Yerel Seçimler: İYİ Parti’de Konuşulan Üç Görüş

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ittifaksız girmeyi hedefleyen İYİ Parti’de seçimler için üç görüş var. Birincisi, “Seçimlerin İYİ Parti aleyhine sonuçlanması da göze alınarak Ankara ve İstanbul’da aday çıkarmak“, ikincisi “CHP ile ittifakı yeniden kurmak“, üçüncüsü de “İttifak yapılmasa bile İstanbul ve Ankara’da aday çıkarmamak“.

Üçüncü görüşün ağır bastığı öne sürülürken İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in seçimlere yakın “Ankara ve İstanbul’da aday çıkarmamayı” kabul edebileceği de iddialar arasında.

Cumhuriyet gazetesinden Merve Kılıç‘ın edindiği bilgilere göre Akşener, parti sözcüsü Kürşad Zorlu, başdanışmanı Buğra Kavuncu ve genel başkanın çevresindeki bazı isimlerin CHP ile ittifak konusuna kapıları tamamen kapalı. Ancak partide farklı görüşlere sahip olan isimler var.

Partililer, yerel seçimlere ittifaksız girilmesi durumunda İYİ Parti’nin zarar göreceği değerlendirmeleri dillendiriliyor. Bazı isimler, “Akşener’in, kırgın olduğu Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın karşısına aday çıkarılmaması” yönünde görüş bildiriyor. Parti, bu illerde de henüz aday olarak kimsenin adını geçirmiyor.

Milletvekillerinde üç görüş var. Birincisi “Seçimlerin İYİ Parti aleyhine sonuçlanması da göze alınarak Ankara ve İstanbul’da aday çıkarmak”, ikincisi “CHP ile ittifakı yeniden kurmak”, üçüncüsü de “İttifak yapılmasa bile İstanbul ve Ankara’da aday çıkarmamak”. Üçüncü görüşün ağır bastığı öne sürülürken Akşener’in seçimlere yakın “Ankara ve İstanbul’da aday çıkarmamayı” kabul edebileceği de iddialar arasında.

Öte yandan Akşener’in genel başkanlığını kasımda bırakacağı iddia edildi. Cumhuriyet’in ulaştığı kurmaylar ise bu iddianın gerçek olmadığını belirtiyor. Akşener’in zaten son dönemi olduğunu kaydeden partililer, yerel seçimlerden önce bırakmanın mümkün olmadığını ifade ediyor.

Paylaşın

Saadet Partisi’nin ‘Kamuda Mülakat Kaldırılsın’ Önerisini AK Parti – MHP Reddetti

Saadet Partisi’nin (SP) kamuya personel alımında mülakatın kaldırılması amacıyla TBMM Genel Kurulu’na getirdiği grup önerisi AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi. “Kamuda mülakatın kaldırılması” AK Parti ve MHP’nin  seçim vaatleri arasındaydı.

Partisinin önerisinin gerekçesini açıklayan SP Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin mülakat mağduru gençlerin yakınmalarını gündeme getirerek, “Bu gençler sizden hiçbir şey istemiyorlar. Sadece adalet istiyorlar. Sizden torpil istemiyorlar, eşit şartlarda yarışmak istiyorlar. Torpili olanın değil hak edenin kazandığı bir sistem istiyorlar. Kayırmacı mülakat sisteminin kaldırılmasını istiyorlar. Cumhurbaşkanının Meclis öncesinde verdiği sözü tutmasını istiyorlar.” dedi.

“Hak eden kazansın, tek derdimiz bu” diyen Şahin, partisinin çözüm önerisini özetledi: “Mülakatlar kaldırılmalıdır, kamuya personel istihdamında ve meslek içi yükselme ve nitelikli görevlere geçilmelerde mevcut bulunan mülakat sistemi kaldırılmalı yerine objektif kriterlere dayalı sınavlar getirilmelidir.”

AK Parti adına konuşan Ankara Milletvekili Orhan Yeğin ise, mülakatın adayların davranış ve tutumlarını tanımak, iletişim becerileri, zekâ, kavrayış gücü, muhakeme yeteneği, algılama hızı, ifade düzgünlüğü gibi bazı yönlerini ölçmek, mesleğe olan ilgilerini, geçmiş deneyimlerini değerlendirmek üzere en uygun ve en nitelikli kişiyi kuruma kazandırmayı amaçlayan bir seçme tekniği olarak mevzuata yerleştiril[diğini] söyledi.

TBMM’nin Salı günkü oturumunda muhalefetin gündeme getirdiği, AK Parti ve MHP’nin seçim vaatleri arasındaki “kamuda mülakatın kaldırılması” önerisi AK Parti ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

AK Parti’nin seçim vaatleri arasında yer alan kamuda mülakatın kaldırılması konusunda Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin “yüzde 50 mülakat, yüzde 50 KPSS notu” açıklamasında bulunmuş, ardından Erdoğan “Seçim vaatlerim içinde böyle bir söz verdiysem, bunu Milli Eğitim ve İçişleri bakanlarımla görüşerek yeni bir yol haritasıyla ilerletiriz” demişti.

Saadet Partisi’nin (SP) Salı günü personel alımında mülakatın kaldırılması amacıyla TBMM Genel Kurulu’na getirdiği grup önerisiyse AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildi.

Partisinin önerisinin gerekçesini açıklayan SP Grup Başkanvekili İsa Mesih Şahin mülakat mağduru gençlerin yakınmalarını gündeme getirerek, “Bu gençler sizden hiçbir şey istemiyorlar. Sadece adalet istiyorlar. Sizden torpil istemiyorlar, eşit şartlarda yarışmak istiyorlar. Torpili olanın değil hak edenin kazandığı bir sistem istiyorlar. Kayırmacı mülakat sisteminin kaldırılmasını istiyorlar. Cumhurbaşkanının Meclis öncesinde verdiği sözü tutmasını istiyorlar.” dedi.

“Hak eden kazansın, tek derdimiz bu” diyen Şahin, partisinin çözüm önerisini özetledi: “Mülakatlar kaldırılmalıdır, kamuya personel istihdamında ve meslek içi yükselme ve nitelikli görevlere geçilmelerde mevcut bulunan mülakat sistemi kaldırılmalı yerine objektif kriterlere dayalı sınavlar getirilmelidir.”

İYİ Parti Kayseri Milletvekili Dursun Ataş “Mülakat uygulaması[nın] yasalarla örülen bir tezgahtan ibaret” olduğunu söyledi. “Düşük puanlar almış yandaşları [işe] alabilmek için mülakata çağrılmaları[nın] gerek[tiğine]” dikkat çeken Ataş bu amaçla “Kadro sayısının iki üç katı aday çağrılıyor” dedi.

“Sonuç olarak da büyük bir emekle okulunu bitirip sınavdan 90-95 puan almış ancak AKP’den torpilli olmayan liyakatli genç mülakatta elenirken 70 puanı zor alabilmiş yandaş […] mülakat tezgahı kullanılarak devlet kadrolarına yerleştirilmektedir.” diyen Ataş, sonuçta “nitelikli gençlerimizin akın akın Avrupa ülkelerine göç ettikleri”ni söyledi.

Yeşil Sol Parti adına konuşan Mardin Milletvekili Beritan Güneş Altın da “mülakat” yönteminin literatürdeki adının “akraba, eş, dost ve yandaş kayırma” anlamına gelen “nepotizm” olduğunu söyledi. Güneş, AKP yandaşlığının da ötesinde “bazı bakanlıklarda bürokrasideki atama süreçlerinde belli bir tarikata veya cemaate üye olmadan atama yapılmadığını bunun bir ön koşul olarak öne sürüldüğünü” de hatırlattı.

“Mülakat uygulaması[nın] yapısal bir sorun haline gel[diğini]” açıklayan Güneş, “mülakatın kaldırılması” sözünün AKP’nin tutmadığı sözler arasında yerini aldığını dile getirdi ve “Üstelik tutmadığınız sözler sadece mülakat sistemiyle ilgili değil. Deprem bölgesinde, seçim öncesinde ziyaret ettiğiniz yerlerde verdiğiniz sözlerin hiçbirinin bugün orada bir karşılığının olmadığını görüyoruz.” dedi ve ekledi:

“Kış geliyor ve deprem bölgesi için verdiğiniz sözlerin hiçbirinin yerine getirilmediğini kendi gözlerimizle gördük. Bunu yurttaşlar da soruyor bizlerde sizlere soruyoruz.”

CHP Tekirdağ Milletvekili Nurten Yontar “Özellikle mülakatla girişin olduğu hangi kamu kurumuna baksak mutlaka saray iktidarının yandaşlarını görüyoruz.” dedi ve ekledi:

“Eğitim sahibi gençler, yazılı sınavlarda 95-100 puan almalarına rağmen sırf yandaş olmadıkları için mülakatlarda eleniyorlar. Onların yerine bakanın dediği gibi kendilerince inançlı olanlar fakat yandaşlıktan başka hiçbir meziyeti olmayan veya sadece imam hatip mezunu oldukları için kamu kurumlarında önemli makamlara getiriliyorlar.

Çocuklarımız yıllarca emek veriyor, hayatlarının bir kısmından çalıp ders çalışıyor. Sonra birileri çıkıp sırf yandaş değil diye mülakatta bu çocuklarımızı eliyor. Bu çocukların hayatını çalmak kimin hakkıdır? Bu evlatlarımızın hakkını hukukunu korumak hepimizin boynunun borcudur. Artık birilerinin hakkını başka birisi yemesin. Adalet herkes için adalet olsun.”

“Mülakat bir seçme tekniğidir”

AK Parti adına konuşan Ankara Milletvekili Orhan Yeğin ise, mülakatın adayların davranış ve tutumlarını tanımak, iletişim becerileri, zekâ, kavrayış gücü, muhakeme yeteneği, algılama hızı, ifade düzgünlüğü gibi bazı yönlerini ölçmek, mesleğe olan ilgilerini, geçmiş deneyimlerini değerlendirmek üzere en uygun ve en nitelikli kişiyi kuruma kazandırmayı amaçlayan bir seçme tekniği olarak mevzuata yerleştiril[diğini] söyledi.

Mülakatla ilgili tartışmaların, “hükûmete iftira atmaktan zevk duyan bazı çevrelerin köpürtmeleriyle” gündeme geldiğini iddia etti. Oya sunulan önerge AK Parti – MHP blokunun oylarıyla reddedildi.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

İstanbul’da Yaşamanın Maliyeti Aylık 44 Bin 561 Liraya Yükseldi

İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti ağustos ayında 42 bin 593 lira iken, eylül ayında 44 bin 561 liraya yükseldi. Başka bir ifadeyle İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti aylık olarak yaklaşık yüzde 4,62 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kuruluşlarından İstanbul Planlama Ajansı (İPA), “İstanbul’da Yaşamanın Maliyeti” eylül verilerini açıkladı.

İstanbul’da yaşamanın maliyeti eylül ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 79,42 arttı. İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 44 bin 561 lira olarak hesaplandı. İstanbul’da yaşamanın maliyeti bir önceki aya göre yüzde 4,62, bir önceki yılın aralık ayına göre ise yüzde 61,47 oranında arttı.

Bir önceki yılın eylül ayına göre ise İstanbul’da yaşam maliyetinin yıllık (son 12 ay) artış oranı yüzde 79,42 olarak gerçekleşti. Eylül ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 44 bin 561 lira olarak hesaplandı. İstanbul’da ortalama yaşam maliyeti, geçtiğimiz aya göre bin 968 lira arttı.

Hanelerin sık kullandığı bazı ürünlerin bir önceki yılın eylül ayına göre fiyat artışlarına bakıldığında en çarpıcı fiyat artışlarından birinin yüzde 183,33 artış oranı ile saç bakım ürünleri fiyatlarında yaşandığı görüldü.

İstanbul Planlama Ajansı’nın Ağustos ayı verileri ise şöyleydi:

İstanbul’da yaşamanın maliyeti geçen yılın aynı ayına göre yüzde 80,59 arttı. İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 42.593 lira olarak hesaplandı. İstanbul’da yaşamanın maliyeti bir önceki aya göre yüzde 9,69, bir önceki yılın Aralık ayına göre ise yüzde 54,34 oranında arttı.

Bir önceki yılın Ağustos ayına göre ise İstanbul’da yaşam maliyetinin yıllık (son 12 ay) artış oranı yüzde 80,59 olarak gerçekleşti. Ağustos ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti 42.593 lira olarak hesaplandı. İstanbul’da ortalama yaşam maliyeti, geçtiğimiz aya göre 3.765 lira arttı.

Hanelerin sık kullandığı bazı ürünlerin bir önceki yılın Ağustos ayına göre fiyat artışlarına bakıldığında en çarpıcı fiyat artışlarından birinin yüzde 144,37 artış oranı ile zeytinyağı fiyatlarında yaşandığı görüldü.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı, Tek Haneli enflasyon İçin 2026’yı İşaret Etti

Plan ve Bütçe Komisyon’unda sunum yapan Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan, “Parasal sıkılaştırma adımlarımızın birikimli etkileri ile ana eğilimi düşürerek, dezenflasyonu 2024 yılında Enflasyon Raporu’ndaki patika ile uyumlu şekilde tesis etmekte kararlıyız” dedi ve ekledi:

“Petrol fiyatlarındaki artış ve enflasyon beklentilerinde süregelen bozulma enflasyonda ilave yukarı yönlü baskı oluşturmaktadır. Bu unsurlar enflasyonun yıl sonunda enflasyon raporundaki tahmin aralığının üst sınıra yakın seyredeceğine işaret etmektedir.”

Gaye Erkan, açıklamasının devamında, “Yıllık enflasyonda düşüşü baz etkisiyle Mayıs 2024’ten sonra görmeye başlayacağız. 2025’te istikrar dönemi olacak ve 2026’da enflasyonu tek haneye indireceğiz” ifadelerini kullandı.

TCMB Başkanı Dr. Hafize Gaye Erkan Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyon’unda sunum yaptı. Erkan’ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

“Fiyat istikrarı temel amacımız doğrultusunda tüm araçlarımızı kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz.Parasal sıkılaştırmayı makro ihtiyati çerçevedeki sadeleştirme ile birlikte yürüterek, hem parasal aktarım mekanizmasının güçlenmesini, hem de attığımız adımların makro finansal istikrarı pekiştirmesini hedefliyoruz.

Beklentileri yeniden çıpalayacak, ekonomideki güven ve öngörülebilirliği artıracak para politikasını sabırla uygulamaya yönelik kararlılığımızı attığımız adımlarla gösteriyoruz.

Parasal sıkılaştırma sürecimizin ve güçlü bir eğilim gösteren rezerv birikiminin etkilerinin döviz kuru istikrarını desteklediğini görmekteyiz.

Akaryakıt fiyatları, fiyatlama davranışları üzerinde ilave bir risk oluşturuyor. Akaryakıt önümüzdeki dönemde de enflasyon üstünde risk. Sanayiye yönelik elektrik ve doğalgaz zamları yıllık enflasyonu artıracak.

Enflasyonun ana eğilimi eylül ayı itibarıyla yavaşlamaya başlamıştır, dezenflasyonu tesis etmekte kararlıyız. Tüm araçlarımızı enflasyon tek haneye gerileyene kadar kararlılıkla kullanmaya devam edeceğiz. Petrol fiyatlarındaki artış ve enflasyon beklentilerinde süre gelen bozulma enflasyonda ilave yukarı yönlü baskı oluşturmakta.

Bu unsurlar enflasyonun yıl sonunda enflasyon raporundaki tahmin aralığının üst sınıra yakın seyredeceğine işaret etmekte. Merkez Bankası rezervleri 4 ayda 27 milyar dolar artarak 125,5 milyar dolar seviyesine yükseldi.

Parasal sıkılaştırma adımlarımızın birikimli etkileri ile ana eğilimi düşürerek, dezenflasyonu 2024 yılında Enflasyon Raporu’ndaki patika ile uyumlu şekilde tesis etmekte kararlıyız. Politika faizinde gerçekleştirdiğimiz kademeli ve kararlı artışların yanı sıra makro ihtiyati çerçevede attığımız sadeleşme adımlarının da katkısıyla piyasa mekanizmasının yeniden tesisi sağlanmıştır.

“Piyasadaki kur oynaklığı geriledi”

Kur korumalı mevduat bakiyesi gerilerken rezervlerde de artış sağlanması, KKM’den ve döviz mevduattan TL’ye geçiş stratejisinin başarıyla ilerlediğine ve TL’ye arzu edilen sağlıklı geçişin başladığına işaret etmektedir. Piyasadaki kur oynaklığı geriledi.

Enflasyon konusunda geçiş sürecindeyiz. Geçiş sürecinde enflasyonda geçici bir yükseliş gerçekleşmektedir. 2024 yılında dezenflasyon süreci başlayacaktır.

Faiz kararlarınızı, miktarsal sıkılaştırma ile daha etkili hale getiriyoruz. Fiyat istikrarını tesis etmekte kararlıyız. Haziran ayından bugüne süre gelen parasal sıkılaştırma sürecinin etkilerini belirgin şekilde 2024 yılında görmeye başlayacağız. Bu nedenle 2024 yılını dezenflasyon dönemi olarak tanımlıyoruz.

Yıllık enflasyonda düşüşü baz etkisiyle Mayıs 2024’ten sonra görmeye başlayacağız. 2025’te istikrar dönemi olacak ve 2026’da enflasyonu tek haneye indireceğiz.”

Paylaşın

YSP, Yeni Anayasa Çağrısına Kapıları Kapattı: Demokratik Bir Ortam Yaratılmadan…

Yeni yasama döneminin ilk Meclis grup toplantısında konuşan YSP Eş Sözcüsü İbrahim Akın, “Yaşadığımız gerçeklik önümüzde, Erdoğan’ın kapsayıcı tonda söylediği sözlerin bu şekilde gerçekleşmeyeceğini düşünüyoruz. Türkiye’de demokratik bir ortam yaratılmadan, demokratik bir ortamda söz ve karar süreçleri oluşturulmadan, kapalı kapılar ardında AKP-MHP’nin hazırlayacağı anayasanın bu parlamentodan geçirilmeye çalışmasını kabul etmemiz mümkün değildir” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Biz bütün Türkiye’deki halkların, inançların, kimliklerin, insanların katıldığı demokratik bir anayasa yapma sürecinin olması gerektiğini ısrarla ve inatla söylüyoruz. 12 Eylül Anayasasını tepe tepe kullanan ve her türlü otoriter rejimini inşa eden AKP-MHP iktidarı, samimiyet testi olarak öncelikle demokratik bir ortam sağlamalıdır. Bunu sağlamadan yapılacak her çalışmanın sahici, samimi ve gerçekçi olmayacağı açıktır.”

Yeşil Sol Parti (YSP) Eş Sözcüsü İbrahim Akın, yeni yasama döneminin ilk Meclis grup toplantısında konuşma yaparak gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akın, şunları söyledi:

“Hepinizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz. Ekranları başında bizleri izleyen değerli halklarımızı da buradan bir kez daha sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Evet, yeni bir sürece başladık. Meclis 28’inci döneminin açılışını yapmış oldu ve biz de ilk grup toplantımızı yapıyoruz. Ne yazık ki son 2 günde birçok arkadaşımızın gece baskınlarıyla hukuksuz bir şekilde gözaltına alınmasıyla karşı karşıya kaldık. Demokratik siyasete dönük bu müdahaleyi kabul edilemez bulduğumuzu ifade ediyoruz ve arkadaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.

Ayrıca 1 Ekim’de yaşanan şiddet olayı karşısında tutumumuzu açıkladığımız ve aynı zamanda Türkiye’deki en önemli sorunlardan biri olan Kürt sorununun çözümü için yaptığımız basın açıklamasını çarpıtarak özellikle yandaş medyada Eş Sözcümüz Çiğdem Kılıçgün Uçar üzerinden yapılan saldırıları buradan nefretle kınıyoruz. Açıklamamızda şiddeti kabul edilemez bulduğumuzu, Türkiye’de ekonomik, sosyal ve toplumsal olarak Kürt sorunu çözülmediği sürece Türkiye halklarının ağır bedeller ödediğini ifade eden sözlerimizin, “Türk milleti ağır bedel ödeyecek” demişiz gibi çarpıtılmasıyla yapılan manipülasyonları kınıyoruz. Özellikle Cumhurbaşkanı Danışmanı Oktay Saral’ın açıklamalarını ahlaki bulmuyoruz ve bu ahlaksızca yaklaşımını kınıyoruz. Bu konuda gerekli her türlü itirazımızı ve hukuki olarak da çalışmalarımızı yaptığımızı kamuoyuna duyuruyoruz.

Meclis 1 Ekim’de açılış yaptı. Parlamentonun Türkiye halklarının sorunlarının çözülmesi konusunda elinden geleni yapması gerektiğine dair iyi niyet duygularımızı ifade etmek istiyorum. 28. dönemin Türkiye halklarının sorunlarının çözümünde başarılı olmasını diliyorum. Ülkemizin değişime ihtiyacı var, otoriterleşen rejimi değiştirme ihtiyacı var. Halkların iradesini şekillendirmiş barışın ve kardeşliğin iklimini tesis etme ihtiyacı var. Başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal sorunlarımızı barışçıl ve demokratik siyaset zemininde çözme ihtiyacımız var. On yıllardır güvenlik politikaları, şiddet ve savaş yöntemleri denendi ve denenmeye devam ediyor. Bu yöntemlerin sorunları çözmediğini artık anlamış olmamız lazım. Artık onurlu ve adil bir barışa şans tanımanın zamanı gelmiştir, demokratik siyasetin önünün açılmasının zamanı gelmiştir.

Bunun için bütün zeminlerin en verimli ve doğru şekilde kullanılmasının zamanı gelmiştir. Daha ne kadar bomba patlayacak ve şiddet ortamı devam edecek, daha ne kadar harekat yapılacak, daha ne kadar toplumun kutuplaşmasını ve düşmanlaşmasını sağlayan siyasetinizi devam ettireceksiniz? Artık yeter, bu sürecin böyle gitmesi mümkün değildir. Barışa şans verin. Yeşil Sol Parti olarak başından beri sorunların şiddet dışında, demokratik müzakere yoluyla çözüleceği konusunda ısrarla ve inatla söylediğimiz sözlerimizi tekrarlıyoruz. Elbette çözümün konuşulmasının, tartışılmasının en önemli zeminlerinden biri parlamentodur. Kronikleşmeden, içinden çıkılmaz hale gelmeden tüm toplumsal sorunların demokratik ve acil çözümünün yerinin Meclis olduğunu biliyor ve Meclis’in bu bakımdan işlevli hale getirilmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

AKP-MHP iktidarı eliyle inşa edilmeye çalışılan tek adam rejimi Meclis’i işlevsiz kılmak için her türlü yöntemi denedi. Meclis neredeyse tek adam rejiminin talepleri doğrultusunda noter haline getirilmeye çalışıldı. Biz bu sürecin böyle yürütülmesini kabul etmiyoruz. Meclis’te 600 milletvekili var ve bu vekiller Türkiye halklarının iradesiyle seçilmiş ve onların sorunlarını çözmek için görevlendirilmiştir. Ve onları temsilen buradadırlar. Biz 600 vekilin iradesini gasp eden ve Meclis’i noter gibi değerlendiren bu anlayışı kabul etmiyoruz. Meclis’in bu dönemde gerçek anlamda demokratik tartışmaları ve müzakereleri yapması gerektiğini, Türkiye’nin en temel sorunları olan demokratik sivil bir anayasayı yapmaya aday olması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için de her türlü çalışmayı ve mücadeleyi yürütmeye kararlıyız.

Meclis açılışında yaptığı konuşmada AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye’de herkesi kapsayan bir anlayışla anayasa tartışması yapacaklarını söyledi ve temel olarak da AB meselesi ile ilgili kıyaslayarak “Kopenhag Kriterlerini Ankara kriterleri olarak uygularız” dedi. Biz Türkiye’deki mevcut duruma göre Ankara kriterlerinin ne olduğuna bakmaya çalıştık. Türkiye’de şu anda yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğunu kabul ediyoruz. Sivil demokratik yeni bir anayasa yapma iddiasında olduğumuzu ifade ediyor ve diyoruz ki eğer Kopenhag Kriterleri gerçek anlamda uygulanacaksa bu kriterlerin en temel özelliği demokrasidir.

O zaman 22 yıldır iktidarda olan Erdoğan’a Kopenhag Kriterlerini hatırlatıp sormak istiyoruz. Kopenhag Kriterleri hukukun üstünlüğüdür. Yarattığınız yasasızlık rejimi mi Ankara kriterleriniz? Anayasaya göre uyulması zorunlu olan AİHM kararlarını yok sayarak mı hukukun üstünlüğünü sağlayacaksınız? Mevcut anayasanın en temel demokratik ilkelerini bile uygulamadan mı hukukun üstünlüğünü sağlayacaksınız? Yoksa katliam suçlarına karşı oluşturduğunuz cezasızlık mıdır Ankara kriterleriniz?

Kopenhag Kriterlerinin bir diğeri de demokrasiye güvence olan bütün kurumların işletilmesidir. AKP-MHP iktidarı olarak halkın iradesini gasp edip parti kapatarak, kayyım rejimi inşa ederek mi demokratik kriterlerini uygulayacak? Yoksa milletvekili dokunulmazlıklarını kaldırarak mı demokrasi kriterlerini uygulayacaksınız? Ya da gece baskınlarıyla mı demokrasi kriterlerini uygulayacaksınız? İnsan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı teminat altına alan istikrarlı kurumların varlığı Kopenhag Kriterlerinin en önemli üçüncü maddesidir. Bunu konser yasaklayarak, filmlere sansür uygulayarak, kültürlere düşmanlık yaparak mı uygulayacaksınız? Yoksa elinizin değdiği her coğrafyada yarattığınız savaş, çatışma ve kan iklimiyle mi başaracaksınız?

Ya da başta Kürt sorunu olmak üzere toplumsal sorunların çözümünde baskıyı, yok saymayı, savaşı, güvenlikçi politikaları mı dayatacaksınız? Tecrit politikasını derinleştirerek mi insan haklarını savunacaksınız? Gezi tutsaklarına müebbet ceza vererek mi, Kobanî Kumpas Davasında siyasetçileri siyasi rehine haline getirerek mi Ankara’nın kriterlerini gerçekleştireceksiniz? İstanbul Sözleşmesini iptali ederek mi Ankara’nın kriterlerini gerçekleştireceksiniz? Yoksa insanların yaşam biçimine müdahale ederek mi gerçekleştireceksiniz?

Yaşadığımız gerçeklik önümüzde, Erdoğan’ın kapsayıcı tonda söylediği sözlerin bu şekilde gerçekleşmeyeceğini düşünüyoruz. Türkiye’de demokratik bir ortam yaratılmadan, demokratik bir ortamda söz ve karar süreçleri oluşturulmadan, kapalı kapılar ardında AKP-MHP’nin hazırlayacağı anayasanın bu parlamentodan geçirilmeye çalışmasını kabul etmemiz mümkün değildir. Biz bütün Türkiye’deki halkların, inançların, kimliklerin, insanların katıldığı demokratik bir anayasa yapma sürecinin olması gerektiğini ısrarla ve inatla söylüyoruz. 12 Eylül Anayasasını tepe tepe kullanan ve her türlü otoriter rejimini inşa eden AKP-MHP iktidarı, samimiyet testi olarak öncelikle demokratik bir ortam sağlamalıdır. Bunu sağlamadan yapılacak her çalışmanın sahici, samimi ve gerçekçi olmayacağı açıktır.

Bu Ankara kriterleri karşısında Yeşil Sol Parti’nin kriterlerini sizlerle paylaşmak istiyoruz. Biz özgürlükçü, eşitlikçi, katılımcı, ekolojik bir anayasa için gerekli her türlü çalışmayı Meclis’te sonuna kadar yapmaya hazırız. Çeşitli hazırlıklarımızın olduğunu zaten söylemiştik. Şimdi çok daha güçlü bir şekilde bu yasama yılında bunları gerçekleştirme konusunda kararlıyız. Ve bütün halkımızı önümüzdeki dönemde bu tartışmaların parçası olmaya çağırıyoruz. Yeni anayasa konusunda herkese çağrımız şudur; gelin yüzyıllık Cumhuriyeti inkara ve yok saymaya dayalı otoriter kimliğinden kurtaralım ve ikinci yüzyılda Cumhuriyetin gerçek anlamda demokrasi ile buluştuğu bir süreci birlikte inşa edelim. Bu konuda bütün toplumun ortak iradesini ve gerçekliğini sağlayalım.

“Gezi’nin arkasında durmaya devam edeceğiz”

Biliyorsunuz bir Gezi Davası sonuçlandı birkaç gün önce. Sivil anayasanın demokratik olarak özellikle örgütlenmesi önünde her türlü engelin olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Gezi’de yaşanan süreçlerin herkes tarafından bilindiğini ve uzun uzun anlatılacak bir hikaye olmadığını görüyoruz. Yedi milyon insanın kendisini ifade etmek ve doğasına, yereline ve aynı zamanda hayatına sahip çıkmak için katıldığı süreçlerin, demokratik zeminde protesto olarak yapılan işlerin hepsini darbe olarak değerlendirerek Osman Kavala, Can Atalay, Çiğdem Mater, Tayfun Kahraman ve Mine Ezerden’in müebbetle cezalandırılması kabul edilemezdir.

AİHM’in ilgili 10 Aralık 2019 tarihli kararı yok sayılmıştır. Avrupa Konseyi Başkanlık Komitesinin 2 Şubat 2022 tarihli ihlal prosedürünü başlatma kararı da yok sayılmıştır. Bu karar hem ulusal hem de uluslararası anlamda hükümsüzdür. Biz bunun takipçisi olmaya ve Gezi’deki insanlarımızın arkasında olmaya devam edeceğiz. Gezi’de kaybettiğimiz bütün canlarımızın mücadelesine sahip çıkmaya devam edeceğiz.

“Deprem bölgesinde insanlarımız ciddi sorunlarla karşı karşıyadır”

Yine bir pembe tablonun parçası olarak AKP Genel Başkanı Erdoğan depremle ilgili şöyle bir açıklama yaptı. Diğer ülkelerle kıyaslandığında en hızlı biçimde ve en aktif bir şekilde deprem bölgelerinde yaraların sarıldığını ve deprem bölgesindeki bütün sürecin çok iyi bir şekilde yönetildiğini anlatmaya çalıştı. Uzun uzun cümleleri var, buradan şimdi bunları paylaşmak istemiyorum. Ama bizim gördüğümüz gerçeklik bu değildir. Keşke böyle olsaydı ve depremdeki 15 bine yakın yurttaşımızın yaraları sarılmış olsaydı da biz buradan bu meseleyi konuşmamız olsaydık. Ama gördüğümüz tablo tam tersidir.

Biz 2. günden itibaren Eş Sözcümüz Çiğdem Kılıçgün ile beraber deprem bölgesindeydik. Depremin üstünden yaklaşık 7 ay geçti, 8’inci aya varıyor. 15 gün önce yine bir heyetimizle beraber bölgeye gittik. Gördüğümüz tablo AKP-MHP iktidarının söylediği gibi değildir. Tam tersine şu anda insanlarımız çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır, vicdanları yaralayan bir durumla karşı karşıyadır. Hala deprem sonrası süreçte hiçbir değişiklik yoktur. Şu anda insanlarımız konut sorunu yaşamaktadırlar. En acil su sorunu yaşamaktadırlar. Yıkılması gereken binlerce bina yıkılmamıştır. Yıkılanlar da orada yaşayan insanların yaşamlarını tehdit etmektedir.

Yıkım sırasında alınmayan tedbirlerden dolayı asbest çok yaygın bir şekilde hastalık yaymaktadır. Asbest insanlarımızın cilt kanserine yakalanmasına da sebep olabilecek bir tehdit oluşturmuştur. Hatay Tabip Odasının açıklamasına göre asbestin yarattığı seksen civarında rahatsızlık gündeme gelmiştir ve o koşullarda artık tedavi edilemez duruma gelmiştir. Erdoğan, “Biz şu anda iki yüz bin konutun temelini attık ve en kısa zamanda bütün deprem mağdurlarını bu konutlara yerleştireceğiz” diyor. Bizim gördüğümüz tablo tam tersidir.

Örneğin Malatya ve Adıyaman’da bazı yerlerde konutlaşma başlamıştır, ancak Hatay’da bir tane konut bile yapılmamıştır. Bunun çok somut örneğini dün Hatay İskenderun’da gördük. Çadırlarda kalan insanlarımız maalesef sel altında kalmışlardır. İşte Erdoğan’ın yalanı 2 gün sonra açığa çıkmıştır. Bu gerçekleri yok sayarak depremi unutturmaya çalışanlar karşısında biz Meclis’i depremi unutturmamak ve çözüm üretmek için olağanüstü toplantıya çağırdık.

Toplantımıza cevap bulamadık ve yeterli çoğunluk sağlayamadığımız için de maalesef Meclis deprem gündemiyle toplanamadı. Biz buradan sesleniyoruz; 15 milyon insanı ağır etkileyen, binlerce insanın canına mal olmuş olan bu durum karşısında Meclis’in araştırma, soruşturma, yerinde inceleme yapmasına ihtiyaç vardır. İncelemelerde bizim gördüğümüz hikayeler mi gerçek, yoksa iktidarın söyledikleri mi? Bizim gördüklerimiz gerçek değilse buradan sizlerin huzurunda özeleştiri vermeye hazırız.

Biz şunları tespit ettik: Acil su ihtiyacı vardır, insanların insanca yaşayabileceği konuta veya konteynerlere ihtiyaç vardır. Okula gidebilecek insanlarımızın okula gidecek olanakları kalmamıştır. Okullar yıkılmıştır, sağlık sistemleri çökmüştür. Mesela sadece Hatay’da 72 tane sağlık merkezi çökmüştür. Şu anda Hatay’da 1 milyon insan yaşamasına rağmen 1 tane cerrah vardır. O da sağlık sisteminin altyapısı olmadığı için hizmet sunamamaktadır. 75 doktor başvurusu yapılmıştır ama bu başvuruya talep olarak 6 tane doktor gitmiştir.

“Gelin Meclis’te bir araştırma ve gözlem komisyonu kuralım”

Bizim talebimiz şudur; bu bölgede yaşayan insanların hizmetlerine destek vermek için AFAD bölgesi ilan edilmesi lazım. Yani olağanüstü koşulların yaşandığı bölgelerde hizmetlerin yapılması lazım. Bu yapılmadığı sürece oraya ne doktor gidecek ne öğretmen gidecektir. Ve insanlarımız şu anda okula gidemeyen çocuklarıyla baş başa kalmışlardır. Dolayısıyla bu kadar ağır koşullarda yaşayan insanlarımızın acilen yardıma ihtiyaçları vardır. Meclis’teki bütün partilere buradan çağrımız şudur; gelin bir araştırma ve gözlem komisyonu, bir heyet oluşturalım. Deprem bölgesine gidilsin, değerlendirilsin ve bu süreç orada görülsün ve çözüm önerileri Meclis’e getirilsin. Biz elimizden geleni yapmaya varız. Deprem mağdurlarını ve depremde yaşananları ısrarla, inatla unutturmayacağız ve deprem mağdurlarıyla olmaya devam edeceğiz.

Ekonomiyle ilgili Erdoğan açıklamalarında, halkın canını yakan hayat pahalılığından bahsetti ama yaşam standardının yükseldiğinden de bahsetti. Biz bunu anlamadık. TÜİK’in açıklamasını, yani şu anda kendi kurumlarının yaptıkları analizleri bile kabul etmeyen, onları yok sayan bir açıklamayla karşı karşıya kaldık. Tüketici Hakları Derneği şöyle bir araştırma yapmış. Türkiye’deki insanların yüzde 82’si açlık ve yoksulluk sınırları altına kalmış. Bu kadar açık bir yoksulluk meselesi var. Dolayısıyla biz buradan şunu söylemek istiyoruz; Türkiye’deki mevcut ekonomik durum bu kadar vahimken, çalışanların ve emeklilerin durumu bu kadar vahimken, emekliler neredeyse yaşayamaz hale gelmişken, durumu iyileştireceğiz deyip bunu Ocak ayına erteleyen bir anlayışı kabul etmiyoruz. Evet, bunun karşısında başka bir hikaye daha var ekonomiyle ilgili.

Yine araştırmalara göre Türkiye’deki bankaların ve sermaye gruplarının önemli miktarda yüksek kar elde ettiği söyleniyor. 2022 yılının kar oranı açıklandığında katlanmış bir kar oranı gözüküyor. Yüzde 112. Bir kısım şirketler ve bankalar yüzde 112 kar ediyor ama emeklimizin ve çalışanımızın geliri, maaş arttığı gün bile yapılan farklarla beraber cebinden alınıyor. Böyle bir hikaye yok.

Bu koşullarda insanların barış içinde yaşaması mümkün değil. Onun için de zaten her yerde silahlar patlıyor, adliye önünde kavgalar oluyor, insanlar birbirlerine giriyorlar. İnsanların artık ruhsal bozukluklar içerisine girdiğini bilim insanları da söylüyor. Buradan bir kez daha sesleniyoruz; bu ekonomik koşullarda Türkiye’yi yönetmek mümkün değildir. Siz otoriter ve faşizan rejiminizi inşa etmeye çalışıyorsunuz ama aynı zamanda anayasayı herkesin katıldığı ve benim anayasam diyeceği bir şekilde yapma iddianız var. Bunun gerçekçi olmadığını buradan bir kez daha söylüyorum.

Dış politika meselesiyle ilgili de Erdoğan’ın açıklaması var. Erdoğan şunu söylüyor: “Biz dostluk elimizi bütün dünyaya, bütün bölgelerimize uzatıyoruz”. Nereye uzatıyor? Suriye’ye uzatıyor, Libya’ya uzatıyor ve başka ülkeleri sıralıyor. Biz de diyoruz ki bu mevcut ülkelerde dostluk elinizi uzattıysanız, barışı temin ettiyseniz vay halimize. Çünkü bu ülkelerde sürekli insanlar çatışma içinde. Son örnek Karabağ’da yaşanan durum. Ve en son bu sürecin bir parçası olarak Irak’ta yaşanan durumları sizlerle paylaşmak isteriz.

Irak’ta ve Suriye’de yaşanan müdahaleler ve yapılan operasyonlar, oradaki halklar arasında düşmanlığı besledi ve aynı zamanda bu düşmanlık siyasetinin sonucu olarak da ülkemizde hayatı derinden etkileyen ekonomik krizlerin ve toplumsal süreçlerin bir parçası oldu. Biz buradan ısrarla şunu söylüyoruz; bu siyasetinizin sonu gelmiştir. Bu yöntemler denenmiş yöntemlerdir. Denenmiş yöntemlerle bütün dünyadaki süreci değerlendirip barışı sağlayamazsınız, dostluk elini uzatamazsınız. Ancak ve ancak kendi çıkarlarınız için neo-liberal politikaların parçası haline gelmiş olursunuz.

Son olarak sizlerle şunu paylaşmak isterim. Ülkemiz böyle bir süreçten geçerken, biz de seçim sonrası uzun tartışmalar ve değerlendirmeler yaptığımız bir kongre sürecindeyiz. Konferanslarımızı ve çalıştaylarımızı yaptık. 15 Ekim’de bir kongremiz var. Buradan sizler vasıtasıyla tüm halkımıza şunu ifade etmek istiyoruz. Bu kongre bizim için tarihi bir kongredir. Yenilenmenin güçlü bir şekilde sözünü söyleyeceği, Türkiye’nin demokratik siyasetinde, barışında, özgürlüğünde, eşitliğinde, adaletinde Yeşil Sol Parti’nin yeni ismiyle çok güçlü bir şekilde yenilenerek sorumluluk alacağı bir sürecin içindeyiz.

Biz bu kongreye tarihsel bir önem atfediyoruz. Bütün halklarımızı, bütün yoldaşlarımızı bu kongrenin değişimine ve sözüne ortak olmaya, “Özgürlük İçin Yeniden” buluşmaya çağırıyoruz. 15 Ekim’de “Özgürlük İçin Yeniden” şiarıyla yapacağımız kongrenin, Türkiye’deki bütün halklar için, özgürlük için, eşitlik için, barış içinde demokratik bir yaşam için çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Onurlu ve büyük bir geleneğin taşıyıcısı olarak sürdürdüğümüz bu görevi bizden sonrakilere devretme kararlılığındayız. Halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesinde vardık, varız, var olacağız. Gelecek güzel günlere olan inancımızla sizleri saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.”

Paylaşın

AİHM’den Türkiye Aleyhine Bir Hak İhlali Kararı Daha

Sosyal medya paylaşımları nedeniyle Baran Durukan ve İlknur Birol hakkında verilen mahkumiyet kararlarını inceleyen AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), potansiyel olarak caydırıcı etkileri göz önünde bulundurulduğunda, cezai mahkumiyetlerin ve hapis cezalarının, Ceza Kanunu’nun 231’inci maddesi doğrultusunda “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” kararlarıyla birlikte, başvuranların ifade özgürlüğü hakkına bir müdahale teşkil ettiğine karar verdi.

Böylece Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 10’uncu maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

AİHM, Anayasa Mahkemesi’nin 2022’de verdiği bir karara atıfta bulunarak, Durukan ve Birol’a uygulanan “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” tedbirinin kapsam ve uygulama şeklinin başvuranlara demokratik bir toplumda hukukun üstünlüğünün gerektirdiği koruma derecesini sağlamak için yeterli açıklıkta tanımlamadığı değerlendirmesinde bulundu.

Ne olmuştu?

2000 doğumlu Baran Durukan, Temmuz 2018’de Facebook hesabından PKK, Abdullah Öcalan ve Kobani’yle ilgili paylaşımlarında terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan bir yıl on gün hapis cezasına mahkum edildi. Ağır Ceza Mahkemesi de bu mesajların PKK ve YPG’yi desteklediği, liderlerini övdüğü ve uygulamalarını meşrulaştırdığı sonucuna vardı.

1965 doğumlu İlknur Birol ise Mayıs 2019’da Twitter hesabından Aralık 2013’te yürütülen yolsuzlukla mücadele operasyonlarıyla bağlantılı olarak yaptığı paylaşımda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret gerekçesiyle on ay hapis cezasına çarptırıldı.

İlgili yargılamaların sonunda yerel mahkemeler, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 231’inci maddesi uyarınca iki başvuran hakkında “hükmün açıklanmasının ertelenmesine” karar verdi.

Durukan’ı üç yıl, Birol’u ise beş yıl denetimli serbestlik süresine tabi tutma kararı doğrultusunda kasıtlı bir suç işlemedikleri takdirde mahkumiyetlerin ve davaların düşeceğine, aksi takdirde ise kararların yürürlüğe gireceğine hükmedilmiş; 2018 ve 2020 yılları arasında, başvuranların bu kararlara karşı itirazları ve bireysel Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurular yetkili mahkemeler tarafından reddedilmişti.

AİHM’in atıfta bulunduğu “Atilla Yazar ve Diğerleri” olarak bilinen dava kapsamında Anayasa Mahkemesi, 5 Temmuz 2022’de yargılamanın ertelenmesini öngören mevzuatın uygulanmasında gözlemlenen adil yargılanma güvenceleri ihlallerinin yasallık şartını karşılamadığı anlamına geldiğine karar verdiği karar vermişti.

Paylaşın

Erdoğan’dan Yeni Anayasa Mesajı: Tartışmaya Ve Müzakereye Açığız

Pazar günü, 28. Dönem İkinci Yasama Yılı’na başlayan Meclis’te, yeni anayasaya dair yapıcı tavır ve beklentileri ortaya koyduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 85 milyonun tamamının kırmızıçizgileri haricinde, her konuyu görüşmeye, tartışmaya ve müzakereye açık olduklarını ifade ettiklerini hatırlattı.

Haber Merkezi / “Yeni dönemde milletimize verilecek asıl müjdenin; Türkiye’yi sivil, kuşatıcı, özgürlükçü bir anayasayla buluşturmak olacağı anlaşılıyor” sözleriyle devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Temsil kabiliyeti son yılların en yüksek seviyesine ulaşan Meclisimizin, milletimizin her bir ferdinin ‘işte benim anayasam’ diyerek bağrına basacağı sivil bir anayasayı yapmasının önünde hiçbir mani bulunmuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Yüksek İdari Yargı Mercileri Birliği’nin 2023 Yönetim Kurulu Toplantısı ve Semineri’nin kapanış ile Danıştay Eğitim Tesisi’nin açılış törenine katılarak bir konuşma gerçekleştirdi.

İçinde bulunulan ekim ayının, tarihte çok önemli bir yere sahip olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, 29 Ekim’de, bu topraklarda kurulan son devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıl dönümüne ulaşacaklarını hatırlatarak, “Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını, bir anma etkinliğinden öte, yeni reform hamlelerimizle hak ettiği şekilde kutlamak istiyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Son bir asrın kapsamlı muhasebesini yaparken, aynı zamanda milletimizin demokratik kazanımlarını daha da güçlendirmeye çalışıyoruz. Amacımız; Cumhuriyetimizin ikinci asrına daha emin adımlarla, birlik ve beraberliğimizi daha da kuvvetlendirmiş bir şekilde girmektir. Vatandaşlarımızın özgürlük alanlarını genişletme idealimizin tepesinde, ülkemizi darbe anayasasından kurtarmak vardır.

Vesayetçilerin 27 Mayıs 1960 darbesiyle Türkiye’nin ayağına vurduğu, 12 Eylül rejiminin perçinlediği prangaların, sökülüp atılma vakti artık gelmiştir. Sivil anayasa talebi, iradesine gerektiğinde canı pahasına sahip çıkan aziz milletimize, anasının ak sütü gibi helaldir. Bu talebe, siyaset kurumu başta olmak üzere sorumluluk makamında olan hiç kimsenin kulak tıkama lüksü yoktur.”

Pazar günü, 28’inci Dönem İkinci Yasama Yılı’na başlayan Mecliste, yeni anayasaya dair yapıcı tavır ve beklentileri ortaya koyduklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, 85 milyonun tamamının kırmızıçizgileri haricinde, her konuyu görüşmeye, tartışmaya ve müzakereye açık olduklarını ifade ettiklerini hatırlattı.

“Yeni dönemde milletimize verilecek asıl müjdenin; Türkiye’yi sivil, kuşatıcı, özgürlükçü bir anayasayla buluşturmak olacağı anlaşılıyor” sözleriyle devam eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Temsil kabiliyeti son yılların en yüksek seviyesine ulaşan Meclisimizin, milletimizin her bir ferdinin ‘işte benim anayasam’ diyerek bağrına basacağı sivil bir anayasayı yapmasının önünde hiçbir mani bulunmuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Uzun yıllar sonra ilk kez, yeni anayasa konusunda, Parlamentoda ve kamuoyunda oluşan müspet atmosferi, çok kıymetli gördüklerini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, hukuk camiasından da, birikimleri, müktesebatları ve değerli önerileriyle bu sürecin dışında kalmamalarını beklediklerini belirtti.

TBMM Başkanı Kurtulmuş, Bahçeli ile bir araya geldi

Öte yandan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bugün yeni anayasa ve Meclis İçtüzüğü değişikliği çağrılarında bulunmak üzere parti gruplarını ziyaret turuna başladı. Kurtulmuş’un ilk adresi, yeni yasama döneminin ilk Meclis grup toplantısını yapan MHP lideri Devlet Bahçeli oldu.

Ziyaret sonrası kısa bir açıklama yapan TBMM Başkanı Kurtulmuş, ”12 Eylül anayasasından kurtulmak bunun için herkesin kendi sepetlerindeki pamuğu ortaya koyarak makul zeminlerde bu tartışmaları sürdürmek ve sonuç almak esastır. Bu tartışmaların makul zemini TBMM’dir. Görüşü olan herkesin görüşlerini alırız. Bir takvim vermek zor. Zemini ve yöntemi doğru tartıştığımız zaman sonuç alabileceğimizi düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

DİSK: Dar Gelirlinin Gıda Enflasyonu Yüzde 118

TÜİK verilerinden hesaplanan gıda enflasyonu ortalama yüzde 75,1 olarak gerçekleşti. Emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 92,3 olurken, üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 85,7 oldu. Düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 98,2 ve en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 118 olarak gerçekleşti.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), Eylül 2023 döneminde gıda enflasyonunu yüzde 75,14 olarak açıkladığı belirtilirken, gerçek enflasyonun bunun çok daha fazla olduğu ifade edildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR) 3 aylık enflasyon rakamlarını açıkladı. Resmi rakamlara göre emek gelirlerinin yüzde 25 azaldığı veriler için “Yılın ikinci yarısı için memur maaşlarına ve emekli aylıklarına yapılan zam eridi” yorumu yapıldı.

2023 Eylül dönemine ait TÜİK Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) göre, 2023 Ekim’de bir önceki aya göre yüzde 4,75, on iki aylık ortalamalara göre yüzde 55,3, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 49,86 ve bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 61,53 oldu. Üç aylık tüketici enflasyonunun yüzde 25,1 olduğu verilere göre, yılın ikinci yarısı için memur maaşlarına ve emekli aylıklarına yapılan zam eridi.

Rapora göre TÜİK’in, Eylül 2023 döneminde gıda enflasyonunu yüzde 75,14 olarak açıkladığı belirtilirken, gerçek enflasyonun bunun çok daha fazla olduğu ifade ediliyor. DİSK-AR yayınladığı raporda “Bu enflasyon halkın hissettiği gerçek enflasyonu yansıtmaktan oldukça uzak bir oran. TÜİK, DİSK tarafından açılan ve kazanılan davaya rağmen yargı kararını uygulamıyor ve madde fiyat listesini açıklamıyor. Madde fiyatları halen karartılmış durumda. Bu nedenle enflasyon oranını hesaplanmasına kaynak teşkil eden madde fiyat listesi görülemiyor” ifadelerine yer veriyor.

“Gerçek enflasyon yüzde 118’e kadar ulaşıyor”

DİSK-AR’a göre resmi veriler gerçeği yansıtmamakla birlikte emekçilerin günlük yaşamda karşılaştığı ve hissettiği oranlardan da uzak. DİSK-AR’ın, TÜİK’in ham verilerinden yararlanarak hazırladığı dar gelirlilerin, düşük gelirlilerin hissettiği gıda enflasyonunu için şu ifadeler yer alıyor:

“Yaptığımız hesaplamaya göre gıda enflasyonu ortalama yüzde 75,1 olarak gerçekleşirken emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 92,3 oldu. Üçüncü yüzde 20’lik gelir grubunun gıda enflasyonu yüzde 85,7 olurken, düşük gelirli ikinci yüzde 20’lik grubun gıda enflasyonu yüzde 98,2 ve en yoksul yüzde 20’lik gelir grubun gıda enflasyonu ise yüzde 118 olarak gerçekleşti.”

TÜFE ve gıda fiyatları endeksi artmaya devam ettiği ifade edilirken 2005 yılında 118 olan TÜFE endeksinin, Eylül 2023’te 1.691’e yükseldiği belirtiliyor. Yine 2005’te 110 olan gıda fiyatları endeksinin 2023’te 2.406’ya yükseldiği ifade ediliyor. Böylece 2005’ten bu yana TÜFE 1.573 puan, gıda fiyatları endeksi 2.296 puan artarken, 2005’te yüzde 8 olan enflasyon oranı 2023’te yüzde 61,5 oldu. 2005’te yüzde 4,5 olan gıda enflasyonu ise 2023’te yüzde 75,1’e yükseldi.

Paylaşın

Erdoğan Çağrıda Bulunmuştu; Yeni Anayasa İçin Zemin Var Mı?

Anayasası’nın değişmesi için uygun zemin olup olmadığını değerlendiren Siyaset Bilimci Prof. Ersin Kalaycıoğlu Türkiye’de şu anda otoriter seçimli bir rejim olduğunu ve bu sistem altında yapılacak bir yeni anayasanın 1982 Anayasası’nın bile gerisine düşebileceği uyarısında bulunuyor.

Siyaset Bilimci Kerem Yavaşça ise, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, anayasalar yapılırken ilkesel olarak hiç değiştirilmemek ya da çok az değiştirilmek üzere yapıldığını, ancak değişen şartlara göre güncelleme yapmanın da gerekebileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) açılışında yeni anayasa için çağrıda bulunmasının ardından siyasi partilerin yerel seçimler öncesi nasıl bir tutum izleyecekleri takip edilirken, diğer yandan 1982 Anayasası’nın değişmesi için uygun zemin olup olmadığı ve ortaya demokratik bir anayasa çıkıp çıkmayacağı tartışılıyor.

12 Eylül askeri darbesinin ardından hazırlanan ve halk oylamasında yaklaşık yüzde 92’yle kabul edilen 1982 Anayasası farklı kesimlerce “darbe dönemi anayasası” olarak kabul edilirken, 40 yıl içinde kısmi değişiklikler yapılmasına karşın yerine yeni bir anayasa için uzlaşı sağlanamadı.

Anayasanın farklı hüküm ve bölümlerinde şimdiye kadar 20’den fazla değişiklik yapıldı. Son önemli değişiklik ise 2017 referandumunda parlamenter sistemin yerine Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi getirilmesi ile oldu.

14 Mayıs seçimleri öncesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “helalleşme” politikası kapsamında muhafazakâr kadınların başörtüsü ile ilgili endişelerini giderme amaçlı yasa değişikliği teklifine karşılık Cumhur İttifakı anayasa değişikliği yapılmasının daha kalıcı bir çözüm olacağını belirtti ve küçük bir değişiklik paketi sundu.

Seçimler öncesinde kamuoyunu bir süre meşgul eden ancak uzlaşı sağlanamaması üzerine geçici olarak rafa kaldırılan AKP ile MHP’nin üç maddelik anayasa değişikliği teklifinin yeni yasama dönemi ile tekrar Meclis gündemine getirilmesi bekleniyor.

Bu değişikliğin ardından yeni bir anayasa için de Cumhurbaşkanlığı’nda çalışmalar yapılmakta olduğu basına yansımış durumda. Ancak bu hazırlıkların ne aşamada olduğu ve detayları henüz net değil.

Kulislere göre Cumhur İttifakı yerel seçimden önce geçen seneki değişik teklifini gündemde tutarken, kapsamlı bir anayasa için ise yerel seçim sonrası dönemi bekleyecek.

Bir taraftan başörtüsü ve aile düzenlemesi ile ilgili anayasa değişikliğinin önümüzdeki haftalarda tartışmaya açılması beklenirken, iktidarın çağrısını yaptığı yeni anayasa için ise uygun bir zemin ve siyasi atmosfer olup olmadığı da ayrı tartışma konusu.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’e konuşan Siyaset Bilimci Prof. Ersin Kalaycıoğlu Türkiye’de şu anda otoriter seçimli bir rejim olduğunu ve bu sistem altında yapılacak bir yeni anayasanın 1982 Anayasası’nın bile gerisine düşebileceği uyarısında bulunuyor.

Kalaycıoğlu, son yaptıkları saha araştırmalarında siyasi partiler ve toplumun farklı kesimleri arasındaki ayrışmanın yüksek seviyede olduğu sonucuna ulaştıklarını belirterek, şunları söylüyor:

“Şu anda Türkiye tamamen kutuplaşmış durumda. Hiçbir ortak değeri olmayan bir toplumuz. Bu durumda ne anayasası yapılabilir? (Böyle bir çalışma için) seçmenin çoğunun merkezde toplanması gerekir. 1990’larda bu araştırmaları yaptığımızda yüzde 55 merkezde gözüküyordu. Şimdi ise merkezdeki seçmen oranı yüzde 20 civarı.”

Kalaycıoğlu, “zamanın ruhunun” demokratik bir anayasa yapımı için uygun olmadığını söyleyerek, Cumhur İttifakı’na son seçimler öncesinde destek veren Yeniden Refah Partisi (YRP) ve Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) gibi partilerin kadınlara ve aileye yönelik söylemlerinin de etkisiyle yapılacak bir anayasa çalışması ile “1982 Anayasası’nın bile mumla aranabileceğini” belirtiyor.

Bu arada HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu son açıklamasında yeni anayasanın “öncelikle bu milletin tarihine, örfüne, kültürüne, inancına uygun olmak zorunda” olduğunu söyleyerek, “Şu andaki anayasa milletin sırtına geçirilmiş bir deli gömleği gibidir, bu milletin eline kolunu bağlıyor ve milletin inancıyla uyumlu değildir” yorumu yapmıştı.

Siyaset Bilimci Kerem Yavaşça anayasalar yapılırken ilkesel olarak hiç değiştirilmemek ya da çok az değiştirilmek üzere yapıldığını, ancak değişen şartlara göre güncelleme yapmanın da gerekebileceğini söyleyerek, şöyle konuşuyor:

“Bu noktada anayasa değişikliğinin, ihtiyacın samimiyeti meselesi ortaya çıkıyor. Yani hem iktidar hem muhalefet anayasanın değişmesi gerektiğini söylerken, mütemadiyen bu konu gündeme gelip de değişmemesi ya çok samimi olunmadığı ya da herkesin kendi çıkarını maksimize etme yönünde hareket ettiği için anlaşmanın kolay olmadığı ortaya çıkıyor.”

Yavaşça, yeni anayasa konusunda siyasi partiler arasında ilkesel olarak bir ortak anlayış olduğunun görüldüğünü belirtirken, “Ama bu acaba toplumdan yükselen arayış neticesinde mi gerçekleşiyor? Yoksa siyasi partilerin iç dinamikleri ya da siyasal stratejileri çerçevesinde mi böyle bir ihtiyaç olduğu ortaya çıkıyor?” sorusunu yöneltiyor.

Bu arada yeni anayasa çalışması ile Erdoğan’ın 50 artı bir sistemini değiştirmeyi ya da kendi cumhurbaşkanlığı süresini uzatmayı amaçladığı da kulislerde konuşulan iddialar arasında.

Siyasi partiler de pozisyon almaya başladı

Seçimlerin ardından sağın hâkim olduğu Meclis yapısında gerek gündeme gelecek anayasa değişikliği gerekse yeni anayasa çalışmaları için siyasi partiler de pozisyon almaya başladı. AKP’nin başörtüsü ve aile ile ilgili teklif için geçen seneki gibi yine muhalefet partilerine giderek destek talep etmesi bekleniyor.

Anayasa değişikliklerinin referanduma gidilmeden TBMM’de kabul edilmesi için 400, referandum çoğunluğu için ise 360 sandalye gerekiyor. TBMM’deki son sandalye dağılımına göre AKP’nin 263, ittifak ortağı MHP’nin 50, YRP’nin 5, HÜDA PAR’ın ise 4 milletvekili bulunuyor ve bu toplam 322 ediyor.

Geçmiş dönemde Millet İttifakı’ndaki İYİ Parti’nin 44, DEVA’nın 15, Gelecek Partisi ve Saadet Partisinin ortak grubunun 20 sandalyesi var. Yeşil Sol Parti ise 57 milletvekiline sahip.

130 sandalyesi olan CHP ise bu aşamada anayasa görüşmeleri konusunda istekli değil. Kılıçdaroğlu Pazar günü gazetecilerin Erdoğan’ın anayasa çağrısını hatırlatması üzerine “Çağrı yapanların önce mevcut anayasaya uyması lazım” derken, “Ahlaki ve siyasi meşruiyeti olmayan bir siyasi partiyle hangi anayasa değişikliğine oturacaksınız?” sözleriyle şimdilik kapıyı kapatmış görünüyor.

Kalaycıoğlu’na göre iktidar yerel seçim öncesinde muhalefet belediyelerinin çalışmalarının ve ekonomideki bozukluğun konuşulmasını istemediği için genel seçim öncesi gibi yine anayasa değişikliğini ortaya sürüyor. “Muhalefetin ehemle mühimi ayırması gerekir. Bugün ehem yani en önemli olan konu Türkiye’nin demokratik bir hukuk devletine doğru bir yola girmesidir” diyen Kalaycıoğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bu gündem ile iktidar tarafından istenmeyen şeyler konuşulmayacak. Onun yerine ne başı ne sonu belli olan, içeriği bilinmeyen bir anayasa tartışması yapılacak. Bu anayasa değişikliği gerçekleşirse ona uyulup uyulmayacağı da belli değil. İktidar kendi yaptığı anayasa değişikliğine de uymuyor.”

Anayasa çalışmaları için tutumu en çok merak edilen partiler arasında İYİ Parti de geliyor. Seçimlerin ardından Millet İttifakı’nın dağılmasıyla başka bir yön izlediği görülen İYİ Parti Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü ile ilgili yasa değişikliği teklifini kendilerine sormadan getirmesinden rahatsız olmuştu.

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu sorular üzerine yeni anayasa tartışmalarının, yerel seçimlerden sonra gündeme getirilmesinin daha uygun olacağını söyledi.

Siyaset Bilimci Yavaşça seçimlerin ardından yüzde 52’ye karşılık yüzde 48 gibi bir dengenin oluştuğunu anımsatarak, anayasa yapma konusunda şu hususa işaret ediyor: Bu durum neredeyse yarı yarıya farklılaşmış bir siyasi sonucun ortaya çıktığını gösteriyor. Bir anayasanın ise toplumsal olarak geniş bir mutabakatla yapılması en önemli noktalardan biri. Burada tabii yüzde 100 mümkün değil ama en az bir yüzde 75 mutabakat beklenir. Bu nedenle Türkiye’deki iktidar muhalefet dengesine bakıldığında yeni bir anayasa yapmanın zeminini yakalamanın güç olduğunu söylemek mümkün.

Öte yandan şimdi yeniden gündeme gelen yeni anayasa için partiler daha önce de bir araya gelmiş, ancak belli bir aşamaya gelindikten sonra masadan kalkılmıştı. Ekim 2011 ile Aralık 2013 arasında 26 ay yeni ve sivil bir anayasa için TBMM çatısı altında çalışan Anayasa Uzlaşma Komisyonu 59 maddede değişiklik yapılması üstünde anlaşmıştı.

Her siyasi partinin eşit olarak üçer üyeyle temsil edildiği ve kararlarını oybirliği ile alan Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmalarına ilk olarak üzerinde kolay uzlaşacağı maddelerden, temel hak ve hürriyetler bölümünden başlamıştı.

Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun uzlaştığı 59 madde arasında tutuklanma sebeplerinin daha da azalması ve netleşmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının milli güvenlik ve genel ahlak gerekçeleriyle sınırlandırılmaması, asgari ücretten vergi alınmaması, çalışan kadın ve erkeklerin eşit işe eşit ücret alması, hürriyetin esas-sınırlamanın istisna olması ve hürriyet lehine yorum yapılması, insan haklarına ilişkin uluslararası anlaşmalarla kanunlar arasında ihtilaf olması halinde özgürlüklerin geniş yorumlanması gibi hususlar bulunuyor.

Erdoğan Meclis konuşmasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin son kararına atıfta bulunarak, “Bizim terör örgütleriyle aynı hizada sıralanan kurumların kararlarına ne saygı duymamız ne de onların dediklerine kulak asmamız mümkün değildir” demişti.

Yavaşça anayasaların temel hak ve hürriyetlerin belirlenmesi ve gerekirse iktidarı bile sınırlayabilmesi açısından önemini vurgulayarak, “Bu anlamda bakıldığında bugünlerde ne Türkiye’de ne de dünyada özgürlükler açısından olumlu bir hava hâkim. Dolayısıyla böyle bir dönemde yapılacak anayasaların insan hakları açısından büyük bir kazanım ortaya çıkartacak şekilde olması çok mümkün görünmüyor” diyor.

Paylaşın

Bahçeli: Bugün Bakır Arıyorsak Yarın Altına Ulaşacağız

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan MHP Lideri Bahçeli, Mevcut dünyanın hali dağınık olsa da Türkiye içine kapanamaz. Çevresine sırtını dönemez. Nihai hedefimiz bellidir” dedi ve ekledi:

“Ant olsun yolumuzdan dönmeyecek, ülkümüzden vazgeçmeyecek, Kızılelma’dan ödün vermeyeceğiz. Ülkemizi hiçbir alçağa çiğnettirmeyeceğiz. Ahlak varsa yıkım olmayacaktır. Bugün bakır arıyorsak yarın mutlaka altına ulaşacağız.”

Konuşmasında “Yeni Anayasa” çağrısı da yapan Bahçeli, “MHP, yeni anayasanın hazırlanmasında 100 maddelik teklif metni ile hazırdır. TBMM’de temsil edilen siyasi partiler, sorumluluktan kaçmak yerine, milletimizin taleplerine müzahir yapıcı tavır ve tutum içinde hareket etmelidir. Darbe anayasası Türkiye’ye layık değildir. Kılıçdaroğlu’nun “tek adamla anayasa olmaz” çıkışı aymazlıktır” ifadelerini kullandı.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, yeni yasama yılının ilk grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Değerli vekil arkadaşlarım, saygıdeğer misafirler, basınımızın değerli temsilcileri bu kutlu çatı altında yeni yasama yılına yüreklerimizin toplu vuruşu ile giriyoruz. Hepinizi en kalbi duygularımla, hürmetle selamlıyorum. Toplantımızı takip eden vatandaşlarımıza, coğrafyamızda varlık mücadelesi veren kardeşlerime selam ediyorum.

1 Ekim’de başlayan yeni yasama yılının milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize başarılar diliyorum. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e, milli mücadele kahramanlarına, ebediyete intikal etmiş vekillere ve aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Gazi Meclisimizi kim yok sayıyorsa, adını anarken kim şüpheye düşüyorsa bir karanlık içindedir. Ne cumhuriyetimizi anlamaları ne de meclisi saygı ile anmaları mümkündür. Cumhuriyet’in temeli TBMM’de atılmıştır. Kurtuluş savaşında Türk milleti zulüm karşısında tek ses olmasını bildi. Şafağı sökmeyen, felaketlerin birbirini kovaladığı nice senelere göğüs gerilmişti.

Vatanımız kundaklanmış, milletimiz kuşatılmıştı. Serv ile bugünkü Türkiye’nin dörtte birine sıkıştırılmış, kısıtlanmış vatan toprakları yağmalanmış, milli ordudan yoksun, sömürgeleşmiş sözde ülke milletimize reva görülmüştü. Milletimiz bu zillere kanıyla meydan okudu.

Küresel emperyalizmin içimize sızan maşaları bu gerçeği ikrar etmeleri boştur. Manda özlemi bunların umududur. Türkiye Cumhuriyeti’nin mazisi Meclis’in çağrısıdır. Bu çağrı İstiklal çağrısıdır. Bu çağrı milli birlik ve kardeşliğin çağrısıdır. Gazi Meclis’in bu yasama yılında tarihi dönüm noktasına şahit olacağız. Türkiye Cumhuriyeti 100. yılını kutlayacağız. Fikri, vicdanı hür yüz yıllık geçmişi kucaklayan, önümüzdeki yüz yıla mühür vurmaya çalışan Türkiye Cumhuriyeti iftiharımızdır. Dosta da düşmana da göstereceğiz.

Milli bir gururu 85 milyon Türk vatandaşı ile ortaklaşa paylaşacağız. 26 gün sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yıl dönümünü kutlayacağız. Türkiye bizim yer yüzü cennetimizdir. Egemenliğin yegane sahibi Türk Milleti, ilelebet cehveri aslimizdir. Şu hususu da söylemek isterim ki, bizim delimiz de vardır, velimiz de vardır. O deliler vatana meftundur, millete meftundur, bağımsızlığa meftundur.

En delimiz bile satılmış kalemlerden çok daha akıllı, çok daha zeki, çok daha adam oğlu adamdır. devlet milleti ile Türkiye irademizi her şart ve durumda muhafaza edeceğiz. Fitne ne kadar yaygın olsa da faziletli gönüllerin desteği ile karşımıza dikilen her müşkülü yeneceğiz. Aynı safta aynı ülkülerle ufkun ötesine odaklanacağız. Vatani görevlerimizi inancımızın gücü ile yerine getirdik. Buna da devam edeceğiz.

Devletin muzaffer, milletin müreffeh olması siyasetimizin ana çerçevesidir. Bugün dünyanın bir köşesinde tezahür eden sorun bir başka köşede yankı bulmakta. Dünyada 800 milyon aç varken obeziteden kurtulmak için astronomik paraların harcanması çarpıklığı işaret etmektedir. Sefa sürenlerle sefalette olanların temerküz etmesi hazin tablonun derinleştiğini göstermekte.

Terör saldırısı, etnik çatışmalar insan hayatının ne kadar ucuzladığının bir belirtisidir. İnsanlık huzursuzluğun pençesinde, gemisini kurtaran kaptan mantığının çekim merkezindedir. Demokrasi ve özgürlük ruhu yalnızca göz boyamaya yarayan hamaset düzenekleridir.

Mevcut dünyanın hali dağınık olsa da Türkiye içine kapanamaz. Çevresine sırtını dönemez. Nihai hedefimiz bellidir. Ant olsun yolumuzdan dönmeyecek, ülkümüzden vazgeçmeyecek, Kızılelma’dan ödün vermeyeceğiz. Ülkemizi hiçbir alçağa çiğnettirmeyeceğiz. Ahlak varsa yıkım olmayacaktır. Bugün bakır arıyorsak yarın mutlaka altına ulaşacağız.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kronik sorunlara neşter vurduk. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin umut olduğunu gösterdik. Gücümüze güç kattık. MHP ve Cumhur İttifakı güçlü olduğu sürece demokrasi güvence altındadır. Türkiye’nin öncelikli meselelerin çözümünde her çabayı gösterecek Cumhur İttifakı olacaktır. Terör örgütleri ile can ciğer kuzu sarması olanlara kanacak olan yoktur.

Dün ne dediysek aynı kanaatteyiz. İkinci el inançlara, ayağa düşmüş ezberlere, katlı otoparkta dönen ön yargılara itibar etmemiz söz konusu değildir. Gevşek mizaca hiç sahip olmadık. Siyaseti mert bir şekilde yapmanın amacından sapma göstermedik. Bizi tanıyanlar tanır. Ağzımızdan çıkan her söz bağlayıcıdır. Tutarlılık bizim için vazgeçilmezdir.

– Önümüze hendek kazmak için el birliği yapanlar, balmumundan kanat yapıp uçmaya çalışanlardır. Bunlar kaybetmeye müstahaktır. Bunlarla mücadele bizim için düğün bayramdır. Parti olarak yol haritamızı paylaşmayı samimiyetle hedefliyoruz. İç gündemi, dış gelişmeyi bütünlük içinde ele alıp düşüncelerimizi tarihe not olarak geçmeyi istiyoruz.

Seçimlerde TBMM teşekkül etmiş Cumhur İttifakı da çoğunluğu kazandı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde sağlam iradeyi destekledi. Türkiye Yüzyılı’nı sahiplenerek Sayın Erdoğan’ı yeniden devletin başı olarak görevlendirdi. İkinci 5 yıllık döneme de demokratik olgunlukla geçildi. Söz de karar da milletin. Kılıçdaroğlu’nun milletin seçimine gösterdiği tepki faşist dürtülerin sonucudur. Seçimi yapan Türk milletidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seçen Türk milletidir, bunun neresinde çarpıklık var? Bunun neresinde ahlaki boşluk ve meşrutiyet sorunu vardır. Kaynağı nedir? ABD ve İngiltere’de FETÖ’cğülerle ittifak kurmak mı meşrutiyet, PKK ve HDP ile buluşmak mı meşrutiyet? Kavala’ya özgürlük istemek mi meşrutiyet? Anlatsın da bilelim. Neresi meşrudur da bize meşrutiyet ahkamı kesmektedir.

Türkiye’nin gözü başka, kaşı başka oynayan, kalbi başka dili başka söyleyen yalancı köksüzlerin hezeyan vaatlerine değil, canını dişine takıp gece gündüz çalışan yürekli siyaset insanlarına ihtiyacı vardır. İşte Cumhur İttifakı da dimdik ayaktadır. Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve kabinesi görevinin başındadır. Kılıçdaroğlu kendine baksın.

İtibarını nasıl kazanacağını hesap etsin. CHP yoldan çıkmıştır. Cumhur ittifakı polemik yarışına girecek kadar şaşkın değildir. Biz milletin gerçek gündemi ile, bölgesel gelişmeler ile meşgul oluyoruz. Milletimiz bu siyasi kötürümlere seçimlerde hak ettikleri dersi verdi. Hala kafaları almamış. Hala bana mısın demiyorlar. Turpun büyüğü 31 Mart’ta çıkacak, zilletin defteri dürülecek.

Birinci gündem konumuz, depremin hasarlarını tümüyle onarmak, yaraları sarmak, yeni ve güvenli 650 bin konutu inşa ederek teslim etmektir. Cumhurbaşkanımızın 1 Ekim’de TBMM’nin açılışındaki konuşmadan da anlaşılacağı gibi, deprem bölgesinde kurulan konteynerlerde 600 bine yakın vatandaşımız barınmaktadır.

İkinci gündem konumuz toplumsal refah ve rahatlamayı her kesime yaymaktır. Enflasyonla mücadelede başarılı sonuçlar alınmaktadır. Hayat pahalılığı günden güne tesirini kaybedecektir. Emeklilerimizin insanca  ücret düzeyine kavuşmaktan başka seçenekleri kalmadı. Enflasyon üzerinde zam ve zammın kök ücrete yansıtılması samimi dileğimizdir.

Terörün sonuç alması, Türkiye’ye geri adım attırması mümkün değildir. Bu insanlık defolarının inşallah kökü kurutulacak. Terörle huzur, terörle güvenlik, terörle insanlık arasında ikinci bir seçenek yoktur. Bölücü terör örgütü karşısında şaibeli duruş sergileyen kim varsa, durumunu tekrar gözden geçirmeli, ihanetle çakışan yollarını derhal ayırmalıdır. 1 Ekim’deki terör saldırısının önü ve arkası süratle aydınlatılacak. 1 Ekim saldırısı Türkiye’ye karşı yapılmıştır.

Tescilli FETÖ’cülerin Süleyman Soylu’ya iftira kuyruğuna girmeleri, bazılarının da görevdeki İçişleri Bakanı’nı kötülemeleri ortadadır. Kamu görevlilerimizin onuruyla oynanması tehlikelidir.

MHP, yeni anayasanın hazırlanmasında 100 maddelik teklif metni ile hazırdır. TBMM’de temsil edilen siyasi partiler, sorumluluktan kaçmak yerine, milletimizin taleplerine müzahir yapıcı tavır ve tutum içinde hareket etmelidir. Darbe anayasası Türkiye’ye layık değildir. Kılıçdaroğlu’nun “tek adamla anayasa olmaz” çıkışı aymazlıktır.

Son olarak diyeceğim şudur: FETÖ’cüler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ümit bağlamasın, siyasi figüranlarına güvenmesin, film festivallerinde dönen dolaplara aldanmasın; biz 15 Temmuz’u unutmadık, 254 şehidimizi unutmadık, gazilerimizi unutmadık, tepemizden yağan bombaları unutmadık, üzerimize sürülen tankları unutmadık, herkes bilsin ki unutursak kanımız kurusun, unutursak gök girsin kızıl çıksın.”

Paylaşın