45 Litrelik Bir Depo Benzinin Vergisi 705 Lira

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Ergün Kılıç, üretim ve taşımada, mal ve hizmetlerin maliyetini etkileyen mazot, benzin gibi ürünlerden tüketim vergilerinin kaldırılması gerektiğinin altını çizerek, “Vergi uzmanlarının hesaplamalarına göre ‘Bugün Ankara merkezde litre fiyatı 37,42 TL olan benzinin; 6,23 TL’si KDV, 9,45 TL’si ÖTV, toplam vergi 15,68 TL’dir.’ 45 litrelik bir depo benzin için, 979 TL ürün bedeli, 705 TL vergi ödeyerek toplamda 1.684 lira ödeniyor” dedi ve ekledi:

“Bu giderler satış maliyetini etkilediğinden tüketicilere zam olarak yansımaktadır. Yetkililere seslenmek istiyoruz. Her ekonomik krizde tüketicilerin cebine uzanan adaletsiz vergi sisteminizden vaz geçin. Bütçe açığını kapatmak için sürekli dolaylı vergileri artırmak yerine, kamu harcamalarında tasarrufa gidin, israf edilen kaynakların verimli kullanılmasını sağlayın.  Değerli Tüketiciler, zam öncesi benzin istasyonlarında kuyruklar oluşturmak yerine, zamları sorgulayıp itiraz etmeli, tüketimden gelen gücümüzü kullanmalıyız.”

Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Ergün Kılıç, alım gücünün düşmesi ve tüketici hakkı ihlallerine ilişkin derneğin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi. Mezopotamya Ajaansı’nın aktardığına göre açıklamayı yapan Ergün Kılıç, işsizlere, yoksullara ve emeklilere seslenerek, “Bugüne kadar yürüttüğümüz hak arama ve tüketicilerin korunması mücadelesini daha da güçlendirmek için sizleri birlik olmaya davet ediyoruz” dedi.

Türkiye’de mal ve hizmet satışlarında yüksek oranda tüketim vergisinin alınması ile tüketicilerin belinin büküldüğünü söyleyen Kılıç, “Seçim öncesinde çıkartılan ‘vergi barışı’ vergi afları ile şirketler korunurken tüketicilere daha fazla vergi yükü bindirilmiştir. Tüketicilerin temel gereksinimlerini karşıladıkları mal ve hizmetlerden Katma Değer Vergisi (KDV), Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alma uygulamasından vaz geçilmelidir. Konutlarda kullanılan elektrikten, kadın hijyen ürünlerinden, çocuk bezlerinden, hayvan mamalarından, sağlık ve temel ihtiyaçlar üzerinden alınan yüksek miktardaki ÖTV ve KDV kaldırılmalıdır” ifadelerini kullandı.

Üretim ve taşımada, mal ve hizmetlerin maliyetini etkileyen mazot, benzin gibi ürünlerden tüketim vergilerinin kaldırılması gerektiğinin altını çizen Kılıç, “Vergi uzmanlarının hesaplamalarına göre ‘Bugün Ankara merkezde litre fiyatı 37,42 TL olan benzinin; 6,23 TL’si KDV, 9,45 TL’si ÖTV, toplam vergi 15,68 TL’dir.’ 45 litrelik bir depo benzin için, 979 TL ürün bedeli, 705 TL vergi ödeyerek toplamda 1.684 lira ödeniyor. Bu giderler satış maliyetini etkilediğinden tüketicilere zam olarak yansımaktadır. Yetkililere seslenmek istiyoruz. Her ekonomik krizde tüketicilerin cebine uzanan adaletsiz vergi sisteminizden vaz geçin. Bütçe açığını kapatmak için sürekli dolaylı vergileri artırmak yerine, kamu harcamalarında tasarrufa gidin, israf edilen kaynakların verimli kullanılmasını sağlayın. Değerli Tüketiciler, zam öncesi benzin istasyonlarında kuyruklar oluşturmak yerine, zamları sorgulayıp itiraz etmeli, tüketimden gelen gücümüzü kullanmalıyız” diye kaydetti.

“Zamları durdurmak için güçlerimizi birleştirelim”

Ekonomik koşulların zorlaştığı bugünlerde tüketicinin başkaca sorunlarının da olduğunu ifade eden Kılıç, şöyle devam etti: “Bir başka tüketici sorunu ise tüketicilerin satın aldıkları mal ve hizmetlerde kredi kartı kullanması ve kredi kart borcunu da yine kredi kartından karşılamak zorun da kalmalarıdır. Bunu fırsat bilen bazı satıcı ve sağlayıcılar kredi kartından ödeme yapmak isteyen tüketicilerden ‘Hizmet bedeli’ ‘kredi kartı komisyonu’ gibi değişik ad altında Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunu hiçe sayarak ek ücretler almaktadır. Üretimden gelen gücünüzü tüketimden gelen gücümüzle birleştirelim. İşsizler, yoksullar, emekliler ve ücretli çalışanlar üzerindeki haksız vergi yükünü ve kar hırsına boğulmuş satıcıların ve sağlayıcıların zamlarını durdurmak için güçlerimizi birleştirelim.”

Paylaşın

HÜDA PAR’dan İstanbul, Ankara Ve İzmir’de Cumhur İttifakı’nı Destekleme Kararı

31 Mart’ta yapılması planlanan seçimler yaklaştıkça, partiler de çalışmalarına hız verdi. Bu kapsamda, HÜDA PAR’da seçimlerde, Ankara ve İstanbul’da Cumhur İttifakı adayını destekleyeceklerini, İzmir’de de ittifakın söz konusu olabileceğini açıkladı.

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR), 14 ve 28 Mayıs’ta yapılan milletvekilliği ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Cumhur İttifakı içerisinde yer almıştı.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, Ankara ve İstanbul’da AKP’yi Cumhur İttifakı adayını destekleyeceklerini açıkladı. Yapıcıoğlu, “İzmir’de de muhtemelen benzer bir şey olacak” dedi.

25 TV kanalında katıldığı programda açıklamalarda bulunan Yapıcıoğlu, “Birkaç büyükşehirde destekleme kararı aldık. Diğer yerlerin çoğunda HÜDA PAR’ın kendi logosuyla, kendi ismiyle, kendi adaylarıyla seçimlere girmesi konusunda bir karara vardık ve bu kararımızı da kamuoyuyla paylaştık. İstanbul ve Ankara’da Cumhur İttifakı’nın adaylarına destek vereceğiz. İzmir’de de muhtemelen benzer bir şey olacak” ifadelerini kullandı.

Yapıcıoğlu “Bazı yerlerde, bazı seçim çevrelerinde, bazı illerde olabilir, bazı ilçelerde olabilir hatta bazı beldelerde olabilir, orada farklı partiler ya da farklı gruplarla bazı ittifaklar gelişebilir. Onu zaman gösterecek” dedi. Yapıcıoğlu, Şanlıurfa’da düzenleyecekleri aday tanıtım programıyla bazı illerin belediye başkan adaylarını açıklayacaklarını söyledi.

Paylaşın

AYM’den “Erişim Engelleri Anayasa’ya Aykırı” Kararı

Son dönemde tartışmaların odağında yer alan Anayasa Mahkemesi (AYM), dikkat çeken bir karara daha imza attı. AYM, “kişilik haklarını ihlal eden” iddiasıyla internet ortamında yapılan yayın içeriğinin çıkarılması veya erişimin engellenmesini sağlayan kanunu iptal etti.

Haber Merkezi / İptal edilen kanunun 1. ve 3. Fıkrası şu düzenlemeyi getiriyordu: “İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısı, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvuruarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hakimine başvurunun çıkarılmasını ve/veya kesilmesin İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin yaygın olarak hakim bu maddede belirtilen yetenek içeriğinin çıkarılmasına ve/veya erişimin engellenmesine karar verilmesine izin veriliyor.”

Anayasa Mahkemesi (AYM), erişim engeli ve içerikten çıkarma kararı verilmesine olanak sağlayan 5651 sayılı kanunun bazı maddeleri için istenen iptal başvurusunu karara bağladı.

2020’de CHP’li milletvekillerinin, 2022’de ise Tavşanlı Sulh Ceza Hâkimliğinin yaptığı iptal başvurularını birleştiren AYM; erişim engeli ya da içeriğin çıkarılması kararı verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar verdi ve iptaline hükmetti. AYM, kararın Resmî Gazete’de yayımlandıktan dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi.

AYM, gerekçesinde suç şüphesi altındaki kişi hakkında çeşitli adli ve idari tedbirlerin alınabileceğini ancak öngörülen tedbirin ceza yargılaması süreciyle bağlantılı olarak yürütülen geçici bir tedbir niteliğinde olması gerektiğini belirtti.

BTK Başkanının madde kapsamında erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararını ceza yargılaması sürecinden kopuk bir şekilde verdiğini belirten AYM, ceza yargılaması mahkumiyet dışında bir hükümle neticelense bile erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararının uygulanmaya devam ettiğini tespit ettiklerini belirtti. AYM, aynı kanunun “kişilik hakları ihlali” gerekçesiyle erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararı verilmesine olanak sağlayan 9’uncu maddesinin de Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etti.

Erişim engeli ya da içeriğin çıkarılması kararının ifade ve basın özgürlüğünü sınırladığını belirten AYM, 9’uncu maddenin kapsam ve sınırlarının belli olmadığını kaydetti. Bunun da yargı makamlarına geniş bir takdir alanı yarattığını vurgulayan AYM, erişim engeli veya içeriğin çıkarılması kararlarına yapılan itirazlardan da sonuç almanın zor olduğunu fark ettiklerini söyledi.

AYM, bugün yayımladığı kararında, 27 Ekim 2021’de verdiği pilot kararını da hatırlattı. Yüksek Mahkeme 27 Ekim 2021′ tarihli kararda, sulh ceza hakimlikleri tarafından 5651 sayılı kanunun 9’uncu maddesi dayanak gösterilerek internet sitelerindeki haberlere verilen erişimin engellenmesi kararlarının “ifade ve basın özgürlüğünün ihlali” olduğuna ve değiştirilmesi gerektiğine hükmetmişti.

712 bin site yasaklandı

Türkiye’de internet sansür sorunu, İfade Özgürlüğü Derneği’nin raporlarına da yansımıştı. Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in kurucusu olduğu İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb raporuna göre, 2018 yılı sonucu itibarıyla Türkiye’den toplam 347 bin 445 alan adı erişim engellendi. 2019 yılı sonuçlarına göre bu rakam 408 bin 494’e yükseldi. 2020’de 467 bin 11 alan adı erişimi engellenirken 2021 sonu itibarıyla bu sayının 574 bin 798’e çıktığı tespit edildi. Geçen yıl ise Türkiye’de toplam 712 bin 558 web sitesi ve alan adına 814 farklı kurum ve hakimlikler tarafından verilen toplam 616 bin 239 farklı kararla erişim engeli getirildi.

Raporda, “Dahası, 2022 sonu itibariyle 150 bin URL’de, 9 bin 800 Twitter hesabında, 55 bin 500 tweete, 16 bin 585 YouTube videosuna, 12 bin Facebook içeriğine ve 11 bin 150 Instagram içeriğine de 5651 sayılı Kanun ve diğer hükümlere göre tespit ediliyor istinaden erişim engellendiği tespit edilmiştir” bilgisi verildi.

Başta RTÜK olmak üzere talep talebiyle Türkiye’de DW English, Amerika’nın Sesi, OdaTV, Independent Türkçe, Mezopotamya Ajansı ve JinNews’in internet sitelerine erişimi engellendi. 14 Mayıs seçimleri öncesinde ise Ekşi Sözlük internet sitesine erişim kapatılmıştı.

Paylaşın

Yeniden Refah, Cumhur İttifakı Adaylarını Destekleyecek Mi? Açıklama Geldi

Yeniden Refah Partili Suat Kılıç, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlerde büyükşehirlerde Cumhur İttifakı adaylarına destek verip vermeyecekleri konusunda, “Bizim temeldeki arzumuz, hedefimiz Ankara’da da İzmir’de de diğer illerde de olduğu gibi Türkiye’yi Yeniden Refah Partisi belediyeciliği ile buluşturmak tanıştırmaktır” dedi ve ekledi:

“Partilerin oy oranlarına bakacağız, kendi performansımıza bakacağız ve nihayetinde bir karar ortaya koyacağız. Bir ittifak söz konusu olacaksa bir mutabakatın sağlanması lazım. Bu mutabakat için de ittifak talebinde bulunan AK Parti’nin tavrını daha açık ortaya koymasında yarar var.”

Yeniden Refah Partisi Genel Başkan Yardımcısı Suat Kılıç, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı sonrası gazetecilerin yerel seçimlere ilişkin sorularına yanıt verdi.

Suat Kılıç, AK Parti ile yapacakları ittifak görüşmesinin ertelendiğini belirterek, “Dün AK Parti ve Yeniden Refah Partisi arasında üçüncü görüşme gerçekleşecekti. Fakat AK Parti heyeti zaman talebinde bulunarak görüşmenin tehir edilmesini rica etti. Biz de bu yaklaşımı olumlu karşıladık. Önümüzdeki günlerde son görüşme gerçekleştirilebilir” ifadelerini kullandı.

Büyükşehirlerde Cumhur İttifakı adaylarına destek verip vermeyecekleri konusunda Suat Kılıç, şunları söyledi:

“Bizim temeldeki arzumuz, hedefimiz Ankara’da da İzmir’de de diğer illerde de olduğu gibi Türkiye’yi Yeniden Refah Partisi belediyeciliği ile buluşturmak tanıştırmaktır. Partilerin oy oranlarına bakacağız, kendi performansımıza bakacağız ve nihayetinde bir karar ortaya koyacağız. Bir ittifak söz konusu olacaksa bir mutabakatın sağlanması lazım. Bu mutabakat için de ittifak talebinde bulunan AK Parti’nin tavrını daha açık ortaya koymasında yarar var.”

“İttifak pazarlıkları” olup olmadığı sorusu üzerine Kılıç, “ne alırsan kârdır” yaklaşımında olmadıklarını belirterek “Biz ahlaki, ilkesel ve duruş temelli bir anlayışı temsil ediyoruz. AK Parti, böyle bir ittifakta mutabakatı sağlamak için yapabileceği fedakarlığı net bir şekilde ortaya koyduğunda çerçeve netliğe kavuşacak” dedi.

Başı açık kadın aday tartışma yarattı

Öte yandan 31 Mart 2024 yerel seçimlere sayılı günler kala partiler adaylarını açıklama devam ediyor. Yeniden Refah Partisi (YRP) de yaptığı yazılı açıklamada 57 belediye başkan adayını daha ilan etti. Açıklamada, İstanbul, Ankara ve İzmir Büyükşehir Belediye başkanlıklarına ilişkin ittifak görüşmelerinin sürdüğü kaydedildi.

Adayların ilan edildiği toplantıda Diyarbakır, Mersin ve Karaman’dan listeye giren isimler öne çıkartılırken, partinin sosyal medya hesaplarında da Genel Başkan Fatih Erbakan’la fotoğrafları paylaşıldı.

Karaman Belediye Başkan adayı olan Durdu Elif Çeliktaş ise partililerin tepkisine neden oldu. Önceki seçimde AK Parti’den aday adayı olan ancak listelere giremeyen Çeliktaş’ın başının açık olması nedeniyle partinin sosyal medya hesabındaki paylaşıma tepki içerikli yorumlar yapıldı. Tepkilerden bazılarında, “Nerede türbanı?”, “Milli Görüş’e pek yakıştıramadım, çizgimizden sapmayın”, “İşlerini bir kadına teslim eden millet huzur bulamaz” denildi.

Karaman’da “esnaf” olarak tanınan Çeliktaş, Hollanda doğumlu. Ortaokul ve liseyi Karaman’da okuyan Çeliktaş, evli ve 3 çocuk annesi. Bir önceki seçimlerde AK Parti’den aday adayı olan Çeliktaş, o dönem AK Parti İl Binası’ndaki toplantıda il başkanına “kadınlara verdiği destekten dolayı teşekkür etmesine” rağmen seçilememişti.

Kentte AK Parti’nin diğer aday adaylarından Fatih Tekin Ülkem Partisi İl Başkanı olurken, Mesut Soyfidan ise BBP’den belediye başkan adayı oldu.

Paylaşın

2023 Son 100 Bin Yıldaki En Sıcak Yıl Olabilir

Kömür, petrol ve gaz yakılmasından kaynaklanan CO2 emisyonlarının rekor seviyelere ulaştığı 2023, kayıtlardaki ve muhtemelen son 100 bin yıldaki en sıcak yıl olduğu açıklandı.

2023 yılında gezegen, insanların fosil yakıtları endüstriyel ölçekte yakmaya başladığı ve atmosfere karbondioksit pompaladığı 1850-1900 sanayi öncesi döneme göre 1,48 santigrat derece daha sıcaktı.

Ülkeler, 2015 Paris Anlaşması’nda küresel ısınmanın en ağır sonuçlarından kaçınmak için bu artışın 1,5 santigrat dereceyi (C) aşmasını engellemeye karar verdi.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre; Avrupa Birliği Kopernik İklim Değişikliği Servisi (C3S)  2023’ün kayıtlardaki ve muhtemelen 100 bin yıldaki en sıcak yılı olduğunu açıkladı.

Yıl içerisine iklim rekorlarının defalarca kırılmasının ardından bilim insanları yıl sonu için bu sonucun gelmesini bekliyordu. Haziran ayından bu yana her ay, önceki yıllardaki ilgili aya kıyasla dünyanın en sıcak ayı oldu.

C3S Direktörü Carlo Buontempo “Diğer çok sıcak yıllarla karşılaştırıldığında bile bu, iklim açısından çok istisnai bir yıl oldu,” dedi. C3S, 2023’ün 1850 yılına kadar uzanan küresel sıcaklık kayıtlarında en sıcak yıl olduğunu doğruladı.

Ağaç halkaları ve buzullardaki hava kabarcıkları gibi kaynaklardan elde edilen paleoklimatik veri kayıtları kontrol edildiğinde ise Buontempo, bunun “büyük olasılıkla” son 100 bin yılın en sıcak yılı olduğunu söyledi.

Ortalama olarak 2023 yılında gezegen, insanların fosil yakıtları endüstriyel ölçekte yakmaya başladığı ve atmosfere karbondioksit pompaladığı 1850-1900 sanayi öncesi döneme göre 1,48 santigrat derece daha sıcaktı.

Buontempo, geçen yılın bir önceki en sıcak yıl olan 2016’ya göre 0,17 derece daha sıcak olduğunu ve “dikkate değer” bir marjla rekoru kırdığını söyledi.

Ülkeler, 2015 Paris Anlaşması’nda küresel ısınmanın en ağır sonuçlarından kaçınmak için bu artışın 1,5 santigrat dereceyi (C) aşmasını engellemeye karar verdi. Bununla alakalı bir çok hükümet sert iklim hedefleri belirledi.

Buna rağmen karbondioksit (CO2) salımı yüksek kalmaya devam ediyor. Dünyada kömür, petrol ve gaz yakılmasından kaynaklanan CO2 emisyonları 2023’te rekor seviyelere ulaştı.

Paylaşın

DEM Partili Temelli Sordu: Kentsel Haklar Mı Kentsel Rantlar Mı?

31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Sadece belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini belirlemeyeceğiz; Türkiye’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir sürece evrileceğine hep beraber karar vereceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu anlamıyla da demokrasi mücadelesi olarak yere seçimlerin önemli bir eşik olduğunun altını çizmek istiyoruz. Görüyoruz adaylar açıklanıyor. Bu adaylara baktığımızda karşımıza aslında çok net bir tablo çıkıyor. Kentsel haklar mı kentsel rantlar mı? Proje adaylara baktığımızda aslında kentsel rantların peşinde koştuklarını, iktidarın bu rant düşkünlüğünün devam ettiğini net görüyoruz.”

Temelli, açıklamasının devamında, “İstanbul adayını açıkladı iktidar. Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladığında bunu bir kez daha anladık. İmar Affı ile anılan, yaptığı hiçbir projenin hayata geçmediği bir insanı, eski bakanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak açıkladı. Bu da aslında kentsel haklarla alakası olmayan bir anlayışın, kentsel rantlar peşinde koşacağını bir kez daha bize gösteriyor.” ifadelerini kullandı.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu. Sezai Temelli, 31 Mart’ta yapılacak yerel seçimlere ilişkin şunları söyledi:

“Yerel seçimler Türkiye’de önemli bir seçim olarak karşımıza çıkacak. Sadece belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini belirlemeyeceğiz; Türkiye’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir sürece evrileceğine hep beraber karar vereceğiz. Bu anlamıyla da demokrasi mücadelesi olarak yere seçimlerin önemli bir eşik olduğunun altını çizmek istiyoruz.

Görüyoruz adaylar açıklanıyor. Bu adaylara baktığımızda karşımıza aslında çok net bir tablo çıkıyor. Kentsel haklar mı kentsel rantlar mı? Proje adaylara baktığımızda aslında kentsel rantların peşinde koştuklarını, iktidarın bu rant düşkünlüğünün devam ettiğini net görüyoruz. İstanbul adayını açıkladı iktidar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladığında bunu bir kez daha anladık. İmar Affı ile anılan, yaptığı hiçbir projenin hayata geçmediği bir insanı, eski bakanı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı olarak açıkladı. Bu da aslında kentsel haklarla alakası olmayan bir anlayışın, kentsel rantlar peşinde koşacağını bir kez daha bize gösteriyor.

“Kayyımlara karşı mücadeleyi yükseltiyoruz”

Biz DEM Parti olarak kentsel haklar mücadelesini vermeye devam edeceğiz ve bir daha geri dönmemek üzere kayyımları tarihin çöplüğüne gönderme kararlılığımızı ortaya koyacağız. Kayyımın olduğu bir yerde kentsel haklardan ve demokrasiden bahsedemezsiniz. Bugün Türkiye ancak ve ancak yerel demokrasiyle demokratikleşebilir. Bu bilinç ve anlayışla kayyımlara karşı mücadeleyi yükseltiyoruz.

Bunun da ötesinde Türkiye halklarının bu rantçı ve talancı anlayışa karşı, kentlerde giderek büyüyen yıkımlara karşı, deprem gibi doğal afetlerin felaketlere dönüşmesine karşı kentsel hak mücadelesini hep beraber büyütmek ve bu mücadelenin sonunda da halkın bizzat yerel yönetimlerde iktidara gelmesi için mücadelemizi veriyoruz. İnanıyorum ki 31 Mart seçimlerinden önemli bir başarı ile çıkacağız. Bu başarı sadece yerellerde iktidara gelmemizle ilgili değildir, Türkiye’yi dönüştürmesi anlamında da önemli bir sonuca imza atmış olacak.

Antalya’da yaşanan olayla ilgili, “Antalya gibi olan bardağı taşıran başka şehirler de var. Kimi AKP’nin kimi de CHP’nin olduğu iller” diye bir açıklamanız var. Bu iller nereler ve hangi sorunlarla karşılaştınız? sorusuna ise Sezai Temelli, şu ifadelerle yanıt verdi:

“Antalya’da yaşanan mesele bardağı taşıran son damla. Birçok yerde özellikle karşı karşıya geldiğimiz benzer sahneler oluyor. Bunun arkasında ayrımcı bir zihniyet var. DEM Partiye ve öncesinde HDP’ye yaklaşım konusundaki ayrımcılığın yansımalarını görüyoruz. Bu anlamda Türkiye’deki çoğu partinin birbirinden farkının olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Kürt sorununa yaklaşım konusunda benzer bir zihniyetle karşı karşıyayız. Yerel yönetici olmanın çok önemli bir özelliği vardır. Yerinden demokrasinin aslında temsiliyeti ile oradasınız. Ama hiç kayyımlardan bahsetmeden 5 yıl geçireceksiniz. Kayyımlara karşı hiçbir tepkiniz olmayacak. Ya da herhangi bir çalışmanızda buna karşı bir adım atmayacaksınız. Türkiye’de bunca ayrımcılık olacak, yerinden yurdundan edilmiş yüzbinlerce göçmen olacak, bunların birçoğu da Kürdistan’dan göç edip gelmiş insanlar olacak ve siz onlara hizmeti nasıl götürmem şeklinde bir anlayış içinde olacaksınız.

Bütün bunları birlikte yaşadığımız bir süreç olarak değerlendiriyoruz. Tabii ki Antalya yalnız değil başka iller de var. İsimlerini zikretmeyeceğim, çünkü şu anda aday belirleme ve kent uzlaşısı çalışması yürütülmektedir. Farklı bir yönlendirme yapmamak için isim vermeyeceğim ama Antalya yalnız değil.”

Paylaşın

2023 Yılında Yaşanan Doğal Afetlerde 74 Bin Kişi Hayatını Kaybetti

2023 yılında dünya genelinde yaşanan deprem, kasırga, sel, fırtına ve diğer doğa olayları nedeniyle 74 bin kişi yaşamını yitirirken, 250 milyar dolarlık maddi hasar meydana geldi.

Doğal afetler sonucu kaydedilen ölüm sayısının 2010 yılından bu yana görülen en yüksek rakama ulaşırken, bunun başlıca nedeni Türkiye’de meydana gelen ve 58 bin kişinin hayatına mal olan deprem oldu.

Almanya merkezli reasürans şirketi Munich Re’nin Salı günü yayınladığı yıllık doğal afet raporuna göre 2023 yılında dünya genelinde deprem, kasırga, sel, fırtına ve diğer doğa olayları nedeniyle 74 bin kişi yaşamını yitirdi, 250 milyar dolar maddi hasar meydana geldi.

Raporun güncel baskısında yer alan bilgilere göre 6 Şubat 2023’te Türkiye ve Suriye’de meydana gelen yıkıcı depremler en fazla can kaybına yol açan felaketler oldu. Raporda, söz konusu depremlerin 50 milyar dolarlık toplam zarara ve 5,5 milyar dolarlık sigorta kapsamındaki zarara neden olan küresel ölçekteki en yıkıcı olay olduğuna vurgu yapıldı.

Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) çok sayıda aşırı şiddetli bölgesel fırtınanın da can ve mal kayıplarına yol açtığı kaydedildi. Kuzey Amerika’da geçen kasırga sezonunun nispeten ılımlı geçmesine rağmen kayıpların devam ettiği belirtilirken, bilim insanları atmosferdeki ısınmanın önümüzdeki on yıllarda daha fazla hasara yol açacağını hesaplıyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Munich Re Baş Yerbilimcisi Ernst Rauch doğal afetler sonucu kaydedilen ölüm sayısının 2010 yılından bu yana görülen en yüksek rakama ulaştığını söyledi. Rauch, “Bunun başlıca nedeni Türkiye’de meydana gelen ve 58 bin kişinin hayatına mal olan depremdir” diye konuştu.

Şirketten yapılan açıklamada, 250 milyar dolar (yaklaşık 228 milyar euro) tutarındaki ekonomik kaybın, son beş yıla ait verilerin ortalaması alınarak tespit edildiği bildirildi.

Raporda, uzun vadeli eğilimin yukarıya işaret ettiğine vurgu yapılarak, enflasyondan arındırılmış olarak, 1993-2022 yılları arasındaki 30 yılda ortalama maddi hasar 180 milyar ABD doları iken, 2013-2022 yılları arasındaki son on yıllık ortalamanın ise 230 milyar ABD doları olarak tespit edildiği belirtildi.

Reasürans şirketi nedir?

Munich Re, sigorta primlerinin hesaplanmasında önemli olduğu için on yıllardır doğal felaketlerin dünya çapında yol açtığı yıkımı belgeliyor. Reasürans, sigorta şirketlerinin taşıdığı poliçe risklerini başka bir sigorta şirketine sigortalatmasına denir. Halk arasında sigorta şirketlerini de sigortalayan sistem olarak da bilinir.

Paylaşın

Ekrem İmamoğlu’ndan Murat Kurum’a İcraat Göndermesi

Ataköy Baruthane yapılarının açılış töreninde isim vermeden Murat Kurum’a icraat göndermesi yapan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Ecdadın bize hediyesi olan ve dönemin halkçılık kavramının emarelerinden biri olan mahallelerden su akıtmak, insanların evlerine su şebekesi olmayan bir yerde önemli bir şey. Ecdada saygıyı lafla değil, davranışla, icraatla göstermek gerekir” dedi.

Murat Kurum’un adaylığına ilişkinde değerlendirmede bulunan İmamoğlu, “Adaylığı hayırlı olsun. Cumhur İttifakı’nın adayı ile tek söyleyeceğim, umuyorum nezaketli bir süreç olur. İstanbul’da tarihi bir yerel seçim arifesindeyiz. Bana başarılar onlara da topyekün başarılar” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, restore edilen Ataköy Baruthane yapılarının açılış törenine katıldı. Törende açıklamalarda bulunan İmamoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Ecdadın bize hediyesi olan ve dönemin halkçılık kavramının emarelerinden biri olan mahallelerden su akıtmak, insanların evlerine su şebekesi olmayan bir yerde önemli bir şey. Ecdada saygıyı lafla değil, davranışla, icraatla göstermek gerekir. Bu anlamda yenilediğimiz Bakırköy Baruthanesi, geçmişle geleceği buluşturan değerli bir yaşam alanı oldu.

Hafif sitemli, hafif alaylı tebessümle karşılaşıyorum. Bu küçük düşürme hamlesinden sonra bizim ne kadar önemli bir iş yaptığımızı, İstanbul’a ne kadar ne değerli olduğunu farklı kesimlerin de hissediyor olması ve ona yönelik politikalar üretiyor olmasını keyifle izliyorum.

Sonuna kadar hızımızı arttırarak İstanbul’u güzelleştirerek, bütçesini ahlaklı bir şekilde yöneterek, İstanbul’un bu tür unutulmuş ecdat yerlerini hayata kazandırarak tam gücümüzle tam yol ileri diyerek yürümeye devam edeceğiz. Asla eğilip bükülmeden dost doğru yürüyeceğiz. Hedefe vardığımızda bir avuç insanın mutluğu yerine 16 milyonun insanımızın mutluğu kazanacak. Ben rakibimi biliyorum ifademi tekrarlıyorum. takdir halkımızındır kim neye yorumlarsa.

İstanbul’un kentsel dönüşüm ile olan mücadelesi 99 depreminden beri devam ediyor. Son 25 yıldır verilen bu mücadele aynı hızla devam ettiği takdirde İstanbul’un kendine gelme süresi 80-90 yıl. Yalvardık yakardık ısrar ettik bu işi bütünlükçü bir yapıya getirelim diye. Bu işin tek başına çözümü olmaz. İçimizi tamamen Bakan Kurum’a dökmüş bir belediye olarak, görüşmeler kesilmiş (işaret parmağıyla) bu şekilde yol göstermişlerdir. Bu işin tek başına çözümü olmaz olamaz olmamıştır da.

Ama bu işin şöyle bir çözümü vardır topyekûn. Ben Kurum’un ‘topyekûn’ ifadesini anlıyorum ama topyekun seferberlik duygusuna bir katkıları olmadığını görüyorum. Bundan sonra olmasını arzu ederim. Bütün depremle ilgili mücadele millidir ama İstanbul’a dair daha büyük bir milli sorumluluk vardır çünkü beka sorunudur. Ben hâlâ aynı masada çalışmaya ve o masanın neferi olmaya hazırım. bir adım geri atmam, o masada olmaktan onur duyarım gelin konuşalım.

Lafla dediğim durum şöyle; böylesi göz önünde olan yerlerin göz göre göre harabeye dönüşmesine fırsat vermişseniz ve bunu izlemişseniz bu samimi bir sahip çıkış değildir. Sadece laf, hani ‘laf ola beri gele’ misali söylenmiş laflar. Biz bu istismara asla ve asla izin vermeyeceğiz. Bu istismarı yapanları, istismarlarıyla yüzleştireceğiz.

Biz iş yapıyoruz, icraat yapıyoruz, göz boyamıyoruz. Başkalarını ayrıştırıp bir düşmanlık sahası asla oluşturmuyoruz. Biz burada geçmişle geleceği buluşturuyoruz. Siz-biz demeden hareket eden, insanlarına hizmet ederken ayrıştırmayan bir ekibiz. Bize tam da bunun tersi biçimde saldırıya geçenlere buradan söyleyeyim; size bu millet haddinizi 31 Mart 2024’te bildirecek.

Mart ayında fazla değil 2 ay sonra Ataköy İkitelli Metro hattımızın açılışını yapmak için burada tekrar buluşmak dileğiyle hepinizi sevgiyle selamlıyorum.”

“Nezaketli bir süreç olur”

Baruthane açılışının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Ekrem İmamoğlu, “Kurum’un adaylığı hayırlı olsun. Cumhur İttifakı’nın adayı ile tek söyleyeceğim, umuyorum nezaketli bir süreç olur. İstanbul’da tarihi bir yerel seçim arifesindeyiz. Bana başarılar onlara da topyekün başarılar. Siyasi ittifakın 2019’daki gibi olamayacağını, bu dönemin daha zor olacağını ifade ettim.

Centilmence hareket edilmezse gerekli cevap verilir. İstanbul seçimi her zaman zor bir seçimdir. İstanbul seçimi her zaman büyük bir efor büyük bir güç gerektirir. Rakibin pozisyonuna bakmadan kendi rekorlarını kıran bir maraton koşucusu gibi sürece odaklı ve her daim rekor kıracak şekilde, koşuya hazır bir adaylık gerektirir ben öyle bir adayım. Ben arkamda kimin koştuğuna bakmam, ben önümde kıracağım rekorlara bakarak koşmaya devam edeceğim” dedi.

Paylaşın

“Emekli Zammı, AK Parti’de Krize Neden Oldu” İddiası

Emekli zammı, ekonomi yönetimi ile AK Parti yönetimi arasında krize neden olduğu iddia edildi. Ekonomi yönetimi, dengelerin bozulmaması için zammın yüzde 40’a yuvarlanabileceğini savunuyor.

Parti yöneticileri ise emekli memur maaşına yapılan yüzde 49,5’lik artışın esas alınması gerektiğini, aksi durumda seçimlerde meydanlara çıkamayacaklarını dile getiriyorlar.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ve Bağ-Kur emekli maaşlarının yüzde 37.57’de kalması ve memur emeklisinin ise yüzde 50 zam alması gündemdeki yerini koruyor. Emekliler zammın artırılmasını beklerken bu durumun AK Parti yönetiminde de krize neden olduğu iddia edildi.

Gazete Pencere yazarı Nuray Babacan, ‘bu rakamla seçim kampanyası yürütemeyeceklerini bilen AK Parti yöneticilerinin ekonomi yönetiminin istediğinin aksine iyileştirme beklediğini’ yazdı.

Ekonomi yönetiminin dengelerin bozulmaması için bunun ancak yüzde 40’a yuvarlanabileceğini savunduğunu söyleyen Babacan, “Parti yöneticileri ise emekli memur maaşına yapılan yüzde 49,5’lik artışın esas alınması gerektiğini, aksi durumda seçimlerde meydanlara çıkamayacaklarını dile getiriyorlar. Çalışma Bakanlığı‘nın ise üç seçenekli bir çalışma yaptığı ve bunlar arasında yüzde 45’e denk gelen formüllerin de olduğu aktarılıyor. Çok değil, bir hafta içinde işin sonucunu göreceğiz” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın yakında yapacakları ABD seyahatine değinen Babacan, “Çok yazıldı çizildi, yatırımcılarla yapılacak toplantılarda Türkiye’ye sermaye çekilmeye çalışılacak. Uzmanlar işlerinin zor olduğunu iddia ediyor. Zira dumanı tepesinde tüten yargı krizi yatırımcılar açısından en sorunlu alan. Ekonomi yönetimi ise iyimserliğini koruyor. Yabancıların orta vadede Türkiye’nin izlediği politikasının olumlu sonuçlarının görüleceğine inandığı iddia ediliyor.

Merkez Bankası Başkanı Hafize Gaye Erkan’ın eski ilişkilerini kullandığı, New York’ta yapılacak yatırımcı toplantısında bazı isimlerin Türkiye’ye yatırım yapma planını açıklayacağı, bunun ön görüşmelerinin yapıldığı öne sürülüyor. İddiaya göre, bu toplantının bir benzeri kısa süre içerisinde İstanbul’da yapılacak ve bu temaslardan Türkiye’ye 10 milyar dolarlık bir fon girişi sağlanacak. AKP kulislerindeki hava bu yönde…” diye yazdı.

Ekonomi yönetiminin tasarruf iddiası ile ilgili konuşulanları aktaran Babacan, “Maalesef, bu konuda pek de başarılı olunmadığı görülüyor. Daha ilginci savurganlık örnekleri açıkça konuşuluyor. Örneğin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Dubai’de geçen kasım ayı sonunda yapılan İklim Zirvesi’ne 1040 kişilik bir ekiple katıldığı iddiaları Meclis gündemine taşındı. Bakanlık, bunu yalanlayamadı. Ekonomi yönetiminin tasarruf konusunda tüm bakanlıklara söz geçiremediği anlatılıyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Neandertal Geni Taşıyor Musunuz? Temel Göstergeler

Birleşik Krallık merkezli Daily Mail gazetesine konuşan araştırmacı ve genetik mühendisi Şebnem Ünlüişler, Neandertal geni taşımanın altı göstergesi olduğunu açıkladı.

Sputnik Türkçe’nin aktardığına göre; Şebnem Ünlüişler, “Neandertal DNA’sı, modern insan genomunun yalnızca küçük bir yüzdesini temsil ediyor ve bu etkiler, her insanı benzersiz kılan genetik bulmacanın yalnızca bir parçası” dedi.

Tiryakilik: Neandertal DNA’sı, kişilerin nikotin bağımlılığı riskini önemli ölçüde artırıyor. Neandertal DNA’sının depresyonla, psikiyatrik ve nörolojik etkilerle bağlantılı olduğu da belirtiliyor.

Kalın düz saç: Neandertal DNA’sı kalın ve düz saçlı kişilerde de bulunabilir. Neandertallerde kızıl saçla ilişkili genetik varyant da yüksekti.

Erken kalkmak: Neandertaller de dahil eski insanlardan aktarılan genler, sabah kuşu olup olmadığınızı belirler. Şebnem Ünlüişler, “Neandertal DNA’sı uyku düzenini etkileyebilir. Bu durum, ışığa maruz kalmaktan kaynaklanmış olabilir” dedi.

Uzun burun: University College London tarafından yapılan araştırma, ‘uzun’ burunların Neandertal genetik materyalinden miras alınabileceğini ortaya çıkardı.

Kovid riski: Neandertal geni taşıyanların, akciğer sorunları da dahil Kovid-19’a yakalanma riskinin daha yüksek olduğu ifade edildi. Tartu Üniversitesi, bu konuda Neandertal kökenli dört varyant tespit etti. Dört varyantın, şiddetli Kovid-19 vakalarında ‘Sitokin fırtınaları’na neden olduğu belirtildi.

Zor bronzlaşma: Neandertal genleri, bronzlaşmaya yatkın olup olmadığınızı etkileyebilir. Güneşe rağmen zor bronzlaşıyorsanız bu geni taşıyor olabilirsiniz.

‘Mağara insanı’ da denilen Neandertal insan türünün 40 bin yıl önce soyunun tükendiği belirtiliyor. Bugünkü modern insanın ataları da (Homo sapiens) 60 bin yıl önce Afrika’dan Asya’ya ve oradan dünyaya yayılmış olduğu bilim insanları tarafından kabul ediliyor.

Homo sapiensler ile Neandertallerin ‘çiftleştiği’ ve böylece Neandertal DNA’sından yüzde 2’sinin bugünkü insanlara ulaştığı düşünülüyor.

İstanbul’da Yeditepe Üniversitesi genetik mühendisliği bölümünü bitiren, Bilgi Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlayan Şebnem Ünlüişler, Harvard Üniversitesi’nde staj yaptı.

Ardından İstanbul’da önde gelen kuruluşlarda, DNA ve genetik üzerine çalıştı. Daha sonra İngiltere’ye giden Şebnem Ünlüişler, halen Londra Rejeneratif Enstitüsü’nde (London Regenerative Institute) uzun ömür araştırmaları bölümünün şefi olarak görev yapıyor.

Paylaşın