Çatışmalarda Sivil Kayıplar Yüzde 70’den Fazla Arttı

Birleşmiş Milletler yetkilisi Volker Türk, “Veriler sivil ölümlerin yüzde 72 artığını gösteriyor” dedi. Türk, çatışmalarda ölen kadın sayısının iki katına, çocuk sayısının ise üç katına çıktığını söyledi.

Dünyanın dört bir yanındaki insani yardım faaliyetleri için ihtiyaç duyulan kaynak ile toplanan fon arasında 40,8 milyar dolarlık büyük bir açık olduğunu söyleyen Volker Türk, diğer taraftan 2023’te askeri harcamaların 2,5 trilyon dolara ulaştığına dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, silahlı çatışmalar sırasında yaşanan sivil ölümlerde büyük bir artış olduğunu açıkladı. BM’nin 2023 yılına dair bulgularını paylaşan Türk, “Veriler sivil ölümlerin yüzde 72 artığını gösteriyor” dedi.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi toplantısının açılışında konuşan Türk, geçen sene çatışmalarda ölen kadın sayısının iki katına, çocuk sayısının ise üç katına çıktığını söyledi.

Ukrayna işgaline ek olarak 2023’ün ilk aylarında Sudan’da iç savaş patlak verdi. 7 Ekim’de Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısının ardından İsrail Gazze’ye askeri operasyon başlattı. Türk’ün aktardığına göre yoğun İsrail saldırıları sonucu sadece Gazze’de 7 Ekim’den beri 120 bin kişi ya öldü ya da yaralandı. Ayrıca, İsrail ordusunun Mayıs ayında Refah’a girmesiyle insani yardımları bölgeye ulaştırmak giderek zorlaşırken, yaklaşık 1 milyon Filistinli bir kez daha yerlerinden oldu.

Konuşmasında Türk, Batı Şeria’da kötüleşen duruma dair de uyarılarda bulundu. BM İnsan Hakları Komiseri özellikle Doğu Kudüs’te sivillerin hayatının zorlaştığına dikkat çekerek, 15 Haziran itibarıyla 133’ü çocuk 528 Filistinlinin İsrailli yerleşimciler veya güvenlik güçlerince “yasadışı biçimde” öldürüldüğünü aktardı.

Gazze savaşı yüzünden Lübnan’da yaşanan sivil kayıplarda da artış yaşandı. Türk’ün açıklamasına göre Ekim’den bu yana aralarında sağlık görevlileri ve gazetecilerin olduğu 401 Lübnanlı yaşamını yitirdi. Lübnan’da 90 bin, İsrail’in kuzeyinde ise 60 bin kişi çatışmalar yüzünden yerinden oldu.

Diğer bölgelerdeki çatışmalara da dikkat çeken Türk, “Suriye’de çatışmaların yoğunluğu önceki yıllara göre azalmış olsa da şiddetin sona ereceğine dair net bir işaret yok” dedi. Beşar Esad rejimi kontrolündeki hapishanelerde yaşanan ölümler ile mültecilerin geri dönmeleri halinde karşı karşıya oldukları işkence ve tutuklama gibi uygulamalara dikkat çekti.

Dünyanın dört bir yanındaki insani yardım faaliyetleri için ihtiyaç duyulan kaynak ile toplanan fon arasında 40,8 milyar dolarlık büyük bir açık olduğunu söyleyen Volker Türk, diğer taraftan 2023’te askeri harcamaların 2,5 trilyon dolara ulaştığına dikkat çekti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

“Türk Lirası’nda Kontrollü Değer Kaybı Olabilir”

Ekonomi yönetiminin Türk Lirası’nda kontrollü değer kaybına izin verebileceğini öngörülürken, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in Londra’da yatırımcı toplantılarına katılacağı duyuruldu.

Bir süredir istikrarlı seyreden Dolar/TL kurunda ılımlı da olsa yukarı yönlü bir ivme izlenirken, yabancı kurumlar TL’de kontrollü değer kaybı olabileceğine işaret ediyor.

Barclays analistleri yaz dönemi boyunca Türkiye’de ekonomi yönetiminin Türk lirasında değer kaybına izin verebileceğini öngördü. Analizde 2024 yılı boyunca Türkiye’de politika faizinin sabit tutulacağı beklentisi de paylaşıldı.

Barclays Türkiye ile ilgili daha önceki analizinde Türk bankalarının tahvilleriyle ilgili tavsiyesini yükselttiğini belirtmişti.

BloombergHT’nin aktardığına göre, analizde “Körfez bölgesi de dahil olmak üzere EEMEA’daki diğer banka tahvil piyasasına kıyasla Türkiye banka tahvillerini cazip görüyoruz” diyen Barclays Türk bankalarının perp tahvillerinde yüksek carry getirisine dikkat çekerek Akbank ve Yapı Kredi perp tahvillerinde alım önermişti.

Öte yandan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yurt dışındaki yatırımcı toplantılarını İngiltere’nin başkenti Londra ile sürdürüyor.

AA’nın Bakanlıktan edindiği bilgilere göre Şimşek, Ekim 2023’teki ziyaretinin ardından yeniden Londra’da yatırımcı toplantılarına katılacak. Şimşek’in 19 Haziran itibariyle başlayacak Londra temasları, Cuma gününe kadar devam edecek.

Yatırım bankaları JPMorgan, Deutsche Bank ve Dome Group tarafından organize edilen toplantılar kapsamında Şimşek, yüzlerce yatırımcıyla buluşacak. Şimşek, toplantılarda portföy yatırımcıları, başlıca küresel yatırım fonları ve kredi derecelendirme kuruluşları ile bir araya gelecek.

Ayrıca düşünce kuruluşu Chatham House’un Londra Konferansı’na katılıp, buradaki üst düzey katılımcılara Türkiye ekonomisindeki son dönem gelişmeleri ve ekonomi programını anlatacak.

Paylaşın

Fitch’ten Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 43

Fitch Ratings, Türkiye için 2024 yıl sonu enflasyon beklentisinin yüzde 43’e çekti. Kuruluş, enflasyonun 2025 yıl sonunda yüzde 23, 2026 yıl sonunda ise yüzde 18 olacağı tahmininde bulundu.

Fitch Ratings, bu yıl Türkiye için büyüme tahmininin yüzde 2,8’den yüzde 3,5’e çıkarırken, 2025’te yüzde 3 ve 2026’da yüzde 3,2 büyüme beklediğini kaydetti.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Küresel Ekonomik Görünüm Raporu’nun haziran sayısını “Para Politikası Yeni Bir Aşamaya Giriyor” başlığıyla yayımladı.

Gazete Pencere’nin aktardığına göre; Raporda Avrupa’da toparlanma ihtimaline olan güven arttığı, Çin’in ihracat sektörü canlandığı ve Çin dışındaki gelişmekte olan piyasalarda iç talep daha güçlü bir ivme gösterdiği için küresel büyüme tahminlerinin yukarı yönlü revize edildiği aktarıldı.

Dünya ekonomisinin büyüme tahmininin 2024 yılı için yüzde 2,4’ten yüzde 2,6’ya çıkarıldığı kaydedilen raporda, küresel ekonominin 2025 ve 2026’da her iki yılda da yüzde 2,4 büyümesinin beklendiği belirtildi.

Raporda, ABD ekonomisinin yavaşladığı ancak bunun kademeli olduğu ve ülke ekonomisi için büyüme tahmininin bu yıl için değiştirilmeyerek yüzde 2,1 seviyesinde bırakıldığı ifade edildi. ABD ekonomisinin 2025’te yüzde 1,5 ve 2026’da yüzde 1,6 büyümesinin beklendiği aktarıldı.

Euro Bölgesi ekonomisinin büyüme tahmininin ise bu yıl için yukarı yönlü revize edildiği belirtilen raporda, büyüme tahmininin 2024 yılı için yüzde 0,6’dan yüzde 0,8’e çıkarıldığı kaydedildi. Raporda, Euro Bölgesi ekonomisinin 2025’te yüzde 1,5 ve 2026’da yüzde 1,4 büyümesinin öngörüldü.

Raporda, Çin ekonomisinin de büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 4,5’ten yüzde 4,8’e yükseltildiği, ülke ekonomisinin 2025’te yüzde 4,5 ve 2026’da da yine yüzde 4,5 büyümesinin öngörüldüğü aktarıldı.

Merkez bankalarının artık para politikasını gevşetmeye yöneldiğine işaret edilen raporda, ancak enflasyonun “şaşırtıcı derecede” kalıcı olmaya devam ettiği ve küresel faiz oranlarının gelecek 12-18 ay boyunca “daha sığ” bir hızda düşmesinin beklendiği ifade edildi.

Raporda, küresel para politikası döngüsünün, faiz oranlarının yavaş ama yine de talebi kısıtlayacak seviyelere düşeceği yeni bir aşamaya girdiği aktarıldı.

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) bu yıl iki kez daha faiz indirimi yapmasının öngörüldüğü belirtilen raporda, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) eylül ayında faiz indirimine başlamasının ve aralık ayında bir faiz indirimi daha yapmasının beklendiği kaydedildi.

Raporda, merkez bankalarının özellikle yüksek hizmet enflasyonu ışığında para politikasını çok hızlı gevşetme konusunda temkinli davrandığı ifade edildi.

Türkiye için büyüme tahmini yüzde 3,5, enflasyon tahmini yüzde 43

Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmelere de yer verilen raporda, ekonominin bu yılın ilk çeyreğinde ihracattaki toparlanma, ithalattaki keskin düşüş ve güçlü olan iç talep nedeniyle tahminlerin üzerinde büyüdüğü aktarıldı.

Raporda, Türkiye ekonomisinin büyüme tahmininin bu yıl için yüzde 2,8’den yüzde 3,5’e çıkarıldığı belirtildi. Ekonominin 2025’te yüzde 3 ve 2026’da yüzde 3,2 büyümesinin beklendiği kaydedildi.

Daha sıkı para politikası, daha yavaş kredi büyümesi ve maliye politikasının beklenen sıkılaşmasının bu yıl enflasyonun düşürülmesine yardımcı olacağı, önemli baz etkileriyle de temmuz ayından itibaren yıllık oranın düşmesine katkıda bulunacağı belirtilen raporda yıl sonu enflasyon beklentisinin 2024 için yüzde 43, 2025 için yüzde 23 ve 2026 için 18 olduğu ifade edildi.

Paylaşın

20’den Fazla NATO Üyesi Ülke Savunma Harcamalarını Artırdı

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Washington’da yaptığı açıklamada, ittifaktaki 20’den fazla ülkenin NATO’nun yönergelerini karşılamak için savunma harcamalarını artırdığını söyledi.

NATO’nun verilerine göre, Türkiye’nin bu yıl GSYİH’nin yüzde 2,09’una karşılık gelen kaynağı savunmaya ayırması bekleniyor. Türkiye’nin askeri harcamalarının yüzde 34,2’sini donanım/ekipman yatırımlarının oluşturacağı tahmin edildi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından giderek daha fazla NATO üyesi, silah harcamalarına bütçeden ayırdığı payı daha önce olmadığı kadar artırıyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, bu yıl İttifak’ın 32 üyesinden 23’ünün yüzde 2 harcama hedefini tutturacağını açıkladı. Şubat ayında yapılan ilk değerlendirmede bu hedefe erişmesi beklenen ülke sayısı 18’di.

Sovyetler Birliği’nin 1991’de çöküşünün ardından Avrupa genelinde savunma harcamaların düşüş görülmüştü.

Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhak etmesinin ardından NATO üyeleri, gayri safi yurt içi hasılalarının (GSYİH) en az yüzde 2’sini savunmaya ayırmakta uzlaşmıştı. Ancak bu hedefe şu ana kadar çok az ülke tarafından erişilebildi.

Örneğin Almanya bu yıl ilk kez yüzde 2 sınırına ulaşacak. Ukrayna savaşının ardından ordusunu modernleştirmek için harekete geçen Almanya’da GSYİH’nın yüzde 2,12’sinin savunmaya harcanacağı hesaplandı.

Bütçesinden savunmaya en çok pay ayıran ülke Rusya’nın müttefiki Belarus’a komşu Polonya oldu. Polonya’da GSYİH’nin yüzde 4,12’si savunmaya ayrıldı. Onu yüzde 3,43’le Rusya’ya sınır Estonya izledi.

NATO’nun en büyük ordusuna sahip ABD, ekonomik büyüklüğünün yüzde 3,38’sini askeriyenin kullanımına verdi. ABD’nin sadece bu yıl savunmaya ayırdığı bütçe, 968 milyar dolarla diğer 31 NATO üyesinin tamamının toplamından iki kat fazla oldu.

NATO’nun verilerine göre, Türkiye’nin ise bu yıl GSYİH’nin yüzde 2,09’una karşılık gelen kaynağı savunmaya ayırması bekleniyor. Türkiye’nin askeri harcamalarının yüzde 34,2’sini donanım/ekipman yatırımlarının oluşturacağı tahmin edildi.

İttifak hedefine en uzak kalan ülkeler GSYİH yüzde 1,3’üne ulaşamayan İspanya, Slovenya ve Lüksemburg oldu. G7 ülkeleri Kanada ve İtalya da harcama hedeflerini tutturamadı.

Eski ABD Başkanı Donald Trump görevdeyken harcama hedeflerine ulaşılabilmesi için ülkelere baskı yapmış, geride kalanları açıkça eleştirmişti.

Kasım ayında yapılacak seçimlerle Beyaz Saray’a dönmeyi uman Trump, halihazırda yürüttüğü kampanya sırasında da yüzde 2 ısrarını sürdürüyor. Trump, savunmaya yeterince para harcamayan İttifak üyelerine, olası Rusya saldırısı durumunda destek vermeyeceğini söyledi.

Ülkelerin artan savunma harcamalarının en büyük yararlanıcısı Amerikan şirketleri oluyor. Özellikle ABD’li Lockheed Martin şirketi Ukrayna işgalinin ardından birçok ülkeden yeni F-35 ve F-16 savaş uçağı siparişleri aldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Doğalgaz Ve Elektrik Zammı Kapıda!

14 Mayıs 2023’te yapılan “Genel Seçimler” ve 31 Mart’ta yapılan “Yerel Seçimler” döneminde ertelenen zamlar, bir bir ürünlere yansıtılmaya devam ediyor. Son olarak elektrik ve doğalgaza yüksek oranlı zam yapılması gündemde.

Elektrik fiyatları bir önceki yerel seçimlerin yapıldığı 2019 yılı ile genel seçimlerin yapıldığı 2023 arasında konutlarda ilk kademe tüketimde yüzde 222,7 oranında zam geldi. BOTAŞ ise doğalgaz fiyatlarını konutlarda yüzde 358,4 artırdı.

BirGün’den Havva Gümüşkaya’nın aktardığına göre, 2019-2023 yılları arasında tüketici fiyat endeksindeki artışın yüzde 211,8 olduğu düşünüldüğünde iktidar seçimsiz dönemlerde yaptığı zamlar TÜFE artış oranından daha yüksek oldu.

Seçim yılı 2023’ün ilk dört ayında doğalgaz konut ve 1.kademe satış fiyatları sabit kalırken, Şubat, Mart ve Nisan aylarında yapılan üç indirimle, 2.kademe işyerlerine yüzde 40,1, elektrik santrallarına yüzde 44,4 indirim yapıldı. Nisan 2023’de bütün konut tüketicilerine doğalgaz bedava temin edildi, 2024 Mayıs sonuna kadar konut tüketicilerinin aylık 25 m3 gaz tüketimi ücretsiz oldu.

Halkın faturası katlanırken şirketlere milyar dolarlar akmaya devam etti. Makina Mühendisleri Odası Enerji Çalışma Grubu’nun hesaplamalarına göre şirketlere, elektrik enerjisi üretimi alanında, 2018- 2023 döneminde 19,75 milyar dolar destek sağlandı.

Özel sektöre ait akarsu HES, rüzgâr, jeotermal ve güneş santrallarının neredeyse tamamı ve bazı büyük Barajlı HES’ler YEKDEM desteğinden yararlanıyor. 2020 -2023 döneminde toplam elektrik tüketiminin yaklaşık dörtte biri YEKDEM kapsamındaki tesislerden alındı.

2023’te YEKDEM kapsamında 74 milyon 607 bin 320 MWh üretim için 169,4 milyar TL ödendi. EPİAŞ’a göre aynı dönemde Piyasa Takas Fiyatı ağırlıklı ortalaması 2.237 TL/MWh oldu. Piyasa fiyatına göre fazla ödeme 2,47 milyar TL ödendi.

Paylaşın

İsrail’de “Savaş Kabinesi” Feshedildi

İsrail’de Hamas saldırılarının başlamasıyla kurulan altı üyeli savaş kabinesi feshedildi. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ofisinden bir yetkili, Benny Gantz’ın ayrılmasıyla savaş kabinesinin “gereksiz” bir yapıya dönüştüğünü söyledi.

Benny Gantz ile beraber İsrail Savaş Kabinesi üyesi ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da kabineden ayrıldığını duyurmuştu. Eisenkot, istifa mektubunda, “Başbakanlığını yaptığınız kabine, savaşın hedeflerine ulaşması için gerekli kararları almadı” ifadelerini kullanmıştı.

7 Ekim’deki Hamas baskınının ardından İsrail Başbakanı Benyamin Netanhayu, muhalefet liderlerine çağrı yaparak bir birlik hükümeti kurulmasını önermişti. Muhalif siyasetçi Benny Gantz, Netanyahu’ya destek için bir savaş kabinesi kurulmasını şart koşmuş ve 11 Ekim’de kabineye katılmıştı.

Netanyahu’nun aşırı sağcı ortaklarının kabineye dahil olmak için girişimde bulundukları, ancak İsrail Başbakanının, Gantz’ı ikna etmek için bulunan bu formüle onun yokluğunda ihtiyaç olmadığı yanıtını verdiği belirtiliyor. İsrail basınına göre Netanyahu, kabineyi dağıtacağını dün akşam ortaklarına haber verdi.

Gazze’de savaş dokuzuncu ayına girerken Gantz, ateşkes sağlandıktan sonra Gazze Şeridi’ne ne olacağına dair yaşanan anlaşmazlık üzerine geçen hafta başında istifa etmişti. 65 yaşındaki politikacı, savaş sonrasına dair bir plan olmadığından şikayet ediyordu. Olası erken seçimler öncesi Gantz’ın Netanyahu’dan ayrışarak siyasi geleceğini garanti altına almak istediği yorumları da yapılıyor.

Gantz’ın hemen ardından savaş kabinesinin bir diğer üyesi olan eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da istifasını açıklamıştı.

Gantz’ın yokluğu veya 6 üyeli savaş kabinesinin dağılması Netanyahu’yu siyasi baskı altında bıraksa da seçim zorunluluğu getirmiyor, dolayısıyla iktidardaki Netanyahu koalisyonunu tehdit etmiyor. Netanyahu’nun aşırı sağcı iktidar koalisyonu 120 sandalyeli parlamentoda 64 vekille ayakta kalmak için yeterli sayıya sahip. Gantz’ın lideri olduğu Ulusal Birlik Partisi’nin mecliste 8 sandalyesi var.

Daha merkezde ve ılımlı bir figür olarak görülen Benny Gantz’ın yokluğunda Netanyahu’nun sertlik yanlısı aşırı sağcı ortaklarının etkisine açık olacağı değerlendiriliyor.

Kabinede yer alan isimler: İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (Üye), İsrail Savunma Bakanı Yoav Galant (Üye), Muhalefetteki Ulusal Birlik Partisi lideri Binyamin (Benny) Gantz (Üye), Tümgeneral Gadi Eisenkot (Gözlemci), İsrail Stratejik İlişkiler Bakanı Ron Dermer (Gözlemci).

Bundan sonra kararlar nasıl alınacak?

İsrail’de yayımlanan Haaretz gazetesinin haberine göre savaş kabinesindeki görüşülen bazı konular, aşırı sağcı İç Güvenlik ve Maliye Bakanları Itamar Ben-Gvir ile Bezalel Smotrich’in de yer aldığı güvenlik kabinesinde ele alınacak.

Habere göre hassas kararlar ise Savunma Bakanı Yoav Gallant, Stratejik İlişkiler Bakanı Ron Dermer ve savaş kabinesinde gözlemci olan ultra Ortodoks Shas Partisi Başkanı Aryeh Deri’nin de katılması beklenen danışma toplantılarında görüşülecek.

İsrail ordusu sözcüsü Daniel Hagari Pazartesi günü yaptığı açıklamada Netanyahu’nun son hamlesinin orduyu etkilemeyeceğini söyledi. Hagari, “Kabine üyeleri değiştiriliyor ve yöntem değiştiriliyor. Emir komuta zincirini biliyoruz ve buna göre çalışıyoruz. Bu bir demokrasi” diyerek gazetecilere açıklamada bulundu.

Paylaşın

Haberler, Depresif, Acımasız Ve Sıkıcı Bulunuluyor

Yeni yayınlanan bir rapora göre haberleri takip edenlerin sayısı giderek azalırken, haberler, depresşf, acımasız ve sıkıcı bulunuluyor. Raporun Türkiye bölümünde ise haberlere olan güven yüzde 35’te kaldı.

Haber takibi için en önemli sosyal medya platformu, uzun süredir düşüşte olmasına rağmen hala Facebook. YouTube ve WhatsApp birçokları için önemli haber kaynakları olmaya devam ediyor. TikTok da yükselişte ve ilk kez X’i (eski adıyla Twitter) geride bıraktı.

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü, 2024 Dijital Haber Raporu’nu yayımladı. Rapora göre dünyada her 10 kişiden yaklaşık dördü (yüzde 39) bazen ya da sık sık aktif şekilde haberlerden uzak duruyor. Rapora göre bu oran 2017 yılında yüzde 29’du.

Raporda haberden kaçınma düzeyinin rekor dereceye ulaştığına dikkat çekiliyor. Araştırmayı yapan YouGov araştırma şirketi 47 ülkede 94 bin 943 yetişkinle görüştü. Görüşmeler yapıldığı dönemde dünya çapında bir çok ülkede seçimler yapılıyordu. Ayrıca Filistin ve Ukrayna’da savaş yaşanıyordu.

Dünya çapında yapılan araştırmaya katılanların yüzde 46’sı, haber takibiyle çok ya da aşırı derecede ilgili olduklarını söyledi. 2017’de bu oran yüzde 63’tü. İngiltere’de de 2015’ten bu yana haber takibine ilgi, yarı yarıya azaldı.

BBC’ye konuşan raporun baş yazarlarından Nic Newman, haber takibinden seçici olarak kaçınmayı tercih edenlerin, bunu sıklıkla kendilerini “güçsüz” hissettikleri için yaptıklarını söylüyor.

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün 2024 Dijital Haber Raporu’na göre, kadınların ve gençlerin, etraftaki haber yoğunluğundan dolayı kendilerini yorgun hissetme olasılıkları daha fazla.

Rapor için yapılan araştırma, haberlere güvenin yüzde 40 oranında sabit kaldığını, ancak koronavirüs pandemisinin en yüksek olduğu döneme kıyasla bu oranın yüzde 4 oranında azaldığını gösterdi.

Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü’nün 2024 Dijital Haber Raporu’nda, son 10 yılda TV ve yazılı basın gibi geleneksel haber kaynaklarının izleyici kitlesinin keskin şekilde düştüğü, gençlerin haberleri internet veya sosyal medya aracılığıyla almayı tercih ettiği belirtildi.

İngiltere’de, rapor için yapılan araştırmaya katılanların yaklaşık dörtte üçü (%73) haberleri internetten aldıklarını söyledi. Bu oran TV için yüzde 50, yazılı basın için ise sadece yüzde 14 oldu.

Haber takibi için en önemli sosyal medya platformu, uzun süredir düşüşte olmasına rağmen hala Facebook. YouTube ve WhatsApp birçokları için önemli haber kaynakları olmaya devam ediyor. TikTok da yükselişte ve ilk kez X’i (eski adıyla Twitter) geride bıraktı. 18-24 yaş arasındakilerin yüzde 23’ü, haber takibi için TikTok’u kullanıyor.

Video paylaşım uygulaması YouTube’u haber takibi için kullananların oranı yüzde 13. X için ise bu oran yüzde 10. Raporda, bu değişimlere bağlı olarak videonun, özellikle genç gruplar için internette daha önemli bir haber kaynağı haline geldiği, en çok ilgi çekenlerin kısa haber videoları olduğu kaydedildi.

Raporun baş yazarlarından Nic Newman’a göre tüketiciler, kullanımı kolay olduğu ve çok çeşitli alanda ilgi çekici içerik sunduğu için videoyu benimsiyor. Ancak birçok geleneksel haber merkezinin kökleri hala yazılı metin temelli bir kültüre dayandığı için bu haber merkezleri, hikaye anlatımlarını yeni tekniklere uyarlamakta zorlanıyor.

Raporda belirtilen bir diğer nokta da, yayıncılar için haber podcastinin parlak bir nokta olduğu. Ancak podcast hala genelde öncelikle iyi eğitimli izleyicilerin ilgisini çeken “azınlık etkinliği” olarak nitelendiriliyor.

Raporda, yapay zekanın özellikle siyaset veya savaş gibi ciddi konularda habercilikte nasıl kullanılabileceği konusunda kamuoyunda yaygın şüphe olduğu da vurgulanıyor ve şu tespite yer veriliyor. “Yapay zekanın deşifre ve çeviri gibi perde arkası görevlerde, gazetecilerin yerine geçmek yerine desteklenmesinde kullanılması daha fazla rahatlık sağlıyor.”

Türkiye’de durum

Raporun Türkiye bölümünde verilen bilgiye göre haberlere olan güven yüzde 35’te kaldı. Geçtiğimiz yıla kıyasla eleştirel yayın yapan medya kuruluşlarına ise güvenin arttığı görüldü.

Raporda, ‘en güvenilen’ ve ‘en güvenilmeyen’ medya kuruluşları da sıralandı. Anket yöntemiyle oluşturulan verilerde, katılımcılara 15 medya kuruluşunun ismi verildi ve bu kuruluşlarda yayınlanan haberlere ne kadar güvendikleri 0-10 ( 0-‘hiç güvenilir değil’ ve 10-‘tamamen güvenilir’) skalasında soruldu.

‘En az güvenilen’den ‘en çok güvenilen’e doğru sıralanan liste şöyle:

A Haber: Güven yüzde 35, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 17, Güvenmiyorum yüzde 48
2. ATV: Güven yüzde 36, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 19, Güvenmiyorum yüzde 45
3. Sabah: Güven yüzde 39, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 21, Güvenmiyorum yüzde 40
4. TRT Haber: Güven yüzde 45, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 18, Güvenmiyorum yüzde 37
5. Hürriyet: Güven yüzde 42, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 24, Güvenmiyorum yüzde 34

6. Milliyet: Güven yüzde 44, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 24, Güvenmiyorum yüzde 33
7. Kanal D Haber: Güven yüzde 42, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 26, Güvenmiyorum yüzde 32
8. Show Tv Haber: Güven yüzde 43, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 6, Güvenmiyorum yüzde 31
9. CNN Türk: Güven yüzde 50, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 21, Güvenmiyorum yüzde 29
10. Halk TV: Güven yüzde 52, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 19, Güvenmiyorum yüzde 29

11. Sözcü: Güven yüzde 53, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 20, Güvenmiyorum yüzde 27
12. Habertürk: Güven yüzde 51, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 23, Güvenmiyorum yüzde 26
13. NTV: Güven yüzde 52, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 22, Güvenmiyorum yüzde 26
14. Cumhuriyet: Güven yüzde 54, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 22, Güvenmiyorum yüzde 25
15. NOW TV: Güven yüzde 60, Ne güveniyorum ne de güvenmiyorum yüzde 16, Güvenmiyorum yüzde 25

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a: Anayasa Bir Kişiye Dikilmez

CHP Lideri Özgür Özel, Erdoğan’ın yeni anayasa konusundaki değerlendirmesine ilişkin, “Anayasalar herkesin üstüne olacak mucizevi kıyafetlerdir. Bir kişiye dikilmez. Eğer her doğana değil Erdoğan’a dikersen üç gün sonra kolu kısa gelir. Beş ay sonra paçası uzun gelir. O da rahatsızlıklarını dile getirir. İçinde bulunduğumuz durum tam olarak budur” dedi ve ekledi:

“Eğer gerçekten her doğan için bir anayasa yapılacaksa, ilk önce Erdoğan’ın mevcut anayasaya uymasını bekleriz. Mevcut anayasa bu kadar ihlal ediliyorken, yeni anayasa tartışmaları manasız geliyor vatandaşa da. Bir de şöyle diyorlar. Bugün bayram günü. Herhangi birimizin evladı, ‘Bana yeni bir kıyafet al’ dese, ‘Eskisini ne yaptın?’ diye sorarız. Bize ‘Yeni kıyafet dikecek misiniz?’ diye sormadan, eski kıyafeti giyiyorlar mı, ona bir baksınlar.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Manisa’da Kurban Bayramı namazını Hatuniye Camii’nde kıldı. Namazın ardından basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in açıklamaları şöyle:

“Hatuniye Camii’nde bayram namazımızı kıldık. Bir kez daha başta bütün hemşerilerimiz olmak üzere bütün vatandaşlarımızın bayramlarını kutluyorum. Başta Filistin olmak üzere dünyanın neresinde kan varsa, gözyaşı varsa durmasını diliyoruz. Dünyadaki bütün ülkelerin Filistin devletini tanımasını ve İsrail’in yaptığı bu insanlık suçuna, katliama ve soykırıma karşı en sert tedbirlerin artık alınmasını diliyoruz. Ülkemizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, yurtta barış istiyoruz, dünyada barış istiyoruz.

Bundan sonra bu güzel bayram gününden sonra artık ne ülkemizde, ne dünyanın herhangi bir yerinde çocukların ve annelerin gözyaşı olmasın. Savaşlar olmasın. Bundan sonra herkes barış içinde yaşasın temennisini taşıyoruz. Bugün sayın belediye başkanımızla birlikte birazdan şehitliklerimizi, ailelerimizin kabristanlarını ziyaret edeceğiz. Vatandaşlarımızla bayramlaşacağız. Aile ziyaretleri yapacağız. Bir kez daha burada sizlerle birlikte ve memleketimizde olduğumuz için hepinize teşekkür ediyoruz. Sizleri görmek güzel. Manisa’mızda olmak güzel. Ümit ediyorum bundan sonra daha güzel günlerde hep birlikte olacağı.

Erdoğan’ın CHP ziyareti: Sağ olsun. Biz Sayın Cumhurbaşkanına biz ziyarette bulunmuştuk. 22 yıllık iktidarları boyunca siyasiler arasında bir istisnai darbe dönemi, kanlı darbe girişiminden hemen sonra olan ziyaret hariç, bu tip ziyaretler yapılmıyordu. CHP’nin Genel Başkanı seçildiğimde artık bu kin ve nefret siyasetini, gerilim siyasetini bitirmemiz gerektiğini, herkesin kendi işini yapmasını ama herkesin birbirinin seçmenine saygısından dolayı siyasi partilerin birbirlerine nezaket ilişkisini koruması gerektiğini söylemiştim.

31 Mart tarihinde birinci parti çıktık. İlk iş olarak o zaman önümüzdeki ilk bayramda, Ramazan Bayramında bütün siyasi parti liderlerini aradım. Ben Genel Başkan seçildiğimde Cumhurbaşkanı teşekkür telefonu açmamıştı ama o zaman o birinci partiydi, şimdi biz birinci partiyiz. Bize düşer dedik. Bütün siyasi partileri, kendisinden başlayarak aradık ve bayramlaştık. Daha sonra randevulaştık. Kendilerini genel merkezlerinde ziyaret ettim. Gayet nezaket içinde, elbette hepimiz her konuda aynı düşünmeyeceğiz ama müzakere ettik ve görüş alışverişinde bulunduk. Kendisi de bu ziyaretten sonra iadeyi ziyarette bulunacağını söyledi.

Aradan geçen beş haftalık sürece Türkiye’de insanlar normalleşme dediler, siyasette yumuşama var dediler ve bundan herkes memnun oldu. Bundan Sayın Bahçeli de memnun olmuştu ama Bahçeli’nin partisindeki belli odaklar rahatsız oldular. Olur olmaz hakaretlerde ve tehditlerde bulundular. Halen bulunuyorlar. O gerilim ortamından Bahçeli’nin bazı değerlendirmeleri oldu. Ben bir kez daha ifade etmek isterim ki ben kimse istiyor diye kavga edecek, gerilim yaratacak değilim. Benim işim gerilim yaratmak değil. Şu anda mağdur olan, mazlum olan, yoksul olan, işsiz olan, aç olan, ürünü para etmeyen insanların derdine deva olabilmek için onları sorunlarını dile getirmek.

Bu ziyaretten sonra yapılan değerlendirmelerin tamamını saygı ve memnuniyetle karşılıyorum. Cumhurbaşkanı dün uçakta demiş ki, ‘Herhalde iadeiziyaretimizi hazmedemeyenler oldu’. O sözü üzerimize almıyoruz. Çünkü bu işi başlatan biziz. Herkesin gözü önünde oldu. Herhalde bunu yine kendi ittifak ortağına söylüyor. Burada sorun şu ki cumhur ittifakının ortakları bizim üzerimizden iletişim kuruyorlar. Ramazan ve kurban bayramlarında yaptığımız gibi lütfen birebir iletişim kursunlar. Birbirlerine iyi söz de söyleyeceklerse birbirlerine söylesinler. Kötü söz söyleyeceklerse de birbirlerine söylesinler.

Biri benim üzerimden öbürüne mesaj yolluyor. Efendim, siz ittifak ortağı olun. Biz yokuz. İhtiyaç olursa buradayız diyor. Öbürü de dönüyor, bu ziyareti hazmedemeyenler var diyor. Bizim üzerimizden konuşmasınlar. Birbirleri ile konuşsunlar. Zaten bugüne kadar çok iyi anlaşıyorlardı. Bundan sonra da iyi anlaşmaya devam ederler. Buradaki sorun şu ki onların birlikteliği maalesef memlekette işsizlik, yoksulluk getirdi. Bugün memlekete maliyetinin altında buğday fiyatı veren, maliyetinin altında çay fiyatı veren, endişe ederiz ki maliyetinin altında fındık ve kuru üzüm fiyatı açıklayacak olan bir birliktelikleri var. Sorun burada. Yoksa onlar iyi geçinsinler, birlikte olsunlar.

Onların birlikteliğine laf eden yok. Ama bu birliktelik açlık, yoksulluk, sefalet ve işsizlik üretiyorsa sorun burada. Ben bu sorunları çözmenin derdindeyim. Bir kez daha hangi siyasi görüşten olursa olsun, tüm siyasi partilerin hem liderlerine, hem mensuplarına, hem üyelerine hem de oy verenlerine hayırlı bayramlar diliyorum. Bayram günü kavga günü değildir. Bayram günü küslerin barıştığı, kavgaların bittiği günlerdir. Ümit ediyorum herkes bayramın ruhuna uygun bir bayram geçirir. Bayramdan sonra da güzel işleri hep birlikte yaparız.

Konuşuldu ama bu konuda umutlu olabileceğimiz bir işaret almadığımı ifade etmeliyim. Emekliye zaten geçen sene enflasyon TÜİK’e göre bile yüzde 80’ken yüzde 33 zam verildi. Yani emekli yüzde 50 yoksullaştırıldı. Şimdi de yeniden enflasyonun altında bir zam yapılacağı, hatta asgari ücrete hiç zam yapılamayacağı izlenimini aldım ben. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Eğer böyle olursa susamayız. Normalleşme bu değil. Normalleşme, yıllardır tartışan siyasetçilerin birbirine laf söylememesi değil yıllardır hakkını alamayanların hakkını alması sonucunu doğurmalıdır. Normalleşme olacaksa bu emekli ve emekçiden başlamalıdır.

Çiftçiden ve esnaftan başlamalıdır. Onların yüzü gülmeden bizim yüzümüz gülmez. Eğer asgari ücrete zam yapmazlarsa bu konuda her platformda mücadele ederiz. En son sokaklara dökülürüz. Meydanları doldurur ve en sert tepkiyi gösteririz. Ben bir emek şehrinde yaşıyorum. Benim evim Manisa’da, benim başka bir yerde evim yok. Bu şehirde on binlerce, yüz binlerce asgari ücretli var. Bu asgari ücrete zam yapılmalıdır. Asgari ücrete zam yapmayan asla ve asla bu memlekette ‘Hükümet ediyorum, iktidarım’ demesin. Size bu yetki, asgari ücretliyi ezmek için, emekliyi aç bırakmak için verilmedi.

Türkiye’de pasaportlar ve pasaportlara yapılacak işlemler konusunda yasama meclisi değil yürütme yetkili. Bu konuda hükümetten gelebilecek olan, Filistin’e destek ve İsrail’e yaptırım olabilecek her görüşmeye ve desteklemeye hazırız. Bu noktada hükümet nasıl bir adım atmayı planlıyorsa, yürütme olarak hazırlasın. Biz yasama meclisi olarak ve ana muhalefet partisi olarak her türlü desteği vermeye hazırız.

Yeni Anayasa: Eğer bugün millet seçimleri yapıyorsa ama seçimlerden sonra kimin bakan olacağına millet değil bir kişi karar veriyorsa, bu gerçekten anayasal bir sorundur. Bu bakanlar, milletin bakanı değil de birilerinin bakanı olarak, milletin gözünün içine değil de birilerinin ağzının içine bakıyorsa ‘Görevden alınacak mıyım’ diye, tabi ki bu demokrasi açısından ayıplı bir durumdur. Bu bakanlar Meclis’e gelmiyorsa, Meclis’te sözlü sorulara yanıt vermiyorsa, yazılı sorulara ya çok geç ya da hiç cevap vermiyorsa, bunlara gen soru verilemiyorsa, görevini kötü yapan bakandan hesap sorulamıyorsa, evet demokrasi açısından bir ayıptır.

Ama bu ayıpların hiçbirini biz yapmadık. 16 Nisan 2017 referandumunda itirazlarımıza rağmen bu arkadaşlar yaptı. O dönemde biz dedik ki, anayasalar her doğan için yapılır ama onlar Erdoğan için anayasa yaptılar. Anayasalar herkesin üstüne olacak mucizevi kıyafetlerdir. Bir kişiye dikilmez. Eğer her doğana değil Erdoğan’a dikersen üç gün sonra kolu kısa gelir. Beş ay sonra paçası uzun gelir.

O da rahatsızlıklarını dile getirir. İçinde bulunduğumuz durum tam olarak budur. Eğer gerçekten her doğan için bir anayasa yapılacaksa, ilk önce Erdoğan’ın mevcut anayasaya uymasını bekleriz. Mevcut anayasa bu kadar ihlal ediliyorken, yeni anayasa tartışmaları manasız geliyor vatandaşa da. Bir de şöyle diyorlar. Bugün bayram günü. Herhangi birimizin evladı, ‘Bana yeni bir kıyafet al’ dese, ‘Eskisini ne yaptın?’ diye sorarız. Bize ‘Yeni kıyafet dikecek misiniz?’ diye sormadan, eski kıyafeti giyiyorlar mı, ona bir baksınlar.”

Paylaşın

Açlık Sınırı Asgari Ücreti 1 Bin 487 Lira Geçti

Türkiye’de dört kişilik bir aile için açlık sınırı 18 bin 489 lira, yoksulluk sınırı ise 63 bin 955 lira oldu. Türkiye’de şu anda net asgari ücret, 17.002,12 lira.

Haber Merkezi / Sağlıklı ve dengeli beslenmenin maliyeti, günlük 600 lirayı aşarken, tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı ise 30 bin liraya yaklaştı.

Birleşik Metal İş Sendikası Araştırma Merkezi (BİSAM) Mayıs 2024’e ait açlık-yoksulluk araştırmasını yayımladı. Buna göre, sağlıklı ve dengeli beslenmenin günlük maliyeti 600 lirayı geçti.

BİSAM Beslenme Kalıbı üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Mayıs 2024 için 18 bin 489 lira oldu. Açlık sınırı üzerinden hane halkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 63 bin 955 lira olarak hesaplandı.

Sağlıklı ve dengeli beslenmenin maliyeti günlük 600 lirayı geçti

Asgari ücretlinin bayrama açlık sınırının altında girdiğinin belirtildiği hesaplamaya göre sağlıklı ve dengeli beslenmenin maliyeti günlük 600 lirayı geçti. Tek başına yaşayan bir kişi için ise yoksulluk sınırı 30 bin liraya yaklaştı. Araştırmaya göre; yüksek fiyat artışlarıyla et, yumurta, kurubaklagil grubu harcama sepetinde süt ve süt ürünlerini tahtından etti.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı yüzde 28.7 ile ilk defa süt ve süt ürünleri grubunun payını geçti. Süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 28.2’de kaldı. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 26.2 oldu. Ekmek, makarna vb. için pay yüzde 9.2, diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 7.6’dır.

Günlük harcamalarda en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri 174.06 liralık harcama gereksinimi ile oluşturdu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı 136.08 TL. Sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarı ise 163.59 liraya ulaştı.

Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 40.25 lira. Katı yağ ve sıvı yağ ise 32.56 liralık masraf yapılması gereken ürün grubu. Yumurta için 8.44, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 14.34 lira harcama yapılması gerekiyor.

Paylaşın

Erdoğan’dan Özel’e “Suç Ortağı” Tepkisi: Hazmedemedi

CHP Lideri Özgür Özel’in ‘suç ortağı’ ifadesine tepki gösteren Erdoğan, “Biz iadeiziyareti yapmak suretiyle siyasete bir yumuşama, bir kibarlık getirelim dedik. Ama bu kibarlıktan anlamayanlar İstanbul’da basın toplantısı yaptılar ve orada belli ki birilerinin etkisi altında kaldılar” dedi ve ekledi:

“Demek ki bazı yerlerden onay aldılar. Bunlar tabii doğru şeyler değil, güzel şeyler değil. Sürece katkı sağlayan şeyler değil. Yani bu, yumuşama değildir. Siyasete yeni bir başlangıç getirme değildir. Bizim iadeiziyaretimizi demek ki hazmedemediler. Eğer bu iade,ziyaretimizi CHP’nin başındaki arkadaş hazmedebilseydi, bu tür bir açıklamayı yapmaya gerek duymazdı.

Böyle bir açıklama karşısında ben Cumhurbaşkanı olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başkanı olarak, buna cevap vermeyi dahi yanlış bulurum. Ama onlar ne yaparsa yapsın. Biz Cumhur İttifakı olarak aynı duruşumuzu, aynı dayanışmamızı devam ettireceğiz. Şunu da söyleyeyim, Cumhur İttifakı bir altılı masa değildir. Altılı masanın içinde yer alanlar, bildiklerini okusunlar.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya ve İtalya ziyaretleri dönüşünde uçakta gazetecilere açıklamada bulundu ve soruları yanıtladı. Birgün’ün aktardığına göre; Erdoğan’a yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle:

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Gazze ile ilgili aldığı ateşkes kararının hayata geçirilebilmesi, uygulanabilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kısa zaman içerisinde bir ateşkes sağlanabilecek mi? Bir de Filistin devletinin tanıması konusunda yeni bir ivme başladı mı? Bu ivme bir sonuç verir mi sizce? İhtimali nasıl görüyorsunuz?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bugüne kadar attığı adımlara dikkat ederseniz Amerika Birleşik Devletleri her zaman kesişim noktası olmuştur. Burada da büyük ihtimalle yine öyle olacak. Aslında bizim “dünya beşten büyüktür” tezimizin işaret ettiği nokta da burası. Çünkü İsrail aleyhinde alınması gereken kararlar söz konusu olduğunda Amerika, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni bloke ediyor. Şu anda alınan ateşkes kararında da benim endişem yine bir şekilde Konsey’i bloke edeceği şeklinde. Fakat öyle de olsa, böyle de olsa, bizim için en önemli adım Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden öte, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan kararlardır.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan çıkan olumlu kararlarda 150’ye yakın ülke ne yaptı? Bizim düşündüğümüz gibi düşündüler ve Filistin’in yanında yer aldılar. Bunları daha ileri taşımamız lazım. Bunu başardığımız takdirde bu yaklaşım zaman içerisinde inşallah Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni de belli bir noktaya çekecektir. Aslında mevcut durum Birleşmiş Milletler için de bir fırsattır. BM yapılanması başta İsrail olmak üzere bazı hukuk tanımaz ülkelerin yerle yeksan ettiği itibarını yeniden kazanmak istiyorsa, bu fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekir.

İsrail’in durdurulması sadece Gazze’de huzuru sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda BM sistemine, uluslararası hukuka, insan haklarına karşı gerçekleştirilen İsrail saldırılarını da bastıracak. Bu sorumluluk öncelikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin omuzlarındadır. Birleşmiş Milletler’in sonunun Milletler Cemiyeti gibi olmasını istemiyorsak, bunu sağlamak mecburiyetindeyiz. Her zaman söylediğimiz gibi, bölgede nihai barışın yolu iki devletli çözümden geçer. Bu formül beraberinde kalıcı çözümü getirir. Güvenlik Konseyi üyelerinin Filistin’i devlet olarak tanıması bölgede iklimi değiştirebilir.

ABD Başkanı Joe Biden’in bizzat açıkladığı üç aşamalı bir ateşkes planı var. Fakat daha öncesinde de İsrail’in bu ateşkes çabalarını defalarca sabote ettiğini biliyoruz. Mesela Joe Biden yine Ramazan ayı öncesi bir ateşkes olacağını açıklamıştı ama olmamıştı. İsrail buna uymamıştı. Bu defa ümit var olmak için bu zemini müsait görüyor musunuz? Yani bu defa Joe Biden’in bizzat açıkladığı bu üç aşamalı ateşkes planına İsrail uyar mı sizce? Ümitli misiniz?

Kabataslak baktığımız zaman bu açıklamadan memnuniyet duyuyoruz. Ama bu BMGK’nın beş daimi üyesini Filistin’in yanına çekmeye yetmiyor. Buraya özellikle bakmamız lazım. Ben, inanıyorum ki, Amerika Birleşik Devletleri de İsrail’in artan şımarıklığından rahatsız. Bu rahatsızlığı Amerikan yönetimi açık açık dile getirmese de Amerikan üniversitelerinden, sokaklarından, öğrencilerinden, rektörlerden yükselen sesler, burada artık belli bir dönüşümün başladığını gösteriyor. Bu da İsrail’i ciddi manada rahatsız ediyor. Artık şundan herkes emin ki bu kervan böyle yürümez. İnşallah Amerika’da yaklaşan son seçimlerle birlikte hava çok daha farklı gelişebilir.

Biden’in bu açıklamasından sonra bizim yaptığımız açıklamalar var. Dünyada birçok ülkenin bu konuda yaptığı açıklamalar var. İnşallah isabetli adımları hep beraber atarız ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden bu konuyla ilgili çıkacak kararlar bundan böyle çok daha farklı istikamette gelişir. Sayın Biden’dan bu planın bir seçim yatırımı değil, gerçekten ve samimi olarak Filistin’deki katliamları sonlandırmak için atılmış bir adım olduğunu ispat etmesi doğal olarak beklenir. Güvenlik Konseyi kararı bir adımdır, ancak yeterli değildir. Kağıt üstündeki bir çok kararın İsrail tarafından nasıl yok sayıldığını hepimiz biliyoruz. Sayın Biden da artık bir samimiyet testinden geçmektedir.

Doğu ve Kuzey Suriye’deki seçimler

Suriye’de terör örgütünün yapmaya çalıştığı sözde seçim Türkiye’nin kararı ve tutumu sonrasında ertelendi ama iptal edilmedi ve yeniden deneme ihtimalleri bulunuyor. Eğer yeniden bu seçimi yapmaya çalışırlarsa Türkiye’nin tavrı ne olur?

Ortada seçim falan yok, öncelikle bunu belirtelim. Ortada terör örgütünü meşrulaştırma ve bölgede bir teröristan kurmak için tertiplenmiş bir oyun var. Biz oyun bozma konusunda ne kadar mahir olduğumuzu bundan önceki süreçlerde net bir şekilde gösterdik. Tabii burada Suriye yönetimi de kesinlikle onlara bu noktada rahat adım atma veya hareket etme müsaadesini vermeyecektir, vermez. Dışişleri Bakanımız Hakan Fidan Moskova’daydı. Moskova’da Sayın Putin’le bu konuları etraflıca görüştüler. Rusya Dışişleri Bakanı Sayın Lavrov’la görüşmeleri oldu. Suriye’de PKK terör örgütünün ve diğerlerinin rahat hareket etme imkanı inşallah olmayacaktır. Böyle bir durum olduğu anda zaten biz de ilgili birimlerimizi gerekli şekilde seferber ederiz. Burnumuzun dibinde bir teröristan kurdurmayız. Bunun için gereken ne ise yapmaktan da asla ve asla imtina etmeyiz.

Eurofighter savaş uçakları

Bu ziyaretinizde Eurofighter meselesi gündeme geldi mi? Almanya’nın bir blokajı var, bunu aşmak mümkün olacak mı?

Bu konuyu Sayın Sanchez’le görüştük. İspanya’nın biliyorsunuz eğitim uçakları önemli. Bu eğitim uçaklarından bize verebilme şansları veya kabiliyetleri var. Ama Almanya’yla temas noktasında bu konuda bize yardımcı olma durumunu kendilerine söyledim. Eurofighter’la ilgili böyle bir görüşme yapabileceğini ifade etti. Ama hepsinden öte bizim için şu anda Eurofighter önemli. Bu konuda Almanya’da artık yumuşadı. İlgili bakanlarımız muhataplarıyla gerekli görüşmeleri yapıyorlar, yapacaklar.

Bizim temel yaklaşımımız bellidir: ihtiyaçlarımızı öncelikle NATO müttefiklerimizden karşılamak isteriz. Fakat sürecin sonunda olumsuz bir sonuç elde edilirse alternatifsiz de değiliz. KAAN’ımız artık kanatlandı. İlerleyen dönemlerde seri üretimin başlaması ve envantere giriş sürecinin tamamlanması sonrası bu konuda sıkıntımız da kalmayacak. Bir dönem benzer süreci insansız hava araçlarında da yaşamıştık. O zaman da müttefiklerimizden bunları alamamıştık. Sonra ne oldu, insansız hava araçlarımızı en yüksek kalitede ürettik. Şimdi birçok ülke bunları alabilmek için Türkiye’nin kapısını çalar hale geldi.

Avrupa Parlamentosu seçimleri

Konuşmanızın başında Avrupa Parlamentosu seçimlerine değindiniz. Avrupa’da aşırı sağ ve ırkçı partilerin yükselişini birkaç yıldır gözlemliyoruz. Son olarak Avrupa Parlamentosu seçimlerinde birçok ülkede sandıkta ciddi bir güç elde ettiler. Bu durum Türkiye- Avrupa Birliği ilişkilerini nasıl etkileyecek, Türkiye oluşan bu yeni durumla ilgili yeni bir strateji belirleyecek mi?

Şu anda özellikle bizim Avrupa Birliği üyesi ülkelerle atacağımız adımlarda ibre bizden yana dersem abartmış olmam. Bu konuyla ilgili olarak da şu anda Avrupa Birliği’nden Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılan partilerin çoğu Türkiye’nin ne denli haklı olduğunu kabul ediyor. Mesela onlardan biri İspanya Başbakanı Sanchez. Türkiye’nin duruşunu takdirle karşıladığını bizlere ifade etti. Almanya Başbakanı Olaf Scholz da bu noktada olumlu duruş sergiliyor. O da Türkiye’ye bakışı lehte olanlardan. Biz işimize bakacağız. Bu süreçte Türkiye’nin gerek Almanya’da gerek İngiltere’de gerek Fransa’da yakaladığı şanslar var. Biz bu şanslarımızı da güçlü durarak denemeye devam edeceğiz. Bizler uzun zamandan beri, yaklaşan tehlikeyi işaret ediyorduk. Özellikle Avrupa’da yükselen ırkçılığın bir tehlike olduğunu, buna imkan verilmemesi gerektiğini muhataplarımıza anlattık.

Sokaklarını, meydanlarını insanların kutsallarına hakarete, yabancı karşıtlığına açan, onların sırtlarını işlerine geldiği için sıvazlayan ülkeler, şimdi görmezden geldikleri gerçekle yüzleşti. Sık sık söylediğimiz bumerang etkisi işte tam olarak budur. Avrupa’nın “zararın neresinden dönersek kardır” anlayışıyla hareket etmesi ve gerçekçi tedbirleri hayata geçirmesi elzemdir. Yoksa bu ateş herkesi yakacak boyuta ulaşır. Terör konusunda da benzer bir tehlike söz konusudur. Testi kırılmadan Avrupa’ya çağrımızı tekrarlıyorum. Gelin terörün her türlüsü ile ayrım gözetmeksizin mücadele edelim. Gelin terör belasını birlikte gündemimizden nihai biçimde çıkartalım.

Devlet Bahçeli’nin açıklamaları

Biz yola çıktığımızda MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli’nin önemli bazı açıklamaları oldu Sayın Cumhurbaşkanım. Biz de bunu uçaktan takip ettik. Bazı ifadelerini sizinle paylaşmak istiyorum ve bu konuyla ilgili değerlendirmelerinizi rica edeceğim efendim. Siyasette normalleşme arayışlarını temel aldığı açıklamasında Sayın Bahçeli şu ifadeleri kullandı; “Siyasi partiler arasında normalleşme ve yumuşama arayışlarının temel alınarak çok bilinmeyen ve yeni bir denklemin kurulmak istendiği gözlemlenmektedir. Bu kapsamda siparişi yapılan normalleşme ve yumuşama atmosferinin sürdürülebilir hale gelmesinin önünde şayet MHP bariyer olarak telakki ve tarif ediliyorsa, bu konuda da geniş bir ittifak husule gelmişse, bize düşen sorumluluk ülkemiz ve milletimiz uğruna her türlü fedakarlığı göze almak, gereğini ise gönül huzuruyla yapmaktır.” dedi daha sonra AK Parti içindeki gayri memnun kesimden bahsetti. “Eğer devamlı suyu bulandıranlar dikkate alınırsa AK Parti ile CHP arasında geniş tabanlı bir ittifakın vücuda gelmesi, buna da altılı masanın diğer unsurlarının desteği MHP’nin samimi dileği ve temennisidir.” diye devam etti sonra da dedi ki, “Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı görüşmeler, kurduğu ilişkiler, icra ettiği ikili temaslarını saygı karşılıyor, zatı devletlerine daha da rahatlatmak için bir kez daha feragatle hareket edip karşılıksız inisiyatif alıyor ve bu tercihi aziz milletimizle paylaşıyoruz.” Sayın Cumhurbaşkanım bu açıklamaları cümleleri nasıl değerlendirdiniz efendim?

Sayın Devlet Bey’in yapmış olduğu açıklama bir devlet adamı yaklaşımıyla, sakin, herhangi bir tartışmaya fırsat vermeden yapılmıştır. Konuyu bu şekilde kapatmış olması, bence gayet isabetlidir. Bizler Cumhur İttifakı olarak asla duruşumuzdan taviz vermeyeceğiz. Parti sözcümüz Ömer Çelik Bey zaten gereken açıklamaları detaylıca yaptı. Bu açıklamalarda da dikkat ederseniz tahrik ve dalaşma yoktur. Sadece net bir duruş vardır. Cumhur İttifakı’nın bir tarafı olarak partimizin duruşunu belirtmesi bakımından Ömer Bey’in açıklaması isabetli olmuştur.

Diğer taraftan CHP’den yapılan bazı açıklamalar oldu. Biz iadeiziyareti yapmak suretiyle siyasete bir yumuşama, bir kibarlık getirelim dedik. Ama bu kibarlıktan anlamayanlar İstanbul’da basın toplantısı yaptılar ve orada belli ki birilerinin etkisi altında kaldılar. Demek ki bazı yerlerden onay aldılar. Bunlar tabii doğru şeyler değil, güzel şeyler değil. Sürece katkı sağlayan şeyler değil. Yani bu, yumuşama değildir.

Siyasete yeni bir başlangıç getirme değildir. Bizim iadeiziyaretimizi demek ki hazmedemediler. Eğer bu iade,ziyaretimizi CHP’nin başındaki arkadaş hazmedebilseydi, bu tür bir açıklamayı yapmaya gerek duymazdı. Böyle bir açıklama karşısında ben Cumhurbaşkanı olarak, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin başkanı olarak, buna cevap vermeyi dahi yanlış bulurum. Ama onlar ne yaparsa yapsın. Biz Cumhur İttifakı olarak aynı duruşumuzu, aynı dayanışmamızı devam ettireceğiz. Şunu da söyleyeyim, Cumhur İttifakı bir altılı masa değildir. Altılı masanın içinde yer alanlar, bildiklerini okusunlar.

Yeni Anayasa

Sayın Cumhurbaşkanım gündemdeki önemli konulardan bir tanesi de yeni anayasa. Özgür Özel’le görüşmenizde de bu gündeme geldi. Türkiye artık çağdaş ve sivil bir yeni anayasa yapabilecek mi? Neler düşünüyorsunuz?

Türkiye bu yeni dönemde yeni anayasayı gündemine almak suretiyle bir adım atabilir. Bizim bu ziyaretleri yapmamızın altında yatan gerçek de “her ne kadar ters görünse de CHP ile de böyle bir anayasa yapma başlığı altında buluşabilir miyiz?” arayışıydı. Teklifimizi yaptık. Onlardan “niye olmasın” noktasına gelen bir yaklaşım gördüm. Fakat iki gün sonra ortaya maalesef arzu etmediğimiz bir yaklaşım çıkınca bu durum da bizi üzmedi değil. Türkiye’nin artık darbe anayasası ayıbından kurtulması gerekiyor.

Bu, siyaset kurumunun ve Meclisin millete karşı asli görevidir. Hiçbir siyasi parti bu yükümlülükten kaçamaz. Gerek Meclis Başkanımız Numan Kurtulmuş’un girişimleri, gerek bizim temaslarımız, artık yeni anayasa için adım atmanın zamanının geldiğini ortaya koymuştur. Mevcut anayasada birtakım değişiklikler yapılmış olması, darbe ruhunun anayasamızdan silindiği anlamına gelmiyor. Kaldı ki 1982 yılından bu yana dünya değişti, Türkiye gelişti ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıktı. Milletin ihtiyaçlarına tam hizmet eden ideal anayasa bu millete siyasetin borcudur.

Enflasyon

Enflasyonla ilgili uygulanan politikalarda hedefe doğru yaklaşıldığı görülüyor. Tam olarak rahatlama için hedef nedir Sayın Cumhurbaşkanım?

Yılın son çeyreğini bekleyeceğiz. Yılın son çeyreğinde inşallah bunlar tam manasıyla görünecek. Şu anda işi sıkı tutuyoruz. Ama bütün mesele yine geliyor, faiz olayına dayanıyor. İnşallah faizde atacağımız adımlarla enflasyonu son çeyrekte çok daha olumlu bir konuma taşımış olacağız. Nitekim ekonomide dengelenmeye yönelik politikalar meyvelerini veriyor. Cari işlemler açığı önemli ölçüde azaldı.

Mayıs itibarıyla yıllık ihracatımız 260 milyar doları aştı. İthalatımızdaki düşüş aynı şekilde sürüyor. Merkez Bankası rezervlerimiz 146,2 milyar dolarla tarihimizin en yüksek seviyesine çıktı. Rezervlerdeki artış devam edecek. Hayat pahalılığını tetikleyen sebeplerden olan fahiş fiyat artışları ve fırsatçılıkla mücadelemizden de taviz vermiyoruz. Milletin aşına ve ekmeğine kan doğrayanlara göz açtırmayacağız. Bu kritik süreci bir taraftan mali disiplini koruyup, kamuda tasarrufu teşvik ederek, diğer taraftan denetimleri artırarak hassasiyetle yürüteceğiz.

Paylaşın