CHP Lideri Özel’den ‘Tasarruf Genelgesi’ Çıkışı

Patisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyenler, kamuyu tasarruf etmeye ikna edemezler” dedi ve ekledi:

“Fakirin, fukaranın dostunun CHP olduğunu bileceksin. İsrafın sebebi, kaynağı olanlar israfı durduramazlar. Biz CHP olarak kendi genelgemize de uyarız, yayınlanacak kamu genelgesine de uyarız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, patisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Gündeminde Taksim’in 1 Mayıs kutlamalarına kapatılması, anayasa tartışmaları ve değiştirilmek istenen müfredat olan Özel, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Busenazlar yüzümüzü güldürdü. Aradım tebrik ettim. İzmir’in artık bir temsilcisi var, Göztepe’yi kutluyorum. Türkiye’de bundan sonraki süreçte de futbolun kentlerin dostluğuna, hepimizin kardeşliğine katkı sunmasını ümit ederek Amedspor’u da kutluyorum.

Meral Hanım’a bir kez daha bundan sonraki yaşamında sağlık ve mutluluklar diliyorum. Daha önce birlikte birlikte grup başkanvekilliği yapmış olduğumuz Müsavat Dervişoğlu’na da hayırlı olsun diyor, kendisine ve partisine başarılar diliyoruz.

Bir meydanın 1 Mayıs’a kapalı olması o iktidarın başarılı olmasını değil aslında muktedir olamadığını, iktidarda olduğunu ama o meydanda kutlamaya yasak getirerek aslında lüzumsuz bir tedirginlik içinde olduğunu güvenliği sağlayamayacağını peşinen itiraf ettiğini ve bunun demokrasilerde özgüvensizliğin iktidarlara hiç iyi gelmeyeceğini bu yüzden bizim sorumluluk almaya hazır olduğumuzu ve sendikalarla birlikte görev yaparak kimsenin burnu kanamadan o meydandaki kutlamalara izin verilmesini talep etmiştik.

1 hafta geçti, dün sayın İçişleri Bakanını aradım, bu konudaki talebimi taahhüdümü ve meseleye koyduğumuz kefaleti ifade ettim ve işbirliği teklif ettim. Kendisi bana, görevi gereği bir takım mahsurları bir takım istihbaratları bir takım yasadışı örgütlerin yapmış olduğu çağrıları da gerekçelendirerek buna izin vermeyeceklerini tekrar etti. İletişime açık olumlu bir yaklaşım içindeydi. Ama sonuçta bir yasaklama var ve o ona ‘kısıtlama’ diyordu.

“Baskıyla güçle tesis edilen iktidarlar, önünde sonunda kaybetmeye mahkumdur”

Esasen Taksim Gezi Parkı birileri tarafından kendi egemenlik sancaklarıymış da oraya toplum giderse egemenliklerini, iktidarlarını kaybedeceklerini sanıyorlar. Oysa siz bir yasaklamayla egemenlik korumaya başladıysanız zaten orada artık egemenlikten muktedirlikten iktidardan bahsedilemez. Baskıyla güçle tesis edilen iktidarlar, önünde sonunda kaybetmeye mahkumdur.

Bu sabah sayın İçişleri Bakanıyla bir görüşme daha yaptık. Benim önerimi talebimi yerine getiremeyeceklerini söylediler, biz de kendilerine bunun doğru olmadığını söyledik. Hala geç değildir. Buradan çağrımı tekrar ediyorum.

Bugün bir anayasa tartışması var. Sayın Kurtulmuş, geldiler ziyaret ettiler. Diyorlar ki, ‘Yeni bir anayasa yapma sürecine CHP de dahil olsun.’ Açıklamamda da söyledim, Kurtulmuş’a da söyledim; anayasalar toplumsal mutabakat metinleridir, anayasalar her doğan için yapılır, Erdoğan için anayasa yapılmaz.

Anayasalar toplumu kuşatırlar, kapsayıcı, çoğulcudur. Anayasa demokrasisinin elbisesiyse, sen ona uymuyorsan, yenisini alsan ne olur. Türkiye’nin bir anayasası var. Hepimizin beğendiği ve beğenmediği maddeleri var. Yenisi yapılana kadar eskisine uymak herkesin görevi.

Anayasa der ki, AYM kararları bağlayıcıdır. O karara uymak herkesin yükümlülüğüdür. AYM yürütmeye ‘Taksim’i yasaklayamazsın’ diyor. Bu karara uymayan birisi yarın, elbette müzakere edeceğiz ama iş anayasaya gelince, mevcut anayasaya uyulmasını beklemek kadar doğal bir şey yoktur. Can Atalay kararı ortada. Gezi tutuklularının her biri için verilen hak ihlali kararı var, onları cezaevinde tutmak anayasa uymamaktır.

Siyasilerin el sıkışmasını hep savundum, savunacağım. Müzakere başka bir şeydir, iletişim başka bir şeydir. Anayasaya yemin etmiş bizlerin, birbirimizin yeminine sadık kalmasını beklemek her birimizin görevidir.

AYM işçiler haklı dediği için, Beşiktaş’tan ve Saraçhane’den toplanarak Taksim’e yürüyorlarsa CHP olarak biz de onlarla birlikte olacağız. Hangi ilde nerede 1 Mayıs kutlaması varsa bu gruptan bir temsilcimiz o kutlamada yer alacak. Hak-İŞ’in yaptığı kutlamaya da TÜRK-İŞ’in yaptığı kutlamaya da gideceğiz. Hiçbir sendikayı ayırmadan, zaman zaman farklı düşünsek de her sendikanın yaptığı her şehirdeki etkinlikte olacağız.

1 Mayıs’ta cop görmek istemediğimizi, biber gazı görmek istemediğimizi, kelepçe görmek istemediğimizi, güvenlik güçleriyle çatışma görmek istemediğimizi bir kez daha hatırlatarak tüm kamu görevlilerini sorumluluğa, tertip komitelerini de kanunsuz emiri veren anayasa tanımazlarla, evladına ekmek götürmek için bu emirlere uymak zorunda olan emekçileri polis kardeşlerimize karşı hassasiyete bekliyor 1 Mayıs işçi emekçi bayramını şimdiden kutluyorum.

Gazze’de insanlığın yüreklerini sızlatan katliamlara batıdan tepkiler yükseliyor. Şiddetle bastırıldığında utanç verici görüntülerdir, bizler de onlara tepki gösteriyoruz. O eylemleri öven iktidarın dönüp Türkiye’de Boğaziçi’nde yaptığı eylemlere müdahale etmesinin, Boğaziçi öğretim görevlilerinin önceki dekanlarının sokmaya kadar gitmesinin, ODTÜ’de devrim stadında mezuniyet töreni yapılmasına izin vermeyenlerin öğrencilerimizi ODTÜ’de Boğaziçi’nde kriminalize eden gözaltı yapan tutuklu yapan zihniyetin Amerika’daki eylemleri övmesi ikiyüzlülükten başka bir şey değildir.

“İzah için 31 Mart seçim sonuçlarına bakın”

ODTÜ’deki devrim standına o silinemez devrim yazısını yazan Filistin davasında hepimizin önderi Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıdır, aklınızı başınıza alın. Filistin meselesinde ABD’ye demokrat, Boğaziçi’nde despot olmanın izahı yoktur. İzah için 31 Mart seçim sonuçlarına bakın.

MEB 85 bin ücretli öğretmen çalıştırıyor. Diğer taraftan 85 bin öğretmen atama bekliyor, atanmıyor. Mülakat kaldıracak deniliyor, mülakat gibi mülakat gibi yapıyorlar. Bundan 22-23 yıl önce 68 bin atanmayan öğretmen var, atamayacaksan niye okutuyorsun diyen Erdoğan, 1 milyon öğretmeni okutmuş ve atamamıştır. O hesabı şimdi size soruyoruz; madem atamayacaksınız niye okuttunuz?

Eğitimde reform yapılmasına ihtiyaç var. En çok değiştirilen bakan Kültür Bakanından sonra Milli Eğitim Bakanı. Eğitim yazboz tahtasına döndü. Her gelen reform yapıyor. Ya bu reforma milleti muhtaç hale getireni kim atadı? Aynı dolma kalem atadı, aynı mürekkep atadı, aynı kişi atadı. Mesele ‘kindar bir nesil yetiştirelim, değerleri bize bağlı olsun, potansiyel seçmen olsun’ bakış açısı eğitim bakış açısı değildir.

Geçen mayısta seçimi Tayyip Bey’in değil de CHP’nin Kemal Bey’in kazandığını düşünün. CHP’nin hepimizin evlatlarının okuyacağı müfredatın adını, kendi partisinin adını koyduğunu düşünün. Türkiye Yüzyılı, AK Parti’nin bakanlıkları da alet ettiği bir seçim kampanyasının adıdır.

Bu ülke haftalar süren MEB şuralarını biliyor. Ortak akıl olmadan bilimsel eğitim, başarı olmaz, kalkınma olmaz, zenginleşme olmaz. Bu müfredatı çalışacağız, uyaracağız. Ancak oldubittiye getirilerek bir müfredat yapılması son derece tehlikelidir. Çağdaş, laik eğitimden uzaklaşınca eğitim olmaz. Bu konuda bir kez daha yetkilileri uyarıyorum, Milli Eğitim Bakanını uyarmıyorum, çünkü onun en zayıf olduğu konu okuduğunu ve duyduğunu anlama. O dersten zaten başta kalmış zaten.

‘İtibardan tasarruf olmaz’ diyenler, kamuyu tasarruf etmeye ikna edemezler. Geçtiğimiz günlerde Denizli’deydim. Denizli Büyükşehir Belediye Başkanımı makamında ziyaret ettim. Kendisi bana belediyede 45 lüzumsuz makam aracı tespit ettiğini, başkanların, daire başkanlarının, özel kalemlerine kadar makam arabası tahsis edildiğini, dışarıda makam araçları olduğunu, il ve ilçe başkanlarına araçların gittiğini, bunların 45’ini tez elden iade ettiğini kendi ekibine de herkes arabasına biner, işine gelir, gün içinde görevi gereği araba lazım olan aşağıdaki havuzdaki araçlardan birini kullanır’ dediğini söyledi.

“İsrafın sebebi, kaynağı olanlar israfı durduramazlar”

Ben de ona şunu söyledim hepiniz adına; helal olsun sana dedim. Denizli Belediye’sinin o iade edilen araçlar için birikmiş toplam 11 milyarlık borcunun 70 milyon TL’si lüzumsuz makam araçlarından. Bu sadece Denizli, sadece buzdağının görünen yüzü.

Ekrem İmamoğlu geçen sefer önce 13 bin oy farkıyla büyük haksızlıktan sonra 806 bin farkla kazandığı seçimi bu sefer 1 milyonun üzerinde farkla kazanıyorsa sen ‘ben yanlışı nerede yaptım’ diye bakmayacaksın. Ekrem İmamoğlu’nun binlerce lüzumsuz makam aracını iade edip bu tasarruf ettiği paraları senin görmezden geldiğin yoksulun kursağından geçirmesinde arayacaksın başarıyı.

Mansur Yavaş, senin belediye başkanlarının gözüne ışık tutulmuş tavşan gibi Ankara’dan talimat beklerken, veresiye defterlerini kapattırıyorsa, dolmuşçuya katkı sağlıyorsa biz nasıl yüzde 30 aldık da bunlar yüzde 60 aldı’ diye düşünmeyeceksin. Fakirin, fukaranın dostunun CHP olduğunu bileceksin. İsrafın sebebi, kaynağı olanlar israfı durduramazlar. Biz CHP olarak kendi genelgemize de uyarız, yayınlanacak kamu genelgesine de uyarız.”

Paylaşın

Bahçeli’den “Kürt Sorunu”na Çözüm Önerisi: Kız Alıp Kız Verme

Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur, bölücülük ve terör sorunu vardır. Türk – Kürt ayrışmasını çözecek olan bu millet ve onun iradesidir. Bunun da sırrı kız alıp kız vermekte, yeni bir Türkiye inşa etmektedir” dedi.

Bahçeli, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ABD televizyonuna verdiği bir röportajda Hamas’a terör örgütü dediğini kaydederek, “Bu şahsın ağzından PKK, PYD, YPG’ye karşı tek bir kelamın çıkmadığını acaba sadece biz mi duyamadık… PKK’ya terör örgütü diyemeyen İBB başkanının Hamas’a terör örgütü yaftası vurması akılla, izanla vicdanla hakikatle bağdaşır bir yanı olmadığını sadece biz mi görüyoruz?” ifadelerini kullandı.

Devlet Bahçeli, partisinin İYİ Parti genel başkanı seçilen Müsavat Dervişoğlu’nu neden tebrik etmedi yönündeki eleştirilere ise, “MHP, herkes tebrik etti siz niye tebrik etmediniz suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Açıkça söylüyorum 104 tane siyasi parti var. Her kongreyi tebrik eden olabilir olmayabilir. Neden tebrik etmediğimi söylüyorum. İhaneti tebrik etmek bizim defterimizde yazmaz” şeklinde cevap verdi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin haftalık grup toplantısında gündemin öne çıkan başlıkları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Behçeli’nin konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle:

“Milli birlik ve beraberlik hissiyatını saf dışı bırakmak için eylem ve söylem birliği yapmış her fırsatı ganimet sayan bir güruhun varlığı çok açıktı.  Bunların muhalefet çatısı altında toplandıkları malumunuzdur.

İBB Başkanının bir ABD televizyonuna yaptığı açıklamalar bu çerçevede Hamas’a terör örgütü iftirası atması ne hikmetse ‘jet yakıtıcılar’da bir rahatsızlık uyandırmamıştır… Bu şahsın ağzından PKK, PYD, YPG’ye karşı tek bir kelamın çıkmadığını acaba sadece biz mi duyamadık.

PKK’ya terör örgütü diyemeyen İBB başkanının Hamas’a terör örgütü yaftası vurması akılla, izanla vicdanla hakikatle bağdaşır bir yanı olmadığını sadece biz mi görüyoruz? Siyasetin Jetgilleri neredesiniz, neden konuşmuyorsunuz, neden üç maymunu oynuyorsunuz? Yoksa gizli saklı ilişkileriniz deşifre olur diye mi kokuyorsunuz?

Toprağını yuvasını yurdunu ve insanını savunan Hamas’a terör örgütü demek Netanyahu’ya vekalet etmek siyonizmin değirmenine su taşımak cinayetleri onaylamak demektir… Katledilen bebeklere kafese ve kuşatmaya alınan Gazzeyi yalnız bırakmaktır. Ne yazık ki İBB başkanı  küresel emperyalizmin kanlı yüzlerine ‘alın beni tepe tepe kulanın’ demiş ‘her emrinize, her telkininize amadeyim’ çağrısı yapmıştır.

Ankara’ya gelmeden İBB başkanına koşan Almanya cumhurbaşkanının niçin böyle bir programa ihtiyaç duyduğu soru işaretleri ile doludur. Potansiyel mesajları şaibelidir. Yine de Türkiye Almanya arasındaki ilişkilerin hedeflenen seviyelere gelmesi temennimizdir.

DEM’lenmiş belediyelerdeki törenlerde devlete ve millete parmak sallayan iğrenç sahneler hafıza kayıtlarımızdadır. Sadece cumhuriyetin kuruluşunda değil her dönem millet kavramı birleştirici olmuştur.

Partimiz her insanımızı Türk milleti olarak kucaklamaktadır. Soy temelindeki bir üstünlük bizim nazarımızda yok hükmündedir. Kökeni, dili, dini ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes bizim kardeşimizdir. Yabancı düşmanlığı ayaklarımızın yedi kat altındadır.

“Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur”

MHP, milli birlik ve kardeşliğin yılmaz müdafisidir. Bunu da artan bir şevkle devam edecek, etnik bölünmenin önüne set çekecek, provokasyona gelmeyecektir. Türkiye’nin bir Kürt sorunu yoktur, bölücülük ve terör sorunu vardır… Türk-Kürt ayrışmasını çözecek olan bu millet ve onun iradesidir. Bunun da sırrı kız alıp kız vermekte, yeni bir Türkiye inşa etmektedir.

Türkiye’de yerel halk yoktur. Türk milleti vardır. Polemik üretenler boşa heveslenmesin. Hazine ve Maliye Bakanımızın da her zaman arkasındayız… Bir şeyi söylemek istersem doğrudan söylerim. Cumhur İttifakı’nın tasfiyesine umut bağlayanlar size kötü bir haberim var. Cumhur İttifakı sonuna kadar vardır ve var olacaktır.

‘Bahçeli Erdoğan’a savaş açtı, balans ayarı çekti, MHP-AKP savaşı yükleniyor. MHP AKP’ye atanmış bir kayyumdur’ diyen kütük kafalı iddia sahipleri baltayı taşa vurmuştur… Son günlerde bir siyasi partide olağanüstü kongre yapılmış yönetim değişikliği olmuştur. Bu kendilerinin iç işleridir.

MHP, herkes tebrik etti siz niye tebrik etmediniz suçlamasıyla karşı karşıya bırakılıyor. Açıkça söylüyorum 104 tane siyasi parti var. Her kongreyi tebrik eden olabilir olmayabilir. Neden tebrik etmediğimi söylüyorum. İhaneti tebrik etmek bizim defterimizde yazmaz.

Paylaşın

Kamuda ‘Üç Ayaklı’ Tasarruf Planı

Ekonomik sıkıntılarla boğuşan ve yeni ekonomik programla birlikte kemer sıkan vatandaşın, “nimet/külfet” dengesi açısından kaygılarını ve rahatsızlıklarını giderecek kamuda tasarruf tedbirleri hayata geçiriliyor.

Kamunun da kemer sıkmasını sağlayacak önlemler üç başlık altında toplanıyor.

Habertürk’ten Bülent Aydemir’in haberine göre, çalışma ile kamu harcamaları ve yatırımları öncelik sırasına alınacak. Tarım, sulama, baraj, istihdam gibi ülke ekonomisini etkileyecek, üretimi artıracak ve vatandaşın refahına, karnının doymasına katkı sağlayacak projelere ve harcamalara öncelik verilecek.

Köprü, otoyol, viyadük ya da ertelenmesinde sakınca bulunmayan projeler ertelenecek veya iptal edilecek. Sosyal projelere ağırlık verilecek. Acil ihtiyaçlar belirlenip, bunu karşılayacak projeler öne alınacak. Şu anda aciliyet arz etmeyen enerji projeleri bile ertelenecek. Doğrudan temin işlerle ilgili de kontrol ve sınırlama mekanizması kurulacak.

Kamuda, güvenlik ihtiyacı ve görevin gerektirdiği makam ihtiyaçlarının karşılanması öncelikli olmak üzere yasal olarak belirlenmiş tahsisler dışında makam aracı kullanımı ve araç tahsislerine sınırlama getirilecek. Suistimallerin önüne geçmek amacıyla sıkı bir denetim getirilecek.

Yeni alımlarda yerli araç ve offset uygulamalarına ağırlık verilecek. Makama tahsisli araçlar dışında kullanılan hizmet araçları için belirli sayıda araçtan oluşan bir havuz kurulacak. UBER benzeri bir sistem kurulması planlanıyor. Bu sistemle araçların yakıt gideri ve mevzuat dışı kullanımının da önüne geçilmesi amaçlanıyor.

Toplum vicdanını yaralayan kamu maaşlarına son verilecek. Görevin gerektirdiği Yönetim Kurulu ödenekleri, huzur hakkı, yasal maaş ve harcırahlar dışındaki bütün ekstra ödemeler kaldırılacak. Burada adalet ve dengenin sağlanması çok önemli. Milyona yaklaşan aylık ücretler vatandaşın haklı tepkisini çekiyor.

Kamu İktisadi Teşekkülleri ile kamu iştiraklerinde görevin niteliğine uygun ücretlerin ödenmesi sağlanacak. Birçok kamu iştirak şirketindeki ücretler, özel sektörü katlamış durumda. Cumhurbaşkanı kararnamesi ile yapılacak bu düzenlemeler için gerekirse yasa çıkarılacak.

Aynı zamanda; kamu hizmet binaları inşaatları da aciliyet arz etmeyen harcamalar kapsamında erteleniyor. Yeni bina inşaatı yapılmayacak ve yüksek kirası olanlar da tasfiye edilecek. Yurt dışı konferans, görevlendirme, yurt içi seminer ve toplantılar da acil olanlar dışında yapılmayacak. Harcırahlar dışında, haberleşme giderlerine de kısıtlama getirilmesi planlanıyor.

Fahiş fiyatla mücadele

Enflasyonla mücadele konusunda bir diğer önemli başlık olan fahiş fiyatla mücadele ile ilgili kanun teklifi bugün TBMM’ye sunuluyor. Fahiş fiyattan satış yapanlara uygulanan cezaların alt ve üst limiti artırılıyor. Bu cezalarla caydırıcılığın artırılması ve fiyat istikrarının sağlanması öngörülüyor. Yasal düzenleme yeterli olmayacağı için aynı zamanda sıkı denetim mekanizmalarının kurulması öngörülüyor.

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan ‘Cumhur İttifakı’ İddialarına Sert Tepki

Hafta sonu yapılan kurultayda İYİ Parti’nin yeni genel başkanı seçilen Müsavat Dervişoğlu, partinin ana omurgasını AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’na yaklaşacağı söylemlerine sert çıktı.

Dervişoğlu, önceki dönem genel başkan Meral Akşener’le ilgili olarak da “Kurucu genel başkan olması münasebetiyle partinin elbette en yüksek statülü insanı olacak. Akşener’i yok sayan İYİ Parti’yi yok sayar. O’nun mücadelesini yok sayan İYİ Parti’yi yok sayar. Öyle bir sıfatın verilebilmesi için kurultay kararı alınabilir. Bana göre kurucu liderdir. Sevgi ve saygıyla el üstünde tutacağız” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti’nin yeni Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partinin Cumhur İttifakı’na yaklaşacağı söylemlerine tepki gösterdi.

Dervişoğlu, “İyi Parti’nin kuruluş gerekçeleri AK Parti’nin yanlış politikalarından kaynaklıydı. Bugün bu politikaların değiştiğine dair bir hissiyat edinebiliyor musunuz? Hayır ve asla. Hatta daha da kötüye gidiyor. O zaman İyi Parti, nasıl Cumhur İttifakı’na yaklaşacak? Kuruluş gerekçelerini ret mi, inkar mı edecek? Oradan geri dönersen kendini inkâr edersin” dedi.

Sözcü’den İsmail Saymaz’a konuşan Dervişoğlu, “Önümüzde cumhurbaşkanlığı seçimi olacak. Demokratik parlamenter sisteme dönüşün mücadelesini vereceğim. Çünkü bu sistem Türkiye’ye ağır geliyor. Bu sistemin mutlak surette değiştirilmesi lazım. Bu sistemi tahkim edecek anayasa revizyonu söz konusu olursa, Türkiye’yi tamamen tek adamlığa döndürecek değişikliğinin önünde set oluruz” ifadelerini kullandı.

Son seçimlerde muhalefetle kavgalı görüntüye de değinen Dervişoğlu, “Muhalefet liderlerinin hakkımdaki kanaatine bakarsanız, partinin benim genel başkanlığımdan sonra Türk siyasetinde birleştirici bir rol oynayacağını söyleyebilirim” diye konuştu.

Dervişoğlu, önceki dönem genel başkan Meral Akşener’le ilgili olarak da şunları söyledi: “Kurucu genel başkan olması münasebetiyle partinin elbette en yüksek statülü insanı olacak. Akşener’i yok sayan İyi Parti’yi yok sayar. O’nun mücadelesini yok sayan İyi Parti’yi yok sayar. Öyle bir sıfatın verilebilmesi için kurultay kararı alınabilir. Bana göre kurucu liderdir. Sevgi ve saygıyla el üstünde tutacağız.”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

MSF’den Gazze’de Derhal Ve Kalıcı Ateşkes Çağrısı

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 206. günü geride kalırken, Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) Örgütü’nden Gazze Şeridi’nde derhal ve kalıcı ateşkes çağrısı geldi.

MSF Acil Durum Programları Başkanı Mari Carmen Vinoles, “Gazze’de dolup taşan hastanelerde kaç çocuk zatürreden öldü? Önlenebilir hastalıklar nedeniyle kaç bebek hayatını kaybetti?” dedi ve ekledi:

“Saldırıya uğrayan hastanelerdeki böbrek diyaliz ünitelerinin kapatılmasının ölümcül sonuçları ne olacak? Bunlar, Gazze genelinde sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle yaşanan ve tüm bu kaos içinde rapor edilmeyen Gazze’deki sessiz cinayetlerdir.”

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 34 artarak 34 bin 488’e çıktı. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 68 artarak 77 bin 643’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), “Gazze’deki Sessiz Ölümler: Sağlık sisteminin yıkımı ve Refah’ta hayatta kalma mücadelesi” başlıklı rapor yayımlandı. Raporda, “Gazze’nin sağlık sistemi yıkıma uğradı. Erkekler, kadınlar ve çocuklar akut yetersiz beslenme riskiyle karşı karşıya, fiziksel ve zihinsel sağlıkları hızla kötüleşiyor” ifadeleri yer aldı.

7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail’in Gazze’ye yönelik devam eden saldırılarındaki yıkımın büyüklüğüne işaret edilen raporda, kritik sağlık hizmetlerinde yaşanan aksaklıkların ölümlere neden olduğu aktarıldı:

“Refah kentinde çalışmalarını yürüten MSF ekipleri, yok olan sağlık sistemi ve insanlık dışı yaşam koşullarının aynı zamanda salgın hastalıklar, yetersiz beslenme ve uzun vadeli psikolojik travma riskini de artırdığını belirtiyor.”

Gazze’deki mevcut insani krize ek olarak İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a yapacağı bir saldırının “akıl almaz” bir felaket olacağı konusunda uyarıda bulunulan raporda, acil ve kalıcı ateşkes çağrısı yer aldı.

Raporda, Gazze’deki sağlık personeli dahil tüm halkın ruh sağlığının çok kötü durumda olduğu da vurgulandı. Ayrıca raporda, İsrailli yetkililerin kısıtlamaları ve engellemeleri nedeniyle Gazze’ye tıbbi malzeme ve insani yardım ulaştırmanın ciddi zorluklar içerdiği bildirildi.

Ateşkes çağrısı

Raporda görüşlerine yer verilen MSF Acil Durum Programları Başkanı Mari Carmen Vinoles, “Gazze’de dolup taşan hastanelerde kaç çocuk zatürreden öldü? Önlenebilir hastalıklar nedeniyle kaç bebek hayatını kaybetti? Saldırıya uğrayan hastanelerdeki böbrek diyaliz ünitelerinin kapatılmasının ölümcül sonuçları ne olacak? Bunlar, Gazze genelinde sağlık sisteminin çökmesi nedeniyle yaşanan ve tüm bu kaos içinde rapor edilmeyen Gazze’deki sessiz cinayetlerdir” dedi.

MSF Acil Durum Koordinatörü Sylvain Groulx da, Filistinli sağlık personellerinin çok zor şartlarda çalıştığını kaydetti. Groulx, “Derhal ve kalıcı bir ateşkes ile anlamlı insani yardımın girişi olmadığı takdirde, Gazze’de daha fazla insanın öldüğüne tanık olmaya devam edeceğiz” değerlendirmesinde bulundu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AK Parti’de Değişim Umutsuzluğu!

31 Mart’ta yapılan yerel seçimlerde ikinci parti konumuna gerileyen AK Parti’de özellikle başarısız bulunan genel merkez yönetiminin değişikliği konusunda farklı görüşler var.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “değişimi bugün deklare edip, sonbahardaki kongrede yapmasını isteyenlerle”, “Hiç beklemeden bugün-yarın yapmalı. Genel merkez yönetimi ilk toplantıda niye istifasını vermedi” diyen kızgınların konuşmalarına tanık oluyoruz. Ayrıca partide hiçbir şeyin değişmeyeceğini iddia edenler de az değil.

Gazete Pencere yazarlarından Nuray Babacan, “Uyuyan YSK, Kızdıran TÜİK, Umutsuz AKP’liler” başlıklı yazısında AK Parti kulislerinde konuşulanları aktardı. Babacan’ın yazısından öne çıkan bölümler şöyle:

“İktidar partisinde özellikle başarısız bulunan genel merkez yönetiminin değişikliği konusunda farklı görüşler var. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, “değişimi bugün deklare edip, sonbahardaki kongrede yapmasını isteyenlerle”, “Hiç beklemeden bugün-yarın yapmalı. Genel merkez yönetimi ilk toplantıda niye istifasını vermedi” diyen kızgınların konuşmalarına tanık oluyoruz. Ayrıca partide hiçbir şeyin değişmeyeceğini iddia edenler de az değil.

Murat Kurum’u ne yapsak?

İlginç bir sohbet konusu da büyük lansmanlarla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday gösterilen Murat Kurum’la ilgili. Kurum’un sağlık sorunları olan Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin yerine getirileceğini iddia edenler var. Ancak çoğunluk, başarısızlığın ödüllendirilmesi anlamına gelen böyle bir değişikliğin yanlış olacağını dile getiriyor.

Gelelim, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile TÜİK arasındaki soğuk rüzgarlara. Berat Albayrak’a yakınlığı ile bilinen TÜİK Başkanının ekonominin yeni yönetimiyle ilgili olumsuz tavır içinde olduğu iddia ediliyor. TÜİK’in mevcut yönetiminin Nurettin Nebati’nin bakanlığı döneminde geçtiğimiz yılın mayıs enflasyonunu gerçeklikten uzak olarak ‘sıfır’ çıkardığı için bu ayın mayıs enflasyonunun baz etkisiyle fazla çıkacağı konuşuluyor.

Kulislerde TÜİK Başkanının, Mehmet Şimşek’in ekonomi yönetimini zora sokacak yaklaşımlar sergilediği, enflasyon hesaplamalarında “eski ekonomine yönetimine” gösterdiği kolaylığın aksine, zorluk çıkardığı anlatılıyor. Şimşek’in zaman zaman partililere TÜİK Başkanının tavrından yakındığı aktarılanlar arasında. TÜİK, yeni ekonomi yönetiminin hayatını zorlaştırıyor mu bilinmez ama kurumun enflasyon sepeti, krizden tek başına sorumlu tutulabilir mi anlamadık…

Gelelim, YSK’nın yıllardan beri sürdürdüğü ‘garabete’. YSK yönetimi tuhaf bir durumla boğuşuyor. Nedeni de hak etmediği halde muhtar seçilenler… Muhtar adaylarından seçimden önce ‘sabıka kaydı’ ve ‘6 ay o bölgede oturduğuna dair belge’ istenmediği için şimdi hak etmeden seçilenler ayıklanıyor. Şaka gibi değil mi? YSK’ya gelen itirazlar inceleniyor ve şimdiden 50 muhtarın mazbatası iptal edildi. 2 Haziran’da ara seçim yapılacak. Yeni sandık kurulları oluşturulacak, ödenek tahsis edilecek ve binlerce lira masraf yapılacak.

Bir yasaya konulacak tek bir madde düzenlemeyle ya da YSK’nın yayınlayacağı bir genelge ile aşılacak bu sorun, her seçimde yeniden yaşanıyor. Muhtarlardan bu belgeler seçimden önce istense, bu masraf da yapılmayacak. Bir önceki seçimlerde 500 muhtarın hak etmediği halde seçildiği anlaşılmış ve yeniden seçim yapılmıştı. YSK niye uyuyor? Bu masraf niye yapılıyor? Yasa veya genelge neden çıkartılmıyor, sormak lazım…”

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Üç Aylık Dış Ticaret Açığı 20 Milyar Doları Aştı

İhracat 2024 yılının ilk üç aylık döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 63 milyar 603 milyon dolar, ithalat yüzde 12,8 azalarak 83 milyar 945 milyon dolar oldu.

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle 2024 yılının ilk üç aylık döneminde dış ticaret açığı 20 milyar 242 milyon dolar oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Dış Ticaret İstatistikleri Mart 2024 verilerini açıkladı. Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı Mart ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,1 azalarak 22 milyar 571 milyon dolar, ithalat yüzde 6,3 azalarak 29 milyar 912 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Genel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 63 milyar 603 milyon dolar, ithalat yüzde 12,8 azalarak 83 milyar 945 milyon dolar olarak gerçekleşti. Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ihracat, 2024 Mart ayında yüzde 5,1 azalarak 21 milyar 915 milyon dolardan, 20 milyar 789 milyon dolara geriledi.

Mart ayında enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç ithalat yüzde 6,7 azalarak 24 milyar 452 milyon dolardan, 22 milyar 805 milyon dolara geriledi.

Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç dış ticaret açığı Mart ayında 2 milyar 16 milyon dolar olarak gerçekleşti. Dış ticaret hacmi yüzde 6,0 azalarak 43 milyar 594 milyon dolar olarak gerçekleşti. Söz konusu ayda enerji ve altın hariç ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 91,2 oldu.

Mart ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,4 azalarak 8 milyar 379 milyon dolardan, 7 milyar 341 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mart ayında yüzde 73,8 iken, 2024 Mart ayında yüzde 75,5’e yükseldi.

Ocak-Mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 41,5 azalarak 34 milyar 799 milyon dolardan, 20 milyar 343 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mart döneminde yüzde 63,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 75,8’e yükseldi.

Ekonomik faaliyetlere göre ihracatta, 2024 Mart ayında imalat sanayinin payı yüzde 94,6, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 3,5, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu. Ocak-Mart döneminde ekonomik faaliyetlere göre ihracatta imalat sanayinin payı yüzde 93,9, tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörünün payı yüzde 4,1, madencilik ve taşocakçılığı sektörünün payı yüzde 1,5 oldu.

Geniş ekonomik gruplar sınıflamasına göre ithalatta, 2024 Mart ayında ara mallarının payı yüzde 69,9, sermaye mallarının payı yüzde 14,5 ve tüketim mallarının payı yüzde 15,5 oldu. İthalatta, 2024 Ocak-Mart döneminde ara mallarının payı yüzde 70,6, sermaye mallarının payı yüzde 14,8 ve tüketim mallarının payı yüzde 14,5 oldu.

İhracatta Almanya, ithalatta Çin zirvede

Mart ayında ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 1 milyar 749 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 1 milyar 288 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 265 milyon dolar ile ABD, 1 milyar 189 milyon dolar ile Irak, 1 milyar 172 milyon dolar ile Birleşik Krallık takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın %29,5’ini oluşturdu.

Ocak-Mart döneminde ihracatta ilk sırayı Almanya aldı. Almanya’ya yapılan ihracat 5 milyar 232 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 804 milyon dolar ile ABD, 3 milyar 449 milyon dolar ile İtalya, 3 milyar 357 milyon dolar ile Irak ve 3 milyar 256 milyon dolar ile Birleşik Krallık takip etti. İlk 5 ülkeye yapılan ihracat, toplam ihracatın yüzde 30,0’ını oluşturdu.

İthalatta Çin ilk sırayı aldı. Mart ayında Çin’den yapılan ithalat 3 milyar 900 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 3 milyar 632 milyon dolar ile Rusya Federasyonu, 2 milyar 146 milyon dolar ile Almanya, 1 milyar 902 milyon dolar ile İtalya, 1 milyar 407 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 43,4’ünü oluşturdu.

Ocak-Mart döneminde ithalatta ilk sırayı Rusya aldı. Rusya Federasyonu’ndan yapılan ithalat 11 milyar 984 milyon dolar olurken, bu ülkeyi sırasıyla; 10 milyar 227 milyon dolar ile Çin, 6 milyar 282 milyon dolar ile Almanya, 4 milyar 632 milyon dolar ile İtalya, 4 milyar 146 milyon dolar ile ABD izledi. İlk 5 ülkeden yapılan ithalat, toplam ithalatın yüzde 44,4’ünü oluşturdu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; 2024 Mart ayında bir önceki aya göre ihracat yüzde 0,8, ithalat yüzde 3,9 arttı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise; 2024 yılı Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 1,1, ithalat yüzde 0,8 arttı.

Teknoloji yoğunluğuna göre dış ticaret verileri, ISIC Rev.4 sınıflaması içinde yer alan imalat sanayi ürünlerini kapsamaktadır. Mart ayında ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 94,6’dır. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,3’tür. Ocak-Mart döneminde ISIC Rev.4’e göre imalat sanayi ürünlerinin toplam ihracattaki payı yüzde 93,9’dur. Ocak-Mart döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ihracatı içindeki payı yüzde 3,1’dir.

Mart ayında imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 81,5’tir. Yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,3’tür. Ocak-Mart döneminde imalat sanayi ürünlerinin toplam ithalattaki payı yüzde 79,0’dır. Ocak-Mart döneminde yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ürünleri ithalatı içindeki payı yüzde 11,8’dir.

Özel ticaret sistemine göre, 2024 yılı Mart ayında, ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,1 azalarak 20 milyar 663 milyon dolar, ithalat yüzde 7,6 azalarak 28 milyar 5 milyon dolar olarak gerçekleşti. Mart ayında dış ticaret açığı yüzde 16,2 azalarak 8 milyar 758 milyon dolardan, 7 milyar 341 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mart ayında yüzde 71,1 iken, 2024 Mart ayında yüzde 73,8’e yükseldi.

Özel ticaret sistemine göre ihracat, 2024 yılı Ocak-Mart döneminde, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 artarak 57 milyar 794 milyon dolar, ithalat yüzde 13,1 azalarak 79 milyar 74 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ocak-Mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 39,2 azalarak 34 milyar 998 milyon dolardan, 21 milyar 280 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mart döneminde yüzde 61,6 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 73,1’e yükseldi.

Paylaşın

İYİ Parti’de ‘Koray Aydın’ İstifası

Hafta sonu yapılan kurultayında Koray Aydın’ı desteklediğini belirten İYİ Parti Samsun Milletvekili Erhan Usta, grup başkanvekiliği görevinden istifa ettiğini duyurdu.

İYİ Parti’nin 5’inci Olağanüstü Kurultayı bugün Ankara’da ATO Congresium’da yapıldı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in aday olmadığı seçimde, TBMM Grup Başkanı Koray Aydın, Grup Başkanvekili Müsavat Dervişoğlu, Göç Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcı Mehmet Tolga Akalın ve Günay Kodaz genel başkanlık için yarıştı. Müsavat Dervişoğlu, genel başkan seçildi.

İYİ Parti Grup Başkanvekili ve Samsun Milletvekili Erhan Usta, kurultayda Koray Aydın’ı desteklediğini belirterek görevinden istifa ettiğini duyurdu. Usta açıklamasında “Başka bir adaya desteğimi açıkladıktan sonra bu görevime devam etmem siyasi nezakete uygun olmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Erhan Usta’nın sosyal medya hesabından yaptığı açıklama şöyle: “Partimiz Cumartesi günü 5. Olağanüstü Kurultayını gerçekleştirmiştir. Sn. Müsavat Dervişoğlu İYİ Parti’nin yeni genel başkanı olarak seçilmiştir. Kendisini tebrik ediyor, başarılar diliyorum.

Çok kısa bir zaman dilimine sıkıştırılan kurultay süreci boyunca yaptığımız istişareler sonucunda, Sn. Koray Aydın’ı destekleme kararı aldım ve bu kararımı kamuoyuyla da paylaştım.

Aldığım bu kararda, İYİ Parti’nin merkezde konumlanması ve partinin toparlanması ihtiyacına, Sn. Koray Aydın’ın daha fazla katkı sağlayacağına olan inancım etkili olmuştur. Genel Başkan seçilen Sn. Müsavat Dervişoğlu’nun da bu ihtiyaca cevap vereceğine, vermeye gayret edeceğine inanıyorum. Müsavat Dervişoğlu, “abi” diye hitap ettiğim, uzun süredir sorunsuz çalıştığım biridir.

Kendisiyle kişisel olarak herhangi bir sorunum asla bulunmamaktadır. Bu bir bayrak yarışıdır ve delegelerimiz bu ateşten gömleği kendisine uygun görmüştür. Ancak başka bir adaya desteğimi açıkladıktan sonra bu görevime devam etmem siyasi nezakete uygun olmayacaktır.

Bu nedenle, kongre günü salonda, TV ekranlarında da söylediğim üzere Grup Başkanvekilliği görevimden istifa ediyorum. Bugün itibarıyla İYİ Parti TBMM Grubuna istifa dilekçemi verdim. Bu kararı ivedilikle açıklamamın nedeni; yeni kurulacak İYİ Parti grubunun önünü açmaktır. Göreve getirilecek arkadaşlarımıza şimdiden başarılar diliyorum.”

Paylaşın

Avrupa Birliği, Filistin’i Tanımaya Hazırlanıyor

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 205. günü geride kalırken, birçok Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkenin mayıs ayı sonuna kadar Filistin devletini tanımasının beklendiği açıklandı.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 34 artarak 34 bin 488’e çıktı. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 68 artarak 77 bin 643’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell Pazartesi günü Riyad’da düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu özel toplantısı marjında yaptığı açıklamada, birçok Avrupa Birliği üyesi ülkenin Mayıs ayı sonuna kadar Filistin devletini tanımasının beklendiğini söyledi.

27 AB üyesi ülkeden aralarında İsveç, Bulgaristan, Kıbrıs, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Romanya’nın da bulunduğu dokuz ülke halihazırda Filistin devletini tanıyor. İspanya, İrlanda, Malta ve Slovenya da 22 Mart’ta yaptıkları açıklamada, Filistin devletini tanımaya hazır olduklarını ilan etmişti.

Ancak AB’nin resmi pozisyonu, bölge için uluslararası kabul görmüş barış planı çerçevesinde, “iki devletli çözüm”ün bir parçası olarak kurulması halinde Filistin’in devlet olarak tanınması yönünde.

AB Konseyi Başkanı Charles Michel de, 12 Nisan’da yaptığı açıklamada Filistin devletini tanımaya istekli Avrupa Birliği ülkelerinin, birlikte hareket ederek bölgede barışın sağlanması için önemli bir süreci tetiklemeleri çağrısı yapmıştı. Michel, İspanya, İrlanda, Slovenya ve Malta’nın ortak tutumuna atıfla, AB üyesi olmayan benzer tutuma sahip ülkeleri de bu girişime katılmaya davet etmişti.

Öte yandan Hamas, İsrail’in sunduğu ateşkes anlaşmasının ana hatlarına olumlu yaklaştıklarını açıkladı. Kimliğinin paylaşılmasını istemeyen Hamas yetkilisi, Fransız haber ajansı AFP’ye ateşkes anlaşması taslağında “büyük bir sorun görmediklerini” söyledi.

“İsrail yeni bir engel çıkarmadığı sürece mevcut atmosfer olumlu” diyen yetkili, son anlaşma taslağının detaylarına ilişkin bilgi paylaşmadı. Başka bir Hamas yetkilisi, AFP’ye geçen hafta “kalıcı bir ateşkesi, yerinden edilmiş kişilerin serbestçe geri dönmesini, esir takası için makul şartları ve Gazze kuşatmasını sonlandırmayı garanti eden” bir anlaşmaya sıcak bakacaklarını söylemişti.

Axios haber portalı ve İsrail medyasının üst düzey İsrailli yetkililere dayandırdığı haberlere göre, yakın zamanda bir uzlaşmaya varılmaması halinde Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’ta da bir kara operasyonuna başlanacağı belirtiliyor.

İsrail medyasında Mısır ve İsrailli heyetler arasındaki son görüşmelerde Hamas’la sınırlı bir uzlaşmaya varıldığı; buna göre yalnızca ileri yaştaki rehinelerle, kadın ve hasta rehinelerin serbest bırakılacağına yönelik haberler yer almıştı.

Axios’un haberinde, ateşkesin süresinin ise Hamas tarafından serbest bırakılacak rehinelerin sayısına bağlı olacağı belirtildi. İsrail, Hamas’ın iki hafta önce masaya getirdiği kalıcı ateşkes talebini ise reddediyor.

Hamas yetkililerinin, Mısır’ın başkenti Kahire’de İsrailli heyetle bugün bir araya gelerek son teklifle ilgili görüşme yapması bekleniyor. ABD, Katar ve Mısır arabuluculuğunda aylardır yürütülen ateşkes anlaşması çalışmalarında henüz somut bir sonuç elde edilemedi.

Kahire’nin yanı sıra Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da da Gazze’de ateşkes konusu gündemde. İsrail ve Ürdün ziyareti öncesinde Riyad’a giden ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Dünya Ekonomi Forumu’nun (WEF) ve Körfez İşbirliği Konseyi’nin toplantılarına katılacak.

Bu toplantılarda Gazze’de ateşkes ve rehinelerin serbest bırakılması çabaları ele alınıyor. Toplantılara aralarında Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock’un da olduğu Avrupa ve Ortdadoğu ülkelerinden bakanlar katılıyor.

İsrail’in ateşkes teklifi neyi içeriyor?

Reuters’e bilgi veren bir kaynağa göre, İsrail Cumartesi günü sunduğu teklifte, Hamas’ın elindeki rehinelerin serbest bırakılması yönünde bir uzlaşma sağlanması halinde, Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’a planlanan askeri harekatı ertelemeyi öneriyor.

Yaklaşık 40 rehinenin serbest bırakılması karşılığında İsrail hapishanelerindeki Filistinlilerin salıverilmesini içeren teklif belirli bir süre için ateşkes sağlanmasını da öngörüyor. Ancak İsrail, Hamas’ın kalıcı ateşkes talebini ise reddediyor.

Paylaşın

DEM Parti’den ‘Yeni Anayasa’ Açıklaması: Çok Acil Bir İhtiyaç

Meclis’te basın toplantısı gerçekleştiren DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Demokratik bir anayasanın Türkiye için bir ihtiyaç olduğu açık ve net. Biz de toplumun bütün kesimlerini kapsayan ve gerçekten eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasanın yapılması gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz. Kürt sorununu çözmeye odaklı, eşit yurttaşlık tanımının yapıldığı, güçlendirilmiş yerel yönetimi savunan çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasa yapılması artık çok acil bir ihtiyaç” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Fakat yolda kaza yapmamak için de birtakım hazırlıklar yapmaya ihtiyaç var. Örneğin ülkenin öncelikle normalleşmesi gerekiyor. İfade özgürlüğü sağlanmalı, güvence altına alınmalıdır. Baskıcı politikalar, baskıcı pratikler hızla terk edilmelidir. Partimizin daha önce sunduğu yeni bir anayasa için yol temizliği çalışmaları mutlaka dikkate alınmalıdır. Mehmet Uçum açıklamalar yapmış. Kendisi Saray’dan sürekli hukuk fetvaları veren biri olarak biliniyor. Açıklamalarının ciddiyetten uzak olduğunu ifade etmek istiyorum. Süslü, çoğulcu, özgürlükçü cümleler kuruyor ama pratiği bunun tam tersidir.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, şunları söyledi:

“Milli Eğitim Bakanı, eğitim sisteminin altına dinamit koyan, Milli Eğitim Sistemini ve okulu tarikat yuvasına dönüştürmek için elinden geleni ardına koymayan bir bakandır. Yeni Türkiye Yüzyılı Maarif Modeliyle bir aşama kat etti.

Türkiye’deki öğrenci velilerine de şunu söylüyoruz. Milli Eğitim Bakanının icraatları devam ederse, çocuklarınızı bu uygulamalardan nasıl koruyacağınızı hepimizin beraber düşünmesi ve tartışması gerekiyor. Aslında çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir eğitim paradigmasını hep beraber inşa edebiliriz. Bunun imkanları fazlasıyla mevcut. Fakat Milli Eğitim Bakanlığının “Türkiye Yüzyılı” başlığıyla askıya çıkardığı model tam anlamıyla bir skandalı içeriyor. Tekçi olan rejimi daha da tekçi hale getirmeye, istedikleri makbul vatandaşı okuldan başlayarak yetiştirmeye dönük bir müfredat olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

İlk eleştirinin diğer çevrelerce ilericilik-gericilik meselesine sıkıştırılmasını doğru bulmuyoruz. Çünkü bu, Türkiye Cumhuriyetinin din ve dinsel örgütlenme ile geliştirdiği simbiyoz ilişkiyi görmezden gelen bir anlayıştır. Mesele sadece ilericilik ve gericilik olarak ele alınamaz; mesele AKP’nin 2071 hayalleriyle örtüşen dindar ve kindar nesil yetiştirmeye yönelik paradigmasını yaşamsallaştırmasıdır. Bu anlamıyla bu müfredat çok tehlikeli bir adımdır.

Yakın tarihte yetişen kuşaklara baktığımızda -ki ben de onlardan biriyim- hiçbirimiz özgürlükçü, laik, çoğulcu bir ortamda yetişmedik. Türkiye Cumhuriyetinin bütün müfredatına baktığımızda, Milli Eğitim Sistemine baktığımızda her zaman bir tipoloji yaratmaya yönelik bir aklı olduğunu görüyoruz. Genel olarak farklılıkları yok etmeye yönelik, farklı halkları, inançları ve mezhepleri çoğunluk içerisinde eritmeye yönelik bir müfredat var. O anlamıyla sistemin kendisinin bir “hedef insanı” var aslında.

Fakat AKP dönemiyle bunun daha da ilerletildiğini ve tam bir dinci motivasyonla bu işin ele alındığını görmek mümkün. Bir yüzyıldır halkları, toplumsal kesimleri, toplumsal sınıfları, inançları, kültürleri ve her şeyi eritmeye çalışan bu sistem şimdi yeni bir aşamaya geçti. Bu yeni aşamayı da aslında ilerici bir model olarak ya da en azından kendileri açısından vizyonel bir model olarak topluma anlatmaya çalışıyorlar ki bunun hiçbir şekilde doğru olmadığını ifade edelim.

Çok uzun süredir AKP’nin eğitimdeki meselesi ikili bir ayak üzerinden yürüyor. Birincisi; bir dindar ve kindar nesil yetiştirmektir. İdeolojik saikle yürüttükleri bir mesele bu. Makbul bir vatandaş kimliği inşa etmeye çalışıyorlar. Diğer yönüyle de kapitalizmin ihtiyaçlarına göre ara eleman yetiştirmeye, sermaye için insan gücü yetiştirmeye dönük bir yaklaşımları var. Daha önce bir okul-fabrika dönemiydi, şimdi öğrenci-işçi modeline geçiş var. Okullar fabrikaya dönüştürülmüş durumda, artık sanayi sitelerinin içine yapılıyor.

Öğrenciler ise artık öğrenci değil her biri çocuk işçi. Çocuk işçilere de sermayenin ihtiyaçlarına göre beceri kazandırılmaya ve sisteme bir şekilde entegre edilmeye çalışılıyor. Bu modelin neoliberal bir model olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Oluşturdukları modeli bir hafta askıda tuttular. Sivil toplumun, üniversitelerin, akademisyenlerin, siyasi partilerin, veli derneklerinin ve diğer bütün çevrelerin katılımına kapattıklarını görüyoruz. O yüzden çoğulcu ve katılımcı değil. Yani yine AKP’nin hızlı bir şekilde oldubittiye getirdiği bir süreçle karşı karşıyayız.

Eğitim dediğimiz ve bütün toplumu, gelecek nesilleri ilgilendiren bir meselenin sadece bakanlık ve AKP eliyle yürütülmesi doğru mudur? Tabii ki değildir. Bu akıldan hızlı bir şekilde geri dönülmesi ve gerçekten yeni bir müfredat yazılacaksa, eğitimdeki yapısal sorunların öncelikle giderilmesi gerekiyor. Bu sorunları konuşmak, tartışmak ve bu sorunlara çözüm önerileri geliştirmek için akademisyenlerin, üniversitelerin, sivil toplumun, siyasi partilerin, velilerin ve öğrencilerin katılımıyla yeni bir süreç başlatılmalıdır.

Sadece Türkçeye, Türklüğe, Müslümanlığa, Müslümanlığın da bir mezhebine indirgenmiş bir sistem aklı ve eğitim müfredatının bu ülkede yaşayan bütün halkları, inançları ve toplumsal kesimleri dışladığını ve bu anlamıyla da ayrımcı ve ötekileştirici bir müfredat programı olduğunu, dolayısıyla bu süreci daha da derinleştirdiğini söylememiz gerekiyor. Oysa ki 31 Mart seçimleri sadece bu ülkede yaşayan işçilerin ve emekçilerin bir itirazı değildi, aynı zamanda eğitim sistemine yönelik ciddi bir itiraz ve ret olarak da okunmalıdır. Bu itirazın da süreç yürütülürken göz önünde bulundurulması gerekiyordu. Ancak ne yazık ki bütün bunların göz önünde bulundurulmadığını görüyoruz.

21. yüzyıldayız. 2024 yılındayız. Ancak hala anadilinde eğitimi konuşamıyoruz, hala başta Kürt çocukları olmak üzere bu ülkede yaşayan farklı halkların çocukları anadilinde eğitime erişemiyor. Hala bu ülkenin çocukları okula aç gidip geliyor. Hala müfredat tekçi yapısını koruyor, cinsiyetçi yapısını koruyor. Bütün bunların içerisinde bize bir masal anlatmaya çalışan Milli Eğitim Bakanlığı var ki buna inanmamızın, buna güvenmemizin mümkün olmadığını ifade etmemiz gerekiyor.

Bizler AKP’nin paradigma inşasının önünde duracağız, sonuna kadar mücadele edeceğiz. 3. Yol perspektifimizle yeni bir eğitim modelinin oluşturulması için; eşitlikçi, özgürlükçü ve toplumsal katılımın olduğu bir model için elimizden gelen bütün çabayı harcayacağız. Bu müfredat tam anlamıyla bütün topluma, çocukların geleceğine, Türkiye’nin geleceğine kasteden bir müfredattır. Derhal bu müfredattan geri adım atılması çağrımızı yinelemek istiyorum.

“Tahir Elçi cinayetinin dosyasını kapatmaya çalışıyorlar”

28 Kasım 2015’te Dağkapı Meydanında 4 Ayaklı Minarenin önünde Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi katledildi. 8 yılın sonunda bugün öğrendiğimiz bir haber var. Savcılık her 3 sanık polis hakkında da beraat yönünde mütalaa verdi. 8 yıl boyunca bu cinayetin üzerine hiçbir şekilde gitmeyen, aksine cinayetin üstünü örtmeye çalışan yargının, bugün verdiği mütalaa kararı yeni bir faili meçhuldür. Diyarbakır’ın orta yerinde onlarca kameranın önünde vuruldu Tahir Elçi ama kimin vurduğunu tespit edemiyoruz diyen bir yargı var. Kimin vurduğunu tespit edemiyoruz diyen kriminal raporlar gerçeği var. Ancak bu raporları yalanlayan başka raporlar da var.

Katilin kimliğini tespit etmek gerçek bir yargılama için çok önemliydi ama bundan imtina ettiler. Örneğin soruşturma aşamasında savcılık gizlilik kararıyla sır perdesi çektiği bu davada polislerin avukatlığını yaptı. Dosyada olay yeri incelemesi 5 ay sonra yapılıyorsa, tabii ki bu deliller açığa çıkamazdı. Keşif yapılmazsa, tabii ki mermi çekirdeği bulamazdı. Polisleri şüpheli değil tanık sıfatıyla dinlerseniz tabii ki hakikat açığa çıkmazdı. En önemlisi de cinayet anını gösteren emniyetin 12 saniyelik kamera görüntüsünün kaybedilmesi cinayetin üstünü örtmeye yönelik önemli bir delil karartmaydı.

Peki, katilin kim olduğunu bildikleri için onu korumaya çalıştıklarını düşünsek abartılı mı olur, hayır. Tam da bunu yapıyor yargı. Katili biliyor, tanıyor ve korumaya çalışıyor. Çünkü Elçi’nin avukatlarının dava dosyasındaki tüm görüntülerin incelenmesiyle Londra Üniversitesinden aldığı görsel ve işitsel veri analiz raporunda, aslında siyah ceketli polis memurunun Elçi’ye yönelik açık ve engelsiz bir ateş hattıyla silahını ateşleyen tek kişi olduğu tespit edilmişti. Peki, davanın heyeti ve savcı bütün bu raporu göz önünde bulundurdu mu? Hayır.

Davayı karartmayı, katili yargıdan ve adaletten kaçırmayı tercih ettiler. Katili istihbarat şube tanıyor, iktidar biliyor, dönemin başbakanı olan ve “Biz iktidardan düşersek beyaz toroslar dönemi başlayacak” diyen Davutoğlu çok iyi biliyor. Bu karanlığın üzerini bütün bu bilenler birlikte kapatmaya çalışıyor. Ama biz de katili biliyoruz ve tanıyoruz, katili koruyan anlayışı tarihsel hafızamızla çok iyi biliyoruz. Bu dosyanın böyle kapanmaması için, Tahir Elçi’nin katillerinin adalet önünde gereken hesabı vermesi için sonuna kadar mücadele edeceğiz.

Tahir Elçi dosyasındaki bu aşamanın bir kez daha kamu vicdanını ve toplumsal adalet duygusunu zedelediğini ifade etmek istiyorum. Buradan derhal geri adım atılmalıdır. Dosyanın üstünü kapatarak değil, dosyadaki gerçeği açığa çıkarıp gerçek suçluları adalet önüne çıkarak Türkiye yeni bir döneme kapı aralayabilir. Aksi ise eski Türkiye’yi hatırlatan, onu referans alan bir pratiktir. Eski Türkiye’nin bugün hepimizi nereye getirdiğini de herkes çok iyi biliyor. Bu çağrımı da yinelemek istiyorum.

Bir anayasa tartışması süreci başladı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ve AKP’nin birçok sözcüsü açıklamalar yaptılar. Tabii ki demokratik bir anayasanın Türkiye için bir ihtiyaç olduğu açık ve net. Biz de toplumun bütün kesimlerini kapsayan ve gerçekten eşitlikçi, özgürlükçü bir anayasanın yapılması gerektiğini her fırsatta ifade ediyoruz. Kürt sorununu çözmeye odaklı, eşit yurttaşlık tanımının yapıldığı, güçlendirilmiş yerel yönetimi savunan çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasa yapılması artık çok acil bir ihtiyaç.

Fakat yolda kaza yapmamak için de birtakım hazırlıklar yapmaya ihtiyaç var. Örneğin ülkenin öncelikle normalleşmesi gerekiyor. İfade özgürlüğü sağlanmalı, güvence altına alınmalıdır. Baskıcı politikalar, baskıcı pratikler hızla terk edilmelidir. Partimizin daha önce sunduğu yeni bir anayasa için yol temizliği çalışmaları mutlaka dikkate alınmalıdır. Mehmet Uçum açıklamalar yapmış. Kendisi Saray’dan sürekli hukuk fetvaları veren biri olarak biliniyor. Açıklamalarının ciddiyetten uzak olduğunu ifade etmek istiyorum.

Süslü, çoğulcu, özgürlükçü cümleler kuruyor ama pratiği bunun tam tersidir. “50 + 1 halkın demokratik kazanımıdır” demiş. Kuvvetler ayrılığının olmadığı, gittikçe totaliter bir yönetime dönüşen, sınırsız yetkili bir iktidarın oluşturduğu bu sistem nasıl 50+1’i özgürlükçü olarak ifade edebilir? Hiçbir özgürlüğümüz yok, hiçbir hukuksal güvencemiz yok. En temel haklarımız askıya alınmış durumda. Anayasa askıda, tam bir anayasasızlık yaşıyoruz ama Uçum 50+1’i ve onun yönetim sistemini demokratik bir yönetim olarak ifade ediyor.

Öncelikle bu ülke gerçek anlamda bütün bunları gerçekleştirmek ve demokratik bir anayasa yapmak istiyorsa, AİHM kararlarını hızlıca uygulamalıdır ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engelleri kaldırmaktan yargı bağımsızlığının sağlanmasına kadar bir dizi işi ivedilikle yapmalıdır. Daha da önemlisi bugün halihazırda devam eden Kobani Kumpas Davası, HDP Kapatma Davası gibi bu ülkenin utanç karnesine yerleşen, demokrasi tarihinin birer utanç vesikası olan davalarda hızlı bir şekilde tutum almalıdır ve bu konudaki haksız hukuksuz uygulamalardan vazgeçmelidir.

İşte o zaman biz gerçekten demokratik bir anayasa yapma niyetinin olduğuna inanırız. Ancak böyle bir şey yapmıyorlar. Sadece süslü cümleler kurarak demokratik anayasa yapma işini yürütmeye ve bunu topluma yeni ve pozitif bir gündem olarak sunup kendi iktidarlarını sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. Şunu söyleyelim; biz hiçbir şekilde AKP’ye can suyu olabilecek bir yeni anayasa yapma tartışmasının bir parçası olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Gerçekten yeni bir anayasa yapılmak isteniyorsa, 12 Eylül darbe anayasasından kurtulmak isteniyorsa da bunun yol temizliğini yapma çağrımızı buradan tekrar ifade etmek istiyorum.

“Kürt sorununu çözemeyen bir ülkede demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapılamaz”

Sayın Uçum yeni anayasa başlığında bazı ilkeler de saymış. O ilkeler de gerçekten güzel, kulağa hoş geliyor. “Kişilerin hak ve özgürlüklerinin eksiksiz yer aldığı, yedi kuşak hak ve özgürlükler alanlarının tanımlandığı, hak ve özgürlüklerin esas sınırlamalarının istisna olduğu özgürlükçü bir anayasa yapılmalı” diyor örneğin. Daha birçok ilke var, ben saymayayım. Okurken gözlerim doldu. Uçum güzel söylüyor ama sazı yok. Demokratik anayasa geçmişten bugüne DEM Parti ve geleneğinin hep gündeminde oldu.

Bu konuda çokça çağrı yaptık, yol temizlik planını açıkladık. Taslaklarımızı demokratik kamuoyu ile paylaştık. Bütün bunları yaparken de hiçbir zaman AKP gibi iktidarda kalmayı ya da pragmatik bir yerden kendi partimizin siyasal çıkarlarını öncelemedik. Türkiye halklarının geleceğini, Türkiye halklarının eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşamasını önceledik. Sözümüzü buradan kurduk, sözümüzü bunun için kurduk. O zaman söyleyelim: Darbe anayasalarına palyatif çözümlerle makyaj yapmak Türkiye’nin sorununu çözmez.

Kürt sorununu çözemeyen bir ülkede gerçek anlamda demokratik ve özgürlükçü bir anayasa yapılamaz. Kadını görmeyen, gençleri görmeyen, işçi sınıfını görmeyen, doğayı görmeyen, toplumu katmayan bir anayasa yapım süreci olmaz. Olmadığını daha önce de gördük. Anayasa darbe ruhundan arındırılmak ve sivilleştirilmek isteniyorsa, öncelikle yeni bir anayasa ihtiyaçtır. Türkiye halkları bunu yapmaya muktedirdir ve Türkiye halkları bunun kapısını aralamıştır. Bu kapıyı hep beraber açabiliriz. Bunun için iktidarın samimi olması gerekiyor.

Bunu da pratikte göstermesi, toplumda güven oluşturması gerekiyor. Biz AKP kanadından gelen bütün açıklamalarda; kaybettiği gücü yeniden ele geçirmeye çalıştığını, “2028 yürüyüşü” içerisinde tekleyen sistemini ayakta tutmaya çalıştığını, 50+1’i kendi lehine yeniden yapılandırmaya çalıştığını görüyoruz. Bütün bunlar toplumun ihtiyaçları ile örtüşmeyen amaçlardır. Bu amaçlara çıkılan yol sonuç alıcı olmayacaktır. Yeni bir anayasa tartışmasına varız ama AKP’ye can suyu olacak bir tartışmanın dışındayız, böyle bir tartışmanın parçası olmayacağız.

1 Mayıs haftasındayız. Çarşamba günü 1 Mayıs etkinlikleri alanlarda, meydanlarda yapılacak. Bütün işçi sınıfı talepleriyle meydanlarda olacak. 1 Mayıs derken işçi sınıfı üzerinden tartışmaları yürütüyoruz. İşçi sınıfının önemli bir bölümünü oluşturan kadınların ve kadın emeğinin yok sayılmasını 1 Mayıs vesilesiyle gündem yapmak istiyorum. Aile Bakanlığı 8 Mart etkinlikleri için Mor Protokol Organizasyon şirketine neredeyse 10 milyon lira para ödemiş. Bu şirketin son 7 ayda aldığı 7 ayrı ihale ile birlikte düşündüğümüzde, yaklaşık 17 milyonu aşan bir hale aldığını görüyoruz.

Bu ne cüret, bu ne vurdumduymazlık? Bu ihalelerin de olağanüstü ve acil durumlarda yapılması gereken yöntemle yapıldığını, toplumdan kaçırıldığını görüyoruz. Bu paralar kimin parası? Halkın parası, kadınların parası. Bu parayı kadınlar için harcamak yerine sadece siyasilerin katıldığı etkinliklere harcamayı kendileri açısından uygun görmüşler. Bu tablonun karşısında kadınlar aç, işsiz, güvencesiz ve en ağır şartlarda çalışıyor. Bütün bu güvencesizlik içinde yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Esnek, parçalı, yarı zamanlı birçok iş yapanların kadınlar olduğunu biliyoruz. Kadın emeğinin en fazla sömürülen emek olduğunu görüyoruz.

Tüm bunlara duyarsız olan, gözünü kulağını kapatmış bir iktidar gerçeği ile karşı karşıyayız. Onlarca ekonomi paketi getirdiler, tek birinin içinde kadınlar yoktu, kadın emeğini gören bir uygulama yoktu. Onun için biz kadınlar 1 Mayıs’ta meydanlarda olacağız; emeğimiz ve haklarımız için, işyerinde taciz ve mobbinge uğramamak için, işten çıkarılan ilk kişi olmamak için, eşit işe eşdeğer ücret almak için, emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz için alanlarda olacağız. Bu erkek devlet şiddetine karşı, patron-koca-babanın el ele verip bizleri ve emeğimizi sömürmesine karşı isyan ve itirazımızı 1 Mayıs meydanlarında ifade edeceğiz.

“Taksim 1 Mayıs için yasaklanamaz”

Sayın Bakan Yerlikaya bir açıklama yaptı ve Taksim Meydanının 1 Mayıs ve miting meydanı olmadığını ifade etti. Aynı şekilde Çalışma Bakanı Vedat Bilgin’in bu konuda açıklamaları var. Bütün açıklamaları hayretle izliyoruz. Bu kadar tarihsel hafızadan ve ülke gerçeğinden kopuk açıklamaları nasıl izah ederiz açıkça bizler de bilmiyoruz. Ama biz Meclis kürsüsünden bir kez daha ifade edelim. Taksim Meydanı sadece bir meydan değildir, aynı zamanda emek ve özgürlük mücadelesinin sembolüdür.

Yasak kararının asıl amacının aslında demokratik haklarımızı gasp etmek, işçi sınıfının tarihsel hafızasını yok etmek olduğunu çok iyi biliyoruz. AKP’nin bu yasak kararını ideolojik saiklerle de aldığını çok iyi biliyoruz. AKP’nin bu yasak kararını sınıfsal karakteri nedeniyle de çok iyi biliyoruz. Çünkü işçi düşmanı bir iktidarla karşı karşıyayız. İşçi düşmanı, sınıf düşmanı bir iktidarın da işçi sınıfının emeğinin ve kanının olduğu o meydana bir değer atfetmesini de açıkçası beklemiyoruz. Tabii ki bu yasak kararına boyun eğmeyeceğiz. Taksim Meydanı yasaklanamaz. Taksim Meydanı bizimdir.

Taksim Meydanı; 1 Mayıs meydanıdır, adalet meydanıdır, özgürlük meydanıdır. Taksim Meydanını kapatmaya çalışanları tarih de affetmeyecek işçi sınıfı da asla affetmeyecek. Bu vesileyle bir kez daha bütün işçi sınıfının 1 Mayısını kutluyorum. O gün yan yana, omuz omuza Taksim Meydanına hep beraber yürüyeceğiz. Bijî Yek Gulan, Yaşasın 1 Mayıs! Bütün farklılıklarımızla ve renklerimizle işçi sınıfıyla buluşacağımız ve beraber kol kola yürüyeceğimiz o coşkulu bayram gününü şimdiden dört gözle beklediğimi ifade etmek istiyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.”

Paylaşın