Önder’den Bahçeli Ve Erdoğan’a “Teşekkür”

TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, “Ülkemiz önemli bir eşikte duruyor. Ülkemiz, birçok meselesi itibarıyla bir kuyu içerisinde hapsolmuş vaziyettedir. Fakat aslında kuyu derin değil, ip kısadır çoğunlukla” dedi ve ekledi:

“Bu itibarla barışa gönül indiren, konuşmanın bu Meclis’in temel işlevi olduğunu vaaz eden ve bu köklü meselemizi ilk defa bir tartışma eksenine çekmeye çalışan Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Devlet Bahçeli ve barış meselesinde gönül indiren herkese şahsi olarak bu konuda bedel ödemiş ama şerefini bedelinden daha fazla önemseyen bir kardeşiniz olarak şahsım adına teşekkür etmek istiyorum.”

TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, 28. Dönem 3. Yasama Yılı’nda ilk defa birleşime başkanlık yaptı. Önder, açış konuşmasında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin DEM Parti grubu ile tokalaşmasını hatırlatıp şu ifadeleri kullandı:

“Ülkemiz önemli bir eşikte duruyor. Ülkemiz, birçok meselesi itibarıyla bir kuyu içerisinde hapsolmuş vaziyettedir. Fakat aslında kuyu derin değil, ip kısadır çoğunlukla. Bu itibarla barışa gönül indiren, konuşmanın bu Meclis’in temel işlevi olduğunu vaaz eden ve bu köklü meselemizi ilk defa bir tartışma eksenine çekmeye çalışan Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Devlet Bahçeli ve barış meselesinde gönül indiren herkese şahsi olarak bu konuda bedel ödemiş ama şerefini bedelinden daha fazla önemseyen bir kardeşiniz olarak şahsım adına teşekkür etmek istiyorum.”

Önder “Açık bir el ‘elimde kötü bir şey yok’ anlamına gelir. Konuşmak kendi fikirlerimizi karşıdan duymak anlamına gelmez. Fakat açık bir el, elde herhangi bir tokalaşmanın tarihi bu. Elinizde açtığınızda ‘elimde kötü bir şey yok’ anlamına gelir. Bunu kıymetlendiren, bundan sonra da kıymetlendirecek herkese de tarih önünde teşekkürlerimizi ve şükran duygularımı belirtmek istedim. Kuyudan çıktığımız zaman önümüzde umman büyüklüğünde bir dünya var. Barış bu anlamda en büyük ummanlardan birisidir” dedi.

Paylaşın

Türkiye Ekonomisi İçin “En Zorlu Dönem Henüz Başlamadı” Yorumu

Türkiye’nin ekonomik istikrar sürecinde asıl zor dönemin henüz başlamadığını belirten Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, faizlerin artırılması ve parasal politikada güven sağlanmasının ardından, mali politikalarda sıkılaşmanın beklendiğini söyledi.

“Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı” diyen David Lubin, enflasyonun düşürülmesi için mali adımların atılması gerektiğini, aksi halde başarılı bir sonucun elde edilemeyeceğini ifade etti.

Chatham House Kıdemli Araştırmacısı David Lubin, CNBC-e canlı yayınında Berfu Güven’in sorularını yanıtladı. Lubin’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Türkiye’de ekonomik istikrar programında yeni bir aşamaya geçiyoruz. Şu ana kadar kolay işlerin çoğu tamamlandı. Faizlerin yüzde 50’ye kadar çıkmasına izin verildi. Parasal politikaya güven artık ortaya kondu. Mali politikaya olan güveni hala bekliyoruz. 2025’te mali politikanın kısıtlanması konusunda beklentimiz var. Asıl hedef, ihtiyaç daha doğrusu enflasyonu düşürmek, beklentiyi düşürmek. Bu mali politikayla yapılacak bir şey. Daha bunu görmedik, işin zor kısmı başlamadı.

OVP’de bir çelişki var. Bütçe açığını yüzde 2’ye düşürmeyi vadediyor ancak GSYH’nin yükselişi yüzde 4’e çıkacak diyor. Bu ikisine bakınca daha zor şekilde birlikte olabileceklerini düşünüyorum. Doğal beklentimiz büyümenin yavaşlayacağı yönünde.

Hükümet yavaşlamak için ortam hazırlasa daha güvenilir olurdu. Hem piyasa hem de ekonomi bir mali sıkılaşma görmesi gerekiyor. Enflasyonu düşürmenin iki yolu var, birincisi derin bütçe kısıtlamalarına gitmek bu geliri artışını düşürecektir. Bu acı reçete. Kolay yol ise döviz kuruna güvenmektir.

Türkiye’nin de yaptığı bir açıdan bu. Liranın değer kaybetmesi bir çıpa sağladı ihracat ve ithalat fiyatlarında. Yüzde 28 civarında mal enflasyonu ancak hizmet enflasyonu çok daha yüksek. Faiz oranları sadece mallar üzerinde etkili oluyor. Hizmet enflasyonu ve enflasyon beklentilerini düşürmek için anlamlı bir ekonomik yavaşlama gerekli maalesef.

Sorun şu, Türkiye ABD değil. ABD yapabiliyor çünkü on yıllar boyunca enflasyon istikrarına sahip. Enflasyonu düşürmek Türkiye gibi bir ülkede daha zor. Türkiye çok rekabetçi bir ülke, coğrafi avantajı var. Eğer ki yetkililer parasal ve mali politika gereken kadar kısıtlayıcı tutulursa enflasyon kanseri beklentileri yavaşlayacaktır. Türkiye Fed’in faiz indirimlerinden faydalanacak.

Biz henüz mali politikada kısıtlama görmediğimiz için tüm yük Merkez Bankası’nın üzerinde. Enflasyona karşı savaş Merkez Bankası tarafından gerçekleştiriliyor. Merkez Bankası ve Hazine arasında paylaşılsa çok daha doğru olur. Mali yetkililer ve parasal yetkililer sorumluluk almalı ve enflasyon beklentilerini yenmeli. OVP’ye bakınca en azından bir taahhüt var Hazine tarafından. Bunu görmemiz gerekiyor. O yüzden yeni bir aşamaya giriyoruz. Yatırımcıların mali politikalardaki gerçekliği görmesi gerekiyor.

Bütçe açığı düşmeli. Türkiye’nin büyük bir kamusal borç derdi yok. İstenmeyen sonuçlardan kaçmanın bir yöntemi yok. Gelir artırımlarında kısıtlamaya gidilmesi gerekiyor. Mali politikalarla olmazsa artan enflasyona neden olacak. Yabancı yatırımcı için en anahtar gösterge düşük ve istikrarlı enflasyon. Türkiye’ye yardım edebilecek ve doğrudan yabancı yatırımı çekebilecek şey şu.

Türk ekonomik politikasının en görünür olduğu dönemden geçiyoruz. Bölgede, Körfez’de çok miktarda para var ve ev bulmak istiyor. Türk hükümetinin bu parayı çekmek için iradesi var. Ancak finansal istikrarın bir delilini göremiyorlar. Enflasyonu düşürmek için gerekli olan patika ekonomik acıya yol açacak. Doğrudan yabancı yatırımı çekerse bu acıyı minimize edebilir.

Türkiye’de çok güçlü bir şirket piyasası var. Türk altyapısı çok güçlü. Türkiye’nin kolay şekilde büyük yatırım çekebileceğine inanıyorum. Makroekonomik istikrarın kanıtını ortaya koyarlarsa çok hızlı şekilde yatırım çekebilir. Sermaye sahipleri enflasyonun güvenilir şekilde düşmesini bekliyor.

Merkez Bankası’nın rezerv topladığını gördük, olumlu görünüm var. Risk primi iyi durumda. Piyasa aslında Türkiye’ye ödülünü verdi şu ana kadar. Bu bizim daha çok çaba görmemiz gerekmediği anlamına gelmez.

Türkiye hikayesi hala cazip. Türkiye her zaman çekiciliğe sahip oldu. Çünkü çok iyi coğrafyası var, harika bir özel sektörü var. Geçmiş yıllarda eksik olan şey şuydu, makroekonomik bir çekiciliği olması gerekiyor. Güçlü, enlasyonla savaşa karşı güven verici bir görünüm sağlaması gerekiyor. Mali politika gevşek olduğu sürece parasal politika kısıtlayıcı olmalı. Bu yüzden faiz indirimi için gelecek yıl diyorum.

Avrupa’daki büyüme güçlü olsaydı, ABD’de yavaşlama olmasaydı Türkiye için her şey çok kolay olurdu. Dış faktörler çok da dostane değil. Türkiye yavaşlama güçlendiği zaman mali politikadaki kısıtlama olumlu resim ortaya koymuyor. Ortada kolay bir çözüm yok. Türkiye’nin yapması gereken şey devalüasyon, ihracat çıksın.. Gerçeklik bu değil. Lira yüzde 20 değer kaybetse bile enflasyon sorunu ortada olacak. Bu bir çözüm değil.

Her gelişmekte olan ülkede finansal istikrarın en önemli göstergesi döviz rezervidir. Döviz toplamak soğuk havada kalın giyinmek gibi. Küresel volatiliteye karşı güvende olsun.”

Paylaşın

Özel’den Çağrı: Sıkılı Yumrukların Açılmasını İstiyoruz

“Yeni Çözüm Süreci” tartışmalarına değinen CHP Lideri Özgür Özel, “Çağrıya ihtiyaç yok. Bu parti artık daha fazla şehit gelmesin diye, anaların gözyaşı akmasın diye üstüne düşen ne varsa cesaretle yapacak. Ne Devlet Bey’in bizi hapsettiği yerde, ne DEM Parti Genel Başkanı’nın işaret ettiği istikametteyiz” dedi ve ekledi:

“Bir çağrı da bizden; Sıkılı yumrukların açılmasını istiyoruz. Sayın Erdoğan’a sesleniyorum, Sayın Bahçeli’ye sesleniyorum: Bu sene Cumhuriyet resepsiyonunu Çankaya Köşkü’nde yapın.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Özgür Özel’in konuşmasından satır başları şu şekilde:

Nobel Ekonomi Ödülü’nü alan Daron Acemoğlu’nu yürekten kutluyorum. Cumhurbaşkanı da aramış bunu da çok önemli buluyorum. Bugün Amasra maden kazasının ikinci yıl dönümü. AK Parti iktidarı işçiye yoksulluk, sefalet ama daha da acısı ölüm getirdi. Bu katliam ihmal, denetimsizlik ve liyakatsizliğin bir sonucu. O katliamdan sonra Erdoğan ‘biz kader planına inanan insanlarız’ diye açıklama yaptı.

Oysa Danıştay raporuna bakınca bunun bir kader planı olmadığı, aklı başında bir iktidarın bunu önleyeceğini herkes görür. Almanya’da, Fransa’da, İtalya’da madenlerde ölümlü kazalar olmuyorsa kader planı değil demektir. Bu ülkenin kader planında bu ölümler değil, bu iktidarın gidişi gerçekleşecektir. Meclis’te kurulan komisyonda adeta ölen madencileri suçlu ilan etmeye çalıştılar.

Bu süreci Soma’da da yaşadık, Amasra’da tekrar etmeye çalışıyorlar. TTK Genel Müdürü apar topar EYT ile emekli edildi. Kozlu’da da 8 kişinin ölümünden suçlu bulunarak 3 yıl 4 ay hapis cezası almıştı. Bu ismi götürüp Amasra’ya genel müdür atarsanız ‘kader planı’ diyemezsiniz. Tüm sorumlular ceza alana kadar Amasra davasını takip etmeye devam edeceğiz. Biz emekçilerin yanında olmaya devam edelim, birileri bunların kayırılmasına yardım ediyorlar.

2 aydır Soma’da direnen, yalın ayak Ankara’ya yürüyen Fernas işçileri var. Şirketin sahibi AK Parti’nin milletvekili Ferhat Nasıroğlu. İşçiler haklarını isteyince ‘Ben Cumhurbaşkanımıza anlattım, bana hak verdi’ diyor. İşçiler 26 saat önce açlık grevine başladılar. Son kez seslerini duyurmaya çalışıyorlar. İşçinin alın terini sömüren bir patron senin milletvekilin, sana güveniyor. Fernas’ın patronu kul hakkı yiyor ve bunu Erdoğan’a dayandırıyor. O işçilere zarar gelirse müsebbibi Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Aslında bunun böyle olacağını biliyorduk. Bir kanun getirdiler biz itiraz edene kadar, sonuna kadar direnene kadar, toplumsal bir destek gelene kadar kanun şöyleydi: 2 ay barınakta sahiplenilmezse zehirleyeceklerdi. Muhalefet edince barınak yapmak için 2028’e kadar zaman verdiler. 2028’e kadar barınaksızlığı normalleştirdiler. İşte Gebze ve Ümraniye’de yapmak istediklerini yaptılar, o canları öldürdüler.

İlk gün söyledik, biz bu yasayı uygulamayacağız, uygulatmayacağız. Bu işin bir kısmı aşılama, barınak yapma, kısırlaştırma, sahiplendirme ama diğer boyutu da para. Şans oyunlarından bir fon toplanması önerilmişti. Bu öneriyi Meclis’te dile getireceğiz, değişiklik tekliflerini sunacağız. Ama bir çağrım da AYM’ye; zaman geçirmeden bu örtülü katliam yasasını iptal etmelidir. Yerine de makul bir süre vermeli, bu yasanın düzelmesi sağlanmalıdır.

Adrese teslim bir ihale var. Öyle bir şartname yapmışlar ki ihale bakır madeni ihalesi. Sabah ihale yapıldı ve Cengiz Holding’e ait şirket ihaleyi aldı. Sahada 80 milyon ton cevher var. 3.5 milyara ihaleyi almışlar cevherin değeri ise bunun 123 katı. Değeri 456 milyar TL. Tayyip bey bunu 3.5 milyar TL veren yandaşına veriyor.

AK Partililer, MHP’liler siz bu yüzden mi bunlara oy verdiniz. Bunu unutmayacağız. Biz bunun peşini bırakmayız, ihalenin iptali için gereğini yapacağız. Nasıl bir yapıymış da Cengiz Holding’e bu veriliyor. Bu hak değildir, vicdani değildir. Yapılan iş ne dine ne imana ne ahlaka sığar. Bu soygundur, soyan Cengiz Holding, soyulansa hepimiziz.

Daha 3 hafta önce Bakan Şimşek işlerin iyiye gittiğini, yeni vergi alınmayacağını duyurmuştu. Daha haberi yapan gazetelerin mürekkebi kurumadan durum değişti. TBMM açılışında Erdoğan, ‘İsrail’in sıradaki hedefi biziz’ dedi. Buna hiç birimiz bir anlam veremedik. ‘Yönetimdeki beceriksizliğini örtmek için İsrail’i ortaya atıyor’ dedik. Bu doğruydu. Kapalı oturum istedik. Kendisi gelmedi, iki bakanını gönderdi.

Zaten söylenmeyecek bir bilgiyi bu Meclis’e vermedi. Sizin bilmediğiniz, bizim bilmediğimiz 1 kelime anlatmadılar. ‘İsrail Türkiye’ye saldıracak’ diyemediler. Esas niyet cambaza bak derken milleti oyalamanın yanı sıra cebine al atmakmış. Meğer Savunma Sanayine destek isteyeceklermiş. Akla gelebilecek her şeyden para alacaklar. Niye? İsrail saldıracak, tehlike büyük, pamuk eller cebe.

Meğer hepsi bu paraları almak içinmiş. 22 yıl önce tam tersini savunup geldiler. İktidarlarının ilk yıllarında söz vermişlerdi. 21 yıl sonra kredi kartlarının yarısından yepyeni bir vergi alıyorlar. Vergi, para kazanandan alınır; kredi kartında banka mı kazanıyor, vatandaş mı? Ülkenin en büyük karları yapan bankalarına değil, alışveriş yapma ihtimali olan vatandaşa çöküyor. Yapılmayan alışverişten vergi almaya çalışan Deli Dumrul’a sesleniyorum; alamayacaksın, o taslaktan öyle ya da böyle çıkaracaksın.

Cumhuriyet’e bağlılıklarını bildiren genç teğmenlere soruşturma açmışlardı, yakından takip ediyoruz. O okulda çalışan subaylara da soruşturma açıp sürgün etmişler. ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ demiş teğmenler, hiç rahatsız olacak bir şey yok. Kimin askeri olacaklardı? Biz Mustafa Kemal’in tarafındayız, dirisine senin gittiğin, cenazesine 5 bakan gönderdiğin Fesli Deli Kadir Yunan’ın tarafındaydı. Bu subaylar ceza alırsa sen de tarafını bir kez daha göstereceksin.

Kalıcı yaz saati uygulamasını 4,5 milyar lira avantaj sağlayacağız diyerek önce damat Albayrak kalıcı hale getirdi. 1 kuruş avantaj sağlandığına dair bir rapor yok. Aksine şimdi sokakta lamba yanıyor, okulda, işyerinde lamba yanıyor. Dünyada kimse bunu akıl etmiyor, bizim aklıbollar akıl ediyor. Çocuklar karanlıkta tedirginlik içinde okullarına gidiyor.

Anayasanın ilk 4 maddesi tartışmasında kendisi sorunumuz yok diyor. Ama mayınlı araziye Numan Bey’i yolluyor. ‘Kendimizden ve ne yapmak istediklerimizden eminiz’ diyor. ‘Siz’ kimsiniz? Meclis Başkanı ‘biz’ diyemez. 4 HÜDA PAR’lı ve sensen 5 kişisiniz, yanında MHP var mı? Yeniden seçilebilmek için anayasayı değiştirmek, bizleri anayasa masasına çekebilmek için türlü yolları deniyorlar. O madde tartışmaya kapalıdır, nokta. Sen diyorsun ki üzerinde kalem oynatalım. Senin HÜDA PAR bayrağa karşı, laikliğe karşı… CHP ilk 4 maddenin taş gibi arkasındadır bu memlekette bu konu tartışmaya kapalıdır.

Bakırhan ve Bahçeli’ye yanıt: Bahçeli yine uzun bir süreyi bana ayırmış. ‘Normalleşme çığırtkanları’ diye başlamış, ‘uzattığım el iyi niyetlidir’ demiş. Normalleşme millette karşılık buldu, CHP’nin siyaset alanını açtı. DEM’e, düne kadar kapatılsın, hazine yardımına el konsun dediği partiye uzattığı el için iyi niyetli, hesapsız, kitapsız diyor. Devlet Bey iyisini yapıyorsunuz, el uzatmak iyidir, barışmak savaşmaktan iyidir.

Dün bana yaptıklarını sana yapmıyorum, seni eleştirmiyorum. Milletin seçilmiş temsilcisine uzatılan el, millete uzatılan eldir. ‘Bu sürecin kendisine dair CHP ne diyecek?’ diye soruyorlar. Öncelikle şunu söyleyeyeim; CHP ne derse kendi söyleyecek. TV’lerde hesapla kitapla konuşanların, ortalığı gerenlerin değil, CHP Genel Başkanın, sözcülerinin, milletvekillerinin ağzıyla konuşacak. Bu parti demokratik bir açılım yapmak için DEM’den de icazet beklemeyecek.

Gelecek hafta Diyarbakır’da, Batman’da Hakkari’de Van’da olacağız. Eller birbirine yeniden kavuşsun, kulaklar birbirine yine kulak versin diye, analarımızın gözyaşı dursun diye, artık daha fazla şehit gelmesin diye, tüm vatandaşlar anayasadaki gibi fiilen de özgür olsun, özgür ve eşit hissetsin diye üzerimize düşen ne varsa cesaretle yapacağız. Kimsenin şüphesi olmasın. Ne Devlet Bey’in bizi hapsettiği yerde, ne Tuncer Bakırhan’ın işaret ettiği istikametteyiz.

Biz siyasetin kısır tartışmalardan uzaklaşmasını, halkın gerçek sorunlarının konuşulmasını istiyoruz. Bunun için artık sözün konuşulmasını, sıkılı yumrukların açılmasını istiyoruz. Bu sene Cumhuriyet resepsiyonunu Atatürk’ün vasiyetine, tüm yargı kararlarına rağmen Atatürk Orman Çiftliği’nde yaptığınız Beştepe’de değil, Çankaya Köşkü’nde yapın. Bu milletin gerçek evine taşıyın resepsiyonu.”

Paylaşın

Bakırhan, Ekonomi Üzerinden İktidara Yüklendi

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Türkiye koca bir sefalet ve suç meydanına dönmüşken, iktidar vergi ve ihale vurgunu peşinde koşuyor” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Partisinin 1 yaşına girdiğine dikkati çeken Bakırhan, “Yaşımız civan (genç) olabilir ama mücadele tarihimiz yüzyıllar öncesine dayanıyor. DEM Parti halklarımıza ve bize hayırlı olsun. İyi ki DEM Parti var. DEM Parti adaletin, barışın ve insanca yaşamın teminatıdır. Öyle olmaya ve kalmaya devam edecek. Bir yıllık süreç içerisinde dokunmadığımız, birlikte olmadığımız, omuz omuza mücadele etmediğimiz ne bir sınıf ne bir kimlik ne bir inanç kalmadı” dedi.

“DEM Parti bir Türkiye partisidir” diyen Bakırhan, şunları söyledi: “DEM Parti ezilen Kürt halkının yanında olduğu gibi yine ezilen kimliği yok sayılan Uygur Türklerinin, mazlum Filistin halkının, Şengal’de katliam tehdidi altına bulunan Êzidîlerin, Ermenilerin, katledilen kadınların, Alevilerin, doğa hakkını savunan halkların ve inançların hakkını savundu, savunmaya devam edecek. Köklerimiz Türkiye’de ama mücadele ruhumuz bütün dünyadadır.

Bizim yolumuz cumhuriyet diyerek oligarşiyi kuranların yolu değil, bizim yolumuz mazlumuz deyip zalimlik makamını işgal edip insanları perişan edenlerin yolu değil. Bizim yolumuz daha önce de belirttiğimiz gibi üçüncü yoldur. Emekçilerin, ezilenlerin bu ülkede yaşayanların eşit ve adil bir şekilde bir arada yaşayacakları demokratik bir cumhuriyet yoludur. DEM Parti, Kürtçe bir şarkıda geçtiği gibi ‘Me gelek ba û bager dît, lê em neşikestin (Birçok fırtına gördük ama kırılmadık)’ tanımına en iyi uyan partilerden biridir. DEM Parti, bir lotus çiçeği gibidir. Toz tutmaz, kir tutmaz, pas tutmaz.”

Bakırhan, şöyle devam etti: “Bu ülkede insanlar artık umudunu yitiriyorlar. Yoksul yoksulluğuyla baş başa kalmış, adalet arayanlar biçare bir şekilde ne yapacaklarını bilmiyorlar. Emekliler zaten çoktan açlığa mahkum edilmiş, çeteler başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanını esaret altına almış. Kadınlar sokağa çıkamıyor. Her gün kadınlar katlediliyor. Gençler katlediliyor. Artık çocuklarımız güvende değil. Emin olun her sabah uyandığımızda bu haberleri okuduğumuzda, izlediğimizde neredeyse insanlığımızdan utanır hale geldik.

Ama asıl utanması gerekenler, bu çürümüşlüğe, yoksulluğa, adaletsizliğe bir şey diyemiyorlar, bir şey yapmıyorlar. Biz dün olduğu gibi bugün de Kulp’un Kasor havzasında günlerdir doğası için direnen köylülerin yanındayız. Çıplak ayaklarıyla bugün Meclis’e yürüyen emekçilerin, işçilerin yanındayız. Sokaklarda kadınların katledilmesini engellemek için onları sesi, soluğu olan kadın yoldaşlarımızın yanındayız. Hep birlikte bu çürümeye, insanı yok sayan düzene karşı durmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bu ülke bizim, herkes bunu böyle bilsin. Biz Kürtler, emekçiler, ezilenler, bu ülkenin asıl sahipleriyiz. Bu ülke milliyetçilik yapan ama çürümeye göz yumanların ülkesi değil. Bu emin olun yaşadığımız, bizim olan bu ülkenin demokrasiyle buluşması için, bu çürümenin önlenmesi için elimizden gelen bütün mücadeleyi çabayı ortaya koyacağız. Bakın Türkiye koca bir sefalet ve suç meydanına dönmüşken iktidar vergi ve ihale vurgunu peşinde koşuyor.

“Bu dahiyane buluşa Nobel ödülü verilmeli!”

Onların derdi sokakta her gün katledilen kadınlar değil. Uyuşturucu belasının Kars’tan Edirne’ye kadar esir aldığı gençler değil. Geçinemeyen emekliler değil. İhale ile uğraşıyorlar, yandaşlara ihale vermeye ve yeni yeni vergiler koymakla uğraşıyorlar. Emin olun bazen biz de şaşırıyoruz. Öyle olaylar oluyor ki insan anlamakta güçlük çekiyor. Daha geçen hafta dünyada eşi benzeri olmayan hiçbir ülkede uygulanmamış bir vergi hayata geçirdiler. Traji komiktir ama bu iktidar kredi kartı limitinden bile vergi alma fikriyatını ortaya koyan bir iktidardır.

Çok dahiyane bir buluştur. Kredi kartı limitinden vergi almayı buldukları için. Aslında Nobel ödüllerini boşuna dağıtıyorlar. Yahu bu dahiyane buluşu bulanlara aslında Nobel ödülü vermeleri gerekiyordu. Ama en kötüsünü bulduğu için bir Nobel ödülünü bence ekonomi bakanı hakmetmiştir. Neymiş kredi kartı limitinden aldıkları vergi ile çelik kubbe kuracaklarmış. Çelik kubbeyi emekçinin yoksulun 750 lirasıyla zaten kurmayacağını zaten hepimiz çok iyi biliyoruz. O rant verdiğin, ihale verdiğin, vergi indirimi yaptığın sermayeden alabilirsen belki çelik kubbeyi kurabilirsin.

Cezaevinde sağlığa ulaşamayanlar, haksız yere yatıp yaşamını yitirenler, cezaevinde kalan yüz binlerce insanın karnını bile doyuramıyorlar, su bile veremiyorlar, doktor bile bulundurmuyorlar. Ama yandaşa habire ihale ve peşkeş çekiyorlar. Adalet arayanların adalet çağrısına cevap vermiyorlar. Yani bu ülke her anlamıyla çökmüş, çürümüş, siyasal ve toplumsal anlamda en dipleri yaşıyor. Değişim artık Türkiye için bir zorunluluktur. Hiç kimse Türkiye’nin ikinci yüzyılda halkı adaletten demokrasiden, aştan yoksun bırakmaya hakkı yoktur.

Biz buradan iktidara ve ortaklarına sesleniyoruz. Tek bir alanda yapılan haksızlık bile zehir gibi bütün topluma yayılıyor. Onun için bu zehrin topluma daha fazla yayılmaması için bir an önce bu iktidarın, muhalefetin, Meclis’in barış ve adaletin sağlaması için acilen bir adım atması gerekiyor. Adaletin olmadığı, barışın olmadığı, denetleme sisteminin olmadığı bir yerde 100 milyonluk liralık bir ihaleyi 3,5 milyara verirler. Emekçinin, yoksulun cebinden 750 lira çalmak için kredi limitine vergi koyarlar.

Hepimize büyük görevler düşüyor. Ey Türkler, ey Kürtler, Aleviler, Sünniler, muhafazakârlar, farklı inançta olanlar artık buna bir dur diyelim hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Biz izledikçe yarın öbür gün evimizde oturuyoruz diye de vergi koyabilirler. Bunlar uzak günler değil, onun için bir an önce hep birlikte sorumluluk alıp bu değişmesi gereken ama değişmemekte ısrar eden bu sistem karşısında değişimi zorlamalı ve değişimi sağlamak için bir araya gelip mücadele etmeliyiz.

Türkiye, bu günlere empati yoksunluğundan dolayı geldi. Onun için seküler yaşam sürdüren ve bu konuda kaygısı olan arkadaşlarımız da geçmişin ve şimdinin vesayeti arasında bir seçim yapma yerine daha fazla adalet, daha fazla demokrasi için kardeşçe ikinci yüzyılda yaşamamızı savunmak durumundadırlar. Bugün barışı savunmak, demokratikleşmeyi savunmaktır. Onun için vesayeti savunmak yerine, barışı ve demokrasiyi savunacağız, savunmamız gerekiyor.

Bugün sizin de mağdur olduğunuz bu ülkede ilk Meclis ruhunu esas alarak Kürt’ün hakkını, hukukunu tanıyarak demokratik bir cumhuriyete ulaşabiliriz. İlk Meclis’te Türkiye’nin bütün renkleri o çatı altında vardı. Herkes geleneksel ulusal giysileri ve kendi diliyle o Meclis’te oturdu. Sonrasında tek renge, tek inanca büründürülen ve zorla dayatılan bir vesayetle her birimiz karşı karşıya kaldık.

Bu vesayeti savunanlara Çanakkale’deki mezarlığı hatırlatmak isterim. Çanakale mezarlığına belki içinizden giden arkadaşlar var, o mezar taşlarında Amed’ten Muş’a kadar Siirt’ten Kars’a kadar Kürt yurttaşların da ismi var. En önemlisi bugün ‘teröristan’ dediğiniz Kobanêli yurttaşların isimleri de o şehitlikte mezar taşlarında bulunuyor.”

CHP’ye “Kürt Sorunu” Çağrısı

Demokratik bir cumhuriyet için ana muhalefet partisine önemli görev ve sorumluluklar düştüğünü belirten Bakırhan, CHP’nin Kürt sorununun demokratik çözümünde önemli bir rol oynayabileceğini ifade etti. Bakırhan, “CHP statükoya sığınmadan çözüm karşıtı bir yere savrulmadan ve bu ülkede Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin temel meselelerinin demokratik bir şekilde çözülmesi için karşı bir yerde durmamalıdır. Çözümün yanında yer almalıdır.

CHP, eğer böyle davranmazsa sadece ülkemize değil, aslında geleceğimize de büyük bir zarar vermiş olur. En fazla da statükoyu savunarak Kürt meselesinde bir çözüm programı ortaya koymayarak kendisine büyük kötülük yapar, kendisine büyük kaybettirir. Değerli arkadaşlar yine parlamentoda bulunan bütün siyasi partilere çağrı yapmak istiyorum. Gelin bu Meclis çatısı altında barışı, demokrasiyi, hak talep edenlerin haklarını bu yasa dönemi içinde beraber bir arada tartışarak müzakereyle, diyalogla hayata geçirelim diyoruz” dedi.

Bakırhan, “Kürt kiminle konuşur, kiminle oturur, kimin elini tutar, kendisi buna karar verir. Kaldı ki kimse ile oturduğumuz, konuştuğumuz, kapalı kapılar arkasında bir şeyler çevirdiğimiz ve pişirdiğimiz yok. Dolayısıyla en başından ‘Kürtler iktidarla anlaştı’ diyenler oluşabilecek diyalog zeminine bariyer koyarak bu ülkenin çözümsüz bir şekilde bu şekilde devam etmesini istiyorlar. Yine siyasi partilere, feministlere, ekolojistlere, işçilere, emekçilere, emek ve meslek örgütlerine STK’lara, işçi sınıfına çağrımızdır.

Gelin barışı ve demokrasiyi adaleti muktedirlerin insafına bırakmayalım. Emekçilerin, yoksulların, ezilenlerin bir araya gelmediği, birlikte taleplerini yükseltmediği her yerde işte muktedirler bizim geleceğimiz hakkında karar verirler. Onların verdiği karar taleplerimizi kapsamıyor. Gelin o için gelin barışı biz toplumsallaştıralım. Gelin elimizi taşın altına koyarak bu ülkenin temel sorunlarını çözmek için omuz omuza mücadele edelim” diye kaydetti.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugünkü grup toplantısında mutlak tecrit altındaki PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yaptığı “örgütünü tasfiye et” çağrısına değinen Bakırhan, “43 aydır Sayın Öcalan ile avukatlar aile görüşemiyor. Sayın Bahçeli, Öcalan ne söyleyeceğini, nasıl bir çağrı yapacağını biz de merak ediyoruz senin gibi. O zaman tecridi kaldırın, Sayın Öcalan’ın kendi örgütüne, kendi arkadaşlarına ne dediğini hep beraber izleyip görelim. 43 aydır kuş uçmayan, kervan geçmeyen bir adaya böyle boşu boşuna çağrı yapılır mı? Bir an önce İmralı kapılarının açılmasını, sizin sorduğunuz soruya Sayın Öcalan’ın nasıl cevap vereceğini merak ediyoruz. Kapıları açın dinleyelim, görelim” çağrısı yaptı.

Bakırhan, şöyle devam etti: “Türkiye’de bir taraftan barış kelimeleri ortalıkta dolaşıyor, tartışılıyor. Biz yokuz yine onlar tartışıyor. Bizi yok saydıklarında da yine bizim adımıza tartışıyorlar. Barış dedikleri zaman el uzattıkları zaman da DEM Parti tartışılıyor ama DEM Parti’li muhataplar maalesef o platformlarda yok.

Bizim adımıza tartışmaya hüküm vermeye ahkam kesmeye devam eden bu anlayıştan gerçekten insan ne beklesin? Barış ancak bir Kürt bir Alevi bir Ermeni bir Süryani bir kadın bir yoksul kendini içinde hissederse barış olur. Aksine bir taraftan barış öte yandan kelepçe, açlık ve yoksullukla barış olmayacağını hepimiz öğrendik. Biz de öyle yabani atılacak bir gelenekten gelmiyoruz. İkincisi öyle bu ülkenin sahibi olarak mekanın sahibi olarak bizlerle konuşamazsınız.

Biz bu ülkenin kadim halklarından biriyiz. Bu üstenci dili, kendisini sahip bizi öteki kabul eden dili kabul etmiyoruz. Barış böyle gelmez. Kimmiş mekanın sahibi: mekanın sahibi emekçilerdir, üretenlerdir, ezilenlerdir. Çanakkale’de yaşamını yitirenlerdir. Malazgirt’te kapıları açarak sizlerin Anadoluya girmenizi sağlayanlardır. Bu topraklarda sizden önce Pir Sultanlar Hacı Bektaşlar vardı, Seyit Rızalar vardı.”

(Kaynak: Mezopotamya Ajansı)

Paylaşın

Emeklilik Sistemi: Türkiye, Dünya Genelinde Son Sıralarda

Türkiye, emeklilik sistemi sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.

Mercer CFA Enstitüsü Küresel Emeklilik Endeksi’ne göre Hollanda en iyi emeklilik sistemine sahip ülke oldu. Hollanda’yı İzlanda ve Danimarka izledi. Bu ülkeler A notunu aldı. Türkiye herhangi bir ülkenin yer aldığı en düşük not grubu olan kategoride yer aldı.

Türkiye’nin emeklilik sistemi Güney Afrika, Arjantin, Filipinler ve Hindistan ile birlikte dünyanın en zayıf emeklilik sistemleri arasında yer aldı. İşte endekse göre emeklilik sistemlerinin sıralaması…

Hollanda: (84,8) Hollanda endeks sıralamasında 84,8 puanla ilk sırada yer aldı. Ülkenin emeklilik sistemi ‘A’ notunu aldı. ‘A’ notunu alan ülkelerin emeklilik sistemi pozitif faydalar sağlayan, sürdürülebilir ve yüksek düzeyde bütünlüğe sahip birinci sınıf ve sağlam bir emeklilik gelir sistemi olarak tanımlanıyor.

Danimarka: (81,6) Danimarka da ‘A’ kategorisindeki ülkeler arasında yer aldı.
Singapur: (78,7) Sıralamada ‘B+’ kategorisi en iyi ikinci kategori oldu. Bu kategorideki ülkelerden biri de Singapur oldu. Bu kategorideki ülkelerin emeklilik sistemi ‘B’ kategorisindeki ülkelerle birlikte, “Sağlam bir yapıya sahip, birçok iyi özelliği olan ancak A sınıfı bir sistemden ayıran bazı iyileştirme alanlarına sahip bir sistem” olarak tanımlandı.

Norveç: 75,2
İngiltere: 71,6
İsviçre: 71,5
Meksika: 68,5
Fransa: 68
Almanya: 67,3

Birleşik Arap Emirlikleri: (64,8) Sıralamada ‘C+’ ve ‘C’ kategorisindeki ülkelerin sistemi şöyle tanımlandı: Bazı iyi özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli riskleri ve/veya eksiklikleri de olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmazsa, etkinliği ve/veya uzun vadeli sürdürülebilirliği sorgulanabilir
ABD: 60,4
Çin: 56,5
İtalya: 55,4
Japonya: 54,9

Türkiye: (48,3) Türkiye endeks sıralamasında en düşük kategorideki ülkeler arasında yer aldı. Bu ülkelerdeki emeklilik sistemi “Bazı arzu edilen özelliklere sahip olmakla birlikte, ele alınması gereken önemli zayıflıkları ve/veya eksiklikleri olan bir sistem; bu iyileştirmeler yapılmadığı takdirde, etkinliği ve sürdürülebilirliği şüpheli” olarak tanımlandı.
Arjantin: 45,5
Hindistan: 44

(Kaynak: BloombergHT)

Paylaşın

Erdoğan’dan “İsrail” Çıkışı: Tedbir Alıyoruz

Partisinin Filistin’in Geleceği Konferansı’nda konuşan Erdoğan, “Netanyahu’nun kabine üyeleri asıl gayelerinin nere olduğunu, gözlerini nereye diktiklerini, yaptıkları her yeni açıklama ile deşifre ediyor” dedi ve ekledi:

“Giderek şımaran, giderek azgınlaşan İsrail’in, durdurulmadığı takdirde yayılmacılığının nereye uzanacağını tahmin ediyoruz. Ülkemizde yaklaşan tehlikeyi göremeyen şahsiyetler varsa da biz riski görüyor, her türlü tedbiri alıyoruz.”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Kongre Merkezi’nde Filistin’in Geleceği Konferansı’nda açıklamalarda bulundu. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları:

“AK Parti Dış İlişkiler ve İnsan Hakları Başkanlıklarımızın müştereken düzenlediği bu anlamlı toplantı vesilesiyle siz kardeşlerimle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Dünyanın farklı köşelerinden Ankara’mızı teşrif eden misafirlerimize hoş geldiniz diyor. Filistin’in Geleceği Konferansının Filistin Davası için Filistin halkının adil, müreffeh ve barış dolu yarınları için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Öncelikle her birinize davetimize icabet ederek Filistin halkıyla ve Gazzeli mazlumlarla sergilediğiniz güçlü dayanışma dolayısıyla şükranlarımı sunuyorum. Bugün kalbi Kudüs için atan, Filistin davasına omuz veren, sahip çıkan, Kudüs ilk kıblemizdir, kırmızı çizgimizdir diyen, Gazzeli ve Filistinli kardeşlerimiz için duruşunu, tavrını, yüreğini cesaretle ortaya koyan, dünyanın dört bir yanındaki vicdan sahibi tüm kardeşlerimi bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle geçtiğimiz yıl 7 Ekim’den bu yana İsrail’in acımasızca katlettiği Filistinli, Lübnanlı kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Filistin’in seçilmiş son başbakanı, aziz kardeşim, çok değerli dostum İsmail Haniye ile birlikte Siyonist hükumetin kalleşçe şehit ettiği tüm siyasi aktörleri bugün bir kez daha rahmetle yad ediyorum.

Filistin meselesinin konuşulmasını, özellikle içinden geçtiğimiz bu kritik dönemde tüm yönleriyle ele alınmasını çok önemli buluyoruz. Siyasetçileri, akademisyenleri, Filistin davasına gönül veren, aktivistleri bir araya getiren konferansımız inşallah 3 önemli başlık altında meselenin enine boyuna tartışılmasını sağlayacaktır. Fikirleriyle, önerileri ve değerlendirmeleriyle konferansa katkı verecek tüm katılımcılara şimdiden teşekkür ediyorum.

Geçen yıl 7 Ekim’de İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı saldırılar Filistin’i tekrar insanlığın gündemine taşıdı. İsrail’in soykırımı Lübnan’a ulaştı. Siyonist lobinin medyayı, akademiyi, sanatı, devleti nasıl baskı altında tuttuğunu hepimiz çok yakından gördük.

“BM İsrail’e karşı acze düştü”

BM Güvenlik Konseyi ile uluslararası örgütlerin, İsrail’in şımarıklıkları karşısında nasıl büyük bir acize düştüklerini yine hep beraber yüzümüz kızararak takip ettik. İnsan hakları örgütlerinin, küresel ölçekte yayın yapan meşhur medya organlarının, söz konusu Filistin olunca, söz konusu Gazzeli, Batı Şerialı, Lübnanlı mazlumlar olunca, mesele Gazze’de vahşice öldürülen masum çocukların hakları olunca, keskin nişancı kurşunuyla katledilen henüz 1-2 yaşındaki bebekler olunca, nasıl derin bir sessizliğe büründüklerine, nasıl üç maymunu oynadıklarına yine sizlerle birlikte şahitlik ettik.

Batı’nın yıllardır savuna geldiği özgürlük, demokrasi, hukuk, ifade ve basın hürriyeti gibi değerlerin tamamı bir çırpıda rafa kaldırıldı. Daha bunun gibi, insanı insanlığından utandıran nice sahne gözlerimizin önünde yaşandı. Canlı yayında gazeteciler kurşunlandı. Hastaneler, camiler, okullar, kiliseler vuruldu. 360 kilometrekarelik daracık bir alana sıkıştırdıkları 2 milyon insana her türlü zulmü reva gördüler.

Tüm bunları ve çok daha fazlasını hepimiz içimiz kan ağlayarak takip ediyoruz. Filistin halkı bu zulmü on yıllardır yaşıyor. İsrail’in işgal, yıkım ve infaz politikası tam 76 yıldır aralıksız devam ediyor. Filistin’de kan, gözyaşı hiçbir zaman dinmedi. İsrail 1948 yılında kuruldu. Buna devlet dersem yanlış olur. İsrail güçleri Nekbe sırasında 1 milyon Filistinliyi sürgün etti. İsrail, Nekbeden itibaren kan dökmeye devam etti. Gazze zaten 17 yıl boyunca abluka altındaydı. 2 milyonu aşkın Gazzeli açık hava hapishanesinde yaşamaya mecbur edildi.

Bugün Birleşmiş Milletler üyesi olup da resmi sınırları halen netleşmemiş tek devlet, adı devlet İsrail’dir. Bu gerçeği 74. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 1947 yılından bu yana İsrail’in değişen haritasını göstererek İsrail’in sınırları neresidir diye tüm dünyaya sormuştum. Aradan geçen zaman zarfında bu sorunun cevabını veren çıkmadı. İsrailli yöneticiler bırakın cevap vermeyi, Gazze soykırımı ile birlikte yeni haritalar paylaşmayı sürdürdüler.

Gazze’yi işgalle yetinmeyeceklerini Lübnan’a saldırarak ne yaptılar, gösterdiler. Gözlerini nerelere diktiklerini, işgal politikalarını nereye kadar uzatmak istediklerini yaptıkları her yeni açıklamayla deşifre ediyorlar. Giderek şımaran, giderek azgınlaşan İsrail durdurulmadığı takdirde bu yayılmacılığın nereye uzanacağını tahmin edebiliyoruz. Ülkemize yaklaşan tehlikeyi göremeyen idrak yoksunu kimi şahsiyetler varsa da biz riski görüyor, her türlü tedbiri alıyoruz.

Gazze’ye kıştan önce daha fazla insani yardım ulaştırılması noktasında uluslararası toplumun ve İslam dünyasının daha fazla gayret sarf etmesi gerekiyor. Kendi personelinin hakkını korumayan bir Birleşmiş Milletler, başkalarının hakkını nasıl savunacak? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, bölgemizin kan deryasına dönmesini, Gazze’de sivillerin diri diri yakılmasını daha ne kadar seyredecek?

Gazze ve Lübnan’da ölen sadece çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve siviller değil, insanlığın vicdanıdır, binlerce yıllık ortak birikimidir. Türkiye olarak ilk günden itibaren bu soykırım karşısında itirazlarını en yüksek sesle dile getiren ülkeyiz.

Tüm imkanlarımızla Filistinli kardeşlerimizin yanında olduk. Filistinli kardeşlerimize yönelik insani yardım faaliyetlerimizi aralıksız yürütüyoruz. İsrail’e karşı somut tedbirler alan tek ülkeyiz. İsrail’le ticari ilişkiler durdurduk. 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen bir Filistin devleti kuruluncaya dek yılmadan, yorulmadan mücadeleyi devam ettireceğiz.

Filistin direnişe kara çalmak isteyenlere aldırmadan her platformda hakkı ve hakikati haykırıyoruz. Türkiye Filistinli ve Lübnanlı kardeşlerinin yanındadır. Zafer inşallah Gazze ve Lübnan’da inananların olacaktır. Büyük acılar yaşansa da Allah’ın izniyle bu süreç, 1967 sınırları temelinde özgür bir Filistin devletinin kurulmasıyla neticelenecektir. Bir gün gelecek bu gözyaşı, bu acı son bulacak. Gazzeli anneler çocuğunun kefenini değil, inşallah çeyizini hazırlayacak. Çocuklar özgürce koşacak, gökyüzüne baktıklarında savaş uçaklarını değil güneşi, yıldızları görecekler.”

Paylaşın

CHP’de “Erken Seçim” Talimatı: Hazırlıkları Tamamlayın

Giderek derinleşen ekonomik krize karşı sokaktan yükselen erken seçim talebi CHP MYK’nın gündemine taşındı. Parti yönetimi, olası bir erken seçime karşı yol haritasının hızla hazırlanması yönünde görüşünü partililere iletme kararı aldı.

CHP Lideri Özgür Özel, kurmaylarına örgütlerle koordineli çalışmaları yönünde uyarılarda bulundu. Bu kapsamda, olası bir erken seçim ihtimaline karşı hazırlıkların hızla tamamlanması gerektiği vurgulandı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in haberine göre; CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında, “Erken seçime hazırlanma” mesajı verdi. CHP’nin, 31 Mart 2024 Yerel Seçimleri’nin ardından, “Sahil bölgelerine sıkışan parti” görünümünden çıktığının altını çizen Özel, “Bu bilinçle hareket ederek Türkiye’nin yedi bölgesinde ayak basmadık yer bırakmayacağız” diye konuştu.

Gezinin çok önceden planlandığı ancak Özgür Özel’in ayağının kırılması nedeniyle ertelenmek zorunda kalındığı kaydedildi. Türkiye’nin yedi bölgesinde de belediyesi olan CHP’nin, kent gezilerini sürdüreceği ifade edildi.

Türkiye’de giderek derinleşen ekonomik krize karşı sokaktan yükselen erken seçim talebi de CHP MYK’nın gündemine taşındı. Parti yönetimi, olası bir erken seçime karşı yol haritasının hızla hazırlanması yönünde görüşünü partililere iletme kararı aldı. CHP lideri Özel, kurmaylarına örgütlerle koordineli çalışmaları yönünde uyarılarda bulundu. Bu kapsamda, olası bir erken seçim ihtimaline karşı hazırlıkların hızla tamamlanması gerektiği vurgulandı.

Edinilen bilgiye göre, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Doğu kentlerine yapacağı gezi de CHP MYK’da gündeme geldi. Özel’in, Mardin, Batman, Şırnak, Hakkari, Van ve Diyarbakır’ı da kapsayan çok sayıda Doğu kentini ziyaret edeceği bildirildi.

Anayasa değişikliği

İktidarın gündemindeki Anayasa değişikliği de MYK masasına yatırıldı. AKP’nin DEM Parti başta olmak üzere, muhalefetle temasına mesafeli yaklaşılması gerektiğinin değerlendirildiği toplantıda, “CHP’nin Anayasa değişikliği şartı bellidir. Anayasa değişikliği için önce mevcut Anayasa’ya uymak gerekmektedir. CHP’nin Anayasa değişikliğinde AKP ile yan yana gelmesi mümkün değildir” yaklaşımının sürdürülmesi benimsendi. .

CHP Lideri Özel, Ekrem İmamoğlu’na yönelik devam eden ve siyasi yasak riski içeren dava süreciyle ilgili de kurmaylarıyla bilgi paylaştı. Bu kapsamda MYK üyelerinden olası bir siyasi yasak durumunda uygulanacak yol haritasına yönelik görüşleri alındı. TBMM 28’inci Dönem Üçüncü Yasama Yılı açılış töreninde yaşanan tartışma da MYK’da gündeme geldi.

CHP’de yüzde 38 olarak ölçülen, ‘‘Erdoğan’ı ayakta karşılamaktan memnun olmayanların’’ oranının doğru iletişim ile düştüğü belirtildi. Müzakere sürecinin mücadeleye engel olmadığı görüşünün öne çıktığı MYK toplantısında, ‘‘AKP’den kopan seçmen kararsızlar havuzuna dahil oluyor. Kararsızları, CHP’ye kazandırmak zorundayız. Bunun da yolu, CHP’yi canavarlaştıran anlayışa karşı diyalog yolunu açık tutmak’’ görüşü dile getirildi. CHP Parti Sözcüsü Deniz Yücel, MYK toplantısı devam ederken kameraların karşısına geçti.

Paylaşın

Bahçeli’den Çok Sert “Anayasa” Tepkisi

Partisinin grup toplantısında konuşan Bahçeli, Anayasanın ilk 4 maddesi hakkında yapılan açıklamalara ilişkin, “Anayasanın ilk dört maddesiyle meselesi olanların Türkiye Cumhuriyeti ile meselesi vardır ve bizim de onlarla görülecek hesabımız olacaktır” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

İsrail: BM aciz, atıl ve korkaktır. BM Güvenlik Konseyi kahredici sessizliğe gömülü vaziyettedir. İslam ülkeleri 3 maymunu oynama tavrını terk etmek zorundadır. Akan kana seyirci kalınamaz. BM derhal kuvvet kullanmalı, suçlular cezalandırılmalıdır. İsrail’in savaşı bölgeye yayma hedefleri, Lübnan’dan sonra Suriye’yi işgal hayalleri Türkiye Cumhuriyeti ve mazlum milletler aleyhine çok ciddi bir güvenlik tehdididir. Sınırlarımıza dayanması muhtemel olan siyonist saldırganlığın ve arkasındaki küresel saldırganlığın asıl hedefi bellidir. İhmaller ve kayıtsızlık ağır bedellere kapı aralayacaktır. ”

Normalleşme: CHP yönetiminin sessiz, ikircikli ve iltihaplı siyaseti tehlike verici boyuttadır. Mahalle yanarken CHP’nin havanda su dövmesi ayıplı bir siyasetin ucuz numaralarından başka bir şey değildir. Kimse unutmasın ki hakiki normalleşme 1999 yılında kurulan MHP ile DSP’nin koalisyon hükümetinde buluşmasıdır. Ucuz normalleşme teklifleri bize kalırsa maksatlıdır, nihayet bu mevzu 25 yıl önce samimi tokalaşma ile zaten halledilmiş ve yeni normal tezahür etmiştir. Normalleşme takıntısı içinde olanlara diyorum ki geçin bunu, siyasi tarihimize bakın.

Geçtiğimiz hafta Salı günü Meclis Genel Kurulu’nda yapılan kapalı oturumdan hemen sonra Özgür Bey’in açıklamaları ucuz olmasının yanı sıra ileri derecede sorumsuzluk ve savrukluktur. Özgür Beyin yanından hiç ayırmadığı eski büyükelçinin sözleridir. İsrail’in misyon temsilcisi gibi konuşması mankurtluk değilse müptezelliktir. CHP’nin durduğu yer Türkiye’nin milli hedefleri ile bir ve aynı değildir. Huylu huyundan vazgeçmez ancak biz yine de CHP’den umudu kesmeyeceğiz. Türkiye’nin yanında yer alacağı günleri sabırla bekleyeceğiz.

Filistin: Muhatap ülkeler yeter ki gölge etmesinler, yeter ki kapatsınlar gözlerini ezcümle görsünler kahramanlığı. Türk mü yaman siyonist eşkıyalık mı tüm dünya şahit olsun. Sadece Ortadoğu değil, dünyanın geneli bıçak üstündedir. Lübnan’da bulunan vatandaşlarımızın başarılı tahliyesi de teselli eden bir gelişmedir. MHP, hem içimizde hem de dışımızda barış havasının egemen olmasını iliklerine kadar arzulamaktadır. Çatışmanın sonu yoktur, savaşın galibi yoktur.

1967 sınırları temelinde bağımsız, başkenti Doğu Kudüs olan Filistin devleti mutlaka tanınmalıdır. İsrail ile Filistin arasındaki iki devletli çözüm dışında bir yol yoktur. Siyaset, etrafı kordonla çevrilmiş ring alanı, siyasetçiler de boksör değildir. Mesele biz olmanın emsalsiz sırrına erişmektir. Her şey Türkiye içindir. Önce ülkem milletim sonra partim ve ben anlayışı bizim siyasetimizin omurgasıdır. 29 Ekim’den itibaren Erzurum’dan başlayacak ‘Bir ve beraber hilale doğru Türkiye toplantılarımızın’ ilhamı da siyasetimizin müessir atılımıdır.

Türkiye Cumhuriyeti muazzam bir halk hareketidir. Devlet milletleşmiştir. Devlet millettir, millet de devlettir. Devlet ülkesi ve milleti ile bir ve bütündür. İkisini çatıştırmak fahiş bir yanlıştır ve demokrat yobazların handikapıdır. Devleti milletten ayırmak su katılmamış bölücülüktür.

DEM Parti: Yeri gelir elimi uzatır müşterek ve milli değerlerde toplanma çağrısı yaparım, yeri gelir başımı uzatır şehadet şerbetinden kana kana içerim. Ancak bu elin yanlış yorumlanmasını, açılan kollarımın ihanet saklanacağı ithamını affetmem. 1984’ten beri devam eden PKK terörünün nasıl bir yıkıma yol açtığını en iyi bilenlerdeniz. Terörle siyaset arasında bağlantı yoktur. Devletin terörle masaya oturmasını kimse beklemesin.

Devlet terör örgütüyle müzakere etmez kıran kırana mücadele eder. Bu elin yanlış yorumlanmasını asla affetmem. Uzattığım el hesapsız, samimi ve iyi niyetli bir eldir, Türkiye’de, Türk milletinde birleşelim tebliğidir. Günlerdir uzattığım elden farklı sonuçlar çıkarıp, uyduruk yorumları yapanlar yanlışın pençesine düşmüşlerdir. Elimi vatan ve devlet için uzattım. Elimizi bir süreç için değil, kardeşlik için uzattık.

Hodri meydan; kana değil, kardeşliğe susadığını göstersinler. CHP yönetimi cevap versin, 4 parçalı Kürdistan’ın kurulmasından yana mısınız değil misiniz açıklayın da görelim. Türkiye’ye getirilirken ‘her türlü hizmete açığım’ diyen teröristbaşı çıksın terörü bitirdiğini ilan etsin.

Başka Türkiye yoktur. Hakkari de bizim İzmir de bizimdir. Trabzon da bizim, Mardin de bizimdir. Millete hürmet var mı ona bakarız. Gün birleşme günüdür, gün dayanışma günüdür. Bizim gönlümüzde herkese yer vardır. Bu topraklara vatanım diyen herkese ocağımız açıktır. Bu bayrak benim diyen herkese kapımız açıktır.

Anayasa: İlk 4 madde Anayasa’nın varlık teminatıdır. Devletin ülkesi, milleti yoktur diyenlere sesleniyorum; devletin ülkesi vardır o da Türk vatanıdır. Devletin milleti vardır o da Türk milletidir. Devlet ülkesel bir birliktir. Anayasanın ilk 4 maddesini sulandırmak gizli saklı emellerin tezahürüdür. Buna izin veremeyiz. Mevki ne olursa olsun hiç kimseye eyvallah edemeyiz. Anayasanın ilk 4 maddesiyle meselesi olanların Türkiye Cumhuriyeti’yle meselesi vardır. Bizim de onlarla görülecek hesabımız olacaktır.”

Paylaşın

Şimşek’ten “Savunma Sanayii Fonu” Yorumu: Çelik Kubbe İnşa Edilecek

Savunma Sanayii Destekleme Fonu’na (SSDF) ilişkin açıklamada bulunan Mehmet Şimşek, “Zor bir coğrafyadayız, caydırıcılık gücünü artırmalıyız. Savunma sanayii projelerine ek kaynak sağlamak zorundayız” dedi ve ekledi:

“Savunma projelerine kaynak gerekiyor. Savunma Sanayi fonunda ciddi şekilde para veriyoruz. Bu sene 165 milyara çıkarttık. Birçok yerden öneri alındı. Ekonomi kurmayları ile çalışıldı. Parti grubumuz bazı konuları tekrar değerlendirebilir.”

Mehmet Şimşek, açıklamasının devamında, “Bu paket tamamen savunmaya kaynak için hazırlandı. Bu paket tamamen Savunma Sanayi Fonu’na gidecek. Bütçe açıklığını azaltmak için yapılmış bir paket değil. Paketin bir kuruşu bile bütçeye girmeyecek. Savunma sanayi bizim için çok önemli. Bu fona Hazine’nin herhangi bir müdahalesi yok” ifadelerini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, NTV’de ekonomi gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Şimşek’in açıklamasından satır başları şöyle:

“Enflasyon: Hizmet enflasyonu hala yüzde 73’e yakın, hizmet enflasyonu düşmeye başladı ancak bütün dünyada atalet yani katılık içeriyor. Bu da yavaş olmasına neden oluyor. Temmuz ayında yüzde 25’lik üst limiti kaldırdık.

Enflasyon farkını yansıtmaya çalışıyorlar. Kiralarda yüzde 120’ye yakın kiralarda artış var. Benzer durum eğitimde de var. Hizmetler enflasyonu zamanla gelirler politikasına daha güçlü yön verecek. Hizmetler enflasyonunda birkaç tane husus olmasaydı bugün belki enflasyon hedefimize çok daha yakın olacaktık.

Bu tartışmalara çok saygı duyuyorum. Enflasyonu düşürmek hiç kolay değil. Kolay olsaydı yapılabilirdi. 50 yıldır kronik bir enflasyon var. Enflasyonda düşüş var. Bizim program hedeflerimiz iddialı, tabi ki piyasa temkinli. Enflasyonda hedeflerimizi önünde sonunda tutturacağız. Tutturmak için ne gerekiyorsa yapacağız.

Siz birkaç yıl boyunca yüzde 25’lik bir limit koyarsanız tabi ki 12 aylık enflasyonun üzerinde sözleşmeler olur. Konut arzını artırmaya devam edeceğiz. Milletimizin önceliklerine odaklanıyoruz hükümet olarak artırmak zorundayız. Gıda arzını artırmamız lazım. Birinci önceliğimiz tarımda sulama, gıdayı iletirken lojistiğini de sağlayacağız.

EYT: Ben bunu söylediğimde kızıyorlar ama. Geçen sene seçim öncesinde EYT hayata geçirilmiş. Önemli bir gündem maddesi haline getirilmiş ve EYT hayata geçirilmiş. EYT’nin bu sene milli gelire oranı yüzde 2. Bütçede çok yoğun bir çaba içindeyiz.

Yapısal reformları gündemimize aldık. Birincisi hasılat tespiti ikinci izaha davet müessesi. Son 5 yılda lüks araç alanlardan tutun tekne alanlara kadar. Aylık harcaması 5 milyon TL’den fazla harcaması olanları takibe aldık.

Deprem harcamaları hariç bütçe Meclis’e götürülür ve Meclis onaylar. 10 yıllık ortalama sapma yüzde 1 düzeyinde.

Kamuda Tasarruf: Kamu maliyesinde duruş çok ciddi bir şekilde dezenflasyonu destekleyici hale gelecek. Hiçbir bakanlık kendisine verilen bütçenin üzerine çıkamayacak. Araç kiralamalarda yüzde 15’lik bir düşüş var. Kısa vadede makroekonomik bir istikrar programı orta vadede bir dönüşüm programı.

KKM 59 haftadır kesintisiz düşüyor. 100 milyar dolarlık düşüş ve net rezervlerindeki iyileşme ile birlikte 200 milyar dolarlık Türkiye’nin bilançosunda iyileşme var.
Arzulardık ki hedeflerimize ulaşalım yıl sonunda.

Savunma Sanayii Destekleme Fonu: Bu paket tamamen savunma sanayi fonuna ayrılmak için yapıldı. Deprem sonrasında vergi verilmiş ancak bunlar bir deprem fonunda toplanmamış. Dolayısıyla deprem olduğunda da buradan değil bütçeden harcama yapılmış.

Vatandaşın zerre kuşkusu olmasın bu paketin bir kuruşu bile bütçeye gelmeyecek. Etrafımızda savaş var, bizim caydırıcılık gücünü artırmamız bu ülkenin korunabildiğini göstermemiz lazım. Para harcamamız lazım. Başka yerden alın diyebilirler, biz zaten bütçede EYT ve depremi yönetmeye çalışıyoruz.

İki seçeneğiniz var ya borçlanacaksınız gelecek nesillere faiz yükü vereceksiniz ve bu milletimizin lehine değil. Diğer seçenek ise kendi kaynaklarımızla kendi yağımızda kavrulmamız. Bu işlemler üzerinden bir çaba var ve bu çabanın tamamı savunma sanayiine gidecek. 3 bin 500 firma var sadece 2 firmayı siyaseten adres göstermek çok yanlış.

Başkanlık sisteminde bütçe hariç Meclis’e yasa teklifi götürmez. Eleştirilere de kulaklarımızı tıkayamayız. Havuza öneriler gelmiş Yüce Meclis’e sunulmuş. Meclis gelen değerlendirmeleri dikkate alır.”

Paylaşın

UNICEF’den Lübnan İçin “Kayıp Nesil” Uyarısı

Lübnan’da İsrail saldırılarında 2 bin 300’den fazla kişi hayatını kaybederken, UNICEF’den 400 binden fazla çocuğun yerinden edildiği Lübnan için “kayıp nesil” uyarısında bulundu.

Birleşmiş Milletler Çocuklara Acil Yardım Fonu (UNICEF), İsrail’in saldırıları dolayısıyla Lübnan’da son üç haftada 400 binden fazla çocuğun yerinden edildiğini belirterek, “kayıp nesil” uyarısında bulundu.

UNICEF’in insani yardım faaliyetlerinden sorumlu genel müdür yardımcısı Ted Chaiban, yerinden edilmiş aileleri barındırmak üzere barınaklara dönüştürülen okulları ziyaret etti.

Chaiban Beyrut’ta Associated Press haber ajansına verdiği demeçte, “Beni etkileyen şey, üç haftadır süren bu savaşta bu kadar çok çocuğun etkilenmiş olması” dedi.

UNICEF yetkilisi, yerlerinden edilmiş çocukların eğitimden mahrum kaldığını ve ortada kayıp bir nesil riski olduğunu belirtti.

Lübnan’daki bazı özel okullar hala faaliyette olsa da, Filistinli ve Suriyeli mülteci çocukların da gittiği okullar da dahil, devlet okulları savaştan olumsuz etkilendi. Chaiban, “Endişelendiğim şey, yüz binlerce Lübnanlı, Suriyeli ve Filistinli çocuğun eğitimden mahrum kalma riski altında olması” dedi.

Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre ülkede 2 bin 300’den fazla kişi İsrail saldırılarında hayatını kaybetti ve bunların yaklaşık yüzde 75’i geçtiğimiz ay içinde gerçekleşti. Chaiban, son üç haftada 100’den fazla çocuğun öldüğünü ve 800’den fazlasının da yaralandığını söyledi.

Chaiban yerlerinden edilenlerin üç ya da dört aile birlikte plastik bir örtü ile ayrılmış bir sınıfta yaşayabildiği ve bin kişinin 12 tuvaleti paylaşabildiği aşırı kalabalık barınaklarda kaldığını kaydetti.

Yerlerinden edilmiş pek çok aile yol kenarlarına ya da halk plajlarına çadır kuruyor.

Chaiban, yerinden edilen çocukların çoğunun, bombardımana veya silah seslerine maruz kaldığını ve herhangi bir yüksek sesten korktuklarını söyledi. UNICEF yetkilisi, “Bir de tahliye emirleri üzerine tahliye emirleri var. Daha işin başındayız ve şimdiden derin bir etki yaratmış durumdayız” dedi.

Lübnan’daki çatışmalar nedeniyle 100’den fazla sağlık tesisi hizmet dışı kalırken, 12 hastane de ya hiç çalışmıyor ya da kısmen çalışıyor.

Su altyapısı da saldırılardan olumsuz etkilendi. Chaiban, son üç hafta içinde yaklaşık 350 bin kişiye su sağlayan 26 su istasyonunun hasar gördüğünü söyledi. UNICEF bu istasyonların onarımı için yerel yetkililerle birlikte çalışıyor.

Chaiban sivil altyapının korunması çağrısında bulunarak, çatışmanın askeri yollarla çözülemeyeceğinin farkına varılması gerektiğini söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın