Çözüm Süreci Tartışmaları: Bülent Arınç’tan Dikkat Çeken Açıklamalar

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan AK Partili Bülent Arınç, Kürt sorununu çözmek isteyenlerin her türlü tehlikeyi göze almak zorunda olduğunu belirterek, “Öcalan çağrı yapsın diyorsanız, bunun içini doldurmalısınız” dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’in 1 Ekim günü yapılan açılışında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile tokalaştı. Hemen ardından Kürt sorununun çözümü noktasında “yeni süreç” tartışmaları başladı.

Devlet Bahçeli, daha sonra da 43 aydır kendisinden haber alınamayan Abdullah Öcalan’a “örgütü tasfiye et” çağrısı yaparak, “Devletin terörle masaya oturmasını hiç kimse beklemesin” açıklaması yaptı.

2013-2015 yılları arasında yürütülen “diyalog süreci”nde aktif rol alan isimlerden biri olan AKP’li Bülent Arınç, son yaşanan tartışmalara dair Artıgerçek’ten İrfan Aktan’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye’de geçmişten bu yana Kürt sorunu olduğunu belirten Arınç, söz konusu sorunun çözülmesi gerektiğini vurguladı. Bahçeli’nin tokalaşması ve sonrasında yaptığı açıklamalara dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Sayın Bahçeli saygı duyduğumuz bir devlet adamı. Ama ben biliyorum ki, en az iki senedir her gün ‘HDP kapatılmalıdır’, ‘HDP’yi kapatmıyorsa Anayasa Mahkemesi kapatılmalıdır’, ‘DEM Parti kapatılmalıdır’, ‘DEM’in milletvekillerine maaş verilmemelidir’ diyen bir insan, sonunda çıkıp artık yeni bir sürece girdik diyor. Buna sevinmek gerekir ama, içimizde de ‘niye bu kadar zaman boşa geçti’ diye bir burukluk var” diye kaydetti.

“Madem bunu yapacaktık, falanla barışacaktık, filanla konuşacaktık, neden Basra harap olduktan sonra yapıyoruz?” diye soran Arınç, son dönemki tartışmaların yeni bir döneme işaret olduğunu kaydetti. Arınç, “Evet, adına isterseniz ‘kuşkonmaz’ deyin, yeni bir sürece ihtiyacımız var. Ama bir içeriği olsun” dedi.

Arınç, “Bu meseleyi geçmişten beri takip edenler, tarihçiler, sosyologlar, siyasetçiler, bir araya gelelim ve bence Meclis bu süreci yürütsün. Çünkü ‘çözüm sürecinde’ bizden ‘Meclis bu süreci yönetsin’ diye bir talep oluyordu. Ama biz bunu bir taraftan MİT’in yaptığı çalışmalarla, bir taraftan da hükümetin yön göstermesiyle yürüttük” ifadelerini kullandı.

Abdullah Öcalan ve PKK’nin 2013-2015 sürecinde “üçüncü bir göz” talebini neden kabul etmediklerine dair soruyu yanıtlayan Arınç, “Biz doğrudan onları da muhatap almak istemedik. Çünkü MİT aracılığıyla yaptığımız bir şeydi bu. Bir tarafta örgüt, bir tarafta devlet; bunu kesinlikle yapamazdık. Çok ince bir çizgide götürmeye çalıştık. Neticede o sürecin başarısızlığa uğramasında bizim de kabahatimiz olabilir ama dediğim gibi, biz de ihanetle karşılaştık” dedi.

Olası bir sürecin doğrudan siyasi muhataplarıyla yürütülmesi gerektiğini söyleyen Arınç, “iktidar ne yapmalı” sorusunu verdiği yanıtta, “İşin dinamiklerini bilen; Hakan Fidan şu an Dışişleri Bakanı’dır, İbrahim Kalın geçmişten beri çalıştığımız bir insandır. Belki Ali Yerlikaya… Veya bütün bunların dışında isimlerden oluşan bir heyet bu işi iktidar adına götürebilir ve sonuç olumlu olur. Millet buna hazır” diye belirtti.

“İçini doldurmak zorundasınız”

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya değinen Arınç, ““buyursun, örgüte terörü bitirdiğini ilan etsin” çağrısında bulundu. Tuncer Bakırhan da, “Bahçeli bir çağrı yaptı ama o çağrının muhataplarına ulaşması için Öcalan’ın üzerindeki tecridin kaldırılması gerektiğini bilmiyor. 43 aydır Öcalan ile avukatları görüştürülmüyor” dedi. Bir hukukçu olarak, hiçbir kanuni dayanağı olmadan Öcalan’ın aylardır tecrit altında tutulmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’a yaptığı çağrıya dikkati çeken Arınç, “Öcalan çağrı yapsın’ diyorsanız, bunun içini doldurmak zorundasınız. Öcalan bu çağrıyı 11 sene önce yaptı; sonra yaşadıklarımızı ise biliyoruz. Yeni şeyler söylemek lazımdır noktasına geldiysek, bugün başka türlü dinamiklere ihtiyaç var” diye kaydetti. Arınç, “Ne tür dinamiklere?” sorununu ise, “Onları ben bilirim ama burada söyleyemem” yanıtı verdi.

Kürt sorununun çözüleceğinden umutlu olduğunu kaydeden Arınç, “Gecenin en karanlık anı, şafağın sökmeye en yakın zamanıdır. Kürt sorununu çözmek isteyen bir insan, her türlü tehlikeyi göze almak zorunda” dedi.

Arınç, çözüm için siyasi bir iradeye ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Bunun hukuk ve adalet tarafı, toplumsal barış tarafı var. Keza gazetecilerle, yazarlarla işbirliği yapmaya ihtiyaç var. Ayrıca cezaevlerinde bu kadar insan varken, bunların da özgürlüklerine kavuşması lazım. Genel bir irade beyanını ortaya koyup, ‘biz bu düşüncedeyiz, bunu gerçekleştirmek istiyoruz’ demek yeterli.

Manifestoya da gerek yok. İktidar tarafı, ‘şu insanlar bu işle memur’ desin, karşı taraf da ‘tamam, bizim de şu arkadaşlarımız bu işte size yardımcı olacaklar’ desin. Gerekirse Meclis’te bir komisyon kurarak, gerekirse dışarıdan bir platform üzerinden bu iş devam ettirilebilir. Tabii onlara da tam yetki verilmesi suretiyle. İnşallah olacak, biz buna yürekten inanıyoruz. Yeter ki, irade olsun” ifadelerini kullandı.

Bülent Arınç’ın açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özgür Özel: Anayasanın İlk Dört Maddesi Tartışma Dışıdır

Yeni Anayasa tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Bütün mesele beş kelimelik tanımı yaşama geçirmek. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Bu bağlamda anayasanın ilk dört maddesi tartışma dışıdır” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, gündeme ilişkin Cumhuriyet’ten Mustafa Balbay‘a  açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Çözüm Süreci tartışmaları: Devlet Bahçeli’nin el sıkma ile başlattığı diyalog ortamını iki bakımdan önemsiyorum. Birincisi Türkiye için yararlı. Kutuplaşma yeter artık. İkincisi benim başından beri vurguladığım normalleşme işte buydu. Konuşabilmek, birbirimizi dinlemek. Bu, tarafların birbirine teslim olduğu ya da olacağı anlamına gelmez.

CHP olarak oyunun dışında değiliz. Ancak her şeye katılmak ya da parçası olmak durumunda da değiliz. Asırlık CHP’nin Türkiye’nin temel sorunları için gösterdiği başlıca adres Meclis’tir. Çözüm yeri TBMM’dir. Zemin Meclis’tir. Burada bütün sorunları konuşabiliriz.

Ağustos ayı ortasında Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edecektim. Ayağım kırılınca uygun olmaz diye düşündüm. Şimdi ziyaret edeceğim… Diyarbakır’dan Van’a 6 Güneydoğu ilini gezeceğim. Gelişmeleri orada ayrıntılarıyla konuşacağım. Bu iller bizim çok partili hayata geçtikten sonra da uzun süre birinci parti olduğumuz iller.

Anayasa tartışmaları: Bütün mesele beş kelimelik tanımı yaşama geçirmek. Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik, sosyal, hukuk devletidir. Bu bağlamda anayasanın ilk dört maddesi tartışma dışıdır… Bu süreçten öncelikle Türkiye’nin ve devamında CHP’nin aleyhine bir sonuç çıkmaz, çıkmayacak. Bunu kesin bir şekilde ifade ediyorum. Kaygılanma Türkiye, CHP var, diyorum.

1 Ekim’de başlayan genel diyalog ortamı 29 Ekim’de bir liderler zirvesiyle neden taçlanmasın. Olabilir. Buluşalım Atatürk’ün evinde. Çay partisi şeklinde olur, bir zirve olur… Biz varız. Biz bütün partilerle görüşebilen parti olarak bunun herkesi kapsamasından mutlu oluruz.

Halen tartışılmakta olan Erdoğan’ın BOP eş başkanlığı ve benzeri konulara partisel çıkarlar gözeterek yaklaşmayacağız. Ülkemizin çıkarına bir ilerleyiş olursa bunu da kamuoyu ile paylaşıp değerlendireceğiz… AKP kafasındakileri toplumda en çok kabul görme olasılığı olan Numan Kurtulmuş aracılığıyla dillendirmek istedi, elinde patladı. Dilerim yeni adımları daha dikkatli atarlar.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Türk’ten “Sözlerle İkna Olacak Durumda Değiliz” Yorumu

Yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin değerlendirmede bulunan Ahmet Türk, “Biz bunları konuşuyoruz sözde mi kalır bilmiyoruz. Biz sözlerle ikna olacak bir durumda değiliz, söylenenlerle ikna olacak bir durumda değiliz. Bunun pratiğini görmemiz lazım” dedi ve ekledi:

“O pratik sonucunda evet doğru bir şey yapılıyor, toparlayıcı bir şey yapılıyor, kucaklayıcı bir gelişmedir diye değerlendiririz. Ama şimdi hiçbir şey yok. Başında şunu söyledim: Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım. Kim başlatırsa başlatsın, ben Kürtleri kandıracak, Kürtlerin desteğini alacağım gibi bir mantıkla yaşıyorsa yanlış yapıyor, kaybeder.”

Mardin Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk, yeni çözüm süreci tartışmalarına ilişkin Halk TV’de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ahmet Türk, “Bahçeli ve Erdoğan’ın ortak olarak yürüttüğü bir sürecin ne kadar ciddi ve samimi olduğunu görmemiz gerekiyor” dedi.

Ahmet Türk şu ifadeleri kullandı: “Eğer o samimiyeti görürsek elbette ki Kürtler kendi içinde bunu değerlendirir. Taleplere doğru yanıt verirse, bizim söylediğimiz şeyleri anayasada güvence altına alacak bir düzenlemeye giderse biz anayasaya da destek veririz.”

“Biz bu sorunun çözümünü istiyoruz” diyen Türk sözlerini şöyle sürdürdü: “Önemli olan halkımızın hak, hukuk ve özgürlük konusunda eşit yurttaş olacağı bir dönemin gelişmesidir, böyle bir dönemin başarıya ulaşmasıdır. Yoksa şimdiden şahıslar üzerinden, destekleriz desteklemeyiz gibi bir sorunun bize göre hiçbir anlamı yok ve bunun da gereği yok. Biz ölçüp biçeceğiz ve ona göre kararımızı vereceğiz.”

Türk, sürecin Devlet Bahçeli eliyle başlamış olmasına dair soruya da şu yanıtı verdi: “Milliyetçi bir parti, en aykırı, hatta Kürtleri yargılayın, partiyi kapatın, meclisten atın diyen bir şahıs bugün bunu söylüyorsa, elbette ki bunu çok doğru bir şekilde düşünmemiz lazım. Erdoğan geçmişteki dönemde tek başına yürüttüğü bir şeyde gerçekten sınıfta kaldı, başarılı olamadı ama bugün ittifak ettiği en milliyetçi kesimle cepheyle bu meseleyi gündeme getiriyorsa bunu doğru bir şekilde izlememiz lazım.”

“Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım”

Kürt meselesi çözümünün veyahut demokratik bir sürecin çok hassas bir konu olduğunu belirten Ahmet Türk, şu vurguları yaptı: “Doğru bir şekilde yürütülmesi konusunda herkesin sabırlı olması gerekir. Bu sorunun çözülmesi için halkı hazırlamak lazım, vatandaşın Kürtlerin dili, kültürü konusunda Türkiye Cumhuriyetine hiçbir zararının olmadığını aktarmak gerekir. Bu süreç öyle basit bir süreç değil bir iki günde çözülecek bir süreç değil, toplumun düşüncelerini almak lazım, değiştirmek lazım, dönüştürmek lazım.

Biz bunları konuşuyoruz sözde mi kalır bilmiyoruz. Biz sözlerle ikna olacak bir durumda değiliz, söylenenlerle ikna olacak bir durumda değiliz. Bunun pratiğini görmemiz lazım. O pratik sonucunda evet doğru bir şey yapılıyor, toparlayıcı bir şey yapılıyor, kucaklayıcı bir gelişmedir diye değerlendiririz. Ama şimdi hiçbir şey yok. Başında şunu söyledim: Kürtler artık kanacak bir Kürt değil, bunun görülmesi lazım. Kim başlatırsa başlatsın, ben Kürtleri kandıracak, Kürtlerin desteğini alacağım gibi bir mantıkla yaşıyorsa yanlış yapıyor, kaybeder.”

Paylaşın

Türkiye’de Çalışan Her Dört Kadından Biri “Cinsel Şiddete” Uğruyor

“İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırmasına göre; Türkiye’de çalışan her dört kadından biri, daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Özyeğin Üniversitesi ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ortaklığıyla gerçekleşen “İş Yerinde Şiddet ve Tacize İlişkin Algı ve Deneyimleri” araştırması kamuoyuna sunuldu.

İş hayatındaki kadın ve erkeklerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı, cinsel şiddete uğrama oranının kadınlarda erkeklerin yaklaşık 2 katı fazla olduğu ortaya çıktı. Projenin bulguları dün yapılan basın açıklamasıyla kamuoyu ile paylaşıldı.

Geçen nisan ayında başlayan araştırma kapsamında, 39 ilçeden rastgele seçilen 188 mahalleden 3 bin 7 katılımcı ile görüşmeler yapıldı. Yapılan hane halkı anketinde demografik bilgiler, işe adanmışlık ve iş yerinde taciz ve şiddet türlerine yönelik sorular soruldu. Çalışmada soru yönetilen kişiler yarı yarıya kadın ve erkek olacak biçimde belirlendi.

Kadınlar daha çok cinsel şiddete uğrarken erkekler ise ayrımcılığa maruz kaldı. Ekonomik şiddet ise cinsiyet fark etmeksizin en çok maruz kalınan şiddet türü oldu. Çalışma yaşamındaki kişilerin yüzde 60’ının ekonomik şiddete maruz kaldığı ortaya çıktı.

Kamu sektöründe fiziksel şiddet daha fazla görülürken özel sektörde ise cinsel ve ekonomik şiddet oranı daha yüksek oldu. Çalışmada hem algılanan hem de maruz kalınan şiddet ölçüldü.

Cumhuriyet’ten İrem Karataş’ın haberine göre; Özyeğin Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Dekanı ve Proje yürütücüsü Prof. Dr. Canan Sümer “Ne kadar farklı şiddet türüne maruz kalınırsa algılanan şiddet oranı düşüyor. Yani şiddete maruz kaldıkça farkındalık azalıyor” dedi.

Araştırmada daha az eğitimli olmanın daha fazla şiddete maruz kalmaya sebep olduğu belirtildi. Çalışmanın ortaya koyduğu ilginç bulgulardan biri ise katılımcıların genellikle din, milliyet veya etnik köken sebebiyle ayrımcılığa uğradıklarını belirtmesi oldu. Cinsiyet ise ayrımcılığa uğrama sebepleri arasında çok düşük oranda yer aldı.

Sümer, bu bulgunun cinsiyet eşitsizliğinin normalleşmesine işaret edebileceğini belirtti. Bulgulara göre şiddet faillerinin çoğu erkek. Kadınlar genelde psikolojik şiddet uygularken, erkekler daha çok fiziksel ve cinsel şiddet uyguluyor. Cinsel şiddette faillerin yarıya yakını birinci derecede amir olanlar. Yine cinsel şiddette faillerin yüzde 60’ı evli.

Cinsel şiddete uğrama oranı ise, kadınlarda erkeklerin yaklaşık iki katı. Çalışmada soru yöneltilen her dört kadından biri daha önce cinsel şiddete uğradığını ve bu şiddetin münferit olmadığını ifade etti.

Paylaşın

Halkın Yüzde 67’si Demokrasinin İşleme Şeklinden “Memnun” Değil

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına katılan katılımcıların yüzde 67’si demokrasinin işleme şeklinden memnun olmadığını belirtti. “Memnunum” diyenlerin oranı ise yüzde 33.

Araştırmaya katılanların yüzde 55’i Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olumsuz, yüzde 43’ü de olumlu görüşe sahip. Olumlu görüşte bu oran, 2017 yılına kıyasla 32 puanlık bir düşüşe işaret ediyor.

Merkezi Washington’da bulunan Pew Araştırma Merkezi, Türkiye kamuoyunun mevcut iktidara, devlet kurumlarına, uluslararası siyasi liderlere ve demokrasinin işleyişine bakışını araştırdı.

VOA Türkçe’nin aktardığına göre; Araştırma, 29 Ocak ile 11 Mart arasında 1049 kişiyle yapılan yüz yüze görüşmelere dayanıyor.

Mevcut iktidara bakış: Ankete katılan yetişkinlerin yüzde 55’i Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili olumsuz, yüzde 43’ü de olumlu görüşe sahip. Olumlu görüşte bu oran, 2017 yılına kıyasla 32 puanlık bir düşüşe işaret ediyor.

Ankete göre, 18 ile 34 yaş arası yetişkinler, 50 yaş ve üstüne kıyasla mevcut iktidara daha olumsuz bakıyor. Araştırmaya göre Erdoğan’la ilgili olumlu görüşe sahip olan yetişkinler genel olarak,

Hükümete daha çok güveniyor,
Türkiye’de demokrasinin durumundan daha memnun,
Güçlü bir lidere dayanan hükümet şekline daha çok destek veriyor,
Ordu, dini liderler ya da mahkemelerin ülke üzerinde iyi bir etkiye sahip olduğunu düşünmeye daha çok eğilimli,
Çin ve Rusya’ya daha olumlu bakıyor.
Araştırmaya katılan 10 Türk’ten 6’sı yani yüzde 61’i, hükümetin gelecekte yaşanabilecek doğal afetlere hazırlanmak üzere gerekli önlemleri alacağından emin olmadığını söylüyor.

Demokrasiye bakış: Türkiye’de yapılan ankete katılanların yüzde 67’si demokrasinin işleme şeklinden memnun değil. “Memnunum” diyenlerin oranı ise yüzde 33.

Araştırmaya göre Türkler’in çoğunluğu, demokratik yönetim şeklini askeri yönetim ya da güçlü lider yönetimine de tercih ediyor.

On yetişkinden sekizi temsili demokrasinin ülkeyi yönetmek için iyi bir yöntem olduğunu söylerken, yüzde 34’ü güçlü bir liderin yönetiminin iyi bir yönetim biçimi olduğu görüşünde.

Diğer ülkelere bakış: Türkiye’de kamuoyu, dış ilişkilerde diğer ülkelere ilişkin genel olarak olumsuz görüşe sahip. Ankete katılanlar arasında ABD’ye olumsuz bakanların oranı yüzde 80. Bu oran Çin için yüzde 66, Rusya içinse yüzde 65.

Dünya liderlerine güven: Araştırmaya göre kamuoyunun uluslararası siyasi liderlere de güveni düşük.

Ankete katılanların yüzde 87’si ABD Başkanı Joe Biden’a, yüzde 86’sı da gelecek ay yapılacak başkanlık seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti’nin başkan adayı olan eski Başkan Donald Trump’a güvenmediğini belirtiyor.

Araştırma bahar aylarında yapıldığı için anket kapsamında, Biden’ın çekilmesinden sonra Demokrat Parti’nin başkan adayı olan Kamala Harris ile ilgili bir soru yöneltilmedi.

AB üyeliğine destek: Peki araştırmaya göre Türkiye’de kamuoyunda Avrupa Birliği üyeliğine destek ne durumda?

Yetişkinlerin yüzde 56’sı Türkiye’nin AB üyesi olmasına destek veriyor, yüzde 36’sı ise karşı çıkıyor. 2017’deki araştırmada Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkanların oranı yüzde 51’di.

NATO’ya bakış: Araştırmaya göre Türkiye’de kamuoyunun NATO’ya karşı duruşu Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana değişti. 2011 ile 2019 yılları arasında Türkler’in ancak dörtte biri savunma ittifakı konusunda olumlu görüşe sahipken, bu oran bugün yüzde 42.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Hakkında Zorla Getirme Kararı: Özel’den Tepki

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında zorla getirme kararı verildi. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Zorla getirme kararı, hukuki olmadığı gibi, siyasallaştırılmış yargının gözdağı verme çabasıdır” dedi.

Haber Merkezi / AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski avukatı Mustafa Doğan İnal’ın “hakaret” iddiasıyla açtığı davanın duruşmasında, İnal’ın avukatı, Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki şikayetlerinin devam ettiğini belirtti.

Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’in yetkilendirmesi ile duruşmaya katılan Avukat Uğur Çelik ise, “Müvekkilimizin ikametgahı Ankara’dır. Talimatları Ankara’ya yazın” talebinde bulundu. Avukat Mustafa Doğan İnal’ın avukatı Furkan Keskin ise, mahkemeden “Kılıçdaroğlu’nun zorla getirilmesi”ni talep etti.

Gazeteci Barış Yarkadaş’ın edindiği bilgiye göre; İstanbul 48. Asliye Ceza Mahkemesi bu talebi yerinde bularak “Sanığın zorla getirilmesi”ne karar verdi. 18 Şubat 2025 tarihinde görülecek duruşmaya Kılıçdaroğlu’nun gelmemesi durumunda “zorla getirme” kararı uygulanacak.

Kılıçdaroğlu’ndan “Hodri meydan!” mesajı

Kılıçdaroğlu, söz konusu olay hakkında ‘Hodri meydan!’ başlığıyla bir videolu mesaj yayımladı. Kılıçdaroğlu, mesajında şu ifadeleri kullandı:

“Erdoğan çıkmış ‘biz yumuşayacağız ama Kılıçdaroğlu izin vermiyor’ diye konuşuyor. Bu da yetmiyor, Saray yargısıyla beni sindirmeye çalışıyor. Erdoğan’ın korkulu rüyası olmaya devam ettikçe, ekonomik kriz derinleştikçe Kılıçdaroğlu düşmanlığı artmaya türlü ayak oyunlarıyla CHP’lileri siyaset dışına itmeye çalışanlara açık ve net çağrımdır. Tek bir CHP’liyi Saray yargısına teslim etmeyeceğiz.

Ne beni ne de diğer yol arkadaşlarımızı harcatmayacağız. Yargıya talimat vermeyi bırak. Derdin benle ise ben dimdik durmaya devam edeceğim. Beşli çeteye peşkeş çektiğiniz ihaleleri, yolsuzlukları, vatandaşın cebinden çaldığınız her kuruşun hesabını sormaya ant içerim. Dün de bugün de yarın da, son nefesime kadar bu halk için mücadele etmekten geri adım atarsam namerdim. Hodri meydan!”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ise Kemal Kılıçdaroğlu’na zorla getirme kararına tepki gösterdi. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Özgür Özel, şu ifadeleri kullandı:

“Önceki Genel Başkanımız Sn. Kemal Kılıçdaroğlu hakkında bugün verilen zorla getirme kararı, hukuki olmadığı gibi, siyasallaştırılmış yargının gözdağı verme çabasıdır. Partimiz bu çabalara karşı bir ve bütün olarak dimdik ayaktadır.”

“Suç duyurusunda bulunacağız”

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘a konuşan Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, davanın açılmasının bile abes olduğunu söyleyerek “Genel Başkanımızın sözlerinde asla hakaret suçu yoktu. Savcıya verilen talimatla bu dava açıldı. Şimdi de hakime verilen talimatla zorla getirme kararı çıkarıldı” dedi.

“Yargının Recep Tayyip Erdoğan yargısı olmasının sonuçlarını yaşıyoruz” diyen Çelik, “Bu kararla hakim suç işledi. Ankara’da yaşayan biriyle ilgili zorla getirme kararı çıkaramazsınız. İstanbul’daki mahkeme Ankara’daki birini zorla getiremez. Yalın bir ifade söz konusu. Genel Başkanımızın ifadesini almak istiyorsa Ankara’ya talimat yazarlar. Ve sonucunu beklerler. Gidilmemesi halinde zorla getirilebilir. Ama Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bahsediyoruz. Böyle bir şey olamaz. Hakim aldığı talimatın yerine getirdi” ifadelerini kullandı.

Çelik, “Bu hakimle ilgili gereğini yapacağız. Yasal haklarımızı kullanacağız. Hem ceza hem disiplin hukuku anlamında suç duyurusunda bulunacağız” dedi. Kılıçdaroğlu’na durumu aktardığını belirten Çelik, “Genel Başkanımız gülüp geçti. Geri adım atması, çekinmesi söz konusu olamaz. ‘Hodri meydan’ der ve yoluna devam eder” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Çözüm Süreci Tartışmaları: Davutoğlu’ndan Şartlı Destek

“Çözüm Süreci” tartışmalarına ilişkin konuşan Gelecek Partisi Lideri Ahmet Davutoğlu, “İki ihtimal var; ‘ya milli bir stratejik planlama vardır, bu sorunları çözmeliyiz ve yeni savaş riskine karşı hazırlıklı girmeliyiz, içerideki yaraları kapatmalıyız’ diyordur” dedi.

Davutoğlu, konuşmasının devamında “Eğer böyle diyorlarsa sonuna kadar arkasındayım. Ya da aynen Öcalan’dan mektup alıp 2019 seçimlerine gittikleri gibi, sahte videolarla 2023 seçimleri öncesi hepimizi terörist ilan ettikleri gibi taktik bir manevra yapıyorlarsa sonuna kadar karşısında oluruz” ifadelerini kullandı.

Saadet- Gelecek Partisi TBMM ortak grubunda konuşan Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu da sürece ‘şartlı’ destek açıkladı.

“İki ihtimal var; ‘ya milli bir stratejik planlama vardır, bu sorunları çözmeliyiz ve yeni savaş riskine karşı hazırlıklı girmeliyiz, içerideki yaraları kapatmalıyız’ diyordur” diyen Davutoğlu devamında “Eğer böyle diyorlarsa sonuna kadar arkasındayım. Ya da aynen Öcalan’dan mektup alıp 2019 seçimlerine gittikleri gibi, sahte videolarla 2023 seçimleri öncesi hepimizi terörist ilan ettikleri gibi taktik bir manevra yapıyorlarsa sonuna kadar karşısında oluruz” diye konuştu.

Bahçeli’nin açıklamasını “tarihi bir konuşma” olarak değerlendiren Davutoğlu, “Sayın Erdoğan haklı; anaların kendi anadiliyle konuşamadığı günler vardı ve ben her yerde sonra adıma Serok denilecek kadar bu meselelere sahip çıktım. Hala sahip çıkardım. Siz niye bazı Kürtçe levhaları kaldırmak için yıllarca eski İçişleri Bakanı döneminde savaş ilan ettiniz neredeyse?

Neden farklı düşünenlere terörist muamelesi yaptınız? Sayın Bahçeli’nin açıklamaları çok önemli. Sayın Bahçeli burada inisiyatif alırsa Türkiye bu süreci rahat yürür. Sayın Bahçeli’nin inisiyatif aldığı böyle bir süreç rahat yürür. Ümit ederim ki bu tahlili yapıp, dünkü konuşması bu bakımında tarihi önemli bir konuşmaydı. Umarım bunu devam ettirir.” dedi.

Çözüm süreci: Çözüm süreci, 2013-2015 yılları arasında PKK ile devlet arasında başlayan müzakereleri ifade ediyor. Bu süreç, Kürt sorununu barışçıl yollarla çözmek amacıyla başlatılmıştı.

Sürecin temel unsurları arasında, silah bırakma, demokratik reformlar ve Kürt kimliğine yönelik hakların genişletilmesi yer almaktaydı. PKK lideri Abdullah Öcalan, bu müzakerelerde kilit bir figür olarak rol almıştı. Ancak 2015’te çatışmaların yeniden başlamasıyla çözüm süreci fiilen sona ermişti. Bu dönem, Türkiye’deki siyasi dinamiklerde önemli değişimlere neden olmuştu.

28 Kasım 1978’de Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kurulan PKK, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Türkiye ve pek çok başka devlet tarafından terör örgütü kabul ediliyor. PKK lideri Öcalan, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldığı 1999 yılından beri, Marmara Denizi’ndeki İmralı Cezaevi’nde bulunuyor.

Paylaşın

Özel’den İktidara Sert Sözler: Milletin Sırtından Düşün

Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) teklifinin ertelenmesine ilişkin konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Erdoğan suç üstü oldu. İsrail için yaptığımız toplantıda söyledikleri 10 yıl gizli. Söylemedikleri şu: Erdoğan’ın söylediklerine işaret eden hiçbir somut veri yok. Milleti korkutup, sefalet içindeki millete ‘İsrail saldıracak işsizliği unut’ dedi. Bunla da yetinmediler ‘hadi biraz para ver” dedi ve ekledi:

“İsrail’e karşı savunma sanayini güçlendirelim’. Savunma Sanayi’ye 180 milyar para aktarıldı geçen sene. Helali hoş olsun. Biz güçlenmesine karşı değiliz. Oradaki yatırımlara karşı değiliz. Ama Türkiye’nin en karlı bankaları dururken parayı nakit avanstan geçinmeye muhtaç o insanların cebine el atmayın dedik. Çok lazımsa bankalardan alın. 70 milyar para toplayacak. Suç üstü yakalandılar. Gariban vatandaşın peşine koşuyorsunuz. Milletin cebinden kapçak yapmaya kalkerken suç üstü yakaladık onları. Bütçe sonrasına kaldı. Teklifimiz şu 70 milyarı koyun bütçeye alın parayı. Milletin sırtından düşün.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) ev sahipliği yaptığı, Dünya Gıda Günü dolayısıyla ”Yerel Yönetimlerde Gıda Güvenliği ve Sürdürülebilir Tarım Konferansı’ndaki konuşmasının ardından gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

Özel, Kurtuluş Parkı’nda polis müdahalesinin ardından gözaltına alınan direnişteki Fernas işçileriyle ilgili şöyle dedi: “Başkan yardımcımız ve 3 milletvekili dün gece Fernas işçilerinin yanındaydı emniyette. Akıl almaz bir durum. Bu işçiler sadece haklarını istiyor. Dün söyledim ama sesim ulaşmadıysa yeniden Erdoğan’a sesleniyorum. Farkında mısınız?

Batman milletvekiliniz herkesin bildiği bir şekilde maden işçilerini çok fazla çalıştırıp hak ettikleri mesailerini ödemiyor, haftasonu tatillerini vermiyor. Eylem yaptılar duymadınız. Eylem yaptılar Ankara’ya geldiler. Seslerini duyuramıyorlar. Herkese ‘Erdoğan’ın haberi var’ diyorlar. Kaldıkları parkı kapatıyorsunuz. Neden? ‘Görünmesin’ diye. ‘Bu madenci neden yalınayak yürür?’ diye bir düşünün. Açlık grevi nedir ya! ‘Açlık grevi yaptıklarına göre gerçekten bu çocuklar bu kadar dertli mi?’ diye aklınıza gelmiyor mu? Çok haklılar.”

Özel, AKP’nin ‘Savunma Sanayi Katkı Payı’ alınmasıyla ilgili teklifini ertelemesiyle ilgili de “Erdoğan suç üstü oldu. İsrail için yaptığımız toplantıda söyledikleri 10 yıl gizli. Söylemedikleri şu: Erdoğan’ın söylediklerine işaret eden hiçbir somut veri yok. Milleti korkutup, sefalet içindeki millete ‘İsrail saldıracak işsizliği unut’ dedi. Bunla da yetinmediler ‘hadi biraz para ver. İsrail’e karşı savunma sanayini güçlendirelim’. Savunma Sanayi’ye 180 milyar para aktarıldı geçen sene.

Helali hoş olsun. Biz güçlenmesine karşı değiliz. Oradaki yatırımlara karşı değiliz. Ama Türkiye’nin en karlı bankaları dururken parayı nakit avanstan geçinmeye muhtaç o insanların cebine el atmayın dedik. Çok lazımsa bankalardan alın. 70 milyar para toplayacak. Suç üstü yakalandılar. Gariban vatandaşın peşine koşuyorsunuz. Milletin cebinden kapçak yapmaya kalkerken suç üstü yakaladık onları. Bütçe sonrasına kaldı. Teklifimiz şu 70 milyarı koyun bütçeye alın parayı. Milletin sırtından düşün” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı Özel, MHP lideri Devlet Bahçeli ve DEM Parti liderlerinin Öcalan’la ilgili çıkışlarına ilişkin de “Bahçeli ve DEM Parti’li vekilin açıklamalarıyla ilgili dün açıklama yaptım. Diyarbakır, Van dahil 6 ile gideceğiz. Bir şey duyulacaksa benim ağzından duyulacak” dedi.

“Çiftçi entübe durumda”

Özel, Yerel Yönetimlerde Gıda Güvenliği ve Sürdürülebilir Tarım Konferansı’nda yaptığı konuşmada ise şu ifadeleri kullandı: “Biz kendi kendine yeten bir ülke tarımda olmak için yeniden adımlar atmalıyız. Bunun için malum bir kurultay, program yazma sürecindeyiz kurultayımızda başlattığımız. Partimizin kurultayı güne uygun hale gelecek, yazıldığı gün iyiydi ama eskidi. Biraz kısalacak, çağı yakalayacak ve ilerinin hükümet programına evrilecek bir program olacak.

Mazot, gübre, ilaç gibi girdi maliyetleri katbekat artarken üreticiye yeterli destek verilmiyor, fiyatlarda maliyetleri kurtarmakta yetersiz kalıyor. Böyle olunca artık o iş yapılabilir olmaktan çıkıyor. Yapılabilir olmaktan çıktığında ne oluyor? Türkiye’de 2003 yılında 2,8 milyon çiftçi varken bugün 2,3 milyon çiftçi var. Oysa 2003 yılında nüfusumuz bundan 20 milyon eksikti. 20 milyon yeni nüfus geldi, orana bakarsan 500 bin yeni çiftçiye ihtiyaç var, öyle ya 60 milyona 2 milyon ise 83 milyona 3,3 milyon olması lazım, 2,3 milyona düşmüş.

500 bin çiftçi artacağına 500 bin çiftçi azalmış. 1 milyon çiftçi kayıp. Nerede bunlar? Biraz önce başkanın dediği gibi fabrikada asgari ücretle geçimini sağlamaya çalışıyor. 26 milyon dekar alan, yani Hollanda kadar alan, bu iktidar döneminde ekilip biçilmekten vazgeçilmiş durumda. Türkiye’de ortalama çiftçi yaşı 58 ve 4 çiftçiden 3 tanesi gelecek sene bu işi yapmak istemediğini ifade ediyor.

Türkiye’de tarım yanıyor, çiftçi entübe durumda. Eğer bu iktidar biraz daha bu politikalarını sürdürecek yani bu politikasızlığına bu ülkenin çiftçisini, hayvancılıkla uğraşanlarını, köylüsünü mahkum edecek olursa gelecekte gerçekten bu ülkede artık derdini anlatacak, isyan edecek, yola çıkacak, yolu kapatacak, ürününü dökecek ve iktidar tarafından kızılacak ve hedef gösterilecek bir çiftçi de bulamayacak.”

Paylaşın

Ali Babacan: Yeni “Çözüm Süreci”ne Destek Oluruz

DEVA Partisi Lideri Ali Babacan, siyaset kulislerinde konuşulan yeni “çözüm süreci”ne dair, “Böyle bir süreç başlarsa gerçekten bizim ortaya koyduğumuz, düşündüğümüz ve daha önceki tecrübe ışığında da yaklaştığımız şekilde yürütülürse mutlaka buna bir şans verilmeli ve biz destekçisi oluruz” dedi ve ekledi:

“Ama samimi mi? Bilmiyoruz. Unsurları nedir? Bilmiyoruz. İçerinde neler var? Bilemiyoruz. Gerçekten devletin ilgili birimlerinin bu konuyla ilgili iyi bir stratejisi var mı? Arkada iyi bir hazırlık var mı? Bu arkadaki iyi bir strateji ve hazırlığın ilk unsurlarını mı görüyoruz? Yoksa sadece gündemi oyalamak için, işte ‘bir şey atalım ortaya, birkaç ay da memleket bununla oyalansın’ diye bir siyaseten söylenmiş sözler mi? Şu an için bilmiyoruz.”

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan,  DEVA Partisi Büyük Kongresi’nde yaptığı merkez siyasette birlik ve beraberlik çağrısını yineledi. KRT TV’de konuşan Babacan, “AK Parti’ye kızgın muhafazakâr dindar vatandaşlarımızın, merkez-sağ dairesinde olan vatandaşlarımızın ve gençlerimizin şöyle bir dönüp bakabileceği, bir alternatif olarak görebileceği bir siyasi birliktelik oluşturmak istiyoruz” dedi.

Siyaset kulislerinde konuşulan ‘çözüm süreci’ne dair de konuşan Babacan, diyalog ve çözüm gayretinin Türkiye için faydalı olacağını aktararak şunları söyledi:

“Böyle bir süreç başlarsa gerçekten bizim ortaya koyduğumuz, düşündüğümüz ve daha önceki tecrübe ışığında da yaklaştığımız şekilde yürütülürse mutlaka buna bir şans verilmeli ve biz destekçisi oluruz. Ama samimi mi? Bilmiyoruz. Unsurları nedir? Bilmiyoruz. İçerinde neler var? Bilemiyoruz. Gerçekten devletin ilgili birimlerinin bu konuyla ilgili iyi bir stratejisi var mı? Arkada iyi bir hazırlık var mı? Bu arkadaki iyi bir strateji ve hazırlığın ilk unsurlarını mı görüyoruz? Yoksa sadece gündemi oyalamak için, işte ‘bir şey atalım ortaya, birkaç ay da memleket bununla oyalansın’ diye bir siyaseten söylenmiş sözler mi? Şu an için bilmiyoruz.”

Babacan, DEVA Partisi Büyük Kongresi’nde sarf ettiği “İktidar ile muhalefeti yakında kol kola görürsek şaşırmayalım” sözlerine dair soruyu da yanıtladı. İktidarın hatalarının bazı muhalefet belediyelerinde de görüldüğünü söyleyen Babacan, İmar rantları üzerinden muhalefete eleştirilerde bulundu.

Babacan, “Bir belediye istese bunu düzgün yapabilir. Hükümetten kanun beklemesi şart değil. İmar rantları meselesi A,B,C,D partisi meselesi değildir. Çoğu belediye meclisinde iktidar ve muhalefet el ele vererek yapıyor bunu. Bu imar değişiklikleri oy birliğiyle geçiyor. Biz Altılı Masa’dayken ana muhalefetin de olduğu masada, bütün bu sorunların nasıl çözüleceğiyle alakalı çalışmalar yaptık. İmar rantı, yolsuzlukla mücadele, yerel yönetimlerde neler yapılmalıdır gibi konularda ana muhalefet partisinin de imzası var.

Bunu kendi belediyelerinde hayata geçirebilirler, engelleyen bir durum yok. Ancak yapmıyorlar. İktidarın bazı hataları muhalefette de oluyor. Temiz çalışanlar belediyeleri bir kenara koyuyorum ancak genele baktığımızda iktidar ile muhalefet belediyelerinin birbirinden farkı yok. Bir siyasi parti iktidar olmaya namzetse ilkeli duruşunu belediyelerde de göstermelidir. Göstermeli ki insanlar ‘bunlar işi sağlam tutuyorlar, ülkeyi de yönettiklerinde aynı hassasiyetlerde olacaktır’ diyebilmeliler” değerlendirmesinde bulundu.

Merkez sağda konumlanan siyasi partilerle iş birliği yapmak istediklerini belirten Babacan, şunları söyledi: “Türkiye’de iktidar ve muhalefet bloku var. Biz dedik ki milletimizi bu iki tercihten birine mahkûm etmememiz gerekiyor. Seçmen iktidardan memnun değil ama eli de gitmiyor öbür tarafı desteklemeye. Dolayısıyla vatandaşlarımızın bu iki tercih arasında sıkışıp kalmaması gerekiyor.

DEVA Partisi olarak bu iki tercih dışında ülkenin yarınlarla ilgili görüşleri birbirine benzeyen, ilke ve değerler konusunda uzlaşabilecek siyasi partilerin biraz daha yakın çalışmasıyla ilgili üçüncü bir alternatif, üçüncü bir yol, bir blok oluşturmanın çok önemli olacağını düşündük. Partilerle temaslarımız oldu, farklı modeller üzerinde durduk ve nihayetinde bugün için üzerinde çalışmakta olduğumuz model belki üç, belki dört, belki daha fazla siyasi partinin bir iş birliği içerisinde yol yürümeye başlaması… Bu iş birliği içerisinde yürünen yolun da Meclis ayağında bir ortak grup olması…

AK Parti’ye kızgın muhafazakâr dindar vatandaşlarımızın, merkez-sağ dairesinde olan vatandaşlarımızın ve gençlerimizin şöyle bir dönüp bakabileceği, bir alternatif olarak görebileceği bir siyasi birliktelik oluşturmak istiyoruz. Eğer bu yaptığımız başlangıç partiler arasında uyumlu bir şekilde, güzel bir çalışmaya beraberini de getirirse, bu ileride bir seçim ittifakına da dönebilir. Ama önce bunu böyle basamak basamak şey yapmamız lazım. Önce bir beraber çalışmaya alışmamız lazım.”

Babacan, bilim insanı Daron Acemoğlu’nun 2024 Nobel Ekonomi Ödülü aldığı çalışmasına atıf yaparak, “Daron Bey ve arkadaşları Nobel Ödülü’nü kurumların inşası ve sağlam kurumların refahın etkisi üzerine aldı. Türkiye’nin 2013’te zirveden aşağıya yuvarlanmaya başladığı dönemde ben sürekli ‘Kurumlar’ diyordum. Çünkü Türkiye’nin bu duruma gelmesinde en büyük etken olarak kurumların zayıflaması var.

Merkez Bankası bağımsız değil, TÜİK güvenilir değil, yargı zayıflamış durumda. Aslında Daron Bey ve iki arkadaşının Nobel alması bunun gayet güzel bilimsel şekilde ispatıdır. Kurumlar zayıfladıkça da düşüyor. 2014-2015 sayın Erdoğan’ın sürekli Merkez Bankası Başkanı’na vurduğu dönemdir. Siz kurumlara zarar verirseniz, dünyada parmakla gösterilen sapasağlam kurumları çürüttüğünüzde refah düşüyor. Ben refah için sürekli kurumların bağımsızlığını savundum; Nobel Ödülü alan çalışma ile kanıtlanmış oldu” diye konuştu.

Paylaşın

Erdoğan Talimat Verdi: Savunma Sanayii Destekleme Fonu Teklifi Ertelendi

AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, “Savunma Sanayii Destekleme Fonu” teklifinin ertelendiğini duyurdu. Abdullah Güler, Erdoğan’ın da teklif için detaylı bir inceleme yapılması talimatını verdiğini açıkladı.

Limiti 100 bin liranın üzerinde olan kredi kartlarından yıllık 750 TL’lik savunma sanayi payı alınmasını öngören kanun teklifinin Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmeleri başladı.

Kanun teklifinin ilk imzacılarından AK Parti Milletvekili Hüseyin Altınsoy’un sunumunun ardından muhalefet milletvekilleri söz aldı.

Gazete Duvar’dan Ceren Bayar’ın aktardığına göre; Muhalefet adına söz alan ilk isim CHP Plan Bütçe Komisyonu Sözcüsü Rahmi Aşkın Türeli oldu. Ülkede Savunma Sanayi Başkanlığı ve Savunma Sanayi Destekleme Fonu varken ve bu kurumların gelirleri varken Fon’a yeniden kaynak verileceğini kaydeden Türeli, “Eğer savunma ve ulusal güvenlik bu kadar önemliyse bu vergiyle düzenlenmeli. Bu şekilde fonla düzenlenmemeli” dedi.

100 bin lira kredi kartı limiti olanlardan 750 lira kesinti yapılması düzenlemesini eleştiren Türeli, “Limit üzerinden vergi ya da katılım payı alınmaz. Adı üzerinde limit, kullanılmamış. Limit ya gelirden alınır ya harcamadan alınır. Bundan nasıl para alırsınız” dedi.

4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırının neredeyse 100 bin lirayı geçtiğini ifade eden Türeli, “Limitin 100 bin lira olması o kişinin mali gücünü göstermez. Böyle saçma şey mi olur?” diye sordu. Düzenlemenin kredi kartında kayıt dışılığı artıracağı uyarısı yapan Türeli, “Bu düzenlemeden derhal vazgeçilmelidir” dedi.

“Milletin artık canı burnunda, neyini alacaksınız?”

Türeli’nin ardından DEM Parti adına Antalya Milletvekili Saruhan Oluç söz aldı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın borsa ve kripto varlıklarda vergi olmayacağını açıkladığını hatırlatan Oluç, “Borsada ve kripto borsasında büyük kazanç elde edenlerin kazançlarının vergilenmesi konusunda büyük bir direnç var. Buralardan vergi almadığınız müddetçe mevcut soruna çözüm bulamazsınız. Çok kazanandan vergi alınmıyor. Halktan, emekçiden çiftçiden, emekliden, esnaftan çeşitli yollarla vergi alınıyor. Bu yol doğru değil. Milletin artık canı burnunda, neyini alacaksınız?” diye konuştu.

Savunma Sanayi Destekleme Fonu’na birçok kalemden kaynak aktarıldığını belirten Oluç, toplumda bir ‘tehlike’ algısının yaratıldığını söyledi ve “İsrail’in soykırımcı politikaları elbette ki çok vahim. İsrail’in bu politikalarının her tarafa ulaşma ihtimali var ama Türkiye’ye ulaşma ihtimali askeri anlamda mümkün değil. Toplumda Türkiye’nin tehdit altında olduğu algısı yaratılıyor” diye konuştu.

Savunma ve güvenlikle ilgili kurumların bütçelerine olumlu oy kullanan bir siyasi parti olduklarını ifade eden İYİ Partili Erhan Usta, “Zarf savunma, mazurda baktığınızda içinden vergi çıkıyor” dedi. İletişim Başkanlığı’na savunma sanayiine verilen paranın 5-6 katı; 4,1 milyar lira harcandığına dikkat çeken Usta, “Savunma sanayii bir projeyi gerçekleştirmek istiyor da para mı bulamıyor?” diye sordu.

Hükümetin bütçeye yük olmamak için kredi kartlarından kesinti yöntemini seçtiği yönündeki söylemini eleştiren Usta, “Savunma sanayii marjinal mi? Neden bütçeden pay ayrılmıyor?” dedi. “Madem Türkiye bu kadar tehdit altında neden bütçeden buraya daha fazla pay ayrılmıyor? Keselim 5’li çetenin parasından buraya ödeyelim” önerisini sunan Usta, bütçeden savunma sanayii fonuna istenilen paranın aktarılması imkanı olduğunu ama niyet olmadığını kaydetti.

“Dünyanın en komik vergisi”

Usta, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kredi kartı limitinden vergi almak, dünyanın en komik vergisi, Zaytung’un bile aklına gelmez. Motorsikletten vergi alıyorsunuz, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok.”

SAADET-Gelecek Grubu adına söz alan Selim Temurci, teklifin zamanlamasına dikkat çekti ve “Ben Milli Görüş geleneğinden gelen birisi olarak ‘arzı mevut’ meselesinin Türkiye’yi vurmayacağına dair söylemlere katılmıyorum. Bu tehdidi dikkate almamız gerekiyor. Ama elimizde bir kanun teklifi var. 70 milyar TL’lik bir şeyden bahsediyoruz.
Cumhurbaşkanı’nın İsrail tehdidinden bahsetmesinin hemen ardından bu teklifin gelmesi çok hatalı” diye konuştu.

Temurci, “70 milyar için bir devlet cumhurbaşkanını konuşturup, kapalı oturum yapıp böyle bir teklifi gündeme getirmez” dedi.

Kredi kartından kesintiyi düzenleyen kanun teklifinin görüşmeleri teklifin geneli üzerine konuşmalar yapıldıktan sonra maddelere geçilmeden sona erdi. Komisyon Başkanı Mehmet Muş, görüşmelerin devamı için yeni bir tarih vermedi ve bütçe görüşmeleri sonrasını işaret etti.

Görüşme sonrası gazetecilere açıklama yapan AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, teklifteki bazı maddelerin yeniden değerlendirileceğini, bütçe görüşmelerinden sonra yeniden gündeme alınacağını söyledi. Abdullah Güler “Savunma sanayi ile ilgili teklifimizin daha detaylı incelenmesi için erteliyoruz” dedi.

Güler, şunları söyledi: Teklifte yer alan unsurların daha detaylı incelenmesi sonucu itirazlar söz konusu oldu, vatandaşlarımızın bazı itirazları oldu. Bu da daha detaylı incelemek, varsa farklı manada değerlendirme yapmak üzere teklifimizi biraz saha detaylı bir incelemeye alacağız. Bütçemiz görüşüldükten sonra Plan Bütçe Komisyonumuzda gerek itiraz edilen hususlar, gerek diğer kalemlerdeki miktarları tekrar değerlendirmek üzere şimdilik görüşmeleri tamamlamış olduk.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yeniden inceleme yapma hususunda talimat verdiğini kaydeden Güler, teklifin bütçe görüşmeleri tamamlandıktan sonra 2025’te gündeme alınacağını ifade etti.

Paylaşın