Türkiye’de Her 10 Kişiden 8’i Geçinemiyor

ASAL Araştırma’nın anketin katılan vatandaşların yüzde 53’ü zar zor geçindiğini, yüzde 29,4’ü “hiç geçinemediğini, borçlandığını söyledi. Bu, vatandaşların yüzde 82,4’ünün ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını ortaya koyuyor.

ASAL Araştırma ve Danışmanlık tarafından yapılan “Türkiye Siyasi Gündem Temmuz 2025” araştırması, Türkiye’de yaşanan ekonomik sorunların toplumsal etkilerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne serdi. 7-13 Temmuz 2025 tarihleri arasında 26 ilde 1985 kişiyle yapılan anket, halkın büyük çoğunluğunun geçim sıkıntısı yaşadığını ortaya koydu.

Ankete göre, vatandaşların yüzde 53’ü “zar zor geçindim” derken, yüzde 29,4’ü “hiç geçinemedim, borçlandım” yanıtını verdi. Bu iki yanıt birlikte değerlendirildiğinde, Temmuz ayında toplumun yüzde 82,4’ünün ciddi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldığı görülüyor.

Ankete katılanların sadece yüzde 9,5’i ekonomik olarak zorluk yaşamadığını, “geçim konusunda sorun yaşamadım” diyerek ifade etti. “Geçindim ve kenara para da ayırabildim” diyenlerin oranı ise yüzde 4,2 ile sınırlı kaldı. Öte yandan, herhangi bir görüş belirtmeyen ya da soruya yanıt vermeyenlerin oranı yüzde 3,9 olarak kayıtlara geçti.

Araştırma sonuçlarına göre, geçim sıkıntısı yaşayanların oranı her 10 kişiden 8’i aşarak yüzde 82,4’e ulaştı. Bu durum, temel ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan zorlukların geniş kitleler üzerinde etkili olduğunu gösterdi.

ASAL’ın yayımladığı bilgilere göre araştırma, Türkiye genelinde 26 ilde, 18 yaş ve üzeri seçmen nüfusu temsil eden 1985 kişiyle bilgisayar destekli telefon görüşmeleri (CATI) yöntemiyle gerçekleştirildi. yüzde 95 güven düzeyi ve ±2,45 hata payı ile yapılan çalışmada, örneklem dağılımı TÜİK NUTS-2 sistemine göre belirlendi.

Paylaşın

Ekmek Fiyatları Son İki Yılda Yüzde 153 Arttı

1 Ağustos’tan itibaren geçerli olan düzenlemeyle 200 gram ekmek 15 liraya, 270 gram ekmek ise 20 liraya yükseldi. Bu zamla birlikte, ekmek fiyatlarındaki artış son iki yılda yüzde 153’e ulaştı.

2025 yılı için net 22 bin 104 lira olarak belirlenen asgari ücrete yıl içinde herhangi bir ara zam yapılmazken, temel gıda maddelerinden biri olan ekmekte yeni bir fiyat artışı daha yaşandı. 1 Ağustos’tan itibaren geçerli olan düzenlemeyle 200 gram ekmek 15 TL’ye, 270 gram ekmek ise 20 TL’ye yükseldi. Böylece ülke genelinde ekmeğin kilogram fiyatı 75 lira olarak belirlendi.

Fiyat artışı, ocak ayında belirlenen 62,5 liralık kilogram tavan fiyatına göre yüzde 20’lik bir zamma işaret etse de, çalışanların alım gücü açısından etkisi bununla sınırlı kalmadı. Çünkü aynı asgari ücretle, zam öncesi dönemde 12 TL olan ekmek fiyatı üzerinden 1.842 adet ekmek alınabiliyorken, zam sonrası bu sayı 1.473’e düştü. Yani, asgari ücretli yalnızca bu zam nedeniyle 369 adet daha az ekmek alabilir hâle geldi.

Ekonomist İnan Mutlu tarafından kamuoyuyla paylaşılan grafik, bu farkı görsel olarak da ortaya koydu. Temmuz 2023’ü 100 kabul eden endekse göre, Temmuz 2025’te ekmek fiyatları 252,92 puana yükselirken, asgari ücret endeksi 193,86 puanda kaldı. Mutlu, paylaşımında “Temmuz 2023’ten beri asgari ücret yüzde 94 arttı, ekmek fiyatlarındaki artış ise yüzde 153’e ulaştı” ifadelerine yer verdi. Endeksler başlangıçta aynı seviyede olmasına rağmen, iki yıl içinde yaklaşık 60 puanlık bir fark oluştu.

Bu tablo, yalnızca fiyat artışlarını değil, aynı zamanda çalışanların temel gıdaya erişimindeki kademeli kaybı da gözler önüne seriyor. Aynı maaşla daha az ekmek alınabiliyor olması, yalnızca zam oranlarıyla değil, yaşamsal ihtiyaçlarla doğrudan ilgili bir sorun hâline geliyor.

Fırıncılar Federasyonu Başkanı Halil İbrahim Balcı, yapılan artışın maliyetlere göre hesaplandığını ve yıl sonuna kadar yeni bir zam öngörülmediğini açıkladı. Ocak ayında 62,5 lira olarak uygulamaya konan kilogram tavan fiyatının, Temmuz sonu itibarıyla 75 liraya çıkarıldığını belirten Balcı, bu artışın “yüzde 20 ile sınırlı” olduğunu söyledi. Ancak açıklanan oran, son iki yıllık eğilimlerle birlikte değerlendirildiğinde çalışanlar açısından daha geniş bir alım gücü kaybına işaret ediyor.

Paylaşın

ABD Merkez Bankası’ndan Faiz Oranlarını Sabit Tutma Kararı

ABD Merkez Bankası (Fed), politika faizini yüzde 4,25 – 4,50 aralığında sabit tutma kararı aldı. Fed Başkanı Jerome Powell, mevcut para politika duruşunun olası gelişmelere çabuk yanıt verebilmek için uygun bir pozisyonda olduğunu söyledi.

ABD Merkez Bankası (FED), Federal Açık Piyasa Komitesi politika toplantısının sonunda, piyasa beklentilerine paralel olarak, politika faizini yüzde 4,25 – 4,50 aralığında sabit tutma kararı aldı. Fed böylece 5 toplantı üst üste faizlerde değişikliğe gitmedi.

Faiz kararı 2’ye karşı 9 oyla alındı. Fed üyelerinden Michelle Bowman ve Christopher Waller 25 baz puan indirimden yana oy kullandı. Böylece 1993 yılından beri ilk kez 2 Fed üyesi karara karşı oy kullandı.

Karar metninde, “Net ihracattaki dalgalanmalar verileri etkilemeye devam etse de, son göstergeler yılın ilk yarısında ekonomik aktivitede büyümenin ılımlılaştığını gösteriyor” ifadesi yer aldı. Fed daha önce büyümeyi “sağlam bir hızda” büyüme olarak nitelendirmişti.

Çoğu politika yapıcı, Fed’in tarifelerin enflasyon üzerindeki etkisini ölçmek için faiz indirimlerinden uzak durması gerektiğini savundu. Bazı yetkililer ise güçlü işgücü piyasasının sabırlı kalmalarına olanak sağladığını vurguladı.

Açıklamada işsizlik oranının düşük seyretmeye devam ettiği, işgücü piyasasının sağlam olduğu ve enflasyonun “bir miktar yüksek kalmaya devam ettiği” ifade edildi.

Haziran toplantısında Fed yetkilileri, yıl sonuna kadar 2 indirim öngörmüştü. Yatırımcıların bu toplantıda faiz indirimi beklentisi çok düşüktü, ancak piyasalarda Eylül ayında faiz indirimi ihtimali yaklaşık yüzde 60 olarak fiyatlanıyor.

Sıkça Fed Başkanı Powell’ı faiz konusunda eleştiren ABD Başkanı Donald Trump karardan hemen önce açıklama yaparak Fed’den bugün indirim beklemediğini söyledi. Trump “Fed’in Eylül’de faiz indireceğini duydum. Bugün faiz indirse bile Powell her zaman fazla geç kalıyor” dedi.

Karar sonrası konuşan Fed Başkanı Jerome Powell mevcut para politika duruşunun olası gelişmelere çabuk yanıt verebilmek için uygun bir pozisyonda olduğunu söyledi. Powell Eylül ayına dair henüz bir karar almadıklarını, verileri göz önünde bulundurarak karar vereceklerini belirtti.

Powell’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle;

Artan belirsizliğe rağmen ekonomi iyi konumda.
İşsizlik düşük ve dar bir bantta hareket etmeye devam ediyor.
Para politikamız ılımlı şekilde sıkılaştırıcı.
Enflasyon 2022’ye göre geriledi ancak hala yüksek.
Tarife müzakerelerinde gelişmeler var ama biz hala beklemek istiyoruz. Hala çok belirsizlik var.
Tüketici fiyatlarında bir miktar yukarı hareket görmeye başlıyoruz.
Şu anda gördüğümüz şey, gümrük vergileri kaynaklı enflasyonun başlangıç aşaması.

ABD’de Haziran ayında enflasyon, beşinci ay üst üste tahminlerin altında kaldı; ancak oyuncaklar, giyim eşyaları ve elektronik eşyalar gibi gümrük vergilerine doğrudan maruz kalan bazı malların fiyatları arttı. İşsizlik oranı ise yüzde 4,1’e geriledi.

Paylaşın

TÜİK Duyurdu: Ekonomiye Güven Azaldı

Ekonomik güven endeksi haziran ayında 96,7 iken, temmuz ayında yüzde 0,4 oranında azalarak 96,3 değerini aldı. Endeksin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ekonomik Güven Endeksi Temmuz 2025 verilerini açıkladı. Buna göre; Ekonomik güven endeksi haziran ayında 96,7 iken, temmuz ayında yüzde 0,4 oranında azalarak 96,3 değerini aldı.

Bir önceki aya göre Temmuz ayında tüketici güven endeksi yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 değerini, reel kesim (imalat sanayi) güven endeksi yüzde 0,5 oranında artarak 98,9 değerini, hizmet sektörü güven endeksi yüzde 0,8 oranında azalarak 110,0 değerini, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 0,5 oranında azalarak 107,9 değerini, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 2,2 oranında artarak 88,8 değerini aldı.

Ekonomik güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endekstir. Endeks, mevsim etkilerinden arındırılmış tüketici güven endeksi, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörleri güven endekslerinin alt endekslerinin ağırlıklandırılarak birleştirilmesinden oluşmaktadır.

Ekonomik güven endeksi hesaplamasında, her bir sektörün ağırlığı o sektörün normalleştirilmiş alt endekslerine eşit dağıtılarak uygulanmakta, güven endekslerine doğrudan uygulanmamaktadır. Bu kapsamda tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörlerine ait toplam 20 alt endeks hesaplamada kullanılmaktadır.

Ekonomik güven endeksinin hesaplamasında kullanılan alt endeksler her ayın ilk iki haftasında derlenen veriler kullanılarak hesaplanmaktadır. Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği göstermektedir.

Paylaşın

IMF, Türkiye’nin Büyüme Tahminini Yüzde 3,1’e Çıkardı

Uluslararası Para Fonu (IMF), Türkiye ekonomisinin bu yıl için büyüme tahminini yüzde 2,7’den yüzde 3’e, gelecek yıl için büyüme tahminini ise yüzde 3,2’den yüzde 3,3’e yükseltti.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Temmuz ayı Küresel Ekonomik Görünüm raporunu yayımladı. Raporda, 2025 yılı küresel büyüme tahmini yüzde 3, 2026 yılı tahmini ise yüzde 3,1 olarak güncellendi. IMF, nisan ayında yayınladığı önceki raporunda bu oranları sırasıyla yüzde 2,8 ve yüzde 3 olarak öngörmüştü.

Raporda ayrıca, 2026 yılına ilişkin küresel büyüme beklentisinin de 0,1 puanlık artışla yüzde 3,1 seviyesine çıkarıldığı bildirildi. Büyüme tahminlerindeki bu artış; yüksek gümrük vergileri beklentisiyle öne çekilen talepler, ortalamanın altında kalan tarife oranları, ABD dolarındaki zayıflama ve bazı büyük ekonomilerde uygulanan mali genişlemeler gibi faktörlere bağlandı.

IMF, küresel manşet enflasyonun 2025 yılında yüzde 4,2’ye, 2026’da ise yüzde 3,6’ya gerilemesini bekliyor. Enflasyonun ABD’de hedefin üzerinde kalmayı sürdüreceği, buna karşın diğer büyük ekonomilerde daha ılımlı bir seyir izleyeceği kaydedildi.

Ancak raporda ekonomik görünüme dair risklerin ağırlıklı olarak aşağı yönlü olduğu ifade edildi. Küresel tedarik zincirlerinde jeopolitik nedenlerle yaşanabilecek aksamaların emtia fiyatlarını yükseltebileceği, yüksek bütçe açıklarının veya artan riskten kaçınma eğiliminin ise uzun vadeli faiz oranlarını yukarı çekerek finansal koşulları sıkılaştırabileceği vurgulandı. Ayrıca, yüksek belirsizlik düzeyinin ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturabileceği belirtildi.

Olumlu senaryoda ise, ticaret müzakerelerinde öngörülebilir bir çerçevenin oluşması ve tarife oranlarında düşüş sağlanması halinde küresel büyümenin daha da ivme kazanabileceği değerlendirmesi yapıldı.

IMF raporunda Türkiye ekonomisine yönelik beklentilerde de yukarı yönlü revizyon yapıldı. Buna göre, Türk ekonomisinin 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 2,7’den yüzde 3’e, 2026 tahmini ise yüzde 3,2’den yüzde 3,3’e çıkarıldı.

Rapora göre, ABD ekonomisine ilişkin 2025 büyüme tahmini yüzde 2’ye yükseltilirken, 2026 yılı için beklenti yüzde 1,8’den yüzde 1,9’a çıkarıldı. Avro Bölgesi’nde ise 2025 yılı büyüme tahmini yüzde 0,8’den yüzde 1’e yükseldi, 2026 tahmini yüzde 1,2’de sabit tutuldu.

Almanya için 2025 büyüme beklentisi yüzde 0’dan yüzde 0,1’e çıkarılırken, 2026 için yüzde 0,9’da bırakıldı. Fransa’nın büyüme beklentisi bu yıl için yüzde 0,6 ve gelecek yıl için yüzde 1 olarak korunurken, İtalya’nın bu yıla dair tahmini yüzde 0,4’ten yüzde 0,5’e yükseltildi. İspanya için beklentiler 2025’te yüzde 2,5 ve 2026’da yüzde 1,8 olarak sabit kaldı.

Birleşik Krallık için 2025 büyüme beklentisi yüzde 1,1’den 1,2’ye çıkarıldı, 2026 tahmini ise yüzde 1,4’te sabit tutuldu. Japonya ekonomisi için 2025 büyüme tahmini yüzde 0,6’dan 0,7’ye yükseltilirken, 2026 tahmini yüzde 0,6’dan yüzde 0,5’e indirildi.

Yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ülkeler grubunda, Çin ekonomisine dair 2025 büyüme tahmini yüzde 4’ten yüzde 4,8’e yükseltildi. 2026 yılı için tahmin ise yüzde 4’ten yüzde 4,2’ye çıkarıldı.

Hindistan’ın büyüme beklentisi 2025 için yüzde 6,2’den yüzde 6,4’e, 2026 için ise yüzde 6,3’ten yüzde 6,4’e yükseltildi. Buna karşın Rusya’nın 2025 büyüme tahmini yüzde 1,5’ten yüzde 0,9’a düşürüldü. 2026 tahmini ise yüzde 0,9’dan yüzde 1’e çıkarıldı.

Paylaşın

Çaya Bir Zam Daha!

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), kuru çay fiyatlarına ortalama yüzde 3,5 oranında zam yaptı. Zamlı fiyatlar bugünden itibaren raflara yansımaya başladı.

Kuru çaya en son Haziran ortasında yüzde 15, ondan önce ise Eylül 2024’te yüzde 18 oranında zam yapılmıştı.

Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü (ÇAYKUR), kuru çay fiyatlarına ortalama yüzde 3,5 oranında zam yaptı. Zamlı fiyatlar bugünden itibaren raflara yansımaya başladı.

Kuru çaya en son Haziran ortasında yüzde 15, ondan önce ise Eylül 2024’te yüzde 18 oranında zam yapılmıştı.

Artan yaş çay ürün fiyatı, işçi ve işletme maliyetleri gerekçe gösterilerek yapılan zamların önümüzdeki aylarda da devam etmesi bekleniyor.

Sektör temsilcileri, Ağustos ve sonrasında da aylık bazda benzer oranlarda çaya zam yapılmasının beklendiğini söyledi.

Sektör temsilcileri, söz konusu aylık bazda zamların yıl sonuna kadar devam edebileceğini dile getirdi.

Paylaşın

Tekstil Ve Hazır Giyim Sektöründe 300 Firma Konkordato İstedi

Bu yılın ilk yedi ayında, tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren yaklaşık 300 firma, mali kriz nedeniyle konkordato talebinde bulundu: “Bir firmanın konkordato ilanı, hammadde ve hizmet sağlayan yüzlerce firmayı da doğrudan etkiliyor.”

Türkiye’nin tekstil ve hazır giyim sektöründe yaşanan ekonomik sıkıntılar derinleşiyor. Bu yılın ilk yedi ayında yaklaşık 300 firma, mali kriz nedeniyle konkordato talebinde bulundu.

İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Başkanı Ahmet Öksüz, sadece iflas riski taşıyan şirketlerin değil, tedarik zincirinin tamamının bu durumdan olumsuz etkilendiğini belirtti. Öksüz, “Bir firmanın konkordato ilanı, hammadde ve hizmet sağlayan yüzlerce firmayı da doğrudan etkiliyor” dedi.

Öksüz, bankaların alacaklarını güvence altına alırken piyasanın diğer paydaşlarının yeterince korunmadığını vurgulayarak, sistemdeki dengesizliğin sektördeki sorunları büyüttüğünü söyledi. Ayrıca, finansal krizle mücadelede acil yapısal reformların şart olduğunu belirtti.

Reuters’a konuşan Öksüz, konkordato kapsamının yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade ederek, “Konkordato sadece banka ve kamu borçlarını kapsamalı; piyasaya olan borçlar bu kapsam dışında tutulmalı. Aksi halde ticaretin devamlılığı riske girer” diye ekledi. Mevcut uygulamaların piyasalarda kırılganlığa yol açtığını belirten Öksüz, bu konuda değişiklik çağrısında bulundu.

Paylaşın

Tüketicinin Ekonomiye Güveni Düştü

Haziran ayında 85,1 olan tüketici güven endeksi temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Tüketici Güven Endeksi Temmuz 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; Türkiye İstatistik Kurumu ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Haziran ayında 85,1 iken Temmuz ayında yüzde 1,8 oranında azalarak 83,5 oldu.

Alt endekslerden, mevcut dönemde hanenin maddi durumu yüzde -1,8 azalışla 83,5’e, gelecek 12 aylık dönemde hanenin maddi durum beklentisi yüzde -1,6 azalışla 68,2’ye, gelecek 12 aylık dönemde genel ekonomik durum beklentisi yüzde -4,2 azalışla 79’a, gelecek 12 aylık dönemde dayanıklı tüketim mallarına harcama yapma düşüncesi yüzde -0,3 azalışla 102,3’e geriledi.

Tüketici güven endeksi nedir ve neden önemlidir?

Tüketici güven endeksi, aylık tüketici eğilim anketi ile tüketicilerin maddi durum ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri ile gelecek dönem beklentileri, harcama ve tasarruf eğilimleri ölçülmektedir.

Anket sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi 0-200 aralığında değer alabilmektedir. Tüketici güven endeksinin 100’den büyük olması tüketici güveninde iyimser durumu, 100’den küçük olması tüketici güveninde kötümser durumu göstermektedir.

Tüketici eğilimine ilişkin endekslerden, tüketimin finansmanı amacıyla borç kullanma ihtimali endeksinin artması iyimser durumu, azalması ise kötümser durumu göstermektedir.

Benzer şekilde tüketici fiyatlarının değişimine ilişkin düşünce ve beklenti endekslerinin artması tüketici fiyatlarında düşüş düşüncesini/beklentisini, azalması ise tüketici fiyatlarında artış düşüncesini/ beklentisini göstermektedir. İşsiz sayısı beklentisi endeksinin artması işsiz sayısında azalma beklendiğini, endeksin azalması ise işsiz sayısında artış beklendiğini ifade etmektedir.

Paylaşın

Türkiye’de Her Dört Kişiden Biri İcralık

2025’in ilk beş ayında 1 milyon 38 bin kişi borcunu ödeyemediği için icraya verilirken, icra dairelerinde 24 milyonun üzerinde dosya bekliyor. Başka bir ifadeyle, nüfusa oranla yaklaşık her 4 kişiden biri icralık.

Türkiye’de her geçen gün bireysel borçlu sayısı artıyor. Artık her dört kişiden birinin icralık olduğu bilgisini veren CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış, mahalle muhtarlıklarının bile icra tebligatlarıyla dolup taştığını kaydetti. İktidarın “Büyüyoruz” propagandasına tepki gösteren Kış, “İktidar ‘Büyüyoruz’ diyor. Evet, büyüyor ama halkın borcu, bankanın kârı büyüyor” ifadelerini kullandı.

Gülcan Kış’ın paylaştığı veriler ekonomik tabloyu da ortaya koydu:

İcra dairelerinde 24 milyonun üzerinde dosya bekliyor.
Türkiye nüfusuna oranla yaklaşık her 4 kişiden biri icralık.
2025’in ilk beş ayında 1 milyon 38 bin kişi borcunu ödeyemediği için icraya verildi.
Toplam bireysel kredi ve kredi kartı borcu 4,8 trilyon liraya dayandı.
Varlık yönetim şirketleri ve TOKİ dahil toplam borç neredeyse 5 trilyon liraya ulaştı.

Türkiye’de artık insanların borcunu çevirmeye çalıştığını belirten Kış, muhtarlıkların bile icra tebligatıyla dolduğu bilgisini verdi. “Sokakta artık geçim değil, icra konuşuluyor” diyen Kış, Türkiye’nin borç sarmalına sürüklenmesinin baş mimarının da iktidarın ekonomi politikaları ile Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olduğunu ifade etti. Kış, “Şimşek’in uyguladığı ekonomi programı halkı borçlandırıp bankalara kazandırma düzenidir. Faizi artır, kredi kartı faizlerini artır, vatandaşı icraya sürükle. Bankalar 660 milyar lira net kâr açıklıyor. Bu kâr, vatandaşın alın terinden, borcundan geliyor” dedi.

“Bu düzen bankaları yaşatıyor”

Gülcan Kış’ın paylaştığı verilere göre;

Bankaların batık kredi miktarı 432 milyar TL’ye çıktı.
Bireysel borçlar altı ayda yüzde 22 arttı.
Beş ayda 1 milyon kişi icraya verildi.
Cari açık ilk beş ayda 21 milyar doları geçti.
Yalnızca beş ayda faiz ödemesi 10,5 milyar dolara çıktı.
Son 1 yılda faiz ödemesi 24 milyar dolara dayandı.
Kur korumalı mevduat ve döviz hesaplarıyla birlikte dolarizasyon oranı yüzde 41’e ulaştı.

“Bu iktidar halkı değil, bankaları yaşatıyor” diyen Kış, emeklilerin kart faiziyle, esnafın borçla, işçinin icra tehdidiyle yaşadığını söyledi. “Ama bankalar rekor kâr açıklıyor. Bunun adı ekonomi değil, açıkça servet transferidir. Fakirin cebinden alıp faizcilere veriyorlar” diyen Kış, “Türkiye bir avuç sermaye grubunun, faiz çevrelerinin kâr düzenine teslim edilmiştir. Her dört kişiden birini icralık hale getiren bu iktidar, halktan hesap verecek. Bu düzen sandıkta değişecek. Halk borçla susturulamaz, halk bu adaletsizliğe teslim olmaz” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Her Dört Gençten Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda!

Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Karar’dan Berfu Kargı‘nın Avrupa İstatistik Ofisi’nin (Eurostat) 2024 yılı verilerine göre, Türkiye’de 15 – 29 yaş grubundaki gençlerin yüzde 25,9’u ne bir eğitim kurumuna devam ediyor ne de bir işte çalışıyor. NEET (Not in Education, Employment or Training) olarak tanımlanan bu grup, ülkedeki genç nüfusun dörtte birini oluşturuyor.

Eurostat’ın verilerine göre Türkiye’de NEET oranı, 2015’te yüzde 27,9 seviyesindeydi. 2020 yılında pandeminin etkisiyle bu oran yüzde 32’ye çıkarak son 10 yılın zirvesine ulaştı. 2021’den itibaren hafif bir gerileme eğilimi gözlense de 2024 itibarıyla oran hâlâ yüzde 25,9 seviyesinde seyrediyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalaması olan yüzde 11’in çok üzerinde ve Türkiye’yi bu göstergede Avrupa’da ilk sıraya yerleştiriyor.

NEET oranındaki cinsiyet dağılımı, Türkiye’de toplumsal eşitsizliklerin de bir göstergesi niteliğinde. Özellikle 25 – 29 yaş grubunda genç kadınların NEET oranı, erkeklere göre belirgin şekilde daha yüksek. Eurostat, kadınların NEET grubunda erkeklerden ortalama 2 ila 3 kat fazla temsil edildiğini ortaya koyuyor. Ailevi yükümlülükler, çocuk bakımı, geleneksel cinsiyet rolleri ve eğitime erişimdeki engeller bu tabloyu besleyen başlıca etkenler arasında yer alıyor.

NEET oranları bölgesel düzeyde de dikkat çekici farklar gösteriyor. Kent merkezlerinde yaşayan gençlerde oran görece düşük seyrederken, kırsal bölgelerde bu oran artıyor. Eğitim altyapısının zayıf olduğu, istihdam olanaklarının sınırlı kaldığı taşra ve kırsal alanlar, gençlerin sistem dışına itilmesine daha yatkın bir ortam sunuyor.

Gençlerin eğitim seviyesi, NEET grubuna dahil olma riskini doğrudan etkiliyor. Eurostat’a göre ilkokul veya ortaokul düzeyinde kalan gençlerin NEET oranı yüzde 30’lara kadar çıkarken, üniversite mezunlarında bu oran yüzde 7 – 8 seviyelerine kadar iniyor. Eğitimde kalma süresi uzadıkça hem iş gücüyle bağ kuvvetleniyor hem de yeniden eğitim fırsatları çoğalıyor.

Avrupa Birliği, 2030 yılına kadar NEET oranını yüzde 9’un altına çekmeyi hedefliyor. Hollanda, İsveç, Almanya ve İrlanda gibi ülkeler bu hedefi şimdiden tutturmuş durumda. Türkiye ise hâlihazırda bu eşiğin neredeyse üç katı seviyesinde. Uzmanlara göre bu tablo, Türkiye’nin genç nüfus potansiyelini etkin şekilde değerlendiremediğini ortaya koyuyor.

Paylaşın