BM’den ‘Refah’ Uyarısı: İsrail’in Saldırısı ‘Ufukta Görünüyor’

Hamas’ın başlattığı Filistin – İsrail savaşının 208. günü geride kalırken, Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in yaklaşık 1.2 milyon kişinin yaşadığı Refah’a yönelik saldırısının yakın olduğu uyarısı yaptı.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 33 artarak 34 bin 568’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 57 artarak 77 bin 765’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Birleşmiş Milletler (BM), İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Refah’a yönelik bir saldırısının “ufukta göründüğü” duyurdu. Örgüt, İsrail’in bölgeye yardım erişimi konusunda kaydettiği “aşamalı” ilerlemenin bir operasyona hazırlanmak ya da operasyonu haklı göstermek için kullanılamayacağını kaydetti.

Gazze’nin güneyindeki Refah’ta bölgenin diğer noktalarından göç edenlerin de olduğu yaklaşık 1.2 milyon kişi yaşıyor. Hamas kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den çekilmesini isterken Netanyahu İsrail’in kendi güvenliği için Hamas’la anlaşma olsun ya da olmasın Gazze’nin güneyindeki Refah’ta kalan Hamas oluşumlarını yok etmesi gerektiğini söylüyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Refah’a yapılacak bir askeri operasyonun, binlerce sivilin daha ölümüne neden olacağını ve yüzbinlerce kişiyi kaçmaya zorlayacağını, bu durumun işgal altındaki Batı Şeria’da ve daha geniş bölgede ciddi yansımalarının olacağını vurguladı.

Antonio Guterres, “Geçtiğimiz haftalarda Refah bölgesine hava saldırıları yaşandı. Refah’a yapılacak bir askeri saldırı, binlerce sivilin daha ölmesine ve yüz binlercesinin kaçmaya zorlanmasına neden olacak, dayanılmaz bir gerilime yol açacaktır. Güvenlik Konseyi’nin tüm üyeleriyle diğer birçok hükümet böyle bir askeri operasyona karşı olduklarını açıkça söyledi. İsrail üzerinde nüfuzu olan herkesi bunu önlemek için ellerinden geleni yapmaya çağırıyorum” diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Guterres, 1,2 milyondan fazla kişinin saldırılardan kaçıp Refah’a sığındığını, bu kişilerin yiyeceklerinin çok az, tıbbi bakıma erişimlerinin ise hiç olmadığını belirterek, kıtlığı önlemek için elden gelen her şeyin yapılması gerektiğinin altını çizdi.

Antonio Guterres, “Gazze genelinde UNRWA (BM Filistinli Mültecilere Yardım Kuruluşu) da dahil insani yardım kuruluş ve çalışanlarına güvenli, hızlı ve engelsiz erişim izni verilmesi ve insani yardımı çalışmalarının kolaylaştırılması için bir kez daha çağrıda bulunuyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile biraraya geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Blinken’ın Kudüs’te Netanyahu ile görüşmesinde Gazze’ye yardım sevkiyatının arttığına dikkat çektiği ve bu gelişmenin hızlandırılarak sürdürülmesinin önemini yinelediği belirtildi.

Yaklaşık iki buçuk saat süren görüşme ile ilgili, “Bakan, rehine anlaşmasının bir parçası olarak Gazze’de acil bir ateşkese varılması için devam eden çabaları ele aldı ve ateşkesin önündeki engelin Hamas olduğunu vurguladı” denilen açıklamada Blinken’ın, ABD’nin Refah konusundaki net tutumunu yinelediği de kaydedildi.

Blinken Tel Aviv’de de İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile biraraya geldi. Hamas’ın Gazze’de tuttuğu rehinelerin serbest bırakılmasını da içeren bir ateşkes sağlanması konusundaki kararlılığını dile getiren Blinken, bu hedefe ulaşılamamasının tek nedeninin “Hamas olduğunu” yineledi.

Herzog ile görüşmesinin başında yaptığı açıklamada Blinken, “Rehineleri eve getirecek ateşkesi sağlamak için durmak bilmeyen bir kararlılıkla çalışırken, Hamas’ın yarattığı bu çapraz ateşte acı çeken Gazze’deki insanlara da odaklanmak zorundayız” dedi.

İsrail Cumhurbaşkanı Herzog da Hamas’ın elindeki rehinelerin iadesinin “uluslararası toplumun en önemli önceliği olduğunu ve olması gerektiğini” söyledi.

ABD Dışişleri’nin yazılı açıklamasında da, “Bakan, ABD’nin İsrail’in güvenliğine olan bağlılığını bir kez daha teyit etti ve rehinelerin serbest bırakılmasını güvence altına alan bir ateşkesin sağlanmasına yönelik son çabaları ele aldı. Blinken, ABD’nin bölgede kalıcı barış, güvenlik ve istikrarın tesis edilmesi yönündeki kararlılığını yineledi” ifadelerine yer verildi.

Gazze Şeridi için ateşkes görüşmeleri

Mısır medyasından üst düzey bir kaynağın aktardığına göre, İsrail ve Hamas arasında sonuca varılamayan anlaşmazlıkları çözmek için ilgili tüm taraflarla görüşmeler sürüyor. İsrailli bir yetkili de daha önce İsrail’in, Hamas’ın Gazze’de ateşkes önerisine yanıt vermesi için çarşamba gecesine kadar bekleyeceğini bildirmişti.

Hamas heyeti ise Kahire’de arabulucu Mısır’la görüşmüş, ateşkes teklifine yazılı yanıt vereceğini duyurmuştu.
İsrail’in ynet haber sitesi, İsrail’in Refah’a yönelik kara operasyonuna 48 ile 72 saat arasında karar vereceğini, ateşkes anlaşması olasılığını değerlendirdiğini yazmıştı.

İsrail, Refah’ta Hamas tugaylarının bulunduğunu öne sürerek, Filistinli sivillere rağmen operasyon hazırlıklarını tamamladığını bildirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “ateşkes olsa da olmasa da” İsrail ordusunun Refah’a gireceğini vurguladı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Partide Değişim Mesajı

Erdoğan’ın partisinin MYK toplantısında yaptığı konuşmada, partide değişim yapılacağına yönelik mesaj verdiği, seçim sonuçlarının derinlemesine bir şekilde incelenmesi gerektiğini ve özeleştiriye ihtiyaç olduğunu söylediği belirtiliyor.

Erdoğan’ın toplantıda ayrıca kongreleri başlatma talimatı verdiği belirtiliyor. Belde, ilçe ve il kongrelerinin tamamlanmasıyla eylül veya ekim gibi büyük kongreye gidilmesi hedefleniyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AK Parti) 31 Mart’ta yapılan yerel seçimlere ilişkin değerlendirmeler devam ediyor.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, gerçekleştirilen 3 saatlik Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında yerel seçim sonuçlarının ve atılacak adımların masaya yatırıldığı öğrenildi.

Erdoğan’ın açılış konuşmasında partide değişim yapılacağına yönelik mesaj verdiği, sonuçlarının derinlemesine bir şekilde incelenmesi gerektiğini ve özeleştiriye ihtiyaç olduğunu söylediği belirtiliyor.

NTV’nin haberine göre, Erdoğan, AK Parti MYK toplantısında olağan kongre için hazırlıkların başlatılması talimatını verdi.

Belde, ilçe ve il kongrelerinin tamamlanmasıyla eylül veya ekim gibi büyük kongreye gidilmesi hedefleniyor. Edinilen bilgilere göre, parti yönetiminde değişim de kongre öncesinde planlanmıyor.

Kongrelerde seçimde başarısız olan il yönetimlerinin değişmesi, kongrede de partinin Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyelerinde değişim gündemde.

İki ayrı kamp planı

AK Parti’de iki ayrı kamp yapılması da planlanıyor. Bunlardan ilki mayıs ayı içinde milletvekilleri ile yapılacak. Her milletvekili bölgesine ilişkin sorunları anlatacak. Çözüm önerileri sıralanacak.

İkinci kamp ise belediye başkanları ile gerçekleştirilecek. Kızılcıhamam’da yapılması planlanan kamp için haziran ayı düşünülüyor.

Paylaşın

TFF’den Seçim Tarihiyle İlgili Yeni Açıklama: Azınlık Çoğunluğa Tahakküm Edemez

18 Temmuz’da yapılacağı duyurulan seçimli genel kurul hakkında yeni bir açıklama yayımlayan TFF, açıklamasında, “Kongre için ilan edilen tarihin öne çekilmesi için TFF Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerine, yakınlarına, TFF Genel Kurul Üyelerine, kulüplerin sponsorlarına tehdit mesajları gönderen, toplumsal huzura zarar verecek kavgacı bir tavır takınan bu azınlığın, çoğunluk üzerinde tahakküm kurma çabalarına asla izin verilmeyecektir” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / TFF açıklamasının devamında, “Görev süremiz boyunca futbol camiası içerisinde hakim kılmaya çalıştığımız diyalog ve iş birliği ortamına zarar vermeye çalışanların kötü niyetli eylem ve girişimleri, bir kez daha sonuçsuz kalacaktır. Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Avrupa Şampiyonu olacak Milli Takımın temellerini atan TFF Yönetim Kurulu olarak, 18 Temmuz 2024 tarihine kadar görevimizin başında olduğumuzu bir kez daha Türk Futbol Kamuoyuna saygıyla ilan ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), 18 Temmuz’da yapılacağı duyurulan seçimli genel kurul hakkında yeni bir açıklama yayımladı. TFF’den yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu; görev süresinin dolmasına 3 yıl kalmasına rağmen 18 Temmuz’da yapılacak TFF Mali Genel Kurulu’nun Seçimli Genel Kurul olarak yapılmasına karar vermiş ve bu kararı kamuoyuna ilan etmiştir.

Süreç içerisinde Süper Lig ve 1. Lig Yayın İhalesi kulüplerimize ciddi bir gelir getirecek şekilde tamamlanmış, harcama limitleri ve yabancı kuralı gibi düzenlemeler kulüp menfaatleri doğrultusunda yeniden belirlenmiştir. Mevcut durumda Türkiye Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu’nun yanı sıra kurulların da görev sürelerinin bitmesine üç yıl kala, 18 Temmuz’da yapılacak Seçimli Genel Kurul öncesinde yeni sezonla ilgili tüm hazırlıklar mevcut işleyişi aksatmayacak şekilde, eksiksiz hayata geçirilmiştir.

Buna rağmen, tarihinde ilk kez eleme grubunu lider tamamlayarak Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılma hakkı kazanan A Millî Takımımızın turnuva öncesi hazırlıklarını aksatma ihtimalini bile hiçe sayan bazı kulüp yöneticilerinin, tam da Avrupa Futbol Şampiyonası’nın başlayacağı tarihlerde Seçimli Genel Kurul yapma yönündeki ısrarlı çabalarını hayretle izliyoruz.

Gönül verdiği renkler ne kadar farklı olsa da, geçmişte ay-yıldızlı forma söz konusu olduğunda ortak bir paydada buluşmayı görev bilen bir anlayışın aksine, kamuoyunca malum bazı isimlerin kişisel hırs ve menfaatlerini millî menfaatlerin bile üstünde tuttuğuna ibretle şahit oluyoruz. Avrupa Futbol Şampiyonası hazırlıkları kapsamında 4 Haziran’da İtalya, 10 Haziran’da Polonya ile deplasmanda özel maçlar yapacak A Millî Takımımız, Avrupa Futbol Şampiyonası’nda 18 Haziran’da Gürcistan, 22 Haziran’da Portekiz, 26 Haziran’da Çekya ile karşılaşacak. 14 Temmuz’da da Avrupa Futbol Şampiyonası sona erecek. Seçimli Genel Kurul’un 18 Temmuz’da yapılması kararı, millî takımın yoğun maç takvimi göz önünde bulundurularak alınmıştır. Bir büyük milletin tek yürek olacağı bu tarihlerde kişisel çıkarları uğruna TFF kongresi yapılmasını talep etmek abesle iştigalden daha fazlası değildir.

Turnuvanın başladığı tarihlerde seçim yapmak isteyenler unutmamalıdır ki; Türkiye Futbol Federasyonu olarak birincil önceliğimiz her koşulda ay-yıldızlı formadır. 85 milyonun gururla izleyeceği millî takımımızı Almanya’da yalnız bırakmak pahasına, oyuncularımızın ve teknik heyetimizin moral değerlerini aşağıya çekecek her türlü çabanın önüne geçmek, başlıca sorumluluğumuzdur.

TFF Yönetimi olarak tüm mesaimizi ve enerjimizi Türk Millî Futbol takımının başarısı için harcayacak ve bazı kulüplerimizin yöneticilerinin düştüğü hatalara düşmeyeceğiz. Almanya’da çalınacak ilk düdükten itibaren oyuncularımızın yanında olmak yerine, seçimi Avrupa Futbol Şampiyonası ile eş zamanlı yapma ısrarı, en hafif tabirle bu ülkenin değerlerine uzak düşmektir. Millî değerlerimizden uzak bu beyhude çabayı yüce Türk Milletinin takdirine bırakıyoruz.

Unutulmamalıdır ki; adil, şeffaf ve demokratik bir seçim ortamının tesis edilmesi için tüm adaylara seçime hazırlık için yeterli bir süre tanınması bir zorunluluktur. Aksi durumda aceleye getirilmiş bir seçim ortamı altında yarışacak adayların Türk Futbolunun menfaatlerini temsil edebilme çabaları sekteye uğrayacaktır.

Bizim tüm gayemiz, TFF’de demokratik bir seçimin yapılabilmesi için gerekli şartların sağlanması adına adil ve rekabetçi bir zemin oluşturabilmektir. Seçim sürecini oldu bittiye getirmeye çalışan az sayıda kulüp yöneticisinin bu tutumu tüm kulüplerimizi endişeye sevk etmiş ve bu yaklaşım Türk futbolunu iyiye götürme çabasından çok kaosla beslenenlerin başarısızlıklarını Türk futboluna sıçratma çabası olarak görülmüştür.

Görev süremizin 3 yıl daha devam ettiği bir ortamda bile seçim kararı alarak görev süremizi seçimle sınırlamamızın yegâne sebebi; Türk Futbol ailesinin uzun vadeli çıkarlarını bizden daha doğru şekilde temsil edeceğine inanan adaylara bu iradelerini gösterebilme imkanını sağlamaktır.

Açıkça ifade etmek isteriz ki; Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Yönetim Kurulu, 18 Temmuz’da yapılacak seçimli genel kurul öncesinde TFF Genel Kurul Üyelerinin büyük bir çoğunluğunun takdirini ve teveccühünü kazanmıştır.

Bu süreçte diyalog yolunu sürekli açık tutan, 18 Temmuz’da yapılacak seçimli genel kurulun Avrupa Şampiyonası sırasında yapılması için ısrarla çalışanlara imza vermeyen, bize teveccüh gösteren Büyük Türk Futbol Ailesine teşekkür ederiz. Adalet değil ayrıcalık bekleyen azınlığın değil, Türk Futbol Ailesi’nin takdirini önceleyen ve görev süresinin tamamlanmasına 3 yıl varken seçimli kongre kararı alan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı ve Yönetim Kurulu, çalışmalarına ara vermeden devam edecektir.

Yeni sezon öncesi Kulüpler Birliği Vakfı’nın talepleri ve kulüplerimizin menfaati doğrultusunda yayın ihalesi, harcama limitleri, yabancı kuralı gibi kritik tüm konularda hazırlıklarını tamamlamış, adayların sağlıklı hazırlanabilmesi için görev süresinin tamamlanmasına 3 yıl varken 18 Temmuz 2024 tarihinde yapılmak üzere seçimli genel kurul kararı almış ve A Millî Futbol Takımımıza tam konsantre olmuş Türkiye Futbol Federasyonu’na Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında ısrarla acele seçim yaptırmaya çalışılmasının hedefinin TFF Başkanı Mehmet Büyükekşi ve Yönetim Kurulu olmadığını düşünüyoruz. Tüm Türkiye’nin A Millî Futbol Takımımızla birlikte Avrupa Futbol Şampiyonası’na konsantre olacağı bir dönemde ısrarla acele seçim yapılmasını isteyen azınlığın asıl hedefi ve amacı nedir?

Seçimli Genel Kurul’da oy hakkı olan 324 delegeye sahip ve özerk bir kurum olan Türkiye Futbol Federasyonu’nda, statü gereği olağanüstü kongre çağrısı yapılabilmesi için toplam delege sayısının yüzde 40’ına karşılık gelen 130 delegenin noter onaylı, resmi imzayla TFF’ye çağrı yapması gerekmektedir. Bu durumda olağanüstü kongre kararı alma yetkisi TFF Yönetim Kurulu’ndadır.

TFF Yönetim Kurulu Olağanüstü kongre kararı alması durumunda karardan 30 gün sonra olağanüstü kongre toplanır. Toplanan kongrede seçim kararı alınması için delege sayısının yüzde 50’sinin 1 fazlası olan 163 delegenin onayı gerekir. 163 delege, seçimli olağanüstü genel kurul yapılması teklifini onaylarsa bu durumda özerk TFF statüsü gereği ancak 30 gün sonra bu kez seçimli olağanüstü genel kurul toplanmasına karar verilebilir.

Özetle 1 ayı aşkın bir süredir olağanüstü kongre kararı için yeterli imzayı toplayamamış azınlığın yeterli imzaları toplayabilmesi durumunda dahi seçimli olağanüstü genel kurul için 60 gün süre geçmesi gerekir.

“Azınlık çoğunluğa tahakküm edemez”

Kongre için ilan edilen tarihin öne çekilmesi için TFF Başkanı ve Yönetim Kurulu Üyelerine, yakınlarına, TFF Genel Kurul Üyelerine, kulüplerin sponsorlarına tehdit mesajları gönderen, toplumsal huzura zarar verecek kavgacı bir tavır takınan bu azınlığın, çoğunluk üzerinde tahakküm kurma çabalarına asla izin verilmeyecektir. Görev süremiz boyunca futbol camiası içerisinde hakim kılmaya çalıştığımız diyalog ve iş birliği ortamına zarar vermeye çalışanların kötü niyetli eylem ve girişimleri, bir kez daha sonuçsuz kalacaktır.

Günü değil geleceği kazanmak için çalışmalarını sürdüren, 2032’de ev sahipliği yapma hakkı kazandığımız Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Avrupa Şampiyonu olacak Millî Takımın temellerini atan TFF Yönetim Kurulu olarak, 18 Temmuz 2024 tarihine kadar görevimizin başında olduğumuzu bir kez daha Türk Futbol Kamuoyuna saygıyla ilan ediyoruz.”

Paylaşın

İTO Duyurdu: İstanbul’un Enflasyonu Yüzde 78,81

Nisan ayında, İstanbul’da yıllık bazda perakende fiyatlar yüzde 78.81, toptan fiyatlar ise yüzde 65.94 arttı. Perakende fiyatlar nisan ayında bir önceki aya göre yüzde 4.89, toptan fiyatlar ise yüzde 4.87 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2024 Nisan Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıkladı.

Buna göre; 2024 Nisan ayında İstanbul’da; perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde 4.89, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 4.87 oranında arttı.

2023 Nisan ayına göre 2024 Nisan ayında yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İTO 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksinde yüzde 78,81, Toptan Eşya Fiyatları İndeksinde ise yüzde 65,94 olarak gerçekleşti.

Nisan 2024’te Perakende fiyatlarda bir önceki aya göre; Giyim Harcamaları grubunda yüzde 23,85, Ev Eşyası Harcamalarında yüzde 5,30, Kültür Eğitim ve Eğlence Harcamalarında yüzde 4,88, Gıda Harcamalarında yüzde 4,84, Ulaştırma ve Haberleşme Harcamalarında yüzde 2,22, Konut Harcamalarında yüzde 1,45, Sağlık ve Kişisel Bakım Harcamalarında yüzde 0,88, Diğer Harcamalarda yüzde 0,03 artış izlendi.

Nisan 2024’te Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre; Mensucat grubunda yüzde 17,93, İnşaat Malzemeleri grubunda yüzde 13,36, Madenler grubunda yüzde 7,27, Kimyevi Maddeler grubunda yüzde 5,40, Gıda Maddeleri grubunda yüzde 3,03, İşlenmemiş Maddeler grubunda yüzde 1,73 ve Yakacak ve Enerji Maddeleri grubunda ise yüzde 0,27 artış izlendi.

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Haneden Biri Sosyal Yardım Alıyor

Türkiye’de her beş haneden biri sosyal yardım alıyor. Sosyal yardım alanların nüfusa oranı 2017 yılında yüzde 13,7 iken bu oran 2023 yılında yüzde 18,4’e yükseldi.

2017 yılında 3.2 milyon hane sosyal yardımlardan yararlanırken bu sayı 2023’te 4,99 milyona dayandı. Son 4 senede sosyal yardım alan hane sayısı 1,7 milyon artış gösterdi. Bu da yüzde 52 artış demek.

Euronews Türkçe’nin Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Faaliyet Raporu’ndan derlediği verilere göre son yıllarda sosyal yardım alan hane sayısı kademeli olarak artıyor.

2017 yılında 3,2 milyon hane sosyal yardımlardan yararlandı. COVID-19 salgınından hemen önce 2019 yılında bu sayı 3,28 milyon idi. Salgın dönemine özel sağlanan yardımlarla birlikte 2020 ve 2021 yılında sosyal yardım alan hane sayısı rekor seviyeye yükseldi.

Salgın özelindeki yardımlar hariç tutulduğunda da bu dönemde artış devam etti. 2021 yılında bu sayı 4,33 milyon haneye yükseldi. 2022 yılında 4,42 milyon hane sosyal yardımlardan faydalanırken 2023 yılında bu sayı neredeyse 5 milyona ulaştı (4.99 milyon). Bu ne demek? Son 4 yılda yüzde 52 artış ile 1,7 milyon hanenin daha sosyal yardımlardan yararlanması demek.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı ortalama hane büyüklüğü ve ülke nüfusundan yıllar içindeki değişime bakmak da mümkün. Üstelik hanehalkı büyüklüğü kademeli olarak düşerken nüfus artıyor.

2023 yılında Türkiye nüfusu 85,4 milyon; ortalama hane büyüklüğü ise 3,14 idi. Buna göre Türkiye nüfusunun neredeyse beşte biri (yüzde 18,4) sosyal yardımlardan yararlandı. Aynı oran 2017 yılında yüzde 13,7 idi. COVID-19 döneminde bu oran yüzde 26,2’ye kadar çıkmıştı. Salgına özel yardımlar hariç tutulduğunda son 2017’den bu yana kademeli bir artış oldukça belirgin.

Hane sayısı açısından bakıldığında da doğal olarak benzer sonuç çıkıyor. TÜİK verilerine göre 2023 yılında Türkiye hane sayısı 26,3 milyon idi. Bu da hanelerin yüzde 19’unun sosyal yardımlardan yararlandığını gösteriyor. Öte yandan, AB İstatistik Ofisi Eurostat verilerine göre Türkiye’de yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunanların oranında son dönemde büyük artış yaşanıyor.

2021 yılında Türkiye’de üç kişiden biri (yüzde 34) yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındaydı. Bu oran 2015 yılında yüzde 26,7 idi. 2015-2021 yılları arasında AB ülkelerinin büyük kısmında bu oran düşerken Türkiye en çok artışın yaşandığı ülke oldu.

Peki, yoksulluk riskinde Türkiye Avrupa’da kaçıncı sırada? Eurostat verileri bazı ülkeler için 2022 bazıları için ise 2021 veya daha eski yıllara ait. Türkiye verisi 2021 yılını kapsıyor. Buna göre Türkiye’de 2021 yılı itibariyle halkın yüzde 34’ü yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında yaşıyor. Bu da halkın üçte biri demek.

Türkiye 36 ülke içinde 4. sırada. İlk sırada yüzde 46,,6 ile Arnavutluk var. Ardından Romanya (yüzde 34,4), Karadağ (yüzde 34,1 ) ve Türkiye (yüzde 34) geliyor. AB ortalaması yüzde 21,9. Yoksulluk ve sosyal dışlanma riskinin en düşük olduğu ülkeler ise İzlanda (yüzde 11,4) ve Çekya (yüzde 11,8). Bu oran Almanya ve Fransa’da yüzde 21.

Paylaşın

Bakırhan: Bizi Kayyım İle Tehdit Ediyorlar; İrademizi Gasp Ettiremeyeceğiz

Partisinin grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Adaleti sağlamakla görevli olması gerekenler, kayyımlar ile bizi tehdit ediyor. Teyakkuzdalarmış! Vallahi sen teyakkuzdaysan, bizim halkımız çoktan teyakkuzda. Artık o dönemler kapandı” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Halkın iradesine, halkın iradesi olarak gördükleri belediyelere kayyım atayacağınızı düşünüyorsanız yanılırsınız. Bu halk size aslında Van’da çok büyük bir ders verdi. Evet, biz de teyakkuzdayız. Bu sefer irademizi asla gasp ettirmeyeceğimizi bir kez daha sizin huzurunuzda ifade ediyorum. Anamızın ak sütü kadar helal olan, hakkımız ve emeğimizle kazandığımız yerel yönetimlerimizi ne pahasına olursa olsun koruyacağız.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, şunları söyledi:

“31 Mart seçimlerinden hemen sonra yapmış olduğumuz ilk konuşmada herkesi halkın iradesine saygı göstermeye davet etmiştik. Van’da da bu çağrımızı yinelemiştik. Halkı karşısına alanlar, halkın iradesini yok saydığı için bu seçimleri kaybedenler yine geçmişteki tehdit ve kirli kumpaslarla dolu dillerini konuşmaya devam ediyor. Bizzat Cumhurbaşkanının kendisi sandıktan çıkan sonuçlara saygı göstereceğini söylemişti. Aradan geçen zamana bakılırsa, orada da Kürtler hariç demek istedi sanırım. Çünkü kirli kumpasları, algı operasyonları bizim yerel yönetimler üzerinden devam etmeye çalışıyor.

Tabii ki bu saldırılar yeni değil, biz bunların yabancısı değiliz. Geleneğinden geldiğimiz partilerin tamamı benzer saldırılarla birçok defa karşı karşıya kaldı. Daha geçen günlerde bir katı atık emekçisinin deposundan Milli Güvenlik Kuruluna ait bir belge ortaya çıktı. Bu belgede, 90’lı yıllarda Kürtlere karşı uygulanan kirli politikaların nasıl tezgahlandığını ve nasıl hayata geçirildiğini gördük.

Kürt halkına dönük Psikolojik Harp Dairesinin yürütmüş olduğu planlar aslında o belgenin kendisinde vardı. On binlerce faili meçhul cinayetin nasıl yapıldığını anlatıyordu o belge. Bugün Kürt illerinde hemen hemen ziyaret ettiğimiz bütün ailelerimizin baş köşeye fotoğraflarını koydukları insanlarımızın failleri bu belgelerde saklıdır. Onlar bu belgelerdeki planlarla katledildi. Biz bunları unutmadık, unutmayacağız. Çöpten çıkan o belgenin de takipçisi olacağız.

İnsan-kırımında, katliamlarda zamanaşımının olmadığını belirtmek istiyorum. Bir gün DEM gelir devran dönerse, biz Milli Güvenlik Kurulundaki bu kirli tezgahı, Kürtlere ve muhaliflere dönük katliamcı anlayışı demokratik bir yargı karşısında yargılayacağız. Evet, dün böyleydi ama bugün çok mu farklı?

Söz konusu DEM Parti olunca, söz konusu Kürtler, muhalifler olunca maalesef bu durum değişmiyor, aynı şekilde devam ediyor. Bugün de aynı karanlık çevreler yine oyunlarında ısrar ediyorlar. Adalet desen yok. İşte Kobanî Davası 7-8 yıldır devam ediyor. Bir tweet atıldığı için eş genel başkanlarımız dahil olmak üzere 100’ün üzerinde arkadaşımız yargılanıyor, onlarcası cezaevinde. Özgürlükler yerle bir edilmiş, hukuk can çekişiyor.

En son işte Tahir Elçi davasını hep birlikte gördük. Güpegündüz Diyarbakır’ın caddesinde işlenen bir cinayetin failleri ortada yok. Savcı, tutuklananları da beraat ettirmek istiyor. Karıncayı kuşu dahi kameralarla, MOBESElerle görenler, Amed’in her karışını kontrol edenler Tahir Elçi’nin katillerini bulamadılar ya da bulmak istemiyorlar. Bu yetmiyor, yargılananları da beraat ettirmek istiyorlar. Bu davanın da takipçisi olacağız. Tahir Elçi’nin katillerinin ortaya çıkması için hep birlikte çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Tüm bu olanlara karşı kılını kıpırdatmayanlar, kalkmış bizi tehdit ediyor. Bunların hesabını vermeleri gerekirken, sabah akşam DEM Parti ve kazanmış olduğu yerel yönetimlerden bahsediyorlar. İnsan biraz geriye dönüp bakar. Bu tehditlere, bu kırımlara, bu algı operasyonlarına Kürtler, emekçiler, Türkiye halkları ne zaman taviz verdi, ne zaman eyvallah etti ki şimdi parmak sallamanızdan korkarak barış ve demokrasi mücadelemizden vazgeçmemizi bekliyorsunuz? Ne tehditleriniz ne algı operasyonlarınız bizi bu haklı mücadelemizden asla vazgeçiremeyecektir.

Adaleti sağlamakla görevli olması gerekenler, kayyımlar ile bizi tehdit ediyor. Teyakkuzdalarmış! Vallahi sen teyakkuzdaysan, bizim halkımız çoktan teyakkuzda. Artık o dönemler kapandı. Halkın iradesine, halkın iradesi olarak gördükleri belediyelere kayyım atayacağınızı düşünüyorsanız yanılırsınız. Bu halk size aslında Van’da çok büyük bir ders verdi. Evet, biz de teyakkuzdayız. Bu sefer irademizi asla gasp ettirmeyeceğimizi bir kez daha sizin huzurunuzda ifade ediyorum. Anamızın ak sütü kadar helal olan, hakkımız ve emeğimizle kazandığımız yerel yönetimlerimizi ne pahasına olursa olsun koruyacağız.

“Bizim hiçbir halkın sembolleri ve değerleriyle sorunumuz yok, olmaz da”

Hiçbir dönem belediyelerde bu kadar büyük borç tablosu çıkarılmamıştı. Belediyelerde yolsuzluk diz boyu, belediyeler borç batağına batırılmış. En küçük belediyenin dahi yüz milyonun üzerinde borcu var. Kimi ilçelerimiz büyükşehirlerle yarışacak borçlara sahip. Kayyımlar talan etmiş, yok etmiş, büyük usulsüzlükler yapmış ama bunların tekine bir soruşturma açılmamış. Bizim için teyakkuzda olanlar, 8 yıldır yerel yönetimleri borç batağına batıran, usulsüzlükleri ve yolsuzlukları aleni bir şekilde ortada olan yönetimler hakkında tek bir soruşturma açmamış.

Ama söz konusu biz olunca semboller ve değerler üzerinden bizi tehdit etmeye çalışıyorlar. Bakın son kez burada söylüyorum: Biz geleneğinden geldiğimiz partilerin bu konuda tavrı çok nettir. Sadece Türkiye halklarının değil, dünyada yaşayan hiçbir halkın sembolleri ve değerleriyle sorunumuz yok, olmaz. Şimdi de yoktur. Basit algı operasyonlarıyla sembollere karşı olduğumuzu kamuoyuna lanse ederek kirli oyunlarını hayata geçirmeye çalışıyorlar.

Bu yetmiyormuş gibi Ağrı’da il vergi dairesi – artık bakanlığı, üst düzey bürokrasiyi geçtik- İller Bankasından Ağrı Belediyemize giden 7 milyon liraya bloke koymuş. Neymiş, Ağrı İl Vergi Dairesinin belediyeden alacağı varmış. Sen 8-10 yıldır uyuyorsun da belediye DEM Parti’ye geçince mi alacağının farkına varıyorsun? AKP ampullü o bürokratlar da bizi iyi dinlensin. Ağrı Belediyesi talan edilmiş, soyulmuş soğana çevrilmiş.

İşçilerin, emekçilerin ücretini dahi ödeyemeyecek bir noktaya getirilmiş. Ağrı’daki yolsuzlukları bilmeyen yok! Bürokrasi suskun. Ama şimdi vergi dairesindekilerin aklına borçlarını tahsil etmek gelmiş. Bu tarafgir tutumları da unutmayacağız. Çağrımız, belediyeler arasında bir ayrımcılığın uygulanmamasıdır. Bizim olmayan belediyelerde il vergi daireleri ne yapıyorsa, Ağrı İl Vergi Dairesini de onu yapmaya davet ediyoruz.

Bizim alnımız ak, kapımız açık. Zaten biz açmasak da 24 saat belediyelerimizde Sayıştay ve mülkiye müfettişleri kamp kuruyor. İçtiğimiz suyun fiyatına, sayısına dahi bakıyorlar. Bizi diğer belediyelerle kimse karıştırmasın. Sizin huzurunuzda çağrı yapıyorum; Sayıştay ve mülkiye müfettişlerini halklarımızın kazandığı belediyelerimize ben davet ediyorum. Gelip araştırsınlar, soruştursunlar. Keşke bunu yapsalar.

Hem bizden önceki kayyımcı anlayışın hem de AKP’li belediyelerin o belediyeleri nasıl soyduğunu görsünler. Türkiye halkları da görsün. Belediyelerimizde kayyımların ve diğer kimi partilere mensup belediyelerin yapmış oldukları usulsüzlükleri ve yolsuzlukları 40 Haramiler bile yapmaz. Onlara bile rahmet okutacak cinsten yolsuzluk ve usulsüzlükler yapılmış. Sayıştay ve mülkiye müfettişlerini biz davet ediyoruz. Buyursunlar, belediyenin 8-10 yıllık borç ve harcama haritasını ortaya çıkarsınlar, biz de hep beraber görelim.

Bu gündemi fazla uzatmak istemiyorum, söylenecekler çok ama siz anladınız. Türkiye halkları da anlamış olmalı ki 31 Mart’ta bunlara gereken cevabı verdiler. Ancak belli ki buradan dersler çıkarmamışlar. Yine algı operasyonlarıyla, tehdit ve şantajlarla bizleri pes ettireceklerini düşünüyorlar. Artık öyle bir dünya yok. Bu ülkenin tarihinde ne zaman yoksulluk, sefalet ve ölüm varsa bilin ki iktidarlar barış ve demokrasiden uzaklaştıkları içindir.

1930’larda, 70’lerde, 90’larda bunları yaşadık. Bu kötü ve karanlık günlerin olduğu dönemler demokrasiden uzaklaştığınız, Kürt sorununu yok saydığınız, şiddetle çözmek istediğiniz dönemlerdi. Şimdi de aynı tablonun içindeyiz. İnsanlar açlıkla mücadele ediyor. Emekliler akşama kadar feryat figan ediyorlar, 10 bin lirayla nasıl geçinilir sorusunu soruyorlar. Ama buna çare bulması gerekenler parmak sallıyor, algı operasyonları yapmaya çalışıyor.

İktidar her kaybettiğinde, geçmişteki sonu belli olan diğer iktidarlar gibi, tekçi ve inkarcı devlet kumpaslarına ve kirli tezgahlara sarılmaya devam ediyor. Bir ülkede siyaset kurumu görevini yapmadığında, iktidar halk iradesine saygı duymadığında, seçim sonuçları inkar edildiğinde ortaya çıkan tek şey huzursuzluk, adaletsizlik ve sefalettir. Bu ülkede yaşayan herkesi şunu görmeye davet ediyorum.

Demokrasi, adalet ve barıştan uzaklaşıldıkça; en fazla biz emekçiler ve yoksullar kaybediyoruz, en çok bizim özgürlüklerimiz gasp ediliyor, en çok bizim soframızda ekmeğimiz aşımız küçülüyor. Pusulası savaş olanların yanaşacakları liman açlık, yoksulluk ve sefalet limanıdır. Bu defalarca deneyimlendi ve görüldü. Şu anda yaşadığımız da budur. Defalarca bu uyarıyı yaptık ama savaş peşinde koşa koşa, ki hala Cumhurbaşkanı ülke ülke dolaşarak Kürtlere karşı savaş vizesi almaya çalışıyor- ülkeyi batırdılar bitirdiler, bu savaş zihniyetinden bir türlü uzaklaşamadılar.

“Emekçiler kaybederken ısmarlama ihale alanlar kazanıyor”

Tekrar ediyoruz; Türkiye’nin yaşadığı temel sorunlar savaşla giderilmez, barış siyasetini izleyelim, demokrasi ve özgürlükleri arttıralım o zaman Türkiye’nin nasıl büyüyeceğini hep birlikte görürüz. Bu iktidar anlayışıyla biz emekçiler, kadınlar, gençler kaybediyoruz. Peki, biz kaybediyorsak kim kazanıyor? Milyarlarca lira vergi desteği alanlar kazanıyor. Hem milyarlar kazanıyorlar hem de vergi desteği alıyorlar. Normalde demokratik bir ülkede tam tersi olmaz mı? Ismarlama ihale alan 3-5 müteahhit kazanıyor.

Milyonlarca genç işsizken, ülkeden bir an önce gidip başka bir yerde yaşamını kurmaya çalışırken, çoklu maaş alan bürokratlar kazanıyor. Halka dolarlarınızı, eurolarınızı bozdurun diye çağrı yapıyorlar ama ihaleleri dolarla veriyorlar. İhaleyi dolarlarla alanlar kazanıyor. Savaştan beslenenler ve halk iradesini tanımayanlar, bu sömürü ve adaletsizlik düzeninin devam etsini isteyenlerdir. Lüks devam etsin, şatafat devam etsin, çoklu maaşlar devam etsin de emekçilere ve emeklilere ne olursa olsun yaklaşımı bugün Türkiye’de uygulanıyor.

İnşallah DEM gelecek devran dönecek. Bu gidişatı da tersine çevireceğiz. Biz DEM Parti olarak; her zaman gençlerden, kadınlardan, emekçilerden yana olduk ve onlar kazansın diye mücadele ettik ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Siyasetin normalleşmesi, sorunların diyalog zemininde çözülmesi ve devlet içindeki bu yeni paralel yapıların son bulması bu sefalet ortamının bitmesinin tek yoludur. Son üç ayda 425’ten fazla işçi katledilmiştir. Hayatını kaybetmiştir demiyorum. Gerekli olan güvenlik önlemleri ve güvenli çalışma ortamı sağlanmadığı için katledilmişlerdir.

Her gün kadınlar katlediliyor. Her yıl binlerce çocuk istismara maruz kalıyor. İnsanlar artık çöpten yiyecek toplamaya başladı. On binlerce genç evini terk etti. Büyük bir çürüme ile karşı karşıyayız. Buna son vermenin adıdır DEM Parti. Buna son vermenin mücadelesini veriyor DEM Parti. Biz bu büyük çürümeye son verme yolunda ortak, adil ve eşit yaşam inadımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Barış ve demokrasi mücadelesinden tek bir geri adım atmayacağız. Her evi, her sofrayı etkileyen bu ekonomik krize karşı acil alınması gereken önlemler ve atılması gereken adımlar var.

“Meclis’e 10 maddelik çağrımız var”

Bu kriz döneminde de DEM Parti’nin tek parolası krize karşı emekçileri ve halklarımızı korumak olacaktır. Halkı ve emekçileri korumak üzere Meclis’in irade göstermesi için acil yerine getirilmesi gereken hususlara ilişkin 10 maddelik bir çağrı yapmak istiyoruz huzurlarınızda:

1- Asgari ücreti her ay sendikaların belirlemiş olduğu yoksulluk sınırının yarısına eşitleyelim. Gelin, asgari ücreti 3 ayda bir güncelleyelim.

2- En düşük emekli maaşını asgari ücret seviyesine çıkaralım, Kademeli Emeklilik Sistemi ile sosyal adaleti sağlayalım.

3- Esnafa ucuz kredi imkanı sağlayıp sigorta primlerinde kolaylık sağlayalım ki istihdama katkı sunulsun.

4- Küçük esnafın 100 bin liraya kadar olan borçlarını silelim. Milyar dolar kazananlara vergi muafiyeti sağlayanlar ve borçlarını silenler, esnafın 100 bin liraya kadar olan borçlarını gayet rahat silebilir.

5- Vergi adaleti için çok kazanandan çok, az kazanandan az vergi alacak düzenlemeler yapalım. Vergi muafiyeti ve istisnalarına artık son verelim.

6- Çiftçilerin temel gider kalemlerinden olan mazot, gübre, elektrik gibi girdilerin ucuza teminini sağlayarak üretimi teşvik edelim. Çiftçiye destek sağlamadığınız zaman dışarıdan ithal bir ekonomik anlayışa mahkum kalıyorsunuz. Gelin, küçük çiftçilerin 10 bine kadar olan borçlarını silelim.

7- Bireysel borçlanma sorununu ortadan kaldırmak için, hane geliri 50 bin liranın altında olan vatandaşların ihtiyaç ve bireysel borçlarının faizlerini silip borçlarını yeniden yapılandıralım.

8- KPSS kapsamında hemen engelli 20 bin kişinin işe alımını gerçekleştirelim. Kamuda engelli istihdam kotasını yüzde 6’ya yükseltelim.

9- Gençlere temel gelir desteği sağlayalım. Öğrencilerin burslarını insani şartlarda eğitim görebilecekleri bir seviyeye yükseltelim. Geçim sıkıntısı çekmeyecekleri olanakları gençlerimiz için yaratalım.

10- Barınamayan öğrenciler için bir atılım başlatarak öğrencilerin barınma sorununu tarihe gömelim.

Şimdi size soruyorum; bu 10 maddenin hangisi Meclis’ten geçmez, çok mu zor bunlar? İşte bu 10 maddeyi dahi geçirseler emekliler, emekçiler, öğrenciler, gençler, çiftçiler, küçük esnaf nefes alacak. Ama maalesef bunu bile yapmayanlar, sonra çıkıp emekçilerin, gençlerin, köylülerin dostu olduğunu söylüyor. Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte biz bu 10 maddeyi Genel Kurulda da sahada da her yerde dile getirerek Meclis’in adım atması için de kararlılıkla mücadele edeceğiz.

Yarın 1 Mayıs. Yüzlerce yıllık emeğimizle ve çabamızla 1 Mayıs’ı hem devletlere hem sermayeye kabul ettirdik. İşçilerin bayramıdır 1 Mayıs. İşçilerin ve emekçilerin bayramını bu vesileyle kutluyorum. Biz 8 Mart ruhunu nasıl Newroz coşkusuyla birleştirdiysek, Newroz’da sahaya çıkan milyonların gücünü nasıl 31 Mart’ta başarıya dönüştürdüysek, şimdi de 31 Mart’ta elde ettiğimiz başarıyı 1 Mayıs alanlarına taşıyarak işçinin ve emekçinin gücünü göstereceğiz. Baskının, açlık ve sömürünün kol gezdiği bir dönemde 1 Mayıs bizler için 31 Mart’ta aldığımız değişim mesajını zafere ulaştırmanın dönüm noktası olacaktır.

1 Mayıs’ta bir kez daha milyonlarla bir araya gelerek mücadelemizin gücünü gösterme zamanıdır. DEM Parti olarak bizler emeğin ve özgürlüğün ülkesini kurmak için uğraşıyoruz. DEM Parti; emekçilerin partisidir, mültecilerin partisidir, kimliği yok sayılanların partisidir. DEM Parti; maden ocaklarında karın tokluğuna çalışanların, tekstil atölyelerinde hayata tutunmaya çalışanların sesi sözüdür. DEM Parti; Kürt’ün, Türk’ün Arap’ın, Ermeni’nin ve burada adını sayamadığım bütün hakların ve inançların partisidir, güvencesidir. DEM Parti, haksız ve hukuksuz yere içeride olan tutsakların haykırışıdır. DEM Parti, işçi sınıfı ile Kürt halkının hak arama mücadelelerini birleştirdiği bir mevzidir. DEM Parti; 1 Mayıs’tır, 8 Marttır, Newroz’dur.

Bizim için Newroz da 1 Mayıs da aynı mücadeledir, Kürt halkının direnişi ile 1 Mayıs’ın devrimci ruhu kardeştir. Emeği sömürülen ve katledilen işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, ezilenlerin sesi ve umudu olmak için DEM Parti Eş Genel Başkanları olarak biz de yarın Van ve İstanbul’da alanlarda olacağız. Yarın ben İstanbul’daki emekçilerle dayanışmak için, omuz omuza vermek için Taksim’de olacağım. Bu vesileyle tüm işçileri, emekçileri, kamu emekçilerini, kadınları, gençleri, partimize gönül vermiş herkesi 1 Mayıs’ta Taksim’de işçilerle ve emekçilerle dayanışmaya çağırıyorum.

Bugün aramızda KHK’yle işten atılmış Nejla Demirci arkadaşımız var. KHK ile işten atılan emekçilerin de 1 Mayıs bayramını kutluyorum. Onların mücadelesinin takipçisi olduğumuzu, birlikte olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyorum. Necla Demirci arkadaşımız aynı zamanda “Kanun Hükmü” belgeselinin yönetmenidir. Belki izlediniz, gerçi nereden izleyeceksiniz hep yasaklanıyor. Sizleri Kanun Hükmü’nü izlemeye davet ediyorum. Yarın akşam Ankara’da bütün arkadaşlarımızı izlemeye davet ediyorum. Bijî 1ê Gulanê, Yaşasın 1 Mayıs.

Son olarak da biliyorsunuz Hilvan’da belediyeyi kazanmıştık ama çeşitli oyunlarla oradaki seçimi iptal ettirdiler. 2 Haziran’da seçim yenilecek. Buradan onurlu Hilvan halkına seslenmek istiyorum. Hilvan, hak arama mücadelesinin verildiği ilk topraklardandır. Hilvan halkını 7’den 70’e bu haksız ve hukuksuzluğa karşı DEM Parti çalışmalarına katılmaya, DEM Parti’nin tekrar belediyeyi alması için çalışmaya çağırıyorum. Biz de Hilvan’da olacağız. Merkezimizle, milletvekillerimizle, demokratik kitle örgütleriyle, aydınlarla birlikte bu haksızlığı ve hukuksuzluğu büyük bir farkla Hilvan’da kapatarak belediyeyi halkın evi haline getireceğiz diyoruz.

Amedspor, sadece bizim değil Türkiye emekçilerinin, halklarının, gençlerin takımı. Türkiye’de sanırım son verilere göre taraftarı en fazla olan üçüncü takımmış Amedspor. Yani demek ki köklü takımlara rağmen bu kadar çok taraftarı var, seveni var. Amedspor’un şampiyonluğunu kutluyoruz, hayırlı olsun. İnşallah önümüzdeki yıl bu salonlarda birinci lige çıkmasını hep birlikte kutlarız. Batman Petrolspor’a da başarılar diliyoruz, kutluyoruz. Onlar da çok üstün bir başarı ortaya koydular. Tabii Vanspor da daha bitmedi. Vanspor’un da eleme grubundan çıkarak Van’a yakışır bir sonuçla bir üst lige yükselmesini bekliyoruz. Bu temennilerle hepinizin 1 Mayıs’ı kutlu olsun. Hepimize başarılar.”

Paylaşın

Tek Kişinin Yaşam Maliyeti Aylık 23 Bin Liraya Dayandı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 17 bin 725 lira, açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan yani yoksulluk sınırı 57 bin 736 liraya yükseldi.

Haber Merkezi / Ayrıca tek kişinin yaşama maliyeti ise aylık 22 bin 991,90 liraya yükseldi.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), açlık ve yoksulluk sınırı araştırmasının nisan ayı sonuçlarını açıkladı. Açıklamada öne çıkan bölümler şöyle:

“Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 17.725,19 TL’ye, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 57.736,78 TL’ye, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 22.991,90 TL’ye yükseldi.

Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 5,55 oranında gerçekleşirken, dört aylık değişim oranı yüzde 22,81 oldu. Son on iki ay itibariyle değişim oranı ise yüzde 74,88 olarak hesaplandı.

Süt, yoğurt, peynir grubunda; peynir fiyatında artış tespit edilirken, süt fiyatında markalar arası birbirini takip eden fiyat ayarlamaları olmasına rağmen ortalamada fiyat değişmedi. Yoğurt fiyatlarının da geçen ay ile aynı seviyede olduğu tespit edildi.

Et fiyatlarındaki artış çalışanların alım gücünü düşürmeye devam ediyor. Dana eti geçen aya göre 52 TL artış göstererek ortalama 523 TL’den, kuzu eti ise ortalama 734 TL’den satılmakta. Mevsimi bitmekte olan balık fiyatları artarken yumurta fiyatında düşüş tespit edildi. Tavuk kilogram fiyatı ortalamada 10 TL arttı.

Kuru baklagiller grubunda nohut ve yeşil mercimek fiyatlarında artış, kırmızı mercimek ve kuru fasulye fiyatlarında ise kısmi bir düşüş tespit edildi.

Yaş sebze fiyatlarındaki gerileme mutfak harcamasını biraz da olsa rahatlattı. Fakat yaş meyve çeşitliliği tezgâhlarda artarken gözlemlenen fahiş fiyatlar aile bütçesini olumsuz etkilemektedir. Yeri giderek azalan ıspanak, lahana gibi sebzelerin fiyatlarında düşüş gerçekleşirken patates ve soğan fiyatlarında geçen aya göre artış tespit edildi.

Meyve fiyatlarında hesaplamaya dâhil edilmeyen kayısı, nektarin gibi ürünlerin tezgâh etiketleri 200 TL’yi buldu. Çilek, çağla gibi ürünlerin ise geçen aya göre nispeten ucuzladığı tespit edildi. Ortalama sebze kg fiyatı 28,81 TL, ortalama meyve kg fiyatı 46,50 TL oldu. Ortalama meyve-sebze kg fiyatı 32,21 TL olarak tespit edildi.

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur, irmik gibi ürünlerin bulunduğu grupta; Ekmek fiyatı değişmedi. Tahıl ürünlerinin bulunduğu bu grupta market ve marka bazlı fiyat ayarlamaları gözlemlenmiş olup değişen fiyatların ortalamayı değiştirmediği tespit edilmiştir.

Temel yağ ürünlerinin bulunduğu grupta geçen aya göre zeytinyağı ve tereyağının kilogram fiyatında artış tespit edilmiştir. Ayçiçek yağının kilogram fiyatında ciddi bir değişiklik görülmedi. Bu ay siyah zeytin fiyatında artış yeşil zeytinde ise kısmi bir düşüş gözlemlendi. Yağlı tohumların fiyatında ceviz, fındık, fıstık gibi ürünlerin fiyatı değişmezken ay çekirdeğinin fiyatı arttı. Şeker, bal ve pekmez fiyatları da bu ay artış gösterdi.

Bu üç ürün içerisinde en fazla artış geçen ay olduğu gibi bu ayda ortalama fiyatında 11 TL artan pekmez oldu. Baharat ürünlerinde bazı aktarlarda indirim yapılmış olduğu tespit edilmiş olmasına rağmen ortalama fiyatlar yine artış gösterdi. Tuz fiyatında nispeten bir değişiklik görülmedi. Aynı şekilde çay fiyatında da bir değişiklik tespit edilmedi. Ihlamurun fiyatı düştü. Reçel ve salça fiyatında da kısmi bir düşüş meydana geldi.”

Paylaşın

TBMM’de “Yeni Anayasa” Görüşmesi: Özel’den “Önce Anayasa’ya Uyun” Mesajı

 “Yeni anayasa” görüşmeleri kapsamında CHP Lideri Özgür Özel ile bir araya gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, “Toplumsal mutabakatla yeni anayasanın çıkmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / CHP lideri Özgür Özel ise mevcut Anayasa’ya uyun mesajı vererek, “Vatandaşın söylediği anayasa tartışmaları daha önce de yaşandı siyasetin üstüne sis olup, diğer sorunları görünmez kılınıyorsa bu olmaz. Anayasaya uyulmuyorsa yeni anayasa yapsanız ne olur yapmasanız ne olur” dedi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, yeni Anayasa için siyasi parti ziyaretlerine bugün başladı. Kurtulmuş, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i Meclis’te ziyaret etti. Ziyaret sonrası Kurtulmuş ve Özel basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

Kurtulmuş, açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Parlamentoda oluşabilecek en yüksek konsensusla, toplumsal mutabakatla yeni anayasanın çıkmasını istiyoruz. Yine bir başka kural ise partilerin anayasaları olmaz anayasa teklifleri olur. Mayıs ayının sonuna kadar bu işin usulüne ilişkin değerlendirme almak isteriz. Belki yaz aylarında görüşlerini olgunlaştırarak, önümüzdeki seni müzakere ortamı başlar ve sonrasında da usulüne uygun bu süreçleri götürdüğümüz sürece sonuç alabileceğimizi düşünüyor.

Çok sayıda partinin var olması Türkiye’nin demokratik zeminin güçlendirmesi açısından önemlidir. Anayasa kararını Meclis verecektir. Bu Meclis kurucu Meclis değildir söylemlerinin demokratik olmadığını ifade etmek istiyorum. Milletvekilli oyları anayasa ya yapılacak ya da yapılamayacak. Meclis’te oluşacak komisyonun yöntemi şeklini partilerle uzlaşıp görüşüleceğiz. Bu süreç içinde yapıcı bir diyaloğu tüm partilerle yürüterek, sonuç almayı hedefliyoruz.”

“Anayasa’ya uyacaksak değiştirelim”

Kurtulmuş’un ardından konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Sayın Meclis Başkanımızı bugün ağırladık. Ben kendisini Meclis Başkanlığına aday olduğu günden itibaren, diyaloğa açık tutumundan dolayı her zaman görüşebileceğimizi, her konuyu görüşebileceğimiz söylemiştim. Bugün de bir ziyaret yaparak bizlerle görüşlerini paylaştı” ifadelerini kullandı.

“Kendisi açık bir müzakere ortamı olması gerektiğini söylemişti” diyen Özel, “Biz 31 Mart seçimlerinden Türkiye’nin birinci partisi olarak çıktık. Sorumluluğunun farkında olan bir partiyiz. Siyaset halkın gündemine duyarsız olamaz. Bugün insanların yoksulluk, açlık, işsizlik, güvencesizlik gibi üst düzeyde beklentileri varken yeni bir anayasa beklentisi toplumun taleplerinin neresindedir, onu bir tartmak lazım” şeklinde konuştu. Özel, şunları söyledi:

“Prensip olarak ben partinin Genel Başkanı olsam da partinin yetkili kurullarında bir konuyu değerlendirmeden, doğrudan bir cevap vermeyi CHP’nin olmazsa olmaz parti içi demokrasi anlayışına ve kendimizin yönetim anlayışına uygun görmem. Sayın Başkanın bugün yaptığı değerlendirmeleri, başta MYK olmak üzere partinin yetkili organları ve grubumuzla değerlendireceğiz. Ancak şunu ifade etmek isterim, Sayın Başkana da söyledim.

Bir şeyin yenisini teklif ediyorsak, örneğin yeni bir elbise alalım, giyeceksek alalım. Giymemek üzere yeni elbise alınır mı? Biz anayasaya uyacaksak, anayasayı değiştirelim. En iyisini yapalım, sonra yine uymayalım. Geçen sefer de iyisini yaptınız. Bu sözümün başkana ait olmadığını herkes bilsin. Geçen sefer de iyisi yapıldı ama yapılan o anayasaya uyulmadı. Uyulmuyor. Bir yeni anayasa konuşurken bir kere mevcut anayasaya tam uyum beklemek bizim hakkımızdır. Bu konudaki hassasiyetlerimizi ilettik.

Vatandaşın sorunları ile ilgili de söyleyeceğim şudur. Anayasa tartışmaları daha önce de yaşandı. Siyasetin üzerine bir sis olarak çöküp de diğer meseleleri görünmez kılıyorsa, burada vatandaşın menfaati olmaz. Bugün sorun yoksulluk, işsizlik ve yüksek enflasyon, artan fiyatlar, insanları yoksullaşmasıyken biz anayasa konuşup, bir sis indirip, bu sorunları görünmez kılıyorsak, biz vatandaşın mesajını alamamış oluruz.

O açıdan Sayın Erdoğan ile yapacağımız görüşme de benim önem atfettiğim görüşmedir. Eğer bir şeyin yenisini alacaksak, kullanacaksak alınır. Anayasa yapacaksak, uyacaksak yapılır. Anayasaya uyulmuyorken yeni anayasa yapsanız ne olur, yapmasanız ne olur? Bu hassasiyetlerimizi Sayın Başkana ben de açıklıkla ifade ettim. Burası parlamento, konuşulan yerdir. Siyasiler el sıkışmazsa, siyaset düşmanları, demokrasi düşmanları el ovuşturmaya başlar.

O yüzden el sıkışılacak, müzakere edilecek ama sorumlu olduklarımız kitleler için de müzakere edilecek. Bizim anlayışımız bu. O açıdan, bugün Sayın Başkan sizin de önünüzde, içeride de el sıkıştık. Bu el sıkışma demokrasiye inananların yapması gereken bir şey. Biz el sıkışmadıkça demokrasi düşmanları ellerini ovuştururlar, onlara gün doğar. Siyasi tarihimiz bunların bedelleri ile doludur. O açıdan bu diyalog zeminini önemsediğimizi de ifade etmek isterim.”

Paylaşın

Şimşek’ten Dış Ticaret Açığı Yorumu: Programımız Çalışıyor

Mart ayı dış ticaret verilerini değerlendiren Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yıllık dış ticaret açığındaki iyileşme eğiliminin sekiz aydır kesintisiz devam ettiğini belirterek “Programımız çalışıyor…” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu ile Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle genel ticaret sistemi kapsamında üretilen geçici dış ticaret verilerine göre; ihracat 2024 yılı Mart ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,1 azalarak 22 milyar 571 milyon dolar, ithalat yüzde 6,3 azalarak 29 milyar 912 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Genel ticaret sistemine göre ihracat 2024 yılı Ocak-Mart döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,6 artarak 63 milyar 603 milyon dolar, ithalat yüzde 12,8 azalarak 83 milyar 945 milyon dolar olarak gerçekleşti.

Mart ayında dış ticaret açığı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 12,4 azalarak 8 milyar 379 milyon dolardan, 7 milyar 341 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Mart ayında yüzde 73,8 iken, 2024 Mart ayında yüzde 75,5’e yükseldi.

Ocak-Mart döneminde dış ticaret açığı yüzde 41,5 azalarak 34 milyar 799 milyon dolardan, 20 milyar 343 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2023 Ocak-Mart döneminde yüzde 63,8 iken, 2024 yılının aynı döneminde yüzde 75,8’e yükseldi.

“Programımız çalışıyor…”

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Mart ayı dış ticaret verilerini değerlendirdi. Şimşek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda yıllık dış ticaret açığındaki iyileşme eğiliminin sekiz aydır kesintisiz devam ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Programımız çalışıyor… Martta yıllık dış ticaret açığı önceki yılın aynı ayına göre 26 milyar dolar iyileşerek 92 milyar dolara geriledi. 2024 yılı ilk çeyreğinde yıllık mal ihracatı 257,6 milyar dolara, turizm gelirleri ise 56,3 milyar dolara ulaştı.

Salgın sonrası yeniden şekillenen tedarik zincirleri, stratejik rekabet ve küresel ticarette parçalanma; dost ve yakın ülkelerden tedarik eğilimini artıyor. Stratejik konumuyla Türkiye bu eğilimlerden en olumlu etkilenen ülkelerdendir. Verimliliği artıracak yapısal reformlarla küresel ticaretteki yerimizi daha da güçlendireceğiz.” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Merkez Bankası Başkanı: Sıkı Para Politikası Sürecek

Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, “Enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşunu sıkılaştıracağız.”

Karahan, “Para politikasını enflasyonu önce tek haneli rakamlara, orta vadede ise yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirlemeye devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, TCMB 92. hesap dönemi olağan genel kurul toplantısında konuştu. Fatih Karahan’ın konuşması şöyle:

“Cumhuriyetimizin 100. yılını gururla kutladığımız 2023 yılı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB), toplumsal refaha en büyük katkıyı fiyat istikrarını sağlayarak sunacağının bilinciyle faaliyetlerini yürüttüğü ve bu yönde kararlı adımlar attığı bir yıl olmuştur.

Genel Kurul’da görüşeceğimiz gündem maddelerine geçmeden önce 2023 yılından bu yana makroekonomik gelişmelere dair değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmak ve uygulamakta olduğumuz para politikası hakkında bilgi vermek istiyorum. Konuşmamın son bölümünde ise kısaca 2023 yılı faaliyetlerimize değineceğim.

2023 yılı küresel iktisadi faaliyetin zayıf seyrettiği bir yıl olmuştur. Özellikle ihracat yaptığımız ülkelerde kademeli olarak azalan büyüme oranları, 2023 yılında da gerilemesini sürdürmüştür. Küresel enflasyon ise bir önceki yılda ulaştığı yüksek seviyelere kıyasla belirgin şekilde gerilemekle birlikte, merkez bankalarının hedeflerinin üzerinde kalmayı sürdürmüştür. Bu dönemde enflasyonun hedefin üzerinde seyrettiği ülkelerde parasal sıkılaştırma devam etmiştir.

Ülkemizde ise 2023 yılının ilk yarısında iç talep kaynaklı güçlü seyreden iktisadi faaliyet, yılın ikinci yarısında ivme kaybetse de gücünü korumuştur. Üretim tarafında hizmetler sektörü büyümenin temel sürükleyicisi olarak öne çıkmıştır. Sanayi sektörü deprem kaynaklı etkiler ve dış talepteki zayıf seyir nedeniyle yılın ilk yarısında büyümeye negatif katkı vermiş, ikinci yarıda ise katkısı pozitife dönmüştür.

Harcamalar tarafında nihai yurt içi talebin katkısı yüksek seviyesini korumakla birlikte, özel tüketim büyümesindeki yavaşlamanın da etkisiyle yılın ikinci yarısında gerilemiştir. Net ihracatımız ise küresel iktisadi faaliyetteki zayıf seyir nedeniyle yıl boyunca yıllık büyümeye negatif katkı vermiştir. Ancak sıkı para politikasının da etkisiyle ithalat yılın ikinci yarısında azalırken ihracatımız görece güçlü kalmıştır.

Cari işlemler dengesi 2023 yılında 45,4 milyar ABD doları açık vermiştir. Cari işlemler açığına en yüksek negatif katkı enerji dengesinden gelmiştir. Altın ve enerji hariç dış ticaret dengesi ise güçlü iç talebin de etkisiyle cari dengeye negatif katkı verirken, hizmet kalemlerinin cari dengeye pozitif katkısı artarak sürmüştür.

Yıllık tüketici enflasyonu, 2023 yılında yüzde 64,8 olarak gerçekleşmiştir. Enflasyon yılın ilk yarısında baz etkilerine ek olarak, döviz kurundaki yatay seyir, yabancı para cinsi ithalat fiyatlarındaki düşüş ve enerji sübvansiyonlarının etkisiyle gerilemiştir. Böylece, haziran ayında yıllık enflasyon yüzde 38,2 olmuştur. Parasal koşulların etkisiyle kredi büyümesinde gözlenen yüksek oranlı artışlar, ücret güncellemeleri ve hane halkına yapılan transferler yılın ilk yarısında enflasyon üzerinde talep yönlü etkileri belirgin hale getirmiştir.

Şubat ayında yaşadığımız depremler nedeniyle oluşan arz-talep dengesizlikleri ile yeniden inşa faaliyetlerinin kamu maliyesi üzerindeki kısa ve orta vadeli etkileri enflasyon üzerindeki baskıları artırmıştır. Bu gelişmeler, fiyatlama davranışlarını olumsuz etkileyerek, yılın ilk yarısında gerileyen enflasyonun ikinci yarıda artmasına zemin oluşturmuştur.

2023 yılının üçüncü çeyreğinde, yurt içi talepte süregelen güçlü seyrin birikimli etkileri, vergi ayarlamaları, döviz kuru gelişmeleri, ücret artışları, hizmet enflasyonundaki katılık ve ham petrol fiyatlarındaki ani yükseliş enflasyon dinamiklerinde etkili olmuştur.

Ayrıca birden fazla sayıda tarihsel olarak yüksek boyutlarda olan şokların bir arada gerçekleşmesi, bu şokların fiyatlara geçişini hızlandırarak üçüncü çeyrekte enflasyonun belirgin şekilde yükselmesine neden olmuştur. Bu gelişmeler çerçevesinde enflasyon, haziran-eylül ayları arasında 23,3 puan artarak yüzde 61,5 seviyesine ulaşmıştır. Yılın dördüncü çeyreğinde, ana eğilimdeki iyileşme ile tüketici fiyatları yıllık enflasyonu yılı yüzde 64,8 ile tamamlamıştır.

Yılın ilk yarısında yurt içi talepteki güçlü seyrin cari işlemler dengesine ve finansman koşullarına olumsuz yansımalarını özetlemiştim. Bu sürece uluslararası rezervlerdeki azalışın da eşlik etmesi finansal piyasalarda oynaklıkları artırarak fiyatlama davranışlarında belirgin bir bozulmaya yol açmıştı.

Bu gelişmeler karşısında, 2023 yılı haziran ayında, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için güçlü bir parasal sıkılaştırma sürecini başlattık. Bu çerçevede, yüzde 8,5 olan politika faizini, haziran ayında yüzde 15’e, temmuz ayında yüzde 17,5 ve ağustos ayında yüzde 25’e yükselterek parasal sıkılaştırma sürecinin enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar devam edeceği yönünde kamuoyu ile bir iletişim yaptık.

Enflasyonun yılın üçüncü çeyreğinde öngörülerimizin üzerinde gerçekleşmesi, hizmet fiyatlarındaki katılık ve enflasyon beklentilerindeki bozulmanın enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturmaya devam etmesi nedeniyle, eylül-aralık döneminde parasal sıkılaşmayı sürdürerek politika faizini yüzde 25’ten yüzde 42,5’e çıkardık.

Parasal sıkılaştırmayla eşanlı olarak, makroihtiyati çerçevede, piyasa mekanizmalarının işlevselliğini artıracak ve makro finansal istikrarı güçlendirecek şekilde sadeleşme sürecini yürüttük. Bu süreci ayrıca, seçici kredi ve miktarsal sıkılaştırma adımları ile de destekledik. Özetle, haziran-aralık döneminde politika faizini toplamda 34 puan artırarak yüzde 8,5 düzeyinden yüzde 42,5’e yükselttik.

2024 yılı ocak ayına geldiğimizde enflasyon beklentileri ve fiyatlama davranışlarında başlayan dengelenmenin devam ettiğini değerlendirerek politika faizini yüzde 45’e yükselttik, şubat ayında ise parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini ve parasal aktarımı destekleyen diğer politika adımlarını da göz önünde bulundurarak sabit tuttuk.

Ancak, şubat ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, hizmet enflasyonu öncülüğünde, öngörülenden yüksek gerçekleşti. Enflasyon üzerindeki riskler ve enflasyon görünümündeki bozulmayı dikkate alarak mart ayında politika faizini 5 puan artırarak yüzde 50 düzeyine yükselttik. Ayrıca, operasyonel çerçevede değişikliğe giderek, Merkez Bankası gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranlarının bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 300 baz puanlık bir marj ile belirlenmesine karar verdik.

Burada birkez daha vurgulamak isterim ki, bu değişiklik, faiz oranlarının geldiği yüksek seviye göz önünde bulundurularak yapılan teknik bir düzeltmedir. Bir diğer ifade ile, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını temel politika faizi olarak kullanmaya devam edeceğiz.

Mart ayında aylık enflasyonun ana eğilimi, devam eden zayıflamaya rağmen öngörülerimizden yüksek gerçekleşti. Tüketim malı ve altın ithalatındaki seyir cari dengedeki iyileşmeye katkı verirken, yakın döneme ilişkin diğer göstergeler yurt içi talepte direncin sürdüğüne işaret etti. Diğer taraftan, mart ayındaki politika adımlarımızın etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaştı.

Yaptığımız parasal sıkılaştırmanın krediler ve iç talep üzerindeki etkilerini yakından izliyoruz. Bu doğrultuda, Nisan ayı toplantımızda parasal sıkılaştırmanın gecikmeli etkilerini de göz önünde bulundurarak politika faizini sabit tutmakla birlikte, enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşumuzu koruduğumuzun altını çizmek isterim.

Haziran ayından bu yana uygulamakta olduğumuz parasal sıkılaştırmanın etkileri finansal koşullar üzerinde gözlenmiş, kısmen talep koşullarına da yansımıştır. 2023 yılının ikinci yarısında dış finansman koşullarında belirgin bir iyileşme, rezervlerde artış, cari dengede iyileşme, Türk lirası mevduat payında yükselme ve Türk lirası varlıklara talepte güçlenme görülmüştür. Tüm bu gelişmeler Türk lirasında istikrarlı seyre ve para politikasının etkinliğine katkıda bulunmuştur.

Parasal sıkılaşmanın da desteğiyle 12 ve 24 ay sonrası enflasyon beklentilerinde eylül ayı itibarıyla başlayan iyileşmenin devam ettiğini, yıl sonu enflasyon beklentilerinin ise halen Enflasyon Raporlarında paylaştığımız tahminlerimizin üzerinde olduğunu görmekteyiz.

Sadeleşme kapsamında, attığımız kararlı adımların etkilerini, piyasa mekanizmasının işlevselliğinin artması ve parasal aktarım mekanizmasının güçlenmesi şeklinde gözlemlemekteyiz. Bu süreçte, finansal sistemde Türk lirası mevduatın payı artarken kur korumalı ve döviz cinsi mevduatın payının gerilemesi, finansal istikrarın yanında parasal aktarımı da güçlendirmektedir.

Bankacılık sisteminin aracılık fonksiyonunu azami etkinlikte yerine getirebilmesi, dezenflasyon sürecinin başarılı bir şekilde gerçekleşebilmesi için ön koşuldur. Bu çerçevede, bir taraftan sadeleşme adımları uygularken, diğer taraftan kredi büyümesi ve mevduat faizinde öngörülenin dışında gelişmeler olması durumunda parasal aktarım mekanizmasını destekleyecek adımlar atıyoruz.

Uyguladığımız parasal ve miktarsal sıkılaştırıcı adımların etkisi ile mart ayından bu yana belirgin şekilde yavaşlayan toplam kredi büyümesinin yurt içi talepteki dirençli seyri zayıflatmasını bekliyoruz. Böylece iç talepte dengelenme ile birlikte sağlıklı bir dezenflasyon sürecine gireceğimizi değerlendiriyoruz.

Aylık fiyat gelişmelerini yakından takip ediyoruz. Aylık enflasyonun ana eğiliminde belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanıp, enflasyon beklentileri öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz.

Enflasyon görünümünde belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise para politikası duruşunu sıkılaştıracağız. Para politikasındaki kararlı duruşumuzun; yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerinde düzelme vasıtası ile aylık enflasyonun ana eğilimini düşüreceği ve dezenflasyonun 2024 yılının ikinci yarısında tesis edileceğini öngörmekteyiz.

Konuşmamın son bölümünde 2023 yılındaki bazı önemli faaliyetlerimizi özetlemek istiyorum. Konuşmamın önceki bölümünde detaylı olarak açıkladığım üzere, dezenflasyonun en kısa sürede tesisi, enflasyon beklentilerinin çıpalanması ve fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın kontrol altına alınması için 2023 yılının ikinci yarısından itibaren güçlü bir parasal sıkılaştırma yaptık.

Ancak, para politikaları uygulamalarımız kadar bu politikaların etkin iletişimi ve diğer paydaşlarla eşgüdümü de büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede, fiyat istikrarını sağlama temel amacımız doğrultusunda aldığımız politika kararlarını tüm paydaşlara anlatmak ve etkin bir beklenti yönetimi sağlamak üzere yalın, şeffaf ve çift yönlü bir iletişim politikası yürüttük.

2023 yılında teknolojik ve finansal altyapıyı daha yoğun ve etkin kullanmaya yönelik adımlar attık. Bunlardan bazılarına kısaca değinmek istiyorum. Nakit işlemlerinde bilişim altyapısını güçlendirdik. Yaptığımız teknolojik yatırımlarla günlük banknot işleme kapasitemizi artırdık.

Bilişim teknolojileri alanında, üstün teknolojik altyapı vizyonumuzla uyumlu olarak ihtiyaç duyulan sistemlerin oluşturulmasına ve bu sistemlerin güvenliği ile sürekliliğinin sağlanmasına yönelik çalışmalarımıza 2023 yılında da devam ettik.

FAST sistemine gösterilen yoğun ilgi ve ödemeler ekosisteminin dinamik gereksinimlerini göz önünde bulundurarak para transferlerinde FAST işlem tutar limitlerini yükselttik. Dijital Türk Lirası Projesi’nin birinci faz çalışmaları kapsamında elde edilen bulguları geniş kapsamlı bir değerlendirme raporu ile paylaştık.

Bir kez daha vurgulamak isterim ki, TCMB’nin temel amacı ve önceliği fiyat istikrarını sağlamaktır. Para politikasını bu amaç doğrultusunda, enflasyonu önce tek haneli rakamlara, orta vadede ise yüzde 5 hedefine ulaştıracak parasal ve finansal koşulları sağlayacak şekilde belirlemeye devam edeceğiz.”

Paylaşın