TFF Başkanı Büyükekşi’den Dikkat Çeken “Süper Kupa” Açıklaması

Süper Kupa finaline dair açıklamalarda bulunan TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Suudi Arabistan ile 5 yıllık süper kupa maçlarını dörtlü bir turnuva olarak düzenleme formatı için de görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Bu modeli, İtalyanlar ve İspanyollar da kral kupası maçlarıyla yapıyor” dedi.

Mehmet Büyükekşi açıklamasının devamında, Cumhuriyet’in 100’üncü yılı dolayısıyla Türkiye Futbol Federasyonu olarak süper kupa kutlamalarını tüm dünyada yaparak Türkiye’yi tanıtmak istediklerini belirtti. 2032 Avrupa Futbol Şampiyonası’na ilişkinde konuşan TFF Başkanı Büyükekşi, şampiyonaya ev sahipliği için altyapının yeterli olduğunu söyledi.

Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (GCC)-Türkiye Ekonomik Forumu’nda “Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi (GCC) ve Türkiye’de Spor Sektörü ve Ekonomi” başlıklı panel gerçekleştirildi.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Moderatörlüğünü Yönetici Spor Yapımcısı ve Sunucusu Ahmad Sondos’un yaptığı, FIFA 2022 Katar Dünya Kupası İcra Kurulu Başkanı Nasser Fahad Al-Khater, TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, Suudi Arabistan Spor Bakan Yardımcılığı, Stratejik Planlama ve Yatırım Danışmanı Naif I. AlDossary, İtalyan Futbol Federasyonu Başkanı Gabriele Gravine’nin konuk olduğu panelde sporun, ülkelerin ekonomileri ve kültürleri arasında oluşturduğu güçlü bağlar masaya yatırıldı.

Dünyanın hemen hemen bütün ülkelerinde futbolun son derece etkili olduğunu o yüzden ülkelerin tanıtımı açısından da bu etkinin büyük önem kazandığını ifade eden TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi, “Dünyada en çok sevilen spor dalı olan futbolun milyarlarca seyircisi var. Geçtiğimiz dönem Katar’da yapılan ve başarılı geçen bir dünya kupası organizasyonu oldu. Biz de bu şampiyona öncesinde dostluk amaçlı ülkelerin birbirine yakınlaşması açısından süper kupa maçını Katar’da oynadık” diye konuştu.

Suudi Arabistan’ın futbola çok büyük yatırım yaptığını kaydeden Büyükekşi, “Yaptığı dünyaca ünlü transferlerle de önemli bir pozisyon alıyorlar. Almanya, Abu Dabi ve Suudi Arabistan ile görüştük. Suudi Arabistan bizim için önemliydi çünkü dünyanın gözü Suudi Arabistan’da. 2034 yılında dünya kupası için başvurularını yaptılar. Biz de bu çalışmalarında kardeş ülkemizin yanınızdayız. Aynı zamanda Suudi Arabistan ile 5 yıllık süper kupa maçlarını dörtlü bir turnuva olarak düzenleme formatı için de görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Bu modeli, İtalyanlar ve İspanyollar da kral kupası maçlarıyla yapıyor” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet’in 100’üncü yılı dolayısıyla Türkiye Futbol Federasyonu olarak süper kupa kutlamalarını tüm dünyada yaparak Türkiye’yi tanıtmak istediklerini belirten Büyükekşi, “Dünyada birçok televizyon kanalında gösterilmesini sağlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yılı kutlamalarını tüm dünyaya göstermiş olmayı hedefliyoruz. Hedefimiz dünya sıralamasında süper ligin 6’ncı sıraya yerleşmesi. Ligimiz çok çekişmeli ve önemli maçlara sahne oluyor. Bunu yurtdışında da sergilemek istiyoruz. Takımlarımızın dünya markası olmalarını tüm dünyadan taraftarları olmasını hedefliyoruz” dedi.

2032 Avrupa Futbol Şampiyonası ev sahipliği için altyapının yeterli olduğunu aktaran Büyükekşi, “Tüm şartlarımızın yeterli olduğunu tüm dünya görmüş oldu. Antalya, Alanya, Bolu ve Afyon gibi birçok şehrimize tüm dünyadan kamp yapmak için futbolcular geliyor. 2032 yılında Avrupa Şampiyonası’nı İtalya ile ortak olarak Türkiye’de düzenleyeceğiz. Altyapımız, otellerimiz hazır, biz de bu 9 yıl içinde çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Öncesinde biz bu etkinliği yapacağımız için büyük bir avantajımız olacak. Bu organizasyonlardaki eksiklikleri de görerek iş birliğiyle başarılı bir organizasyon yapılacağına inanıyorum. Suudi Arabistan ile güvenlik, inşaat gibi pek çok konuda iş birliği yapmaya hazırız” dedi.

Kulüplerin şirketleşip kurumsallaşmasını önemsediklerini ifade eden Büyükekşi, “Özellikle Fransa, ABD ve İngiltere’de birçok kulübe yabancı yatırımcılar yatırım yapmış durumda. Türkiye’de de Göztepe ile bir ilk başlamış oldu. Bu konuyu önemsiyoruz” şeklinde konuştu.

Paylaşın

Erdoğan’ın Ziyareti Almanya Basınında Nasıl Yankılandı?

Almanya basını hafta sonundan bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 Kasım Cuma günü Almanya’ya yapacağı resmi ziyaretine ilişkin haber ve yorumların yoğunlaştığı dikkat çekiyor.

Almanya’da Erdoğan’ın İsrail ve Hamas konusunda yaptığı açıklamalar nedeniyle yoğun tartışmalara neden olurken, Almanya’daki Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’ne (DİTİB) yönelik eleştirilerin dozu da artıyor.

Köln merkezli Kölner Stadt Anzeiger gazetesindeki yorumda: “Recep Tayyip Erdoğan, hem Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier hem de Başbakan Olaf Scholz tarafından ağırlanacak. Daha fazla onurlandırma zaten mümkün değil. Otokratik biçimde yönetilen Türkiye hâlâ bir NATO üyesi. Avrupa Birliği’ne tam üyelik müzakereleri ise hâlâ daha nihayete ermiş değil. Ziyaret tuhaf, zira Erdoğan ülkesini demir yumrukla yönetiyor, hele de son seçimlerden sonra daha da fazlaca.

Ülkede vatandaşlar zaman zaman sandığa gidiyor olsa da Türkiye için demokrasiden söz etmek uzun süredir mümkün değil. Medya denetim altında, muhalifler cezaevlerinde. Erdoğan Almanya’daki uzantıları üzerinden buraya da etki etmeyi sürdürüyor. Erdoğan, dış politikada da bir güç politikası izliyor. İster Azerbaycan ister Libya ister de Suriye, hedefi Türkiye’nin etki alanını genişletmek. Bunu şimdi de Ortadoğu’da deniyor. Erdoğan terör örgütü Hamas’tan yana pozisyon aldı. Buna rağmen Batı, Erdoğan ile ipleri hâlâ koparmadıysa bu kendi çıkarları yüzünden. Almanya, örneğin, Türkiye ile yapılan mülteci mutabakatından vazgeçemiyor.

Yapıldığı dönem itibarıyla mutabakat örnek olarak gösteriliyordu. Bir de Ankara’ya yönelik daha sert bir politikanın Erdoğan’ı daha da kestirilemez yapacağı endişesi de hakim. Bu koşullarda Erdoğan’ın Berlin gezisinden ne beklenebilir? Çok şey beklenemez. Ancak Almanya Cumhurbaşkanı ve Başbakanı, Ankara Sultanı’na cesurca hakkında ne düşündüğünü söylemeli. Sonucu olmasa da insan sadece bunu yapmalarını diliyor.”

Welt am Sonntag gazetesindeki yorumda da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’i “örgüt” olarak nitelemesine atfen İsrail’in devletinin varlığını sorguladığına işaret edilerek şu satırlara yer veriliyor:

“Erdoğan, İsrail’in Hamas’a yönelik saldırılarındaki yüksek sivil ölümleri üzerine Müslümanların artan öfkesini siyasi olarak kullanıyor ve İsrail karşıtları listesinde adını en başa yerleştirmeyi deniyor. Aynı Erdoğan, eski Başbakan Angela Merkel döneminde de ona ‘Nazi yöntemleri kullanmak’ suçlamasını yöneltmişti. Şimdi de yangına körükle giden Erdoğan, 17 Kasım’da Almanya’ya geliyor ve pek çok konuda Başbakan Scholz ile görüş alışverişinde bulunacak. Erdoğan’ın (İsrail ve Hamas ile ilgili) son açıklamaları sonrasında ‘gelme’ denmesini talep edenlerin sayısı artıyor.

Açıklamalarıyla Yahudilerin güvenliğini tehlikeye atan ve İsrail’in varlığına şüpheli bakan bir liderin, her ikisinin de güvenliğinin bir devlet politikası olduğu Almanya ziyaretinin iptali yönünde pek çok sebep var aslında. Türkiye zor bir partner. Ancak Erdoğan’ın gezisinin iptali, içinde bulunulan durum itibarı ile getiri sağlayacak bir adım değil. Dünyanın alevler içinde olduğu bir dönemde yeni bir diplomatik krize daha davetiye çıkarmak gereksiz. Türkiye zor ve bir o kadar da vezgeçilmesi kolay olmayan bir partner olarak kalmaya devam edecek. Hem Ukrayna hem de Ortadoğu’da ona ihtiyacımız var.”

Straubinger Tagblatt gazetesindeki yorumda da Erdoğan’ın sorunlar yaşanan bir lider olmakla birlikte diyaloğun önemine dikkat çekiliyor:

“Erdoğan’ın ziyareti her yönüyle sorunlu ancak onunla diyalog kurmamak da kesinlikle yanlış olacaktır. Bu ziyarette belirleyici olan, Başbakan Olaf Scholz’un Cuma günü hem iki liderin başbaşa konuşmasında hem de kamuoyu önündeki açıklamalarda Erdoğan’ın yaptıklarının en ileri derecede kışkırtma olduğunu açıkça söylemesidir. Erdoğan’ın ayrıca yaptığı açıklamalarla Ortadoğu’da bir arabuluculuk rolü üstlenme konusunda kendini tamamen diskalifiye ettiğini de öğrenmesi gerekiyor.

Frankfurter Allgemeine gazetesindeki yorumda ise Erdoğan’ın geçmişte yaptığı farklı açıklamalarında da sınırları aştığı hatırlatılıyor, ancak bu sefer ipleri şimdiye kadar olduğundan daha da fazla gerdiği iddia ediliyor.

“İsrail’in varlığını sorgulamasıyla Erdoğan, yayı olabileceğinden çok daha fazla germiş oldu. Almanya gezisinden bu kadar kısa süre önce bir de İsrail’i faşist olmakla suçlaması, yaptığı provokasyonu daha da çirkin kıldı. Anlaşılan Gazze ile ilgili arabuluculuk müzakerelerinde hiçbir rol oynamaması Erdoğan’ın canını epey acıtmış. Bundan dolayı o da başka yollarla kendini tartışmaların merkezine koymayı istiyor.”

DİTİB tartışmaları

Öte yandan Almanya Tarım Bakanı Cem Özdemir, Welt am Sonntag gazetesine yaptığı açıklamada, Almanya’da Türkiye’den bağımsız dini yapılara ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Özdemir, Almanya’daki İslami kuruluşlar konusunda “Değerlerimize bağlı ve anayasa zemininde sağlam bir şekilde duran bir İslam’ın uygulanabileceği, bağımsız ve Ankara ile bağı bulunmayan yapılara ihtiyacımız var” dedi. Özdemir, Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’na tabi olan ve Yahudiler ile İsrail devletini “kötü görenlere” karşı Almanya’da “yanlış bir hoşgörü” gösterilmemesi gerektiğini ifade etti.

Schleswig-Holstein eyaletinin Eğitim Bakanı ve Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Yahudi Forumu’nun sözcüsü olan Karin Prien ise Welt am Sonntag gazetesine verdiği demeçte, Almanya’nın yurt dışından yönetilen ve Almanya’daki yasalar ile kuralları tanımayan dini temsilciliklere ihtiyacının olmadığını ifade etti. Prien aynı zamanda Almanya’da bir kurumun devlet tarafından muhatap alınması için o kurumun İsrail devletinin var olma hakkına bağlılığını ortaya koymasının “zorunlu bir ön koşul” olması gerektiğini belirtti.

Hür Demokrat Parti’nin (FDP) dini politikalar konusundaki sözcüsü Sandra Bubendorfer-Licht ise Welt am Sonntag’a yaptığı açıklamada, din dersleri konusunda okullar ile DİTİB arasında varılan iş birliklerinin “derhal son bulması” gerektiğini kaydetti. Yurt dışından gelen etkilere bağımlılığın azaltılması gerektiğini ifade eden Bubendorfer-Licht, “Bu nedenle imamların Almanya’da eğitimine artık hız verilmeli ve değerlerimize uygun Avrupa tarzı bir İslam’ı hayata geçirmeliyiz” dedi.

Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ekim ayının ortasında yaptığı bir açıklamada, “İsrail’in Filistin üzerinde yapmış olduğu katliam, soykırım dünyanın gözü önünde yapılıyor. Ne yazık ki insan olduğunu söyleyen bazı kimseler, ülkeler de bunu destekliyor” diye konuşmuştu. Almanya’da DİTİB çatı örgütüne bağlı olarak çalışan 1000 kadar imam Türkiye’deki Diyanet tarafından atanıyor.

Almanya Türk Toplumu (TGD) Genel Başkanı Gökay Sofuoğlu ise Redaktionsnetzwerk Deutschland (RND) haber sitesine yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Almanya ziyaretine toplumdan sert tepkiler gelebileceğini söyledi. Sofuoğlu, “Hamas ve diğer konulardaki açıklamalarına karşı tepkiler olacaktır. Gösteriler olabileceğini tahmin ediyorum” dedi.

Alman Federal Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Michael Roth ise Erdoğan’ın “kışkırtıcı, hakaretamiz ve popülist” davranışlarıyla Türkiye’nin Avrupa ve Ortadoğu arasında bir köprü olarak taşıdığı önemin hakkını vermediği için ülkesine ciddi zarar verdiğini söyledi. Roth, “Son olarak İsrail’e yönelik çirkin ve kötü şöhretli söylemleri ve Hamas terörünü savunması, son derece tehlikeli bir çatışmanın ateşini bir kez daha körükledi” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Ekim sonunda yaptığı açıklamada Hamas’ın bir terör örgütü olmadığını, “topraklarını ve vatandaşlarını koruma mücadelesi veren bir kurtuluş ve bir mücahitler grubu” olduğunu ifade etmişti. 7 Ekim’de İsrail’e saldırılar düzenleyerek 1200 kadar insanı öldüren ve 240 kadar kişiyi de rehin alan Hamas, Avrupa Birliği (AB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından terör örgütü olarak nitelendiriliyor. Hamas’ın saldırılarının ardından İsrail “savaşta olduğunu” ifade ederek Hamas’a yönelik Gazze Şeridi’nde saldırılar düzenliyor. Çatışmalarda şu ana kadar Gazze tarafında, yüzde 40’ı çocuk olmak üzere en az 11 bin kişinin öldüğü bildiriliyor.

17 Kasım’da Almanya’yı ziyaret edecek Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Başbakanı Olaf Scholz tarafından akşam yemeğinde ağırlanacak. Erdoğan, Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier tarafından da kabul edilecek.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu: 81 İlde Aday Çalışmaları Devam Ediyor

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin konuşan İYİ Parti Sözcüsü Kürşad Zorlu, “Genel İdare Kurulu’nun aldığı karar nettir. İYİ Parti 81 ilde aday çıkarma çalışmalarına hızlı bir biçimde devam etmektedir” dedi ve ekledi:

“Önümüzdeki günlerde de bazı illerimizde adaylarımızın açıklanmakta olduğunu göreceksiniz. İkinci sorunuz neden bununla ilgili; çünkü biz milletimize bir alternatif yolculuk hedefinde bulunduk. O da şuydu; Sayın Genel Başkanımız her parti ayrı ayrı seçime girsin dedi. Çünkü iki yumruk arasına sıkıştırılmış bir Türkiye portresi, milletimizin hak etmediği olaylarla karşı karşıya bırakıyor. Şimdi biz bu yolculuğa devam ederken kimsenin bize bir baskı aracı olarak herhangi bir argümanı kullanmasına izin vermeyeceğiz. Bu anlamda arkadaşlarımız bizden ayrılabilirler. Başka partilerde siyaset yapmak isteyebilirler.”

Son dönemde yaşanan yargı krizine de değinen Kürşat Zorlu, “Eğer bu adımlar bir Anayasa değişikliği için yapılıyorsa olay daha da vahimdir. Genel Başkanımızın dün bununla ilgili bir açıklaması oldu biliyorsunuz. Bu tartışma ikliminden faydalanarak Türkiye’yi yaklaşan yerel seçimler öncesi bir Anayasa tartışmasına sokmak gibi hamlelere biz kesinlikle karşıyız. Zira siyasi iktidar kendi siyasi çıkarları için vatandaşın daha da yoksullaşmasına tarihi bir örnek daha katmaktadır” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Sözcüsü ve Medya İlişkileri Başkanı Prof. Dr. Kürşad Zorlu, Başkanlık Divanı toplantısı ardından basın toplantısı düzenledi.

Gazete Duvar’ın aktardığına göre; Başkanlık Divanı’nda alınan karar doğrultusunda; 18-20 Kasım tarihleri arasında yerel yönetimler ana tema olmak üzere milletvekilleri, genel idare kurulu ve başkanlık divanı üyeleri ile Genel Başkan Meral Akşener’in katılımıyla İstanbul’da istişare kampı gerçekleştirileceğini açıklayan Zorlu, “Burada odak noktamız yerel yönetimlerdeki stratejimiz olacak. Pek çok meseleyi irdeleme fırsatı bulacağız.” dedi.

Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri için aday adaylığı başvurularının 20 Kasım – 22 Aralık tarihleri arasında başlayacağını aktaran Zorlu, teşkilatlarda yönetici pozisyonundaki parti mensuplarının 1 Aralık tarihine kadar istifalarını vermesi gerektiğini ekledi. Belediye başkanlığı aday adaylığı için kademeli bir ücret talep edileceğini, bu ücretin büyükşehir belediye başkanlığı için 30 bin TL olduğunu açıklayan Zorlu, gazilerden ve deprem bölgesindeki adaylardan ücret talep edilmeyeceğini açıkladı.

Yargı krizine değinen Zorlu, “Eğer bu adımlar bir Anayasa değişikliği için yapılıyorsa olay daha da vahimdir. Genel Başkanımızın dün bununla ilgili bir açıklaması oldu biliyorsunuz. Bu tartışma ikliminden faydalanarak Türkiye’yi yaklaşan yerel seçimler öncesi bir Anayasa tartışmasına sokmak gibi hamlelere biz kesinlikle karşıyız. Zira siyasi iktidar kendi siyasi çıkarları için vatandaşın daha da yoksullaşmasına tarihi bir örnek daha katmaktadır” şeklinde konuştu.

İktidarın getireceği olası Anayasa değişikliği teklifinde İYİ Parti’nin tavrı sorulan Zorlu şunları ifade etti: “Bu konuyu manipüle eden çevrelerin, konuyu iş birliği arayışına getirerek bir bütün halinde sunmaya çalışması son derece art niyetlidir. Biz yeni anayasa, yeni bir kanun yapılması dahil olmak üzere bu konuda gerçekten çok sağduyulu, kendi içinde yoğun tartışmalar yürüten bir siyasi partiyiz. Hatırlatmak isterim; seçimden önce bir başörtüsü teklifi getirildi. Bu teklifin ardından siyaset eksenli bir tartışma başlatıldı. İYİ Parti olarak o günlerde bir şey gördük, bunun bir siyasi araç olarak kullanılacağını gördük ve sağduyu içerisinde bu problemin Türkiye’nin gündeminden kalkmasını sağlayan yegane parti olduk. Şimdi ortaya konulan bu iddialar da çok açık bir yanlışlık var.

Türkiye’de geçmişte de anayasa yapımları gerçekleşti, maddeler halinde, tek tek, bir çok değişim yaşandı. Anayasalar elbette değiştirilemez metinler değildir. Günün koşullarına göre zaman zaman değişiklikler yapılabilir ama kastettiğimiz şey; Sayın Erdoğan’ın ve AK Parti’nin bize getirmeye çalışacağı, çağrı yaptığı anayasa değişikliği paketi ile ilgisi yoktur. Bu bir ilkesel genel tutumun ortaya konmasıdır. Dolayısıyla bu konu ilk sorulduğunda, özellikle yerel seçim öncesinde getirilebilecek böyle bir adımın asla parçası olmayacağımızı, çünkü seçim rekabetini etkilemeye yönelik bir teşebbüs sayılacağını ayrıca ifade etmiştik. Bu tutumuz aynen bu şekilde devam ediyor.”

Yerel seçimler: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ittifak açıklaması ile Bahadır Erdem’in istifası sorulan Zorlu şunları söyledi: “Yaşananlar itibariyle bu sorunun ilişkili olduğunu düşünüyorum. Bir başka partinin kongresini aldığımız karar açısından sebep sonuç ilişkisinde değerlendirmiyoruz. Genel İdare Kurulu’nun aldığı karar nettir. İYİ Parti 81 ilde aday çıkarma çalışmalarına hızlı bir biçimde devam etmektedir. Önümüzdeki günlerde de bazı illerimizde adaylarımızın açıklanmakta olduğunu göreceksiniz.

İkinci sorunuz neden bununla ilgili; çünkü biz milletimize bir alternatif yolculuk hedefinde bulunduk. O da şuydu; Sayın Genel Başkanımız her parti ayrı ayrı seçime girsin dedi. Çünkü iki yumruk arasına sıkıştırılmış bir Türkiye portresi, milletimizin hak etmediği olaylarla karşı karşıya bırakıyor. Şimdi biz bu yolculuğa devam ederken kimsenin bize bir baskı aracı olarak herhangi bir argümanı kullanmasına izin vermeyeceğiz. Bu anlamda arkadaşlarımız bizden ayrılabilirler. Başka partilerde siyaset yapmak isteyebilirler. Örneğin CHP’de yapmak istiyorlarsa yapabilirler. Bizimle ilkesel bir ayrılık yaşayabilirler. Bunlar başka partilerde de yaşandı.

Biz eleştiriye en çok açık olan partiyiz. En son genel idare kurulu kararımızda ben bizzat açıkladım. 5 arkadaşımızın hayır dediğini ama çoğunluğun verdiği kararla bu kararı aldığımız belirttik. Sayın Bahadır Erdem de o günlerde GİK üyemizdi ama toplantılara gelip görüşlerini beyan etmedi. Genel Başkanımızın ilkesel bir tutumu var. Ayrılan arkadaşlarımızla ilgili bir değerlendirme yapmıyor. Çünkü bugüne kadar birlikte mücadele edildi.

Bu nezaketi gösteriyor ama şunun özellikle bilinmesini istiyorum; bizim aramızdan ayrıldıktan sonra partimizi zedeleyici, gerçek dışı ifadelerde bulunan arkadaşların bu değerlendirmelerine dikkat etmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü İYİ Parti’ye yapılan bu saldırılara bu şekilde ortak olma niyeti taşıyanların karşısında, biz de gerekli açıklamaları yapmaktan geri durmayacağız. Biz yolumuza devam ediyoruz. İYİ Parti önce yerel seçimlerde milletimizin kutuplaşma eksenindeki sıkıştırıldığı yerden çıkması için alternatif olacağız. İnşallah yaklaşan ilk genel seçimde de milletimizin iktidar olma umudunu biz ortaya koyacağız.”

Paylaşın

Bakan Şimşek’ten İyileşme Mesajı

Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan eylül ayı ödemeler dengesi verilerine ilişkin açıklama yapan Bakan Şimşek, “Yıllık cari dengede son iki ayda 7,3 milyar dolar iyileşme sağlandı. Program öngörülerimiz doğrultusunda bu iyileşmenin devamını bekliyoruz” dedi.

Haber Merkezi / Hazne ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan eylül ayı ödemeler dengesi verilerine ilişkin paylaşım yaptı.

Cari dengedeki olumlu seyre işaret eden Şimşek, “Yıllık cari dengede son iki ayda 7,3 milyar dolar iyileşme sağlandı. Program öngörülerimiz doğrultusunda bu iyileşmenin devamını bekliyoruz.” değerlendirmesini yaptı.

Ekonomi bu yıl ikinci kez cari fazla verdi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) yayımladığı verilere göre cari denge 1,88 milyar dolar fazla verdi.

Haziran ayında Türkiye ekonomisinde 693 milyon dolarlık cari fazla verilmişti. Bundan önce 2021 yılında dört aylık bir cari fazla serisi kaydedilmiş, 2021 yılının Ekim ayında 4,1 milyar dolarlık cari fazla görülmüştü.

TCMB verilerine göre 12 aylık cari açık 51,7 milyar dolara geriledi. Orta Vadeli Program’daki (OVP) öngörülere göre 2023 yılında cari açığın 42,5 milyar dolar olması bekleniyor.

Çekirdek denge olarak bilinen altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı Eylül ayında 7,1 milyar dolar fazla verdi. Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 3,7 milyar dolar olarak gerçekleşti.

Hizmetler dengesi kaynaklı girişler 6,3 milyar dolar olurken bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 5,03 milyar dolar oldu.

Eylül’de doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net çıkışlar 337 milyon dolar olarak kaydedildi. Portföy yatırımları ise 1,02 milyar dolar tutarında net giriş gösterdi.

Resmi rezervlerde bu ay 7,7 milyar dolarlık artış olurken net hata noksan girişi 208 milyon dolar olarak kaydedildi.

Paylaşın

AK Partili Yavuz’dan “İstanbul Ve Ankara” Açıklaması: Geri Alacağız

31 Mart 2024’te yapılması planlanan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmede bulunan AK Parti Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, “Biz adaylarımızı merkezi yoklamayla belirliyoruz. Cumhurbaşkanımız son derece dikkat ediyor. Geniş çerçevede milletin ne dediğine bakıyoruz. Birden çok belli illerde 10 defa anket yapmış oluyoruz. Yine teşkilatın ne dediği var” dedi ve ekledi:

“O arada milletvekillerinin görüşünü alıyoruz. Hepsinin sonucu olarak şekilleniyor bu. Bu partini çok yetişmiş aktörleri var. Sayın Cumhurbaşkanımız hem kişisel hem de yöntem bazlı milletin beklediği değişim beklentisini sağlıyor. CHP’de 7 dönem vekillik yapan var düşünebiliyor musunuz? AK Parti bu anlamda sanıldığının çok daha ötesinde radikal-kesin dönüşler yapıyor.”

Ali İhsan Yavuz, açıklamasının devamında, “İstanbul ve Ankara’yı geri alacağız. Sonuç alacağımız kişiyle sonuç alalım ama bir yandan da İstanbul ve Ankara’da tam bir ‘AK belediyecilik’ örneğini yakalayabilecek aktörleri yakalayalım… Biz sadece bugünü kurtarmaya çalışan bir parti olamayız. Biz ilkeler partisiyiz. Biz ilkelerimizle buraya geldik. İlkelerimizden olacaksak iktidardan olalım daha iyi. Kazanacaksak ilkelerimizle kazanacağız” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Seçim İşleri Başkanı Ali İhsan Yavuz, tv100 Ankara Temsilcisi Deniz Gürel’in sorularını yanıtladı. Yavuz’un  yaptığı açıklamalardan öne çıkanlar şu şekilde:

“‘Yargı krizi’ denilen husus şu anda herkesin gündemine girmiş gibi duruyor. Aslında bu ve benzeri hadiseler bundan önce de oldu. Bütün mesele bu olayların karşısında kimin ne yaptığı… CHP’ye bakıyorsunuz; bir kalkışmadan darbe girişimi diye bahsediyor. Bir yandan da Meclis’te eylem yapıyor. Ana muhalefet partisi, gerçek darbecilere darbeci demedi bugüne kadar; gerçek teröristlere terörist demedi.

Gerçek teröristlerle arasına mesafe koymadı. Ama böyle bir hadiseyi bahane ederek, Cumhurbaşkanımıza, Cumhur İttifakı’na ve AK Parti’ye yükleniyor. Burada yüklenecek ne var? Zaten Cumhurbaşkanımız bu ve benzeri konularda en fazla bedel ödemiş insanların başında geliyor. Bu meseleyi çözüme kavuşturmak için çözüm önerisi sunmak varken; Meclis’i kilitlemeye çalışıyorsun.

Can Atalay, biliyorsunuz Gezi sanıklarından birisi. Aslında kendisine atfedilen suç da ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmaya engellemeye yönelik bir girişimden’ ötürü dava açılıyor 2022 yılında 18 yıla mahkûm ediliyor. Dosya Yargıtay’a gittiği aşamada ise milletvekili seçiliyor.

Milletvekili seçilir seçilmez de Anayasa’nın 83. Maddesine göre bu kapsamda değerlendirilerek tutuklanmasına son verilmesi; yargılamanın durdurulması isteniyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne müracaat ediliyor ve reddediliyor. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne gidiliyor ve Anayasa Mahkemesi yeni bir karar veriyor.

İki yargının arasındaki çelişki ortadayken CHP bütün vebali hükümete yüklüyor. Eleştirilecek birçok yanını bulabilirsiniz ama burada en az eleştireceğiniz kişi iktidardır. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin vermiş olduğu kararı sanki iktidar vermiş gibi ‘Darbe yapıyorsunuz’ diyor. Anayasa Mahkemesi, elbet böyle bir karar verebilir. Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin de söyleyecekleri olabilir. Orası adli dosyaların son temyiz yeri.

Bunu eleştirebilirsiniz ama iktidara bağlayamazsınız. Acaba PKK’nın ele başlarından herhangi birisi aynı duruma düşse 14’üncü maddeyi uygulayacak mısın? Türkiye’de darbeye kalkışanlar mesela FETÖ ele başlı aynı şekilde milletvekilliğine kalkışsa ve bir şekilde seçilse aynı şekilde onu yok mu sayacaksın?

Biz şimdi hukukun üstünlüğünü mü, üstünlerin hukukunu mu savunacağız? Kim üstün burada? Hukukun üstünlüğünü savunacaksak, Anayasal zeminde çerçeve çok net oluşturulmuş ama bu oluşturulan çerçeve anlaşılmıyorsa birileri bu çerçevenin dışına çıkıyorsa sorumlu olan biziz. CHP’dir, AK Parti’dir.

Grubu bulunan partilerdir. Sınırı aşan bir yer varsa yeniden çerçeveyi oluşturacak bir öneri getir ama CHP bunu yapmıyor, sadece konuşuyor ve eylem yapıyor. Türkiye’nin ikinci partisi sadece iktidarı suçluyor. Çözüm yeri olarak TBMM’yi asla görmüyor. CHP, Atatürk’ün kurguladığı zeminden çok öteye düştü. CHP değişmedi, başkalaştı. CHP’nin değişmediğini ikinci gün anladık.

Yerel seçimler: Biz son derece ilkelerini netleştirmiş, yol haritasını belirlemiş ve bununla yol alarak sürece doğru hızlı bir şekilde ilerleyen bir partiyiz. Anket çalışmaları yapıyoruz, birimler çalışıyor, pazar günü temayül yoklamasından sonra Cumhurbaşkanı’mızın ön gördüğü bir anda toplantılara başlayacağız. Adayları ne geç açıklamak doğrudur ne de erken açıklamak. En uygun anı yakalamak gereklidir. Geçen sene ocak ayının sonlarına doğru açıkladık. Kasım ayının sonları, aralık ve ocak ayları hep adayların belirlendiği ve adayların açıklanmaya başlandığı ay olacak.

Biz adaylarımızı merkezi yoklamayla belirliyoruz. Cumhurbaşkanımız son derece dikkat ediyor. Geniş çerçevede milletin ne dediğine bakıyoruz. Birden çok belli illerde 10 defa anket yapmış oluyoruz. Yine teşkilatın ne dediği var. O arada milletvekillerinin görüşünü alıyoruz. Hepsinin sonucu olarak şekilleniyor bu. Bu partini çok yetişmiş aktörleri var. Sayın Cumhurbaşkanımız hem kişisel hem de yöntem bazlı milletin beklediği değişim beklentisini sağlıyor. CHP’de 7 dönem vekillik yapan var düşünebiliyor musunuz? AK Parti bu anlamda sanıldığının çok daha ötesinde radikal-kesin dönüşler yapıyor.

İstanbul ve Ankara’yı geri alacağız. Sonuç alacağımız kişiyle sonuç alalım ama bir yandan da İstanbul ve Ankara’da tam bir ‘AK belediyecilik’ örneğini yakalayabilecek aktörleri yakalayalım… Biz sadece bugünü kurtarmaya çalışan bir parti olamayız. Biz ilkeler partisiyiz. Biz ilkelerimizle buraya geldik. İlkelerimizden olacaksak iktidardan olalım daha iyi. Kazanacaksak ilkelerimizle kazanacağız.”

Paylaşın

Goldman Sachs, Merkez Bankası’nın Faiz İndirimine Başlayacağı Tarihi Verdi

ABD merkezli çokuluslu yatırım bankası Goldman Sachs, 2024 görünüm raporunda Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na (TCMB) ilişkin tahminlerini paylaştı. Raporda, TCMB’nin bu yıl faiz artırımlarına devam edeceği ve politika faizinin yüzde 40’a kadar yükseleceği öngörüldü.

Goldman Sachs, 2024 yılının 3. çeyreğinde faiz indirimlerinin başlayacağı, yıl sonunda faizin yüzde 40’tan yüzde 25’e gerileyeceği tahminine yer verdi. Yıl sonunda enflasyonun da yüzde 35’e gerileyeceği öngörüldü.

Merkez Bankası (TCMB) son toplantısında politika faizini 500 baz puanlık artışla yüzde 30’dan yüzde 35’e yükseltmiş ve faiz artırım döngüsünün süreceği mesajını vermişti.

Bankacılık sistemindeki likidite fazlası ortadan kaldırıldı

Öte yandan Merkez Bankası’nın (TCMB) zorunlu karşılıklarla ilgili uygulamasının devreye girmesinin ardından sistemdeki likidite fazlası çekildi. TCMB verilerine göre 10 Kasım itibariyle net fonlama 75,6 milyar TL ile pozitife döndü. Verilere göre Ekim sonu itibariyle sistemdeki likidite fazlası 228,6 milyar TL seviyesindeydi.

Kasım başında açıklanan önlemlerle TCMB kur korumalı mevduatlarda zorunlu karşılık oranlarını artırırken, yabancı para mevduatta TL cinsi ilave karşılık uygulaması getirmişti. Söz konusu önlemlerle sistemden 350 milyar TL çekilmesi öngörülüyordu.

Bankacılık sisteminde likidite çekilirken TCMB taraflı Döviz karşılığı TL swap piyasasında yabancı para swap stoku 55,7 milyar dolar oldu. Altın karşılığı TL swap piyasasında ise swap stoku 3,2 milyar dolar olarak kaydedildi.

Döviz depo stoku ise 290 milyon dolar oldu. Gün sonu toplam swap pozisyonu ise döviz depolar dahil 58,9 milyar dolar olarak gerçekleşerek yeni tarihi zirveye işaret etti.

Paylaşın

12 Aylık Cari Açık 51,7 Milyar Dolara Geriledi

12 aylık cari açık 51 milyar 7 milyon dolara geriledi. Orta Vadeli Program’daki (OVP) öngörülere göre, 2023 yılında cari açığın 42 milyar 5 milyon dolar olması bekleniyor.

Haber Merkezi / Öte yandan cari denge eylül ayında 1,88 milyar dolar fazla verdi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Ödemeler Dengesi Gelişmeleri Eylül 2023 verileri açıkladı. Buna göre, eylül ayında cari işlemler hesabı 1.876 milyon dolar fazla kaydedildi. Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ise 7.118 milyon dolar fazla verdi.

Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı 3.657 milyon dolar olarak gerçekleşti. Hizmetler dengesi kaynaklı girişler 6.253 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 5.033 milyon dolar oldu.

Birincil gelir dengesi kalemi 851 milyon dolar net çıkış, ikincil gelir dengesi kalemi ise 131 milyon dolar net giriş kaydedildi. Doğrudan yatırımlardan kaynaklanan net çıkışlar 337 milyon dolar olarak kaydedildi.

Portföy yatırımları 1.018 milyon dolar tutarında net giriş kaydetmiştir. Alt kalemler itibarıyla incelendiğinde, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 263 milyon dolar net satış, devlet iç borçlanma senetleri piyasasında ise 90 milyon dolar net alış yaptığı görüldü.

Yurt dışındaki tahvil ihraçlarıyla ilgili olarak, bankalar 1.429 milyon dolar ve diğer sektör 400 milyon dolar net borçlanma gerçekleştirdi. Diğer yatırımlar altında, yurt içi bankaların yurt dışı muhabirlerindeki efektif ve mevduat varlıkları 3.258 milyon dolar net azalış kaydetti.

Yurt dışı bankaların yurt içindeki mevduatları, yabancı para cinsinden 162 milyon dolar ve Türk lirası cinsinden 252 milyon dolar net artış olmak üzere toplam 414 milyon dolar net artış kaydedildi.

Yurt dışından sağlanan kredilerle ilgili olarak, bankalar, diğer sektörler ve Genel hükümet sırasıyla 1.632 milyon dolar, 354 milyon dolar ve 152 milyon dolar net kullanım gerçekleştirdi. Resmi rezervlerde bu ay 7.663 milyon dolar net artış oldu.

Paylaşın

ABD, Suriye’nin Doğusunda İran’a Yakın Grupları Vurdu

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), Irak ve Suriye’de ABD personeline yönelik devam eden saldırılara karşı Suriye’nin doğusunda İran Devrimi Muhafızları Ordusu (IRGC) ve ona yakın gruplarca kullanılan tesislere hava saldırıları düzenlendiğini teyit etti.

ABD, 26 Ekim’den bu yana bölgeye bugünküyle birlikte üç hava saldırısı düzenledi. ABD’nin IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti) ile mücadele kapsamında Suriye’de 900, Irak’ta ise 2 bin 500 civarında askeri bulunuyor.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’de İran’a yakın gruplara hava saldırıları düzenledi.

CENTCOM, X sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, ABD Merkez Kuvvetler Komutanı General Michael Erik Kurilla, hava saldırılarının İran Devrimi Muhafızları Ordusu (IRGC) ve ona yakın grupların kullandığı Suriye’nin Ebu Kemal ve Mayadin kentleri civarındaki tesislere yapıldığını kaydetti. Açıklamada, “ABD kendisini, personelini ve çıkarlarını savunmaya devam edecektir.” ifadesi yer aldı.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) da, Irak ve Suriye’de ABD personeline yönelik devam eden saldırılara karşı Suriye’nin doğusunda IRGC’ye ve ona yakın gruplarca kullanılan tesislere hava saldırıları düzenlendiğini teyit etti. Açıklamada, vurulan hedeflerden birinin eğitim tesisi, diğerinin de sığınak olduğu kaydedildi.

ABD Savunma Bakanı Lloyd Austin ise yaptığı ayrı bir açıklamada Başkan Joe Biden’ın verdiği talimat doğrultusunda saldırının gerçekleştiğini duyurdu. Açıklamada, “ABD Başkanı için ABD personelinin güvenliğinden daha önemli bir öncelik bulunmuyor, bugünkü eylem ABD’nin bölgede kendisini, personelini ve çıkarlarını savunacağını açıkça göstermek için gerçekleştirildi.” denildi.

İsrail ve Hamas arasında başlayan savaşın ardından Irak ve Suriye’de ABD ordusuna yönelik roket ve İHA saldırılarından sonra ABD, 26 Ekim’den bu yana bölgeye bugünküyle birlikte üç hava saldırısı düzenledi.

ABD’nin IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti) ile mücadele kapsamında Suriye’de 900, Irak’ta ise 2 bin 500 civarında askeri bulunuyor.

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları İzleme Örgütü (SOHR), bu saldırılarda sekiz İran destekli milisin öldürüldüğünü açıkladı. Açıklamada, çoğunun Suriye vatandaşı olmadığı belirtildi.

SOHR İran destekli milis gruplarının gece boyunca Conoco doğal gaz sahası ve Al-Omar petrol yatağındaki ABD üslerine füze attığını da ifade etti.

Paylaşın

Bakan Şimşek: Enflasyonu 2026 Yılında Tek Haneye İndireceğiz

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Geçiş sürecinin ardından 2024 yılı ortasından itibaren dezenflasyon süreci başlayacak ve 2026 yılında enflasyonu tek haneye indireceğiz. Türkiye, geçmişten bu yana uyguladığı disiplinli maliye politikaları ile bütçe açığını ve kamu borç stokunu azaltmada önemli bir başarı sağlamıştır” dedi.

Bakan Şimşek ayrıca, “Uyguladığımız sağlıklı politikalara cevaben Türkiye’ye yatırımcı güveninin geri gelmeye başladığını görüyoruz. Türkiye’nin kredi risk primi (CDS), mayıs ayındaki 700 baz puan seviyelerinden 400 baz puanın altına indi. Türkiye’nin risk primi neredeyse yarıya inmiş durumda yani yatırımcı güveni geri geliyor, bu da sermaye girişine yol açacak” ifadelerini kullandı.

Uluslararası İşbirliği Platformu ile Körfez Araştırma Merkezi tarafından düzenlenen “Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK)-Türkiye Ekonomik Forumu 2023” İstanbul’da gerçekleştirildi.

BloombergHT’nin aktardığına göre; Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, etkinliğin açılışında, Türkiye-KİK işbirliği alanları, Türkiye ekonomisinin görünümü ve Türkiye’deki yatırım fırsatlarını içeren sunum yaptı. Sunumunda karşılıklı işbirliğinin artırılması çerçevesinde Körfez ülkeleri ile Türkiye arasında ekonomik açıdan karşılıklı bir tamamlayıcılığın bulunduğunu belirten Şimşek, şunları kaydetti:

“Türkiye, zengin üretim çeşitliliği sayesinde imalat sanayisinde ileri kabiliyetlere sahip olup Avrupa ve Orta Asya pazarlarına erişim için kritik bir noktadadır. Körfez ülkeleri ise cari fazlalarına ve güçlü altyapı olanaklarına rağmen sanayi sektöründe sınırlı bir üretim çeşitliliğine sahiptir. Taraflar arasında serbest ticaret anlaşmaları gibi işbirliğini artıracak yeni modeller, Körfez ülkelerinin üretimini çeşitlendirmesine, karşılıklı ticaret ve yatırımların ivme kazanmasına, turizm ve inşaat başta olmak üzere sektörel potansiyelin artmasına katkı sağlayacaktır.”

Şimşek, sunumunda Türkiye ekonomisinde uygulanan makroekonomik politikalar ve yapısal reform gündemi hakkında da bilgi verdi.

Türkiye’deki yatırım fırsatlarına dikkati çeken Şimşek, şunları söyledi: “Orta Vadeli Program (OVP), makrofinansal istikrarı sağlamak için hazırlandı ve son birkaç ayda çok ciddi ilerleme kaydettik. Güçlü bir makroekonomik politika çerçevemiz ve yapısal reform gündemimiz var. Uyguladığımız sağlıklı politikalara cevaben Türkiye’ye yatırımcı güveninin geri gelmeye başladığını görüyoruz.

Türkiye’nin kredi risk primi (CDS), mayıs ayındaki 700 baz puan seviyelerinden 400 baz puanın altına indi. Türkiye’nin risk primi neredeyse yarıya inmiş durumda yani yatırımcı güveni geri geliyor, bu da sermaye girişine yol açacak. Reformlarımızı kararlı bir şekilde uyguladıkça ülkemize daha fazla yatırımcıyı çekecek ve böylece kalıcı makrofinansal istikrara ulaşacağız. Birincil önceliğimiz, fiyat istikrarını sağlayıp enflasyonu tek haneli rakamlara indirgemek.”

Enflasyonla mücadelenin önceliklendirildiği yeni politika çerçevesinde para politikasındaki normalleşme sürecinin, seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma adımlarıyla desteklendiğine işaret eden Şimşek, “Geçiş sürecinin ardından 2024 yılı ortasından itibaren dezenflasyon süreci başlayacak ve 2026 yılında enflasyonu tek haneye indireceğiz. Türkiye, geçmişten bu yana uyguladığı disiplinli maliye politikaları ile bütçe açığını ve kamu borç stokunu azaltmada önemli bir başarı sağlamıştır.” ifadelerini kullandı.

Bakan Şimşek, şubatta yaşanan deprem felaketine atıfta bulunarak, “Diğer yandan yaşanan deprem felaketinin vatandaşlarımıza olan etkisini hafifletmeye yönelik alınan tedbirler, bütçe açığında geçici artışa yol açmıştır. Depreme yönelik yapılan harcamalar hariç tutularak bütçe giderlerinde tasarruf ve önceliklendirme çalışmaları yapılmaktadır. Bu sayede Orta Vadeli Program dönemi sonunda bütçe açığının milli gelire oranının, Maastricht Kriteri olan yüzde 3’ün altına gerilemesi hedeflenmektedir.” değerlendirmesinde bulundu.

Para, maliye ve gelirler politikasının eş güdüm içinde uygulanacağı gelecek dönemde iç ve dış talebin büyümeye pozitif katkı verdiği, dengeli ve sürdürülebilir bir büyüme patikasının sağlanacağını vurgulayan Şimşek, şunları dile getirdi:

“Ekonomide yeniden dengelenmeye yönelik atılan adımlar, altın ithalatındaki normalleşme ile doğal gaz ve ham petrol üretimi faaliyetleri sonucunda cari işlemler açığında gerileme beklenmektedir. Güçlü turizm gelirlerinin devamı bu sürece katkı sağlayacaktır.

2023 yılında yüzde 4 seviyesine gerilemesi beklenen cari işlemler açığının milli gelire oranının program dönemi sonunda yüzde 2,3 olması hedeflenmektedir. Ülkemize yönelik artan güvenle birlikte, dış finansman imkanlarındaki iyileşmenin yansımasını güçlenen rezervlerde görüyoruz. Küresel zorlukların arttığı son dönemde ülkemizin şoklara karşı dayanıklılığını artırmak için yapısal reformların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir.”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı, genç nüfusu, gelişmiş ulaşım ağı, büyük pazarlara yakın jeopolitik konumu ve büyüme potansiyeliyle yatırımcılara cazip fırsatlar sunan bir merkez olduğunu vurgulayarak, bu bağlamda ekonomilerini çeşitlendirmeye çalışan KİK üyesi ülkelerin, Türkiye ile işbirliğini güçlendirmelerinin faydalı olacağına dikkati çekti.

Paylaşın

ABD’ye Ait Askeri Uçak Akdeniz’de Düştü: 5 Asker Hayatını Kaybetti

Askeri eğitim kapsamında rutin yakıt ikmali sırasında, beş askeri personeli taşıyan ABD’ye ait askeri uçağı Akdeniz’e düştü. Uçaktaki beş askeri personelin hepsinin öldürüldüğü bildirildi.

Haber Merkezi / Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetleri Avrupa Komutanlığı’nın (USEUCOM), bir askeri uçağın eğitim tatbikatı sırasında Akdeniz’e düşmesi sonucu beş askerin öldüğünü duyurdu.

USEUCOM açıklamasında, uçağın tipini veya nerede uçtuğuna dair bilgi paylaşmadı. Komutanlık, hayatını kaybeden askerlere ilişkin de bilgilendirme yapmadı.

ABD, İsrail ile Filistin arasında 7 Ekim’de başlayan savaşın ardından bölgede askeri varlığını artırarak Akdeniz’e iki uçak gemisi göndermişti.

USS Gerald R. Ford, savaşın hemen ardından Doğu Akdeniz’e konuşlandırılmıştı.

USS Dwight D. Eisenhower, Irak ve Suriye’deki ABD askeri üslerine artan saldırıların ardından Basra Körfezi’ne gönderilmişti.

Paylaşın