Özel’den Kurtulmuş’a Anayasa Tepkisi: El Uzatanın Elini Kıracağız

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Anayasa’nın 3. maddesi ile ilgili sözlerine tepki gösteren CHP Lideri Özgür Özel, “Anayasa’nın ilk dört maddesinden orayı okuyunca şunu anlıyorsun; ‘Türkiye Cumhuriyeti devletiyle, milletiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür.’ Nokta” dedi ve ekledi:

“Tayyip Bey HÜDA-PAR’a bir şey diyemiyor. Bahçeli HÜDA-PAR’a bir şey söylemiyor. Numan Bey, HÜDAPAR’ın alanını genişletecek, hesapta entelektüel tartışma açıyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Biz hep beraber bir ve beraberiz. Devletimizle, milletimizle, ülkemizle birlikte bir bütünüz. Bayrağımız belli, başkentimiz belli, kurucumuz belli. Bunlarla sorunu olanlar da belli. İlk 4 maddeye el uzatanın elini kıracağız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Datça Belediye Başkanlığı ziyaretinde yaptığı açıklamada, Anayasa’nın 3. maddesi ile ilgili sözlerine nedeniyle TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki gösterdi.

Özgür Özel, “HÜDA-PAR ‘Anayasa’nın ilk 4 maddesi tartışılsın’ dedi. Geçtiğimiz aylarda sordum, kıvırdılar. Numan Kurtulmuş dedi ki, ‘Devletin milletiyle ve ülkesiyle bir bölünmez bütün olduğu ifadesi yanlış.’ Güya entelektüel bir tartışma başlatacak” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, şöyle devam etti: “Hiç oynamaya gerek yok! Elini uzatanın eli kırılsın. Anayasa’nın ilk dört maddesinden orayı okuyunca şunu anlıyorsun; ‘Türkiye Cumhuriyeti devletiyle, milletiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür.’ Nokta. Tayyip Bey HÜDA-PAR’a bir şey diyemiyor. Bahçeli HÜDA-PAR’a bir şey söylemiyor.

Numan Bey, HÜDAPAR’ın alanını genişletecek, hesapta entelektüel tartışma açıyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Biz hep beraber bir ve beraberiz. Devletimizle, milletimizle, ülkemizle birlikte bir bütünüz. Bayrağımız belli, başkentimiz belli, kurucumuz belli. Bunlarla sorunu olanlar da belli. İlk 4 maddeye el uzatanın elini kıracağız.”

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Anayasa’nın 3’üncü maddesinin değiştirilmesi gerektiğini savunan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki geldi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kılıçdaroğlu, Kurtulmuş’u ‘bölücülükle’ suçladı.

Kılıçdaroğlu’nun ilgili açıklaması şöyle: “Hiç kimse bu topraklardaki Atatürkçü, Kuvvâcı ve Sevr’i parçalayıp atan kuvveti hafife almasın! Hilafet sevdalısı küçük bir grubun saraydan aldığı destekle, meydanlarda yaptıkları çağrı bizi rahatsız etmektedir. Karun olmuşlara meftun olanlar ve onların cahil cesaretleri de bizi rahatsız etmektedir.

‘Değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ olan anayasanın maddesini tartışmaya açmak bölücülüktür. Sizin derdiniz anayasa falan değil. Derdiniz; ‘Bölünmez bütünlüğümüzdür’. Derdiniz; ‘Bayrağımız ve Bağımsızlığımızdır’. Bu ülkede değişecek tek bir şey vardır o da: ‘Saray ve şürekasıdır’. Değiştirmek mi istiyorsunuz? Hodri Meydan!”

Ne olmuştu?

HÜDA-PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada mevcut anayasanın, Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrağı, yönetim şekli, başkentini tarif eden ilk 3 maddesinin değiştirilmesinin “teklif edilemeyeceğini düzenleyen 4. maddenin değiştirilmesini” istemişti.

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş da 10 Ekim’de Gazi Üniversitesi’nin akademik açılış yıldönümü töreninde yaptığı konuşmada ise Anayasa’nın 3. Maddesi’ndeki “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” tabirinin değiştirilmesi gerektiğini savunmuş şunları demişti: “Devletin ülkesi olmaz. Devletin milleti olmaz. Bu metin, ‘Milletin devleti ve ülkelisiyle bölünmez bütünlüğü’ şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci, devletçi anlayışın da yeni anayasada milletin gücü üzerine yükselen bir devlet anlayışıyla yeniden ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.”

Paylaşın

Ali Babacan, Yeniden DEVA Partisi Genel Başkanı

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi 2. Olağan Büyük Kongresi’nde geçerli 556 oyun tamamını alan Ali Babacan Genel Başkanlığa yeniden seçildi. Babacan, genel başkanlık seçimine tek aday olarak girdi.

Haber Merkezi / Kongrede, genel merkez yönetim kurulu ve disiplin kurulu ile ilkeler ve değerler kurulu üyeleri de belirlendi.

Ali Babacan, kongrede yaptığı konuşmada, iktidar ve muhalefet seçmenine önemli mesajlar verdi. Babacan, ülke siyasetine yeni bir anlayış ve dil getirmek istediklerini belirtti. Babacan, “Açıkça ifade ediyorum: Türkiye, iktidar bloku ile muhalefetin arasındaki kayıkçı kavgasına mecbur değildir. DEVA Partisi birleştirici ve kapsayıcı üslubuyla, somut proje ve programlarıyla Türkiye siyasetinde çözümün ve umudun yegâne adresidir” diye konuştu.

DEVA Partisi Büyük Kongresi’nin yeni bir yolun başlangıcı olduğunu kaydeden Babacan, “Siyasi Partilerin Büyük Kongreleri bir muhasebedir. Ülkenin geldiği durumun muhasebesidir; partilerin yaptığı çalışmaların bir muhasebesidir. Büyük Kongreler aynı zamanda yeni bir heyecandır, yeni bir coşkudur. İşte bizim 2. Büyük Kongremiz de DEVA Partisi için yeni bir başlangıçtır; Büyük Kongremiz ülkemiz için yeni bir başlangıçtır. Büyük Kongremiz Türkiye için yeni bir yolun başıdır” ifadesini kullandı.

DEVA Partisi’nin değer ve ilkelerini hatırlatan Babacan, kimlik siyaseti yapmayacaklarını vurguladı. Babacan, “Bazen diyorlar ki, DEVA Partisi tam olarak nedir? Yeni bir parti ama, nerede durmaktadır? Bilmeyenler bilsin, duymayanlar duysun! DEVA Partisi; milletimizin içtimai, kültürel ve manevi değerlerini sahiplenir ve bunlara saygı duyar. Cumhuriyetimizin değerlerini ve milli menfaatlerimizi her zaman üstün tutar. Milletin egemenliğine ve kuvvetler ayrılığına tam inanır.

Her şart altında, temel hak ve özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü savunur. Vatandaşa hizmet odaklı, şeffaf ve hesap veren bir devlet anlayışını savunur. Hür teşebbüs öncülüğünde çokça üretip, hakça paylaşmayı esas alır. Özgürlükçü, demokrat ve kalkınmacıdır. Milletimizi en geniş yelpazede temsil eder. DEVA Partisi; özgürlükçü demokrasiyi, müspet milliyetçiliği, vatanperverliği, kalkınmacılığı, kurallı serbest piyasa ekonomisini, sosyal refah devletini, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistemi esas alan bir siyasi partidir” dedi.

“Gelelim Büyük Kongremizin asıl mesajına: Yeni bir yol, DEVA Yolu. Neden yeni bir yol? Çünkü bunlar siyaseti iki kutuplu hale getirip, Türkiye’de siyaset yapma zeminini yok etmek istiyorlar. Siyaseti iki kutba ayırıp milletimizi birbirine kırdırmak istiyorlar, birbirine düşürmek istiyorlar. Siyaset zeminini yok edip, çok sesliliğin, çoğulculuğun önünü kapatmak, Türkiye’nin renkliliğini siyah ve beyaz olarak iki kutba hapsetmek istiyorlar. Bu model kavga üretir, çatışma üretir. Çoğulculuğu yok eder, Türkiye’yi geriye götürür. Bu model ülkeyi büyük kırılmalara götürür. Toplumsal muhalefet refleksini yok eder.

Milletimizi iki tercihten birine zorlayan bu dayatmaya itirazımız var. Demokrasimize nefes aldıracak, milletimizin gönül rahatlığıyla destek vereceği güvenli bir yeni yola ihtiyaç var. Ülkesini seven herkes için yeni bir yol inşa etmek, artık sadece bir alternatif değil bir zorunluluktur. Tarihimizde ne zaman mevcut yollar tıkansa, bu vatanın öz evlatları yeni bir yol açmışlardır. Bu yol, dayatılan siyaset kalıplarına sıkışıp kalmadan, farklı görüş ve düşüncelerin sentezinden oluşan, makulün yoludur.

Bu yol, ülkenin yönetimini, yorgun ve yozlaşmış iktidardan kurtarmak, ancak beceriksiz muhalefete de bırakmamak isteyenlerin yoludur. Bu yol dosdoğru siyaset yapanların yoludur. Bu yol kürsüde de meydanda da tenhada da aynı sözü konuşanların yoludur. Arkadaşlarım! Çaresizlik yok! Umutsuzluk yok! Çünkü yeni bir yol var. Bizi yıldırmalarına izin vermeyeceğiz, bıkmayacağız, yorulmayacağız. Bu kongremiz çaresizliğe ve umutsuzluğa karşı, yeni bir yol açmak için, yeni bir başlangıcın kongresidir.

AK Parti’den uzaklaşan milyonlarca dindar muhafazakâr… Rahmetli Menderes’i, Demirel’i, Özal’ı hayırla yad eden, merkez sağda yeni arayış içinde olan milyonlar… Siyasetten soğumuş, umudunu yitirmiş milyonlarca gencimiz var. Onlar bu iki tercihten birisine zorlanmak istemiyorlar. İşte onlar için açacağımız yeni bir yol var.”

Babacan, merkez sağda partiler arası sürdürülen görüşmelere ilişkin de “Önümüzdeki dönemde, benzer ilke ve hedefleri benimseyen partilerle geniş bir iş birliği yapmanın da çok önemli olacağını düşünüyoruz. Beraberce açacağımız bu yeni yolu, dostlarımızla beraber yürüyelim diyoruz. Birlikte, beraberlikte ‘bereket’ var diyoruz” mesajını verdi.

“Ülke olarak yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklara, 3Y’ye esir olduk”

Babacan, yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadelenin AK Parti’nin kuruluş iddiası olduğunu ancak gelinen noktasının içler acısı boyutlara ulaştığını söyledi. Babacan, “Yıl 2024… 3Y ile mücadeleye ne oldu? Şimdi size soruyorum… Bu ülkede yolsuzluk var mı? Hem de nasıl var. Bu ülkede yasaklar var mı? Hem de nasıl var. Bu ülkede yoksulluk var mı? Hem de nasıl var. Evet arkadaşlar, döndük dolaştık, ülke tekrar 3Y’nin esiri oldu” ifadesini kullandı.

“Bir zamanlar AK Parti’ye gönül vermiş vatandaşlarıma sesleniyorum; sizleri biliyorum ve anlıyorum”
Erdoğan’a ve AK Parti’ye gönül veren seçmene de bir mesaj veren Babacan, bakanlık yaptığı döneme atıf yaparak, günde üç saat uykuyla bu ülke için 13 yıl çalıştığını dile getirdi. Babacan, “Sizleri biliyorum, anlıyorum. Ülkemizde yaşanan adaletsizlikleri sineye çekemediğinizi biliyorum. Her köşede karşınıza çıkan israftan ve yolsuzluktan rahatsızlık duyduğunuzu biliyorum. Sinan Ateş cinayetinin korunan katillerinden; eşine, kardeşine reva görülenlerden rahatsız olduğunuzu biliyorum.

Sinan Ateş’in eşi Ayşe Hanım ile defalarca görüştüm. ‘Korkuyorum’ diyor. Siz, eşini kaybetmiş bir kadının ve çocuklarının korkmasına neden oluyorsanız, bu ülkeyi yönetemiyorsunuz demektir! Benim de içinden geldiğim AK Parti seçmenine sesleniyorum. Her ülkeden, her milliyetten çete üyelerine dağıtılan Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartlarından rahatsızlık duyduğunuzu biliyorum. Emeklinin layık görüldüğü koşullardan, asgari ücretle ödenmesi imkânsız hale gelen kiralardan, torpille dönen işe alımlardan; bıktığınızı, usandığınızı biliyorum. Yanlışı savunmak zordur, zor” diye konuştu.

Babacan, “Ancak sanılmasın ki ülkenin geldiği yerde muhalefetin bir payı yok. Ülkenin ana muhalefeti en ufak bir krizde kim olduğunu hatırlıyor; aslına rücu ediyor. Mitingde bir vatandaş mı yumruklandı? İşte, muhalefet orada: şiddetin yanında. Bir yerlerde bir şekilde yerelde iktidarı mı aldılar? İşte, muhalefet orada, eş dost kayırmanın, haksız rantın yanında. Ülkenin iktidarı da muhalefeti de çıkarları neredeyse orada” dedi.

Babacan, gençlerin alın teri ve emekle çalışmaya olan inancını yitirmeye başladığına yönelik hükûmete uyarılarda bulunarak, sanal kumarhane tehdidine dikkat çekti. Erdoğan’a seslenen Babacan, “Gençler uyuşturucu batağında, kumar batağında… Herkesin cep telefonu sanal kumarhane olmuş durumda. Instagram’ı kapatıyorsunuz da neden bu sanal kumarhaneleri kapatamıyorsunuz? Küçücük çocukları kumara alıştırıyorlar bu ülkede. Kumarın dinimizdeki yerini en iyi kendisinin bilmesi gerekiyor” dedi.

Babacan, “Bu hükümet ‘dindar nesil’ yetiştireceğiz dedi, değil mi? Oysa son yıllarda ateizm ve deizm hızla yaygınlaştı, yaygınlaşıyor. Din samimiyettir. Din muameledir. Ahlak söylemde değil, eylemdedir. Gençler bu yönetenleri görüyor ve dinden soğuyor. Bu iktidar, dinimizin kutsallarını sürekli istismar ederken; muamelesi ve eylemleriyle dinimizin devlet yönetimindeki temel ilkelerini ihlal etmektedir. Devlet yönetiyorsan önce adalet, istişare, ehliyet olacak. Soruyorum: Bunlar var mı? Hiçbiri yok. Yeter kardeşim… Bu milleti aldatmaktan vazgeçin artık. Elinizdeki propaganda makineleriyle yalanları gerçek gibi pompalamaktan vazgeçin. Sizin yüzünüzden gençler dinden soğuyor. Ne kadar büyük bir vebal altında olduğunuzun farkında mısınız? Bu millet huzur istiyor. Bu millet sevgi istiyor. Bu millet samimiyet istiyor, samimiyet” ifadelerini kullandı.

Ali Babacan, “Bu devleti yönetenlere soruyorum: Devlet ne için var? Devlet sadece imkanları yandaşlara paylaştırmak için mi var? Devlet sokakların güvenliğini korumak için var, devlet adaleti tesis etmek için var. 23 yıl önce eşitlik, adalet ve kalkınma hayaliyle çıkılan yollar şimdi çetelerle, katillerle, istismarcılarla dolu. Yaşanılan tüm bu hadiselerde kaybettiklerimiz için yas tutan tüm vatandaşlarımızın acısını paylaşıyorum. İnsanların sokakta güvenle yürüyebildikleri bir ülke için elimizin taşın altında olduğunu bilmelerini istiyorum” dedi.

Enflasyonun iktidar eliyle patladığına dikkat çeken Babacan, tahribatın sadece ekonomide olmadığını, toplum yapısında da tahribatlar meydana geldiğini kaydetti. Sanal bahis, kara para aklama ve suç oranlarının artmasını ekonomik sorunlara da bağlayan Babacan, şu eleştirilerde bulundu:

“Peki çözüm ne? Bu derin sorunları çözecek kapsamlı bir programı ortaya koyamayan ve palyatif çözümlerden medet uman hükümet yeni bir çarpıtma içinde. Diyorlar ki; ‘Ülkenin başında Ali Babacan olsa, o da benzer adımları atacaktı.’ Hey yavrum hey! Yahu siz Ali Babacan’ın yaptıklarını anlamış olsaydınız, bu ülke bu hale düşer miydi? Siz ekonomiyi yöneten İbrahim Çanakçı’nın yaptıklarını anlasaydınız bu ülkede fukaralık artar mıydı? Mütevazi olmaya gerek yok; biz çalıştık, başardık, onlar keyfini sürdü.

Hala miras yiyorlar. Bakın arkadaşlar, bir kez daha ifade edeyim: Bugün uygulanan politikalar ile bizim ortaya koyduğumuz vizyon ve ekonomik programın uzaktan yakından ilgisi yoktur. Ekonomik program diye ortaya koydukları faiz artışları ve vergi artışlarından ibarettir. Yeni ekonomi yönetimi faizleri ve vergileri artırmaktan, kamunun kontrol ettiği zamlardan başka ne yaptı? Aklınıza bir şey geliyor mu?

İşte biz, DEVA Partisi olarak, açıkladığımız 23 eylem planıyla ekonomi, demokrasi ve yönetim sistemine ilişkin yepyeni bir “Vizyon” ortaya koyduk. Almanya’dan ziyaretçilerimiz geliyor. ‘Sizin bu yaptıklarınızı Avrupa’da bile yapan yok’ diyorlar. İnanın çoğunun bunları okuyup kavrayacak durumu yok. Çünkü kafa başka yerlerde. Kafa avantada. Kafa haksız kazanç ve rantta.

Bakın, bizim vizyonumuzun ekonomi bacağında dijital devrim, yeşil dönüşüm ve kapsayıcılığı esas alan ‘Yeni Kalkınma Stratejisi’ var. Temel hedefimiz, üretken, uluslararası rekabet gücü yüksek, kaliteli istihdam yaratan ve tek bir vatandaşımızı dahi yatağa aç göndermeyen güçlü, dayanıklı ve kapsayıcı bir ekonomi inşa etmek. Hiç kimse; bizim verimliliğe, adil rekabete ve fırsat eşitliğine dayalı ekonomik sistem anlayışımız ile; mevcut iktidarın rant devşirmeye dayalı ‘ahbap-çavuş kapitalizmi’ anlayışını birbirine karıştırmasın.

Ben bugün, bu ülkenin Cumhurbaşkanı olsam, öncelikle parlamenter sisteme geçişin startını veririm. Ekonomiye 10 sağlam yönetici hemen koyarım. Haftada iki kere, iki saat toplarım. Bu ülkenin ekonomisini toparlarım. Yaptık, yine yaparız… Kalan vakti hukuka, eğitime ayırırım. Ekonomik sosyal konsey toplarım. Kurumları bağımsız çalıştırırım. TÜİK, TCMB hepsini şeffaflaştırırım. Yeni ekonomi bakanı bunun böyle olacağını çok iyi biliyor. Neden hayata geçirmiyorlar? Eskinin ayıbını örteceğim diye kendi itibarınızı tüketiyorsunuz.

Tasarruf yapacağız. Kamu alımlarını şeffaflaştıracağız. İmar rantları adil olacak ki ekonomi adil dağılsın. Tarım arkadaşlar tarım! Çok önemli… Esnaf, KOBİ’ler. Gençlerimiz mesleksiz arkadaşlar mesleksiz! Bunların hepsini hayata geçiririm.

Yeni dönemde ‘sahada olacağız’ mesajı veren Babacan, partililere yönelik mesajlar da verdi. Babacan, “Haram yemeden, çıkar gözetmeden çok çalışacağız arkadaşlar, çok! İl il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak, bina bina, ev ev çalışacağız. Demokrasi ve Atılım Partisi’ni herkese anlatacağız. Partimizde görev almış, yeni görev alacak arkadaşlara gönülden başarı diliyorum. Partimizde bir dakika bile emeği geçen arkadaşlara teşekkür ediyorum. Unutmayın arkadaşlar, aday listelerinde yer alan veya almayan bütün teşkilat mensuplarımızla yol arkadaşıyız. Görevler değişir, yol arkadaşlığı devam eder. Biliyorsunuz asıl liste, yedek liste kavramı siyasi partiler yasasının bir gereği. Ancak biz tam bir gönüldaşlık ilkesiyle, asıl demeden, yedek demeden hep beraber çalışacağız.” dedi.

Paylaşın

Anayasa Tartışmaları: Kurtulmuş’tan yeni “3. Madde” Açıklaması

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Anayasa’nın 3. Maddesi’ne ilişkin yaptığı açıklamanın yanlış anlaşıldığını belirterek, “Konuşmamın hiçbir yerinde üçüncü madde diye bir şey geçmemiştir” dedi.

Haber Merkezi / Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’un ‘devletin milleti olmaz’ diyerek Anayasa’nın 3. Maddesi’nin değişmesi gerektiğini söylemesiyle başlayan tartışma sürüyor.

Kendisine bu konu hakkında sorulan soruya yanıt veren Kurtulmuş, ilk 4 maddenin tartışılmasının ‘sürece zarar vereceğini’ ifade ederek, şunları söyledi: “Daha önce de ifade ettim. İlk 4 madde ile ilgili herhangi bir tartışma söz konusu değildir. İlk 4 madde hakkında tartışma başlatılması sürece zarar verir.

Gazi Üniversitesi’ndeki konuşmamda sanki üçüncü madde ile ilgili bir mesele gündeme geliyormuş gibi yanlış bir algının oluşturulması ise en hafif ifade ile algı yönetimidir. Kabul etmem mümkün değil. Konuşmamın hiçbir yerinde üçüncü madde diye bir şey geçmemiştir.”

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dün Gazi Üniversitesi Akademik Yıl Açılış Programı’nda yaptığı konuşmada, Anayasa tartışmalarına değindi. Kurtulmuş, Anayasa’nın 3’üncü maddesindeki “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” tabirinin değişmesi gerektiğini söyledi.

Kurtulmuş konuşmasına şöyle dedi: “Devlet aygıtı milletin işlerini iyi yönetmek için kurulmuş bir mekanizmadır. Mesela çok sıradan gibi gözüken, Anayasada yer alan ‘Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür’ tabiri bu perspektiften bakıldığında değiştirilmelidir.

Bu devletin aslı millettir. Bu metin, ‘Milletin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü’ şeklinde ifade edilmelidir. Bu seçkinci, devletçi anlayışın da yeni Anayasa’da, milletin gücü üzerine yükselen bir devlet anlayışıyla yeniden ele alınmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Çok açık söylüyorum, demokrasinin en büyük düşmanı imtiyaz ve istisnalardır. İmtiyaz ve istisnalar, seçkinci gruplara ya da birtakım avantajlı gruplara kamunun gücünü, milletin imkanlarını aktarmak demektir. Dolayısıyla bu anayasa yapım sürecinde, istisna ve imtiyazların ortadan kaldırılması ve tam manasıyla demokratik kuralların herkes için eşit, adil, demokratik kuralların ortaya konulması ve bu çerçevede demokratik kurumların da millet egemenliği anlayışı çerçevesinde yeniden gözden geçirilmesi gerekir.”

Özel’den Kurtulmuş’a Anayasa tepkisi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Datça Belediye Başkanlığı ziyaretinde yaptığı açıklamada, Anayasa’nın 3. maddesi ile ilgili sözlerine nedeniyle TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki gösterdi.

Özgür Özel, “HÜDA-PAR ‘Anayasa’nın ilk 4 maddesi tartışılsın’ dedi. Geçtiğimiz aylarda sordum, kıvırdılar. Numan Kurtulmuş dedi ki, ‘Devletin milletiyle ve ülkesiyle bir bölünmez bütün olduğu ifadesi yanlış.’ Güya entelektüel bir tartışma başlatacak” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, şöyle devam etti: “Hiç oynamaya gerek yok! Elini uzatanın eli kırılsın. Anayasa’nın ilk dört maddesinden orayı okuyunca şunu anlıyorsun; ‘Türkiye Cumhuriyeti devletiyle, milletiyle, ülkesiyle bölünmez bir bütündür.’ Nokta. Tayyip Bey HÜDA-PAR’a bir şey diyemiyor. Bahçeli HÜDA-PAR’a bir şey söylemiyor.

Numan Bey, HÜDAPAR’ın alanını genişletecek, hesapta entelektüel tartışma açıyor. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlarıyız. Biz hep beraber bir ve beraberiz. Devletimizle, milletimizle, ülkemizle birlikte bir bütünüz. Bayrağımız belli, başkentimiz belli, kurucumuz belli. Bunlarla sorunu olanlar da belli. İlk 4 maddeye el uzatanın elini kıracağız.”

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan Anayasa’nın 3’üncü maddesinin değiştirilmesi gerektiğini savunan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a tepki geldi. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Kılıçdaroğlu, Kurtulmuş’u ‘bölücülükle’ suçladı.

Kılıçdaroğlu’nun ilgili açıklaması şöyle: “Hiç kimse bu topraklardaki Atatürkçü, Kuvvâcı ve Sevr’i parçalayıp atan kuvveti hafife almasın! Hilafet sevdalısı küçük bir grubun saraydan aldığı destekle, meydanlarda yaptıkları çağrı bizi rahatsız etmektedir. Karun olmuşlara meftun olanlar ve onların cahil cesaretleri de bizi rahatsız etmektedir.

‘Değiştirilmesi teklif dahi edilemez’ olan anayasanın maddesini tartışmaya açmak bölücülüktür. Sizin derdiniz anayasa falan değil. Derdiniz; ‘Bölünmez bütünlüğümüzdür’. Derdiniz; ‘Bayrağımız ve Bağımsızlığımızdır’. Bu ülkede değişecek tek bir şey vardır o da: ‘Saray ve şürekasıdır’. Değiştirmek mi istiyorsunuz? Hodri Meydan!”

İstanbul Barosu ise kamuoyunda tartışma yaratan Kurtulmuş’un sözlerinin üzerine açıklama yaptı. Açıklamada, Anayasa’nın ilk 3 maddesinin, “Cumhuriyet’in temeli ve harcı” olduğu öne sürüldü.

Özetle şöyle denildi: “‘Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.’ hükmünü içeren Anayasamızın 3. maddesi, yine Anayasamızın 4. maddesi ile değiştirilmezlik güvencesi altına alınmıştır. Anayasanın değiştirilemez maddeleriyle belirlenmiş bu anayasal kimlik TBMM dahil hiçbir devlet organı tarafından geçerli anayasa normları kötüye kullanılarak değiştirilemez.

Bölünmez bütünlüğe ilişkin bu düzenlemenin temeli, Erzurum Kongresi’nde; ‘Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür’ ilkesi ile atılmıştır. Bu hüküm, üniter devlet anlayışının bir ürünü olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve onu kuran Türk Ulusunun tekliğini ve birlikteliğini ifade etmektedir.

Nitekim bu hüküm sayesinde kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti Devleti çatısı altında birlikte yaşama iradesine sahip olan Türk Milleti, idarenin bütünlüğü ilkesine uygun olarak üniter devlet sistemi ile idare edilmektedir. Bu konuda atılacak bir geri adım, milli birlik ve beraberliğimize zarar verebileceği gibi ulus kavramından ödün verilmesi anlamına da gelir.”

Paylaşın

Erdoğan’dan “Kabine”de Revizyon Mesajı

Erdoğan’ın “Kabine”de revizyon mesajı sonrası, AK Parti kulislerinde değiştirilmesi ihtimali en çok konuşulan isimlerin başında, Erdoğan’ın hışmına uğradıkları iddia edilen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç var.

Kulislerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da ‘eleme potasında oldukları’ konuşuluyor.

Sırbistan dönüşü, AK Parti’de bir değişim süreci yaşandığı belirtilerek, “Siz de defaatle bir yenilenme olacağını söylüyorsunuz. Peki değişim sadece kadrolarda mı olacak, yoksa parti programında, parti tüzüğünde bir değişim de görür müyüz?” sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu bilgileri verdi:

“Bizim parti programı zaten sürekli olarak hep değişime tabidir. Ama bunun yanında da tabii idari mekanizmalarda, partimiz içerisinde bazı değişiklikler olabilir. Genel başkan yardımcılarında aynı şekilde değişiklikler olabilir. Kabinemizde biliyorsunuz iki arkadaşımız değişime tabi oldu. Şimdi bu yeni süreçte de hem genel başkan yardımcılarında bazı değişiklikler olabileceği gibi aynı şekilde kabinede de duruma göre değerlendirmelerimizi yaparız. Orada da bazı değişiklikler olabilir.”

Gazete Duvar’ın aktardığına göre, Kabine değişikliği için AKP kulislerinde konuşulanlara bakarak bir liste çıkarmak mümkün. Öncelikle Erdoğan’ın, kabinenin ana gövdesini oluşturduğu Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Hazine ve Maliye, Dışişleri ve Savunma bakanlıklarında bir değişiklik yapması beklenmiyor.

Kulislerde değiştirilmesi ihtimali en çok konuşulan isimlerin başında ise son aylarda artan şiddet olayları nedeniyle Cumhurbaşkanı’nın da hışmına uğradıkları iddia edilen İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Adalet Bakanı Yılmaz Tunç var.

AK Parti’nin son yıllarında yoğun eleştiri konusu olan tarım alanında da yeni bakan İbrahim Yumaklı bir fark yaratabilmiş değil. O nedenle Bakan Yumaklı değişirse de sürpriz olarak değerlendirilmeyecek. Kulislerde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın da ‘eleme potasında oldukları’ konuşuluyor.

Paylaşın

CHP Lideri Özel’den “aday” açıklaması

CHP Lideri Özgür Özel, partisinin Cumhurbaşkanı adayına yönelik tartışmalara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Biz Ekrem Başkanımızla, Mansur Başkanımızla övünç duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

Erken seçim çağrılarına ilişkin de konuşan Özel, “Sayın Erdoğan seneye kasımda erken seçime varım demiyorsa ondan sonra bir daha erken seçim yapamayacak demektir. YSK’nın kararına göre bile ikinci dönemi ve bu dönemde 360 kişi oy vermeyecekse seçim öne alınamayacak ve aday olamayacak demektir. Madem ki erken seçimden kaçıyor adaya ihtiyacı var demektir” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin İl Başkanları Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Özel’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Biz Ekrem başkanımızla, Mansur başkanımızla övünç duyuyoruz. İkisinin ortak ifadesi şu; bizi erkenden aday tartışmasına çekmek kendi içlerindeki çatlakları önlemek istiyorlar Günü gelince bütün üyelerimizle oturur adayın kim olacağına karar verir, en doğru adayı belirleriz. Türkiye’yi içerisinde bulunduğu sıkıntılardan kurtarırız.

Peki AK Parti’nin adayı kim? Sayın Erdoğan seneye kasımda erken seçime varım demiyorsa ondan sonra bir daha erken seçim yapamayacak demektir. YSK’nın kararına göre bile ikinci dönemi ve bu dönemde 360 kişi oy vermeyecekse seçim öne alınamayacak ve aday olamayacak demektir. Erdoğan adaylıktan kaçıyorsa gelecek sene kasımda bizim belirlediğimiz adayımızın karşısına geçemiyorsa, ‘ben hazırım, iddialıyım hadi bakalım Cumhuriyet Halk Partisi’ diyemiyorsa ona aday lazım.

Erdoğan kimi aday yapacak, damadı mı yapacak. Süleyman Soylu ya da Ali Yerlikaya’yı mı yapacak? Onların arasındaki kirli çamaşırları ortaya dökmekten mi korkuyor? Bugüne kadar herkes konuşuyor, CHP’nin adayı kim diye. CHP’nin adayı aslan gibi bir Cumhuriyet Halk Partili. Peki AK Parti’nin adayı kim?

Moral motivasyon yüksek anketlerde birinci partiyiz. Yayınlanan 9 anketin 8’inde CHP 1’inci parti. Böyle bir partinin aday sorunu olmaz. Ama Türkiye’nin önemli büyükşehirlerini CHP’den alamamış hatta vermiş, CHP’nin aldığı seçimin mağlubuna aday bulmak zor olacak.”

Paylaşın

Son 22 Yılda Mahkum Sayısı Yüzde 500 Arttı

AK Partinin iktidara geldiği dönemin başlarında yani 31 Aralık 2002 tarihi itibarıyla hapishanelerde yaklaşık 60 bin mahkum bulunurken aradan geçen 22 yılda, mahkum sayısında yüzde 500 artış yaşandı. 2024 Ekim tarihi itibarıyla hapishanelerde olan mahkum sayısı 362 bin 422’ye ulaştı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, son dönemde tırmanışa geçen kadına şiddet, çocuk istismarı, uyuşturucu, yaralama başta olmak üzere suç oranlarındaki artışı gözler önüne seren bir rapor yayımladı. Rapor, güvenlik politikalarının ve sosyal önleyici tedbirlerin yetersizliğini gözler önüne serdi.

BirGün’ün aktardığı rapora göre; AKP’nin iktidara geldiği dönemin başlarında yani 31 Aralık 2002 tarihi itibarıyla hapishanelerde yaklaşık 60 bin mahkum bulunurken aradan geçen 22 yılda, mahkum sayısında yüzde 500 artış yaşandı. 2024 Ekim tarihi itibarıyla hapishanelerde olan mahkum sayısı 362 bin 422’ye ulaştı.

31 Aralık 2023 tarihinde hapishanelerde bulunan mahkum sayısı 291 bin 911 iken 1 Ekim 2024 tarihinde ise 362 bin 422’ye yükseldi. Yani 9 ayda tahliye olanlar hesaba dahil edilmeden 70 bin 511 kişi daha hapse girdi. Bu veriler üzerinden bakıldığında ayda 7 bin 835, haftada ise bin 958 kişinin mahkum olduğu görüldü.

Hapishanelerde hırsızlık, konut dokunulmazlığı ihlali, kasten yaralama, uyuşturucu satmak / kullanmak, dolandırıcılık gibi suç türlerinin mahkum sayısının yarısına denk geldiğine dikkat çeken Ağbaba, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu da Türkiye’nin ceza adaleti sistemi ve toplumsal yapısı üzerinde derin etkiler yaratan bir sorun haline gelmiştir. Son yıllarda, çeşitli suç tiplerinde yaşanan artış ve yargı süreçlerindeki yoğunluk, cezaevi nüfusunun hızla büyümesine yol açmıştır. Bu durum, ceza infaz kurumlarındaki kapasite sorunlarını daha da belirgin hale getirirken, mahkumların rehabilitasyonu ve topluma kazandırılması konularında da önemli zorluklar doğurmaktadır. Bu artışın nedenleri ve sonuçları, hem hukuki hem de toplumsal açıdan detaylı bir inceleme gerektirmektedir.”

Türkiye’de suç işleme yaşının düşmesinin toplum için ciddi bir alarm niteliği taşıdığını kaydeden Ağbaba, “Gençlerin suça yönelmesi, aile, eğitim ve sosyal yapıda derin sorunların varlığına işaret eder. Son günlerde toplum olarak herkesin üzerinde durduğu gençlerin suça sürüklenmesi konusu hapishanelerdeki çocuk mahkum sayılarına da belirgin olarak yansımaktadır” dedi.

2024 Nisan ayında çocuk mahkum sayısının 2 bin 912 iken 1 Ekim 2024 tarihinde 3 bin 532’ye yükseldiğini kaydeden Ağbaba, “6 ayda 620 çocuk suç işlediği için hapse girmiş” ifadelerini kullandı.

Suça bulaşan çocukların sayısındaki artışın, Türkiye’de toplumsal ve ailevi yapıların karşı karşıya olduğu önemli bir sorun olarak öne çıktığı ifade edilen raporda, özellikle ekonomik sıkıntılar, eğitim eksikliği, aile içi şiddet ve sosyal çevrenin olumsuz etkilerinin çocukları suça yönelten temel faktörler arasında yer aldığı ifade edildi.

Genç yaşta suça karışan bireylerin sayısındaki artışın sadece güvenlik açısından değil, aynı zamanda gelecekteki toplumsal refah ve uyum için de ciddi tehditler oluşturduğuna dikkat çekildi.

Raporda, şu ifadeler yer aldı: “2023 yılında 178 bin 834 çocuk suça sürüklenme sebebiyle güvenlik birimlerine gelmiş veya getirilmiş. Güvenlik birimine getirilen çocuklar, %39,8’ine yaralama, %20,8’ine hırsızlık, %7,7’sine pasaport kanununa muhalefet, %4,9’una uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak, %4,0’ına ise tehdit suçları nedeniyle işlem yapılmıştır.

Ülkemizin aydınlık geleceği çocuklarımızın çok küçük yaşta suça sürüklendiği ve ailerin tedirgin olduğu bir dönemden geçiyoruz. Siyaset üstü olan bu konuda çocuklarımız ve geleceğimiz için atılacak adımları bütün siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri ile detaylı şekilde araştırmak ve çözüm yollarını bulmak gerekiyor.

Suç oranının her geçen gün arttığı ülkemizde diğer üzücü bir durum ise suç işleme yaşının da düşmesidir. 2023 yılı içinde 11 yaş altı 9 bin 935 çocuk suça sürüklendiği için güvenlik birimlerine getirilmiştir. Oyun çağında ve eğitimle geleceğini örmesi gereken bu çağdaki çocuklarımızın suça bulaşması çok ama çok dikkate alınması gereken bir konudur.”

Bir yıl içinde 190 bin çocuğun suça sürüklenmesinin çok vahim bir durum olduğu kaydedilen raporda, “Bu durum, çocuklara yönelik koruyucu ve önleyici politikaların güçlendirilmesi gerekliliğini daha da acil hale getirmektedir. Çocukların erken yaşta suça bulaşması karşısında alınan önlemlerin yetersiz kalması, toplumsal sorumluluğumuz açısından büyük bir eksikliktir. Suçun önlenmesi, sadece cezai yaptırımlarla değil, çocukların güvenli ve sağlıklı ortamlarda büyümelerini sağlayacak bütüncül politikalarla mümkündür. Eğitimde, aile yapısında ve sosyal destek sistemlerinde eksiklikler varken, çocukların suça sürüklenmesini sadece bireysel hatalar olarak görmek yanıltıcıdır” denildi.

Raporda son olarak, “Erken yaşta suç eğilimi gösteren çocuklar ve gençler için koruyucu önlemler alınmalı ve topluma kazandırılmaları sağlanmalıdır” çağrısı yapıldı.

Paylaşın

Özgür Özel: CHP İktidarı İçin Gün Sayıyoruz

Partisinin Çanakkale’de gerçekleştirilen İl Belediye Başkanları toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Bu iktidarı erken seçime zorlamak, erken seçimden sonra da onların unuttuklarına sahip çıkmak hepimizin görevi” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Çanakkale’de gerçekleştirilen İl Belediye Başkanları toplantısında konuştu. Artı Gerçek’in aktardığına göre; Yerel seçimlerden birinci parti çıktıklarını hatırlatan ve belediyelerin pek çok sorunu çözüğünü belirten Özel, yerel yönetimler tarafından çözülemeyen sorunlar da olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

“Bu salonun çözdüğü sorunlar var, çözemediği sorunlar var. Çözemediğimiz sorun işsizlik. Çünkü yerel yönetimler istihdam yaratma imkânı olan ama an itibari ile zaten geçmiş dönemde de bu kadar büyük işsizlik varken hangi partide olursa olsun belediyenin tüm istihdam olanaklarının kullanıldığı, dolduğu hatta hepimiz biliyoruz ki aşıldığı süreçleri yaşıyoruz.

Belediyelerde inanılmaz personel fazlası var böyle bir dönemde yeni işsizler yaratamıyoruz, o personel giderleri de çok kritik. Ama yaratmamak için de çaba sarf ediyoruz. Ama bir yandan da her bir belediyemizde binlerce, on binlerce belediyenin boyutuna göre yapısına göre iş başvuruları var. Bu konu en çok zorlandığınız konu, bunu biliyoruz. Ve bu sorunu çözmek için de CHP iktidarı için gün sayıyoruz.”

Erken seçim çağrısını yineleyen Özel, şöyle devam etti: “31 Mart‘ta kazandığımız başarıda yüzde 38’e varan oyda diğer partilerin oylarının olduğunu, bunun sarı kart olduğunu, onlara seçim meydanlarına söz verdiğimizi, bunu gerekçe göstererek bir erken seçim çağrısı yapmayacağımızı söylemiştim ve demiştim ki, ‘Şimdi sarı kartı gördünüz, seslerini duyma zamanı. Eğer emeklinin sesini duyarsanız, asgari ücretin sesini duyarsanız, çiftçinin, esnafın sesini duyarsanız ben bir erken seçim çağrısında bulunmayacağım.

Çünkü o zaman geçim olur ama duymazsanız o zaman geçim olmazsa seçim olur’ demiştik. O günden bugüne hükümet, bu bahsettiğim kırılgan kesimlerle ilgili parmağını oynatmadı. Asgari ücreti zamlanmadı, emekli 10 bin alıyordu, 12 bin 500 yaptı. Ocak ayındaki 10 bin lira, 12 bin 500 lira oldu. O 12 bin 500 lira ocaktaki 8 bin liranın alım gücünde şu anda. Yani daha dokuz ay geçmiş, eldeki para 2 bin lira daha zayıflamış, işlevsizleşmiş, satın alma gücü düşmüş. O yüzden hep birlikte itirazı yükseltmek, bu iktidarı erken seçime zorlamak, erken seçimden sonra da onların unuttuklarına sahip çıkmak hepimizin görevi.”

Paylaşın

MHP, “DEM Parti İle Diyalog” Şartını Açıkladı

MHP’li Feti Yıldız, “Türkiye Yüzyılı’nda terörün ve bölücülüğün ortadan kaldırılması önceliktir. O gelenekten gelen partilerin vesayetten kurtulması, özgürleşmesi lazım. Türkiye partisi oldukları anda konuşulur. Sonrası kolay diyoruz” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, TBMM’nin açılışında DEM Partili isimlerle el sıkışması ve sonrasında gelen açıklamalar siyasetin gündemindeki yerini koruyor. “Yeni bir çözüm süreci başlar mı?” gibi soruların yanıtları aranırken Bahçeli’nin en yakın kurmaylarından biri olan MHP’li Feti Yıldız, konuya dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

MHP Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılarından Feti Yıldız, Serbestiyet’ten Hilal Köylü’ye konuştu.

“Genel başkanımız Türkiye Yüzyılı’nda terörün sıfırlanmasının, bölücülük melanetinin ortadan kaldırılmasının öncelik olduğunu söyledi. Bunun yanlış anlaşılacak tarafı yok ki. -Aşımızı beraber taşıralım, işimizi birlikte artıralım. Huzur ve güvenliğimizi el ele çoğaltalım- dedi. Müthiş sözler” ifadelerini kullanan Yıldız, şöyle devam etti:

“Geldiğimiz bu dönemde bu sözlerin ve çağrının kıymeti tüm muhalefet partileri tarafından bilinmeli. Bunun bir tarafından çekiştirilerek -anayasa için, seçim için yapılıyor- gibi yorumlar bize göre çok sığ yorumlar. Terör, bölücülük Türkiye’nin enerjisini 40 yıl sömürdü. Yazıktır, günahtır. Bu mesele çok önemli, çok.”

Feti Yıldız, “Peki DEM’le karşılıklı diyalog zemini hazır mı? Bu diyalog, çözüm sürecini beraberinde getirir mi?” sorusuna da şöyle yanıt verdi: “Evet adım atmak gerekiyor. DEM’in terör belasından, onların vesayetinden kurtulması gerekiyor. Açıkçası özgürleşmesi lazım. Türkiye partisi oldukları anda konuşulur. Tek şart, kendilerini terör ve bölücülük melanetinden kurtarmalarıdır. Sonrası kolay diyoruz.”

Paylaşın

CHP’de Hedef “Partilerle Değil, Seçmenle İttifak”

Partilerle değil, seçmenle ittifak arayışında olduklarını kaydeden CHP kurmayları, “Siyaseten yürütülen temasların sokakta karşılığı olmadığını biliyoruz. Kurmaylar, halkın sorunlarını önceleyen, ‘Türkiye İttifakını’ sokakta sağlayacağız” görüşünü dile getiriyor.

Siyasette TBMM 28’inci Dönem Üçüncü Yasama Yılı’nın açılış törenindeki tokalaşmalarla verilmek istenen, “Ilımlı iklim” mesajları CHP’de temkinli karşılanıyor. AK Parti ve MHP’nin, DEM Parti’ye yönelik olumlu mesajlarının, “Çıkar uğruna” verildiğini düşünen CHP’liler, Meclis’te çok sayıda milletvekili ile temsil edilen ve milyonlarca yurttaşın oyunu alan bir parti ile görüşülmesinin, “Ilımlı iklim” gereği değil demokrasi gereği zaten gerçekleşmesi gerektiğinin altını çiziyor.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre; CHP’liler, “AK Parti – MHP Anayasa değişikliği için destek arayışında” yorumlarına karşın Cumhur İttifakı’nın Kürt seçmenle dış politikada destek arayışı kapsamında temas kurmak istediğini savunuyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “İsrail’in sıradaki hedefi Türkiye” söyleminin altının doldurulamadığının altını çizen CHP’liler, “Türkiye, İsrail ile ilgili süreçte yalnızlaşıyor. Özellikle bölgedeki Kürtlerin desteğini alamazsa iyice zayıflayacak” değerlendirmesinde bulunuyor.

AK Parti ve MHP’nin, DEM Parti’ye yönelik sert tutumunu anımsatan CHP’liler, “DEM Parti ile görüşmeleri kadar olağan bir şey yok. Bugüne kadar canavarlaştırmaları asıl sorundu” yorumunu yapıyor. Partilerle değil, seçmenle ittifak arayışında olduklarını kaydeden CHP kurmayları “Siyaseten yürütülen temasların sokakta karşılığı olmadığını biliyoruz. Halkın sorunlarını önceleyen, ‘Türkiye İttifakını’ sokakta sağlayacağız” görüşünü dile getiriyor.

Paylaşın

11 Yılda 754 Çocuk İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

Emek Gençliği MYK üyesi Bilgesu Kiper, “Son 11 yılda en az 754 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Bu çocukları iş cinayetlerine sürükleyen koşullar gün gibi ortadadır; uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve patron baskısı” dedi.

Emek Gençliği, Mesleki Eğitim Merkezlerinde (MESEM) yaşanan ihlalleri ve iş cinayetleriyle ilgili raporunu Milli Eğitim Bakanlığı önünde açıkladı. ‘MESEM programı iptal edilsin, çocuk işçiliği son bulsun’ yazılı pankartın açıldığı eylemde, “çocuk işçiliğe son” sloganı atıldı. Artı Gerçek’ten Seda Taşkın’ın aktardığına göre; Emek Gençliği adına açıklamayı, MYK üyesi Bilgesu Kiper yaptı.

Hazırladıkları raporla çocukların MESEM eliyle ucuz bir emek gücü olarak sömürüldüklerini gözler önüne serildiğini belirten Kiper, “2002’den bu yana sürdürülen eğitim politikalarıyla gençler, beceri geliştirmekten uzak ve bilim dışı içeriklerle kuşatılmış, kapitalistlerin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamaya hizmet eden bir eğitim anlayışına mahkûm edilmiştir” dedi.

MESEM programının çocuk emeğinin sömürülmesini ‘yasal’ bir eğitim programıyla meşrulaştırarak her yaştan öğrenciyi ağır çalışma koşullarına sürüklediğini belirten Kiper, “Adeta ‘eti de kemiği de sizin’ denilerek, çocukların sağlıkları, çocuklukları ve gençlikleri sermayenin kâr hırsına feda ediliyor” açıklamasında bulundu. MESEM programının, küçük ve orta ölçekli işletmelerden Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarına kadar geniş bir kesimin ucuz iş gücü ihtiyacını karşılamak için yürürlüğe konulduğunu aktaran Kiper, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Haftanın 4 günü işyerinde, sadece 1 günü okulda teorik eğitim alan öğrenciler, düşük ücretlerle çalıştırılıyor. Hatta patronların çoğu bu mevzuata uymuyor, MESEM öğrencileri pek çok işletmede haftanın 6 günü, 7 günü çalıştırılıyor. Ücretlerin işsizlik sigortası fonundan karşılanması ise bu programı sermaye için ‘bedava iş gücü’ haline getiriyor. Emekçi aileler, ekonomik zorunluluklar nedeniyle ve mesleki gelecek beklentisiyle çocuklarını bu programa yönlendirmek zorunda kaldığını ifade ediyor.”

MESEM’lerde çalışan çocuk işçilerle yapılan görüşmeler ve sahadan elde edilen verilerle raporun hazırlandığını belirten Kiper, tek adam rejiminin eğitim politikalarına karşı parasız, bilimsel ve demokratik eğitimi savunan kesimlere aynı zamanda bir mücadele çağrısı olduğunu söyledi. Raporda MESEM’lerin en temel sorunlarını sıralayan Kiper, bunların arasında; alınmayan işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri, denetimsizlik, sermayeye aktarılan kaynaklar, yolsuzluklar ve usulsüzlükler olduğunu söyledi. Kiper, şöyle devam etti:

“Raporumuz MESEM’lerde yaşanan üç temel sorunu öne çıkarıyor. Son 11 yılda en az 754 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. 2023 yılında ise MESEM kapsamında çalışan 9 çocuk işçi yaşamını yitirdi. Bu çocukları iş cinayetlerine sürükleyen koşullar gün gibi ortadadır; uzun çalışma saatleri, yetersiz güvenlik önlemleri ve patron baskısı. MESEM öğrencilerin mesai saatleri çoğu zaman ihlal ediliyor, patronların keyfi kararlarına göre çalıştırılıyorlar, tatil ve dinlenme hakları dahi gasp ediliyor.”

MESEM öğrencilerinin büyük bir kısmının, meslek edinmekten ziyade, ailelerinin geçimine katkıda bulunmak zorunda kaldığı için bu programa kaydolduğunu belirten Kiper, aldıkları ücret ise ne kendilerinin ne de ailelerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmediğini vurguladı. Kiper, “MESEM programının ‘mesleki eğitim’ iddiası, bakanlığın yalanlarının aksine bir iddiadan ibarettir. Bu programın mesleki eğitimle hiçbir ilgisi yoktur. Öğrenciler, işyerlerinde fiilen bir işçi gibi çalıştırılıyor ve mesleki eğitimden koparılıyor. Eğitimcilerin desteğinden yoksun, iş kazalarına maruz kalıyor ve hatta fiziksel şiddet, dayak ve taciz gibi sorunlarla karşılaşıyorlar” dedi.

Kiper, mesleki eğitim politikalarının ortaokullara doğru genişletildiğini belirterek, “Milli Eğitim Bakanlığı, meslek liseleri bünyesinde ‘mesleki ortaokullar’ ve ‘zanaat atölyeleri’nin açılacağını müjdeliyor. MESEM programı başta olmak üzere mesleki eğitime yönelik her karar, sermaye örgütlerinin “sömürü cenneti Türkiye” hayalinin adım adım hayata geçirilmesinin aracı haline getiriliyor” dedi. Kiper, sömürü düzenine karşı mücadele etmeye devam edeceklerini vurguladı.

Kiper, daha sonra çağrılarının net olduğunu belirterek, taleplerini sıraladı:

MESEM programı amasız ve fakatsız, derhal iptal edilmelidir.
Öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap verecek uygulama ve bilim odaklı, nitelikli mesleki eğitim sağlanmalıdır.
Öğrencilerin örgün eğitime devamını sağlamak için gerekli adımlar atılmalı ve her yurttaşın en temel hakkı olan eğitime erişimini güvence altına almak amacıyla, ihtiyacı olan tüm öğrencilere burs desteği verilmelidir.

“Sermaye işçi sınıfına kölelik, çocuklarımıza ölümü dayatıyor”

Daha sonra konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, hazırlanan raporun MESEM’de çalıştırılan çocukların yaşadıkları sorunları açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirterek, “MEB görevi ve sorumluluğu bütün çocukların bilimsel demokratik laik ve anadilde eğitim görmesini sağlamak üzere sorumluluk almalıdır” dedi. Bakanlığın sorumluluk almadığını belirten Aslan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Bugün MESEM’lerle Türkiye’deki sermayeye küçük ve orta ölçekli işletmelerde çocukların sınırsızca sömürülebileceği alanlar açıyorlar. Çocuklarımız o izbe atölyelerde baskı, şiddet ve iş cinayetleriyle karşı karşıya kalıyorlar. MEB, sermaye bizden ne istiyorsa, biz MESEM’li öğrencileri onlara işgücü olarak vermeye hazırız. Yeter ki üretim olsun, para kazanılsın, fabrikalar üretim yapsın. Bu çocuklar o izbe atölyelerde hangi koşullarda çalışıyorlar, neler yaşıyorlar. Denetime gelince bir şey yok. Yüzlerce çocuğun can vermesi son 9 ayda 10’a yakın çocuğun hayatını kaybetmesi pek ilgilendirmiyor MEB’i.”

Çocuktan işçi olmayacağını belirten Aslan, 10-11 yaşındaki çocukların atölyelerde işsizlik sigortasından parasını verdiği ücretlerle patronların kasalarını doldurdukları bir sistemle karşı karşıya olduklarını söyledi. Aslan, “Sermaye işçi sınıfına kölelik dayatıyor çocuklarımıza ölümü dayatıyor. Çocuk yaşta köle olmayı dayatıyor. Bir an önce MESEM projelerini iptal edin. Meslek edindirme adı altında çocuklarımızın vahşice çalıştırılmasını, iş cinayetlerinde katledilmesini asla kabul etmiyoruz” açıklamasında bulundu.

Her çocuğa bir öğün ücretsiz yemek hakkını vermek yerine tekellere çok büyük kaynaklar aktarıldığını belirten Aslan, okullarda eğitim sisteminin temizlik işleri bütünüyle ailelerin sırtına yüklendiğini söyledi. Aslan, “Buna itiraz ediyoruz, buna karşı mücadele çağrısı yapıyoruz. Türkiye’deki bilim insanlarına, sendikalara, emek örgütlerine, akademisyenlere çağrımız şudur; çocuklarımızın geleceği ya MESEM’lerde karartılıyor ya da mahalle uyuşturucu çetelerin ellerine düşerek hayatları karartılıyor. Bunu karşı birleşik, örgütlü bir mücadeleyi vermemiz gerekiyor” dedi.

Paylaşın