü orada demokrasi yok. Biz demokrasiyi içselleştirebilen bir partiyiz. Parti meclisi üyeleri genel başkanı eleştirebilirler. Bizim partide hiç kimse eleştirilmez diye bir kural yok. Sağlıklı bir eleştiri siyasetçinin en çok ihtiyaç duyduğu şey. O çerçevede eleştirilere bakarım. Eleştirilerin haklı yönü de olabilir, haksız yönü de olabilir. Konuyu disiplin kuruluna sevketmeyi düşünmüyorum.

Ekrem İmamoğlu Bey’in İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkanlığına yeniden aday olmasını isterim. Zaman zaman bu tür olaylar olur; kriz olarak görmeyiz. Su mecrasını bulur. Buradaki temel sorun şu; Ülkenin bu kadar ciddi sorunu varken, insanlar perişan halde iken, ekonomi bu halde iken, zamlar almış başını gidiyorken CHP’nin iç sorunlarının tartışma konusu olması beni rahatsız ediyor.

Bu konuda bütün arkadaşlarımı uyardım. Elbette eleştirilerini dile getirebilirler. Ama hepsinin ortak hedefi; bu ülkede çok dar bir grup hariç zamlardan perişan oldu. Parti içi tartışmaları toplumun önüne getirme kadar yanlış bir şey yok. Kurallar içinde mücadele edersiniz. Tekrarlandığında, kuralın dışına çıkıldığında gereğini yaparım. Her toplantının etik kurallar içinde yapılması lazım. Söylediğim odur.

Tanju Özcan: Beni değiştirecek olan kurultay. Ben nasıl kendi kendimi değiştireyim? Bir partinin genel başkanını kurultay belirler. 100 yıldır bu böyle. Kendi kendimi genel başkanlığını bitirmem doğru değil. Bir partiyi yönetiyorsunuz. Kurallarına göre ilkelerine göre yöneteceksiniz. Partinin tüzüğü. hukuku, gelenekleri vardır. Tanju Özcan’ı parti yönetim kurulu yüksek disiplin kuruluna sevk etti. Yüksek Disiplin Kurulu 1 yıl süreyle ihraç ediyorum dedi. Tanju Özcan’a kişisel olarak kırgınlığım yok ama parti olarak yapılan yanlış.

Özdağ ile imzalanan protokol: O protokolle ilgili konuşmam doğru değil. İki kişinin namusuna teslim edilen protokoldür. Açıklamayı ahlaki olarak doğru bulmam. Benim konuşmam doğru değil. Protokol ikimizin arasında imzalandı. Kamuoyuna açık değildi. İkimizin namusuna teslim edildi nokta. Bu konuda yorum yapmam doğru değil. Sayın Özdağ ile sayın Oğan ile yaptığım görüşmelerle ilgili 6 liderin haberi vardı.

“Biz tek adam partisi değiliz”

Biz tek adam partisi değiliz. Toplum öyle bir hale geldi ki, demokratik bir ortamı bile kaos olarak görmeye başladı. İnsanlar genel başkanlarını eleştirebilir, ne var bunda? Karşı tarafa bakıyorlar orada tek adam rejimi var. Neden siz öyle yapmıyorsunuz diyorlar. Biz düşünce özgürlüğünü savunuyoruz. Cumhuriyeti kuran partiyiz.

Bizi hiçbir vatandaşımız diğer partiler gibi değerlendirmesin. Hiçbir zaman ‘ben adayım demedim’. O günün koşullarda aday olmam istendi. İmzalar yapıldı aday oldum. Ben kimseye gidip ‘Beni aday gösterin’ demem, diyemem. Ahlâkıma, partinin geleneklerine uygun değilim. Başka bir genel başkan adayı çıkarsa, partinin iyi yönetileceğinden, gelenekleri derinleştireceğinden, demokrasi kültürü geliştireceğinden, eleştirilere saygıyla bakacağından emin olunursa öyle bir aday çıkarsa elbette saygı duyarım.

“Yerel seçimleri kazanacağız”

Seçimde kuralları bozan birisi vardı. Yerel seçimler farklı. Onun kendi iç dinamikleri var. O dinamikler içinde yürüyeceğiz. Sayın Akşener’i telefonda kutlamıştım, kongrelerini yapmışlardı. Sonra kendisine nezaket ziyareti yaptım. Karşılıklı kahvelerimizi, çaylarımızı içtik. Nezaket ziyaretiydi. Hiç siyaset konuşulmadı desek doğru değil. Siyaset, ekonomi konuşuldu. Düşüncelerimizi karşılıklı aktardık.

Yerel seçim süreci başlayınca birlikte mi olur, ayrı ayrı mı olur, bakılır. Sayın İmamoğlu ve sayın Yavaş başarılı. Onların yeniden aday olmalarını isterim. Yerel seçimlerde halk kendi ittifak yapar. Hangi belediye başkanı başarılıysa gider oyunu verir. Uşaklı bilmiyor mu hangi belediye başkanı daha iyidir diye örneğin. İzmir, Rize’de yapacağınız yerel seçimde belediye başkanını aşağı yukarı herkes tanır. Karamanlı kim daha niteliklidir iyi bilir.

Yerel seçimleri kazanacağız. Hiç endişe etmeyin. Genel seçimlerde yalanlar, sahtekarlıklar, ahlaksızlıklar vardı. Bunlar olmasaydı biz kazanıyorduk zaten. Devletin bakanları devletin imkanlarıyla meydan meydan gezip aleyhimize konuşuyorsa, sahte videolar yapılıyorsa, devletin televizyonu bunu günlerce yayınlıyorsa Allah aşkına söyler misiniz bu ahlâklı bir şey mi? Bu seçimde oyu 35’e düştü. Birinci turda kazandı mı? Niye bunu tartışmıyoruz? Yüzde 49’lardan niye yüzde 35’e düştü? Erdoğan için bu başarı mı?

Levent Gültekin’in iddiaları: Levent Gültekin’le görüştüm tabii ki. Ben demişim ki, ‘Türkiye battı çıkışı yok’ falan. Hayır efendim yok öyle bir şey. Orada ben Türkiye’nin içinde bulunduğu zor durumdan çıkmak için teknoloji, bilim konusunda neleri yapması gerekir… Akdeniz’deki doğalgazın nasıl çıkarılması gerekir… Ben bunları düşünüyorum… ”

Paylaşın

Erdoğan’ın “Körfez Turu” Bekleneni Verdi Mi?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17-19 Temmuz tarihlerini kapsayan Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) kapsayan üç günlük turunda yakın geleceğe yönelik olarak savunmadan enerjiye pek çok anlaşmanın duyurusu yapıldı.

Türkiye’ye yeni sıcak para girişlerinin olacağının sinyalleri verilirken, üç Körfez ülkesinin hangi alanlarda ve ne kadar yatırım yapılacağı belirsiz.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mayıs ayında yaptığı bir açıklamada, seçimlerden önce rezerv sıkıntısı çeken Merkez Bankası hesaplarına kaynak aktarımı yapan Körfez ülkelerine “teşekkür” ziyareti gerçekleştireceğini ve bu ülkelerle Türkiye arasında özellikle ekonomi alanında yeni bir işbirliği dönem başlatmayı amaçladığını kaydetmişti.

Kalabalık bir iş insanı grubu ve bakanların eşlik ettiği Erdoğan’ın ziyaretinin ilk ayağı Körfez bölgesi ve Arap dünyasının lideri Suudi Arabistan oldu.

Erdoğan ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasında yapılan görüşmelerin ardından doğrudan yatırım, savunma sanayii, enerji, savunma ve iletişim alanlarında beş anlaşma imzalandı.

Bu anlaşmalar arasında özellikle Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı ile Baykar arasında imzalanan anlaşma dikkat çekti.

Baykar’dan yapılan açıklamada Suudi Arabistan’a Bayraktar Akıncı TİHA (Taarruzi İnsansız Hava Aracı) ihraç edileceği bildirildi. Baykar’ın Suudi Arabistan’a eğitim, teknik destek ve lojistik hizmetleri de sağlayacağı kaydedildi.

Erdoğan ve Muhammed bin Selman temaslarının ardından kapsamlı bir ortak açıklama da yayımladılar ve iki ülke arasındaki işbirliğinin bundan sonraki süreçte artarak devam edeceğini kayda geçirdiler.

Suudi Arabistan ile ekonomik entegrasyon vurgusu

Bu kapsamda Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi’nin faaliyete geçmesinin önemine dikkat çeken iki lider, ticaret ve yatırım alanlarında işbirliği ivmesinin artırılması ve özellikle altyapı, inşaat, mühendislik, savunma ve metalürjik sanayi, çevre ve miras turizmi, yenilenebilir enerji gibi sektörlerde ve diğer ortak çıkar alanlarında “ekonomik entegrasyon” için fırsatları destekleme vurgusu yaptılar.

Suudi Arabistan’dan Türkiye ve Avrupa’ya elektrik ihracatı ile yenilenebilir enerji, hidrokarbon kaynakları için temiz teknolojiler, hidrojen gibi düşük karbonlu yakıtlar dâhil olmak üzere enerji alanlarında iş birliğini geliştirme amacı ortak bildiriye yansıdı.

Savunma ve terörizmle mücadelede işbirliği niyeti de ortak bildiride yer aldı:

“Taraflar, savunma ve askeri sanayi alanlarında iş birliği ve eş güdümü geliştirmek ve bu alanlarda imzalanan anlaşmaların, iki ülkenin ortak çıkarlarına hizmet edecek, bölgede ve dünyada güvenlik ve barışın sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde harekete geçirilmesi konusundaki kararlılıklarını ifade etmişlerdir.”

Ziyarette yapılan anlaşmalar ve ortak bildiride yer alan unsurlar, Türkiye ve Suudi Arabistan arasında son yıllarda sürdürülen normalleşme çabalarının sonuç verdiğini göstermesi açısından önemli değerlendiriliyor.

Türkiye, 2020 sonu ve 2021 başından itibaren ilişkilerinde sorun yaşadığı ülkelerle normalleşme arayışına girmişti.

Bu ülkelerin başında 2018’de gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülmesi nedeniyle Suudi Arabistan geliyordu.

Türkiye, 2013’te Mısır’da askeri darbe yapan Abdülfettah es-Sisi yönetimi ve bu yönetime en çok destek veren BAE ile de bozulan ilişkilerini son yıllarda tamir etmeye çalışıyordu.

Katar’la 50. yıl bildirisi

Ziyaretin ikinci durağı, Türkiye’nin bölgede uzun süredir stratejik ortağı konumunda olan Katar oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamed Al Sani başkanlığında yapılan toplantılar kapsamında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 50. yıl dönümü dolayısıyla ortak bildiri yayımlandı.

Türkiye-Katar ilişkilerinin 1973’ten bugünkü “stratejik ortaklık” aşamasına gelene kadar niteliksel bir dönüşüm geçirdiği belirtilen bildiride, 2015’ten bu yana her yıl yapılan Yüksek Stratejik Komite toplantıları kapsamında ikili iş birliği düzeyini geliştirmeyi amaçlayan yaklaşık 100 belgenin imzalandığı anımsatıldı.

Somut bir anlaşmanın imzalanmadığı ve yeni yatırım sözünün verilmediği Katar ziyaretinde stratejik ilişkilerin ve ikili işbirliğinin süreceği vurgusu yapıldı.

BAE ile 50,7 milyar dolarlık yatırım paketi iddiası

Körfez turunun en dikkat çekici temasları ise BAE’de yapıldı. İki ülke arasındaki ilişkiler 2013’te Mısır’da yapılan darbenin ardından gerilmişti ve taraflar büyükelçilerini çekmişlerdi.

Türkiye, BAE’yi 2016’da yapılan darbe girişiminin arkasında olmakla suçlamıştı. İki ülke arasındaki gerilim başta Libya olmak üzere bazı bölgesel çatışma alanlarına da yansımıştı.

Suudi Arabistan ile olduğu gibi BAE ile yürütülen normalleşme sürecinin somut sonucu Erdoğan’ın bu ziyareti sırasında görüldü.

Ziyaret sırasında Erdoğan’a BAE Devlet Başkanı Şeyh Muhammed Bin Zayed Al Nahyan tarafından “Zayed Devlet Nişanı” takdim edilmesi dikkat çekti.

Türkiye-BAE görüşmelerinin iki sonucu oldu. Taraflar Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey kurma kararını ve böylece ikili ilişkilerde “stratejik” düzeye geçildiğini duyurdular.

Erdoğan, heyetler arası görüşmeler sırasında yaptığı açıklamada, “Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey mekanizmasıyla ilişkilerimizin en üst düzeyde düzenli şekilde ele alınmasını sağlayacağız,” ifadelerini kullandı.

Suçluların iadesi anlaşması da var

İkinci önemli açıklama ise Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’ndan yapıldı. Açıklamaya göre iki ülke arasında toplam tutarı 50,7 milyar dolar olan 13 belgenin imzalandı.

İletişim Başkanlığı anlaşma imzalanan alanları “enerji, ulaştırma, altyapı, lojistik, e-ticaret, finans, sağlık, gıda, turizm, emlak, inşaat, savunma sanayisi, yapay zekâ ve ileri teknolojiler” olarak sıraladı.

Yapılan anlaşmalar arasında suçluların iadesi ve adli yardımlaşma da yer alıyor.

Bu anlaşmaların bir süredir sosyal medya kullanmama ve mesaj atmama koşuluyla BAE’de barınmasına izin verilen organize suç örgütü lideri Sedat Peker’i nasıl etkileyeceği bilinmiyor.

Hakkında yakalama kararı bulunan Peker için İnterpol aracılığıyla kırmızı bülten de çıkarılmıştı.

BAE basınına göre imzalanan anlaşmalar şunlar:

Karşılıklı yatırımların teşvik edilmesi ve korunması.
Suçluların iadesi anlaşması.
Hukuki ve ticari konularda adli işbirliğine ilişkin anlaşma.
Cezai konularda karşılıklı adli yardım anlaşması.

Ortak Ekonomik ve Ticaret Komisyonu’nun (JETCO) kurulmasına ilişkin ortak deklarasyon.
Dijital dönüşüm konusunda işbirliğini içeren mutabakat muhtırası.
Enerji ve doğal kaynaklar projelerinin geliştirilmesi için stratejik ortaklık çerçeve anlaşması.

İki ülke uzay ajansları arasında ticari amaçlı ortak fırlatma aracı kapasitesi geliştirilmesi mutabakat muhtırası.
BAE Uluslararası Yatırım Konseyi ile Türkiye Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi arasında mutabakat muhtırası.
İki ülke savunma sanayi kurumları arasında stratejik işbirliği için mutabakat muhtırası.

Türk Eximbank ile BAE ADQ yatırım şirketi arasında ihracat kredisinin finansmanı için mutabakat muhtırası.
BAE’li ADQ ile Türkiye Hazine ve Maliye Bakanlığı arasında depremlerden etkilenen bölgelerin yeniden inşası için sukuk (faiz içermeyen borçlanma kağıdı) yatırımına ilişkin mutabakat muhtırası.
Türk Petrolleri ile Abdu Dabi Ulusal Petrol Şirketi arasında stratejik işbirliği anlaşması.
Abu Dabi Yatırım Ofisi ile Türkiye Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi arasında mutabakat muhtırası.

Bu anlaşmaların nasıl somutlaşacağı ve açıklamada belirtildiği gibi 50,7 milyar dolarlık bir yatırıma dönüşeceğini zaman gösterecek.

(BBC Türkçe)

Paylaşın

İmamoğlu Ve CHP’li Kurmayların Toplantısı İnternete Nasıl Sızdı?

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhuriyet Halk Partili (CHP) üst düzey kurmayların “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının nasıl sızdığı araştırılıyor.

Parti içinde yapılan incelemede YouTube’ta paylaşılan videonun yurtdışı kaynaklı bir IP adresi üzerinden yüklendiği tespit edildi. Ayrıca Zoom toplantısının linkini kalabalık bir gruba ileten isim de belirlendi.

DW Türkçe’den Kıvanç El’in toplantıya katılan isimlerden edindiği bilgiye göre 16 Temmuz Pazar günü yapılan toplantı öncesinde katılımcılara Whatsapp uygulaması üzerinden toplantının linki gönderildi. Katılımcılardan birinin sekreteri de bu linki milletvekili ve parti danışmanlarının bulunduğu bir grupta paylaştı.

Linkin bu grup üzerinden başka yerlere ulaştığı tahmin ediliyor. Ancak sekreterin linki “art niyetle” paylaşmadığı, toplantı içeriğini bilmediği için sadece bilgilendirme amaçlı ilettiği kaydedildi. Toplantı linkinin daha sonra kaç kişiye daha ulaştığı bilinmiyor.

Toplantının katılımcılardan CHP Genel Başkanvekili Gökhan Günaydın, “10Haber” internet sitesine yaptığı açıklamada “Bizimkiler bir hata yapmışlar, milletvekillerinin danışmanlarına link göndermişler. Danışmanlar bizden daha siyasi adamlar” demişti. CHP İstanbul Milletvekili Engin Altay da “Sızdıranı biliyorum ama isim vermeyeceğim” ifadelerini kullanmıştı.

Kimliği bilinmeyen katılımcı mı kayıt yaptı?

İmamoğlu, söz konusu videoda toplantının başlangıcında görüntüsü olmayan bir “katılımcıya” dikkat çekiyor. Ancak bu katılımcının kim olduğu anlaşılmıyor. Toplantıda 14 dakika boyunca bulunduğu görülen bu kişinin kayıt yaptığı tahmin ediliyor. Kimliği bilinmeyen katılımcının daha sonra yeniden toplantıya katılıp katılmadığı ve başka kayıtlar alıp almadığı bilinmiyor.

Söz konusu videonun YouTube platformuna yurtdışı kaynaklı bir IP adresinden yüklendiği anlaşıldı, ancak videonun bilgisayar programlarıyla Türkiye dışından yüklenmiş gibi yapılması mümkün. Bu nedenle incelemenin daha ayrıntılı savcılık veya emniyet tarafından yapılması gerekiyor.

Şu an için bir suç duyurusu hazırlığı bulunmuyor. Bu noktada iki farklı görüş var. Bir taraf, suç duyurusunda bulunup sızdıranın tespit edilmesini isterken kimileri de “gizli bir şey yapılmadığı” gerekçesiyle suç duyurusuna sıcak bakmıyor.

Söz konusu toplantıda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, İstanbul milletvekili Engin Altay, Aydın milletvekili Bülent Tezcan, Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, eski Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, eski Genel Başkan Yardımcısı Onursal Adıgüzel, eski Genel Sekreter Selin Sayek Böke yer alıyor.

Toplantıda görevden alınan il yöneticileri ile ilgili olağanüstü Parti Meclisi toplanması için bir metin hazırlığı yapılması ve olağanüstü kurultay süreçleri değerlendiriliyor.

Paylaşın

İmamoğlu Ve CHP’li Kurmayların Toplantısı Gizli Miydi, Amaç Neydi?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve CHP’li üst düzey kurmayların zaman zaman toplandıkları aslında gizli değildi. Geçen Pazar günü yapılan ve yaklaşık bir saat sürdüğü belirtilen toplantı ile ilgili haberler basında birkaç farklı kurumda yer aldı.

Ancak farklı olan, “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının bir bölümünün sızdırılması ve katılımcıları oldu.

Seçimden önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun adaylığında birleşen CHP’li bazı üst düzey isimlerin bu kez değişim tarafında yer alması Kılıçdaroğlu ve ekibinde “ihanet” olarak görüldü. Toplantının katılımcıları ise “Bu oluşum genişleyerek devam edecek ve partinin yenilenmesi için bir fırsat olarak görülmeli” diyor.

Toplantının asıl nedeninin Kılıçdaroğlu yönetiminin kurultaya gidilen süreçte bazı il ve ilçe örgütlerini görevden alması olduğuna da dikkat çekiliyor. Bu nedenle toplantının sızdırılan bölümünde katılımcılar bu sorunu konuşabilmek için Parti Meclisi’ni nasıl toplayabileceklerine ilişkin istişare yapıyor ve yöntem arıyor.

CHP’de seçimler sonrasında “değişim” talepleri gündeme gelirken İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ile CHP’li önemli kurmayların yaptığı ve bir bölümü kamuoyuna sızan “zoom” toplantısının partide bir dönüşüm için başlangıç olup olmayacağı tartışılıyor.

Aralarında seçimden önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakın ekibinden bulunan bazı isimlerin de yer aldığı toplantının yaklaşık 15 dakikalık başlangıç bölümü önceki gece internete “Kılıçdaroğlu’na tarihi ihanet” başlığıyla sızdırılmıştı.

Söz konusu toplantıda İmamoğlu’nun yanı sıra CHP Grup Başkanı Özgür Özel, Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, Bülent Tezcan, Muharrem Erkek, Engin Altay, Tekin Bingöl, Onursal Adıgüzel gibi CHP’li isimler yer alıyor.

Kılıçdaroğlu, CHP’li pek çok seçmenin ve yöneticinin seçim eleştirilerine karşılık “değişime hazırım” demiş ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK), yani yakın çalışma ekibini yenileyerek, “kaptan” olarak gemiyi güvenli limana ulaştıracağını söylemişti.

“Geri adım değil, ileriye adım atacağız”

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan toplantının katılımcılarından Bülent Tezcan, “ihanet” eleştirilerinin doğru olmadığını ve yanlış bir şey yapmadıklarını belirterek bundan sonraki süreçte “geri adım” değil daha “ileri adımların” atılacağını belirtti.

Toplantının bir bölümünün “sanki ihanet veya darbeymiş gibi” gece yarısı internetten özel olarak servis edilmesinin parti kültürüne uymadığını söyleyen Tezcan, “Parti ile ilgili pek çok toplantı yaptık. Bundan sonra da yapacağız. Sözümüzün arkasındayız. Partiyi ve Türkiye’yi sağlıklı bir yere taşımayı konuşmaya devam edeceğiz” dedi. Kılıçdaroğlu yönetiminin toplantıda İmamoğlu’nun bulunmasını eleştirdiğinin hatırlatılmasına karşılık ise Tezcan şunları söyledi:

“İmamoğlu başka partiden birisi mi? İmamoğlu bu partinin önemli bir önemsiz bir figürü mü? Seçimde Cumhurbaşkanı Yardımcısı diyeceksiniz, krizi çözmek için iki büyükşehir belediye başkanını cumhurbaşkanı yardımcısı diye sisteme dahil edeceksiniz. Sonra da partinin geleceğiyle ilgili tartışmalarda, toplantılarda İmamoğlu niye var diyeceksiniz. Bu nasıl bir şey?”

Tezcan, CHP’de istenen değişimin genellikle isimler üstünden konuşulduğu ve fikirsel altyapısının henüz oluşturulmadığı eleştirilerinin hatırlatılmasına karşılık da “İsimleri konuşmuyoruz aslında. CHP’nin seçimdeki başarısızlığının sebebi neydi, önümüzdeki sürecin planlanmasında ne yapmak lazım, bunları konuşuyoruz. Bu sadece kişileri değil, süreçleri tarif etmekle ilgili bir şey. Kişiler aynı zamanda bundan sonraki süreci yönetmenin motoru mu olacaklar, yoksa bundan sonraki süreci tıkayacak yapılar mı olacak? Kişilerin önemi bu” dedi.

“Söylem kadar söyleyen de önemli” diyen Tezcan, partide yeni bir kadro ve yeni bir bakış açısına ihtiyaç olduğunu ifade etti. “Bu tek başına bizimle de olmaz” diyen Tezcan, “Bunu hep söylüyorum. Yeni arkadaşları taşıyacağız. Ama işte içeriyi konuşalım, programı konuşalım derken (yönetimdeki) kişiler pozisyonlarını tahkim edip herkese yapıyı kapatırlar ve değişimin önünü tıkarlarsa hiçbir şey değişmez. Sadece parti içi iktidarı elinde bulunduranların mevcut statükoları güvence altına alınmış olur” ifadelerini kullandı.

Değişimin fikri altyapısı için “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek olmadığını” söyleyen Tezcan, CHP’nin altı okunun 21. yüzyılın koşullarına göre yorumlayarak “sağcılaşmadan sağın, muhafazakârlaşmadan muhafazakârların oyunu alabilir” hale getirmek istediklerini dile getirdi.

Toplantı gizli miydi, amacı neydi?

İmamoğlu ve CHP’li kurmayların zaman zaman toplandıkları aslında gizli değildi. Geçen Pazar günü yapılan ve yaklaşık bir saat sürdüğü belirtilen toplantı ile ilgili haberler basında birkaç farklı kurumda yer aldı.Ancak farklı olan, “zoom” uygulaması üstünden düzenlenen toplantının bir bölümünün sızdırılması ve katılımcıları oldu.

Seçimden önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun adaylığında birleşen CHP’li bazı üst düzey isimlerin bu kez değişim tarafında yer alması Kılıçdaroğlu ve ekibinde “ihanet” olarak görüldü. Toplantının katılımcıları ise “Bu oluşum genişleyerek devam edecek ve partinin yenilenmesi için bir fırsat olarak görülmeli” diyor.

Toplantının asıl nedeninin Kılıçdaroğlu yönetiminin kurultaya gidilen süreçte bazı il ve ilçe örgütlerini görevden alması olduğuna da dikkat çekiliyor. Bu nedenle toplantının sızdırılan bölümünde katılımcılar bu sorunu konuşabilmek için Parti Meclisi’ni nasıl toplayabileceklerine ilişkin istişare yapıyor ve yöntem arıyor.

CHP Parti Meclisi, Genel Başkan’ın doğrudan ya da Parti Meclisi üye tam sayısının beşte birinin gerekçe ve gündem belirterek yazılı istemde bulunması durumunda olağanüstü toplantıya çağrılabiliyor.

Öte yandan bu toplantının sızmasının ardından Kılıçdaroğlu bu Pazar günü Parti Meclisi’ni toplantıya çağırdı.

Toplantıyı kim sızdırdı?

Toplantının kimin tarafından sızdırıldığı bilinmezken İmamoğlu’nun açılış konuşmasını yaparken görüntüsü ya da fotoğrafı olmayan bir “katılımcıya” dikkat çektiği görülüyor.

Bu katılımcının kim olduğu ve onun mu kayıt alıp sızdırdığına ilişkin net bilgi yok. Toplantının ilk başında bu katılımcının Selin Sayek Böke olduğuna ilişkin yorumların yapılması üzerine konunun üstünde çok durulmazken, Böke’nin sonradan başka bir hesaptan katılımı ile bu kişinin o olmadığının anlaşıldığı belirtiliyor.

DW Türkçe’nin edindiği bilgiye göre toplantı katılımcıları zaten gizli bir şey yapmadıklarını düşündükleri için ekstra bir güvenlik tedbiri alma gereği de duymamış.

Bu arada katılımcılardan Engin Altay dün TV100’de “Sızdıranların kim olduğunu biliyorum ama şimdi isim vermem. Günah almak istemem” diye konuştu.

İmamoğlu ise “Sızdıranı araştıracağız, bakacağız. Ne olmuş, nasıl olmuş, bunu seven kimler var, partinin içinde mi var, dışında mı var? Buna da bakacağız. Ama biz partimizle ilgili mevzuları, partimizin yetkilileriyle çekinmeden, açık ve seçik, kalbimizde ne varsa bir arada bir aile meselesi gibi konuşuyoruz, konuşmaya devam edeceğiz” dedi.

Tepkiler ne oldu?

Toplantının sızması ve çok konuşulmaya başlanmasının ardından taraflardan da çeşitli açıklamalar ardı ardına geldi.

İmamoğlu, toplantı için “Gizli bir tarafı yok. Yarın da toplantımız var” yorumunu yaptı, CHP Sözcüsü Faik Öztrak ise “Millet zulüm altıdayken Zoom konuşmayı doğru bulmayız. Partinin hiyerarşisini dikkate almayan, etik olmayan toplantıyı doğru bulmuyoruz” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun ise akşam Habertürk’te katılacağı programda konuya ilişkin soruları yanıtlaması bekleniyor.

Bu arada dün yapılan MYK toplantısında halen CHP Grubu’nun TBMM’deki başkanı olan Özgür Özel ile Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın için bazı üyelerin görevlerinden ayrılmaları talebinde bulunduğuna ilişkin haberler çıktı. Dünkü MYK toplantısına Özel ve Günaydın o saatte başka illerde oldukları için katılamadıklarını belirttiler.

Günaydın, toplantının amacının Parti Meclisi’ni olağanüstü toplantıya çağırmak için imza arayışı olduğunu söyleyerek “Tüzük bunun için 13 kişinin imzasının yeterli olduğunu söylüyor. Toplantıda bu metni imzalama sürecinden bahsediyoruz. Rutin bir toplantı bir ahlaksızlık gibi tanıtılıyor. Bir tek nezaket dışı söz kullanılmış mı?” ifadelerini kullandı.

Ancak Kılıçdaroğlu yönetimi toplantıyı sadece bir Parti Meclisi için imza toplama çabası olarak görmeyerek İmamoğlu’nun bulunmasını ve toplantıyı yönetici gibi idare etmesini bu imza toplama amacını aşan bir oluşum olarak değerlendiriyor.

Bundan sonra ne olabilir?

Sızdırılan toplantının ardından CHP kulisleri hareketlenirken, bu gelişmenin Kılıçdaroğlu ve yönetimini değiştirmek için bir fırsat olarak görülmesi gerektiğini düşünenler de bulunuyor.

Seçimin hemen ertesi günü değişim talebinde bulunan ancak çok fazla öne çıkmamaya dikkat eden İmamoğlu’nun bu olayla birlikte daha açıktan bir muhalefet yürütebileceği belirtiliyor. Ancak İmamoğlu’nun halen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını sürdürmesi hem kendisinin hem de onunla birlikte değişim isteyenler için önemli bir handikap.

Parti kulislerine göre bu gelişmenin ardından sonbaharda olması beklenen kurultaya kadar giden süreçte yönetime karşı olan cephenin artık netleşmesi ve daha aleni şekilde kendilerini ortaya koymaları bekleniyor.

İmamoğlu’nun sadece CHP’li kurmaylarla değil etkili bir muhalefet isteyen ve bunun için ana muhalefet partisi CHP’nin toparlanması gerektiğini düşünen akademisyen, siyasetçi ve aydınlarla bir süredir farklı toplantılar yaptığı biliniyor. Bu toplantıların kurultaya kadar genişleyerek devam etmesi öngörülüyor.

Toplantının sızmasının ardından yapılan “Eski isimlerle yenilik nasıl olacak?” eleştirilerine karşılık olarak ise İmamoğlu ve çevresindekilerin sadece bu isimlerden oluşmadığı belirtiliyor.

Paylaşın

Türkiye’de 51 Milyon 600 Bin Kişi Açlık Sınırının Altında Yaşıyor

Türkiye’de nüfusun yüzde 37,6’sı, yani 32 milyon 150 bin kişi yoksulluk sınırının altında, nüfusun yüzde 60,4 dolayında kesi, yani 51 milyon 600 bin kişi açlık sınırının altında yaşadığı tespit edildi.

Kısaca, Türkiye’de nüfusun yüzde 98’i, yani 83 milyon 750 bin kişi açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamakta. 82,3 milyon nüfuslu Türkiye’nin 14,8 milyonu yeterli gıda tüketemiyor.

Türkiye’nin yetersiz beslenme yaygınlığı oranı yüzde 2,5. Beş yaş altı çocuklarda bodurluk prevalansı yüzde 5,5. Türkiye’de beş yaş altı çocukların yüzde 6’sı bodur ya da yaşına göre çok kısadır. Bu durum, kronik kötü beslenmeyi işaret etmektedir.

Beş yaş altı çocukların yüzde 8’i fazla kiloludur. Akut yetersiz beslenmenin bir göstergesi olan zayıflık (boya göre çok zayıf olma) yaygın değildir (yüzde 2). Bunlara ek olarak, çocukların yüzde 2’si düşük kiloludur.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP9 Yoksulluk Dayanışma Ofisi, Türkiye’de derinleşen ekonomik krizin nüfusa etkilerine ilişkin hazırladığı raporu bugün yayınladı. ‘Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde İlerleme Yok’ başlıklı raporda şunlar kaydedildi:

“BM Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri̇ Ağı (Sustainable Development Solutions Network-SDSN) 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’nu yayınladı. 166 ülkenin tüm hedefler doğrultusunda puanlaması yapıldı ve ilerleme durumları gösterildi.

Sıralamada Finlandiya 1. olurken, Türkiye 72. sırada yer aldı. Güney Sudan ise sıralamada sonuncu oldu. CHP Yoksulluk Dayanışma Ofisi olarak bizim için rapordaki en çarpıcı sonuçlardan birisi, ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte yetersiz beslenme ve bodurluk oranlarının artmasıdır.

Nüfusun yüzde 37,6’sının, yani 32 milyon 150 bin kişinin ise yoksulluk sınırının altında yaşadığı görülmektedir. Kısaca, nüfusun yüzde 98’i, yani 83 milyon 750 bin kişi açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Türkiye’de nüfusun yüzde 60,4 dolayında kesiminin, yani 51 milyon 600 bin kişinin açlık sınırının altında yaşadığı tespit edildi.

İnsan hakları ihlali

Yoksulluk, insan hakları ihlalidir. Sosyal devlet gereği olarak, her bireyin ‘insan haklarına’ uygun şekilde yaşaması ve bu ihlallerin önlenmesine yönelik bir çalışma yapılmalıdır. Yoksulluk, ‘Küresel Çok Boyutlu Endeksi’ne (ÇBYE) göre değerlendirilmelidir. Sosyal yardımlar, hak temelli politikalar çerçevesinde düzenlenmelidir.

BM 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’nun Sıfır Açlık hedefine yönelik verilere göre; Türkiye’nin yetersiz beslenme yaygınlığı oranı yüzde 2,5. Beş yaş altı çocuklarda bodurluk prevalansı yüzde 5,5. Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Gıda Programı (WFP), 6 Haziran 2022 tarihinde gerçek zamanlı veri paylaştığı ‘Açlık Haritası’na göre, 92 ülkede toplam 866 milyon kişi yeterli gıda tüketmediğini açıkladı.

Haritaya göre, 82,3 milyon nüfuslu Türkiye’nin 14,8 milyonu yeterli gıda tüketemiyor. TNSA’nın 2018 yılında Hacettepe Üniversitesi ile yaptığı araştırma ise beş yaş altı çocukların yüzde 6’sı bodur ya da yaşına göre çok kısadır. Bu durum, kronik kötü beslenmeyi işaret etmektedir.

Bodurluğa, en fazla hiç eğitim almamış veya ilkokulu bitirmemiş annelerin çocuklarında rastlanmaktadır (yüzde 9). Bodurluğun en yaygın olduğu bölge Doğu (yüzde 8), en az yaygın olduğu bölge ise Batı’dır (yüzde 4). Beş yaş altı çocukların yüzde 8’i fazla kiloludur. Akut yetersiz beslenmenin bir göstergesi olan zayıflık (boya göre çok zayıf olma) yaygın değildir (yüzde 2). Bunlara ek olarak, çocukların yüzde 2’si düşük kiloludur.

Türkiye Çocuk Araştırması 2022 Raporu’na göre; peynir ve yoğurt gibi süt ürünlerini her gün tüketemediği belirtilen çocukların oranı yüzde 42,2, ekmek veya makarna gibi tahıl içeren yiyecekleri her gün tükettiği belirtilen çocukların oranı yüzde 62,4, meyveyi her gün tüketmediği belirtilen çocukların oranı yüzde 49,5, sebzeyi her gün tüketmediği belirtilen çocukların oranı yüzde 67; et, tavuk veya balığı her gün tüketmediği belirtilen çocukların oranı yüzde 87,3.

BM 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na göre; iyi sağlık ve refah alanında anne ölüm oranı her 100 bin canlı doğumda 17,3, yenidoğan ölüm oranı ise her bin canlı doğumda 4,7, Beş yaş altı ölüm oranı ise bin canlı doğum başına 9, tüberküloz insidansı ise her 100 bin nüfusta 18, evsel hava kirliliği-ortam hava kirliliğinin ölüm oranı her 100 bin nüfusta 45,5, 15-19 yaş arası gençlerdeki doğurganlık hızı bin kadın başına 14,7.

İklim değişikliğinden en fazla etkilenenler derin yoksulluk içinde yaşayan ve en savunmasız durumda olan çocuklar. Kaynak tükendikçe çocuklar okuldan alınıp çalıştırılıyor. Yoksullaştıkça ‘çocuk evliliği’ artıyor. Açlık ve yoksulluk, suç oranını artıyor. Kirlilik, en çok çocukları etkiler. Anne karnında ve erken çocuklukta kimyasallara maruz kalmak, erken bebek ölümüne yol açıyor.

BM 2023 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu’na göre; eşitsizliklerin azaltılması alanında yaşlı yoksulluk oranı (66 yaş ve üzeri nüfusun yüzdesi) yüzde 13,7 (2019). Ülkemizde sosyal koruma kapsamında emekli/yaşlı, dul/yetim ve engelli/malul maaşı alan kişi sayısı, 2020 yılında 14 milyon 288 bin iken yüzde 2,4 artarak 2021 yılında 14 milyon 624 bin kişiye yükseldi (TUİK, Sosyal Koruma İstatistikleri, 2021).

İstanbul Politik Araştırmalar Enstitüsü’nün Mayıs 2021 tarihli Türkiye’de İşgücünde Yaşlılar ve Güvencesizlik adlı raporuna göre; yaşlı nüfusun istihdama katılım oranı ise yüzde 12’dir. 2022 yılında, çalışmak zorunda olan 65 yaş üstü 99 işçi yaşamını yitirdi. 2023 yılının ilk beş ayında, 65 yaş ve üstü 36 işçi yaşamını yitirdi (İSİG, 2023). 2022 İŞKUR verilerine göre, 65 yaş üstü toplam 2 bin 130 kişi işe yerleştirildi. Kayıtlı işsizlerde ise 65 yaş üstü 7 bin 188 kişi beklemekte.

Sosyal koruma kapsamında emekli, yaşlı, dul, yetim ve engelli, malul maaşları iyileştirilmelidir. Sosyal güvencesi olmayan yaşlıların sağlık hizmetleri için hukuki düzenlemeler yapılmalıdır. Belediyelerde yaşlılara yönelik bakım merkezleri, evde bakım-evde sağlık hizmetleri ve yaşlı yaşam merkezleri açılmalıdır.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

Erdoğan’ın Körfez Beklentisi: Başlangıç Olarak 10 Milyar Dolar…

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE) ziyaret etti. Erdoğan’ın bölgeyi ziyareti sonrası Basra Körfezi ülkelerinin başlangıç olarak yerli varlıklara yaklaşık 10 milyar dolar büyüklüğünde yatırım yapmalarını beklediği belirtildi.

Geçen ay Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek mevkidaşları ile “ekonomik işbirliği fırsatlarını” görüşmek üzere BAE’yi ziyaret etmiş ve BAE Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile görüşmüşlerdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zayıflayan lira, ağır borçlar ve yüksek seyrini sürdüren enflasyon ile zor durumda olan ülke ekonomisini canlandırmak hedefiyle Basra Körfezi ülkelerine düzenlediği gezi kapsamında Birleşik Arap Emirliklerini (BAE) ziyaret etti.

Erdoğan, Suudi Arabistan’ın Cidde ve Doha kentlerini de içeren turun son durağı olarak Abu Dabi’yi ziyaret etti. Diplomatik çabaların karşılık vermesiyle Suudi Arabistan Türkiye’den insansız hava aracı (İHA) satın almayı kabul etti ve böylece Türkiye tarihindeki en büyük savunma anlaşması imzalanmış oldu.

Cumhurbaşkanı, son iki yıldır Riyad ve Abu Dabi ile Ankara’nın siyasi İslam ve demokrasi yanlısı hareketleri desteklemesi nedeniyle kötüleşen ilişkileri düzeltmek için çabalıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE 2017 yılında Katar’a abluka uyguladığında Doha’ya asker göndermişti.

İlişkiler düzeldikçe ticaret yeniden başladı. Abu Dabi, geçen yıl değer kaybeden TL’ye destek sağlamak üzere Ankara ile yerel para birimleri cinsinden 5 milyar dolar büyüklüğünde bir swap anlaşması imzalamış, BAE merkezli şirketler de Türkiye’de yaptıkları yatırımları duyurmuşlardı.

Şimşek Ve Yılmaz’ın ziyaretleri

Geçen ay Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek mevkidaşları ile “ekonomik işbirliği fırsatlarını” görüşmek üzere BAE’yi ziyaret etmiş ve BAE Devlet Başkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan ile görüşmüşlerdi.

Ekonomilerinde petrol dışında da çeşitlilik sağlamak üzere planlarını açıklayan Basra Körfezi ülkeleri Türkiye’nin yerel endüstrileri ve teknoloji transferlerini geliştirmede kendilerine destek olmasını umuyor. Suudi Arabistan ile imzalanan İHA anlaşması kapsamında ortak üretim de yer alıyor.

Cumhuriyet’in Reuters’tan aktardığı habere göre, İki üst düzey yetkili, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgeyi ziyareti sonrası Basr Körfezi ülkelerinin başlangıç olarak yerli varlıklara yaklaşık 10 milyar dolar büyüklüğünde yatırım yapmalarını beklediğini belirttiler.

Paylaşın

İmamoğlu Ve Ekibinin “Değişim” Toplantısı: Kılıçdaroğlu’ndan Karşı Hamle

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bazı üst düzey Cumhuriyet Halk Partili (CHP) yöneticilerle yaptığı online toplantının internete sızdı. Kılıçdaroğlu, İmamoğlu öncülüğünde yürütülen olağanüstü Parti Meclisi (PM) toplantısı çağrısına karşı Pazar günü PM’yi olağan toplantıya davet etti.

Bugün içinse Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ekrem İmamoğlu ekibi tarafından kamuoyuna açıklama yapılacağı yönündeki hazırlığı öğrenerek MYK’yı sabah toplantıya davet etmesi de dikkat çekti. CHP MYK toplantısı yaklaşık 2 saat sürdü.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun haberine göre; 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan seçimlerin ardından Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki (CHP) “değişim” tartışması, Kemal Kılıçdaroğlu’nun görevden ayrılması amacıyla nasıl bir çalışma yürütüldüğüne ilişkin bir toplantının videosunun sızdırılmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Ana muhalefet partisi CHP”de 14 Mayıs’ta parti oyu dolayısıyla milletvekili sayısında artış sağlanamaması ve 28 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı Seçimi’nin kaybedilmesiyle “değişim” talebi gündemde. CHP tabanındaki seçim sonuçlarına yönelik eleştiriler üzerine “değişime hazırım” diyen Kılıçdaroğlu, ilk önce Merkez Yürütme Kurulu (MYK) yani yakın çalışma ekibini yenileyerek, “kaptan” olarak gemiyi güvenli limana ulaştıracağını söyledi.

Bu yaklaşımı yeterli olmayınca Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanılığı seçiminde aldığı yüzde 48 oyla toplumdaki ulusalcı, Kürt, muhafazakar, ülkücü farklı kesimleri barıştırdığı ve böylece aslında değişimi gerçekleştirdiği görüşünü paylaştı.

“Başörtülüsü, başı açığı, seküleri, Atatürkçüsü, milliyetçisi biraraya geldiyse büyük bir değişimi zaten başlatmışız demektir. Ama biz toplum olarak neyin değiştiğine değil, neyin değişmediğine bakarsak hata yapmış oluruz. Değişen şeyler yüzde 20’lerden yüzde 48’lere uzanan kitlelerdir. Değişen şeyler, asla görüşülemez denilenle görüşmek, ittifak yapmaktır” sözleriyle genel başkanlıktan ayrılmayacağı şeklinde yorumlanan Kılıçdaroğlu’na karşı lider değişimi talebi ise hız kazandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu öncülüğünde, olağanüstü Parti Meclisi (PM) toplantısı ve ilçelerdeki kongre sürecine Kılıçdaroğlu yönetimince müdahale edilmesini engelleme hazırlığı yapıldığı kamuoyuna taşındı. Kılıçdaroğlu’yla seçim öncesinde MYK üyesi olarak görev alan bazı isimlerin katılımıyla yapılan çevrimiçi toplantı, Youtube’da “Değişim Gerçeği” adlı bir hesaptan paylaşıldı.

Parti Meclisi pazar günü toplanıyor

Kemal Kılıçdaroğlu ise, İmamoğlu öncülüğünde yürütülen olağanüstü PM toplantısı çağrısına karşı Pazar günü PM’yi olağan toplantıya davet etti. Bugün içinse Kılıçdaroğlu’nun, İmamoğlu ekibi tarafından kamuoyuna açıklama yapılacağı yönündeki hazırlığı öğrenerek MYK’yı sabah toplantıya davet etmesi de dikkat çekti. CHP MYK toplantısı yaklaşık 2 saat sürdü.

İmamoğlu’nun hazırlığı “ihanet” suçlamasıyla sızdırıldı

“İşte yüzyılın ihaneti. Kılıçdaroğlu’na tarihi ihanet” başlığıyla sızdırılan videonun altında açıklama bölümünde yer alan yazıdaki, “İmamoğlu’nun Değişim A Takımı ile gizli darbe toplantısı” ifadesi dikkat çekti.

Yazıda, “Tamamı partiye çökmüş, dönemlerdir her türlü malı götürmüş, son seçimde milletvekili listesini yapmış kişiler. Değişim manifestosunu Bülent Tezcan yazıyor, örgütleri Tekin Bingöl ayarlıyor” ifadesiyle geçmişte Kılıçdaroğlu’nun yakın çalışma arkadaşı olmalarına vurgu yapıldı. Yazıda ayrıca, “Ayağa kalk CHP örgütü, ihaneti gör, partine sahip çık” denilmesi de göze çarptı.

Video kapsamında olağanüstü PM çağrısı hazırlığına eski MYK üyeleri Bülent Tezcan, Tekin Bingöl, Engin Altay, Onursal Adıgüzel, Muharrem Erkek ve Selin Sayek Böke ile CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in destek verdiği görüldü. Videoda yer almamalarına rağmen tanıtım yazısında, Hakkı Süha Okay, Pınar Uzun, Sevgi Kılıç, Gökan Zeybek ve Ahmet Hakan Uyanık’ın da ekipte bulunduğu açıklandı.

14 Mayıs’ta İstanbul milletvekili olduktan sonra CHP Grup Başkanvekili olan Gökhan Günaydın’ın doğrudan hazırlık sürecini yürüttüğü de görüldü. Ayrıca PM üyeleri Hasan Baltacı, Umut Akdoğan, Yaşar Selman, Erbil Aydınlık ve Turan Aydoğan’ın da sürece katıldığı öne sürüldü.

“Aile meselesi gibi konuşuyoruz”

İBB Başkanı İmamoğlu ise bugün, kendisi ile CHP’li bazı kurmayların çevrimiçi yaptıkları toplantı kaydının sızdırılması hakkında yaptığı açıklamada, bu görüşmelerin hiçbir gizli tarafı olmadığını belirterek, “Biz partimizle ilgili mevzuları partimizin yetkilileriyle çekinmeden açık ve seçik kalbimizde ne varsa birarada, bir aile meselesi gibi konuşuyoruz, konuşmaya da devam edeceğiz. Oradan sağlıklı karar çıkması için de yapılan her işlemi takip etmeye devam edeceğiz” dedi.

Toplantı videosunu kimin, nasıl sızdırdığını araştıracaklarını söyleyen İmamoğlu, sızdırma meselesiyle ilgili soruya, “Bugün bile buna benzer toplantılarımız var. Konuşulan konular partinin konularıdır. Bunlarla ilgili hiçbir kelimesini sizin huzurunuzda konuşmayacağım. Ama masalarda konuşmaya devam edeceğim” yanıtını verdi.

Paylaşın

Anayasa Mahkemesi’nden 24 Yıl Sonra “Yaşam Hakkı İhlali” Kararı

Anayasa Mahkemesi (AYM), 24 yıl önce “terörist” denilerek öldürülen iki gencin dosyasında “yaşam hakkı ihlali” kararı verdi.  Mahkeme, ayrıca zaman aşımı nedeniyle düşürülen davada başvurucuların ailelerinden her birine 390 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Kararda, soruşturmada yapılan eksikliklere de dikkat çekildi. Savcılığın ölenlerin üzerinde bulunduğu belirtilen silahlarda parmak izi incelemesi yapmadığı, atış artığının tespit edilmesi için ölenlerden ve polislerden el svapları almadığına dikkat çekilen kararda, ölenlerin otopsisinin ve giysileri üzerinde de inceleme yapılmadığı belirtildi.

Cesetlerin karakol bahçesine getirildikten sonra savcıya haber verildiği anlatılan kararda, yine delillerin olaya karışan görevlilerin katılımı olmadan toplanmamasının soruşturmada çok ciddi eksikliklerin ortaya çıkmasına neden olduğu kaydedildi.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Anayasa Mahkemesi (AYM), Bingöl’ün Genç ilçesinde 1999 yılında “çatışma” adı altında “terörist” denilerek 19 yaşındaki Mehmet Eliveren ile 17 yaşındaki lise öğrencisi yeğeni Yılmaz Eliveren’in öldürülmesine ilişkin olayda “yaşam hakkının ihlal edildiğine” hükmetti. Mahkeme, ayrıca zaman aşımı nedeniyle düşürülen davada başvurucuların ailelerinden her birine 390 bin TL manevi tazminat ödenmesine karar verdi.

Kararında savcılık soruşturmasına eleştiriler yönelten AYM, “olayın tüm yönleriyle aydınlatılması bakımından gerekli ve yeterli düzeyde, makul sürat ve özende yürütüldüğünden söz edilemeyeceği” görüşüne yer verdi. AYM, yerel mahkemenin olayı “kasten öldürme” değil, “taksirle öldürme” suçu olarak görmesi ve dosyayı zaman aşımı nedeniyle düşürmesine ilişkin ise bir değerlendirme yapmadı.

AYM’ye taşınan olay neydi?

AYM’nin kararında yer alan bilgilere göre, 17 Nisan 1999 tarihinde saat 21:00 sıralarında devriye görevi yapan Bingöl Emniyet Müdürlüğü Özel Harekât Şube Müdürlüğü ekipleri, Genç ilçesinde “teröristlerin sızdığı” ihbarını aldı. İlçe girişinde korucuların uzun namlulu tüfekle ateş etmesi üzerine polisler, kendilerine yaklaşan ve ellerinde noktalayıcı lazer ışıkları olduğu öne sürülen amca Mehmet Eliveren ve ile yeğeni Yılmaz Eliveren’e ateş ederek iki gencin ölümüne sebep oldu.

Dragon model zırhlı araçtan açılan ateş sonucu Mehmet Eliveren’in bacağı diz altından koptu. Savcıların olay yerinde yaptığı keşif sırasında olay yerinde kalaşnikof tüfeklere ait boş kovan, el bombası pimi, kaleşnikof tüfek ve iki el bombası ele geçirildi.

Polislerin hazırladığı olay yeri inceleme tutanağında ise ihbar üzerine bölgeye hareket edildiği, arama tarama yapılırken mezarlığın yüksek kesimlerinden önce iki adet el bombası atıldığı, ardından uzun namlulu silahlarla ateş edildiği öne sürüldü. Bu sırada bir polisin bacağından hafifçe yaralandığı anlatılan tutanakta, 20 dakika süren çatışmada “iki örgüt mensubunun ölü olarak ele geçirildiği”, yanlarında ise birer adet Rus tipi el bombası bulunduğu kaydedildi.

“Olay yerine polisler silah bıraktı”

2010 yılında Taraf Gazetesi’nde yer alan bir haber üzerine yeniden soruşturma başlatan başsavcılık, olayla ilgili tanıkları dinlendi. Tanık olarak dinlenen G.K. adlı kişi, ölenleri köylüleri olmaları nedeniyle tanığını, Mehmet Eliveren’in asker malzemesi satan bir dükkân işlettiğini, ilçe emniyet amiri A.K. ile Eliveren’in aralarının çok iyi olduğunu anlattı. Ancak olaydan iki gün önce ikili arasında iş yerinde tartışma yaşandığını belirten tanık, tutanaklara göre sanık A.K.’nin Mehmet Eliveren’e olan 8 bin dolarlık borcunu ödemediğini söyledi.

Soruşturma kapsamında 2012 yılında dinlenen güvenlik görevlisi gizli tanık M. ise dikkat çekici bir ifade verdi. İfadesinde 1998 yılı Mayıs-Haziran aylarında Genç ilçesine bağlı Yerlikaya köyünde PKK üyelerine yapılan operasyonda 5 örgüt mensubunun “ölü ele geçirildiğini” kaydeden gizli tanık, burada bir samanlıkta çok sayıda kaleşnikof marka tüfek ve Rus yapımı el bombası bulunduğunu söyledi.

Bunlardan bir kısmının Bingöl Jandarma Alay Komutanlığı’na teslim edildiğini belirten tanık, davanın sanıklarından komiser A.K.Ç’nin talimatıyla bir adet biksi, altı kaleşnikof tüfek, iki adet dürbün, 20’ye yakın Rus yapımı el bombasının “yanlışlıklarda kullanılmak üzere” şube mühimmat deposuna konulduğunu öne sürdü. Gizli tanık M. iki gencin öldürüldüğü operasyonda olay yerinde bulunan bir kaleşnikof tüfek ve iki el bombasının da olaydan sonra depodan alınarak olay mahalline bırakıldığını kaydetti.

Olay sırasında ilk ateşi ellerinde kaleşnikof olan korucuların başlattığını anlatan tanık, bu sırada özel harekât polislerinin karşılarında “terörist unsur varmış gibi” olaya müdahale ettiğini, iki gencin türbeye benzer yerde yanlışlıkla öldürüldüğünü anlattı. Tanık, gençlerden birinin üzerinde hâlâ okul kravatı olduğunu, olay yerine gelen savcının kasıtla “bari şu kravatı alın” dediği söyledi.

Savcılık, Özel Harekât Şube Müdürlüğü’ne yazı yazarak kayıt dışı mühimmat olup olmadığını sordu. Emniyet ise kayıt dışı mühimmat bulunmadığını öne sürdü. Bu arada savcılık, ölen iki gencin örgüt üyesi olduğuna ilişkin bir delil olmadığına karar verdi.

Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığı ise 2013 yılında soruşturmayı tamamlayarak özel harekat polisleri A.K. A.K.Ç. M.Y., B.G. ve M.A hakkında tasarlayarak öldürme, tehdit, resmi evrakta sahtecilik suçlarından iddianame düzenleyerek dava açtı.

İddianamede, özel harekât polislerinin devriye görevi yaptığı sırada ilçe girişinde pusu görevi yapan korucuların kaleşnikof tüfekle ateş ettikleri anlatıldı. Bunun üzerine polislerin teyakkuza geçtikleri ifade edilen iddianamede, “maktulleri ellerinde noktalayıcı lazer ışıkla yaklaşmaları üzerine ateş ederek öldürdükleri, bu kişilerin terörist olmadıklarını anlayınca da sorumluluktan kurtulmak için cesetleri yakında bulunan mezarlığa götürdükleri” vurgulandı.

Şüphelilerden K.Ç.’nin daha önce ele geçirilen ancak kayıtlara geçirilmeyen bir kaleşnikof tüfek ve iki adet el bombasını getirerek tüfek ile ateş ettiği, bu tüfek ve el bombalarını maktullerin yanına koydukları, gerçeğe aykırı tutanak hazırladıkları vurgulandı. Olay sırasında sağ kasığından şarapnel parçası nedeniyle yaralandığı öne sürülen polisin hastaneden aldığı raporun da sahte olduğu belirtildi.

2016’da davayı sonlandıran mahkeme, sanıkların suçunu kasten öldürme değil, taksirle öldürme suçu olarak değerlendirdi. Sanıkların gerekli özen ve dikkati göstermeden terörist sanılarak maktulleri öldürdüklerini savunan mahkeme, taksirle öldürme suçundan ise zaman aşımı süresinin dolması nedeniyledavanın düşmesine karar verdi. Yargıtay da bu kararı onadı. Bingöl Emniyet Müdürlüğü Disiplin Kurulu, zamanaşımı nedeniyle polisler hakkındaki dosyası işlemden kaldırdı.

Bunun üzerine 2019 yılında dosya AYM’ye taşındı. Yüksek Mahkeme, yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine karar vererek 12 başvurucuya 390 biner TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti. Kararda, sanıklar hakkında zamanaşımı nedeniyle davanın düşürülmesi kararının vahim sonuçlar doğuran eylemlerinin kamu makamlarınca hiçbir koşulda hoş görülmeyeceğini göstermediği, cezasızlık açısından yeterli olmadığı vurgulandı.

Soruşturmada eksik yapılan işlemler

Kararda, soruşturmada yapılan eksikliklere dikkat çekildi. Savcılığın ölenlerin üzerinde bulunduğu belirtilen silahlarda parmak izi incelemesi yapmadığı, atış artığının tespit edilmesi için ölenlerden ve polislerden el svapları almadığına dikkat çekilen kararda, ölenlerin otopsisinin ve giysileri üzerinde de inceleme yapılmadığı belirtildi.

Cesetlerin karakol bahçesine getirildikten sonra savcıya haber verildiği anlatılan kararda, yine delillerin olaya karışan görevlilerin katılımı olmadan toplanmamasının soruşturmada çok ciddi eksikliklerin ortaya çıkmasına neden olduğu kaydedildi.

Mahkeme, soruşturma ve kovuşturmanın 20 yıl 5 ay 22 günde tamamlanmasını da makul bulmadı. Kararda, “Tüm bu değerlendirmeler sonucunda soruşturmanın olaya karışmış olabilecek kişilerden bağımsız şekilde maddi gerçeğin açığa çıkarılması, ölümle sonuçlanan olayın tüm yönleriyle aydınlatılması bakımından gerekli ve yeterli düzeyde, makul sürat ve özende yürütüldüğünden söz edilmeyecektir” denildi.

Paylaşın

CHP Sözcüsü Faik Öztrak: Etik Olmayan Toplantıları Doğru Bulmayız

İBB Başkanı İmamoğlu’nun CHP’li bazı kurmaylarla çevrimiçi yaptığı toplantı ya ilişkin konuşan CHP Sözcüsü Öztrak, “Millet zulüm altıdayken Zoom konuşmayı doğru bulmayız. Partimizin geleneklerine uymayan, partinin hiyerarşisini dikkate almayan, etik olmayan toplantıyı doğru bulmuyoruz” dedi ve ekledi:

“Yarışmaya ‘Evet’ diyoruz ama bu süreçte partimizin yıpratılmasını doğru bulmuyoruz. Genel merkezimizin de bu görüşmeden haberi yoktu. Partimizin yönetimi 100 yıllık partimizi limana yanaştırmaya kararlıdır.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında bu hafta ikinci kez toplandı.

Toplantının ardından kameraların karşısına geçen CHP Sözcüsü Faik Öztrak, ekonomideki gelişmelerinin MYK toplantısında konuşulduğunu belirterek şunları kaydetti:

“Hükümetin zulme dönen zamlarına karşı çıkarmak amacıyla bu MYK’mizde almış olduğumuz ve bundan sonra da alacağımız tedbirleri gözden geçirdik. Bildiğiniz gibi, 81 il başkanımız bu zamları protesto etti, basın toplantılarıyla bu zamlara karşı çıktı.

Ayrıca mutfaklar yanarken milletimize kemer sıktıranlar saraylarında sefa sürerken, millet iradesini tecelligahı TBMM tatil yapmamalı dedik, Meclisimizi olağanüstü toplantıya çağırma kararını da almıştık.”

“Bundan sonra da zamma, zulme karşı çıkmayı sürdüreceğiz. Milletimizin sesi olmaya, bu gidişe dur demeye devam edeceğiz” diyen Öztrak, pazartesi günü (17 Temmuz) yapılan MYK toplantısında eksik kalan bazı il ve ilçe örgütlerine de atamaların yapıldığını söyledi.

“Etik olmayan toplantılar”

Öztrak’ın bu açıklamalarının ardından soru-cevap bölümüne geçildi.

“CHP’de ‘değişim’ tartışmaları devam ederken İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, partinin ileri gelen isimleriyle internet üzerinden toplantı düzenledi. Bu toplantının görüntüleri de sızdırıldı. Toplantıya ilişkin görüşlerinizi alabilir miyiz? Genel Merkez’in bu toplantıya bakışı nedir? Bir ek olarak da Genel Merkez’in bu toplantıdan önceden haberi var mıydı?” sorusuna Öztrak şu yanıtı verdi:

“Ülke yangın yerine dönmüşken, millet zam-zulüm altında inlerken zoom konuşmayı doğru bulmayız. Partimizin kongreler süreci hızla ilerlerken, partimizin geleneklerine uymayan, hiyerarşisini dikkate almayan, etik olmayan toplantıları doğru bulmayız.

Yarışmaya evet diyoruz ama bu süreçte partimizin yıpratılmasını da doğru bulmuyoruz. Partimizin Genel Başkan’ı ve Merkez Yönetim Kurulu yüz yıllık Cumhuriyet Halk Partisi’ni limana hasarsız yanaştırmaya kararlıdır. Bunu da yapacaktır.

Bir de ‘Genel Merkez’in haber var mıydı’ şeklinde bir soru vardı. Hayır haberimiz yoktu.”

Paylaşın