Ekonomistlerden “Enflasyon” Tahmini: Ağustosta Sert Yükselecek

Enflasyon temmuz ayında bir önceki aya göre yüzde 9,49, bir önceki yılın ayına göre yüzde 47,83 artarken, Reuters’ın görüşlerine başvurduğu toplam beş ekonomist enflasyonun ağustosta ayında yüzde 5.5 ila yüzde 8.5 arasında artacağını öngördü.

Geçen ay açıklanan enflasyon raporu toplantısında Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, enflasyon tahminini yıl sonu için yüzde 22.3’ten yüzde 58’e yükseltirken öngörülen patikaya göre 2024 yılında enflasyonun yüzde 33 seviyesine gerileyeceğini açıklamıştı.

Temmuz ayındaki vergi ve fiyat artışlarının ay ortasında gerçekleşmesi nedeniyle ağustosa sarkan etki TÜFE’deki yüksek seyir beklentisinde öne çıkan en önemli unsur.

TL’deki değer kaybının birikimli etkileri ve akaryakıt zamlarının doğrudan ve dolaylı etkileri ile asgari ücret artışı da öne çıkan diğer unsurlar. Ekonomistler gıda fiyatlarında akaryakıtın da etkisiyle bu ay belirgin artış öngörüyor. Gıda geçmiş yıllara bakıldığında yaz aylarında fiyat artışlarının en az olduğu kalemlerden.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bugün gazetede yer alan açıklamalarında amaçlarının geçiş dönemi sonrası enflasyonu kalıcı olarak aşağı çekmek olduğunu belirterek, yapılan vergi düzenlemelerinin enflasyonist olduğunu ancak bunun tekrarlanmayacağını söyledi.

Ekonomistler ayın ilk günlerinde, içinde bulundukları aya ilişkin enflasyon tahmini yapabiliyor. Ancak ay içindeki gelişmeler bu tahminleri her iki yönde değiştirebiliyor. Bu ay yaşanan etkinin büyük bölümünün geçen aydan sarkan etki olması nedeniyle tahminler ayın ilk günlerinden itibaren daha gerçekçi.

Örnek olarak TÜİK akaryakıt fiyatlarını ay içinde birden fazla kez topluyor. Fiyat artışının ay ortasında gerçekleştiği durumda etkinin bir kısmı değişimin olduğu aya kalan kısmı ise takip eden ilk aya yansıyor.

Akaryakıttan alınan özel tüketim vergisinin (ÖTV) Temmuz ortasında keskin şekilde artırılmasıdan bugüne benzinin litre fiyatı 25 TL’den 36 TL’ye yükseldi. Bu akaryakıt fiyatlarının bir aya yakın sürede yüzde 45 artığı anlamına geliyor.

Öte yandan ekonomistler kısmen haziran ve daha belirgin şekilde Temmuz ayında TÜİK’in vergi artışlarının TÜFE’ye yansımasına ilişikin “ölçümde belirgin bir kalite artışı” gördüklerine de dikkat çekiyorlar.

Konunun hassasiyeti nedeniyle ismini vermek istemeyen bir ekonomist, “Temmuz için TÜFE’de yüzde 9.5 ölçümü bence vergi ve akaryakıt kaynaklı değişimin tamamını ölçmeyi başarmış. Yılbaşı ile Haziran ve Temmuz ölçüm kalitesi arasında belirgin bir fark var. Hala giyim gibi kalemlerdeki ölçümler iyi değil ancak kalite artışının devamı gelirse bu pozitif olur. Doğru veri doğru politikalar için çok gerekli” dedi.

TÜİK, enflasyon başta olmak üzere açıkladığı verilerin sokaktaki gerçekleşmeleri tam yansıtamadığı gerekçesiyle 2018 yılından beri eleştiriliyor. Bu eleştirilerin ardından işsizlik verilerinde yapılan değişikliklerle bu veri özelinde belirgin iyileştirmeler yapılmıştı. Benzer bir adım TÜFE için başlatılsa da yarım kalmıştı.

Geçen ay açıklanan enflasyon raporu toplantısında Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, enflasyon tahminini yıl sonu için yüzde 22.3’ten yüzde 58’e yükseltirken öngörülen patikaya göre 2024 yılında enflasyonun yüzde 33 seviyesine gerileyeceğini açıkladı.

Yılsonu için piyasa beklentisi de yüzde 60’a yakın bir yerde, dolayısıyla TCMB bu toplantıyla uzun bir aradan sonra ilk kez piyasa tahminlerine paralel bir yol haritası çizmiş oldu.

Ekonomistler doğalgaz faturalarının tahsil edilmediği Mayıs 2023’ün baz oluşturacağı Mayıs 2024’te TÜFE’nin yüzde 70 seviyesine yakın bir yerde zirve yapacağını bekliyor. TCMB de zirvenin benzer tarihte yüzde 60 üzerinde olacağını söylüyor.

Mayıs 2024 zirvesinin ardından ise enflasyonda belirgin düşüş bekleniyor. Piyasa enflasyon tahminleri ise 2024 sonu için genel olarak yüzde 40-%45 civarında.

Göreve geldiğinde kademeli sıkı para politikası uygulayacağını açıklayan ve enflasyondaki düşüşü yeniden ana odağı haline getiren Erkan başkanlığında TCMB politika faizini iki ayda 900 baz puan artırdı. Enflasyonla mücadele için faiz politikasının yanı sıra krediler de belirgin kullanılıyor.

“Gelecek yıl itibarıyla düşüşü net olarak göreceğiz”

Reuters’a bilgi veren bir yetkili, “Temmuz ayı enflasyonu oldukça yüksek geldi, Ağustos da yüksek gelecek. Birkaç ay daha, enflasyonda alınan vergi kararlarının etkileri olacak. Ancak yılın yüzde 59-60 civarında biteceği görülüyor… Gelecek yıl itibarıyla düşüşü net olarak göreceğiz” dedi ve ekledi:

“Gelecek yıl sonunda enflasyon yüzde 30’un hemen üzerine kadar düşecek. Bu konuda hem Hazine’nin hem TCMB’nin veri odaklı çok ciddi çalışmaları var. Ekonomi yönetimine yönelik ‘eli serbest değil’ gibi yorumlar yapılıyor ama ortadaki politika değişikliğine bakılınca bu eleştiri fazla ağır.”

Seçim öncesi yüksek enflasyona rağmen faizler düşük tutulurken, TL’nin değerinin daha da düşmesini engellemek için TCMB rezervlerden satış yapıyordu. Öte yandan bankacılık sistemi üzerinden uygulamaya alınan regülasyonlar da TL’nin değersizleşmesini engelleme amacı güdüyordu. Bu yapı ekonomistler ve toplumun geniş kesimleri için “sürdürülemez” olduğu gerekçesiyle eleştiriliyordu.

Seçim sonrasında ise TCMB beklentilerin altında kalan faiz artışları ile birlikte, ihracat hariç kredi büyümesini sınırlayacak adımlarla sıkılaştırma kararlarını destekledi. Ekonomi yönetimi enflasyondaki düşüşün öncelik olduğunu belirtirken sürecin zaman alacağını ancak kararlı olduklarını belirtiyor.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

İYİ Partili Vural’dan “İttifak” Açıklaması: Arayışımız Da, Teklifimiz De Yok

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirme yapan İYİ Partili Oktay Vural, “Şu anda bir ittifak söz konusu değil. Yerel seçimlerle ilgili partinin elbette bir tutumu olacaktır. Ama bir ittifak arayışımız da yok, teklifimiz de yok” dedi ve ekledi:

“Biz Türkiye’yi yenilemek istiyoruz. Türkiye’yi dönüştürmek istiyoruz. Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe gitmesini istiyorsak halkın büyük çoğunluğunun bize yönelmesini sağlamamız gerekiyor. Elimizdeki oyu yeterli görmüyoruz. Yeterli görmüyorsak halka gideceğiz.”

Seçimlerinden ardından İYİ Parti’de gerçekleşen kongrede Siyasi İşler Başkanlığı’na getirilen Oktay VuralGazete Duvar’dan Ceren Bayar’a konuştu.  Vural’ın yanıt verdiği sorulardan bazıları şöyle:

Kazanacak aday tartışmasıyla bağlantılı en kritik hamle Akşener’in masadan kalkması oldu. Sizce doğru bir hamle miydi? Ve masaya geri dönmesi doğru karar mıydı?

Güzelim ülkenin ekonomisi kötü, dış politikası kötü, yönetim sistemi kişiselleşmiş, otoriterleşme var. Toplumun da bir değişme talebi var. Böyle bakıldığında buna engel olmak istemedi. Sonuçta bu denklemi güçlendirecek şahsiyetleri sürecin içerisine dahil etmeyi tercih etti ve Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş’ın sürece katılmasını sağlayarak denklemi güçlendirdi.

Çünkü pek çok ankette bu iki isim önde çıkıyordu. Böylelikle hiç olmazsa birtakım veriler ve halkın kanaatleri dikkate alınarak bir adım atıldı. Sayın Akşener, iki büyükşehir belediye başkanını sürece dahil etti. Kazanmak için ciddi bir hamle yaptı. İmamoğlu ve Yavaş olmasaydı ne olacaktı? Sayın Kılıçdaroğlu kiminle miting yapacaktı? Ayrıca belediye başkanları icracı oldukları için onların icraatları da kazanmayı güçlendiren bir etkiydi.

Dolayısıyla Sayın Akşener’in hem kazanacak aday vurgusu hem masadaki tutumu haklıydı. Toplumsal değişim talebini, halkını, milletini ön plana aldı. Kendi partisi kazanır kazanmaz, bunu düşünmedi. Masada tavrını koydu. Masadan kalkışı da masaya dönüşü de toplum için oldu. Başka bir şey aramaya gerek yok. Beklentisi mi var? Yok. Diğer liderler de cumhurbaşkanı yardımcısı adayı oldu, kendisi de.

Millet İttifakı’nın iki partisi vardı. Bir Cumhuriyet Halk Partisi ve bir de İYİ Parti. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı adayı ama İYİ Parti’nin Genel Başkanı Cumhurbaşkanı Yardımcısı adayı. Sayın Akşener, kendi partisinin başında parlamentoyu da hedefleyebilirdi. Tüm bunları kabul etti ve toplumsal değişimi temin etmeye ve kazanmaya yönelik adımlar attı.

Bütün bu tartışmaları dikkate aldığınızda Meral Hanım’ın tutumu haklı değil miydi? Bence haklıydı, haklı çıktı. Altılı Masa içerisinde birilerinin bunu dikkate alması gerekmez miydi? Bence gerekirdi. Tüm bu tablo ortadayken Meral Hanım, hiç “kaybetti” demedi, hep “kaybettik” dedi. Üsluba bakın. Sorumluluğu bir başkasının üzerine atmadı, kimseyi de suçlamadı. Onun haykırışının, duruşunun arkasında birtakım doğruları paylaşma arzusu olduğunu görmek lazım.

Son seçimin belirleyenlerinden biri de ittifak sistemi oldu. Altılı Masa’nın başarılı bir ittifak sınavı vermediğini söyleyebilir miyiz?

50+1. Artı bir alınınca her şey alınıyor. Dolayısıyla bu, siyasal bir duruş değil; sayısal bir duruş getiriyor. Herkes siyasi çıkarını maksimize etmeye çalışan bir duruşun içerisinde, toplumun çıkarını değil. Dolayısıyla ittifaklardaki ‘artı bir’ler ne getirdi ne götürdü; buna bakmak lazım. Ben bu süreç içerisinde sadece Meral Hanım’ın siyasal çıkarla hareket etmediğini düşünüyorum. Bu süreçteki yapılanmaların hangilerinin siyasal çıkarları için hareket ettiğinin takdirini de değerli okurlarınıza bırakıyorum.

Ayrıca bir tarafta Meral Hanım’ın kazanmayı düşünen tavrı, bir tarafta ‘kazandıktan sonra ne yapacağız?’ diye düşünen bir tavır. Bunun arkasında kimin, hangi siyasi çıkarı vardı bilmiyorum. Ama şu çok net; Cumhur İttifakı kazanmaya yönelik daha fazla düşündü ve çalıştı. Kazandıktan sonrasını düşünenler kaybetti, kazanmaya yönelik düşünenler kazandı.

Seçim döneminde “milliyetçilik” kavramı çok tartışıldı. İktidarın sıkça yaptığı “beka” vurgusunun toplumda karşılık bulduğu, Altılı Masa’nın toplumun milliyetçi hassasiyetlerine hitap edemediği ve seçimin kaybedilmesinin en önemli nedenlerinden birinin bu olduğu yorumu yapıldı. Bu yoruma katılır mısınız? Altılı Masa ve masanın önemli bileşenlerinden İYİ Parti milliyetçilik konusundaki hassasiyetini topluma aktaramadı mı?

İYİ Parti’ye milliyetçi hassasiyetler üzerinden eleştiri getirmek haksızlık olur. Kutuplaşmış bir ülkede mevcut kutuplaşmayı ideolojik kutuplaşmaya çevirirseniz seçmen geçirgenliği azalır. HDP’nin, terörle ilişkili bir partinin görünür olması toplum nezdinde bu geçirgenliği azaltan en önemli hususlardan biri oldu. Bu konuda da Meral Hanım’ın “HDP’yi alın, biz çıkalım” ifadesinin arkasında hangi mesajlar olduğunu dikkate almak gerekir.

Sonuç olarak seçimde oy tercihini değiştirecek birilerinin kararını değiştirmesi, bir başka partiye, kişiye destek olabilmesi için bariyerler olmaması gerekir. Ama bariyerler buna engel oldu.

Cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun HDP’yle temasının görünür olması bahsettiğiniz oy geçişkenliğinin önünde bir bariyer miydi?

İYİ Parti’nin masadaki varlığı zaten HDP’nin devlet yönetiminde etkili olmasına engel olabilecek bir şeydi. HDP siyasi açıdan tutumu Kılıçdaroğlu’nu desteklemek olarak belirlemiş olsa da İYİ Parti’nin orada bulunması, HDP’nin Türkiye’nin geleceğini şekillendirmede bir faktör olmayacağını ortaya koydu. Meral Hanım da bunu ifade etti. Ama tablo böyle olsa da bu, karşı tarafın kullanabileceği bir şeydi. Bir şeyi nasıl yaptığınız kadar karşı tarafın yaptığınız şeyi nasıl algılatacağını düşünmeniz gerekiyor. Sizin zayıf yönlerinizi diğeri kullanır.

HDP konusundaki tutumumuzun net olduğunu ifade ettiniz. Kürt sorunu hakkındaki duruşunuzu, Kürt seçmenlere yönelik tutumunuzu nasıl tariflersiniz?

Biz Kürtleri sorun olarak gören bir parti değiliz. Böyle bir sorunun varlığını dayatanların başka siyasal amaçları vardır. Biz meseleye vatandaş ekseninde bakıyoruz. Bu coğrafyayı vatan yapan ve milli kimliğinin içerisinde olmuş bütün vatandaşlarımızı bu milletin asli evladı olarak görüyoruz. Etnisiteye bağlı, fay hatları üzerinde siyaset yapan bir parti değiliz. Bunları tehlikeli görürüz.

Kürt seçmenler olabilir. Onlara hitap etmek için ortak olduğumuz noktalardaki sıkıntıları dile getirmemiz ve birlikte ortak geleceğe doğru gitmemiz gerekiyor. Sonuçta bir kimsenin Kürt olması bir başka partiye oy vermesini ya da sempati duymasını engelleyen bir durum değil. Milli kültür içinde miyiz? Ortak kaderde miyiz? Ortak gelecekte miyiz? O zaman neye göre ayırt edeceğiz?

Dolayısıyla biz Kürt seçmenlere siyasi ipotek konulmasını doğru bulmuyoruz. Elbette insanların farklı etnik kimlikleri olabilir. Bunlara saygı göstereceksiniz ama siyaseti o eksene indirgemeyeceksiniz. Bu, aynı zamanda otoriterlik ve feodalleşmeyi sağlar. Başka birçok sorun görmezden gelinir. Siyasetçiler bu kimliği kullanarak üzerine binmek isterler. Seçim dönemi ayrıştırırlar ve çatıştırırlar. Bu tuzaktan uzaklaşmak gerekir.

Sosyal medyada ve röportajlarınızda sıklıkla “yeni dönem” vurgusu yapıyorsunuz, siyasette yeni bir yol açacağınızı ifade ediyorsunuz. Bu yeni dönemi nasıl tariflersiniz? İYİ Parti’nin siyasetinde, siyaset yapma biçiminde ne değişecek?

Kendisini topluma daha iyi anlatabileceği bir sürece doğru gidecek. Mecburiyet ve mahkumiyet ilişkisine göre indirgenen siyasetin dışına çıkacak. Mevlana’nın güzel bir sözü var; “Bir fikir olsun ki bir yol açsın, bir yol açsın ki hakikate ulaşsın.” İYİ Parti bunun için çalışacak. Bir yol açacak.

Politikacılar kendi gerçeklerini oluşturup toplumun hakikate ulaşmasını engelliyorlar. Halk kendi derdine yanamıyor. Biz kendi derdine yanan, kendi derdine çözüm bulan bir Türkiye istiyoruz. Siyasetçinin arzuladığı koltuğa ulaşması için bir Türkiye değil. Kutuplaşma toplumun gerçeklere ulaşmasını engelliyor. Böyle ilerleme sağlayamayız. Toplumsal özelliklerimizi geliştirmemiz gerekiyor.

İYİ Parti bu milletin gören gözü, duyan kulağı, uyanık vicdanı olacak. Toplumun gerçeklerine döneceğiz. Toplumsal gerçeklere ulaşmayı engelleyen değil, toplumsal gerçeklere ulaşmayı sağlayan olacağız. Toplumu mecburiyet ve mahkumiyetten kurtaracağız, sökeceğiz bu zincirleri. Yeni bir yol göstereceğiz.

Biz milli ve milliyetçi bir partiyiz. Biz inançlıyız, vatanseveriz, kalkınmacıyız, demokratız. Bunları açıkça dile getireceğiz. Şu ya da bu şekilde bir partiye destek olup iç huzuru olmayanlara İYİ Parti’yi anlatacağız. İYİ Parti’nin hem kamu hem ekonomi yönetimi hem de toplum yönetimi bakımından ileteceği çok şey var. Bu konuda düşünceleri, fikirleri olan, iç dengeleri huzursuz olan bütün insanların bu eksende buluşmasının zemini İYİ Parti’de güçlenir.

Yerel seçimlere ilişkin tutumunuzu kurullarınızda tartıştığınızı biliyoruz. Sayın Buğra Kavuncu’nun konuya ilişkin güncel bir açıklaması var; “Türkiye’yi kaybederiz dediğimizde bizi duymayanların gelip bize Ankara, İstanbul deme hakkı yok.” Öte yandan muhalefetin ittifaksız büyükşehirleri kazanamayacağına ilişkin öngörüler de var. Tutumunuz ne olacak?

Biz çoğunlukta kaybettik. Bunun çaresi toplumsal çoğunluğu kendi lehine çevirmek. Bunun için çalışacağız. Halkın çoğunluğunu alacağız. Daha fazla toplumsal desteği sağlamak için uğraşacağız. İttifak gerekiyorsa o daha sonraki konu.

Yerel seçimlerin özellikleri vardır, özelliklere göre bakılır, değerlendirir, yapılır. Şu anda bir ittifak söz konusu değil. Yerel seçimlerle ilgili partinin elbette bir tutumu olacaktır. Ama bir ittifak arayışımız da yok, teklifimiz de yok. Biz Türkiye’yi yenilemek istiyoruz. Türkiye’yi dönüştürmek istiyoruz. Türkiye’nin aydınlık bir geleceğe gitmesini istiyorsak halkın büyük çoğunluğunun bize yönelmesini sağlamamız gerekiyor. Elimizdeki oyu yeterli görmüyoruz. Yeterli görmüyorsak halka gideceğiz.

Yerel seçimlere ilişkin nasıl karar verilecek, onu partimiz değerlendirecek ama biz Türkiye’yi kazanmak istiyoruz, Türkiye’nin kazanmasını istiyoruz. Esas hedef bu. Türkiye’nin geleceğine biz talibiz, yönetimine talibiz. Yerel seçimlerde nerede ne yapılabilir? Yerel seçimin özellikleri vardır. Bunun şu andaki bir mesele olduğu kanaatinde değilim.

Paylaşın

ABD Ve Avrupalı ​​Müttefikleri, Rusya’dan Büyük Miktarlarda Nükleer Ürün Satın Aldı

Rusya, ABD ve Avrupa’daki firmalara yaklaşık 1,7 milyar dolarlık nükleer ürün sattı. Satışlar, Batı’nın Moskova’ya 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesi nedeniyle katı yaptırımlar getirmesi ve petrol, gaz, votka ve havyar gibi temel Rus hammaddelerinin ithalatını engellemesi sırasında gerçekleşti.

ABD Enerji Enformasyon İdaresi’ne göre, Rusya geçen yıl ABD’nin ihtiyaç duyduğu uranyumunun yaklaşık yüzde 12’sini sağladı. Avrupa, 2022’de uranyumunun yaklaşık yüzde 17’sini Rusya’dan aldığını bildirdi.

Rusya’nın ABD’ye gönderdiği nükleer ürünlerin değeri, 2021’de 689 milyon dolar ve 2020’de 610 milyon dolardan geçen yıl 871 milyon dolara ulaştı. ABD’nin Rusya’dan uranyum ürünleri ithalatı 2020’de 6,3 tondan 2022’de 12,5 tona neredeyse ikiye katlandı.

AB’nin istatistik ofisi Eurostat’a göre Avrupa, geçen yıl Rus nükleer endüstri ürünlerine yaklaşık 828 milyon dolar (yaklaşık 750 milyon Euro) harcadı.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupalı müttefikleri Rusya’dan çok büyük miktarlarda nükleer yakıt ve bileşikler almaya devam ediyor. Batılı yaptırımların dışında tutulan bu ürünler sayesinde Moskova, yüz milyonlarca dolar gelir elde etmeye devam ediyor.

Fakat bu durum hem silahsızlanma uzmanları hem de bazı politikacılar tarafından ithalatın Moskova’nın nükleer silah geliştirmeye devam etmesine ve Ukrayna’daki savaşı sürdürme kapasitesine destek sağladığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Çoğunlukla sivil amaçlı nükleer enerji santrallerinde kullanılan bu yakıt konusunda Rusya’ya olan aşırı bağımlılık Putin’in kaynağı kesmesi halinde ABD ve Avrupalı ülkelerinde enerji açığı yaşama riskini beraberinde getiriyor.

Washington merkezli düşünce kuruluşu Silahsızlanma Politikası Eğitim Merkezi Direktörü Henry Sokolski, silah üretenlere mali kaynak aktarmanın anlamsız olduğunu vurgulayarak “Silah yapan insanlara para vermek zorunda mıyız? Bu çok saçma. Nükleer eneji üreticilerine Rusya’da yakıt ithal etmeleri açık bir şekilde yasaklanmazsa oradan almaya devam ederler. Çünkü oradan almak daha ucuz, neden almasınlar ki?” ifadelerini kullandı.

1.7 milyar dolarlık nükleer ürün

Sektör uzmanlarına göre Rusya Ukrayna’nın işgali sonrasında bile ABD ve Avrupalı şirketlere 1,7 milyar dolar değerinde nükleer ürün ihraç etti.

Karbon emisyon salımı yapmaması nedeniyle fosil yakıtlara önemli bir alternatif olarak görülen nükleer enerjiye ilgi de artıyor. Dünya genelinde inşa halinde 60 reaktör bulunurken 300 tanesi daha plan aşamasında. Fakat uzmanlar enerji üretimi aşamasında temiz olmasına rağmen barındırdığı riskler ve atıkların saklanması ile ilgili sorunlara dikkat çekiyor.

Halihazırda 440 reaktörde nükleer enerjiden elektrik üreten 30 ülkenin birçoğu yakıt olarak kullanılan radyoaktif materyali Rus devletine bağlı Rosatom’dan temin ediyor. Şirketin 2022 raporuna göre Rosatom, uranyum zenginleştirme bakımından dünya lideri, uranyum üretimi ve yakın imali bakımından da üçüncü sırada.

Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 10 ülkede 33 yeni reaktör inşa eden Rosatom ve bağlı şirketleri geçen yıl nükleer enerji ile ilgili 2,2 milyar dolar değerinde ihracat gerçekleştirdi.

Ukraynalı yetkililer ise dünya liderlerine Rosatom’a yaptırım uygulaması çağrısında bulunuyor.

Ama böyle bir yaptırım Avrupa’da tamamen Rus yakıta bağımlı olan 5 ülkedeki 19 reaktörde soruna yol açabilecek. Öte yandan daha önce Rus nükleer yakıtı kullanan İsveç, Finlandiya, Slovakya, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti bu alımları ya tamamen kesti ya da kesmeye çalışıyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten “Enflasyon” Açıklaması: Birkaç Ay Daha Sürecek

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Merkez Bankası’nın da tahminlerinden göreceğiniz gibi, enflasyon önümüzdeki birkaç ay içerisinde geçici bazı faktörler nedeniyle artışa devam edecek. Bizim bütçe dengelerini iyileştirmek, depremin yaralarını sarmak için yaptığımız bazı vergi düzenlemeleri var” dedi ve ekledi:

“Bu vergi düzenlemeleri de tabii enflasyonist ama bu bir daha tekrarlanmayacak. Bir kerelik yaptığımız bir düzenleme bu. Yine bu sene vatandaşlarımızın, toplumun değişik kesimlerinin geçmiş enflasyona karşı kayıplarını telafi için ciddi ücret artışları oldu.”

Kısa bir süre önce enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında konuşan Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, yıl sonu için enflasyon tahminini yüzde 22,3’ten yüzde 58’e çıkardıklarını açıklamıştı.

Erkan, “Enflasyon patikamızda önemli bir güncelleme gerçekleştirdik. 2023 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 58’e yükselttik. 2024 yıl sonu tahminimizi yüzde 33’e güncelledik. 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 15’e gerileyeceğini tahmin ediyoruz” açıklaması yapmıştı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Yeni Şafak gazetesi ile mülakatında Türkiye’de uygulanan ekonomik programa ilişkin açıklamalarda bulundu.

Amaçlarının bir geçiş dönemi sonrası enflasyonu kalıcı bir şekilde aşağı çekmek olduğunu söyleyen Mehmet Şimşek, “Merkez Bankası’nın da tahminlerinden göreceğiniz gibi, enflasyon önümüzdeki birkaç ay içerisinde geçici bazı faktörler nedeniyle artışa devam edecek.

Bizim bütçe dengelerini iyileştirmek, depremin yaralarını sarmak için yaptığımız bazı vergi düzenlemeleri var. Bu vergi düzenlemeleri de tabii enflasyonist ama bu bir daha tekrarlanmayacak. Bir kerelik yaptığımız bir düzenleme bu. Yine bu sene vatandaşlarımızın, toplumun değişik kesimlerinin geçmiş enflasyona karşı kayıplarını telafi için ciddi ücret artışları oldu” dedi.

Şimşek, uygulanacak programla Türkiye’ye kaynak girişinin artacağını ve cari açığın daralacağını, bunun da enflasyonu ve beklentileri “olumlu yönde” etkileyeceğini ifade etti. Bakan Şimşek, Körfez ülkeleri ile verimli bir diyalog bulunduğunu ve bunun en somut göstergesinin 51 milyar dolarlık yatırım paketi olduğunu belirtti.

Bu yatırımların bir kısmının bu seneden itibaren kaynak akışına dönüşmesinin beklendiğini belirten Şimşek, “Gerek deprem yaralarının sarılması için uzun vadeli finansman, gerekse ihracatın finansmanı için kaynak bunlar hızlı bir şekilde Türkiye’ye kazandırılabilecek kaynaklar. Örneğin enerji yatırımları, yenilenebilir enerji yatırımları zaman alabilir. Körfez ülkeleriyle bu diyalog güçlü bir şekilde devam edecek” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, “2024’ün ikinci yarısından itibaren bugün karşıdan esen rüzgârlar destekleyici bir nitelik kazanaca” diye konuştu.

Enflasyonda 2024 vurgusu

Kısa bir süre önce enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında konuşan Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, yıl sonu için enflasyon tahminini yüzde 22,3’ten yüzde 58’e çıkardıklarını açıklamıştı.

Erkan, “Enflasyon patikamızda önemli bir güncelleme gerçekleştirdik. 2023 yıl sonu enflasyon tahminimizi yüzde 58’e yükselttik. 2024 yıl sonu tahminimizi yüzde 33’e güncelledik. 2025 yıl sonunda enflasyonun yüzde 15’e gerileyeceğini tahmin ediyoruz” açıklaması yapmıştı.

TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’de Temmuz ayında yıllık enflasyon yüzde 47,83’e yükseldi. Bakan Şimşek, Temmuz enflasyonu ile ilgili “Dezenflasyon ile fiyat istikrarının hedeflendiği bir geçiş sürecindeyiz. Para politikası duruşunun olumlu etkisiyle 2024 yılı ortasından itibaren yıllık enflasyon düşmeye başlayacak” demişti.

Paylaşın

Milli Güvenlik Kurulu’ndan 7 Maddelik Bildiri

Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı sonrası yayınlanan bildiride, toplantıda, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın gidişatı ve müteakip aşamalarda bölgeye yönelik muhtemel etkilerinin etraflıca ele alındığı, Karadeniz’de gerginliğin tırmanmasının kimsenin menfaatine olmayacağı kaydedildi.

Haber Merkezi / Tüm taraflara, gecikmeksizin müzakere masasına oturma ve savaşa son verme çağrısında bulunulan bildiride, tahıl anlaşmasına geri dönülmesinin muhtaç ülkelerdeki muhtemel olumsuzlukları önleyeceği ve gıda istikrarına katkı sağlayacağı ifade edildi.

Bildiride, toplantıda, Afrika’da meydana gelen ve kıta geneline sirayet edebilecek mahiyetteki son gelişmelerin değerlendirildiği, Kıta’nın meselelerine en uygun çözümlerin ancak Kıta’nın sahiplerince bulunabileceği ifade edildi.

İklim değişikliğinin, düzensiz göçlerden sosyal buhranlara, iç karışıklıklardan devletler arası çatışmalara kadar pek çok sorunu tetikleyebilecek etkileri üzerinde durulduğu belirtilen bildiride, meseleye ancak uluslararası toplumun adil ve samimi gayreti ile işbirliğinin çözüm getirebileceği belirtildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeki basına kapalı toplantı, yaklaşık 3 saat sürdü. Toplantının ardından bildiri yayımlandı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

1. PKK/KCK-PYD/YPG, FETÖ ve DEAŞ terör örgütleri başta olmak üzere millî birlik ve beraberliğimiz ile bekamıza yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı yurt içinde ve yurt dışında azim, kararlılık ve başarıyla icra edilen operasyonlar hakkında Kurula bilgi sunulmuştur.

FETÖ ile mücadelede gelinen son aşama değerlendirilmiş; Türkiye’nin başta güvenlik ve dış politika alanlarında olmak üzere, stratejik kazanımlarını engellemek maksadıyla kurgulanan ve harekete geçirilen bu ihanet şebekesine hiçbir surette mevcudiyet hakkı tanınmayacağı bir kez daha vurgulanmıştır.

2. Eşsiz fedakârlıklarla kazanılan Millî Mücadelemizin sonunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması’nın yüzüncü yıl dönümünde de tarihin Türkiye Cumhuriyeti’ne yüklediği mesuliyetin gereklerinin hassasiyetle yerine getirildiği ifade edilmiş; bölgemizde bir asırdır barış ve istikrara temel teşkil eden antlaşma ile kurulan düzenin milletimizin menfaatleri doğrultusunda tahkim edilmesine yönelik kararlılık teyit edilmiştir.

3. Komşumuz Irak ile iş birliğimizin her alanda daha da geliştirilmesinin hem ülkelerimizin hem de bölgemizin önemli kazanımlar elde etmesine katkıda bulunacağı belirtilmiş; Türkiye’nin terörle mücadele ile güvenlik ve istikrarın sağlanmasına yönelik çalışmalarının samimiyetle desteklenmesinin, iş birliği zeminini güçlendireceğine işaret edilmiştir.

4. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın gidişatı ve müteakip aşamalarda bölgemize yönelik muhtemel etkileri etraflıca ele alınmış; Karadeniz’de gerginliğin tırmanmasının kimsenin menfaatine olmayacağı ifade edilmiştir. Tüm taraflara, gecikmeksizin müzakere masasına oturma ve savaşa son verme çağrısında bulunulmuş; tahıl anlaşmasına geri dönülmesinin muhtaç ülkelerdeki muhtemel olumsuzlukları önleyeceği ve gıda istikrarına katkı sağlayacağı vurgulanmıştır.

5. Afrika’da meydana gelen ve kıta geneline sirayet edebilecek mahiyetteki son gelişmeler değerlendirilmiş; Kıta’nın meselelerine en uygun çözümlerin ancak Kıta’nın sahiplerince bulunabileceği ifade edilmiştir.

6. İslam dinini hedef alarak iki milyara yakın Müslümanı rencide eden ve birleşmiş milletler tarafından da nefret suçu olarak nitelendirilen menfur eylemlerin engellenmesi ve suçluların cezalandırılması hususundaki sorumluluklarını yerine getirmeyen devletler; ifade hürriyeti kisvesiyle ektikleri nefret tohumlarının ortaya çıkarabileceği yıkıcı etkileri idrak ederek bir an evvel bu tutumlarını değiştirmeye ve kutsal değerlere yönelik saldırılara karşı birlikte mücadele etmeye davet edilmiştir.

7. Küresel bir kriz hâlini almaya başlayan iklim değişikliğinin, düzensiz göçlerden sosyal buhranlara, iç karışıklıklardan devletler arası çatışmalara kadar pek çok sorunu tetikleyebilecek etkileri üzerinde durulmuş; insanlığın bu müşterek meselesine ancak uluslararası toplumun adil ve samimi gayreti ile iş birliğinin çözüm getirebileceği belirtilmiştir.

Paylaşın

İran Cumhurbaşkanı Reisi’den “Başörtüsü” Tehdidi

İran’ın büyük şehirlerinde başörtüsünü saçlarını tamamen kapatacak şekilde takmayı reddeden kadınların sayısı son aylarda giderek artarken, Cumhurbaşkanı Reisi, ülkede başörtüsü takmayı reddeden kadınlara yönelik tehditlerini sürdürdü.

Yaklaşık 90 milyon nüfuslu ülkede, aşırı muhafazakarlar, örtünme kurallarının ihlaline karşı daha sert yaptırım taleplerini son dönemde sıkça dile getiriyordu.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, “İslami örtünme kurallarına” karşı gelen ve başörtüsü takmayan kadınları tehdit etti. “Başörtüsünün çıkarılmasının yayılması kesin surette durdurulacaktır” diyen Reisi, “Başörtüsü takmayan bazı kişiler bunu bilinçli yapmıyor, onları uyarmamız gerekiyor. Ancak kimileri düşmanın planı çerçevesinde hareket ediyor” diye konuştu.

İran’ın büyük şehirlerinde başörtüsünü saçlarını tamamen kapatacak şekilde takmayı reddeden kadınların sayısı son aylarda giderek arttı. Tesettürü reddeden kadınlar, bunu bir sessiz eylem biçimi olarak da benimsiyor.

Yaklaşık 90 milyon nüfuslu ülkede, aşırı muhafazakarlar örtünme kurallarının ihlaline karşı daha sert yaptırım taleplerini son dönemde sıkça dile getiriyordu. Tahran da bu doğrultuda düzenlemeleri dikkate almayanlara yönelik sert cezalar öngören tartışmalı bir yasa taslağı hazırladı.

Ahlak polisi yeniden sokaklarda

Bundan yaklaşık bir yıl önce ahlak polisi tarafından örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybeden 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini’nin ölümünün ardından ülke, İslam Devrimi’nin ardından görülen en geniş çaplı ptotestolara sahne olmuş, eylemler hükümet tarafından sert bir biçimde bastırılmıştı.

Binlerce kişi gözaltına alınmış, aralarında çocukların da bulunduğu yüzlerce kişi hayatını kaybetmiş, protestolara katılan yedi kişi ise idam edilmişti.

Sokaklarda devriye gezerek kadınları uyaran ve örtünme kurallarına uymayanları gözaltına alan ahlak polisinin eylemlerin ardından Aralık 2022’de kaldırıldığı açıklanmış, geçen ay itibarıyla ise yeniden sokaklarda devriye gezmeye başladıkları ve bazı kadınları zor kullanarak gözaltına aldıkları görülmüştü.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Şimşek, ‘Enflasyon İçin 2,5-3 Yıla İhtiyaç Var’ Dedi” İddiası

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “3 yıllık makro istikrar dönemine geçiş dönemindeyiz. Para politikasını işlevsel hale getiriyoruz. Sistemin işlemesi için normalleşmemiz gerekiyor ve onu sağlamaya çalışıyoruz. Piyasa gerçekleri ile enflasyonun çıpalanması için Merkez Bankası’nın çabası var. Finansmana erişim 1,5-2 ay içinde rahatlayacak.

Depremin ekonomiye yükü çok yüksek. Milli gelirin yüzde 4’üne yakın bir ilave harcama gerekiyor ve bu 2024-2025 yılında da devam edecek. Reformlar zaman alır, hemen sonuç vermez. İhracata yönelik yatırım ve üretimi önceliklendiriyoruz. Cari açığın makul bir düzeye çekilmesini amaçlıyoruz.

Merkez Bankası ortaya gerçekçi hedefler koydu, biz beklentileri doğru politikalar ile şekillendireceğiz. Amacımız daha çok üretim, ihracat ve istihdam. Enflasyon kolaycı yollar ile inmez. 2,5-3 yıla ihtiyaç var. Rekabet gücünü artıracak tedbirler önceliğimiz olacak.” dediği öne sürüldü.

Ekonomim’den Yener Karadeniz’in haberine göre yaklaşık 4,5 saat süren toplantıda her bir STK temsilcisi sektörel sorunlar ile ilgili 5’er dakikalık sunum yaptı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in erken ayrılmak zorunda kaldığı toplantıda en fazla gündeme gelen iki konular finansman ve ara eleman sıkıntısı oldu.

Şimşek’in konuşmasında finansman sıkıntısının düzenlemelerden kaynaklı sorunlar nedeni ile yaşandığını ve onların aşılması ile 1,5-2 ay içinde giderileceğini söylediği belirtilirken öne çıkan diğer başlıklar şöyle sıralandı:

“3 yıllık makro istikrar dönemine geçiş dönemindeyiz. Para politikasını işlevsel hale getiriyoruz. Sistemin işlemesi için normalleşmemiz gerekiyor ve onu sağlamaya çalışıyoruz. Piyasa gerçekleri ile enflasyonun çıpalanması için Merkez Bankası’nın çabası var. Finansmana erişim 1,5-2 ay içinde rahatlayacak. Depremin ekonomiye yükü çok yüksek. Milli gelirin yüzde 4’üne yakın bir ilave harcama gerekiyor ve bu 2024-2025 yılında da devam edecek.

Reformlar zaman alır, hemen sonuç vermez. İhracata yönelik yatırım ve üretimi önceliklendiriyoruz. Cari açığın makul bir düzeye çekilmesini amaçlıyoruz. Merkez Bankası ortaya gerçekçi hedefler koydu, biz beklentileri doğru politikalar ile şekillendireceğiz. Amacımız daha çok üretim, ihracat ve istihdam. Enflasyon kolaycı yollar ile inmez. 2,5-3 yıla ihtiyaç var. Rekabet gücünü artıracak tedbirler önceliğimiz olacak.”

Paylaşın

Irak’ta Medya Düzenleyicisi ‘Eşcinsellik’ Terimini Yasakladı

Irak İletişim ve Medya Komisyonu (CMC), ülke içinde faaliyet gösteren tüm medya ve sosyal medya kuruluşlarına “eşcinsellik” terimini kullanmaktan kaçınmaları talimatını veren bir genelge yayınladı.

Kurum “eşcinsellik” terimi yerine “cinsel sapkınlık” terimini kullanmalarını tavsiye ediyor. 

Our World in Data’dan alınan verilere göre, küresel olarak 60’tan fazla ülke eşcinsel ilişkiyi suç sayarken, eşcinsel ilişki 130’dan fazla ülkede yasal.

Irak’ın resmi medya denetleyicisi dün ülkede faaliyet gösteren tüm medya kuruluşlarına ve sosyal medya şirketlerine “eşcinsellik” terimini kullanmamalarını, bunun yerine “cinsel sapkınlık” demeleri kuralını getirdi.

Irak İletişim ve Medya Komisyonu’nun (CMC) yayınladığı belgeye göre kurum, “cinsiyet” teriminin kullanımını da yasakladı. CMC ayrıca, lisans verdiği tüm telefon ve internet şirketlerinin, izin vermediği terimleri mobil uygulamalarında kullanmalarını yasakladı.

Bir Irak hükümeti yetkilisi, kararın hala nihai onay gerektirdiğini söyledi.

Arapça yapılan açıklamada, denetleyici kurumun “medya kuruluşlarını ‘eşcinsellik’ terimini kullanmamaları ve doğru olan ‘cinsel sapkınlık’ terimini kullanmaları yönünde yönlendirdiği” belirtildi.

Bir hükümet sözcüsü, kuralın ihlalinde ne gibi ceza uygulanacağının henüz belirlenmediğini söyledi. Sözcü, para cezası getirilebileceğini ekledi.

Irak, eşcinsel ilişkiyi açıkça suç saymıyor. Ancak Irak ceza kanunundaki geniş bir şekilde tanımlanmış ahlaki hükümler, ülkede LGBTİ topluluğunu hedef almak için kullanılıyor.

Son iki ayda Irak’ın önde gelen partileri, İsveç ve Danimarka’daki son Kuran yakma olaylarına karşı ülkedeki Şii Müslüman grupların protestolarında sık sık gökkuşağı bayrakları yakarak, LGBTİ haklarına karşı tepkilerini arttırdı.

Our World in Data’ya göre 60’tan fazla ülke eşcinsel ilişkiyi suç sayarken, eşcinsel ilişkiler 130’dan fazla ülkede yasal.

(Kaynak: Reuters)

Paylaşın

NYT: Karadeniz, Tehlikeli Bir Gerilim Merkezine Dönüştü

Türkiye’nin Karadeni’deki politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan EDAM (Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi) Direktörü Sinan Ülgen, “Türkiye, Karadeniz’de herhangi bir NATO misyonuna çok olumsuz bakıyor. Bölgedeki NATO varlığının artmasının Rusya’yla çatışma riskini de artıracağı düşünülüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin NATO müttefiklerininden boğazlara savaş gemisi göndermemelerini istediğini hatırlatan Ülgen şunları söyledi: Bu konunun altında yatan gerilim ABD ve Türkiye’nin Karadeniz’e nasıl baktığı ve konuyu NATO şemsiyesi altında nasıl ele alacaklarıyla ilgili. Ancak şimdiye kadar Türkiye, boğazları Rus savaş gemilerine kapadı ve ABD de Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak bir hamle yapmadı.

ABD merkezli New York Times gazetesi, 18. ayını geride bırakmaya hazırlanan Ukrayna savaşında “bugüne kadar gözden kaçan” Karadeniz’in tehlikeli bir gerilim merkezi haline dönüştüğünü yazdı.

Rusya’nın tahıl koridoru girişiminden çekilmesinin ardından bölgedeki gerilimin arttığına dikkat çekilen haberde, Rus güçlerinin Karadeniz kıyısındaki bölgeleri vurmaya başladığı, Ukrayna’nın ise Rus gemilerine yönelik peş peşe saldırılar düzenlediği hatırlatıldı.

Geçen günlerde deniz drone’larıyla gerçekleşen saldırılarda Ukrayna güçleri kendi kıyılarından yüzlerce kilometre uzaktaki Rus limanlarını hedef almış ve Rusya’nın Karadeniz’deki 6 limanına yaklaşan gemiler için uyarı yayımlamıştı.

New York Times’ın haberinde Karadeniz’in kontrolü için verilen savaşın küresel enerji piyasaları ve gıda tedarik rotaları için önemli olduğu belirtilirken, NATO’nun da Rus güçleriyle doğrudan bir çatışmaya çekilmeden seyrüsefer özgürlüğünü sağlamaya çalıştığına dikkat çekildi.

Haberde, Putin’in uzun yıllardır bölgedeki Rusya etkisini artırmak için Karadeniz kıyılarında limanlar ve tatil kentleri inşa ettiği ve Rus donanmasının güney filosunun da Moskova’nın bölgedeki askeri gücünü yansıttığı belirtildi.

Karadeniz’de NATO Rusya rekabeti

Kırım’ın 2014’teki ilhakından itibaren Karadeniz’de kontrolü sağlamanın Rusya için kesin bir savaş hedefi olduğu vurgulanan haberde bölgede Türkiye, Bulgaristan ve Romanya gibi üç NATO ülkesinin de bulunduğuna dikkat çekildi ve bölgenin NATO için Ukrayna kadar önemi olduğuna dikkat çekildi.

Rus güçleri savaşın başından bu yana Karadeniz kıyısındaki üç büyük Ukrayna limanını ele geçirmiş ve bu kıyılara deniz mayınları döşeyerek Ukrayna donanmasını bölgede etkisiz hale getirmişti. New York Times, bölgedeki NATO ülkelerinin havada ve denizde keşif görevleri yürütse de çatışmanın içine çekilmemek adına daha dikkat hareket etmek zorunda kaldığını aktardı.

Türkiye’nin bölgedeki politikasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan EDAM (Ekonomi ve Dış Politikalar Araştırma Merkezi) Direktörü Sinan Ülgen, “Türkiye, Karadeniz’de herhangi bir NATO misyonuna çok olumsuz bakıyor. Bölgedeki NATO varlığının artmasının Rusya’yla çatışma riskini de artıracağı düşünülüyor” diye konuştu.

Türkiye’nin NATO müttefiklerininden boğazlara savaş gemisi göndermemelerini istediğini hatırlatan Ülgen şunları söyledi: Bu konunun altında yatan gerilim ABD ve Türkiye’nin Karadeniz’e nasıl baktığı ve konuyu NATO şemsiyesi altında nasıl ele alacaklarıyla ilgili. Ancak şimdiye kadar Türkiye, boğazları Rus savaş gemilerine kapadı ve ABD de Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak bir hamle yapmadı.

Ukrayna savaşında Karadeniz’in yeni gerilim noktalarından biri haline gelmesi petrol fiyatlarının artacağı yönündekli endişeleri de yeniden gündeme taşıdı.

Küresel petrol ve petrol ürünü tedarikinin yüzde 3’ünden fazlasının Karadeniz üzerinden dünyaya açıldığı biliniyor. Normal şartlarda Rusya günde 750 bin varil petrolü Karadeniz üzerinden geçirse de bu rakam 400 bin ila 575 bin varile kadar gerilemiş durumda.

Ukraynalı yetkililer ise savaşı Rus limanlarına doğru genişleterek Moskova’nın ekonomik kayıplarını artırmak istiyor. ABD yönetimi, Karadeniz’den çıkarılamayan Rus petrolünün ikame edilememesi durumunda petrol fiyatlarında varil başına 10 ila 15 dolarlık bir artış bekliyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: Esad’dan Erdoğan’la Görüşme Açıklaması

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi adımları kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir araya gelebileceği belirtiliyordu.

Haber Merkezi / Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Syk News Arabia kanalı ile özel mülakatında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olası bir görüşmeye ilişkin açıklamalarda bulundu. Esad, “Görüşme Erdoğan’ın koşulları altında gerçekleşemez” dedi.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın