2023 Yılında 157 Bin 576 Öğrenci Üniversiteye Kayıt Yaptırmadı

CHP Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen, “Her geçen gün eğitimden uzaklaşan öğrencilerimizin durumunu artık Milli Eğitim Bakanlığı bile gizleyemiyor” dedi ve ekledi:

“Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor.”

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Manisa Milletvekili Bekir Başevirgen’in üniversiteyi kazanmış olmasına rağmen kayıt yaptıramamış öğrenciler ve kayıtlarını donduran öğrencilere ilişkin verdiği soru önergesine yanıt verdi.

Sol Haber’in aktardığına göre; Bakan Tekin, 2023 yılında 157 bin 576 öğrencinin üniversite eğitimi almaya hak kazanmış olmasına rağmen kayıt yaptıramadığını, son 5 yılda ise eğitimini donduran öğrenci sayısının 268 bin 714 olduğunu açıkladı.

CHP’li Başevirgen, “Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor” dedi.

CHP’li Başevirgen, “Her geçen gün eğitimden uzaklaşan öğrencilerimizin durumunu artık Milli Eğitim Bakanlığı bile gizleyemiyor” dedi ve ekledi:

“Ailelerin temel ihtiyaçlarından feragat ederek okutmaya çalıştığı evlatlarının üniversite okuma hayallerini elinden alan, AKP iktidarının uyguladığı ekonomi ve eğitim politikalarıdır. Her ile üniversite açmayla övünen iktidar, o üniversitelerde öğrencilerin eğitim görebilmesini sağlayacak imkanları öğrencilerin ellerinden alıyor.”

Paylaşın

Ukrayna’da Seferberlik Tartışmaları: Milletvekilleri Cepheye Çağrıldı

Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni, milletvekillerine, “İnsana ihtiyacım var. Ruslar, 400 bin kişiyi daha askere aldı ve birkaç yüz bin kişiyi daha çağırmak için hazırlanıyorlar. Bizim elimizde ne var? Ya dünyaya dönüp sorun ya da kendiniz savaşmaya gelin” dedi.

Ukrayna Parlamentosu Ulusal Güvenlik Komitesi toplantısında konuşan Genelkurmay Başkanı Zalujni, daha sert seferberlik kuralları uygulanmadığı takdirde, “devleti savunacak kimsenin kalmayacağını” söyledi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski geçen ay yaptığı açıklamada, Zalujni’nin kendisinden 500 bin asker daha istediğini açıklamıştı.

Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni, Ukraynalı milletvekillerinin yeni bir seferberlik yasasında anlaşamaması durumunda cepheye kendilerinin gelmesi gerektiğini söyledi.

Ukrayna merkezli yayın kuruluşu New Voice’ta yer alan habere göre; Genelkurmay Başkanı Zalujni, perşembe günü Ukrayna Parlamentosu Ulusal Güvenlik Komitesi toplantısına katıldı.

Toplantıda yer alan bir kaynağın aktardığına göre Valeri Zalujni milletvekillerine, “İnsana ihtiyacım var. Ruslar, 400 bin kişiyi daha askere aldı ve birkaç yüz bin kişiyi daha çağırmak için hazırlanıyorlar. Bizim elimizde ne var? Ya dünyaya dönüp sorun ya da kendiniz savaşmaya gelin” dedi.

İddiaya göre Genelkurmay Başkanı Zalujni, daha sert seferberlik kuralları uygulanmadığı takdirde, “devleti savunacak kimsenin kalmayacağını” söyledi.

Toplantıda gündeme gelen hükümlüleri askere alma fikrine karşı çıkan Ukraynalı general, bunun askerlik hizmetinin bir ceza olarak algılanmasına neden olacağını savundu. Valeri Zalujni ayrıca, askere alınacak her kişi için 80 günlük bir eğitim sürecinin gerekli olacağını vurguladı.

Ukrayna Genelkurmay Başkanı Valeri Zalujni’yle milletvekillerinin toplantısı, ülkede seferberlik tartışmalarının hız kazandığı bir dönemde geldi.

Kiev’in Şubat 2022’de başlayan savaşta şu ana kadar 200 bine yakın zayiat verdiği düşünülüyor. Bu rakama çatışmalarda yaralanan askerler de dahil.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski geçen ay yaptığı açıklamada, Zalujni’nin kendisinden 500 bin asker daha istediğini açıklamıştı.

Geçen ay konuyu parlamento gündemine taşıyan Zelenski’nin partisinden milletvekili Mariana Bezuglaya, kadınların da askere alınmasının yolunu açan bir yasa tasarısı teklifi sunmuştu.

Bezuglaya’nın kendi Facebook sayfasında yaptığı ankete katılan erkeklerin yüzde 74’ü, kadınlarınsa yüzde 65’i askere alınmaktansa vatandaşlıktan çıkmayı kabul edeceklerini belirtmişti.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

2023 Yılında Küresel Gıda Fiyatları Yüzde 13,7 Düştü

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), 2023 yılının tamamında küresel gıda fiyatlarının yüzde 13,7 oranında düştüğünü açıkladı. En yüksek fiyat düşüşünün bitkisel yağda olduğu belirtildi.

2023’ün son aylarında düşüş tespit edilen şeker fiyatlarının ise yılın tamamında yüzde 26,7 arttığı gözlemlendi. Geçen yıl genel anlamda ürün tedarik konusunda sıkıntı yaşanmazken, pirinçte piyasalar sorun yaşadı.

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) küresel gıda fiyatlarının 2023 yılında düştüğünü açıkladı.

Dünyada en çok ticareti yapılan gıda ürünlerini inceleyen Gıda ve Tarım Örgütü’nün fiyat endeksi geçen yıl Aralık ayında 2022’nin Aralık ayına göre yüzde 10,1 düşüş kaydetti. Örgüte göre 2023 yılının tamamında ise gıda fiyatları yüzde 13,7 oranında düştü.

Geçen yıl en yüksek fiyat düşüşü bitkisel yağda oldu. FAO’nun bitkisel yağ fiyat endeksine göre, artan arz ve bitkisel yağların biyoyakıt üretiminde kullanımın azalması ile endeks yüzde 32,7 geriledi. Et fiyatlarındaki düşüş ise geçen yıl yüzde 1,8 olarak açıklandı.

Yılın tamamında fiyatı artan şekerde ise 2023’ün son aylarında düşüş tespit edildi. Kasım ayından Aralık ayına dek şeker endeksi yüzde 16,6 düştü. Organizasyona göre bu düşüşte “Brezilya’da üretimin artması ve Hindistan’da etanol üretimi için şeker kamışının kullanımının azalması” etkili oldu. Geçen yılın tamamına bakıldığında ise şeker fiyat endeksinin yüzde 26,7 arttığı gözleniyor.

BM örgütüne göre tahıl fiyatları son dönemde artışa geçmesine rağmen, piyasalar Rusya’nın önemli bir tahıl ihracatcısı olan Ukrayna’yı işgaliyle fiyatların yükseldiği 2022’ye oranla daha iyi durumda. Son aylarda tahıl fiyatlarındaki artışa gerekçe olarak önemli tahıl ihracatçısı ülkelerden buğday, mısır, pirinç ve arpa tedarikinde yaşanan sıkıntılar gösterildi.

Ancak BM örgütüne göre 2023 yılının tamamına bakıldığında tahıl fiyat endeksi yüzde 15,4 düştü. Piyasalarda özellikle pirinç konusunda sıkıntı yaşandı. El Nino hava olaylarının etkisiyle Hindistan pirinç ihracatına kısıtlama getirdi. Bu nedenle pirinç fiyat endeksi geçen yıl yüzde 21 arttı.

Küresel gıda fiyatları neredeyse son 2 yılın en düşük seviyesine gerilerken Türkiye’de Eylül 2020’den bu yana 40 aydır aralıksız yükseliyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, gıda fiyatları yıllık olarak gıda fiyatları 2023’te yüzde 72,01 artış gösterdi. Aralıkta gıda fiyatları aylık bazdaysa yüzde 4,81 arttı. Aralık ayında genel enflasyonu yüzde 64,77 düzeyindeydi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Kur Korumalı Mevduat” 2023 Yılını Düşüşle Kapattı

Kur Korumalı Mevduat hesapları 29 aralık ile biten hafta 2 trilyon 651,8 milyar liradan 2 trilyon 626,4 milyar liraya geriledi. Aynı haftada Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri, 145 milyar 453 milyon dolardan 141 milyar 60 milyon dolara geriledi.

Haber Merkezi / Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) 29 aralık ile biten hafta ilişkin verilerine göre, Kur Korumalı Mevduat (KKM)  hesapları 2 trilyon 651,8 milyar TL’den 2 trilyon 626,4 milyar TL’ye geriledi.

Aynı haftada krediler 11 trilyon 479,5 milyar TL’den 11 trilyon 630,3 milyar TL’ye, mevduat 14 trilyon 674 milyar TL’den 14 trilyon 843,1 milyar TL’ye yükseldi.

Tüketici kredileri 1 trilyon 497,9 milyar TL’den 1 trilyon 513,8 milyar TL’ye, bireysel kredi kartları 1 trilyon 99,8 milyar TL’den 154,9 milyar TL’ye çıktı. Takipteki alacaklar ise 175,1 milyar TL’den 191,4 milyar TL’ye çıktı.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) toplam rezervleri 13 hafta sonra ilk kez düşüş kaydetti.

Merkez Bankası’nın (TCMB) verilerine göre toplam rezervler, 145 milyar 453 milyon dolardan 141 milyar 60 milyon dolara düştü. Böylece 29 Aralık 2023 tarihi itibarıyla biten haftada toplam rezervler 4 milyar 393 milyon dolar azaldı.

Brüt Döviz rezervleri, aynı haftada 4 milyar 727 milyon dolar azalarak 97 milyar 556 milyon dolardan 92 milyar 829 milyon dolara geriledi. Altın rezervleri ise 47 milyar 896 milyon dolardan 48 milyar 231 milyon dolara çıktı.

Öte yandan Merkez Bankası (TCMB) tarafından yayımlanan geçici verilere göre, 2003=100 bazlı reel efektif döviz kuru endeksi, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bazında geçen ay bir önceki aya kıyasla 0,10 puan azalarak 55,15’e indi. Endeks, Kasım 2023’te 55,25 düzeyindeydi.

Bu dönemde Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) bazında reel efektif Döviz kuru endeksi, 1,53 puan azalışla 87,40’tan 85,87’ye geriledi. TL’nin değeri, Aralık’ta 2022’nin aynı ayına göre TÜFE bazında 0,25 puan artarken, Yİ-ÜFE bazında 4,02 puan azaldı.

Paylaşın

Gazze’de Can Kaybı 22 Bin 600’e Yükseldi

Filistin – İsrail savaşının 91. günü geride kalırken Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısının son 24 saatte 162 artarak 22 bin 600’e yükseldiğini duyurdu.

Haber Merkezi / Bakanlık, yaralı sayısının da 57 bin 910’a yükseldiğini aktardı. Gazze’de İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin yüzde 70’inin kadın ve çocuklar olduğu belirtiliyor.

Öte yandan İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant, Gazze’de çatışmaların sona ermesinin ardından Filistin topraklarını ne İsrail’in ne de Hamas’ın yöneteceğini söyleyerek Gazze’ye yönelik savaş sonrası plana ilişkin ilk kez detay verdi.

İsrail Savunma Bakanı Gallant, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in bölgeye ziyaretinden önce düzenlediği basın toplantısında, Hamas ile İsrail arasındaki savaşın ardından Filistin topraklarında “Ne Hamas ne de sivil bir İsrail yönetimi olmayacağını” dile getirdi.

Yoav Gallant’ın, Başbakan Benyamin Netanyahu’nun savaş kabinesinin onayına sunmaya hazırlandığı plana göre, Hamas’ın elindeki rehineler serbest kalana, örgütün askeri kapasitesiyle idari sistemi yok edilene ve bu topraklardaki askeri tehdit tamamen ortadan kalkana kadar Gazze’deki askeri operasyona devam edilecek. Planda, Hamas’ın artık Gazze Şeridi’ni kontrol etmediği günle başlayacak olan yeni bir döneme vurgu yapılıyor.

“Gazze Şeridi’nde, savaşın hedeflerine ulaşıldıktan sonra sivil bir İsrail varlığı olmayacak” diyen Gallant, diğer yandan İsrail ordusunun bölgede her türlü tehdidi “daha doğmadan” elimine etmek üzere manevra kabiliyetini koruyacağına işaret etti.

Yoav Gallant, “Gazze Şeridi’nin sakinleri Filistinlilerdir. Sonuç itibarıyla, İsrail’e karşı düşmanca bir eylem ya da tehdit olmaması şartıyla Filistinli oluşumlar yönetimden sorumlu olacaktır” ifadelerini kullandı.

“BM 1 milyon 400 bin kişiyi barındırıyor”

Birleşmiş Milletler Yardım Koordinasyon Dairesi (OCHA), Gazze Şeridi’nde artan çatışmaların insani yardım çalışmalarını engellediğini kaydetti. OCHA, bölgedeki güvenliğin yetersiz olması yüzünden insani yardım malzemelerini dağıtmakta zorlandıklarını belirtti.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Turk, komiserliğin sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, Gazze’de halkın yüzde 85’inin ülke içinde yerinden edilmiş durumda olduğunu belirterek bu kişilerin, evlerine dönme hakları olduğunu yazdı ve “Uluslararası hukuk bu insanların, işgal altındaki topraklardan zorla yerinden edilmelerini yasaklıyor” dedi.

Birleşmiş Milletler Dünya Sağlık Örgütü (WHO), ameliyatlar ve anestezi için hayati önem taşıyan tıbbi malzemeleri taşıyan 13 TIR’ın Gazze’ye giriş yaptığını, tıbbi yardımın 142 bin hastaya yetecek miktarda olduğunu açıkladı. Ayrıca gıda, ilaç ve diğer insani yardım malzemelerinin yüklü olduğu 105 TIR’ın da dün Refah ve Kerem Şalom sınır kapılarından Gazze Şeridi’ne girdiği kaydedildi.

Gazze genelinde yaklaşık 1 milyon 400 bin kişinin, BM’ye ait 155 tesiste barındığı belirtildi. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF), Gazze Şeridi’ne 960 bin dozdan fazla aşı dağıtmak için Dünya Sağlık Örgütü ve yerel BM ekipleriyle çalışacağı açıklandı.

Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP) da, Gazze’de acil gıda yardımına ihtiyaç duyan 2 milyon kişiyi etkileyecek kıtlık riskinin her geçen gün daha da arttığını, temel kamu hizmetlerinin yeniden sağlanması yoluyla sağlık, beslenme ve açlığın azaltılması için çalışmaların sürdüğü kaydedildi.

Paylaşın

2024’e “Enflasyon Ve Hayat Pahalılığı” Damgasını Vuracak

2024 yılında Türkiye’nin en büyük sorunları enflasyon ve hayat pahalılığı olacak. Onu daha yüksek vergiler ve göçmenler izleyecek. Yeni salgınlar ve susuzluk ise en gerilerden geliyor. Nitelikli insan kaynağına erişim ve bölgesel savaşlar diğer sorunlar oldu.

31 Mart’ta yapılması planlanan yerel seçimlerden sonra Türkiye açısından her şeyin daha kötü olacağı da düşünülüyor.

Araştırma şirketi AGS Global tarafından 26-30 Aralık 2023 tarihleri arasında 224 beyaz yakalının katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre; her 10 katılımcıdan 6’sı 2024 yılından dünya ve Türkiye adına 2023 yılına kıyasla daha az ümitli olduğunu söylerken, yeni yıldan ümitli olanların oranı ise yüzde 25.

Birgün’ün aktardığına göre; 2024 yılında beyaz yakalılara göre Türkiye’nin en büyük sorunları enflasyon ve hayat pahalılığı olacak.  Onu daha yüksek vergiler ve göçmenler izleyecek. Yeni salgınlar ve susuzluk ise en gerilerden geliyor. Nitelikli insan kaynağına erişim ve bölgesel savaşlar diğer sorunlar oldu.

Araştırmaya göre beyaz yakalıların yarısına yakını yerel seçimlerden sonra Türkiye açısından her şeyin daha kötü olacağını düşünürken iyimserler ise yüzde 8,9 ile oldukça küçük bir kesim tarafından temsil ediliyor. Yüzde 39,3’lük bir kesim ise uzun sayılabilecek bir süre seçim olmamasını Türkiye açısından olumlu bir süreç olarak kabul ediyor.

Diğer yandan, beyaz yakalıların yüzde 39,3’ü enflasyonun ivme kaybetmesi için 2026 yılı sonrasının beklenmesi gerektiğini düşünen karamsarlardan oluştu.

Araştırmanın ilginç çıktılarından biri ise beyaz yakalıların 2024 yılında kariyerlerinden beklentilerine ilişkin. Buna göre yüzde 39,3’lük bir kesim 2024 yılında kariyerlerinden ümitli olduğunu söylerken, onu kariyeri adına ümitsiz olanlar  izliyor. 4 beyaz yakalıdan biri ise kariyerinin 2024 yılındaki akıbeti hakkında kararsız olduğunu ifade ediyor.

Kariyerle ilgili en büyük üç endişe ise sırasıyla yüzde 51,8 yetersiz maaş, yüzde 46,4 hedefsiz-motivasyonsuz kalmak ve yüzde 30,4 yetersiz özlük hakları olarak sıralanıyor. İşten ayrılmak ve istediği firmaya geçememek ise yüzde 17,9’ar ile takipçi endişe kaynakları.

Araştırmaya katılan beyaz yakalılara 2024’te en çok hangi kalemler için bütçe ayıracakları sorulduğunda enflasyonist etki karşımıza çıkıyor. Buna göre beyazların yüzde 60,7’si gıdaya, yüzde 42,8’i sağlığa ve yüzde 41,1’i ise kiraya daha çok harcayacağını söyledi.

Paylaşın

Erdoğan’dan Enflasyon Açıklaması: Yoğun Gayret Sarf Ediyoruz

Ortak Paylaşım Forumu’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, gündemin en önemli konularından enflasyona ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Enflasyon meselesinin çözümü için yoğun gayret sarf ediyoruz. OVP ile uyumlu şekilde son aylarda düşüş eğilimi var enflasyonda” dedi.

Konuşmasında, 31 Mart yerel seçimlerine de değinen Erdoğan, İstanbul için ayrı bir paragraf açarak, “İstanbul’umuzu çöp, çukur çamurdan kurtardık.  Şu anda tabii İstanbul o günlerine yeniden dönmek istiyor herhalde. Onun için bizim mottomuz yeniden İstanbul. Buna mecburuz. Yeniden İstanbul’u inşa ve ihya etmeye mecburuz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) düzenlediği Ortak Paylaşım Forumu’nda konuştu. Erdoğan’ın konuşmasından önemli satır başları:

“İşçi-İşveren ve kamu olarak hep beraber omuz omuza vererek ülkemizi güçlendirme mücadelemizi zafere ulaştıracağız. Bizim ilk ve öncelikli kriterimiz Türkiye’ye hizmettir. Her bir yatırımcımıza destek olmak asli görevimizdir. Şimdiye kadar bunu layıkıyla yerine getirdik. 21 yıldır hiçbir zaman sermaye ayrımcılığı ve düşmanlığı yapmadık.

Korkular ve hassasiyetler üzerinden yürütülen kampanyaların ülkemize hiçbir katkı sağlamadığını tecrübe ettik. Türkiye’nin hangi kökenden, inançtan olursa olsun, tüm vatandaşlarının katkısına ihtiyacı olduğunu unutmuyoruz.

Çoğu çocuk ve kadın 23 bin masumun katledildiği Gazze mezaliminde ülkemiz Filistinli mazlumlardan yana tavır almıştır. İsrail yönetiminin vahşet politikasına karşı tüm dünyada artan tepkilerin arkasında ülkemizin duruşunun da payı vardır. Türkiye düşmanlarına karşı da ağır darbe indirmeye devam ediyoruz. Terör örgütlerine adeta nefes aldırmıyor.

Vatandaşlarımızı köken, inanç, hayat tarzı, kıyafet üzerinden ayrıştırmak milli beraberliğimizi dinamitlemektir. Milletimizin arasına nifak duvarları örülmesine seyirci kalmayacağız. Yürüttüğümüz mücadelenin zorluğu ve bölgemizin durumu ortadayken bizim bu tür sanal durumlara harcayacak tek bir saniyemiz olamaz.

Türkiye Yüzyılı’nı, Arabı, Sünnisi, Türkü, Kürdü, Alevisi ile hep birlikte inşa edeceğiz. Son 21 yılda başardıklarımız, gelecekte yapabileceklerimizin öncüsü, girizgahı, müjdecisidir. İş dünyamızın sergilediği birlik tablosunu bu bakımdan çok değerli bulduğumu belirtmek istiyorum.

Teknolojide yaşanan değişim diğer alanlar gibi çalışma hayatını ve işverenleri de yakından ilgilendiriyor. Bilhassa yeşil dönüşüm ve dijitalleşmeyi bir araya getiren ikiz dönüşüm, dünya ekosistemini etkiliyor. Ülkemizin çıkarları doğrultusunda tüm kesimleri bir araya getirmeye yönelik forumun çabalarını takdir ediyorum. Çalışma hayatının geleceğine de ışık tutacağına da inanıyorum. Ortak Paylaşım Forumu’nun temasının Cumhuriyetin yüzüncü yılında da çalışma hayatı olarak belirlenmesi son derece isabetli olmuştur.

Gelecek döneme ilişkin yol haritalarımızı da belirledik. Bunları Türkiye Yüzyılı hedeflerimize ulaşarak taçlandıracağız. Ekonomide önümüzdeki 5 yıla ait planımızı, OVP ile şekillendirdik. 12. Kalkınma Planı’nda ilk kez ülkemizin 2053 vizyonunu da detaylandırdık. Bunlarda iş dünyamızla da istişarelerde bulunduk. Uygulama aşamasında da bunu sürdüreceğiz.

Ekonomideki politikalarımızın meyvelerini vermeye başladığını görüyoruz. Uluslararası sermaye girişi yükseldi, ani kur hareketleri azaldı. Merkez Bankası rezervleri 145,5 milyar doları buldu. İhracatta Cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. Enflasyon meselesinin çözümü için yoğun gayret sarf ediyoruz. OVP ile uyumlu şekilde son aylarda düşüş eğilimi var enflasyonda.

Geçtiğimiz yıl milli gelirimizin yüzde 5,4’ü düzeyinde gerçekleşen cari açığı bu yıl yüzde 4’e önümüzdeki yıl yüzde 3’lere çekme hedefimiz var. Enflasyonda başlayan ivme kaybı yılın ikinci yarısında herkesi şaşırtacak şekilde daha fazla hissedilecek.

Hem Eximbank kredilerini hem de ihracata verilen destekleri artırmaya devam ediyoruz. Her küresel kriz Türkiye’nin önüne yeni fırsatlar getirmektedir. Siyasi belirsizliklerin azalması, güven ve istikrar ortamının gelişmesi. Hedeflerimize ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Bizi en çok sevindiren husus ekim ayı verilerine göre bir önceki yıla göre istihdamın 812 bin artış ile 32 milyona ulaşmasıdır. Bunu koruyacak ve daha da geliştireceğiz.

Türkiye’nin istihdamına yaptıkları katkılar dolayısıyla TİSK mensuplarına teşekkür ediyorum. Türkiye’nin son 21 yılı, Cumhuriyet döneminin altın yılları olarak şimdiden tarihe geçmiştir. Aklınıza gelebilecek her alanda çok büyük dönüşümlere imza attık. Ülkemizi nice yılların getirdiği eksiklerin utancından kurtardık. İstanbulumuzu çöp, çukur çamurdan kurtardık.

Şu anda tabii İstanbul o günlerine yeniden dönmek istiyor herhalde. Onun için bizim mottomuz yeniden İstanbul. Buna mecburuz. Yeniden İstanbul’u inşa ve ihya etmeye mecburuz. Sadece 21 yılda milletimizin asırlık eksiklerini tamamladık. Elbette bu tarihi dönüşümden çalışma hayatımız da nasibini aldı. Emekçilerimizin ücret ve çalışma şartlarını iyileştirirken işverenlerimizin de hak ve hukukunu korumaya özen gösterdik. Hep adaletten ve hakkaniyetten yana olduk.

Paylaşın

“Süper Kupa Krizi” Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Taşınıyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da oynanması planlanan fakat iptal edilen Süper Kupa final maçı, Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşınıyor.

Suudi Arabistan devletine bağlı Riyadh Season adlı organizasyon şirketi, maçın düzenlenmesi için; TFF, Galatasaray ve Fenerbahçe’ye verilen paralarla birlikte tazminat talep ediyor.

Şirket daha önce yaptığı açıklamada maç iptalinden takımları sorumlu tutarak “Anlaşmaya rağmen iki takımın da anlaşmaya uymaması üzücü” ifadelerine yer vermişti.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) tarafından 17. kez düzenlenen Süper Kupa’da Galatasaray ile Fenerbahçe arasında Suudi Arabistan başkenti Riyad’da oynanacak karşılaşma, öncesi çıkan kriz sonrası maç iptal olmuştu.

Organizasyon protokolünde yer almayan nedenlerle final maçına çıkmayan Galatasaray ve Fenerbahçe’den ödedikleri parayı geri isteyen ve tazminat talep eden Suudi Arabistan, Lahey’e gidiyor.

Sol Haber’in Bosna merkezli haber ajansı Klix’in haberine göre, konu Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) taşınacak.

Haberde, Suudi Arabistan devletine bağlı Riyadh Season adlı organizasyon şirketi Riyadh Season, maçın düzenlenmesi için; TFF, Galatasaray ve Fenerbahçe’ye verilen paralarla birlikte tazminat talep ediyor.

Haberin devamında söz konusu paranın Suudiler’e iade edileceğinin kesin olduğu vurgulandı.

Şirket daha önce yaptığı açıklamada maç iptalinden takımları sorumlu tutarak “Anlaşmaya rağmen iki takımın da anlaşmaya uymaması üzücü” ifadelerine yer vermişti.

Paylaşın

AK Parti’de İstanbul İçin Öne Çıkan İsim “Murat Kurum”

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler yaklaştıkça, partilerinde çalışmaları hız kazandı. AK Parti’de anketler ve temayül yoklamaları sonrası yapılan değerlendirmelerle İstanbul için aday sayısı ikiye indirildi. Son gelen kulis bilgilerinde Murat Kurum’un adaylığı daha fazla dillendirilmeye başlandı.

İstanbul Büyükşehir adaylığı için bugüne kadar Ali Yerlikaya ve Murat Kurum’un yanı sıra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski Bakan Adil Karaismailoğlu, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan’ın isimleri de anıldı.

Adaylara ilişkin tüm bu görüşleri ve ihtimalleri dinleyen AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son olarak İstanbul İl Teşkilatı ile de değerlendirme yaptıktan sonra kararını vereceği ve adayı açıklanacağı kaydediliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) başkan adayını pazar günü İstanbul’da açıklaması bekleniyor. Erdoğan’ın eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ya da İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’yı aday olarak açıklaması bekleniyor. Kulislerde yapılan son değerlendirmelerde öne çıkan isim ise Murat Kurum.

AK Parti, 7 Ocak’ta düzenleyeceği toplantıda İstanbul Büyükşehir’in yanı sıra İstanbul’un bazı ilçeleri ve Marmara Bölgesi ağırlıklı olmak üzere yaklaşık 30 belediye başkanı adayını açıklaması bekleniyor. AKP’nin 15 Ocak’ta gerçekleştireceği ikinci toplantıda ise kalan diğer adaylar ve AK Parti’nin yerel seçimler beyannamesi açıklanacak. AK Parti, yerel seçim adaylarını ortağı MHP ile görüşerek belirledi.

İstanbul Büyükşehir adaylığı için bugüne kadar Ali Yerlikaya ve Murat Kurum’un yanı sıra Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, eski Bakan Adil Karaismailoğlu, Esenler Belediye Başkanı Tevfik Göksu, Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen ve Fatih Belediye Başkanı Ergün Turan’ın isimleri de anıldı. Ancak anketler, temayül yoklamaları ve Aday Tespit Komisyonu’nda yapılan değerlendirmeler sonrası aday sayısı ikiye indirildi. Son gelen kulis bilgilerinde Kurum’un adaylığı daha fazla dillendirilmeye başlandı.

Peki İstanbul adayının belirlenmesi sürecinde AK Parti içinde nasıl bir değerlendirme süreci yaşandı? Ve gelinen son aşamada nasıl bir tablo ortaya çıktı?

DW Türkçe’den Kıvanç El’in haberine göre; AK Parti içinde hem teşkilat hem parti yönetimi hem de kanaat önderi olarak kabul edilen isimlerden görüş alındığı toplantılarda Murat Kurum’un daha önce TOKİ’de görev alması, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı olması, İstanbul’un deprem gündemiyle bir seçim kampanyası yürütülebilecek olması, Kurum’a artı puan kazandıran özellikler olarak sıralandı.

Kurum’un AK Parti İstanbul İl Teşkilatı ile uyumu da pozitif yönlerinden biri olarak görüldü.

Anketlerde Yerlikaya’nın arkasında kalsa da Kurum’un da seçmende ciddi bir karşılığı olduğuna inanılıyor. AK Parti kurmayları, seçim kampanyası sürecinde anketlerdeki farkın giderileceğini savunuyor. Kurum’un kampanyada siyasi söylemle değil İstanbul’a dair yeni projelerle öne geçebileceği üzerinde duruluyor.

AK Parti’de özellikle kampanyayı yönetecek ekibin ise bu noktada Kurum’a dair bazı endişeleri var. Kurum’un CHP’nin adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile kıyaslandığında “siyasi söylem gücünün daha geride” olduğu düşünülüyor. Ancak bu farkın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kapatılabileceği tahmin ediliyor. Erdoğan’ın bu nedenle İstanbul kampanyasının önemli bir parçası olacağı beklentisi hakim.

Kurum’un Erdoğan’ın ailesi ve yakın çevresi ile olan iyi ilişkileri de AK Parti içerisinde dikkat çekilen bir nokta.

Ali Yerlikaya’nın artıları, eksileri neler?

AK Parti’de yapılan anketlerde memnuniyeti en yüksek çıkan isim İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya. Başta adaylığa soğuk olan Yerlikaya’nın da son günlerde adaylığa sıcak baktığı kulislere yansımıştı. Ancak yarattığı memnuniyet yüksek olsa da bunun oya dönüşüp dönüşmeyeceğine ilişkin kuşkular var. “Başarılı bir Bakan” olarak görülen Yerlikaya’nın bakanlığı bırakmasıyla vatandaşlardaki bu eğilimin yok olabileceği göz önünde bulunduruluyor.

Ayrıca “fazla ön plana çıkmasının” seçim sürecinde özellikle AK Parti teşkilatı ile sorun yaşamasına yol açabileceği ifade ediliyor.

Yerlikaya’nın sadece AK Parti tabanı değil merkez sağdaki seçmene daha rahat ulaşacağı düşünülüyordu. Ancak Yerlikaya’nın adaylığına karşı çıkanlar, teşkilatla sorun yaşama ihtimalinin yanı sıra “başarılı bir bakanın yerinde devam etmesinin daha doğru olacağını” savunuyor.

AK Parti’de parti yöneticileri ile yapılan toplantıda 2019’daki Binali Yıldırım’ın adaylığına dair süreç de gündeme geldi. Yıldırım’ın da o dönem Meclis Başkanı olarak popüler bir aday olduğuna, ancak teşkilatla yaşadığı uyumsuzluk sebebiyle seçimin kaybedildiğine işaret edildi.

Adaylara ilişkin tüm bu görüşleri ve ihtimalleri dinleyen Erdoğan’ın son olarak İstanbul İl Teşkilatı ile de değerlendirme yaptıktan sonra kararını vereceği ve adayı açıklanacağı kaydediliyor. Bir AK Partili kurmay, “Son olarak teşkilatın fikrini alacağını dikkate alırsak adayın Murat Kurum olma olasılığı daha yüksek demektir” yorumunu yapıyor. Erdoğan’ın başlangıçta Ergün Turan’ı istediğine işaret eden kurmay, “Cumhurbaşkanı istişareye önem verir” diyerek fikrinin değiştiğini söyledi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de katıldığı bir TV programında İstanbul adayına ilişkin “Bizim siyasi hareketimizin bir önceki aşamasında Türkiye’ye örnek olmuş halen de kendi alanında rakibi olmayan Recep Tayyip Erdoğan belediyeciliğidir. Her şehrin kendine göre kimliği var. İstanbul’un çok özel kimliği var. Bizim teşkilatlarımız müthiş bir organik yapıya sahiptir. Tüm teşkilatlar genel başkanımıza bakar. Genel başkanımız bütün teşkilatları dinler, kararını verir. Her zaman temayül yaparız. İllere arkadaşlarımız gider, anket yaparız. Cumhurbaşkanımız ‘daha çok dinlemeliyiz’ diyerekten tek tek genel merkezde, bütün büyükşehirlerle görüştü” diye konuştu.

Paylaşın

DEM Parti: Faşizmi Kurumsallaştıran Anayasa Yapmak İstiyorlar

Meclis’te basın toplantısı düzenleyen DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Yeni bir anayasa tartışması Türkiye’nin en temel tartışmalarından biridir. Biz de yeni demokratik çoğulcu, özgürlükçü, özgürlükçü laiklik ilkesine sahip bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılması gerektiğini çokça ifade ettik” dedi ve ekledi:

“Ama bu anayasa meselesinde AKP’nin kafasının arkasındaki anayasanın asla çoğulcu, demokratik anayasa olmadığını tam da bu sürecin içerisine bakarak görebiliriz.  Yapmak istedikleri şey, yeniden 12 Eylül Anayasasını aratacak. Daha otokratik, daha despotik daha bütün temel hak ve özgürlükleri tırpanlayan bir anayasa yapmak istiyorlar.”

Gülistan Kılıç Koçyiğit, konuşmasının devamında, “Bu yeni yönetimi daha kalıcı hale getiren, faşizmi gittikçe kurumsallaştıran bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu anlamıyla da bu krizi yeniden Allah’ın bir lütfu olarak gördüklerini ve bu kriz üzerinden de yeni anayasa tartışmalarını ilerletmeye çalıştıklarını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamıyla da buna geçit vermemek gerektiğini ifade edelim.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, gündemdeki gelişmelere dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi. Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre Koçyiğit, konuşmasında şunları söyledi:

“Koç Üniversitesinde bir üniversite öğrencisinin Alevi ve Kürt olmasının nedeniyle oda arkadaşları tarafından darp edilmesi ve ırkçı saldırıyla, nefret saldırısına maruz kalmasına ilişkin haberleri takip ettik. Ne yazık ki gereğinin yerine getirilmediğini, sürecin akamete uğratıldığını, saldırıya uğrayan öğrencinin okuldan uzaklaştırıldığını ve saldırganlarla ilgili hiçbir şekilde bir sürecin işletilmediğini görüyoruz.

Yaşanan olay her gün Kürde, Alevi’ye, sosyaliste, devrimciye, kadına ve LGBT+ bireylerine yönelik nefret söylemlerinin bu ülkedeki şiddeti olağanlaştırıp yaygınlaştırıldığını ve hayatın her alanını şiddetle kuşattığını göstermesi açısından da önemli.

Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, 8 Kasım tarihinde yargısal bir darbe olarak nitelendirilen bir karara imza atarak bu kararın uygulanmayacağını ifade etti. Bunun üzerine Can Atalay’ın avukatları yeniden AYM’ye bireysel başvuru yaptılar. AYM bir kez daha ‘hak ihlali’ kararı verdi.

Anayasanın 153/6 fıkrasının yani anayasa kararlarının yasama, yürütme ve yargı, gerçek ve tüzel kişileri bağladığına ilişkin fıkrasına atıf yaparak bu kararın derhal uygulanması gerektiğini ifade etti. Ama ne yazık ki bu karara da İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi uymak ve gereğini yerine getirmek yerine; topu bir kez daha Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesine attı. Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, bir yargısal darbeye imza atarak haddini ve sınırlarını aşan bir karara imza koymuş oldu.

Bu kararın detaylarına politik olarak bakış açımızı ifade etmeden önce bu kararın ve bu sürece nasıl geldiğimizi kısaca özetlemek istiyorum. Biz bu darbe sürecini çok uzun bir süredir yaşıyoruz. Aslında Kürt sorunundaki çözümsüzlük meselesinin sürekli darbe mekaniğini canlı tuttuğunu çokça ifade ettik.

Ama bu darbe mekaniğinin bugün son 7-8 yıllık sürecin başlangıcını oluşturan 30 Ekim 2014 tarihindeki MGK kararı ve ardından 24 Temmuz 2015 tarihinde barış ve çözüm sürecinin yok edilerek yeniden Kürt sorununda güvenlikçi anlayışın devreye girmesiyle başladığını ifade etmek gerekiyor.

Bu başlangıcın bir gerekçesi de HDP’nin 7 Haziran başarısı olduğunu altını çizmek gerekiyor. Bu ülkede Kürtlerin, demokratların, sosyalistlerin ittifakıyla 80 milletvekilinin Meclis’e girmesi müesses nizamı ve onun bekçilerini oldukça ürküttü. Hızlı bir şekilde kırmızı alarm vererek Kürt düşmanı bir ittifakı hayata geçirdiler ve o gün bugündür de başta Kürt halkı olmak üzere demokratik siyasete ve tüm alanlara saldırılar olduğunu biliyoruz.

Ne yapıldı? 20 Nisan 2016 tarihinde bu Meclis anayasaya aykırı olduğu halde milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırdı. O zaman ‘anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz’ diyenlerin bugünkü anayasal krizde, devlet krizinde emeklerinin olduğunun altını çizmemiz gerekiyor.  O gün bu yargısal darbeye bu hukuksuzluğa geçit verilmeseydi, sırf Kürt’tür diye, sırf demokratik siyaseti temsil ediyor diye HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılmasaydı bugün belki de bunları konuşmuyor olacaktık.

Ama sadece bununla da sınırlı kalmadı. Hatırlatalım, 4 Kasım 2016 tarihinde eş zamanlı olarak eş genel başkanlarımızın ve milletvekilli arkadaşlarımızın içinde olduğu birçok arkadaşımız gözaltına alındı, tutuklandı ve cezaevine konuldular. Bununlar da yetinmediler. 2016 yılındaki darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL eliyle aslında KHK’ler eliyle bir siyasi mühendislik yapmaya çalıştılar ve bununla da bir bütün olarak sistemi değiştirmek istediklerini göstermiş oldular.

Bu da yetmedi. HDP’ye kapatma davası açıtlar, Kobani kumpas davasıyla 108 arkadaşımızı en ağır suçlarla yargılamaya çalışıyorlar ki hali hazırda Kobani kumpas davası devam ediyor ve bütün bunların aslında yeni kurulmak istenen rejimin, sistemin taş ayakları olduğunu bütün bunların bir büyük planın parçası olduğunu ama ilk elden kendileri açısından sorun teşkil eden Kürtleri devrimcileri sosyalistleri aslında bu ülkenin direniş odağını yok etmek istediklerini çok iyi biliyoruz.

İşte bu nedenle bu ülke 7 Haziran 2015 ten bu yana karanlığın içine gömülmüş durumda. Bu karanlığı bizim dışımızda aydınlatmaya çalışan da yok ne yazık ki. Bu nedenle bu kadar darbelere maruz kalmış, yargısal darbelere maruz kalmış bir parti olarak bugün yaşanan sürecin aslında çok önceden geldiğini ifade etmiştik. Bugün de bunun altını bir kez daha çizmemiz gerekiyor. Tabi ki yargıdaki mesele sadece bize yönelik kumpaslar ve darbelerle sınırlı değil. Aslında liyakatsizliğin başını alıp gittiği, çürümenin olduğu, yargıda borsaların konuşulduğu, yargısal çürüme sürecinin içinden geçtiğimizi ifade etmemiz gerekiyor.

Mehmet Uçum şöyle diyor; ‘Biz Başkanlık sistemine geçtik, kendimiz açısından yeni bir düzeni kurduk ama bu düzenin içerisinde hali hazırda önümüzde engeller var. AYM bazen hoşumuza gitmeyen kararlar alıyor. Onun için AYM’nin de Anayasa’nın da değiştirilmesi gerekiyor.’ Yani AYM’nin itibarsızlaştırılması, yetkilerinin gasp edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Mehmet Uçum bunu kimin adına söylüyor? Çünkü dün AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in bir açıklaması vardı. Yine Erdoğan’ın da aynı şekilde yaptığı açıklaması vardı.

Bu tartışma ve çelişkide, iki yüksek yargı kurumu arasındaki çelişkide ‘hakemim’ diyordu. Öncelikle şunu söyleyelim. Bu bir maç değil. Eğer bu, topluma karşı bir maç ise bütün muhaliflerin elini, kolunu bağlamışsınız, kaleciyi kale duvarına sabitlemişsiniz ve tek taraflı oynadığınız şikeli bir maçtır. Eğer hakemsen, Mehmet Uçum’un açıklamalarını kim yazıyor? Mehmet Uçum kim adına konuşuyor, diye de sormamız lazım. Mehmet Uçum, Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin 8 Kasım’da verdiği ilk kararında da son kararında da açık ve net bir şekilde AYM’ye parmak sallıyor, tehdit ediyor. Aslında AYM’yi birçok konuda suçluyor.

Sadece yeni bir hukuksal düzenin kurulması gerektiğini ifade etmiyor. Henüz HDP kapatma davasında karar vermediği için son yerel seçimde HDP’ye yapılan hazine yardımı nedeniyle AYM’yi terörün finansmanıyla suçlayacak akıldan, izandan, sağduyudan yoksun açıklamalar yapıyorlar. Bir karar vermeleri gerekiyor. Bu tartışmanın içinde Saray’ın nerede durduğunu çok iyi biliyoruz. Saray bizzat taraftır.

Kendi yeni rejimini kurmak, tek adam rejimini sağlamlaştırmak açısından bu iktidara dikensiz gül bahçesi yaratmak açısından Saray’ın taraf olduğunu, Erdoğan’ın taraf olduğunu biliyoruz. Tek taraf olanlar onlar değil, özellikle grup ve kürsü konuşmalarında AYM’ye parmak sallayanlar, partimizin kapatılması için oradan emir ve talimat verenler ve bugün aslında Yargıtay’ın birçok dairesinde ve özellikle 3’üncü Ceza Dairesinde etkin olduğunu bildiğimiz siyasi partinin de bu işin bir tarafı olduğunu ve siyasi mühendislik yaparak ülkeyi başka bir yere taşımaya çalıştığını da çok iyi biliyoruz.

Artık ortada bir anayasasızdık hali var. Ne yazık ki AYM’de bu anayasasızlaştırma meselesinde bir taraftı. Bu sürece katkı koydu. Bu sürecin parçalarını oluşturan bir yerde duruyordu ama gördüğümüz meselenin çok daha ileri boyuta gittiğini, Yargıtay’ın sadece AYM’ye değil, aynı zamanda halka, Meclis’e, Meclis Başkanı’na da parmak sallayan had bildiren bir noktaya taşındığını görüyoruz. Bunu kabul etmek, buna sessiz kalmak mümkün değil.

Biz de bunu kabul etmeyeceğiz, sessiz kalmayacağız. Bu anlamıyla bu siyasi krizin bizim açımızdan bir yönüyle de aslında yaratılmak istenen bir kriz olduğuna dair de açıkçası şüphelerimiz olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Yani bir danışıklı dövüşün, bir kavganın seyircisi pozisyonuna da bütün toplumu ve siyasi getirmek isteyen bir anlayışı olduğunu da görüyoruz.

“Daha otokratik, daha despotik daha…”

Buradan ifade edelim; dün Ömer Çelik’in açıklamalarında bütün bu krizin asıl nedeninin mevcut anayasa olduğunu, mevcut anayasa durduğu sürece bu krizlerin de artarak devam edeceğini ifade etmiş. Şunu söyleyelim; yeni bir anayasa tartışması Türkiye’nin en temel tartışmalarından biridir. Biz de yeni demokratik çoğulcu, özgürlükçü, özgürlükçü laiklik ilkesine sahip bir toplumsal sözleşmenin, anayasanın yapılması gerektiğini çokça ifade ettik. Ama bu anayasa meselesinde AKP’nin kafasının arkasındaki anayasanın asla çoğulcu, demokratik anayasa olmadığını tam da bu sürecin içerisine bakarak görebiliriz.

Yapmak istedikleri şey, yeniden 12 Eylül Anayasasını aratacak. Daha otokratik, daha despotik daha bütün temel hak ve özgürlükleri tırpanlayan bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu yeni yönetimi daha kalıcı hale getiren, faşizmi gittikçe kurumsallaştıran bir anayasa yapmak istiyorlar. Bu anlamıyla da bu krizi yeniden Allah’ın bir lütfu olarak gördüklerini ve bu kriz üzerinden de yeni anayasa tartışmalarını ilerletmeye çalıştıklarını açık ve net bir şekilde görüyoruz. Bu anlamıyla da buna geçit vermemek gerektiğini ifade edelim.

Şimdi bu bir karanlık dehliz, bu bir karanlık eşik…Türkiye çok yakın dönemde aslında birçok dönemeçten geçti. Örneğin; 7 Haziran 2015 bu eşiklerden birisiydi. Türkiye halkları bir taraftan barışın, demokrasinin tercihini yapmıştı. Türkiye halkları gerçekten o yoldan gidilseydi, bugün Türkiye bambaşka bir yerde olurdu. Ama diğer taraftan güvenlikçi, savaştan, askeri operasyonlardan medet uman, yeniden Kürt sorununun çözümsüzlüğünden beslenen bir yol vardı. Ne yazık ki AKP iktidarı bu yolu tercih etti. O gün bugündür de Türkiye ne yazık ki düze çıkamıyor.

Şimdi yeni bir yol ayrımındayız. Ya hep beraber bu ülkedeki yurttaşlar olarak, bu ülkedeki siyasetçiler olarak, bu ülkedeki her bir yurttaşın temel hak ve özgürlüklerini savunacak, anayasal devlet düzenini savunacağız ya da bu büyük karanlık ve kötülük kendini gittikçe büyütecek ve bütün ülke sathına yayılarak yeni bir anayasal düzeni bize dayatacak. Bunun içerisinde her birimiz kaybolup gideceğiz. O anlamıyla biz bütün çağrımızı bütün Türkiye halklarına yapmak istiyoruz; gelin bu darbeye hep beraber direnelim.

Bu çağrımızı Meclise yapmak istiyoruz. Meclis iradesine, halkın kendisine verdiği temsile sahip çıkması gerekiyor. Meclisin onuruna sahip çıkması gerekiyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi, meclise parmak sallıyor. Bugün Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesi meclise kayyım olarak atanmak isteniyor. Bu kayyımca anlayışa karşı biz meclisin onuruna, haklarına toplum adına Türkiye halkları adına sahip çıkması gerektiğini ifade ediyoruz.

Meclis Başkanına çağrı yapıyoruz; Yargıtay’ın kararı asla ama asla Meclis’te okunmamalıdır bu yargısal krizin Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin kararının geçmişteki darbe muhtıralarından bir farkının olmadığını altını çiziyoruz. Bu kararın 28 Şubat muhtırasından 27 Nisan e-muhtırasından hiçbir farkı olmadığını ifade edelim. O gün ‘bize karşı darbe yapılıyor diye bağıranlar’ ve o günün mazlumları bugünkü darbenin başında olup bütün topluma darbe yapıyor. Sayın Numan Kurtulmuş’a çağrı yapıyoruz, asla ama asla Yargıtay 3’üncü Ceza Dairesinin kararı bu Meclis’te okunmamalıdır. Sizden de Meclis iradesini sahip çıkacak bir tutumu beklediğimizi ifade etmek istiyoruz.

Bu işin bütün bu sürecin mağduru olan Hatay halkının iradesi olan Can Atalay var. Can Atalay hali hazırda hepimiz gibi milletvekili olarak seçildi ama ne yazık ki yemin edemedi, milletvekili görevlerini yerine getirmiyor. Neden tutuluyor? AKP’nin aslında emelleri için.

AKP’nin bir yeni Türkiye inşası için aslında orada, cezaevinde rehine pozisyonunda tutulmaya devam ediyor. Burada da bir kez daha AYM kararının derhal uygulanması ve Hatay Milletvekili Can Atalay’ın derhal serbest bırakılması çağrısını yenilemek istiyoruz. Bu ülkedeki bütün toplumsal kesimleri darbeye karşı demokratik, barışçıl gösteri hakkını, darbeye karşı direnmeye, ülkeyi karanlıktan çıkarıp aydınlığa taşımak için elin taşın altına koymaya davet ediyorum.”

Paylaşın