Ekonomi Kötüye Giderken Lüks Tüketim Neden Artıyor?

Son derece belirsiz ekonomik koşullara rağmen lüks ürün pazarı 2022 yılında, geçen yıla oranla yüzde 21 büyüdü. Peki, bütün dünya enflasyonun yıkıcı etkilerine karşı mücadele etmeye çalışırken lüks ürünlerin tüketimi neden artıyor?

Dünyanın önde gelen danışmanlık firmalarından Bain & Co ve İtalyan lüks markalar temsilcisi Altagamma ortaklığında yapılan bir çalışma, lüks ürün pazarının 2022 sonunda 1,4 trilyon euroya ulaşmasına ve 2030 yılına kadar büyümesini öngörüyor.

Öte yandan yükselen enflasyon ve hayat pahalılığı birçok ülkede insanları etkilemeye devam ediyor, uzmanlar ekonomik eşitsizliğin giderek arttığını söylüyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF), Ekim ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’nda küresel ekonomideki zorluklarda “henüz en kötünün yaşanmadığını” ve birçok kişi için “2023 yılının durgunluk gibi hissedileceğini” kaydetmişti.

Ekonomi kötüye giderken lüks ürünlerin tüketiminin neden arttığını uzmanlara sorduk.

‘Lüks ürünler pazarı çok daha dirençli’

Kasım 2022’de yayımlanan Bain & Co ve Altagamma raporuna göre lüks ürün pazarındaki büyüme eğilimi 2030 yılına kadar devam edecek.

Analistler, ABD lüks ürünler pazarının güçlü olmaya devam ettiğini, Avrupa pazarının ise son dönemde yaşanan ekonomik sarsıntılardan geri sıçrayarak yeniden canlandığını söylüyor.

Çin’de lüks ürün tüketiminde son yıllarda ciddi bir artış kaydeden analistler, 2021’de yüzde 21 olan pazardaki payının Covid-19 kısıtlamalarının kaldırılmasından sonra yeniden yükselişe geçeceğini tahmin ediyor.

Lüks ürün pazarının olası bir ekonomik durgunluk karşısında 2008 ekonomik krizine kıyasla “çok daha dirençli” olduğuna özellikle dikkat çeken bu çalışma, tüketici tabanının artık daha geniş ve yoğun olmasını buna gerekçe gösteriyor.

Raporda kayda değer bir diğer tespit ise Z ve Alfa kuşaklarının lüks ürün tüketimine yapacağı katkıya yönelik…

Buna göre bu kuşakların 2030 yılına kadar önceki nesillere kıyasla üç kat fazla lüks tüketime kayacağı ve pazarın üçte birini oluşturacağı öngörülüyor.

Analistler, bu kuşaktakilerin bir önceki Y kuşağına kıyasla lüks ürün tüketimine ortalama 3-5 yıl erken başladığını aktararak bu eğilimin devam edeceğini tahmin ediyor.

Sektördeki bu direncin kaynağına ve gençlerin lüks ürünlere nasıl eriştiğine gelmeden önce lüks ürünün ne olduğunu inceleyelim.

‘Kendimizi tatmin etmek için aldığımız ürünler’

BBC Türkçe’den Asya Robins’e konuşan Fransa’nın İktisadi ve Ticari İlimler Enstitüsü (ESSEC) İşletme Fakültesi’nde küresel strateji profesörü olan Ashok Som’a göre arzu yaratan, statü kazandıran ve bu statü sayesinde belli bir toplulukla özdeşleşme isteği uyandıran ürünler “lüks ürün” olarak nitelendiriliyor.

“Lükse Giden Yol: Lüks Marka Yönetiminin Evrimi, Pazarlar ve Stratejiler” (The Road to Luxury: The Evolution, Markets, and Strategies of Luxury Brand Management) adlı kitabın yazarı olan Som’a göre Fransa ve İtalya’da ortaya çıkan lüks tüketim akımındaki ürünlerin “kaliteli, yenilikçi, yaratıcı ve dayanıklı, yani nesilden nesile aktarılabilir” olması ayırt edici özellikler.

“Lüks” deyince akla saat, mücevher, parfüm ve kozmetik ve tekne gibi ürünlerin geldiğini söyleyen Som, günümüzde iPhone gibi teknolojik aletlerin, çeşitli seyahat ve tatil deneyimlerinin ve NFT (bir şeyin gerçekliğinin dijital sertifikası) gibi ürünlerin de bu kategoride yer alabildiğini belirtiyor.

“Kendimize harcayabileceğimiz ek gelirimiz olduğunda, isteklerimizi tatmin etmek için aldığımız her ürün lüks üründür” diyen Som, günümüzde bu ürünlerin Metaverse’te bile olabileceğine dikkat çekiyor.

‘Demokratikleşme ve yeni nesil farkındalığı’

Som, lüks ürün tüketiminde bir “demokratikleşme” yaşandığını, toplumdaki aşırı zengin yüzde 1’lik kesimin yanı sıra orta ve orta-üst sınıfların da artık pazara daha fazla erişebildiğini söylüyor.

Som’a göre bunun sebeplerinden biri, lüks tüketimde daha ucuz ürünleri de kapsayan yeni kategorilerin oluşması. Bir diğer nedense insanların paralarını biriktirerek daha az tüketmesi ama daha pahalı ürünleri tercih etmesi:

“Zengin kesimin büyük bir kısmının son dönemde daha da zenginleştiği doğru ama bu insanlar yüzlerce çanta ve binlerce otomobil daha satın almıyor. Bir ev veya tekne alamayan ama en pahalı telefon olan iPhone’u veya pahalı bir ruj ya da parfümü alan kişiler de lüks ürünler dünyasına katılıyor.”

Lüks ürün tüketimindeki artışın bir diğer sebebini ise Som şöyle anlatıyor:

“Gençler artık çevre ve iklim krizi konusunda çok duyarlı. Tek kullanımlık, ucuz ürünleri geri çeviriyorlar. Para biriktirip daha dayanıklı, pahalı ve böylece lüks olarak sınıflanan ürünleri veya ikinci el ya da vintage ürünleri tercih ediyorlar.”

‘İki farklı dünya’

Lüks ürün tüketenler Som’un dediği gibi “demokratikleşiyor” olsa bile bu grubun büyük bir kısmı hala dünyanın en zengin yüzde 1 ve yüzde 10’luk kesiminden oluşuyor.

Financial Times gazetesine lüks ürün sektörünün ekonomik krizlere olan dayanıklılığı hakkında konuşan Bain & Co ortaklarından Claudia D’Arpizio, “Satışlar harcanabilir ek gelirleri olan ve ekonomik çalkantılardan etkilenme olasılığı düşük, aşırı zenginler arasında yoğunlaşıyor” ifadelerini kullanıyor.

İsviçre bankası Credit Suisse’in ‘2021 Küresel Servet Raporu’na göre dünyanın en zengin yüzde 1’lik dilimi, dünyanın toplam servetinin yüzde 45,8’ine sahip.

Diğer taraftan küresel nüfusun yüzde 55’lik kesimi küresel servetin yalnızca yüzde 1,3’üne erişebiliyor.

Cambridge Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden Dr. Toke Aidt, eşitsizliğin son 20 yılda “olağanüstü” seviyede arttığını ve “iki farklı dünyanın” oluştuğunu söylüyor

Aidt’e göre yüzde 1’lik kesim gelirinin büyük bölümünü servet yönetiminden elde eden ve kendini enflasyondan korumak için çeşitli yatırım araçlarına sahip kişilerden oluşuyor.

Aidt, “2008 ekonomik krizinden, pandemiden ve enflasyon şoklarından etkilenmeyen bu kesimin hala alım gücü var, bu yüzden lüks ürün tüketim eğilimindeki artış çok normal” diyor ve sözlerine devam ediyor:

“Gelir dağılımında çok daha aşağılarda olanlar ve bu tür krizlerden etkilenenler zaten lüks ürün pazarında yer almıyor.”

Aidt, küresel gelir ve servet dağılımında yüzde 10’luk kesimi incelediğimizde yine pandemiden daha az etkilenen, ekonomik sarsıntılarla baş etmek için yeterince birikmiş parası olan ve hala alım gücüne sahip bir grup ile karşılaştığımızı söylüyor:

“Avukatlar, şirket sahipleri, yöneticiler gibi kişilerin bulunduğu bu kesimdeki insanlar kendilerini enflasyondan tamamen izole edebilecek seviyede değiller ama harcamalarından kısmak zorunda kalmayacak kadar birikimleri var, hayatlarına az çok aynı şekilde devam edebiliyorlar.”

Bunun yanı sıra dünyada servet hareketliliğinin arttığına dikkat çeken Aidt, özellikle Çin ve Hindistan’a işaret ederek zengin ailelerin içine doğmayıp ekonomik olarak başarılı hale gelenlerin sayısının yükseldiğini söylüyor:

“Küresel anlamda, gelir dağılımının en tepesinde yer alan insanlar, 50 yıl öncesine göre çok daha çeşitli ancak eşitsizlik hala büyüyor.”

Eşitsizliğe çözüm var mı?

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgale başlaması dünyada enerji ve gıda gibi alanlarda birçok ülke için endişelere yol açtı.

Hızla yükselen fiyatlar enflasyon krizlerine sebep oldu.

Dünyanın büyük bir kısmı yükselen enerji faturaları ve artan gıda fiyatlarıyla mücadele ederken başta petrol endüstrisi olmak üzere bazı sektörler ve şirketler ise bu krizden yararlandı.

Uzmanlar, eşitsizliğin bu nedenle daha da artmasından endişeleniyor.

Vergilendirme ve varlık dağıtımı konusunda çalışmalar yapmış olan Aidt’e eşitsizliğe çözüm olup olmadığını sorduk.

Nispeten küçük bir grup olan yüzde 1’lik kesimin oldukça hareketli ve bu yüzden vergilendirmesi zor olduğuna dikkat çeken Aidt, yüzde 10’luk kesime yoğunlaşılmasını öneriyor:

“Vergilendirme çok tartışmalı bir konu ve yatırım teşvikini azaltmadan vergilerin nasıl adil ve verimli bir şekilde yükseltileceği sorusu önemli. Ama iyi çalışan, ödenen vergi karşılığında kaliteli kamu hizmeti sağlayan sistemler mümkün” diyen Aidt sözlerine şöyle devam ediyor:

“İskandinav refah sistemi bunun iyi bir örneği. Toplumda fikir birliği olması ve insanların daha yüksek vergi ödemeye razı olması önemli. Bunun karşılığında kaliteli okul, otoyol, hastane gibi kamu hizmetlerinin sunulması gerekiyor. Bu iki yönlü bir yol ve kolay değil.”

Aidt, başta İngiltere ve ABD’de bunun tam tersine bir sistemin uygulandığını, düşük vergiler karşılığında sağlanan kamu hizmetlerindeki kalitede ciddi düşüş yaşandığını vurguluyor:

“Bu da eşitsizliğin artmasının önemli etkenlerinden. Eşitsizlikte artış kaydetmeyen ülkeler refah sistemi güçlü olan ve servet dağılımını önceliklendiren ülkeler.”

Paylaşın

Merkez Bankası’nın Yıl Sonu Enflasyon Beklentisi Yüzde 66,80’e Geriledi

Merkez Bankası’nın (TCMB) yıl sonuna ilişkin enflasyon tahmini yüzde 68,06 seviyesinden yüzde 66,80’e, yıl sonu döviz kuru beklentisi ise 19,54 liradan 18,78 liraya geriledi. Ay sonu gecelik faiz oranı yüzde 9,47’den yüzde 9,18’e indi.

Haber Merkezi / Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Piyasa Katılımcıları Anket sonuçlarını yayınladı.

Katılımcıların cari yıl sonu tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 68,06 iken, bu anket döneminde yüzde 66,80 oldu. 12 ay sonrası TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 37,47 iken, bu anket döneminde yüzde 34,92 oldu. 24 ay sonrası TÜFE beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 20,76 ve yüzde 20,56 olarak gerçekleşti.

2022 yılı aralık ayı anket döneminde, katılımcıların 12 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 14,85 olasılıkla yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 26,40 olasılıkla yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 46,42 olasılıkla ise yüzde 39,00 – 45,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre ise, katılımcıların yüzde 21,95’inin beklentilerinin yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 24,39’unun beklentilerinin yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 36,59’unun beklentilerinin yüzde 39,00 – 45,99 aralığında olduğu gözlendi.

2022 yılı aralık ayı anket döneminde, katılımcıların 12 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 14,85 olasılıkla yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 26,40 olasılıkla yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 46,42 olasılıkla ise yüzde 39,00 – 45,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre ise, katılımcıların yüzde 21,95’inin beklentilerinin yüzde 25,00 – 31,99 aralığında, yüzde 24,39’unun beklentilerinin yüzde 32,00 – 38,99 aralığında, yüzde 36,59’unun beklentilerinin yüzde 39,00 – 45,99 aralığında olduğu gözlendi.

2022 yılı Aralık ayı anket döneminde, katılımcıların 24 ay sonrasına ilişkin olasılık tahminleri değerlendirildiğinde, TÜFE’nin ortalama olarak yüzde 44,11 olasılıkla yüzde 16,00 – 20,99 aralığında, yüzde 27,33 olasılıkla yüzde 21,00 – 25,99 aralığında, yüzde 10,00 olasılıkla ise yüzde 26,00 – 30,99 aralığında artış göstereceği öngörüldü.

Aynı anket döneminde nokta tahminler esas alınarak yapılan değerlendirmeye göre, 24 ay sonrası TÜFE enflasyonu beklentileri değerlendirildiğinde, katılımcıların yüzde 14,71‘inin beklentilerinin yüzde 11,00-15,99 aralığında, yüzde 35,29‘unun beklentilerinin yüzde 16,00 – 20,99 aralığında, yüzde 32,35’inin beklentilerinin yüzde 21,00 – 25,99 aralığında olduğu gözlendi.

Faiz beklentisi

Katılımcıların BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 9,47 iken, bu anket döneminde yüzde 9,18 oldu. TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay sonu beklentisi bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 9,00 olarak gerçekleşti.

Döviz kuru beklentisi 

Katılımcıların cari yıl sonu döviz kuru (ABD Doları/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 19,54 TL iken, bu anket döneminde 18,78 TL oldu. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla 23,35 TL ve 22,77 TL olarak gerçekleşti.

Büyüme beklentisi

Katılımcıların GSYH 2022 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 5,1 iken, bu anket döneminde yüzde 5,0 olarak gerçekleşti. GSYH 2023 yılı büyüme beklentisi ise bir önceki anket döneminde olduğu gibi bu anket döneminde de yüzde 4,1 olarak gerçekleşti.

Paylaşın

Açlık Sınırı 7 Bin 818, Yoksulluk Sınırı 27 Bin Liraya Yükseldi

Kasım ayında dört kişilik ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 7 bin 818 liraya yükselirken, açlık sınırına diğer harcamalarında eklenmesiyle hesaplanan yoksulluk sınırı ise 27 bin 41 liraya yükseldi. Ekim ayında açlık sınırı 7 bin 552, yoksullu sınırı ise 26 bin 123 liraydı.

Haber Merkezi / Günlük harcamalarda kasımda en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri grubu 97.65 liralık harcamayla oluşturdu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama 40 lira 80 kuruş, sebze ve meyve harcaması ise 40 lira 56 kuruş oldu.

Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı 23.41, katı yağ ve sıvı yağ için 17.67, yumurta için 6.75, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 8,46 lira oldu.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sendikası Araştırma Merkezi (BİSAM), kasım ayı açlık ve yoksulluk raporunu açıkladı. Raporda öne çıkan kısımlar şöyle:

“Beslenme kalıbı üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Kasım 2022 için 7 bin 818 liradır. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 27 bin 41 lira olarak gerçekleşmiştir.

Sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 2.066 liradır. Bu değer yetişkin bir kadın için 1.953, 15-18 yaş bir genç için 2.129, 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.405 liradır.

Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 7 bin 552 lira olarak tespit edilmiştir. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 26 bin 123 liraya ulaşmaktadır.

Sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 2.116 liradır. Bu değer yetişkin bir kadın için 2.005, 15-18 yaş bir genç için 2.211, 4-6 yaş arası bir çocuk için 1.486 liradır.

Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 7 bin 818 lira olarak tespit edilmiştir. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 27 bin 41 liraya ulaşmaktadır.

Günlük harcamalarda Kasım 2022’de en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri grubu 97.65 liralık harcama gereksinimi ile oluşturmaktadır. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 40.80 liradır. Sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarı ise 40.56 liraya ulaştı.

Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 23.41 liradır. Katı yağ ve sıvı yağ ise 17.67 liralık masraf yapılması gereken ürün gruplarıdır. Yumurta için 6.75, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 8,46 lira harcama yapılması gerekmektedir.

Süt ve süt ürünlerinin payı arttı

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda süt ve süt ürünlerinin payı yüzde 37.5 ile en yüksek paya sahiptir. Et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı yüzde 24.6 ile ikinci sıradadır. Sebze ve meyvenin harcamalar içindeki payı yüzde 15.6’dır. Ekmek, makarna vb. için ise pay yüzde 12.3’dür. Diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 10’dur.”

Paylaşın

Tarım Üretici Enflasyonu Yüzde 169,45 İle Rekor Tazeledi

Enflasyon vatandaşın cebini yakmaya devam ediyor… Tarımda üretici enflasyonu kasım ayında aylık yüzde 7 yükseldi. Yıllık yükseliş ise yüzde 169.45 ile tarihi zirvesine ulaştı. Ekim ayında yıllık artış yüzde 163.32 ile yine rekor kırmıştı.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi Kasım 2022 verilerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre, tarım ürünleri üretici fiyat endeksinde (Tarım-ÜFE), kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 7,00, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 139,49, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 169,45 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 122,93 artış gerçekleşti.

Sektörlerde bir önceki aya göre, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 5,98 azalış, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 0,32 artış, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 7,51 artış gerçekleşti. Ana gruplarda bir önceki aya göre tek yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 6,06, canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 7,21 ve çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 11,20 artış gerçekleşti.

Yıllık artışın düşük olduğu alt gruplar sırasıyla, yüzde 87,24 ile koyun ve keçi, canlı; bunların işlenmemiş süt ve yapağıları ve yüzde 110,22 ile lifli bitkiler oldu. Buna karşılık, yıllık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise sırasıyla, yüzde 380,89 ile turunçgiller ve yüzde 231,92 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular oldu.

Bir önceki aya göre azalış gösteren alt gruplar sırasıyla, yüzde 22,51 ile tropikal ve subtropikal meyveler ve yüzde 8,77 ile lifli bitkiler oldu. Buna karşılık, aylık artışın yüksek olduğu alt gruplar ise yüzde 18,43 ile sebze ve kavun-karpuz, kök ve yumrular ve yüzde 11,70 ile turunçgiller oldu.

Kasım 2022’de, endekste kapsanan 90 maddeden, 29 maddenin ortalama fiyatında azalış, 57 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Paylaşın

Fitch Rating’s’ten Türk Lirası İçin Uyarı

ABD merkezli uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Rating’s’ten yapılan değerlendirmede bankaların Türk Lirası cinsi müşteri mevduatı yapısındaki değişikliklerin risklerin bir kısmını hafifletebileceğini ancak Türk Lirası’nda oynaklık artarsa bu durumun geçici olabileceği işaret edildi.

Fitch Ratings, Türkiye bankalarının Türk lirası (TL) cinsi müşteri mevduatı yapısında son zamanlarda görülen değişikliklerin hükümetin hedeflediği tedbirleri yansıttığını ancak TL’deki oynaklığın tekrarlanması halinde bu durumun geçici olabileceğini açıkladı.

Dövize yönelik risklerin azalması ve finansal dolarizasyonun düşmesine rağmen, yatırımcı hareketlerinin müdahaleci ekonomi politikalarıyla şekillendiğini belirten Fitch, makroekonomik dengesizlikler ışığında bu durumun sürdürülemez olduğu uyarısında bulundu. Fitch, haftalık verilere bakıldığında kur korumalı mevduatların düştüğünü ve “diğer” mevduatların arttığını belirtti.

Fed, faiz arttırdı

Öte yandan ABD Merkez Bankası Fed, piyasaların beklediği faiz kararını açıkladı. Politika faizi, piyasa beklentilerine paralel olarak 50 baz puan artışla yüzde 4,25-4,50 aralığına yükseldi.

Fed’den yapılan açıklamada, faiz oranının artırılması kararının oy birliğiyle alındığı belirtildi. Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) maksimum istihdam ve uzun vadede yüzde 2 enflasyon elde etmeyi amaçladığı vurgulanan açıklamada, bu hedeflerin desteklenmesi için federal fon oranının yüzde 4,.25-4.50 aralığına yükseltilmesine karar verildiği bildirildi.

Böylece Fed, politika faizini 2007’den bu yana en yüksek aralığa çıkardı. Art arda dört toplantısında 75 puanlık faiz artırımına giden Fed, yılın son toplantısında faiz artış hızını yavaşlattı.

Fed Başkanı Jerome Powell ise kararın ardından yaptığı açıklamada, “Enflasyonda gerilemeye ilişkin daha net kanıtlar görmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Yüksek enflasyon karşısında martta varlık alım operasyonunu tamamlayarak faiz artışlarına başlayan Fed, mart ayı toplantısında 25 baz puan artışla 2018’den bu yana ilk kez faiz artırımına gitme kararı almıştı.

Fed, mayıs toplantısında 50 baz puan ile 2000 yılından bu yana en hızlı faiz artışını gerçekleştirmesinin ardından, haziran toplantısında 75 baz puanla 1994’ten bu yana en güçlü faiz artırımına gitmiş, temmuz, eylül ve kasım toplantılarında da politika faizini aynı oranda artırmıştı.

Son artışla birlikte Fed, faizleri mart ayından bu yana toplam 425 baz puan artırmış oldu. ABD’de enflasyon haziranda yıllık yüzde 9 ile 1981’den bu yana en yüksek seviyeyi görmesinin ardından son olarak kasım ayında yüzde 7.1’e gerilemişti.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Sanayi Üretimi Ekim Ayında Yüzde 2,5 Arttı

Ekim ayında sanayi üretiminde yıllık yüzde 0,2’lik daralmanın beklenmesine rağmen yüzde 2,5’lik artış görüldü. Eylül ayında sanayi üretimi aylık yüzde 1,6 daralırken, yıllık bazda da yüzde 0,5’lik artış kaydedilmişti.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Sanayi Üretim Endeksi Ekim 2022 verilerini açıkladı.

Buna göre, ekim ayında sanayi üretiminde yıllık yüzde 0,2’lik daralmanın beklenmesine rağmen yüzde 2,5’lik artış görüldü. Verilerine göre sanayi üretiminde aylık artış yüzde 2,4 olarak kaydedildi.

Ekonomistlerin beklentisi sanayi üretiminin yıllık olarak yüzde 0,2 daralması yönündeydi. Aylık olarak ise yüzde 0,7’lik daralma bekleniyordu.

Eylül ayında sanayi üretimi aylık yüzde 1,6 daralırken, yıllık bazda da yüzde 0,5’lik artış kaydedilmişti.

Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, ekim ayında madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 7,4 azaldı, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3,7 arttı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 4,8 azaldı.

Bir önceki aya göre ise madencilik ve taşocakçılığı sektörü endeksi yüzde 7,8 ve imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 2,5 artarken, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 2,1 azaldı.

Paylaşın

IMF Duyurdu: Küresel Borç Seviyesi Hala Salgın Öncesinin Üzerinde

Küresel Borç Gözlemi (Global Debt Monitor) raporunu açıklayan Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel kamu ve özel borçlarının yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgınının etkileri nedeniyle rekor seviyeye yükseldikten sonra 2021 yılında son 70 yıldaki en büyük düşüşünü kaydettiğini bildirdi.

Ancak IMF, bu borçların pandemi öncesi seviyenin hala üzerinde seyrettiğini vurguladı. IMF, toplam kamu ve özel borçlarının 2021’de 10 puan gerileyerek küresel gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 247’si olarak kaydedildiğini, 2020 yılındaysa bu oranın yüzde 257 ile zirve noktaya ulaştığını belirtti.

2008 yılında küresel mali kriz patlak vermeden önce yapılan ölçüme göre 2007 yılında küresel borç toplamı, gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 195’ine denk geliyordu. IMF’ye göre küresel borçlar daha düşük hızda da olsa yükselmeye devam etti ve geçen yıl 235 trilyon dolarla rekor kırdı.

Finansal olmayan şirketlerin ve hane halklarının borçlarını içeren özel borçlar, genel borç azalmasında başı çekti. 190 ülkenin verilerine bakan IMF, özel borçların 6 puan azalarak gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 153’ünü oluşturdu.

IMF, kamu borçlarının 4 puan gerileyerek gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 96’sına denk gelmesinin onlarca yıl sonra kaydedilen en ciddi düşüş olduğunu bildirdi. Borç oranlarındaki olağandışı dalgalanmalar, IMF’ye göre ekonominin COVID-19’un etkilerinden kurtulmaya çalışması ve enflasyondaki hızlı artıştan kaynaklanıyor.

Geri ödeme kaygıları

Borç dinamikleri, ülke grupları içinde geniş farklılıklar gösteriyor. En fazla azalma, gelişmiş ekonomilerin borçlarında kaydedildi. Gelişmiş ülkelerin hem kamu hem de özel borçları geçen yıl gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 5’i oranında düştü. Benzer sonuçlar, Çin hariç gelişmekte olan piyasalarda da gözlendi.

Ancak özel borçların daha yüksek olduğu düşük gelirli ülkelerin toplam borç oranları, 2021 yılında yükselmeye devam etti. Bu ülkelerde toplam borçlar gayrisafi yurtiçi hasılanın yüzde 88’ine yükseldi.

Düşük ve orta gelir düzeyindeki ülkelerin borçlarını ödeme kapasitelerine ilişkin kaygılarsa giderek artıyor. Gelişmekte olan ülkelerin yüzde 25’inin, düşük gelirli ülkelerinde yüzde 60’ından fazlasının borç krizi içinde ya da yakınında olduğu tahmin ediliyor.

IMF Mali İşler Şefi Vitor Gaspar ve iki kıdemli IMF ekonomisti, bugün yayınlanan blog yazısında, ekonomik görünümün kötüleşmeye, borçlanma maliyetlerinin daha da yükselmeye devam etmesi durumunda yüksek borç seviyelerini idare etmenin giderek zorlaşacağı uyarısı yaptı.

Yüksek enflasyon, 2022 yılında borç oranlarının azalmasına katkıda bulundu. Ancak enflasyonun direnç kazanması durumunda harcamalar artacak. Bu durum, primlerin yükselmesine neden olacak.

IMF yetkilileri, hükümetlerin şu anda enflasyon baskılarını, uzun vadede de borç zafiyetlerini azaltmaya yarayacak mali politikaları izlemesi, aynı esnada da en savunmasız olanları desteklemeyi sürdürmesi gerektiğini kaydetti. Yetkililer, “Çalkantı ve karmaşa dönemlerinde uzun vadeli istikrar değerli bir özelliktir” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Kripto Para Piyasasını Karıştırabilecek İddia: Kara Para Aklama Suçlaması

Birleşik Krallık merkezli Reuters haber ajansı, adını açıklanmadığı 4 kaynağa dayandırdığı haberinde, ABD’li savcıların, kripto para borsası Binance’e ve borsanın CEO’su Changpeng Zhao’ya (CZ) kara para akladığı gerekçesiyle yasal suçlama yöneltebileceğini öne sürdü.

Reuters’ın haberine göre, Adalet Bakanlığı, Binance’in avukatlarıyla olası bir ikrar anlaşmasını da tartışıyor. ABD hukukunda sanığa suçunu kabul etmesi karşılığında ceza indirimleri veya imtiyazlar sunulmasına ikrar anlaşması (plea deal) adı veriliyor.

Haber ajansına konuşan 4 kişi, konuyla ilgili soruşturmanın aslında 2018’de başladığını söyledi. Buna göre Binance’in ABD’nin kara para aklamayı önlemeye yönelik yasa ve yaptırımlarına uyup uymadığı araştırılıyor.

Davaya dahil olan bazı federal savcıların, soruşturmada şimdiye dek toplanan kanıtların şirkete ve CZ de dahil olmak üzere bazı üst düzey yöneticilere karşı suç duyurusunda bulunmak için yeterli olduğu kanaatinde.

Ancak haber ajansına konuşan kaynaklar, bazı savcıların bu görüşe katılmadığını ileri sürdü. Buna göre söz konusu savcılar, daha fazla kanıt bulmak için zamana ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Hukuk firması Gibson Dunn’da görev alan ve Binance’i temsil eden savunma avukatlarının, son dönemde Adalet Bakanlığı yetkilileriyle bir dizi toplantı yaptığı bildirildi.

Avukatların sunduğu argümanlar arasında “kovuşturmanın, halihazırda gerileme içindeki kripto pazarını mahvedebileceği” de yer aldı. Söz konusu toplantılarda olası ikrar anlaşmalarının da gündeme getirildiği iddia edildi.

Adalet Bakanlığı yetkilileri konuyla ilgili açıklama yapmaktan kaçındı. Binance temsilcileri ise Reuters’ın yorum talebine şu yanıtı verdi: Adalet Bakanlığı’nın iç işleyişine dair herhangi bir içgörüye sahip değiliz ve bilseydik de yorum yapmamız uygun olmazdı.

Şirketin blogunda yayımlanan, Reuters’a yanıt niteliğindeki yazıda da, “Binance, Kasım 2021’den bu yana 47 binden fazla kolluk kuvveti talebine ortalama üç günlük bir yanıt süresiyle yanıt verdi” ifadeleri yer aldı: Bu süre, bazen aylar sürebilen ve bu noktada paranın çoktan gitmiş olduğu geleneksel finans kurumlarının yanıt süresinden çok daha hızlı.

“Oyun” bitecek mi?

Kullanıcıların yoğun para çekme talepleri karşısında likidite krizine giren, dünyanın en büyük ikinci kripto borsası FTX’in çöküşü, halihazırda piyasaları derinden sarsmıştı.

Şirketin 11 Kasım’da iflas başvurusunda bulunmasının ardından bir hafta içinde küresel kripto piyasasından kabaca 200 milyar dolar silinmişti.

Piyasa değerinin kabaca 4’te bir oranında küçülerek 400 milyar dolardan yaklaşık 300 milyar dolara gerileyen Bitcoin, toplam değer bazında en ağır kayıpları yaşayan kripto para birimi olmuştu.

Öte yandan Binance’in başkanı Changpeng Zhao (CZ), şirketin bilançosunun istikrarlı olduğunda ısrar etmişti.

CZ ayrıca, likidite kriziyle karşı karşıya kalan borsaları destekleme amacıyla “sektör çapında bir kurtarma fonu” oluşturduklarını duyurmuştu.

Dogecoin’in (DOGE) yaratıcılarından Billy Markus ise kripto paralara dair en kötü senaryo tahminine Binance’i de dahil etmişti.

Markus, geçen ay Twitter hesabından paylaştığı ve kısa süre sonra sildiği gönderide Binance’in veya stabilcoin ihraççısı Tether’in olası çöküşünün, tüm sektörü ciddi biçimde istikrarsızlaştıracağını yazmıştı.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

DİSK-AR Açıkladı: Geniş Tanımlı İşsiz Sayısı 7,6 Milyon

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine dayanarak yaptığı araştırmaya göre geniş tanımlı işsiz sayısı 7 milyon 608 bin kişi.

Haber Merkezi / TÜİK ekim ayına ilişkin işgücü istatistiklerini bugün yayımladı. Buna göre 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı eylül ayına oranla 57 bin kişi artarak 3 milyon 534 bin kişi oldu. TÜİK’in işgücü istatistiklerini yayımlamasının ardından DİSK-AR’da Ekim 2022 İşsizlik ve İstihdamın Görünümü raporunu yayımladı.

Mevsim etkisinden arındırılmış dar tanımlı işsizlik oranının yüzde 10,2 olduğunun hatırlatıldığı açıklamada, mevsim etkisinden arındırılmış geniş tanımlı işsizlik oranının (âtıl işgücü) ise yüzde 20,3 seviyesinde olduğu kaydedildi.

İŞKUR’un Ekim 2022 verilerine göre bu ayda işsizlik ödeneği alabilenlerin sayısı 402 binde kaldı. Ekim 2022’de işsizliklerin sadece yüzde 11’i işsizlik sigortası alabildi.

Ekim 2022 HİA verilerine göre işsizlik türlerinin en yüksek olduğu kategori yüzde 28,6 ile genç kadın (15-24 yaş) işsizliği oldu. İkinci yüksek işsizlik kategorisi yüzde 27 ile geniş tanımlı kadın işsizliği oldu.

Öte yandan, işsizlik ödeneğinden yararlanma koşullarının ağır olması ve işsizlik sigortası kaynaklarının amacı dışında kullanılması sebebiyle işsizlerin büyük çoğunluğu işsizlik ödeneğinden yararlanamadı.

Rapordan özet bulgular şöyle:

  • Geniş tanımlı işsiz sayısı pandemi öncesine göre 1,2 milyon arttı.
  • Dar tanımlı işsizlik de artıyor.
  • Resmi işsizlerin yüzde 90’ı işsizlik ödeneği alamıyor.
  • Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 20,3.
  • Geniş ve dar tanımlı işsizlik arasındaki farkı 10,1 puan.
  • Geniş tanımlı kadın işsizliği yüzde 27,6.
  • Genç kadın işsizliği yüzde 28.

TÜİK’in Ekim 2022 verilerine göre, işsizlik oranı ise 0,1 puanlık artış ile yüzde 10,2 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,6 iken kadınlarda yüzde 13,3 olarak tahmin edildi.

Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücü oranı (geniş tanımlık işsizlik) bir önceki aya göre değişim göstermedi ve yüzde 20,3’te sabit kaldı.

Paylaşın

Cari Açık Dört Yılın Zirvesinde: 43,5 Milyar Dolar

İktidar ekonomide pembe tablolar çizmeye çalışsa da, açıklanan veriler iktidarı yalanlıyor. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan ödemeler dengesi verilerine göre, ekimde cari işlemler hesabı 359 milyon dolar açık verdi.

Ocak-ekim döneminde cari işlemler açığı 38 milyar 176 milyon dolar oldu. Son 12 aylık cari işlemler açığı da 43 milyar 454 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti.

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı ekimde 8 milyar 643 milyon dolar, ocak-ekim döneminde 43 milyar 41 milyon dolar fazla verdi.

Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı ekimde 6 milyar 463 milyon dolar olurken, hizmetler dengesi kaynaklı girişler 6 milyar 702 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Bu kalem altında seyahat kaleminden kaynaklanan net gelirler 5 milyar 184 milyon dolar oldu.

Birincil gelir dengesi kalemi ekimde 652 milyon dolar net çıkış, ikincil gelir dengesi kalemi ise 54 milyon dolar net giriş kaydetti.

Öte yandan, eylül ayına ilişkin cari işlemler açığı 2 milyar 966 milyon dolardan 2 milyar 883 milyon dolara revize edildi.

İhracat birim değer endeksi düşüşte

Ayrıca Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), Dış Ticaret Endeksleri Ekim 2022 verilerine göre, ihracat birim değer endeksi ekimde geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 1,8 yükseldi. Endeks, Ekim 2021’e kıyasla gıda, içecek ve tütünde yüzde 9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 3,9, yakıtlarda yüzde 34,2 artarken, imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 0,8 düşüş gösterdi.

İthalat birim değer endeksi ekimde yıllık bazda yüzde 8,3 arttı. Endeks geçen yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde yüzde 4,7 ve yakıtlarda yüzde 35,6 artarken, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 0,2 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 2,1 azaldı.

İhracat miktar endeksi

İhracat miktar endeksi ekimde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 1,1 arttı. Endeks geçen yılın aynı ayına göre, gıda, içecek ve tütünde yüzde 2,2 azalırken, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 18,5, yakıtlarda yüzde 29,5 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 0,1 arttı.

İthalat miktar endeksi ekimde yıllık bazda yüzde 21,3 yükseldi. Endeks bu dönemde gıda, içecek ve tütünde yüzde 9, ham maddelerde (yakıt hariç) yüzde 18,5, yakıtlarda yüzde 1,3 ve imalat sanayisinde (gıda, içecek, tütün hariç) yüzde 15,2 artış kaydetti.

Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış veriler

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre eylül ayında 156,2 olan ihracat miktar endeksi yüzde 2,8 azalarak 151,8 oldu. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise Ekim 2021’de 160,7 olan ihracat miktar endeksi yüzde 1,1 artarak 162,5 oldu.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre; eylül ayında 116,2 olan ithalat miktar endeksi yüzde 4,5 artarak 121,4 olarak gerçekleşti. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise Ekim 2021’de 95,9 olan ithalat miktar endeksi yüzde 21,3 artarak 116,3 olarak kayıtlara geçti.

İhracat birim değer endeksinin ithalat birim değer endeksine bölünmesiyle hesaplanan ve Ekim 2021’de 79,2 olarak elde edilen dış ticaret haddi, 4,8 puan azalışla ekim ayında 74,4 oldu.

Paylaşın