KKM’de Asıl Kıyamet Uygulama Bitince Kopacak

Dünya gazetesi yazarı Alaattin Aktaş, “Felaketin büyüğü bütçeden kur korumalıya şimdi ne kadar ödendiği değil. Şimdi sarsılıyoruz yalnızca, bütçe dengeleri bozuluyor; asıl felaketi bu uygulama bittiğinde yaşayacağız” dedi.

Alaattin Aktaş, kur korumalı mevduat (KKM) uygulamasına ilişkin olarak “KKM’de asıl kıyamet uygulama bitince kopacak” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Kur korumalı mevduata yılın ilk 6 ayında bütçeden 37 milyar lira aktarıldığını hatırlatan Aktaş, uygulamanın mevcut haliyle 2022’nin sonunda biteceğine ve KKM’yle dövizden dönen hesapların, uygulama bitiminde yeniden döviz alımına yöneleceğine işaret ederek şöyle yazdı:

Kur korumalı mevduat her ay yaklaşık yüzde 10 oranında artıyor. Oran her ay bu düzeyde oluşsa KKM yıl sonunda yaklaşık 1.8 trilyona ulaşacak. 1.8 trilyon liralık bakiyeyle yıl sonuna geldiğimizi ve süre uzatımına gidilmediğini düşünelim…

KKM hesaplarında ağırlıklı vade üç ay. Dolayısıyla 1.8 trilyonluk hesabın önemli bir kısmının, belki 1.5 trilyonunun vadesi 2023’ün mart ayında dolacak.

Serseri mayın gibi bir 1.5 trilyon lira! Bu paranın bir kısmı, diyelim yarısı zaten özünde döviz. Yani yaklaşık 750 milyar lira bir süreliğine ‘TL görünümlü döviz’ olarak durmuştu.

Bu 750 milyarın sahipleri vade bitip ellerine bu kadar TL geçince ne yapacaklar sanıyorsunuz? Tahmininiz doğru! Tabii ki koşa koşa döviz alacaklar. Hadi diyelim bu hesabın üçte biri dövize yüz vermedi; TL’de kaldı ve ister mevduata, ister konuta, ister hisse senedine, ister altına gitti…

Kaldı 1 trilyon lira. Düşünebiliyor musunuz 1 trilyon liranın döviz için piyasaya çıktığını… Düşünebiliyor musunuz 1 trilyon liranın piyasayı nasıl alt üst edeceğini…

Felaketin büyüğü bütçeden kur korumalıya şimdi ne kadar ödendiği değil. Şimdi sarsılıyoruz yalnızca, bütçe dengeleri bozuluyor; asıl felaketi bu uygulama bittiğinde yaşayacağız.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Tüketici Güven Endeksi Dipten Döndü!

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin tüketici güven endeksi verilerini açıkladı. Endeks temmuz ayında yüzde 7,4 artışla yüzde 68’e yükseldi. Geçen ay tüketici güven endeksi 63,4 ile tarihi seviyelere gerilemişti.

Haber Merkezi / TÜİK verilerine göre mevcut dönemde maddenin hane durumu haziran ayında 44,5’ken yüzde 4,2 artışla temmuz ayında 46,4’e yükseldi.

Gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi temmuzda yüzde 12,2 artışla 67,2’ye yükselirken, bu oran haziranda 59,9 seviyesindeydi.

Gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi haziranda 61,6 seviyesindeyken, temmuz ayında yüzde 15,2 artışla 70,9’a yükseldi.

Gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi temmuzda 0,2 artışa 87,7’ye çıktı. Bu oran haziranda 87,5 seviyesindeydi.

Tüketici güven endeksi neden önemli?

Aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu,100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir.

İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Fitch’ten Türkiye’ye Uyarı: Enflasyon Ancak Faiz Artırımı İle Düşer

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in Ülke Notları Direktörü Paul Gamble, Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu düşürmesinin arkasındaki temel nedenin mevcut politika bileşiminin olumsuz etkileri olduğunu belirtti.

Gamble, 2022’de yıllık ortalama enflasyonun Fitch tarafından derecelendirilen ülkeler arasında en yüksek oran olan yüzde 71.4’e çıkacağını tahmin ettiklerini, artan geriye dönük endeksleme riskleri, yükselen beklentiler ve liradaki değer kaybı nedeniyle enflasyonun seyrinin oldukça belirsiz göründüğünü ifade etti.

Dünya’dan Elif Karaca’ya açıklamalarda bulunan Gamble, şöyle konuştu:

“Gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerden çok sayıda merkez bankası, yakın zamana kadar geçici olarak gördükleri enflasyonu kontrol altına almak için politika faizini artırma yoluna gidiyor. Yüksek enflasyona küresel bir resesyon da eşlik edecek mi? Dünya çapında bir stagflasyon tehlikesi görüyor musunuz?

Kuzey Akım boru hattı yoluyla Rusya’nın doğalgaz arzının son dönemde kesintiye uğramasının ardından Avrupa’da doğalgaz konusundaki sıkıntılar önemli ölçüde arttı. Euro bölgesinde teknik bir resesyon artık daha güçlü bir olasılık. Haziran ayı için hazırladığımız Küresel Ekonomik Görünüm’e göre, bu yılın ikinci ve dördüncü çeyreklerini kapsayan dönemde euro bölgesi ortalama büyümesinin çeyreklik bazda sadece yüzde 0,1 olmasını tahmin ediyoruz. Bu çeyrekte ve sonraki çeyrekte büyüme, hizmetler ve turizm faaliyetindeki toparlanma ile desteklenecek olsa da doğalgaz sıkıntıları ve yüksek fiyatlar, enerji talebinin özellikle yüksek olduğu bu yılın son çeyreği ile 2023’ün ilk çeyreğinde art arda iki çeyreklik ekonomik daralmayı kolayca tetikleyebilir. Her iki çeyrekte de GSYİH’deki hafif bir daralma, 2023 euro bölgesi büyüme tahminimizin yüzde 2,1’den yaklaşık yüzde 1’e düşürülmesine neden olabilir.

‘Türkiye’deki büyüme üzerinde net bir olumsuz etkisi olacak’

Fed’in yumuşak bir iniş gerçekleştirebileceğini düşünüyor musunuz, yoksa enflasyonun düşmesi için resesyon kaçınılmaz mı? Bunun Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerinde ne gibi etkileri olacak?

Bankacılık sektörünün sağlığı, hanehalkı mali durumunun daha güçlü oluşu ve borçluluk düzeylerinin düşüklüğü göz önüne alındığında, pandemi sırasında biriken tasarrufların da desteğiyle ABD ekonomisi şu anda faiz artışlarına karşı 2006 yılına göre çok daha dayanıklı görünüyor. Ancak tahminlerimiz, ABD ekonomisinin 2023’ün ikinci yarısında yavaşlayacağını ve teknik bir resesyon olasılığının oldukça arttığını gösteriyor.

Küresel bir resesyonun yaşanması halinde, önemli ihracat pazarlarından gelen talep düşeceği ve turist sayısı da etkileneceği için Türkiye’de büyüme üzerinde net bir olumsuz etkisi olacaktır. Ayrıca, Türkiye gibi büyük dış finansman ihtiyacı olan ülkeler için kırılganlıkları artıracak, finansal piyasalarda riskten kaçınmaya neden olacaktır.

‘Tüketimde yavaşlama bekliyoruz’

Türkiye’de ekonomik büyüme, yükselen enflasyonla birlikte güçlü kalabilir mi ya da sonunda büyüme de düşecek mi? Enflasyonu düşürmek için Türkiye nasıl bir politika izlemeli?

Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu düşürmesinin arkasındaki temel neden, mevcut politika bileşiminin olumsuz etkileri oldu. 2022’de yıllık ortalama enflasyonun Fitch tarafından derecelendirilen ülkeler arasında en yüksek oran olan yüzde 71.4’e çıkacağını tahmin ediyoruz. Artan geriye dönük endeksleme riskleri, yükselen beklentiler ve liradaki değer kaybı nedeniyle enflasyonun seyri oldukça belirsiz görünüyor. Döviz kuru geçişkenliğinin hem hızı hem de şiddeti arttı. Genel politika bileşiminin en azından 2023 seçimlerine kadar aşırı destekleyici bir biçimde devam etmesini ve enflasyonun 2023’te ortalama yüzde 57 seviyesinde yer almasını bekliyoruz. Artan enflasyon, zayıf döviz kuru ve yurtiçi güvenin zayıflaması nedeniyle tüketimde yavaşlama bekliyoruz. AB’deki zayıf büyüme de dış talep üzerinde baskı oluşturacak. Büyümenin 2022’de yüzde 4,5 olmasını, ancak yüksek enflasyon, sıkılaşan finansman koşulları ve yavaşlayan küresel büyümeye bağlı olarak 2023’te yüzde 3,0’e ve 2024’te yüzde 2,9’a gerilemesini tahmin ediyoruz. Enflasyonu düşürmek, ancak faiz artırımı ve ortodoks para politikası izlenmesiyle mümkün olacaktır.

‘Güveni ve finansmana erişimi daha da zayıflatabilir’

Türkiye’de lirayı destekleme ve dolarizasyonu azaltma amacıyla son dönemde açıklanan düzenlemelerin olası etkileri hakkında ne söylersiniz? Finansal istikrarı güçlendirecek ve kredi sisteminin daha etkin çalışmasını sağlayacaklar mı?

Fitch Ratings’e göre, Türkiye’nin yeni ekonomi politikası karışımı kamu maliyesi ve ülke döviz pozisyonu üzerindeki riskleri artırdı. Hükümet zorlu dış ortama ve artan makroekonomik dengesizliklere rağmen yüksek büyüme ve istihdamı korumaya odaklanmaya devam ederken, giderek daha müdahaleci ve öngörülemeyen politikaların izlenmesi güveni ve finansmana erişimi daha da zayıflatabilir.”

Paylaşın

2001 Krizinde Türkiye’nin Kredi Notları Kaçtı, Bugün Ne Durumda?

2001 krizinde kredi derecelendirme kuruluşları sürekli değişen ekonomik koşullardan dolayı 2001’de notlarını birkaç kez güncelledi. Kuruluşlar 21 ve 22 Şubat tarihlerinde Türkiye’nin notunu değiştirdi. S&P’nin bu tarihte notu B+ olurken, Moody’s B1 ve Fitch de BB- notunu verdi. Bugün ise kuruluşların son verdiği notlar şöyle: S&P B+, Moody’s B2 ve Fitch B.

Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) 885 puanı görerek 15 Temmuz 2022 itibarıyla 2003’ten bu yana en yüksek düzeye çıktı.

Son olarak kredi derecelendirme kuruluşu Fitch artan enflasyon, genişleyen cari açık ve diğer ekonomik riskleri gerekçe göstererek Türkiye’nin kredi notunu “B+”dan “B”ye düşürdü.

Uluslararası kuruluşların Türk ekonomisine o dönem verdiği notlar ile günümüz kredi notlarına bakıldığında nasıl bir tablo var? 2001 krizinde Türkiye’nin kredi notları kaçtı? Son 20 senede Moody’s, Standard & Poor’s (S&P) ve Fitch’in kredi notları nasıl değişti?

Kuruluşların notları ana olarak “yatırım yapılabilir” ve “spekülatif” diye ikiye ayrılıyor. En kötüsü ise “batık”. Aşağıdaki görselde Türkiye’ye verilen son notlar sarı olarak işaretlendi.

Fitch 8 Temmuz’da Türkiye’nin notunu B+’dan B’ye düşürdü. Görünüm ise negatif. S&P ise son güncellemeyi 10 Aralık 2021’de yaptı. Kredi notu B+’da kalırken görünüm durağandan negatife döndü.

Moody’s ise, Eylül 2020’de Türkiye’nin kredi notunu B1’den B2’ye düşürmüştü. Üç kuruluşun kredi notu da “yatırım yapılabilir” seviyenin oldukça altında yer alıyor. Türkiye’ye verilen son kredi notları “çok spekülatif” durumunda.

2001 krizinde kredi derecelendirme kuruluşları sürekli değişen ekonomik koşullardan dolayı 2001’de notlarını birkaç kez güncelledi. 19 Şubat 2001 Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında yaşanan tartışmadan hemen sonra kuruluşlar 21 ve 22 Şubat tarihlerinde Türkiye’nin notunu değiştirdi. S&P’nin bu tarihte notu B+ olurken, Moody’s B1 ve Fitch de BB- notunu verdi. Bugün ise kuruluşların son verdiği notlar şöyle: S&P B+, Moody’s B2 ve Fitch B.

2001-2006 yılları arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı olan Fatih Özatay’ın değerlendirmesine göre 2001 ve son notlar kıyaslandığında şu durum ortaya çıkıyor:

“Notumuz 2001 krizi ile karşılaştırıldığında şöyle: S&P: İki üstte; Moody’s: Bir altta; Fitch: Bir üstte 2001’deki gibi ‘çok spekülatif’ kümesindeyiz. ‘İflas’ dahil 9 küme var. Biz 6. Kümedeyiz”

AK Parti’nin iktidara gelmesinin ardından Türkiye’ye verilen notlar kademeli olarak yükselmeye başlarken son yıllarda belirgin bir düşüş dikkat çekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’ye verilen bu notlara zaman zaman sert tepki gösteriyor.

Moody’s, S&P ve Fitch kredi derecelendirme piyasasının yüzde 95’ini kontrol ediyor. Bu kuruluşların notları yatırım dünyasında oldukça önemli etkiye sahip.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Konut Satışları Haziran Ayında Yüzde 11.7 Arttı

Türkiye genelinde konut satışları haziran ayında geçen yıla göre yüzde 11.7 artarak 150 bin 509 oldu. Konut satışlarında ilk 3 sırada İstanbul, Ankara ve İzmir ye alırken, son 3 sırada ise Hakkari, Ardahan ve Bayburt yer aldı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Konut Satış İstatistikleri Haziran 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, Türkiye genelinde konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,7 artarak 150 bin 509 oldu. Konut satışlarında İstanbul 27 bin 998 konut satışı ve yüzde 18,6 ile en yüksek paya sahip oldu.

Satış sayılarına göre İstanbul’u 13 bin 303 konut satışı ve yüzde 8,8 pay ile Ankara, 8 bin 243 konut satışı ve yüzde 5,5 pay ile İzmir izledi. Konut satış sayısının en az olduğu iller sırasıyla 40 konut ile Hakkari, 44 konut ile Ardahan ve 90 konut ile Bayburt oldu.

Konut satışları Ocak-Haziran döneminde yüzde 31,4 arttı

Konut satışları Ocak-Haziran döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 31,4 artışla 726 bin 398 olarak gerçekleşti.

İpotekli konut satışları 40 bin 610 olarak gerçekleşti

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 40,6 artış göstererek 40 bin 610 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı yüzde 27,0 olarak gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen ipotekli konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 63,5 artışla 170 bin 317 oldu.

Haziran ayındaki ipotekli satışların, 11 bin 229’u; Ocak-Haziran dönemindeki ipotekli satışların ise 43 bin 114”ü ilk el satış olarak gerçekleşti.

Diğer satış türleri sonucunda 109 bin 899 konut el değiştirdi

Türkiye genelinde diğer konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 3,8 artarak 109 bin 899 oldu. Toplam konut satışları içinde diğer satışların payı yüzde 73,0 olarak gerçekleşti. Ocak-Haziran döneminde gerçekleşen diğer konut satışları ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 23,9 artışla 556 bin 81 oldu.

İlk el konut satış sayısı 44 bin 732 olarak gerçekleşti

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı, Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,6 artarak 44 bin 732 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışının payı yüzde 29,7 oldu. İlk el konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 24,2 artışla 208 bin 451 olarak gerçekleşti.

İkinci el konut satışlarında 105 bin 777 konut el değiştirdi

Türkiye genelinde ikinci el konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,8 artış göstererek 105 bin 777 oldu. Toplam konut satışları içinde ikinci el konut satışının payı yüzde 70,3 oldu. İkinci el konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 34,6 artışla 517 bin 947 olarak gerçekleşti.

Yabancılara Haziran ayında 8 bin 630 konut satışı gerçekleşti

Yabancılara yapılan konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 81,8 artarak 8 bin 630 oldu. Haziran ayında toplam konut satışları içinde yabancılara yapılan konut satışının payı yüzde 5,7 oldu. Yabancılara yapılan konut satışlarında ilk sırayı 3 bin 906 konut satışı ile İstanbul aldı. İstanbul’u sırasıyla 2 bin 534 konut satışı ile Antalya ve 428 konut satışı ile Mersin izledi.

Yabancılara yapılan konut satışları Ocak-Haziran döneminde ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 72,7 artarak 35 bin 383 oldu.

Ülke uyruklarına göre en çok konut satışı Rusya Federasyonu vatandaşlarına yapıldı

Haziran ayında Rusya Federasyonu vatandaşları Türkiye’den bin 887 konut satın aldı. Rusya Federasyonu vatandaşlarını sırasıyla 987 konut ile İran, 807 konut ile Irak vatandaşları izledi.

Paylaşın

Merkezi Bütçe, Haziran Ayında 31 Milyar 59 Milyon TL Açık Verdi

Haziran ayında bütçe 31 milyar 59 milyon lira açık verdi. Haziran ayında bütçe giderleri 212,1 milyar TL, gelirleri se 181 milyar TL oldu. Açığın dolar cinsinden karşılığı mevcut kurla 1.77 milyar dolar. Faiz dışı dengede de açık 18,3 milyar TL oldu.

Hazine ve Maliye Bakanlığı Haziran ayına ilişkin merkezi yönetim bütçe verilerini yayımladı. Buna göre bütçe 31,1 milyar TL açık verdi. Yılın ilk yarısında ise bütçenin 93,6 milyar TL fazla verdiği görüldü.

Bütçe Haziran ayında 31,1 milyar TL’lik açık verdi.

Bir önceki ay bütçede 144 milyar TL’lik fazla kaydedilmişti.

Faiz dışı dengede de 18,3 milyar TL’lik açık izlendi.

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre, Haziran ayında merkezi yönetim bütçe giderleri 212,1 milyar TL, bütçe gelirleri 181 milyar TL oldu.

Haziran’da bütçe giderlerinin 12,77 milyar TL’sini faiz harcamaları, 199,31 milyar TL’sini ise faiz dışı harcamalar oluşturdu.

Gelirler tarafına bakıldığında ise bütçe tahminine göre bütçe gelirlerinin Haziran ayı gerçekleşme oranı 2021 yılında yüzde 8 iken 2022 yılında yüzde 7,1 oldu.

2022 yılı Haziran ayı vergi gelirleri tahsilatı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 108,4 oranında artarak 152,64 milyar TL olarak kaydedildi. Vergi gelirlerinin bütçe tahminine göre gerçekleşme oranı ise 2021 yılında yüzde 7,9 iken 2022 yılında yüzde 7 oldu.

Yılın ilk yarısında 93,6 milyar TL’lik fazla

Merkezi yönetim bütçesi 2021 yılı Ocak-Haziran döneminde 32,54 milyar TL açık verirken 2022 yılı Ocak-Haziran döneminde 93,56 milyar TL fazla verdi.

2021 yılı Ocak-Haziran döneminde 58,33 milyar TL faiz dışı fazla verilmişken 2022 yılı Ocak-Haziran döneminde 228,21 milyar TL faiz dışı fazla verildi.

Paylaşın

Tarımda Yıllık Üretici Enflasyonu Yüzde 148,90

Tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) yıllık yüzde 148,90 arttı, aylık bazda ise yüzde 0,66 azaldı. Haziran 2022’de, endekste kapsanan 82 maddeden, 23 maddenin ortalama fiyatında azalış, 56 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşirken, 3 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi, Haziran 2022 verilerini açıkladı. Buna göre, tarım ürünleri üretici fiyat endeksi (Tarım-ÜFE) yıllık yüzde 148,90 arttı, aylık bazda ise yüzde 0,66 azaldı.

Yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla yüzde 277,14 ile lifli bitkiler ve yüzde 184,99 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar oldu.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 64,63 ile diğer çiftlik hayvanları ve hayvansal ürünler ve yüzde 70,00 ile koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağıları oldu.

Haziran 2022’de, endekste kapsanan 82 maddeden, 23 maddenin ortalama fiyatında azalış, 56 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşirken, 3 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı.

Aylık bazda fiyatı en fazla düşen gruplar sırasıyla, yüzde 23,82 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 21,74 ile yumuşak çekirdekli meyveler ve sert çekirdekli meyveler oldu.

Aylık artışın yüksek olduğu alt grup ise yüzde 29,01 ile yağlı meyveler ve yüzde 23,11 ile tahıllar (pirinç hariç), baklagiller ve yağlı tohumlar oldu.

Paylaşın

Türkiye’nin CDS Primi Neden Artıyor, Sonuçları Ne Olur?

Türkiye’nin beş yıllık kredi temerrüt takası (CDS) primleri 900’ü aşarak 2008 sonrası en yüksek seviyeye ulaştı. CDS değeri bir ülkeye borç verildiğinde temerrüt riskine karşı kendini sigortalamak isteyenlerin ödedikleri prim.

Arabanın kasko primi gibi düşünebiliriz. Eğer sürücünün riski artarsa ödenecek prim de artar. O nedenle CDS değerinin artması yatırımcılar gözünde temerrüde düşme olasılığının önemli ölçüde yükseldiğini gösteriyor ve ekonomimiz açısından ciddi bir kırılganlığı teyit ediyor.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, Türkiye’nin CDS priminin neden arttığını ve bu artışın sonuçlarının ne olacağını BBC Türkçe’ye değerlendirdi.

CDS primi neden artıyor?

Politika hataları: Uzunca bir süredir makroekonomik kırılganlıklarımızı, uygulanan politikaların bu kırılganlıkları azaltmak şöyle dursun daha da artmasına neden olduğunu dile getiriyoruz.

Tüm dünya enflasyona karşı faiz artırırken önce “Biz yeni bir model deniyoruz, faiz indirince enflasyon da düşecek”, sonra “Aslında bu bilinçli bir tercihti, faiz artırsaydık enflasyon düşerdi ama biz büyümeyi tercih ettik” demek, karar alıcılar seviyesinde yaşanan büyük kafa karışıklığına işaret ederek piyasalardaki panik algısını artırıyor ve CDS primini artırıyor. Ne yöne gideceği belli olmayan, bir sonraki adımı tahmin edilemeyen bir ekonomide belirsizliklerin getirdiği kırılganlık ve riskler de yükseliyor.

Eğer enflasyon probleminiz varsa bununla faiz indirerek mücadele edemezsiniz. Hatada ısrar edilmesi, enflasyonun yarattığı sorunların bütçeden aktarılan kaynaklarla hafifletilmeye çalışılması bu sefer bütçe açığını artırıyor ve sonu görülmez politikalar yatırımcı güvenini sarsıyor.

Düşük faiz sadece enflasyon yaratmaz. Düşük faiz döviz talebini tetikler. Arzını azaltır.

Kuruyan döviz likiditesi giderek ekonomiyi durma noktasına getirirken alınan her yan önlem “Yine kalıcı bir adım atılmadı” algısı yaratarak endişeleri artırıyor. Çünkü düşük faiz politikasında ısrar edilmesinin yarattığı hasar artık geçici önlemlerle ötelenemeyecek boyutlara ulaşıyor. Bu nedenle gelen yan önlemlerin geçici rahatlatma etkisi de giderek kısalıyor.

Fed ve ECB faiz artışları: ABD Merkez Bankası (Fed) sene başından beri piyasaları şaşırtan bir hızla faiz artırım döngüsünde ileriyor. Temmuz ortasında gelen enflasyon verisinin beklentileri aşarak yüzde 9’lara ulaşması Fed’in yolun bundan sonrasında da ayağını frenden çekmeyeceğine dair inancı güçlendiriyor.

ECB kanadından da benzer açıklamaların yapılıyor olması ve 21 Temmuz’da yıllar sonra ilk faiz artışının beklenmesi uluslararası piyasalarda paranın ana vatanına dönerek likidite kaynaklarının kurumaya devam edeceğini gösteriyor ve risk primimizi yükseltiyor.

Global resesyon ve ihracat pazarlarımızda daralma: Büyük merkez bankaları faiz artışlarına devam ederken bir yandan da pandemi ve Rusya savaşı kaynaklı arz sorunları devam ediyor. Bu neden önemli? Çünkü enflasyonun sebebi sadece talep kaynaklı olsaydı, belki o zaman becerikli ve kredibilite sahibi merkez bankaları uygun bir hızda gelecek faiz artışları ile resesyon yaratmadan da bu talebi makul seviyelere çekmeyi ve enflasyonist baskıyı bertaraf etmeyi becerebilirlerdi.

Ancak enflasyonun içinde arz faktörleri de varsa ve bu faktörler enflasyon beklentilerini bozmaya devam ediyorsa o zaman talebi makul seviyelere çekmek için gerekli faiz artışı enflasyonu aşağı çekmeye yetmez. O noktada “talebi öldürerek” yani resesyon yaratarak enflasyonu düşürebilirsiniz. Şu anda Batılı merkez bankaları tercihlerinin bu olacağını net bir şekilde ifade ettiler.

Ticaret ortaklarımızın resesyon pahasına enflasyonla mücadeleyi tercih etmeleri ise bizim açımızdan hem ihracat pazarlarımızın daralması hem de enflasyon yurtdışında devam ettiği sürece içeriye ithal edilecek enflasyon anlamına geliyor. Bu durum cari açığın yükselmesi, döviz gelirlerimizin azalması, ve makroekonomik kırılganlıklarımızın artması anlamına geldiğinden CDS primini de yukarı itiyor.

CDS priminin artmasının sonuçları ne olur?

  • Kamunun ve özel sektörün dış borçlanma maliyetleri CDS primine paralel olarak artar.
  • Burada kendini besleyen bir döngü oluşur. Borçlanma maliyetinin artması döviz girişini azalttığı için dış borcu ödemeyi zorlaştırır. Bu da riski daha da çok yükseltir.
  • Döviz girişinin azalması içerideki likidite krizini daha da derinleştirirken enflasyonist baskıları artırır.

Borçların çevrilememesine dair çok önemli bir uyarı niteliği taşıyan CDS göstergesinin ulaştığı tehlikeli seviyeyi çok ciddiye almak ve en kısa zamanda dünyaca kabul görmüş politikalarla (ve tüm dünyada olduğu gibi) enflasyon problemini öncelik haline getirmek gerekiyor.

Denenmemiş ve literatürde karşılığı olmayan politikalarla daha fazla zaman kaybetmemeliyiz. İçinde bulunduğumuz krizden çıkmanın başka bir yolu yok.

Paylaşın

Vatandaşların Ödeyemediği Banka Borcu 30,5 Milyar TL’ye Ulaştı

Türkiye’nin içinde bulunduğu tarihi ekonomik kriz giderek derinleşirken, veriler de bunu teyit ediyor. Ülkede yükselen enflasyon ve düşen alım gücü vatandaşı anlık ihtiyaçlarını karşılayacakları düşük limitli ihtiyaç kredilerine yönlendirirken, kredi kartlarını da içeren bireysel kredi borçları alarm vermeye başladı.

Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre; bireysel kredi kartlarını da içeren bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacaklar bir önceki yıla göre yüzde 55 artış ile 30,5 milyar TL oldu.

Borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen kişi sayısı ise mayıs 2022 itibarıyla 4 milyon 147 bin 977’ye ulaştı. Bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı 2022 yılı Ocak-Mayıs döneminde 403 bin kişi oldu. Bireysel kredi borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı ise aynı dönemde 513 bin kişi oldu.

Bireysel kredi veya bireysel kredi kartı borcundan dolayı yasal takibe intikal etmiş kişi sayısı Ocak-Mayıs 2022 döneminde 748 bin 437 kişi oldu. Bu sayı 2021 yılının aynı döneminde 408 bin 913 kişiydi. Böylece bireysel kredi ve bireysel kredi kartı borcunu ödememiş kişi sayısı Mayıs 2022 itibarıyla 4 milyon 147 bin 977’ye ulaştı. Ayrıca uzun vadeli ve küçük taksitli borç kapama kredileri tüketicilerin ilk tercihiyken, bunun yerini anlık küçük ihtiyaçları karşılayan limitler aldı.

“Günü kurtarmak için kredi kullanılıyor”

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi nisan ayı raporuna göre, takipteki krediler hariç bireysel kredi kullanan kişi sayısı son bir yılda yaklaşık 1,6 milyon kişi artarak 36,1 milyon kişiye ulaştı. Borçlu kişilere ait ortalama kredi bakiyesi ise 31 bin 500 TL’ye çıktı.

Kredi danışmanlık hizmeti veren İnteraktif Kredi’de Krediler Birimi Müdürü Zehra Tükenmez, kullandırılan bireysel kredilerin yüzde 60’ının ihtiyaç kredisi olduğuna işaret ederek, “Bu durum vatandaşın araç, konut gibi taşınmaz satın almaktan ziyade anlık ihtiyaçları ve günü kurtarmak için kredi kullanmayı tercih ettiği gibi bir çıkarım yapmamıza sebep oluyor. Tüketici kredilerinde limitler 150.000 TL civarına kadar çıkabiliyorken şimdi bu limitler 50.000-70.000 TL arasında kalıyor” dedi.

Paylaşın

Fitch, Türkiye Varlık Fonu’nun Kredi Notunu B+’dan B’ye Düşürdü

Kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’nin kredi notunun ardından Türkiye Varlık Fonu’nun (TVF) kredi notunu da düşürerek B artıdan B’ye çevirdi. Görünümün de negatif olduğu belirtildi.

Fitch, yaptığı açıklamada TVF’nin Uzun vadeli Yabancı Para ve Uzun vadeli Türk Lirası görünümünü B artıdan B2’ye düşürdüğünü duyurdu. Kurum, TVF’nin Yabancı Para ve Uzun vadeli Türk Lirası görünümünü 18 Şubat’ta BB eksiden B artıya düşürmüştü.

Fitch, Türk hükümetine kredi sağlayan TVF’nin ülkesel değerlendirmeyle eşitleme kararını, fonun devletle sıkı bağlantısı bulunan ve devlet tarafından desteklenen bir teşvik olmasına bağladı.

Türkiye’nin kredi notunu 8 Temmuz’da B artıdan B’ye düşüren Fitch, TVF’nin notunu da aynı seviyeye indirdi.

Türkiye hükûmeti tarafından 2016 yılında “sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait olan varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek” amacıyla kurulan TVF devletin sahipliği ve yönetimi altında çeşitli finansal varlıklara yatırım yaparak şirketlerin gelirini artırmayı hedefliyor.

Türkiye Varlık Fonu ne zaman kuruldu?

Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 26 Ağustos 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Türkiye Varlık Fonu’nun amacı nedir?

Başbakanlığa bağlı, ana faaliyet konusu fonların kurulması ve yönetimi olan, sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek için Türkiye Varlık Fonu ve bu fona bağlı alt fonları kurmak ve yönetmek üzere Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi kuruldu.

Türkiye Varlık Fonu’nun kaynağı ne?

Türkiye Varlık Fonu’nun kaynakları, Özelleştirme Yüksek Kurulunca özelleştirme kapsam ve programında bulunan ve fona devrine karar verilen kuruluş ve varlıklarla Özelleştirme Fonu’ndan fona aktarılmasına karar verilen nakit fazlasından oluşuyor. Gerçekleştirilen faaliyetler neticesinde elde edilen, tescile tabi olabilen diğer her türlü değer, ilgili siciline veya kütüğüne Türkiye Varlık Fonu adına tescil edildi.

Paylaşın