Uluslararası Para Fonu, Küresel Büyüme Tahminlerini Düşürdü

Uluslararası Para Fonu (IMF) 2022 Temmuz Dünya Ekonomik Görünüm Raporunda küresel büyüme öngörüsünü aşağı çekti ve yüksek enflasyon ve Ukrayna savaşının yol açtığı risklerin kontrol altına alınamamasının dünya ekonomisini resesyonun eşiğine getirebileceği uyarısında bulundu.

Raporda küresel ölçekte reel gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) büyümesine ilişkin tahminini yüzde 3,6’dan yüzde 3,2’ye düşürdü. IMF’nin 2023’e yönelik büyüme beklentisi ise yüzde 3,6’dan yüzde 2,9’a çekildi.

Raporun yönetici özetinde ortaya konulan tabloya göre 2021’deki geçici toparlanmayı, risklerin gerçekleşmeye başladığı 2022’de giderek daha kasvetli gelişmeler izledi. Küresel üretim, Çin ve Rusya’daki gerilemeler nedeniyle bu yılın ikinci çeyreğinde daralırken, ABD tüketici harcamaları beklentilerin altında kaldı.

Pandemi nedeniyle zaten zayıflamış olan bir dünya ekonomisini çeşitli şoklar vurdu: Dünya çapında beklenenden daha yüksek enflasyon – özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve büyük Avrupa ekonomilerinde – daha sıkı finansal koşulları tetikledi; Çin’de COVID-19 salgınlarını ve kilitlenmelerini yansıtan beklenenden daha kötü bir yavaşlama; ve Ukrayna’daki savaştan kaynaklanan olumsuz yayılmalar.

Büyüme aşağıya

Temel tahmin, büyümenin geçen yılki yüzde 6,1’den 2022’de yüzde 3,2’ye düşmesi ve Nisan 2022 Dünya Ekonomik Görünümü’nden 0,4 puan daha gerilemesi yönünde. Bu yılın başlarında büyümenin düşmesi, hanehalkı satın alma gücünün azalması ve daha sıkı para politikası, ABD’de yüzde 1,4 puanlık aşağı yönlü bir revizyona neden oldu. Çin’de, daha fazla kilitlenme ve derinleşen emlak krizi, büyük küresel yayılmalarla birlikte büyümenin yüzde 1,1 puan aşağı yönlü revizyonunu gerektirdi. Ve Avrupa’da, önemli not düşüşleri, Ukrayna’daki savaştan ve daha sıkı para politikasından kaynaklanan yayılmaları yansıtıyor.

Enflasyon yukarıya

Küresel enflasyon, gıda ve enerji fiyatlarının yanı sıra devam eden arz-talep dengesizlikleri nedeniyle yukarı yönlü revize edildi ve bu yıl enflasyon gelişmiş ekonomilerde yüzde 6,6’ya, yükselen piyasa ve gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 9,5’e ulaşması bekleniyor – sırasıyla yüzde 0,9 ve 0,8 puanlık yukarı yönlü revizyonlar. 2023 yılında, dezenflasyonist para politikasının ısırması ve küresel üretimin sadece yüzde 2,9 oranında büyümesi bekleniyor.

Riskler büyüyor

Görünüme yönelik riskler ezici bir çoğunlukla aşağı yönlü hareket ediyor. Ukrayna’daki savaş, Avrupa’nın Rusya’dan gaz ithalatının aniden durmasına yol açabilir; enflasyonun düşmesi beklenenden daha zor olabilir ya işgücü piyasaları beklenenden daha sıkıysa ya da enflasyon beklentileri demir atmazsa; daha sıkı küresel finansal koşullar, gelişmekte olan piyasalarda ve gelişmekte olan ekonomilerde borç sıkıntısına neden olabilir. Yenilenen COVID-19 salgınları ve kilitlenmelerin yanı sıra emlak sektörü krizinin daha da tırmanması Çin’in büyümesini baskılayabilir; jeopolitik parçalanma küresel ticareti ve işbirliğini engelleyebilir. Risklerin gerçekleştiği, enflasyonun daha da yükseldiği ve küresel büyümenin 2022 ve 2023’te sırasıyla yaklaşık yüzde 2,6 ve yüzde 2,0’a düştüğü makul bir alternatif senaryo, büyümenin 1970’ten bu yana en kötü yüzde 10’da yer almasına yol açacaktır.

Yaşam standartları geriliyor, çok taraflı eylem ihtiyacı var

Artan fiyatlar dünya çapında yaşam standartlarını sıkıştırmaya devam ederken, enflasyonu evcilleştirmek politika yapıcılar için ilk öncelik olmalıdır. Daha sıkı para politikasının kaçınılmaz olarak gerçek ekonomik maliyetleri olacaktır, ancak gecikme daha da kötü sonuçlara yol açacaktır.

Hedeflenen mali destek, en savunmasız olanlar üzerindeki etkinin hafifletilmesine yardımcı olabilir, ancak pandemi nedeniyle gerilen hükümet bütçeleri ve dezenflasyonist bir genel makroekonomik politika duruşuna duyulan ihtiyacın bu tür politikaların artan vergiler veya daha düşük hükümet harcamaları ile dengelenmesini gerektirecektir.

Daha sıkı parasal koşullar da finansal istikrarı etkileyecek, makro ihtiyati araçların akıllıca kullanılmasını gerektirecek ve borç çözümleme çerçevelerinde reformları daha da gerekli hale getirecektir.

Enerji ve gıda fiyatları üzerindeki belirli etkileri ele almaya yönelik politikalar, fiyatları bozmadan en çok etkilenenlere odaklanmalıdır. Pandemi devam ettikçe, gelecekteki varyantlara karşı korunmak için aşılama oranlarının artması gerekiyor. Son olarak, iklim değişikliğini azaltmak, emisyonları sınırlamak ve yeşil geçişi hızlandırmak için yatırımları artırmak için acil çok taraflı eyleme olan ihtiyacı sürdürüyor.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Bankaların Karı Yüzde 500 Artacak!

Farklı bankalar tarafından hazırlanan raporlara göre bankaların kârı yılın ikinci çeyreğinde yüzde 500’ü aşan oranlarda artacak. Akbank’ın raporuna göre kârlılık da enflasyon etkili oluyor.

AK Parti iktidarının uyguladığı politikalar, ekonomiyi yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamına sokarken, bankaların kârı bu yılın ikinci çeyreğinde 5 kat artacak. Banka dışı şirketlerin ise kârını yılın ilk 6 ayında 2,5 kat artırması bekleniyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 8 aydan fazla süredir yüzde 14’te tuttuğu politika faizi nedeniyle yüzde 16-17 faiz bandında TL mevduat toplayan bankalar, yüzde 22-23 faiz ile kredi veriyor. Akbank’a ait AK Yatırım Araştırma tarafından hazırlanan rapora göre, bankaların kârını bu yılın ilk 6 ayında kârını, bir önceki yılın ilk 6 ayına göre 5 kat (yüzde 452) artırması bekleniyor. Buna göre bankalar bir çeyrekte 45 milyar 800 milyon lira kâr edecek.

Bankaların bir önceki yılın aynı döneminde elde ettiği net kâr 8 milyar 287 milyon lira seviyesindeydi.

Yükselen enflasyon karı arttıracak

Evrensel’den Uğur Zengin’in rapordan aktardığına göre, bankaların katlanan kârında Merkez Bankası tarafından ucuz fonlanmalarının yanı sıra yüksek enflasyon; yurttaşların harcamalarını enflasyon nedeniyle öne çekmesi, düşük vergi oranları etkili oldu.

Garanti BBVA Yatırım tarafından hazırlanan rapora göre ise bankalar 2022 yılı ikinci çeyreğinde net kârını yıllık bazda yüzde 523 artırarak 46 milyar 800 milyon liraya çıkaracak. Şirket tarafından açıklanan rapora göre banka dışı şirketlerin yıllık bazda kârı ise yüzde 133 artacak.

İş Bankası’na ait İş Yatırım tarafından açıklanan rapora göre ise bankaların kârı yıllık yüzde 422, çeyreklik bazda yüzde 49 artacak.

Paylaşın

İstanbul’da 3,2 Milyon Kişi Kirasını Ödeyemiyor

Ülke genelinde fahiş artışlar nedeniyle barınma krizi sürerken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gürsel Tekin de İPA verilerini hatırlattı ve İstanbul’da 3,2 milyon kişinin kirasını ödeyemediğini kaydetti.

Kira fiyatlarındaki fahiş artışlar yurttaşları barınma krizi ile karşı karşıya bırakırken, Türk-İş’in haziran ayı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması 6 bin 391 lira. Buna karşın asgari ücretin 5 bin 500 lira olması ve yüksek kira bedelleri birlikte düşünüldüğünde tablo yurttaşlar için içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Söz konusu tabloda AKP iktidarının kira artışlarına yüzde 25’lik sınır getirmesi de çözüm olmadı.

CHP Milletvekili Gürsel Tekin, İstanbul’da yaşam maliyetinin bir yılda yüzde 86 arttığını belirterek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) verilerini hatırlattı. “İPA araştırmasına göre İstanbulluların yüzde 95’i kiraların yüksek olduğunu düşünüyor” diyen Tekin, “16 milyon İstanbullu var. 6 milyon 400 bin kişi kirada yaşıyor. En az 3 milyon 200 bin kişi de kirasını ödeyemiyor. İstanbul’da kiracıların yarısı İstanbul’da temel barınma harcamasını karşılayamıyor” dedi.

‘Sonbahar ve kış ayları zor geçecek’

Cumhuriyet’ten Sena Tufan’ın haberine göre “Erdoğan; İstanbulluları açlığa, Türkiye’yi yoksulluğa mahkum etti” diyen Tekin, “Erdoğan’ın çıktığı mahallelerde çocuklar geceleri yatağa aç yatıyor. Pazar yerinde millet yerden çürük sebze topluyor. Kendi büyüdüğü sokaklarda dolaşma cesareti olsa, yarattığı yıkımı ve açlığı görecek. Sonbahar ve kış ayları zor geçecek…” ifadelerini kullandı.

Kadıköy Geçinemiyoruz Platformu Sözcüsü Cihan Uyanık da konut fiyatlarındaki artışın sürdüğünü belirtti.  “Kira artış oranına yüzde 25 sınırı getirildi ancak hayata geçtiğini söylemek oldukça güç” diyen Uyanık, “Birçok ev sahibi konutun bulunduğu bölgedeki emsal kiraları örnek göstererek astronomik kira artışı yapmaya çalışıyor. Mevcut kiracılar sorunların altından kalkamazken yeni bir ev arayışına girenlerin maaşlarının tamamı dahi kiralara yetmez hale geldi” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye’de Kronik Ve Gizli Açlık Yaşanıyor

Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ile mücadele eden yurttaşlar gıdaya erişim konusunda da sorunlar yaşarken, Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Ayhan Dağ ülkede “kronik ve gizli açlık” yaşandığını belirtti. Gıdaya erişim konusunda gelir yetersizliğine dikkat çeken Dağ, halk sağlığının da tehdit altında olduğunu belirtti.

Açlık sınırının 6 bin lirayı, yoksulluk sınırının 20 bin lirayı aştığı Türkiye’de, protein içeren ürünlere art arda gelen zamlar halkın sağlıksız ve dengesiz beslenmesine, ucuz ürünlere yönelmesine veya öğün atlamalarına neden oldu. Temel gıdaların başında yer alan et, yumurta, süt ve süt ürünlerine gelen zamlar özellikle çocuklu aileleri ve sağlıklı beslenmesi gereken orta yaş üstünü doğrudan etkiledi. Son zamlarla birlikte yumurtanın tanesi 2 liraya çıkarken, sütün litresi 20 liraya yaklaştı. Etin kilosu ise 150-200 lira arasında değişiyor.

‘Kronik ve gizli açlık’

Türkiye Diyetisyenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Ayhan Dağ’a göre temel besin ürünlerindeki fahiş artışlar bir halk sağlığı sorununa dönüştü. Türkiye’de giderek artan gıda enflasyonuyla birlikte kronik ve gizli açlık yaşandığını söyleyen Dağ, insanların yeterli gıdaya ulaşamıyor olmasının yaşam hakkını tehdit ettiğini ifade etti. Ayhan Dağ’a göre resmi verilerle örtüşmeyen açlık ve yoksulluk sınırı düşünüldüğünde, insanlar gıdadaki fahiş fiyat artışlarını karşılayabilecek düzeyde değil. Bitkisel ve hayvansal proteine ulaşmanın gün geçtikçe zorlaştığını söyleyen Dağ, bu fiyatlarla insanların yeterli ve dengeli beslenemediğini, özellikle çocuklar ve yaşlılar için durumun giderek kötüleştiğini ifade etti.

Gazete Duvar’dan Nur Kaplan’a konuşan ve hayvansal kaynaklı proteinin insanların beslenmesinde son derece önemli olduğunu vurgulayan Dağ, “Biz diyetisyenler besinleri 4 ana gruba ayırırız. Süt ve süt ürünleri, et, tahıllar, sebze ve meyveler. Yeterli ve dengeli beslenme dediğimizde her öğünde tabakta bu 4 çeşit besinden bulunması gerekir. Fakat değerli et bile olmayan etin kilosu 200 lira, peynir 150 lira, sebze fiyatları 20 lira, meyve 20-40 lira bandında. Dengeli beslenmenin bu fiyatlarla ve gelir düzeyiyle karşılanabilmesi mümkün değil” dedi.

‘Çocuklarda büyüme ve gelişme geriliği yaşanıyor’

Pazar esnafının geride bıraktığı artık ürünleri ayrıştırmaya çalışan insanların, askıdan ekmek temin edenlerin ve belediye ekmek büfelerinin önündeki kuyrukların “kronik açlığa” işaret ettiğini söyleyen Dağ, bu durumun insanların sağlığını tehdit ettiğinin altını çizdi. Yetersiz ve sağlıksız beslenmenin insanların bünyesinin zayıflamasına, enfeksiyonlara ve diğer hastalıklara açık hale gelmesine neden olduğunu söyleyen Dağ, “Hiç şüphesiz özellikle çocuklarda yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı büyüme ve gelişme geriliği yaşanıyor. Tüm hastalıklar bunun üstünden yürür. Türkiye’de bodurluk çok önemli bir sorun, toplumun yüzde 7’si bodur. Özellikle 0-5 yaş arası çocuklarda bodurluk son derece önemli bir sorun. Çocukların günde iki porsiyon süt ve süt ürünlerinden tüketmesi gerekir. Bu yaşlı grubu için de geçerlidir” değerlendirmesinde bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü’nün son yayımladığı rapora göre Türkiye’de yetişkin nüfusun yüzde 66,8’inden fazlası kilolu ya da obez. Bu oran göz önüne alındığında Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında yetişkinlerde fazla kiloluların en yüksek olduğu ülke konumunda. Toplumun 3’te 2’sinin obez ya da şişman olduğunu, geri kalanın normal vücut ağırlığında olduğunu söyleyen Dağ, bu durumun son derece önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade etti. Dağ, “Obezite birçok hastalığın nedeni. Sindirim ve solunum sistemi hastalıklarından, farklı kanser türlerinden, kalp, diyabet hastalıklarına kadar etkili. İnsanlar belki makarnadan, bulgurdan enerji alıyorlar ama bu beslenmek anlamına gelmiyor. Vitamin, mineral, protein yetersizliği yaşanıyor” diye konuştu.

Gıda güvencesinin en temel insan hakkı olduğunu söyleyen Dağ, insanların sağlıksız ve ucuz ürünlere yönelmek zorunda kaldığını, önceden en azından temel besin ürünlerine ulaşılabildiğini fakat ekonomik darboğaz dolayısıyla protein içeriği yeterli olmayan tahıl ürünleriyle karınlarını doyurmaya çalıştıklarını, et ve süt ürünlerinin artık alışveriş listelerinde yer almadığını söyledi.

Dağ, “Yetersiz beslenme dediğimizde aslında ‘gizli açlık’tan bahsediyoruz. İnsanlar gıdaya erişemiyor. Eskiden kuru fasulyeye ‘fakir yemeği’ denilirdi, şimdi fasulyenin kilosu 30 lira. Bu ülkede insanların ete ulaşımı her zaman zor oldu. Toplumun yeterli ve dengeli beslenmesi, sağlığının korunması, yaşam kalitesinin artırılması, yaşanılan bu krizde çok önemli… Yeterli gıdaya ulaşamıyor olmak yaşam hakkını tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Tarımsal Girdi Enflasyonu Rekorunu Tazeledi

Tarımsal girdi fiyat endeksi mayıs ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 123,72, önceki aya göre yüzde 5,51 artış gösterdi. Yıllık bazda en çok artış yüzde 236’yla gübrede oldu.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mayıs 2022 dönemine ait Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerini açıkladı. Buna göre endeks, aylık bazda 5,5, yıllık bazda ise yüzde 123,7 artış gösterdi. Tarımsal girdi fiyat endeksi bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 67,7, 12 aylık ortalamalara göre yüzde 61,5 arttı.

Ana gruplarda bir önceki aya göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 5,15, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 5,55 artış gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre göre tarımsal yatırıma katkı sağlayan mal ve hizmet endeksinde yüzde 67,70, tarımda kullanılan mal ve hizmet endeksinde yüzde 133,9 artış gerçekleşti.

Gübrede artış yüzde 236’yı aştı

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 32,06 ile veteriner harcamaları ve yüzde 45,53 ile tohum ve dikim materyali oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 236,45 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 184,42 ile enerji ve yağlar oldu.

Aylık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 1,01 ile gübre ve toprak geliştiriciler ve yüzde 1,22 ile enerji ve yağlar oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 8,65 ile hayvan yemi ve yüzde 8 ile diğer mal ve hizmetler oldu.

Paylaşın

Kamunun Bir Yıllık Akaryakıt Masrafı 5,6 Milyar TL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yayımlanan Tasarruf Genelgesi’nin üzerinden tam bir yıl geçti. Geçen yıl temmuz ayında yürürlüğe giren tasarruf tedbirleri kapsamında, kamu kaynaklarının azami tasarruf prensiplerine göre kullanılmasının bir mecburiyet olduğu vurgulandı. Söz konusu genelge ve ekonomik kriz rağmen harcamalar katlanarak arttı.

Genelgeden önceki 2020-2021 Haziran döneminde 492 milyon TL harcanan araç kiralama işlemleri için genelgeden sonraki 2021-2022 Haziran döneminde bir milyar 4 milyon 553 bin TL harcandı. Akaryakıt alımlarında da harcamalar, genel fiyat artışlarının da çok üzerinde artarak tavan yaptı. Genelgeden önceki bir yılda 2 milyar 587 milyon TL harcanan akaryakıta, genelgeden sonra 5 milyar 608 milyon 787 bin TL ödendi.

6 ayda kiralama giderleri katlandı

Ekonomik krizin etkisini derinden hissettirdiği 2022 yılı, iktidar için israfta rekorların kırıldığı bir yıl oldu. Henüz 6 ay geride kalırken, araç kiralama işlemleri için 678 milyon TL harcandı. Kiralık araçlar için ocakta 55 milyon 523 bin TL, şubatta 100 milyon TL, martta 133 milyon 292 bin TL, nisanda 122 milyon 766 bin TL, mayısta 111 milyon 373 bin TL ve haziranda 155 milyon 944 bin TL harcama yapıldı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre 6 ayda ortaya çıkan 678 milyon TL’lik harcama tutarı, 2020 ve 2021 yıllarında gerçekleştirilen araç kiralama işlemlerinde ödenen tutarı geride bıraktı. Kiralık araçlara 2020’nin tamamında 565 milyon TL, 2021’de de 552 milyon TL ödendi.

Kamunun akaryakıt gideri bu yıl ocakta 99 milyon TL, şubatta 264 milyon 507 bin TL, martta 555 milyon 415 bin TL, nisanda 550 milyon 543 bin TL, mayısta 971 milyon 239 bin TL ve haziranda 688 milyon 664 bin TL oldu. 6 aylık harcama tutarı olan 3 milyar 129 milyon TL, 2020 yılının tamamındaki 2 milyar 850 milyon TL’lik gideri geride bıraktı. 2021’de de kamunun toplam akaryakıt gideri, 3 milyar 566 milyon TL oldu.

Parlamenter sistemin terk edilip başkanlık sistemine geçişin ardından kiralık araçlar ve akaryakıt için ödenen tutar da dikkati çekici boyuta ulaştı. Buna göre, yeni sisteme geçilmesinin ardından kiralık araçlar için 2018’de 549 milyon TL, 2019’da 562 milyon TL, 2020’de 565 milyon TL, 2021’de 552 milyon TL ve 2022’nin yarısında 678 milyon TL olmak üzere toplamda 2 milyar 906 milyon TL harcandı.

Akaryakıt içinse 2018’de 2 milyar 621 milyon TL, 2019’da 3 milyar 188 milyon TL, 2020’de 2 milyar 850 milyon TL, 2021’de 3 milyar 566 milyon TL ve bu yılın yarısında 3 milyar 129 milyon TL olmak üzere toplamda 15 milyar 354 milyon TL harcandı.

İsraf tablosu

AKP’nin başkanlık sistemi boyunca gerçekleştirdiği diğer bazı israf harcamaları ise şöyle:

Uçak kiralama: 2018’de 279 milyon TL, 2019’da 286 milyon TL, 2020’de 408 milyon TL, 2021’de bir milyar 206 milyon TL ve 2022’nin ilk yarısında 176 milyon TL olmak üzere toplam 2 milyar 355 milyon TL.

Bina kiralama: 2018’de bir milyar 273 milyon TL, 2019’da 737 milyon TL, 2020’de 4 milyar 595 milyon TL, 2021’de 9 milyar 93 milyon TL ve 2022’nin ilk altı ayında 392 milyon TL olmak üzere toplam 16 milyar TL.

Servis kiralama: 2018’de 651 milyon TL, 2019’da 754 milyon TL, 2020’de 756 milyon TL, 2021’de 791 milyon TL ve 2022’nin ilk yarısında 638 milyon TL olmak üzere toplamda 3 milyar 590 milyon TL.

Paylaşın

MB Kararı Sonrası JP Morgan’dan Dikkat Çeken ‘Faiz’ Yorumu

ABD’nin önde gelen bankalarından JP Morgan, TCMB’nin politika faizini piyasa beklentileri doğrultusunda değiştirmeyerek yüzde 14 seviyesinde tutma kararı hakkında değerlendirmede bulundu.

Bloomberg HT’nin haberine göre JP Morgan yayımladığı notta, TCMB’nin karar metninde kullandığı dilde “anlamlı bir değişiklik” yapma gereği duymadığını ve para politikası kararlarının giderek daha az piyasayla ilgili hale geldiğini belirtti.

TCMB’nin karar metninde, para politikasını sıkılaştırma hedefi olmadığını bir kez daha teyit ettiğini vurgulayan JP Morgan, “Merkez Bankası enflasyonla mücadelede etkinliği kanaatimizce şüpheli olan makroihtiyati tedbirlere devam edecek” dedi.

Diğer yandan notta enflasyondaki istikrarlı artış ve beklentilerdeki kötüleşme göz önüne alındığında politika faizinin reel olarak daha da negatif alana ilerlediği belirtildi.

TCMB’nin güvercin duruşunda herhangi bir değişiklik göstermediğinin altını çizen JP Morgan, bu ayki karar metninde tek anlamlı değişikliğin artan küresel durgunluk risklerine atıfta bulunulması olduğunu söyledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 14’te sabit tuttu. Böylece TCMB, üst üste yedinci Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında da faizi değiştirmemiş oldu.

TCMB daha önce Eylül 2021’de faiz indirimlerine başlamış, politika faizi 4 ayda 500 puan düşürülerek yüzde 19’dan yüzde 14’e çekilmişti. 2022 yılında ise yüzde 14’lük politika faizi değişmedi.

Paylaşın

Avrupa Merkez Bankası 11 Yıl Sonra Faiz Artırdı

Avrupa Merkez Bankası (ECB), artan enflasyon nedeniyle 11 yıl sonra ilk defa 50 baz puanlık faiz artırımına gitti.  Sekiz yıllık negatif faiz uygulamasını da sona erdiren ECB, bu artırım ile Eylül ayındaki toplantıda da faizlerin artırılacağının sinyallerini vermiş oldu.

Haziran ayında faiz artırımı sinyali veren ECB’den yapılan açıklamada, Yönetim Konseyi’nin, bugünkü toplantısında faiz oranlarını 50 baz puan yükseltme kararı aldığı, politika faizini yüzde 0,50’ye, mevduat faizini yüzde 0’a ve marjinal fonlama faizini de yüzde 0,75’e yükselttiği bildirildi.

Piyasada ECB’nin faiz oranlarında 25 baz puanlık bir değişlik yapması bekleniyordu. Bankanın 50 baz puanlık yükseltme kararı, enflasyondaki artışa ilişkin endişelerin büyüme kaygılarının önüne geçtiğini teyit etti. ECB en son 13 Nisan 2011 tarihinde faiz oranında 25 baz puan artışa gitmişti. Banka sonraki 8 toplantıda faiz indirimi gerçekleştirmişti.

ECB haftalardır piyasaları 25 baz puanlık bir artış beklemeye yönlendirmişti. Ancak göstergelerin enflasyon görünümünün daha da kötüleştiğine işaret etmesi nedeniyle artışın 50 baz puana sabitlendiği ifade edildi.

ECB ayrıca, 19 ülkeden oluşan Euro Bölgesi’nin daha borçlu ülkelerine ekstra yardım sağlamayı kabul ederek, borçlanma maliyetlerindeki artışı sınırlamak ve finansal parçalanmayı sınırlamak amacıyla ‘Transmisyon Koruma Aracı’ adı verilen yeni bir tahvil alım programını onayladı.

Euro değer kazandı

ECB’nin kararı sonrası Euro, Dolar karşısında yüzde 0,7 değer kazandı. Euro/Dolar kuru 1,0250’ye yükseldi. Euro/TL kuru ise 18,18’i aştı.

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) arka arkaya faiz artırımlarına gitmesi, ECB’nin de uzun süre politika faizini sabit tutmasının da etkisiyle 20 yıl sonra ilk kez bir ara Amerikan Doları, Euro’dan daha değerli hale gelmişti.

Avrupa Birliği yetkililerinin kıtada enflasyonla mücadele etmeye hazır olduğunu vurgulayan ECB Başkanı Christine Lagarde, enflasyon tehdidin artması durumunda daha hızlı hareket edeceklerini söylemişti.

Lagarde “Eğer daha yüksek enflasyonun beklentileri tehdit ettiğini görürsek teşvikleri de daha hızlı bir şekilde geri çekeriz” demişti.

Fed ise ABD’de geçen ay politika faizini 75 baz puan artırmıştı ve bu ABD’de 28 yıldır yapılan en yüksek faiz artışıydı.

ABD’de politika faizi yüzde 1,5-1,75 aralığında. İngiltere Merkez Bankası da geçen hafta politika faizini 25 baz puanlık artışla yüzde 1,25’e yükseltmiş ve önümüzdeki ay 50 baz puanlık faişz artırımına gidebileceğini sinyalini vermişti.

Merkez bankalarının dünya çapında faiz artırımlarına gitmesinin en önemli nedeni ise enflasyondaki artış. Yıllık enflasyon halen Euro Bölgesi’nde yüzde 8,6, ABD’de yüzde 9,1, İngiltere’de ise yüzde 9,4’e yükselmiş durumda.

Paylaşın

Merkez Bankası, Politika Faizini 7. Kez Sabit Tuttu

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 14’te sabit tuttu. Böylece TCMB, üst üste yedinci Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında da faizi değiştirmemiş oldu.

Haber Merkezi / TCMB daha önce Eylül 2021’de faiz indirimlerine başlamış, politika faizi 4 ayda 500 puan düşürülerek yüzde 19’dan yüzde 14’e çekilmişti. 2022 yılında ise yüzde 14’lük politika faizi değişmedi.

TCMB faiz oranlarına ilişkin basın duyurusunda şu ifadeler yer aldı:

“”Etkisi artarak sürmekte olan jeopolitik riskler olumsuz yönde etkisini sürdürmeye devam etmiş, dünyada iktisadi faaliyetin daha da zayıflamasına sebep olmuştur. Önümüzdeki döneme ilişkin küresel büyüme tahminleri aşağı yönlü güncellenmeye devam etmekte ve resesyon ihtimali artmaktadır. Küresel gıda güvenliğindeki ticaret yasakları ile artan belirsizlikler, emtia fiyatlarındaki yüksek ve oynak seyir ile temel gıda başta olmak üzere bazı sektörlerdeki arz kısıtlarının sürmesi uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının artmasına yol açmaktadır.

Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmektedir. Bununla birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğu ile işgücü piyasalarındaki katılıklara bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini vurgulamaktadırlar. Ülkeler arasında farklılaşan iktisadi görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası adım ve iletişimlerinde ayrışma devam etmektedir. Finansal piyasalarda artan belirsizliklere yönelik merkez bankaları tarafından geliştirilen yeni destekleyici uygulama ve araçlarla çözüm üretme gayretlerinin çeşitlenerek arttığı gözlenmektedir.

‘Yılın başındaki güçlü büyüme dış talebin de olumlu etkisiyle ikinci çeyrekte de sürmüştür’

Yılın başındaki güçlü büyüme dış talebin de olumlu etkisiyle ikinci çeyrekte de sürmüştür. İstihdam kazanımları benzer ekonomilere göre daha olumlu seyretmektedir. Büyümenin kompozisyonunda sürdürülebilir bileşenlerin payı artarken, cari işlemler dengesinde turizm kaynaklı güçlü iyileşme devam etmektedir. Bunun yanında, enerji fiyatlarındaki yüksek seyir ve ana ihracat pazarlarının resesyona girme olasılığı cari denge üzerindeki riskleri canlı tutmaktadır. Cari işlemler dengesinin sürdürülebilir seviyelerde kalıcı hale gelmesi, fiyat istikrarı için önem arz etmektedir. İvmesini kaybettiği gözlenmekle birlikte, kredilerin büyüme hızı ve erişilen finansman kaynaklarının amacına uygun şekilde iktisadi faaliyet ile buluşması yakından takip edilmektedir. Kurul, güçlendirdiği makroihtiyati politika setini kararlılıkla uygulayarak gerekmesi durumunda ilave tedbirleri uygulamaya alacaktır.

Enflasyonda gözlenen yükselişte; jeopolitik gelişmelerin yol açtığı enerji maliyeti artışları, ekonomik temellerden uzak fiyatlama oluşumlarının etkileri, küresel enerji, gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışların oluşturduğu güçlü negatif arz şokları etkili olmaya devam etmektedir. Kurul, sürdürülebilir fiyat istikrarı ve finansal istikrarın güçlendirilmesi için atılan ve kararlılıkla uygulanan adımlar ile birlikte, küresel barış ortamının yeniden tesis edilmesiyle dezenflasyonist sürecin başlayacağını öngörmektedir. Bu çerçevede Kurul, politika faizinin sabit tutulmasına karar vermiştir.

Fiyat istikrarının sürdürülebilir bir şekilde kurumsallaşması amacıyla TCMB’nin tüm politika araçlarında kalıcı ve güçlendirilmiş liralaşmayı teşvik eden geniş kapsamlı bir politika çerçevesi gözden geçirme süreci devam etmektedir. Değerlendirme süreçleri tamamlanan kredi, teminat ve likidite politika adımları para politikası aktarım mekanizmasının etkinliğinin güçlendirilmesi için kullanılmaya devam edilecektir.

TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları liralaşma stratejisi çerçevesinde kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.”

Paylaşın

Merkez Bankası Rezervleri 2 Milyar 291 Milyon Dolar Azaldı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 8 Temmuz itibarıyla Merkez Bankası brüt döviz rezervleri, 922 milyon dolar azalarak 58 milyar 867 milyon dolara geriledi. Brüt döviz rezervleri, 1 Temmuz’da 59 milyar 789 milyon dolar seviyesindeydi.

Haber Merkezi / Söz konusu dönemde altın rezervleri de 1 milyar 370 milyon dolar azalışla 41 milyar 154 milyon dolardan 39 milyar 784 milyon dolara indi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 8 Temmuz haftasında bir önceki haftaya kıyasla 2 milyar 291 milyon dolar azalarak 100 milyar 942 milyon dolardan 98 milyar 651 milyon dolara düştü.

Brüt ve net döviz rezervi nedir?

Ekonomist Mahfi Eğilmez, brüt ve net döviz rezervi arasındaki farkı şu şekilde açıklıyor: Merkez Bankası, döviz rezervlerinin tamamının sahibi değil.

TCMB’nin rezervlerinin bir bölümü bankaların Merkez Bankası’nda tutmak zorunda olduğu zorunlu karşılıklardan oluşuyor. Bunları bir çeşit emanet döviz olarak görmek mümkün.

TCMB’nin son yıllarda rezerv opsiyon mekanizması aracılığıyla, TL mevduatlar karşılığında alması gereken zorunlu karşılıkları dövizle yatırma esnekliği tanımasıyla bu döviz rezervlerindeki emanet tutarda artış oldu.

Döviz rezervlerinin bir bölümünün emanet olması nedeniyle Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin toplamı brüt döviz rezervlerini gösteriyor. Merkez Bankası’nda emanet olarak duran miktarlar düşüldüğünde net döviz rezervine ulaşılıyor.

Net döviz rezervi nasıl hesaplanıyor?

Net döviz rezervi, TCMB verilerinde aktif kısımda yer alan dış varlıklardan, pasif kısımda bulunan toplam döviz yükümlülüklerini çıkardıktan sonra elde edilen rakamın o günün kuruna bölünmesiyle hesaplanıyor.

Formül şu şekilde: Net Rezerv = (Dış Varlıklar – toplam döviz yükümlülükleri) / Dolar-TL kuru

Swap hariç net rezerv ne demek?

Ekonomist Eğilmez’e göre net rezerv miktarı, swap işlemleriyle elde edilmiş (emanet) dövizleri de kapsadığı için bu rakam tam olarak net rezervi ifade etmiyor.

Bu yüzden net döviz rezervini emanet dövizleri çıkararak görebilmek için bu miktardan swap karşılığı elde edilmiş döviz tutarını düşmek gerekiyor. Swap hariç net rezerv ise şu şekilde hesaplanabiliyor:

Swap hariç net rezerv = Net rezerv – Swap işlemleri toplamı

Uluslararası rezerv nedir?

TCMB’nin (Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası) tanımına göre uluslararası rezervler; ülkelerin para otoriteleri tarafından kontrol edilen, kullanıma hazır, birbirlerine çevrilebilme özelliği bulunan ve uluslararası ödeme aracı olarak kabul edilen varlıklar.

Uluslararası rezerv olarak sayılan varlıklar şunlar:

  • Konvertibl (birbirlerine dönüştürülebilir) döviz varlıkları (euro, ABD doları, İngiliz sterlini vb.)
  • Uluslararası standartta altın
  • Özel Çekme Hakları
  • Uluslararası Para Fonu (IMF) Rezerv Pozisyonu

TCMB, rezervleri nasıl saklıyor?

Merkez Bankası, rezervlerin yönetiminde ülke menfaatine öncelik verdiğini aktarıyor. Bu amaçla, uluslararası rezervleri, anaparanın korunması ve gerekli likiditenin sağlanması için düşük riske sahip yatırım araçlarında değerlendiriyor.

Merkez Bankası, rezerv yönetimi sırasında karşılaşılabilecek risklerin belirlenmesi, değerlendirilmesi ve kabul edilebilir sınırlar içinde tutulabilmesi için risk yönetim stratejisi uyguluyor. Ayrıca elindeki rezervlerin seviyesini, düzenli aralıklarla internet sitesinde yayımlıyor.

Paylaşın