DEM Parti’nin “İradeye Saygı Yürüyüşü” Başladı: Kayyımlar Gidecek Biz Kalacağız

“İradeye Saygı Yürüyüşü”ne ilişkin konuşan DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, “Bu adalet yürüyüşü, Kürt halkının iradesinin gasp edilmesine ‘hayır’ demektir. Bu yürüyüş, emeğimize ve özgürlüğümüze sahip çıkma yürüyüşüdür “dedi ve ekledi:

“İstanbul’dan Hakkari’ye yaşam hakkımızı, belediyelerdeki irade hakkımızı savunmak için yürüyoruz. Belediye eş başkanlarımızı biz seçeceğiz. Adalet yürüyüşümüz devam edecek ve kayyımlar gidecek biz kalacağız. Yaşasın birleşik mücadelemiz.”

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) Hakkari Belediyesi’ne kayyum atanmasına karşı 3 Temmuz’da Van’dan Hakkari’ye yapılacak yürüyüş için İstanbul ve Ege’den yola çıkıldı. Yürüyüşçülerin bir kısmının 18.00 gibi Ankara’da olacağı iletilirken, 18.30 gibi Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yapılacağı duyuruldu.

Yürüyüşün yanı sıra her kentte eylemler yapılacak, Hakkari Belediyesi meclis üyeleri de Ankara ve İstanbul’da temaslarda bulunacak. Hakkari ve İstanbul’da devam edecek olan nöbet eylemleri her gün yapılacak. İl ve ilçelerden oluşan heyetler Hakkari’deki nöbete katılacak. İki kentin dışında tüm kentlerde nöbet eylemleri yerine haftada bir gün kitlesel nöbet, yürüyüş, eylem ve etkinlikler yapılacak. Şimdiye kadar belediyeler önünde yapılan eylemler başka merkezi yerlere taşınacak.

Hakkari Belediye Eşbaşkanı Mehmet Sıdık Akış’ın tutuklanmasından sonra toplanan belediye meclisi, işletilmeyen hukuku ve kanunu işleterek, başkanvekili seçmişti. Hakkari’de belediye eşbaşkanı ve meclis üyelerinin yer aldığı bir heyet oluşturularak, kayyum gaspına karşı Ankara ve İstanbul’da bir dizi ziyaretlerde bulunacak.

Kayyuma karşı düzenlenecek yürüyüş ise İstanbul’da başlayıp Hakkari’de tamamlanacak. İradeye Saygı Yürüyüşü’ne katılanlar, buradan kitlesel bir şekilde Hakkari’ye uğurlanacak. Yürüyüşçüler, 196 kilometre boyunca yürüyecek. Yürüyüşün 6 gün sürmesi beklenirken yürüyüş güzergâhında bulunan yerleşim yerlerinde halk buluşmaları da gerçekleştirilecek. Tüm kentlerden sivil toplum ve demokratik kitle örgütlerinden isimlerin de yürüyüşe katılacağı öğrenildi.

“Adalet yürüyüşümüz devam edecek”

“İradeye Saygı Yürüyüşü”ne değinen DEM Parti Milletvekili Çiçek Otlu, “Kürtler ve Türkiye’deki halklar, emekçi, sol hareketler olarak hiçbir şekilde AKP faşist rejiminin baskılarına ve kayyım atamalarına boyun eğmeyeceğimizi Van’da ki büyük halk direnişiyle gösterdik” dedi ve ekledi:

“Kayyım atamasından sonra ’Hakkari için İstanbul ayakta’ şiarıyla başlattığımız Adalet Nöbeti her gün büyüyerek sürmekte. İstanbul’dan Amed’e, Amed’den İzmir’e, İzmir’den Samsun’a ve Şırnak’a kadar bütün halklar birleşerek, AKP rejiminin kayyım gaspına karşı mücadeleyi büyütüyoruz.

Bu adalet yürüyüşü, Kürt halkının iradesinin gasp edilmesine ‘hayır’ demektir. Bu yürüyüş, emeğimize ve özgürlüğümüze sahip çıkma yürüyüşüdür. İstanbul’dan Hakkari’ye yaşam hakkımızı, belediyelerdeki irade hakkımızı savunmak için yürüyoruz. Belediye eş başkanlarımızı biz seçeceğiz. Adalet yürüyüşümüz devam edecek ve kayyımlar gidecek biz kalacağız. Yaşasın birleşik mücadelemiz.”

Paylaşın

Özel’den “Millet İttifakı” Yorumu: Hata Yaptık

Seçimler sonrası dağılan Millet İttifakı’na ilişkin değerlendirme yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Benim farklı düşündüğüm nokta şu: Geçen sefer bir hata yaptık. 6 atleti bellerinden birbirine bağladık, koşun dedik, herkes birbirine engel oldu. Hepsi kendi kimlikleriyle koşsaydı, gerektiğinde bir iş birliği yapılabilirdi. Geçen seferki en büyük sorunumuz buydu” dedi ve ekledi:

“Önce bir tartışma çıkar sporcular kaç kilo basıyor diye. 1 kilo mu 30 kilo mu 90 kilo mu bilmiyorduk, herkes kendisinin çok bastığını iddia ediyordu. Millet İttifakı, teknik bir ittifaktan ziyade siyasi bir ittifaktı. Birbirini genişleyen değil, kısıtlayan bir ittifaka dönüşmüştü. Kimse kimseden memnun değildi. Teknik ittifakta herkes gücünü bilir ama sandıkta bir çerçevede yer alırsın ki bölge bölge bir başkasına yarar. Herkes öz kimliğiyle siyaset yapmalı, seçim sathı mahaline girdiğinde bu durum konuşulmalı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Gazeteci Fatih Altaylı’nın YouTube kanalına konuk oldu. Özgür Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle:

Erdoğan ile görüşme: Biz siyaset yapıyoruz ve 2024 yılındayız. Savaşmak üzere değil, konuşmak üzere kurulmuş bir parlamento orası. Mücadele ve müzakere birlikte yürürse, bunun adı siyasettir. Ben beklerdim ki Erdoğan seçimden sonra beni tebrik etsin, arasın. Bayramda ben aradım ve randevu istedim. İşin insani ve medeni yönünü önemsiyorum. Erdoğan köprüleri istediği kadar atsın, ben bayramda onu yine ararım.

Karşılıklı saygıyı korumak lazım. O sana gelmez, elini havada bırakır, ikincisi uzatmazsın o ayrı. Ben bütün partilerle bayramlaşıyorum. Dünyanın lafını etti Devlet Bey, bayramda aradım. Biraz da şakalaştık. ‘Bayram öncesinde biraz sürtüştük’ dedim. Devlet Bey de gülerek, ‘Siyasette olacak böyle şeyler, önemli olan bayramlaşabilmek’ dedi. Karşılıklı çatışmaları ara ara yumuşatmazsanız, 80 öncesi sağ sol çatışması gibi şeyler gündeme gelir.

TRT’sinden AA’sına, bize her yer kapalı. Öyle bir noktadayız ki kendin söyle kendin işit. O açıdan bu diyalog yanlış değil. Türkiye’de bir masada kurulunca iki ihtimal var, ya pazarlık ya ittifak. Masa yoksa birbirine el bombası atacaksın. Öyle bir şey olmaz. Müzakere olmadan mücadele olmaz. Anadolu’ya gidiyorsun, seçmenin azımsanmayacak bir kısmı, ‘Kötüyüz ama Tayyip Bey bilmiyor, yoksa çözer’ diyor. Ben gidiyorum söylüyorum işte, çözsün. Ben bu kutuplaşmadan CHP’nin fayda gördüğünü görmedim. Birileri bu memleketi kutuplaştırdı.

Bir gazeteci veya YouTube yayıncısı, 6 aydır sert bir şekilde eleştiriyor. Biz bu anlayışla açı yaptık diye yok gözlüklerini kırarım, gözüne sokarım. Sonra bizim arkadaşlar cevap vermeye başladılar. Bu bir patlamaya dönüştü. O kadar yoğun bir refleks keşke olmasaydı. Kimse meselenin özüne bakmıyor, CHP’liler gazeteciye had bildiriyor diyor. Halbuki adam 6 aydır en ağır lafları söylemiş, en son küfre varan bir şey yapınca…

Kılıçdaroğlu – İmamoğlu görüşmesi: Böyle görüşmeler beni hiç rahatsız etmez. Partide de bir normalleşmeye ihtiyaç olduğu çok açık. Ekrem Başkan ile çok açık bir iletişimimiz var. Kritik bir mevzu olunca direkt birbirimizi arıyoruz, haberdar ediyoruz. Ekrem Başkan, ‘Genel Başkanı aradım, yemek yiyelim diye konuştuk, ama tarihi zamanı belli değildi, haber sızdırmışlar ama’ dedi. Yapanları biliyoruz…

Ekrem İmamoğlu – Mansur Yavaş: Aralarında bir gerilim yok. Belediyeler Birliği’nde tansiyon yükseliyor diyor, yönetiyoruz biz süreci. İkisi de birbirini destekledi. Ekrem Başkan, Mansur Başkan için gayret gösterdi. İkisinin de gözünde ve gönlünde bu partiyi iktidar yapmak var. Daha önümüzde belki de 4 yıl var. En doğru adayı belirlemek durumundayız. Ölçeceğiz, anket yapacağız, en geniş katılımla belirleyeceğiz.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı: En doğru aday ben olsam geri durmam. Ama ben yapı olarak partiyi iyi yönetebilecek, sosyal demokratları, solcuları çok daha rahat konsolide edebilecek, sözüne kendi mahallesinin çok inandığı yapıda bir siyasetçiyim, ama bizim biraz daha geniş toplum kesimlerine açılabilecek bir adaya ihtiyacımız var. Ama yarın bu konuda bambaşka biri var denilirse döner hep beraber bakarız. Ekrem Bey de Mansur Bey de ‘hayır ben aday olacağım’ diyecek biri değil. Türkiye’nin nereden döndüğünü görüyoruz biz.

Hukuk ayaklar altında, beka sorunları uyduruyorlar, gençler gidiyorlar. Biz bu ülkeyi bambaşka bir noktaya getirebiliriz. Yeniden demokrasiye kavuşturduğumuzda ülkeye, küçük hesaplarla belki de bin yıl kaybettiririz. 28’inde çok büyük bir felaket yaşadık. Seçmende duygusal kopuş vardı. Ekrem Bey dedi ki ‘Ben İstanbul’a bile aday olmam değişim olmazsa’ dedi. Ben de, ‘İzmir’i bile kaybederiz’ dedim. Türkiye’de AKP iktidarı mutlaklaşırdı. Önce değişim, sonra 31 Mart seçimleri gençlerin gözlerini yeniden ışıldattı. Ama bir kez daha bir kayıp yaşatırsak, bir daha toparlanma imkanı yok. Mucize yaşadık hep birlikte.

Suriye: Suriye ile sempatik kanaldan temas ediyoruz. Arka kapı diplomasisi yani… Önümüzdeki günlerde eğer ayarlayabilirsek, çok uzun vadede değil, bu yaz içinde gidip Esad ile görüşmeyi düşünüyorum. Aslında Erdoğan da ‘istihbaratçılarımız görüşüyor, bunu diplomatik temaslara çevirebiliriz’ diyordu.

Biz de burada kilitli kapıyı açabilir miyiz diye bir arka kapı diplomasisi üzerinden temas yürütüyoruz, olumlu da gidiyor. Önümüzdeki 1-1,5 ay içinde olabilirse Esad ile bir görüşme yapacağım. Öncesinde de Sayın Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ile de görüşebilirim. Türkiye ile bir masaya oturulsun ve sığınmacı sorunu, senin de iç savaş sorununu çözecek adımlar atılsın. Bir Rusya bir de Amerika tarafı var tabii ki, onu da AB katkısı ile hep beraber çözeriz.

Türkiye’nin de özendirici şeyler yapması lazım. Belki, Türkiye’de doğan 1 milyon çocuklar için vizesiz dolaşım hakları verilebilir. Bugünden baktığında zaten 10 milyon kişi burada kalırsa 25 milyon olacaklar. Bu çocukların Türkiye’de okuma, gezme, tatil yapma hakkı olsun. Bir çare düşünülmeli, bir paket hazırlanmalı. Biz bu paketi hazırlıyoruz. Trenlere bindirip yollayacağız diyorlar, yok öyle bir şey.

Ülkelerinin buna rıza göstermesi, teşvik etmesi, bizim teşvik etmemiz ve kaynak bulmamız lazım. Esad ile görüşmeden olmaz. Sen sürüyorsun onları o da dedi ki gelirlerse kimyasal silah kullanacağım, nasıl göndereceksin? İktidar olmadan çözmeye hazırız, 4 yıl sonra çok daha çözülemez bir hale gelecek. Burada bir ulusal mutabakat kuralım. Esad’dan da olumlu sinyaller geliyor. Hiç değilse bunu denemek istiyoruz.

Millet İttifakı: İktidarla görüştüğümüz gibi muhalefetle de görüşüyoruz. Benim farklı düşündüğüm nokta şu: Geçen sefer bir hata yaptık. 6 atleti bellerinden birbirine bağladık, koşun dedik, herkes birbirine engel oldu. Hepsi kendi kimlikleriyle koşsaydı, gerektiğinde bir iş birliği yapılabilirdi. Geçen seferki en büyük sorunumuz buydu. Önce bir tartışma çıkar sporcular kaç kilo basıyor diye.

1 kilo mu 30 kilo mu 90 kilo mu bilmiyorduk, herkes kendisinin çok bastığını iddia ediyordu. Millet İttifakı, teknik bir ittifaktan ziyade siyasi bir ittifaktı. Birbirini genişleyen değil, kısıtlayan bir ittifaka dönüşmüştü. Kimse kimseden memnun değildi. Teknik ittifakta herkes gücünü bilir ama sandıkta bir çerçevede yer alırsın ki bölge bölge bir başkasına yarar. Herkes öz kimliğiyle siyaset yapmalı, seçim sathı mahaline girdiğinde bu durum konuşulmalı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kemal Bey ile görüşüyoruz. Aramız iyi, benim açımdan hiçbir sorun yok. Kemal Bey açısından da bir sorun olduğunu düşünmüyorum ama nifak tohumu saçmak isteyen üçüncü şahıslar var. Onların bu çabasının partiye zarar vereceğini görmek lazım. Bazı şeyler konuşuluyor, nasıl sabrediyorsun diyorlar, CHP’nin Genel Başkanlarının İsmet Paşa’dan gelen bir geleneği var, bazı şeyleri duymazdan gelirler.

Biz Hatay’da 5 kez anket yaptık, hepsinde en iyi adayımızı mevcut belediye başkanımızdı. Ben arayış içindeyiz deyince belki de adayı değersizleştirdik. İletişimde çok açık olduğum eleştirisini zaman zaman alıyorum. Gayri ahlaki şekilde depremzedelere bakarak ‘Bize oy vermezseniz, Hatay ayağa kalkmaz’ dediler. Kazansak çok iyi olacaktı, kaybettik. Kendimde de kusur görüyorum. Belki de adayı ilk günden ölçtün, yürü, arkana bakma, belki o zaman olacaktı. Fazla titizlendik, kusursuz yürütmedik süreci. Onun dışında pek bir hata yaptık gibi gözükmüyor. Objektif bir şekilde belirledik bütün adayları, subjektif kararlar vermedik.”

Paylaşın

Hamas’tan “Ateşkes” Açıklaması: Görüşmelerde İlerleme Yok

Beyrut’ta basın toplantısı düzenleyen Hamas’ın üst düzey yetkililerinden Usame Hamdan, İsrail’le yürütülen ateşkes görüşmelerinde şu ana kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmediğini söyledi.

Haber Merkezi / Hamdan, kendilerinin ateşkes sağlayacak pozitif bir anlaşma konusunda hazır olduklarını dile getirdi. Hamdan açıklamasında ABD yönetimini de Hamas üzerinde İsrail’in şartlarını kabul ettirmek için baskı yapmakla suçladı.

İsrail hapishanelerindeki Filistinlilere karşılık Gazze’de tutulan rehinelerin takas edilmesi ihtimaline atıfta bulunan Hamdan, “Hamas bir kez daha, kalıcı bir ateşkes, Gazze Şeridi’nden kapsamlı bir çekilme ve ciddi bir takas anlaşmasını güvence altına alacak her türlü teklife olumlu yaklaşmaya hazırdır” dedi.

Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise son 24 saatte 69 artarak 37 bin 834’e yükseldi. Gazze’de İsrail saldırılarında yaralananların sayısı ise son 24 saatte 429 artarak 86 bin 858’e yükseldi.

Gazze’de İsrail saldırılarında ölenlerin yüzde 70’ini çocuklar ve kadınların oluşturduğu aktarılırken, saldırılar sonucu oluşan yıkımdan dolayı çok sayıda kişinin hala enkaz altında olduğu vurgulandı. Sivil savunma ve acil sağlık ekiplerinin bu kişilere ulaşmakta zorluk yaşadığı kaydedildi.

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) terör örgütü olarak tanımladığı Hamas ve Filistin İslami Cihat’la (PIJ) mücadelede kapsamında üç şirket ve altı kişiye daha yaptırım kararı aldı.

Hamas’a İran’dan para transferi sağladığı tespit edilen ve kara para aklamakla suçlanan Zuheir Shamlakh, Hamas’ın “Batı Şeria’daki ajanlarını yönlendirmekten sorumlu” üst düzey siyasi ajanı Maher Rebhi Obeid ve PIJ’lilere ve PIJ’li mahkum ailelerine maddi destek sağlayan Muhjat AlQuds Vakfı’nın lideri PIJ üyesi Jamil Yusuf Ahmad Aliyan, Avrupa Konseyi’nin yaptırım kararı aldığı simlerden bazıları.

Ayrıca Zawaya, Larrycom ve Al Zavaya şirketleri de AB’nin yaptırım uyguladığı şirketler listesine alındı.

AB Konseyi, Hamas ve PIJ’yi finanse ettikleri ve şiddet eylemlerine destek oldukları gerekçesiyle yaptırım kararı aldığı kişi ve kurumların AB’deki mal varlıklarını donduracak, söz konusu kişilere AB’ye seyahat yasağı getirecek. Ayrıca üçüncü kişilerin yaptırım listesinde yer alan şirket ve kişilere doğrudan veya dolaylı yoldan ekonomik kaynak sağlaması yasaklanacak.

Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e düzenlediği saldırının ardından Hamas’ı veya PIJ’yi destekleyen kişi ve kurumları cezalandırmak için Ocak 2024’te oluşturulan AB listesi kapsamında toplamda 12 kişi ve üç kuruluşa yaptırım uygulanıyor.

Ayrıca ABD’li yetkililer, ABD ordusunun Gazze’ye yardım götürmek için inşa ettiği iskelenin hava koşulları nedeniyle kaldırıldığını ve ABD’nin yardımlar yeniden Gazze’de halka aktarılmaya başlamadıkça iskeleyi yeniden kurmayı düşünmediklerini söyledi.

Ordu, gıda yardımının iskele aracılığıyla ulaştırılmasına yardımcı olsa da, gıdanın büyük çoğunluğu hala iskelenin yakınındaki depoda duruyor. Deponun neredeyse dolu olduğu kaydediliyor. Yardım kuruluşları, insani yardım konvoylarının saldırıya uğraması nedeniyle gıda yardımlarını Gazze’nin en çok ihtiyaç duyulan iç bölgelerine taşımakta güçlük çekiyor.

Askeri hareketlilikle ilgili olarak adlarının açıklanmaması kaydıyla konuşan bazı ABD’li yetkililer, ordunun önümüzdeki günlerde kötü hava koşulları geçtiğinde iskeleyi yeniden kurabileceğini, ancak iskelenin yeniden kurulup kurulmayacağına ilişkin nihai kararın henüz verilmediğini belirtti.

Yaklaşık dokuz aydır süren İsrail-Hamas savaşındaki çatışmalar, İsrail’in deniz yolundan çok daha elverişli olan sınır geçişlerine getirdiği kısıtlamalar ve yardım konvoylarına yapılan saldırılar gıda, ilaç ve diğer malzemelerin akışını ciddi şekilde sınırlıyor. Bu durum, Filistinliler’in yaygın bir açlıkla karşı karşıya kalmasına yol açıyor.

Paylaşın

Mark Zuckerberg’den “Yapay Zeka” Uyarısı

“Yapay Zeka” üzerinde çalışan şirketleri eleştiren Meta CEO’su Mark Zuckerberg, “Tanrı’yı ​​falan yarattıklarını sanıyorlar ama bizim yaptığımız kesinlikle bu değil. Bunun olacağını sanmıyorum” dedi.

Mark Zuckerberg, yapay zekanın insanların çeşitli ilgi alanlarını yansıtacak şekilde oluşturulması gerektiğini söyledi.

Yapay zeka yarışında bazı şirketler öne çıkarken, bu şirketlerin çalışmaları da yakından takip ediliyor. Yakın zaman önce katıldığı bir röportajda konuşan Meta CEO’su Mark Zuckerberg, yapay zeka şirketlerini eleştirdi.

Tek ve çok güçlü bir yapay zeka üretmenin ötesinde, her ihtiyaca yönelik yapay zeka araçlarının olması gerektiğine vurgu yapan Zuckerberg, bu tarz bir amaca sahip olan yapay zeka şirketlerinin ‘Tanrı yaratmak’ kaygısıyla hareket ettiklerini söyledi.

Kallaway YouTube kanalına konuk olan Meta CEO’su Zuckerberg, yapay zeka dışında yeni geliştirilen teknolojiler hakkında da konuştu:

“Teknoloji sektöründeki insanların tek gerçek yapay zekayı inşa etmekten bahsetmesini oldukça rahatsız edici buluyorum. Neredeyse Tanrı’yı veya benzeri bir şeyi yarattıklarını düşünüyorlar. Biz bunu yapmıyoruz, bunun böyle işlediğini düşünmüyorum.”

Yapay zekanın tekelci bir yaklaşımla değil, açık kaynaklı olması gerektiğini savunan Zuckerberg, tek bir yapay zekanın her şeyi çözmeyeceğini düşünüyor:

“Gerçekçi olmak gerekirse, işlerin böyle yürümediğini düşünüyorum. İnsanların telefonlarında kullandığı tek bir uygulama yok. Tüm içeriklerini istedikleri tek bir yaratıcı yok, tüm içeriklerini istedikleri tek bir uygulama yok. Her şeylerini satın almak isteyeceği tek bir işletme yok.”

CEO aynı zamanda Meta’nın yapay zeka avatarları ve akıllı gözlükler de dahil olmak üzere çeşitli yapay zeka araçları ve teknolojileri geliştirmeye odaklandığını aktardı. Bir diğer yandan Apple’ın yapay zekası için görüştüğü Meta’yla işlerin pek de yolunda gitmediği bu röportajdan çıkarılan bir diğer sonuç oluyor.

(Kaynak: Cumhuriyet)

Paylaşın

İmamoğlu’ndan Partililere Dikkat Çeken Uyarılar

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, “Parti içi rekabetin her koşulda kardeşçe ve aynı zamanda demokratik bir biçimde olmasını sağlamanın şart olduğunu düşünüyorum. Bireysel, kişisel ve özellikle partimizi, bizleri yoran bütün yüklerden kurtulmakla mecbur olduğumuz bir dönemin içerisindeyiz” dedi ve ekledi:

“Rekabet, daha iyiye ulaşmanın yoludur. Parti içindeki rekabet, birbiri ile yan yana koşarken birbirini ayağına çelme takmak değil, daha hızlı koşma mücadelesidir; ayrışmanın değil, bütünleşmenin aracıdır. Çeşitli ülke ve şehirlerdeki CHP yurt dışı örgütlerinde, dönem dönem parti içi rekabetin yıpratıcı hal alabildiğini görüyoruz. Evet ülkemizde de bunu yaşıyoruz, yurt dışındaki örgütlerimizde de bunu yaşıyoruz.”

İstanbul Büyükşehir Belediye İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, partisinin 2024 Yurt Dışı Örgütlenme İkinci Yüzyıl Vizyonu Çalıştayı’nda konuştu. İmamoğlu, özetle şunları söyledi:

Parti içi rekabetin her koşulda kardeşçe ve aynı zamanda demokratik bir biçimde olmasını sağlamanın şart olduğunu düşünüyorum. Bireysel, kişisel ve özellikle partimizi, bizleri yoran bütün yüklerden kurtulmakla mecbur olduğumuz bir dönemin içerisindeyiz. Rekabet, daha iyiye ulaşmanın yoludur.

Parti içindeki rekabet, birbiri ile yan yana koşarken birbirini ayağına çelme takmak değil, daha hızlı koşma mücadelesidir; ayrışmanın değil, bütünleşmenin aracıdır. Çeşitli ülke ve şehirlerdeki CHP yurt dışı örgütlerinde, dönem dönem parti içi rekabetin yıpratıcı hal alabildiğini görüyoruz. Evet ülkemizde de bunu yaşıyoruz, yurt dışındaki örgütlerimizde de bunu yaşıyoruz.

Ayrıştırıcı bir dilin hakim olabildiğini de görüyoruz. Bunları görerek, bunlara tedbir alarak yol yürümenin şart olduğunu da biliyoruz. Tabii son derece sınırlı sayıda örnekler olsa da çok hassas ve çok tarihi bir dönemden geçtiğimizin farkına vararak -her zaman her yerde söylüyorum- bazı bildiğimiz, gördüğümüz, dönem dönem yüksek seviyede kınadığımız bütün tavır ve davranışlardan uzak, bir arada konuşabilmeyi, müzakere edebilmeyi, doğru yolu bulabilmeyi, ortak aklın masamızdaki kesin pusula olmasını sağlayabilmeyi başarmak zorundayız.

Partimize yakışmayan tek bir uygulamaya, tek bir söze, hatta partimize yakışmayan tek bir bakışa bile geçit vermemeliyiz. Bizler, insanlara ve birbirimize, aynen Atatürk’ün vatandaşa, o Tokat’ta çekilen fotoğraftaki baktığı gibi bakabilmeyi, aynı hassasiyeti de birbirimize bakarken gösterebilmeyi başarmak zorundayız.

Herkese ve birbirimize karşı iletişim ve müzakere kapılarının sonuna kadar açık olması gerektiğini unutmamalıyız. Bunu yapamayanların, örgütlenme içerisinde bu görevlere talip olma şansı yoktur.”

Paylaşın

5 Yılda 4 Bin Kişi IŞİD Saldırılarında Hayatını Kaybetti

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi 2019’da bu yana 4 bin 85 kişinin IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) saldırılarında öldüğünü açıkladı. En az 627 sivil de IŞİD saldırılarında hayatını kaybetti.

Birleşmiş Milletler (BM), Irak ve Suriye’de toplam 3 ila 5 bin IŞİD militanı olduğunu tahmin ediyor.

IŞİD bölgesel hakimiyetini 5 yıl önce kaybetse de Suriye hemen her gün ölümcül saldırılar gerçekleştirmeyi sürdürüyor.

2014’te Irak ve Suriye’de kontrolü altındaki geniş alanlarda hilafet ilan eden örgüt, ABD öncülüğündeki koalisyonun operasyonları sonucu Mart 2019’da hakimiyetini kaybetmişti.

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi o tarihten bu yana 4 bin 85 kişinin IŞİD saldırılarında öldüğünü açıkladı. Kurbanların çoğu Şam rejimine bağlı askerler ve Kürt savaşçılar oldu. En az 627 sivil de IŞİD saldırılarında hayatını kaybetti.

IŞİD bu dönemde en kanlı eylemlerini Şam eteklerinden Irak sınırına uzanan bölgede yer alan Badia Çölünde gerçekleştirdi. Ocak ayında yayınlanan Birleşmiş Milletler (BM) raporuna göre örgüt, Badia Çölünü lojistik merkez olarak kullanıyor.

Gözlemevi raporunda, IŞİD’in hakimiyetinin kırıldığı 2019’dan beri militanlarının neredeyse hemen her gün bir saldırı gerçekleştirdiği tespiti yer aldı. Başta Rus hava saldırıları olmak üzere örgüte yönelik operasyonlar sonucu aynı dönemde 2 binden fazla IŞİD savaşçısı öldü.

BM, Irak ve Suriye’de toplam 3 ila 5 bin IŞİD militanı olduğunu tahmin ediyor.

Mart 2011’de, Şam rejiminin muhalif göstericilere sert müdahalesiyle patlak veren Suriye iç savaşında yarım milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Ülke topraklarının büyük kısmında yönetim ve güvenlik boşluğu oluşurken, bu durum silahlı örgütlere hareket alanı sağlıyor.

Paylaşın

Türkiye’nin Gri Listeden Çıkarılmasının Ekonomiye Olumlu Etkisi Olacak Mı?

İktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu “Çok yaygın kullanılan ‘Piyasalar beklentileri satın alır, gerçekleri satar’ diye bir ifade var. Bu çerçevede düşünürsek zaten Mehmet Şimşek’in göreve gelişinden beri önde gelen gündem maddelerinden biri Türkiye’nin gri listeden çıkartılmasıydı” dedi ve ekledi:

“Bu da bu beklentide satın alındı. Yani zaten böyle bekleniyor. Tersi olsa, Türkiye gri listeden çıkarılmazsa bir olumsuz hava eser. Gri listeden çıkarılınca ciddi bir olumlu havanın doğacağını zannetmiyorum.”

Gri liste kararının ekonomik etkilerinden çok, iç siyasi yansımalarının önemli olacağı görüşünü dile getiren Kozanoğlu, “Bunu daha çok iç piyasada ben iç kamuoyuna yönelik olarak ‘Bakın Mehmet Şimşek geldi, gri listeden de çıktık’ propagandası yapılacağını düşünüyorum. Ama yani gri listeye girildiği zaman da başkanlık sisteminin olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu, işte Cumhur İttifakı tarafından ülkenin yönetildiğini hatırlamak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Türkiye, kara para ile mücadelede yetersiz kaldığı gerekçesiyle Ekim 2021’de eklendiği gri listeden çıktı. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet yürüten Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Singapur’da yaptığı değerlendirme toplantısında Türkiye ile beraber Jamaika’nın da adını listeden çıkarma kararı verdi. Örgüt, her iki ülkeyi de kaydettikleri “önemli ilerleme” nedeniyle tebrik ettiklerini açıkladı. Peki bu gelişme ne anlama geliyor?

Kara para aklama, terörizmin finansmanı ve diğer mali suçlarla mücadeleyi amaçlayan uluslararası bir örgüt olan “Financial Action Task Force” (Finansal Eylem Görev Gücü – FATF) yılda üç kez yaptığı değerlendirme toplantılarında suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri açıklıyor.

FATF’nin kendi sitesindeki tanıma göre, gri liste kapsadığı ülkelerin artırılmış bir izlemeye tabi olmasını öngörüyor. Eksiklikleri olduğu tespit edilen ve bunları gidereceğini taahhüt eden ülkeler “gri liste” olarak adlandırılan “Yüksek Risk Altında Ülkeler” listesine alınıyor. Ülkeler, FATF taahhütleri kapsamında gerekli adımları atarak bu listeden çıkabiliyor.

Türkiye aslında ilk olarak 2011 yılında gri listeye girmişti. Yapılan düzenlemelerin ardından yine dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek zamanında 2014 yılında listeden çıkarılmıştı. Ekim 2021’de ise kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanını engellemede eksikleri olduğu gerekçesiyle yeniden gri listeye alındı.

Türkiye’de kara para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda gri alanların oluşmasında birbirini ardına yapılan varlık barışı düzenlemeleri ve emlak sektöründe yabancıya satışların etkili olduğu düşünülüyor.

Dönemin FATF Başkanı Marcus Pleyer, Türkiye’nin gri listeye alındığını duyururken; bankacılık, altın ve değerli taşlar ile emlak sektörü gibi yüksek riskli sektörlerde düzenlemeler yapılması gerektiğini bildirmişti. Pleyer, konuşmasında, “Türkiye; kara para aklama vakalarını, El Kaide ve IŞİD gibi BM tarafından terörist olarak tanınan gruplarla bağlantılı para transferlerini takibe almalı. Türkiye’nin; kara para aklamayı önlemede, terörün finansmanını engellemede, suç şebekeleri ve yolsuzluklarla mücadelede adımlar attığını göstermesi önemli” ifadelerini kullanmıştı.

Singapur’daki toplantılarda Türkiye ve Jamaika’nın çıkarıldığı listede hâlihazırda; Bulgaristan, Burkina Faso, Kamerun, Hırvatistan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Haiti, Kenya, Mali, Mozambik, Namibya, Nijerya, Filipinler, Senegal, Güney Afrika ,Güney Sudan, Suriye, Tanzanya, Vietnam ve Yemen bulunuyor.

FATF tavsiyelerine uymayıp kara para aklama ve terör finansmanı konusunda iş birliği yapmayan İran, Kuzey Kore ve Myanmar ise örgütün ‘kara liste’sinde bulunuyor.

Gri listeden çıkmak neden önemli?

Gri listede olmak yabancı bankalar ve yatırımcılarla ilişkileri olumsuz etkiliyor. Gri listeye alınan ülkeler, dış yatırım çekme sürecinde uluslararası otoriteler, kredi kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde itibar kaybına uğrarken bu durum bankacılık işlemlerini de olumsuz etkiliyor.

Yurt içinde ise dış ticaret ağı yüksek olan şirketlerin ekstra denetimler ve yükümlülüklerle karşılaşmasına neden oluyor. Bu bağlamda gri listede yer almak, yüksek dış finansman ihtiyacı olan Türkiye ekonomisine yabancı yatırım ilgisini azaltırken, dış ticareti ve pazar paylarını olumsuz etkiliyor.

“Gri liste demek, şaibeli ekonomi demektir. Kara paracı ekonomi demektir. Terörün finansmanı ve kara parayla mücadelede yetersiz ve etkisiz ülke demektir” diyen eski Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Ufuk Söylemez, bunun büyük bir güvensizlik yarattığına dikkat çekti:

“Bizim bu listeye girme sebeplerimizin başlı başına en başlıca tabii Türkiye’nin bir kayıt dışı ekonomi cenneti olması… İkincisi Türkiye mali aflarla ve vergi barışlarıyla; kaynağı ve sahibi meçhul milyarlarca doların bir ay içinde girip çıkmasıyla, tam anlamıyla Avrupa standartlarına baktığımız zaman, demokrasilerine tam bir şaibeli ülke durumuna sokuldu, maalesef.”

Gri liste yabancı yatırımcıların Türkiye’ye bakışını olumsuz etkiliyor. Ancak iktisatçı Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu’na göre bu listeden çıkmanın etkisi sınırlı olacak. Kozanoğlu şöyle açıklıyor:

“Çok yaygın kullanılan ‘Piyasalar beklentileri satın alır, gerçekleri satar’ diye bir ifade var. Bu çerçevede düşünürsek zaten Mehmet Şimşek’in göreve gelişinden beri önde gelen gündem maddelerinden biri Türkiye’nin gri listeden çıkartılmasıydı. Bu da bu beklentide satın alındı. Yani zaten böyle bekleniyor. Tersi olsa, Türkiye gri listeden çıkarılmazsa bir olumsuz hava eser. Gri listeden çıkarılınca ciddi bir olumlu havanın doğacağını zannetmiyorum.”

Gri liste kararının ekonomik etkilerinden çok, iç siyasi yansımalarının önemli olacağı görüşünü dile getiren Kozanoğlu, “Bunu daha çok iç piyasada ben iç kamuoyuna yönelik olarak ‘Bakın Mehmet Şimşek geldi, gri listeden de çıktık’ propagandası yapılacağını düşünüyorum. Ama yani gri listeye girildiği zaman da başkanlık sisteminin olduğunu, Cumhurbaşkanı’nın Recep Tayyip Erdoğan olduğunu, işte Cumhur İttifakı tarafından ülkenin yönetildiğini hatırlamak gerekiyor” dedi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

CHP Lideri Özel, “Erken Seçim” İçin Tarih Verdi

Katıldığı bir televizyon programında erken seçim tartışmalarına değinen CHP Lideri Özgür Özel, “Tarih olarak da şunu söylüyorum. 5 yıl var iki seçim arasında bunun ortası çok kritik bir yer 2.5 yıl” dedi ve ekledi:

“Sayın Erdoğan eğer Meclis seçimleri yenileme kararı almazsa bir daha aday olamıyor. 2.5. yılda şöyle bir noktaya geleceğiz. Biz gel seçimleri yenileyelim deriz gelip aday olursa 2.5 yıl o koyar, 2.5 yıl biz koyarız ortaya. Tam ortasının öyle bir manası var. Kazanırsa 5 yıl daha yapar. Kendine güveniyorsa bir kere daha gelir yarışırız. Yok güvenmiyorsa geriye giden her gün onun seçimden kaçtığı gündür.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV’de gazeteci İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar bu şekilde:

“Normalleşme tartışmaları: Normalleşme süreci bitmez. Normalleşme bizim birinci parti olma sorumluluğuyla ortaya koyduğumuz özgüvenli ve inandığımız bir süreç. Normalleşmenin özeti şudur: Normal demokrasilerde ne varsa onu talep etmek ve muhalefet olarak üstüne düşeni yapmaktır. Selamlaşmak, konuşmak, müzakere etmek.

Normal demokrasilerde olanı talep etmek. Anayasaya tam uyum, kanunlara tam uyum, AİHM kararlarına tam uyum. Bunları talep etmek benim görevim. Ha bunları yapmıyorsa kendileri normalleşmiyorsa bırakalım onlar anormal kalsın. Vatandaş da normalle anormal arasında günü gelince tercihini yapar.

Erdoğan’la ortak yayın çok iyi olur. Düşünsenize Türkiye bundan 40 yıl önce bunu başarıyordu. TRT’de bir saygın gazeteci moderasyonluk yapıyordu, bütün liderler sırasıyla söz alıyordular. Zaman zaman ortam geriliyordu tartışıyorlardı zaman zaman şakalaşıyorlardı. Çünkü normali oydu. Şimdi zaman ilerledikçe aslında bu tip demokratik kazanımların artması lazım.

40 yıl sonra geldiğimiz yere bak herkes gidiyor tek başına televizyon programlarına katılıyor, yani normalleşme dediğimiz şeyin bir boyutu da budur. Siyasiler kendi aralarında telefonla görüşebilirler, el sıkışmalıdırlar başbaşa görüşmeler heyetlerle görüşmeler yapabilirler ama günü geldiğinde de esas yetkiyi aldıkları vatandaşın karşısına çıkıp en somut şekilde anlatmalıdırlar.

Erken seçim: 31 Mart seçimlerinde seçmene bir şey söyledim dedim ki bu genel seçim değil, bu yerel seçim burada yerel yönetici seçeceksiniz. Bir de verdiğiniz oy iktidar açısından bir sarı kart olacak, bu bir kırmızı kart değil. O yüzden AK Partililer MHP’liler korkmadan çekinmeden bize oy verin iktidarı değiştirmek için değil iktidarı uyarmak için oy verin iktidarın değişeceği seçim bu seçim değil demiştim. Onlar da bize oy verdiler işte tablo böyle oldu.

Türkiye’de bu tablo olduğunun ertesi günü gördünüz mü bak ben birinci parti oldum hadi seçim desem şu çıkacak ortaya; sen hani söz vermiştin hani bu seçim o seçim değildi bizim oyumuzla bize kafa tutuyor diyecekti AK Partili seçmen. İkincisi bir fırsatçılık olur. Daha bu ülkenin ekonomik sorunları var, bu seçimde yorulduk daha dün seçimlerdeydik bugün yine seçim diyorsun. Üçüncüsü de ya neyinden istiyorsun erken seçim için 360 gerekiyor, bizde var 130. Bütün muhalefet 340.

Tarih olarak da şunu söylüyorum. 5 yıl var iki seçim arasında bunun ortası çok kritik bir yer 2.5 yıl. Sayın Erdoğan eğer Meclis seçimleri yenileme kararı almazsa bir daha aday olamıyor. 2.5. yılda şöyle bir noktaya geleceğiz. Biz gel seçimleri yenileyelim deriz gelip aday olursa 2.5 yıl o koyar, 2.5 yıl biz koyarız ortaya. Tam ortasının öyle bir manası var. Kazanırsa 5 yıl daha yapar. Kendine güveniyorsa bir kere daha gelir yarışırız. Yok güvenmiyorsa geriye giden her gün onun seçimden kaçtığı gündür.

Ekonomik kriz: Çok kazanandan çok alacağız, az kazanandan az alacağız, hiç kazanmayandan vergi almayacağız. Paranın büyük kısmı geniş yığınlarda, küçük kısmı azınlıklarda olmalı. En tepedekiler İtalya gibi en diptekiler Hindistan gibi yaşıyor.

Mehmet Şimşek’in bize dediği şeyin tercümesi şu, ‘şirketler az ödesin biz yine vatandaşın sırtından inmeyeceğiz’. Bir müzakerede ne talep ettiğinizi söyleyebilirsiniz, bu sizin kitlenize karşı sorumlusunuz. Öyle büyük firmalar var ki, o firmada çalışan eleman vergi ödüyor, firmanın patronu ödemiyor. İğneden ipliğe vergi yapılacak bir paket geliyor, bu paket yine yoksulun, işçinin, emeklinin, esnafın, çalışanın sırtına binecek.

Fahrettin Koca: Fahrettin Koca’nın istifa iddiasını duyuyoruz. Kampta, Antalya Milletvekili Tuğba’nın göz doktorudur kendisi de, aralarında sert bir polemik yaşandığını duyduk.

Sığınmacılar: 2 gün önce Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki bir Büyükelçisiyle özel bir yemekte bir arya geldik orada da söyledim, Avrupa Birliği’nin bütün büyükelçilerine büyük toplantılarında da söyledim tek tek geldiklerinde de söylüyorum: ‘Sizin yanınızda, sizin açınızdan istikrarlı bir Türkiye’nin sığınmacı deposu olarak durması gerçek istikrar değildir.

Yanı başınızda hem demokratik hem de istikrarlı bir Türkiye’ye ihtiyaç var ve bunun olabilmesi için sığınmacı sorununun tamamen çözülmüş olması lazım. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olması lazım. Siz bizi sığınmacı kampı olarak görüyorsunuz sınır ötesinde. o yüzden elimizi hep birlikte taşın altında sokacağız. Önce Suriye’deki sorunu çözeceğiz.

Bizim yapacağımız iş şu: Ben burada inisiyatif almaya hazırım. Suriye ve Türkiye arasındaki diyalog kanallarının açılması için gerekirse ben Esad’la görüşmeye gideceğim. Bunun zeminin araştırıyoruz. Olumlu gelişmeler var günü geldiğinde açıklayacağız. Zemin arayışı içerisindeyiz; üzerinde çalışıyoruz. Gidip sayın Esad’la görüşüp, Türkiye’yle bir masaya oturmasıyla ilgili net talebimizi iletip ana muhalefet sorumluluğunu yapacağız.

Çünkü masaya oturmadan bu sorun çözülmeyecek. Türkiye’deki Suriye vatandaşlarının Suriye’ye dönmesi için şartlar neyse konuşulacak. elbette bunun bir siyasi tarafı var. Esad’ın belli güvenceler vermesi gerekiyor. Bir takım teşvikler ortaya koyabiliriz. Türkiye’de doğmuş 1 milyon çocuk var, bu çocuklar için vize kolaylığı, jestler yapılabilir. Türkiye’de doğdukları için diğer Suriye vatandaşlarından ayıracak bir takım jestler yapılabilir. Bunları çalışıyoruz.

Sinan Ateş Davası: Biz Ayşe Ateş’in yanındayız. Soruşturma kime kadar giderse gitsin sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz. Ayşe Ateş adalet istiyor, kocasının kanı yerde kalmasın istiyor. Tetiği çeken zaten cezayı alacak ama asıl katiller kimse o ceza alsın istiyor.

Gri Liste: Yıllardır uğraşıyoruz gri listeden çıkılmasıyla ilgili. Bu son derece olumlu bir şey çünkü bu listede yer almak utanç vericiydi. Normali budur.”

Paylaşın

Türkiye, 3 Yıl Sonra “Gri Liste”den Çıkarıldı

OECD bünyesindeki Mali Eylem Görev Gücü (FATF), Türkiye’yi kara para ile mücadelede yetersiz kalan ülkeler listesi olan gri listeden çıkardı. FATF, konuyla ilgili açıklama yapmadan önce Mehmet Şimşek, “Başardık” diye duyurdu.

Haber Merkezi / FATF Genel Kurulu iki ülkeyi “gri liste” olarak tabir edilen “artırılmış izleme sürecinden” çıkardığını duyurdu: Türkiye ve Jamaika.

Türkiye 2011 yılında da gri listeye alınmış, yine dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek zamanında 2014’te listeden çıkarılmıştı.

Gri liste; suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkelerin yakından izlenmesini öngörüyor. Bu listede yer almak, ülkelerin yabancı bankalar ve yatırımcılarla ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Gri listeye alınan ülkeler, yabancı yatırım çekme sürecinde uluslararası otoriteler, kredi kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde itibar kaybına uğruyor.

Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) bünyesinde faaliyet yürüten Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF), Singapur’da başlayan Genel Kurul toplantısı bugün sona erdi.

Kuruluş Türkiye’yi, kara para aklama ve terörizmin finansmanı konusunda yetersiz kalan ülkelerin içinde yer aldığı gri listeden çıkardı. Singapur’da olan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sosyal medya hesabından “Başardık” şeklinde bir paylaşım yaptı.

OECD’nin açıklamasına göre, FATF Genel Kurulu iki ülkeyi “gri liste” olarak tabir edilen “artırılmış izleme sürecinden” çıkardı.

Genel Kurul, daha önce karşılıklı değerlendirmeler sırasında tespit edilen stratejik kara para aklama ve terörün finansmanıyla mücadelede (AML/CFT) eksikliklerini giderme konusunda kaydettikleri ilerlemeden dolayı, Türkiye ve Jamaika’yı tebrik etti.

Genel Kurul, Türkiye ve Jamaika’nin artık FATF’ın artırılmış izleme sürecine tabi olmayacağına karar verdi.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasına ilişkin açıklama yaptı. Yılmaz, “Uluslararası kaynak girişini hızlandıracak ve borçlanma maliyetleri üzerinde pozitif etki yaratacaktır.” ifadelerini kullanarak yabancı yatırımcının ülkeye girmesindeki sürecin hızlanacağının altını çizdi.

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ise konuya ilişkin “Ülkemizin ‘Gri Liste’den çıkmasında emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Başta terör ve o hainlerin finansmanına yönelik olmak üzere, organize suç örgütleriyle, zehir tacirleriyle, göçmen kaçakçılığı organizatörleriyle, kara para aklayan suç odaklarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Türkiye neden gri listeye alındı?

Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, geçtiğimiz günlerde Youtube üzerinden yayın yapan GDH TV’de yaptığı açıklamada, Türkiye’nin 2019’dan 2021’e kadar FATF’nin 40 standardından 38’ini büyük ölçüde yerine getirdiğini söyledi. Soylu, Türkiye’nin bu çabasına rağmen gri listeye alınmasının “siyasi karar” olduğunu öne sürdü.

Raja Kumar’ın selefi olan ve 2020-2022 yıllarında FATF Başkanlığı’nı üstlenen Marcus Pleyer ise o dönem Türkiye’nin izleme amacıyla gri listeye alındığını şu sözlerle ortaya koymuştu: “Türkiye karmaşık kara para aklama vakalarıyla etkin bir şekilde başa çıktığını ve Birleşmiş Milletler’in terör organizasyonu olarak tanımladığı IŞİD ve El Kaide gibi örgütlerin mali finansmanına soruşturma açmakta kararlı olduğunu göstermelidir.”

“Gri liste” ne anlama geliyor?

FATF, yılda üç kez yaptığı değerlendirme toplantılarında suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanıyla mücadelede yetersiz kalan ülkeleri açıklıyor.

FATF’nin kendi sitesindeki tanıma göre, gri liste kapsadığı ülkelerin artırılmış bir izlemeye tabi olmasını öngörüyor. Eksiklikleri olduğu tespit edilen ve bunları gidereceğini taahhüt eden ülkeler “gri liste” olarak adlandırılan “Yüksek Risk Altında Ülkeler” listesine alınıyor. Ülkeler, FATF taahhütleri kapsamında gerekli adımları atarak bu listeden çıkabiliyor.

FATF tavsiyelerine uymayıp kara para aklama ve terör finansmanı konusunda iş birliği yapmayan İran, Kuzey Kore ve Myanmar gibi ülkeler ise örgütün ‘kara liste’sinde bulunuyor.

Gri listeden çıkmak neden önemli, ekonomiyi iyileştirici etkisi olacak mı?

Türkiye’nin gri listede yer alıyor olması aynı zamanda yabancı bankalar ve yatırımcılarla olan ilişkilerini de etkiliyor. Gri listeye alınan ülkeler, dış yatırım çekme sürecinde uluslararası otoriteler, kredi kuruluşları ve yatırımcılar nezdinde itibar kaybına uğrarken bu durum bankacılık işlemlerini de olumsuz etkiliyor.

Yurtiçinde ise dış ticaret ağı yüksek olan şirketlerin ekstra denetimler ve yükümlülüklerle karşılaşmasına neden oluyor. Bu bağlamda gri listede yer almak, yüksek dış finansman ihtiyacı olan Türkiye ekonomisine yabancı yatırım ilgisini azaltırken, dış ticareti ve pazar paylarını olumsuz etkiliyor.

Paylaşın

İYİ Parti’de Üst Düzey İstifa: Saray’daki Görüşme Bardağı Taşıran Son Damla

Partisinden istifa ettiğini duyuran İYİ Parti Kurucular Kurulu üyesi Sevin Çağlayan, “Genel ve Yerel seçim süreçlerinde, ardından da yeni yapılanma sırasında ortaya atılan iddialar canımızı yakarken, bunlara cevap vermesi gerekenlerin sessizliği ve gereken tepkileri vermemeleri artık beni de yol ayrımına getirdi” dedi ve ekledi:

“Bardağı taşıran son damla da İYİ Parti Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Saray’da yaptığı, birçok iddiayı içinde barındıran ancak sebebi ve içeriği bir türlü açıklanmayan görüşmesi oldu. Bu görüşmeye mevcut Parti yönetimi de net bir tavır koymadı.”

İYİ Parti Kurucular Kurulu Üyesi ve Ankara Milletvekili Koray Aydın’ın istifasının ardından önceki dönem genel başkan olan Meral Akşener’in “kızım” dediği İYİ Parti kurucularından Sevin Çağlayan, sosyal medya hesabı üzerinden partisinden istifa ettiğini duyurdu.

Sevin Çağlayan, istifa açıklamasında şu ifadeleri kullandı: “Bir başkaldırı, bir varoluş, hepsinden önemlisi karabasan gibi bu ülkenin üzerine çöken ceberut saray yönetiminden kurtuluş ümidi olarak doğmuştu, davamızın, ilkelerimizin harman olduğu yuvamız; İYİ PARTİ..

Ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, milliyetçi ve demokrat vatanseverleri kucaklayan Cesurlar Hareketi İYİ Parti’de Kurucular Kurulu Üyeliği, Genel İdare Kurulu Üyeliği, Milletvekili Adaylığı ve Belediye Başkan Adaylığı görevlerinde gururla bulundum.

Bu meşakkatli süreçte varımızı yoğumuzu döktüğümüz İYİ Parti’nin, ne yazık ki bütün çabalara rağmen; 2023 genel seçim süreci, ardından yapılan kongre, her şeye rağmen yarışa girdiğimiz 2024 yerel seçimleri ve yine akabinde gerçekleşen Kurultayla gerçekleşen yeni yapılanmanın pek çok hata ve telafi edilemez sorunlar barındırdığını üzüntüyle takip ettik.

Bununla beraber Genel ve Yerel seçim süreçlerinde, ardından da yeni yapılanma sırasında ortaya atılan iddialar canımızı yakarken, bunlara cevap vermesi gerekenlerin sessizliği ve gereken tepkileri vermemeleri artık beni de yol ayrımına getirdi.

Bardağı taşıran son damla da İYİ Parti Kurucu Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Saray’da yaptığı, birçok iddiayı içinde barındıran ancak sebebi ve içeriği bir türlü açıklanmayan görüşmesi oldu. Bu görüşmeye mevcut Parti yönetimi de net bir tavır koymadı.

Bu görüşmenin ardından İYİ Parti’nin akillerinin temel düşüncesi olan: “İYİ Parti, demokrasinin temeli olan yasama, yürütme ve yargı arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesini yerle bir eden tek adam düzenine ve bu düzenin sembolü olan Saray rejimine karşı, tam ve kâmil manada bir demokrasiyi yeniden inşa etmek için asil bir başkaldırı hareketi olarak yola çıkmıştır.

Bir gün bir İYİ Partilinin bu ucube sitemde görev alma ihtimalinin tartışılması için kurulmamıştır.” yaklaşımı bundan sonraki siyasi hayatıma ışık tutacak olup BÜYÜK ATATÜRK’ün izinde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin menfaatleri ve yükselmesi için çalışmalarıma devam edeceğim.

Kısacası yol ayrımımın sebebi sadece bir kurultay ya da basit hatalar değildir. Uzun bir zamana yayılmış hatalar silsilesi ve erimedir.

En başından itibaren ülkesi için bir umut inşa etmek amacıyla fedakârca çalışan bütün dava arkadaşlarımı saygı ve hürmetle selamlıyorum. İYİ Parti’de siyaset yapmaya devam eden arkadaşlarımıza başarılar diliyorum. İYİ Parti’yle olan siyasi birlikteliğimi sona erdirdiğimi ve istifa ettiğimi kamuoyunun bilgisine sunuyorum. Selam ve saygılarımla.”

Paylaşın