Dış Ticarette Son 27 Yılın En Yüksek Açığı

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da gerçekler, yaşanan derin ekonomik krizi gözler önüne seriyor. Türkiye’de dış ticaret açığı 2022 yılında 110 milyar doları aştı. Bu 1996 yılından bu yana görülen en yüksek dış ticaret açığı oldu. 

İhracatın ithalatı karşılama oranı 2022 yılında yüzde 70 oldu. 2022’de hem ihracat hem de ithalat son 27 yıldaki en yüksek seviyeye erişti.

Ticaret Bakanlığı 2022 yılı dış ticaret istatistiklerini açıkladı. 2022 yılında geçtiğimiz yıla göre, ihracat yüzde 12,9 oranında artışla 254,2 milyar dolara, ithalat ise yüzde 34,3 oranında artışla 364,4 milyar dolara erişti. Dış ticaret açığı ise 110,2 milyar dolar oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 1996’dan bu yana dış ticaret verilerini gösteriyor. Bundan dolayı haberdeki analizler son 27 yılı kapsıyor.

İhracat ve ithalatta rekor

2022 yılında hem ihracat hem de ithalatta rekor kırıldı. Genel Ticaret Sistemine (GTS) göre ihracat ilk kez 250 milyar doları aşarken ithalat ise ilk kez 300 milyar doları aştı.

Daha önce en yüksek seviye 2021 yılında görülmüştü. 2021’de ihracat 225 milyar dolar, ithalat ise 271 milyar dolar olmuştu.

GTS’ye göre 2013 yılından bu yana en yüksek ticaret açığı 2022’de ortaya çıktı.

2022’de dış ticaret açığı 110 milyar doları aştı. Açık 2013 yılında 99,3 milyar dolar olmuştu.

Özel Ticaret Sistemi ve Genel Ticaret Sistemi verileri

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 1996’dan bu yana dış ticaret verilerini gösteriyor. Türkiye son döneme kadar verileri Özel Ticaret Sistemine (ÖTS) göre açıklarken artık Genel Ticaret Sistemini (GTS) kullanıyor. ÖTS verileri 1996’dan; GTS ise 2013’ten itibaren mevcut. GTS ay başında Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanırken ÖTS ve diğer tüm detaylar TÜİK tarafından ay sonunda ilan ediliyor.

Bu haberde 2022 yılı verileri GTS’ye dayanıyor. ÖTS ile GTS arasında küçük farklar olabiliyor. Bu yöntem farkını dikkate alarak dış ticaret verilerini daha uzun dönemde incelemek de mümkün. Buna göre ihracat, ithalat ve dış ticaret açığı 1996’dan bu yana en yüksek seviyeye erişti.

ÖTS’ye göre dış ticaret açığı 2011 yılında 106 milyar dolar; 2013’te ise 100 milyar dolar olmuştu. 2022’de GTS’ye göre açık 110 milyar dolar ile rekor kırdı.

İhracatın ithalatı karşılama oranı kaç?

Dış ticaret istatistiklerinde en önemli verilerin başında ihracatın ithalatı karşılama oranı geliyor. Bu oran yüzde 100’den fazla olması ihracatın daha ithalattan daha fazla olduğunu gösteriyor. Ancak 1996’dan bu yana Türkiye’de en yüksek oran 2019’da yüzde 85 ile görüldü. Bu da son 27 yılda ithalatın her zaman daha yüksek olduğu ve her sene dış ticaret açığı verildiği anlamına geliyor.

İhracatın ithalatı karşılama oranı 2021’de yüzde 82 idi; bu oran 2022’de yüzde 70’e geriledi. AK Parti’nin iktidara geldiği 2002’de bu oran yüzde 70 olmuştu. AK Parti döneminde sadece 6 defa bu oranın üstüne çıkılırken diğer yıllar daha kötü istatistikler ortaya çıktı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

2023 Ekonomide ‘Belirsizlik Yılı’ Olacak; Uzmanlar: Yoksulluk Artacak

Prof. Dr. Öner Günçavdı, 2023 yılının ekonomide 2022’den devralınan sorunların etkisi altında geçeceğine işaret ediyor. Hükümetin mevcut ekonomi politikalarının seçim odaklı şekillendiğini vurgulayan Prof. Günçavdı, “Cumhuriyet’in 100. yılına da enflasyonu konuşarak gireceğiz. Seçim nedeniyle yapılan asgari ücret artışlarının etkisi mart ayından sonra azalmaya başlayacak. Vatandaşın satın alma gücü açısından 2023 parlak bir yıl olmayacak” diyor. 

Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’na göre, Türkiye ekonomisindeki yavaşlamanın temel nedeni ihracat siparişlerindeki gerileme. Küresel ekonomide de resesyon ihtimalinin arttığına işaret eden Prof. Aslanoğlu, “Seçime doğru giderken, asgari ücret artışı ve kredi destekleri gibi Türkiye’de büyümeyi iç talebi destekleyecek adımlarla sağlamayı amaçlayan politikalar uygulanıyor. İlk 5-6 ayda büyüme yüzde 4’ün üzerine çıkarılabilir fakat bu talebi canlandırma adımları enflasyon için olumsuz bir tabloya neden olacak” değerlendirmesinde bulunuyor.

Geride bırakmaya hazırlandığımız 2022 yılı, sene başındaki umutların aksine küresel ve bölgesel çapta siyasi ve ekonomik krizlerin yaşandığı bir yıl oldu.

Dünya genelinde 2020-2021’e damga vuran pandemi sürecinden çıkış büyük oranda gerçekleşse de henüz yılın başında, 24 Şubat’ta patlak veren Rusya-Ukrayna savaşı yalnızca bölgesel değil; küresel etkiler yarattı. Rusya ve Ukrayna’nın dünyanın en büyük buğday ve mısır üreticilerinden olmaları, ayrıca Rusya’nın Türkiye de dahil olmak üzere Avrupa ülkelerinin bir numaralı doğal gaz tedarikçisi olması, enerji ve gıdada bir krize yol açtı. Pandemi sonrası baş gösteren yüksek enflasyon süreci böylelikle tetiklenirken ABD ve Avrupa Birliği (AB) ekonomilerinde yeni bir durgunluk sürecinin de işaret fişeği atılmış oldu.

Türkiye’nin en fazla ihracat gerçekleştirdiği pazarlarda yaşanacak daralma veya zayıf büyüme performansı, Türkiye ekonomisine de doğrudan yansıyacak. 2022’de yüksek enflasyon sorunu ile sert bir yüzleşme yaşayan Türkiye’de enflasyon, 2023’te bir miktar geri çekilse de dünya ortalamalarına göre yüksek seyrini koruyacak. Seçim yılı olan 2023, siyasi belirsizliklere ve dolar kurunda yeni ataklara da gebe olacak. Seçim sonrasında yeni bir faiz artışı dalgası beklenirken, KKM (Kur Korumalı Mevduat) ve EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) düzenlemesi gibi uygulamaların bütçe üzerine bindirdiği yük giderek artacak.

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran‘a konuşan uzmanlara göre, 2023 yılı Türkiye ekonomisi açısından belirsizliğin ve dar gelirliler için yoksulluğun artacağı bir yıl olacak.

“2023 parlak bir yıl olmayacak”

İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Öner Günçavdı, 2023 yılının ekonomide 2022’den devralınan sorunların etkisi altında geçeceğine işaret ediyor. Hükümetin mevcut ekonomi politikalarının seçim odaklı şekillendiğini vurgulayan Prof. Günçavdı, “Cumhuriyet’in 100. yılına da enflasyonu konuşarak gireceğiz. Seçim nedeniyle yapılan asgari ücret artışlarının etkisi mart ayından sonra azalmaya başlayacak. Vatandaşın satın alma gücü açısından 2023 parlak bir yıl olmayacak” diyor.

Türkiye ekonomisi pandemiden çıkış yolu olarak nitelenebilecek 2021 yılında başarılı bir performans sergileyerek yüzde 11 büyümüştü.

Türkiye bu yüksek büyüme oranı ile G20 ülkeleri arasında ilk, OECD ülkeleri arasında üçüncü sırada yer aldı. İlk iki çeyrekte sırasıyla yüzde 7,5 ve yüzde 7,7 büyüme başarısını gösteren Türkiye ekonomisi, 2022 yılının üçüncü çeyreğinde ise iç tüketim ve ihracat hızının yavaşlaması ile yüzde 3,9 oranında büyüme kaydetti.

CEBR: Türkiye’ye 22. sıraya gerileyecek

Son çeyrekte büyüme performansındaki yavaşlamanın devam etmesi ve 2022’nin tamamında GSYH’nin yüzde 5 civarında gerçekleşmesi bekleniyor. 2023 yılında ise küresel beklentiler ile paralel olarak Türkiye’nin büyüme performansında da düşüşün devam etmesi yüksek olasılık olarak öne çıkıyor. Bu noktada OECD, IMF ve Avrupa Komisyonu gibi kurumların Türkiye için 2023 büyüme beklentisi yüzde 3 ila 4 seviyeleri arasında gerçekleşiyor.

İngiltere merkezli danışmanlık şirketi Centre for Economics and Business Research (CEBR) tarafından hazırlanan rapora göre 2023’te bir dizi ekonominin daralması ve yüksek borçlanma maliyetleriyle tekrar 100 trilyon doların altına inecek. Raporun Türkiye ekonomisine ayrılan kısmında GSYH büyüklüğü bakımından 2022’de ilk 20’de yer alan ekonominin 2023’te 22. sıraya gerilemesi, ancak raporun kapsadığı 2027 yılı itibariyle tekrar dünyanın en büyük 17. ekonomisi olması ve 2037’de de bu sıralamasını koruyacağı öngörülüyor.

“Enflasyon sorunu devam edecek”

Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu’na göre, Türkiye ekonomisindeki yavaşlamanın temel nedeni ihracat siparişlerindeki gerileme.

Küresel ekonomide de resesyon ihtimalinin arttığına işaret eden Prof. Aslanoğlu, “Seçime doğru giderken, asgari ücret artışı ve kredi destekleri gibi Türkiye’de büyümeyi iç talebi destekleyecek adımlarla sağlamayı amaçlayan politikalar uygulanıyor. İlk 5-6 ayda büyüme yüzde 4’ün üzerine çıkarılabilir fakat bu talebi canlandırma adımları enflasyon için olumsuz bir tabloya neden olacak” değerlendirmesinde bulunuyor.

“Seçim sonrasında yoksulluk artacak”

Baz etkisinin devreye girmesi ile beraber 2022 sonunda TÜFE’nin yüzde 60-70 seviyelerine çekilebileceği öngörülüyor. TCMB’nin 2023 projeksiyonuna göre ise yeni yılda enflasyondaki kademeli düşüş sürecek ve 2023 sonunda yüzde 20 seviyeleri görülecek.

Ancak uluslararası kurumlar enflasyon konusunda TCMB kadar iyimser değil. IMF ve OECD’nin Türkiye’nin 2023 enflasyonuna ilişkin beklentileri yüzde 35-50 bandında seyrediyor.

Enflasyondaki artış eğiliminin Türkiye’de yoksulluğu kalıcı hale getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Öner Günçavdı, “2023 kritik bir yıl olarak yoksulluğun artarak devam edeceği bir dönem olacak. Özellikle dar gelirliler aleyhine işleyen seçim ekonomisi, 2023 seçimlerinden sonra asıl sonuçlarını gösterecek ve ne yazık ki vatandaşların daha da fakirleşmesi gündeme gelecek” diye konuşuyor.

İhracattaki yavaşlama 2023’te de sürecek

2022’nin Ocak-Ekim döneminde genel ticaret sistemine göre ihracat bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 15,4 artarak 209 milyar 394 milyon dolar oldu. Özellikle son aylarda ana ihracat pazarlarındaki talep daralması ve artan enerji-hammadde maliyetleri ihracat performansını olumsuz etkilemeye başladı.

Yılın tamamı için 250 milyar dolarlık ihracat hedefine ulaşılması muhtemel olsa da 2023’te küresel gelişmelerin etkisi ile ihracatta ciddi bir sıçrama yaşanması beklenmiyor. Yeni yılda içeride yüksek enflasyon ve siyasi belirsizlikler, dışarıda ise bölgesel çatışmalar, artan enerji fiyatları ve hammadde tedariğindeki sorunlar ihracat artışı önündeki başlıca engeller olarak öne çıkıyor.

Mevcut küresel şartlar düşünüldüğünde Türkiye’nin 2022’deki ihracat performansını 2023’te göstermesinin mümkün olmadığını belirten Prof. Dr. Öner Günçavdı, “Hem dış talebin yavaşlaması hem de hükümetin döviz kurunu seçim öncesinde düşük tutmaya çalışmadı ile düşen rekabet gücü ihracatı frenleyecek” diyor.

Cari açık önemli bir risk unsuru

2023 yılında Türkiye ekonomisindeki en kritik başlıklardan biri de cari açık olacak. Son açıklanan TCMB verilerine göre cari denge son olarak ekimde 359 milyon dolar açık verdi.

Cari dengede aylık olarak yılın en düşük seviyesi görülürken Ekim açığıyla birlikte cari denge 12 ay üst üste aylık açık vermiş oldu. Yıllık cari açık ise 43,5 milyar dolarla 2018’den bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Ocak-Ekim döneminde ise cari açık 38,2 milyar dolar oldu.

“Seçim sonrası politikalar belirleyici olacak”

2022 sonu için cari işlemler açığının yaklaşık 50 milyar dolar olması bekleniyor. Cari İşlemler Hesabı’nın GSYH’ye oranına bakıldığında ise 2021’deki yüzde 1,9’luk gerçekleşmenin 2022 sonu itibariyle yüzde 4,8’e çıkması öngörülüyor. OVP’deki 2023 hedefi yüzde 2,5 olarak kayıtlara geçerken IMF’nin öngörüsü ise 2023 için yüzde 3,9 olarak açıklandı.

Seçim sonrasına denk düşen 2023’ün ikinci yarısında ekonomideki gidişatın şu an için belirsiz olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, “Hem kurlardaki hem de enflasyondaki yukarı gidiş dinamiği, yaz aylarından itibaren devreye girmeye başlayabilir. Bu noktada seçim sonrasında nasıl bir para politikası ve nasıl bir ekonomi politikası uygulanacağı belirleyici olacak” diye konuşuyor.

Paylaşın

Açlık Sınırı 8 Bin 130, Asgari Ücret 8 bin 506 TL

Aralık ayında açlık sınırı kasım ayına göre 343 lira artarak 8 bin 130 liraya, yoksulluk sınırı da bin 119 lira artarak 26 bin 483 liraya yükseldi. Asgari ücret bir hafta önce hükümet ve işverenler tarafından 8 bin 506 lira olarak belirlenmişti.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), Aralık ayına dair açlık ve yoksulluk sınırı verilerini paylaştı. Buna göre açlık sınırı Kasım ayına göre 343 TL artarak 8 bin 130 TL’ye, yoksulluk sınırı da bin 119 TL artarak 26 bin 483 TL’ye yükseldi.

TÜRK-İŞ’in yıllık çizelgesine göre açlık sınırının, yılın başından beri her ay ortalama olarak 300-400 TL civarında arttığı görülüyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda işçiyi temsil eden TÜRK-İŞ 9 bin TL talebinde bulunmuş, ancak teklifleri kabul edilmediği için son toplantıya katılmamıştı. Hükümet ve işverenlerin imzasıyla 2023 asgari ücreti 8 bin 506 TL olarak belirlenmişti. TÜRK-İŞ’in açıkladığı Aralık rakamlarına göre yeni asgari ücret açlık sınırından sadece 376 TL fazla ve yoksulluk sınırı asgari ücretin yaklaşık 3 katına denk geliyor.

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı açlık sınırı olarak tanımlanırken yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalar da hesaba katılıyor.

“Fiyat artışlarının önüne geçilmeli”

TÜRK-İŞ Aralık ayı verilerine göre aylık gıda harcamalarının tutarı yetişkin erkeklerde 2 bin 452, yetişkin kadınlarda bin 951, 15-19 yaş grubunda 2 bin 422 ve 4-6 yaş grubundaki çocuklarda bin 306 TL olarak hesaplandı.

TÜRK-İŞ’in açıklamasında, ücret gelirlerindeki artışın kısa vadede ferahlık sağladığı, önceliğin fiyat artışlarının önüne geçilmesi olduğu vurgulanarak “Vatandaş, geçen aya göre -yüzde 138 olan ve baz etkisi ile 39 puan azalan yıllık gıda enflasyonuna değil- cebinden çıkan ek harcamaya bakmaktadır” denildi.

“Çocuk sağlığı” vurgusu

Özellikle çocukların beslenmeleri konusunda yaşanan sıkıntılara dikkat çeken TÜRK-İŞ, “Türkiye’de çocuklarına beslenme koymaya maddi durumu yetmeyen aileler, okul kantinlerindeki yiyecekleri satın almakta zorlanan çocuklar, marketlerde bebek mamalarına konulan alarmlar ve çocuk ürünlerinde gerçekleşen polisiye vakalar bunun göstergeleri niteliğindedir” dedi.

Açıklamada, yetersiz beslenmenin bodurluk gibi yansımalarına dikkat çekilerek gelecek nesillerin fizyolojik ve bilişsel gelişimindeki sıkıntıların tüm ülkenin geleceğini olumsuz etkileyeceğine vurgu yapıldı.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Hizmet Üretici Enflasyonu Yüzde 98,82

Hizmet üretici enflasyonu, kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 0,25, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 76,24, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 98,82 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 88,69 artış gösterdi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kasım 2022’ye ilişkin Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı. Kasım ayında H-ÜFE bir önceki aya göre yüzde 0,25, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 76,24, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 98,82 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 88,69 artış gösterdi.

Bir önceki yılın aynı ayına göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 111,71, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 103,81, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 70,88, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 87,16, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 82,11, idari ve destek hizmetlerde yüzde 96,25 artış gerçekleşti.

Bir önceki aya göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 0,37 artış, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 1,67 artış, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 2,90 artış, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 3,39 azalış, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 1,09 azalış, idari ve destek hizmetlerde yüzde 1,05 azalış gerçekleşti.

H-ÜFE sektörlerinden telekomünikasyon hizmetleri yüzde 44,73, hukuk ve muhasebe hizmetleri yüzde 46,67, diğer mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 64,52 ile endekslerin en az arttığı alt sektörler oldu. Buna karşılık hava yolu taşımacılığı hizmetleri yüzde 133,74, programcılık ve yayıncılık hizmetleri yüzde 127,93, reklamcılık ve piyasa araştırması hizmetleri yüzde 124,95 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

H-ÜFE sektörlerinden bilimsel araştırma ve geliştirme hizmetleri yüzde 8,60, konaklama hizmetleri yüzde 5,82, seyahat acentesi, tur operatörü, diğer rezervasyon hizmetleri ve ilgili hizmetler yüzde 5,55 ile endekslerin en fazla azalış gösterdiği alt sektörler oldu. Buna karşılık sinema filmi, video ve televizyon programı yapımcılık hizmetleri, ses kaydı ve müzik yayımlama yüzde 8,60, telekomünikasyon hizmetleri yüzde 4,13, yiyecek ve içecek sunum hizmetleri yüzde 3,64 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Paylaşın

Eylül Ayında Türkiye’nin Brüt Dış Borcu 442 Milyar Dolar Oldu

Eylül ayında Türkiye’nin brüt dış borç stoku 442,9 milyar dolar oldu. Net dış borç stoku 220,6 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Hazine garantili dış borç stoku ise 15,2 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin brüt dış borç stoku eylül ayı itibarıyla 442,9 milyar dolar oldu. Açıklama göre net dış borç stoku  220,6 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Hazine garantili dış borç stoku ise 15,2 milyar dolar oldu.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“‘Türkiye Brüt Dış Borç Stoku’, 30 Eylül 2022 tarihi itibarıyla 442,9 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı ise yüzde 52,6 olmuştur. Aynı tarihte, ‘Türkiye Net Dış Borç Stoku’ ise 220,6 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı yüzde 26,2 olmuştur.

‘AB Tanımlı Genel Yönetim Borç Stoku’, 30 Eylül 2022 tarihi itibarıyla 4.351 milyar TL olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı yüzde 34,8 olmuştur. Aynı tarihte, ‘Kamu Net Borç Stoku’ ise 2.297 milyar TL olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı yüzde 18,3 olmuştur.

Hazine garantili dış borç stoku 30 Eylül 2022 tarihi itibarıyla 15,2 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir.”

Paylaşın

Türkiye’de Milyoner Sayısı Bir Yılda İkiye Katlandı

Türkiye’de bir milyon liranın üzerindeki mevduat hesaplarının sayısı bir yılda yüzde 13,6 artışla 128 milyon 853 bin 933’e çıkarken, 1 milyon ve üzeri hesap sayısı yüzde 89,4 artışla 707 bin 138’e ulaştı. 

Bankacılık sistemindeki mevduat ve katılım hesaplarının hacmi içinde 1 milyon TL ve daha yüksek tutarlı hesapların sayısı arttı.

Geçen yıl Ekim sonunda 410 bin 786 olan bu sayı, bu yıl aynı dönemde yüzde 90,6’ya denk gelen 372 bin 91 artarak, 782 bin 877’ye ulaştığı belirlendi.

Dünya gazetesinden Naki Bakır’ın haberine göre bankacılık sistemindeki tüm mevduat hesaplarının yüzde 0,5’ini oluşturan bu hesaplardaki Ekim sonu bakiyesi 5 trilyon 798,8 milyar lira ile toplam mevduat hacminin yüzde 69,5’ini oluşturdu.

Söz konusu oran bir yıl önce yüzde 58,7 düzeyindeydi. Son bir yılda sistemdeki mevduat hesabı sayısında yüzde 13,7, bir milyon lira ve daha yüksek tutarlı hesapların sayısında ise yüzde 90,6 artış yaşandı.

Ekim 2022 sonu itibariyle bankacılık sistemindeki toplam mevduatın yüzde 26,2’si gerçek kişiler, yüzde 4,9’u resmi kuruluşlar, yüzde 33,4’ü de şirketler olmak üzere toplam yüzde 64,6’sı yurt içi yerleşiklere; yüzde 3,3’ü gerçek kişi, yüzde 1,6’sı şirketler olmak üzere toplam yüzde 4,9’u da yurt dışı yerleşiklere ait “1 milyon ve üzeri” hesaplarda bulunuyor.

Türkiye’de yerleşiklere ait toplam mevduat/ katılım hesabı sayısı bir yılda yüzde 13,6 artışla 128 milyon 853 bin 933’e çıkarken, 1 milyon ve üzeri hesap sayısı yüzde 89,4 artışla 707 bin 138’e ulaştı.

Türk bankacılık sisteminde Ekim sonu itibariyle yurt dışı yerleşiklere ait toplam 551,5 milyar liralık mevduat/katılım hesabının ise 408,4 milyarını, 1 milyon TL ve üzeri hesaplardaki oluşturuyor.

Son bir yılda yurt dışı yerleşiklere ait toplam mevduat hacminin yüzde 119,2, bunun içinde 1 milyon TL üzeri hesaplardaki kısmın ise yüzde 176,2 arttığı dikkati çekiyor.

Geçen yıl ekim ayı sonunda yurt dışı yerleşikler mevduatı içinde yüzde 58,8 olan milyonluk hesapların payının bu yıl aynı tarihte yüzde 74’e yükseldiği görülüyor.

Ekim sonu itibariyle bankacılık sisteminde 148,5 milyon adede ulaşan mevduat/katılım hesaplarının yüzde 94,1 oranındaki 139,8 milyonunu, 10 bin liraya kadar tutarlı hesaplar oluşturuyor.

Ekim 2021-Ekim 2022 döneminde Türk Lirası mevduat/katılım hesaplarının hacmi yüzde 107 büyüyerek 3 trilyon 950,8 milyar liraya çıkarken, döviz tevdiat hesaplarının TL karşılığı yüzde 82,1 artışla 3 trilyon 887 milyar lira oldu.

Paylaşın

2022 Yılında Her Gün 4 Bin 662 Kişi İşten Atıldı

2022 yılının ilk 11 ayında çalışırken işten atılan ve işsizlik ödeneğine başvuran kişi 1 milyon 538 bin 646 kişi oldu. Ortalama her ay 139 bin 876 her gün ise 4 bin 662 kişi işten atıldı. İşten atılmaların en çok yaşandığı il ise 338 bin 845 kişi ile İstanbul olurken, Ankara’da ise işten atılanların sayısı bu yıl bitmeden 103 bin 60 kişi oldu.

2022 yılının son ayıdan açıklanan kasım ayı işsizlik sigortası verilerine göre fondan aslan payını yine işverenler almaya devam etti. Bu yıl fondan işsizlik ödeneği alan işsiz sayısı ocak ayında 482 bin kişi iken kasım ayı itibariyle bu sayı 408 bine düştü.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 2022 yılında Türkiye’deki emek ve çalışma yaşamına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İleri Haber‘in aktardığına göre Ağbaba’nın emek ve çalışma yaşamına ilişkin verileri paylaştığı açıklaması şöyle:

“Bu yılın ilk 11 ayında çalışırken işten atılan ve işsizlik ödeneğine başvuran kişi 1 milyon 538 bin 646 kişi oldu. Erdoğan ve saray sözcüleri her ne kadar, ‘işsizlere iş var iş beğenmiyorlar’ dese de bu yılın 11 ayında ortalama her ay 139 bin 876 her gün ise 4 bin 662 kişi işten atıldı. İşten atılmaların en çok yaşandığı il ise 338 bin 845 kişi ile İstanbul olurken, Ankara’da ise işten atılanların sayısı bu yıl bitmeden 103 bin 60 kişi oldu.

2022 yılının son ayıdan açıklanan kasım ayı işsizlik sigortası verilerine göre fondan aslan payını yine işverenler almaya devam etti. Bu yıl fondan işsizlik ödeneği alan işsiz sayısı ocak ayında 482 bin kişi iken kasım ayı itibariyle bu sayı 408 bine düştü. Ayrıca; bu yıl ocak-kasım ayları arasında işsizlere fondan verilen ödenek miktarı toplamda 11,2 milyar TL iken, bu aylar arasında işverenlere verilen destek toplamı tamı tamına 25 milyar 52 milyon TL’ye yükseldi. Yani işverenler işsizlerden fondan tam iki kat daha fazla para kullanmış oldu.  Resmi verilerde dahi 3 milyon 5 yüz bin işsizin olduğu ülkede kasım ayı itibariyle işsizlik ödeneği alan işsiz sayısı resmi verilere göre 408 bin kişi ile sınırlı kaldı.

Yılın ilk 6 ayında yüzde 29,32 ile ikinci kez zam yapılarak 5500 TL’ye çıkartılan asgari ücret, 2023 yılı için belirlenen 8500 TL asgari ücretin alım gücü olarak kat be kat üstünde yer aldı. Daha cebe girmeyen 8500 TL asgari ücret; bulgurda, pirinçte, tavuk etinden, sebzede aralık ayında alım gücü olarak daha şimdiden 5500 TL’nin altında kaldı.

2022 yılında ücretler yüksek enflasyon karşısında erirken, emekçilerin milli gelirden aldığı payda bir yılda 3,2 puan azaldı. 2021 3. çeyrekte yüzde 29,5 olan işgücü ödemelerinin yurt içi hâsıla içindeki payı 2022 3. çeyrekte yüzde 26,3’e geriledi. Emeğin milli gelirden aldığı pay bir yılda 3,2 puan azaldı. Ortalama açlık sınırının 8 bin TL’yi yoksulluk sınırının ise 25 bin TL’yi aştığı 2022 yılında; tüm ücretler açlık ve yoksulluk sınırı altında kaldı.

Çalışan işçi sayısındaki artış ile sendika üyesi olan işçi sayısındaki artış arasındaki fark dikkat çekici boyutlara ulaştı. Çalışma Bakanlığı verilerine göre Ocak 2022’den Temmuz 2022’ye kadar çalışan işçi sayısındaki artış 693 bin kişi iken sendika üyeliğindeki 6 aylık artış ise sadece 91 bin kişi ile sınırlı kaldı. 2022 yılında Türkiye’de 15,9 milyon işçinin sadece yüzde 14,26’sı sendika üyesi olarak kayıtlara geçti. İşçilerin 13,7 milyonu sendika hakkından mahrum kalırken, 2022 yılında yasaklanan iki grev ile AKP iktidarında erteleme adı atında yasaklanan grevlerin sayısı 19’a çıktı.

Denetimsizlik ve ihmal sonucunda, AKP’nin sözde kader dediği düzende işçiler 2022 yılında da iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etti. 2022 yılı henüz bitmeden iş yerlerinde en az 1679 işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti.  Yaşların 14 ile 17 arasında değişen 51 çocuk işçi de yaşamını yitirdi.”

Paylaşın

Faiz Düştü, Döviz Kurları Düşmedi; Türkiye’de Döviz Krizi Tehlikesi Var Mı?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 24 Kasım’da politika faizini 150 baz puan daha indirerek yüzde 9’a çekti. Böylece 2 yıl aradan sonra TCMB’nin politika faizi yeniden tek haneye inmiş oldu.

Geçen yıl Eylül-Aralık döneminde 500 baz puanlık faiz indirimi yapan Merkez Bankası, bu yıl ise Ağustos-Kasım döneminde yine 500 baz puanlık indirime imza attı ve “indirim döngüsünü sonlandırdığını” ilan etti.

Aradan geçen yaklaşık 14 aylık dönemde dolar kuru 8,30’dan 18,60’a çıkarken, resmi tüketici enflasyonu ise yüzde 19’dan yüzde 85’e kadar yükseldi. Üretici enflasyonu ise ekim ayında yüzde 157’yi görerek rekor kırdı. Ancak faizde tek haneye inilmesine rağmen dolar kurunda geriye dönüş sağlanamadı. Kur seviyesi 18.50-18.70 bandında kaldı.

Türkiye’de enflasyon açısından kritik bir parametre olan dolar kuru seviyesi, TCMB’nin döviz satışı, bazı ülkelerle yapılan swap işlemleri, ihracatçılara getirilen yükümlülükler ve Kur Korumalı Mevduat (KKM) ile Ağustos ayından beri 18 Türk Lirası (TL) bandında stabil duruyor. Son bir ayda ise 18.60-18.70 seviyesine demir atmış durumda.

Hükümet dolar kurunu tutmaya çalışırken ihracatçılar ise dış ticarette avantaj kazanmak için dolar kurunun 20 TL üzerine çıkması gerektiği görüşünde. Seçimlerden sonra sert bir kur artışı bekleyişi hakim. Uzmanlara göre de kurun suni şekilde sabit tutulmaya devam edilmesi halinde Türkiye’de döviz krizi tehlikesi yaşanabilir.

Seçimler belirleyici olacak

Ekim ayı sonunda açıklanan Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda yer alan bilgilere göre dolar/TL’nin 2023’ü 21,51 lira seviyesinde tamamlaması hedefleniyor. Programa göre vatandaşın ve şirketlerin dövize yönelmesini engellemek için geliştirilen KKM 2023 yılında da devam edecek ve bu sistem için 25 milyar TL kaynak ayrılmış durumda. Ancak pek çok uluslararası kuruluş ve ekonomiste göre, dolar kuru 2023’te çok daha yüksek seviyeleri görebilir.

Örneğin uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Türkiye’de dolar kurunun seviyesini 2023 yılı için 3 farklı senaryoya göre değerlendirirken Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilmesi ancak AKP’nin Meclis çoğunluğunu kaybetmesi halinde, dolar kurunun 2023 yılında 23,2 TL, 2024 yılında 24,6 TL, 2025 yılında ise 24,5 TL seviyesini göreceği tahmininde bulundu.

Erdoğan’ın yeniden seçilmesi ve AKP’nin Meclis çoğunluğunu da kazanması halinde dolar kurunun 2023 yılında 28 TL, 2024 yılında 39,9 TL, 2025 yılında 39,7 TL’yi bulacağını öngören Fitch, muhalefetin hem cumhurbaşkanlığını hem parlamento çoğunluğunu kazanması halinde ise dolar kurunun 2023’te 24,2 lira, 2024’te 22,5 lira, 2025’te ise 18,2 TL seviyesinde olacağı öngörüsünde bulundu.

“Hâlâ hesapların yüzde 50’den fazlası dövizde”

DW Türkçe’den Aram Ekin Duran’a konuşan ekonomi yazarı Barış Soydan, hükümetin dövize karşı TL’yi özendirmek için attığı adımlar ile Aralık 2021’de 240 milyar dolar seviyesinde olan Türkiye’deki toplam döviz hesaplarının önceki hafta 200 milyar doların altını gördüğünü belirtiyor. Soydan buna karşın hâlâ vatandaşların banka mevduatlarının yüzde 50’den fazlasının döviz hesaplarından oluştuğunu dile getiriyor.

TCMB rezervlerinden satılan yaklaşık 100 milyar dolar sonrasında, ihracatçılara ve turizmcilere döviz gelirlerinin yüzde 40’ını TCMB’ye satma zorunluluğu getirildiğine işaret eden Barış Soydan, şöyle konuşuyor:

“Bu normal bir uygulama değil. Hatta ben buna finansal OHAL diyorum. Bu uygulamanın olağanüstü olduğunu nereden çıkarıyorum peki, çünkü başka ülkelerde yok. Bir tek savaş sonrası Rusya bu adımı attı. Yani ancak savaş koşullarında yapılan bir uygulama var bugün Türkiye’de.”

Bu olağanüstü uygulamalar sayesinde TCMB rezervlerinin eriyip bitmesinin önüne geçilebildiğini de sözlerine ekleyen Soydan, “Bununla birlikte Rusya, Katar ve Suudi Arabistan’dan gelen ve gelecek olan paralar ile birlikte rezervler yükselmeye bile başladı diyebiliriz” diyor.

“Önlemler uzarsa döviz krizi yaşanabilir”

Söz konusu para girişleri ile birlikte seçime kadar geçecek sürede dolar kurunun mevcut seviyelerde tutulabileceğini kaydeden Soydan’a göre, orta vadede ise bu önlemlerin devam etmesi Türkiye ekonomisinde çok ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir.

Seçim sonrası dolar kurunda sert bir artış olma olasılığının yüksek olduğunu dile getiren Soydan, “Giderek artan cari açık varken bu sistem çok fazla sürdürülemez. Türkiye’nin ihracat artışı yüzde 1’e indi, ihracat artışı ise yüzde 30’lara çıktı. Böyle giderse Türkiye duvara çarpar. Bir döviz krizi yaşanır” şeklinde konuşuyor.

Soydan, yapılan son akademik araştırmalara göre dolar kurunda yaşanacak her yüzde 100 artışın enflasyona yüzde 50 gibi çok ciddi bir oranda etki edeceğinin ortaya konduğuna da işaret ediyor.

Faiz düştü, dolar düşmedi

TCMB 24 Kasım’da politika faizini 150 baz puan daha indirerek yüzde 9’a çekti. Böylece 2 yıl aradan sonra TCMB’nin politika faizi yeniden tek haneye inmiş oldu. Geçen yıl Eylül-Aralık döneminde 500 baz puanlık faiz indirimi yapan Merkez Bankası, bu yıl ise Ağustos-Kasım döneminde yine 500 baz puanlık indirime imza attı ve “indirim döngüsünü sonlandırdığını” ilan etti.

Aradan geçen yaklaşık 14 aylık dönemde dolar kuru 8,30’dan 18,60’a çıkarken, resmi tüketici enflasyonu ise yüzde 19’dan yüzde 85’e kadar yükseldi. Üretici enflasyonu ise ekim ayında yüzde 157’yi görerek rekor kırdı. Ancak faizde tek haneye inilmesine rağmen dolar kurunda geriye dönüş sağlanamadı. Kur seviyesi 18.50-18.70 bandında kaldı.

“Hükümetin kur artışına tahammülü yok”

Beykoz Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Evren Bolgün, son bir yıldır ekonomi yönetiminin “yarı katı” sermaye kontrolleri ile dolar kurunun belli bir seviyenin üstüne çıkmasını engellediğine işaret ediyor.

Kurun tutulmasında öncellikle TCMB rezervlerinden “arka kapı” yöntemi ile satılan yaklaşık 100 milyar doların büyük etkisi olduğunu kaydeden Doç. Dr. Bolgün, “Seçime gidilirken hükümetin kur artışına hiçbir tahammülü yok. Çünkü kur artışı başta enflasyon olmak üzere bütün dinamiği bozuyor” diye konuşuyor.

“Dolar kuru 20-21 TL olmalı”

Alınana tüm önlemler nedeni ile seçime kadarki 5 aylık süreçte dolar kurunda çok büyük oynamalar beklemediğini ifade eden Bolgün’e göre, öte yandan cari açık sorununa karşı seçime kadarki süreçte 20-21 TL bandında bir dolar kuruna izin verilmesi gerekiyor.

Seçimden sonra iktidarın değişmesi halinde ise ekonomi politikalarında ciddi bir dönüşüm beklentisi olduğuna işaret eden Bolgün, “Ekonomi politikasında radikal bir değişim olması halinde, halihazırdaki yüzde 9’luk TCMB faizinin yüzde 30’un üzerine çıkarılması ile karşı karşıya kalabiliriz. Bu da ister istemez dolar kuru dahil tüm parametreleri değiştirecektir” değerlendirmesinde bulunuyor.

Paylaşın

Kiralık Konut Fiyatları Yüzde 168 Arttı

Kasım ayında ülke genelinde kiralık konut ilan metrekare fiyatı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 168 oranında arttı. Kira fiyatlarındaki aylık artış ise yüzde 7,7 oldu. Antalya, yıllık yüzde 302,3 artışla en yüksek kira artış oranının gözlemlendiği il oldu; ardından Trabzon, Denizli, Mersin ve Eskişehir geldi.

Haber Merkezi / Kiralık konut ilan metrekare fiyatı ülke genelinde 67 TL’ye yükselirken, İstanbul’da 94,1 TL, Ankara’da 45 TL, İzmir’de 65 TL oldu. Enflasyondan arındırılmış (reel) kira fiyatları da hem ülke genelinde hem de üç büyükşehirde arttı.

Geçen yılın Kasım ayına göre Türkiye genelinde ortalama satılık konut ilan m2 cari fiyatı yüzde 174,1 artarak 15.072 TL oldu. Satılık konut ilan m2 cari fiyatları aynı dönemde İstanbul’da yüzde 190,5, Ankara yüzde 181,7, İzmir’de yüzde 169,1 arttı.

Ortalama satılık konut m2 fiyatları İstanbul’da 22.273 TL, Ankara’da 9.960 TL ve İzmir’de 17.067 TL oldu. Son aylarda konut satış fiyatlarının yıllık artış hızındaki gerileme Kasım ayında da devam etti.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Türkiye’de satılık ve kiralık konut fiyatlarına ilişkin Aralık ayı raporlarını yayımladı.

Buna göre, Kasım 2022’de Türkiye genelindeki satılık konutlarda metrekare cari fiyatı geçen yılın aynı dönemine kıyasla ortalama yüzde 174,1 artarak 15 bin 72 Türk Lirası (TL) olarak kaydedildi.

Türkiye genelindeki kiralık konutlarda metrekare fiyatındaki yıllık artış oranı Kasım’da ortalama yüzde 168 olarak kaydedilirken, kiralık konut ilanlarında metrekare fiyatı da 67 Türk Lirası oldu.

Kira artışları hız kazandı, en yüksek artış Antalya’da

“Kiralık Konut Piyasası Görünümü Aralık 2022” başlıklı rapora göre, Kasım’da Türkiye genelindeki kira fiyatlarındaki yıllık değişim Mayıs ve Ekim arasındaki düşüşten sonra artış gösterdi. Ekim’de yüzde 159,2 olan kira fiyatlarının yıllık artış oranı Kasım’da yüzde 168’e yükseldi.

Kasım ayında Antalya en yüksek kira artış oranının gözlemlendiği il oldu. Antalya’da ortalama kira bir yılda 4 katından fazlaya yükselerek, yüzde 302,3 oranında arttı.

En yüksek fiyat artışı görülen diğer iller Trabzon (yüzde 208,2), Denizli (yüzde 207,7), Mersin (yüzde 185,7) ve Eskişehir’dir (yüzde 175,3) oldu.

Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’da kira fiyatlarınki yıllık artış yüzde 147,7, Ankara’da yüzde 150 ve İzmir’de yüzde 160 olarak kaydedildi.

Kira artışının en düşük olduğu il ise yüzde 98,4 ile Kahramanmaraş oldu. Bunu yüzde 100’lük artış ile Diyarbakır ve yüzde 120,6’lık artış ile Gaziantep izledi.

Satılık konut fiyatlarındaki en yüksek artış Mersin’de

“Satılık Konut Piyasası Görünümü Aralık 2022” başlıklı raporda satılık konut fiyatlarındaki yıllık artış oranının Türkiye genelinde geçen ay olduğu gibi düştüğü belirtilerek, Ekim’de yüzde 191,4 olan yıllık fiyat artışının Kasım’da yüzde 174,1’e gerilediği ifade edildi.

Raporda, satılık konut fiyatlarının en fazla arttığı ilin Mersin olduğu ifade edildi. Mersin’de yıllık artış yüzde 209,8 olarak kaydedilirken, bunu yüzde 202,2 ile Kocaeli ve yüzde 198,3 ile Antalya izledi.

Satılık konutlarda İstanbul’daki yıllık artış yüzde 190,5 olarak kaydedilirken, Ankara’daki artış yüzde 181,7 oldu. Türkiye’nin üçüncü büyük kenti İzmir’de ise yıllık artış yüzde 169,1 olarak kaydedildi.

Paylaşın

Asgari Ücret, Vatandaşı Yine Soğukta Bırakacak

CHP’li Ahmet Akın, “Asgari ücretli olarak çalışanların 1 Şubat 2023 tarihinde alacağı 8 bin 506 liranın dörtte birine denk geliyor. Başka bir deyişle asgari ücretli bir vatandaş kış aylarında bundan sonra enerjiye hiç zam yapılmasa bile aldığı aylık maaşının yüzde 25’ini temel bir ihtiyaç olan ısınma için harcamak zorunda kalacak.” dedi.

Kış aylarında ısınma ihtiyacı nedeniyle enerji kullanımı artmaya başlarken Türkiye’de ücretli çalışanların yarısından fazlasını ilgilendiren 2023 yılının asgari ücreti, vatandaşı yine soğukta bırakacak.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, asgari ücretli çalışanların ısınmak için battaniyeye mahkum edildiğini belirtti.

BirGün’de yer alan habere göre; CHP’li Akın’ın, 2023 yılı asgari ücretiyle ilgili yaptığı çalışmada özetle şunlar yer aldı:

“Elektrikte asgari tüketim olarak kabul edilen 240 kilovatsaatin faturaya yansıması 417 lira olarak hesaplanıyor. Kış aylarında ısınma amacıyla günlük 10 metreküp doğalgazın bir aylık tüketim faturası ise bin 716 liraya olarak belirleniyor. Buna göre yalnızca asgari tüketimde doğalgaz ve elektrik faturası toplam 2 bin 133 liraya denk geliyor.

Asgari ücretli olarak çalışanların 1 Şubat 2023 tarihinde alacağı 8 bin 506 liranın dörtte birine denk geliyor. Başka bir deyişle asgari ücretli bir vatandaş kış aylarında bundan sonra enerjiye hiç zam yapılmasa bile aldığı aylık maaşının yüzde 25’ini temel bir ihtiyaç olan ısınma için harcamak zorunda kalacak.”

Akın, iktidarın asgari ücretini müjde olarak sunmasının gerçeği yansıtmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

“İktidar asgari ücretlilere ısınmak için kombiyi kapat, battaniyeye sarıl diyor. Üstelik asgari ücrete yapılan artış vatandaşın cebine Şubat 2023’te girecek. Dolayısıyla aralık ve ocak aylarında asgari ücretle çalışan vatandaşlarımız ısınma ihtiyaçlarını karşılamakta çok zorlanacak. Şubat ayına gelindiğinde de ücretin yüzde 25’i yalnızca elektrik ve doğalgaz faturasına gidecek.”

Paylaşın