Açlık Sınırı 8 Bin 130, Asgari Ücret 8 bin 506 TL

Aralık ayında açlık sınırı kasım ayına göre 343 lira artarak 8 bin 130 liraya, yoksulluk sınırı da bin 119 lira artarak 26 bin 483 liraya yükseldi. Asgari ücret bir hafta önce hükümet ve işverenler tarafından 8 bin 506 lira olarak belirlenmişti.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), Aralık ayına dair açlık ve yoksulluk sınırı verilerini paylaştı. Buna göre açlık sınırı Kasım ayına göre 343 TL artarak 8 bin 130 TL’ye, yoksulluk sınırı da bin 119 TL artarak 26 bin 483 TL’ye yükseldi.

TÜRK-İŞ’in yıllık çizelgesine göre açlık sınırının, yılın başından beri her ay ortalama olarak 300-400 TL civarında arttığı görülüyor. Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda işçiyi temsil eden TÜRK-İŞ 9 bin TL talebinde bulunmuş, ancak teklifleri kabul edilmediği için son toplantıya katılmamıştı. Hükümet ve işverenlerin imzasıyla 2023 asgari ücreti 8 bin 506 TL olarak belirlenmişti. TÜRK-İŞ’in açıkladığı Aralık rakamlarına göre yeni asgari ücret açlık sınırından sadece 376 TL fazla ve yoksulluk sınırı asgari ücretin yaklaşık 3 katına denk geliyor.

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı açlık sınırı olarak tanımlanırken yoksulluk sınırının belirlenmesinde gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalar da hesaba katılıyor.

“Fiyat artışlarının önüne geçilmeli”

TÜRK-İŞ Aralık ayı verilerine göre aylık gıda harcamalarının tutarı yetişkin erkeklerde 2 bin 452, yetişkin kadınlarda bin 951, 15-19 yaş grubunda 2 bin 422 ve 4-6 yaş grubundaki çocuklarda bin 306 TL olarak hesaplandı.

TÜRK-İŞ’in açıklamasında, ücret gelirlerindeki artışın kısa vadede ferahlık sağladığı, önceliğin fiyat artışlarının önüne geçilmesi olduğu vurgulanarak “Vatandaş, geçen aya göre -yüzde 138 olan ve baz etkisi ile 39 puan azalan yıllık gıda enflasyonuna değil- cebinden çıkan ek harcamaya bakmaktadır” denildi.

“Çocuk sağlığı” vurgusu

Özellikle çocukların beslenmeleri konusunda yaşanan sıkıntılara dikkat çeken TÜRK-İŞ, “Türkiye’de çocuklarına beslenme koymaya maddi durumu yetmeyen aileler, okul kantinlerindeki yiyecekleri satın almakta zorlanan çocuklar, marketlerde bebek mamalarına konulan alarmlar ve çocuk ürünlerinde gerçekleşen polisiye vakalar bunun göstergeleri niteliğindedir” dedi.

Açıklamada, yetersiz beslenmenin bodurluk gibi yansımalarına dikkat çekilerek gelecek nesillerin fizyolojik ve bilişsel gelişimindeki sıkıntıların tüm ülkenin geleceğini olumsuz etkileyeceğine vurgu yapıldı.

Paylaşın

TÜİK Açıkladı: Hizmet Üretici Enflasyonu Yüzde 98,82

Hizmet üretici enflasyonu, kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 0,25, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 76,24, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 98,82 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 88,69 artış gösterdi.

Haber Merkezi / Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Kasım 2022’ye ilişkin Hizmet Üretici Fiyat Endeksi (H-ÜFE) verilerini açıkladı. Kasım ayında H-ÜFE bir önceki aya göre yüzde 0,25, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 76,24, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 98,82 ve 12 aylık ortalamalara göre yüzde 88,69 artış gösterdi.

Bir önceki yılın aynı ayına göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 111,71, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 103,81, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 70,88, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 87,16, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 82,11, idari ve destek hizmetlerde yüzde 96,25 artış gerçekleşti.

Bir önceki aya göre, ulaştırma ve depolama hizmetlerinde yüzde 0,37 artış, konaklama ve yiyecek hizmetlerinde yüzde 1,67 artış, bilgi ve iletişim hizmetlerinde yüzde 2,90 artış, gayrimenkul hizmetlerinde yüzde 3,39 azalış, mesleki, bilimsel ve teknik hizmetlerde yüzde 1,09 azalış, idari ve destek hizmetlerde yüzde 1,05 azalış gerçekleşti.

H-ÜFE sektörlerinden telekomünikasyon hizmetleri yüzde 44,73, hukuk ve muhasebe hizmetleri yüzde 46,67, diğer mesleki, bilimsel ve teknik hizmetler yüzde 64,52 ile endekslerin en az arttığı alt sektörler oldu. Buna karşılık hava yolu taşımacılığı hizmetleri yüzde 133,74, programcılık ve yayıncılık hizmetleri yüzde 127,93, reklamcılık ve piyasa araştırması hizmetleri yüzde 124,95 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

H-ÜFE sektörlerinden bilimsel araştırma ve geliştirme hizmetleri yüzde 8,60, konaklama hizmetleri yüzde 5,82, seyahat acentesi, tur operatörü, diğer rezervasyon hizmetleri ve ilgili hizmetler yüzde 5,55 ile endekslerin en fazla azalış gösterdiği alt sektörler oldu. Buna karşılık sinema filmi, video ve televizyon programı yapımcılık hizmetleri, ses kaydı ve müzik yayımlama yüzde 8,60, telekomünikasyon hizmetleri yüzde 4,13, yiyecek ve içecek sunum hizmetleri yüzde 3,64 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Paylaşın

Eylül Ayında Türkiye’nin Brüt Dış Borcu 442 Milyar Dolar Oldu

Eylül ayında Türkiye’nin brüt dış borç stoku 442,9 milyar dolar oldu. Net dış borç stoku 220,6 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Hazine garantili dış borç stoku ise 15,2 milyar dolar oldu.

Haber Merkezi / Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Türkiye’nin brüt dış borç stoku eylül ayı itibarıyla 442,9 milyar dolar oldu. Açıklama göre net dış borç stoku  220,6 milyar dolar olarak gerçekleşirken, Hazine garantili dış borç stoku ise 15,2 milyar dolar oldu.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“‘Türkiye Brüt Dış Borç Stoku’, 30 Eylül 2022 tarihi itibarıyla 442,9 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı ise yüzde 52,6 olmuştur. Aynı tarihte, ‘Türkiye Net Dış Borç Stoku’ ise 220,6 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı yüzde 26,2 olmuştur.

‘AB Tanımlı Genel Yönetim Borç Stoku’, 30 Eylül 2022 tarihi itibarıyla 4.351 milyar TL olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı yüzde 34,8 olmuştur. Aynı tarihte, ‘Kamu Net Borç Stoku’ ise 2.297 milyar TL olarak gerçekleşmiş olup stokun milli gelire oranı yüzde 18,3 olmuştur.

Hazine garantili dış borç stoku 30 Eylül 2022 tarihi itibarıyla 15,2 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir.”

Paylaşın

Türkiye’de Milyoner Sayısı Bir Yılda İkiye Katlandı

Türkiye’de bir milyon liranın üzerindeki mevduat hesaplarının sayısı bir yılda yüzde 13,6 artışla 128 milyon 853 bin 933’e çıkarken, 1 milyon ve üzeri hesap sayısı yüzde 89,4 artışla 707 bin 138’e ulaştı. 

Bankacılık sistemindeki mevduat ve katılım hesaplarının hacmi içinde 1 milyon TL ve daha yüksek tutarlı hesapların sayısı arttı.

Geçen yıl Ekim sonunda 410 bin 786 olan bu sayı, bu yıl aynı dönemde yüzde 90,6’ya denk gelen 372 bin 91 artarak, 782 bin 877’ye ulaştığı belirlendi.

Dünya gazetesinden Naki Bakır’ın haberine göre bankacılık sistemindeki tüm mevduat hesaplarının yüzde 0,5’ini oluşturan bu hesaplardaki Ekim sonu bakiyesi 5 trilyon 798,8 milyar lira ile toplam mevduat hacminin yüzde 69,5’ini oluşturdu.

Söz konusu oran bir yıl önce yüzde 58,7 düzeyindeydi. Son bir yılda sistemdeki mevduat hesabı sayısında yüzde 13,7, bir milyon lira ve daha yüksek tutarlı hesapların sayısında ise yüzde 90,6 artış yaşandı.

Ekim 2022 sonu itibariyle bankacılık sistemindeki toplam mevduatın yüzde 26,2’si gerçek kişiler, yüzde 4,9’u resmi kuruluşlar, yüzde 33,4’ü de şirketler olmak üzere toplam yüzde 64,6’sı yurt içi yerleşiklere; yüzde 3,3’ü gerçek kişi, yüzde 1,6’sı şirketler olmak üzere toplam yüzde 4,9’u da yurt dışı yerleşiklere ait “1 milyon ve üzeri” hesaplarda bulunuyor.

Türkiye’de yerleşiklere ait toplam mevduat/ katılım hesabı sayısı bir yılda yüzde 13,6 artışla 128 milyon 853 bin 933’e çıkarken, 1 milyon ve üzeri hesap sayısı yüzde 89,4 artışla 707 bin 138’e ulaştı.

Türk bankacılık sisteminde Ekim sonu itibariyle yurt dışı yerleşiklere ait toplam 551,5 milyar liralık mevduat/katılım hesabının ise 408,4 milyarını, 1 milyon TL ve üzeri hesaplardaki oluşturuyor.

Son bir yılda yurt dışı yerleşiklere ait toplam mevduat hacminin yüzde 119,2, bunun içinde 1 milyon TL üzeri hesaplardaki kısmın ise yüzde 176,2 arttığı dikkati çekiyor.

Geçen yıl ekim ayı sonunda yurt dışı yerleşikler mevduatı içinde yüzde 58,8 olan milyonluk hesapların payının bu yıl aynı tarihte yüzde 74’e yükseldiği görülüyor.

Ekim sonu itibariyle bankacılık sisteminde 148,5 milyon adede ulaşan mevduat/katılım hesaplarının yüzde 94,1 oranındaki 139,8 milyonunu, 10 bin liraya kadar tutarlı hesaplar oluşturuyor.

Ekim 2021-Ekim 2022 döneminde Türk Lirası mevduat/katılım hesaplarının hacmi yüzde 107 büyüyerek 3 trilyon 950,8 milyar liraya çıkarken, döviz tevdiat hesaplarının TL karşılığı yüzde 82,1 artışla 3 trilyon 887 milyar lira oldu.

Paylaşın

2022 Yılında Her Gün 4 Bin 662 Kişi İşten Atıldı

2022 yılının ilk 11 ayında çalışırken işten atılan ve işsizlik ödeneğine başvuran kişi 1 milyon 538 bin 646 kişi oldu. Ortalama her ay 139 bin 876 her gün ise 4 bin 662 kişi işten atıldı. İşten atılmaların en çok yaşandığı il ise 338 bin 845 kişi ile İstanbul olurken, Ankara’da ise işten atılanların sayısı bu yıl bitmeden 103 bin 60 kişi oldu.

2022 yılının son ayıdan açıklanan kasım ayı işsizlik sigortası verilerine göre fondan aslan payını yine işverenler almaya devam etti. Bu yıl fondan işsizlik ödeneği alan işsiz sayısı ocak ayında 482 bin kişi iken kasım ayı itibariyle bu sayı 408 bine düştü.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, 2022 yılında Türkiye’deki emek ve çalışma yaşamına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

İleri Haber‘in aktardığına göre Ağbaba’nın emek ve çalışma yaşamına ilişkin verileri paylaştığı açıklaması şöyle:

“Bu yılın ilk 11 ayında çalışırken işten atılan ve işsizlik ödeneğine başvuran kişi 1 milyon 538 bin 646 kişi oldu. Erdoğan ve saray sözcüleri her ne kadar, ‘işsizlere iş var iş beğenmiyorlar’ dese de bu yılın 11 ayında ortalama her ay 139 bin 876 her gün ise 4 bin 662 kişi işten atıldı. İşten atılmaların en çok yaşandığı il ise 338 bin 845 kişi ile İstanbul olurken, Ankara’da ise işten atılanların sayısı bu yıl bitmeden 103 bin 60 kişi oldu.

2022 yılının son ayıdan açıklanan kasım ayı işsizlik sigortası verilerine göre fondan aslan payını yine işverenler almaya devam etti. Bu yıl fondan işsizlik ödeneği alan işsiz sayısı ocak ayında 482 bin kişi iken kasım ayı itibariyle bu sayı 408 bine düştü. Ayrıca; bu yıl ocak-kasım ayları arasında işsizlere fondan verilen ödenek miktarı toplamda 11,2 milyar TL iken, bu aylar arasında işverenlere verilen destek toplamı tamı tamına 25 milyar 52 milyon TL’ye yükseldi. Yani işverenler işsizlerden fondan tam iki kat daha fazla para kullanmış oldu.  Resmi verilerde dahi 3 milyon 5 yüz bin işsizin olduğu ülkede kasım ayı itibariyle işsizlik ödeneği alan işsiz sayısı resmi verilere göre 408 bin kişi ile sınırlı kaldı.

Yılın ilk 6 ayında yüzde 29,32 ile ikinci kez zam yapılarak 5500 TL’ye çıkartılan asgari ücret, 2023 yılı için belirlenen 8500 TL asgari ücretin alım gücü olarak kat be kat üstünde yer aldı. Daha cebe girmeyen 8500 TL asgari ücret; bulgurda, pirinçte, tavuk etinden, sebzede aralık ayında alım gücü olarak daha şimdiden 5500 TL’nin altında kaldı.

2022 yılında ücretler yüksek enflasyon karşısında erirken, emekçilerin milli gelirden aldığı payda bir yılda 3,2 puan azaldı. 2021 3. çeyrekte yüzde 29,5 olan işgücü ödemelerinin yurt içi hâsıla içindeki payı 2022 3. çeyrekte yüzde 26,3’e geriledi. Emeğin milli gelirden aldığı pay bir yılda 3,2 puan azaldı. Ortalama açlık sınırının 8 bin TL’yi yoksulluk sınırının ise 25 bin TL’yi aştığı 2022 yılında; tüm ücretler açlık ve yoksulluk sınırı altında kaldı.

Çalışan işçi sayısındaki artış ile sendika üyesi olan işçi sayısındaki artış arasındaki fark dikkat çekici boyutlara ulaştı. Çalışma Bakanlığı verilerine göre Ocak 2022’den Temmuz 2022’ye kadar çalışan işçi sayısındaki artış 693 bin kişi iken sendika üyeliğindeki 6 aylık artış ise sadece 91 bin kişi ile sınırlı kaldı. 2022 yılında Türkiye’de 15,9 milyon işçinin sadece yüzde 14,26’sı sendika üyesi olarak kayıtlara geçti. İşçilerin 13,7 milyonu sendika hakkından mahrum kalırken, 2022 yılında yasaklanan iki grev ile AKP iktidarında erteleme adı atında yasaklanan grevlerin sayısı 19’a çıktı.

Denetimsizlik ve ihmal sonucunda, AKP’nin sözde kader dediği düzende işçiler 2022 yılında da iş cinayetlerinde yaşamını yitirmeye devam etti. 2022 yılı henüz bitmeden iş yerlerinde en az 1679 işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetti.  Yaşların 14 ile 17 arasında değişen 51 çocuk işçi de yaşamını yitirdi.”

Paylaşın

Asgari Ücret, Vatandaşı Yine Soğukta Bırakacak

CHP’li Ahmet Akın, “Asgari ücretli olarak çalışanların 1 Şubat 2023 tarihinde alacağı 8 bin 506 liranın dörtte birine denk geliyor. Başka bir deyişle asgari ücretli bir vatandaş kış aylarında bundan sonra enerjiye hiç zam yapılmasa bile aldığı aylık maaşının yüzde 25’ini temel bir ihtiyaç olan ısınma için harcamak zorunda kalacak.” dedi.

Kış aylarında ısınma ihtiyacı nedeniyle enerji kullanımı artmaya başlarken Türkiye’de ücretli çalışanların yarısından fazlasını ilgilendiren 2023 yılının asgari ücreti, vatandaşı yine soğukta bırakacak.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, asgari ücretli çalışanların ısınmak için battaniyeye mahkum edildiğini belirtti.

BirGün’de yer alan habere göre; CHP’li Akın’ın, 2023 yılı asgari ücretiyle ilgili yaptığı çalışmada özetle şunlar yer aldı:

“Elektrikte asgari tüketim olarak kabul edilen 240 kilovatsaatin faturaya yansıması 417 lira olarak hesaplanıyor. Kış aylarında ısınma amacıyla günlük 10 metreküp doğalgazın bir aylık tüketim faturası ise bin 716 liraya olarak belirleniyor. Buna göre yalnızca asgari tüketimde doğalgaz ve elektrik faturası toplam 2 bin 133 liraya denk geliyor.

Asgari ücretli olarak çalışanların 1 Şubat 2023 tarihinde alacağı 8 bin 506 liranın dörtte birine denk geliyor. Başka bir deyişle asgari ücretli bir vatandaş kış aylarında bundan sonra enerjiye hiç zam yapılmasa bile aldığı aylık maaşının yüzde 25’ini temel bir ihtiyaç olan ısınma için harcamak zorunda kalacak.”

Akın, iktidarın asgari ücretini müjde olarak sunmasının gerçeği yansıtmadığını söyleyerek şunları kaydetti:

“İktidar asgari ücretlilere ısınmak için kombiyi kapat, battaniyeye sarıl diyor. Üstelik asgari ücrete yapılan artış vatandaşın cebine Şubat 2023’te girecek. Dolayısıyla aralık ve ocak aylarında asgari ücretle çalışan vatandaşlarımız ısınma ihtiyaçlarını karşılamakta çok zorlanacak. Şubat ayına gelindiğinde de ücretin yüzde 25’i yalnızca elektrik ve doğalgaz faturasına gidecek.”

Paylaşın

2022 Yılında Türk Lirası’nın Değer Kaybı Yüzde 29’u Aştı

Bugün 18,70 seviyesine çıkarak yeni bir rekor kıran dolar karşısında Türk Lirası bu yıl içinde yüzde 29’dan fazla değer kaybetti. Enflasyon oranı yükselirken bile faiz indirimlerine gidilmesi sonucunda TL geçen yıl da yüzde 44 değer kaybına uğramıştı.

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini yüzde 9’a düşürmesi gibi adımlara rağmen TL Ağustos’tan bu yana nispeten istikrarlı seyrediyor.

Reuters haber ajansı, bugün 18,70 seviyesine çıkarak yeni bir rekor kıran dolar karşısında Türk Lira’sının bu yıl içinde yüzde 29’dan fazla değer kaybettiğini duyurdu.

Reuters haberinde, enflasyon oranı yükselirken bile faiz indirimlerine gidilmesi sonucunda TL’nin geçen yıl da yüzde 44 değer kaybına uğradığı hatırlatıldı.

Haberde, kur korumalı mevduat uygulaması, Ankara’nın piyasaya dolaylı yollardan döviz satışı ve kredi dağıtımı konusundaki düzenlemeleri sonucunda TL’nin izlenen politikalara karşı daha az hassas hale geldiği belirtildi.

Yüzde 85’lerde seyreden enflasyona rağmen Merkez Bankası’nın politika faizini yüzde 9’a düşürmesi gibi adımlara rağmen TL’nin Ağustos’tan bu yana nispeten istikrarlı seyrettiği vurgulandı.

Öte yandan Reuters haber ajansına bilgi veren iki Türk yetkili, Hazine’nin eurobond ihracına Katar’ın Ocak ayında 2 milyar dolar ile iştirak edeceğini söyledi.

İsminin açıklanmaması şartıyla konuşan yetkililer, Katar ve Türkiye’nin toplamda 10 milyar dolara ulaşacak kaynak aktarımı için Kasım’da anlaştıklarını hatırlatarak; bugüne kadar yaklaşık 1 milyar dolarlık kaynak girişi yapıldığını, 2 milyar doların da yılın ilk haftaları itibarıyla geleceğini aktardı.

İki ülke arasındaki anlaşma haberini de Reuters duyurmuştu.

Reuters, Hazine’nin Aralık ayında yaptığı açıklamada, eurobond ihracı ile 2 milyar dolar borçlandığı, borçlanmanın yüzde 55’inin Ortadoğu’daki yatırımcılara olduğu bilgisine yer verdiğini yazdı.

Önümüzdeki haftalarda yapılması beklenen borçlanmayla ilgili Doha ve Ankara açıklama yapmadı.

Paylaşın

DİSK’ten ‘Asgari Ücret’ Tepkisi: Geçinmek Mucizeye Dönüştü

Asgari ücretle ilgili yazılı açıklama yapan DİSK Başkanı Çerkezoğlu, “Asgari ücret tespit sürecindeki bu sorunların iktidarın hatası değil bilinçli tercihi olduğunun farkındayız. İktidarın emeği ucuzlatmaya yönelik bilinçli politikalarıyla işçi, emekçi, emekli, dar gelirli milyonlar için geçinmek neredeyse bir mucizeye dönüştü.” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Emeği ucuzlatmak için sendikalaşmanın önüne engeller çıkarılıyor, grevler yasaklanıyor ve  işçi sınıfı yoksulluk sınırının çok altında bir asgari ücrete mahkûm ediliyor.”

Çerkezoğlu, açıklamasında, “Asgari ücret, Tespit Komisyonu tarafından değil Cumhurbaşkanı ve işveren sendikası tarafından belirlenerek, son dönemde sıkça gördüğümüz hukuksuzluklara bir yenisi daha eklendi” ifadelerini de kullandı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, 8 bin 500 TL olarak belirlenen asgari ücretle ilgili yazılı açıklama yaptı. Açıklamada özetle şöyle denildi:

“Asgari ücret, Tespit Komisyonu tarafından değil Cumhurbaşkanı ve işveren sendikası tarafından belirlenerek, son dönemde sıkça gördüğümüz hukuksuzluklara bir yenisi daha eklendi.

Çalışma hayatında hiç bir konuda Üçlü Danışma Kurulu ve Ekonomik Sosyal Konsey gibi sosyal diyalog mekanizmaları işletilmediği gibi milyonları ilgilendiren asgari ücret de benzer şekilde işverenler ve iktidar tarafından belirlendi.

“Yoksulluk sınırı dikkate alınmadı”

Asgari ücret belirlenirken yoksulluk sınırı dikkate alınmadı. Açlık sınırının biraz üzerinde, yoksulluk sınırının çok uzağında belirlenen 2023 yılı asgari ücreti, Türkiye’de ücretiyle geçinen milyonları yoksulluğa mahkûm etmek anlamına geliyor.

Belirlenen asgari ücretle bir hanede iki kişi çalıştığında dahi yoksulluk sınırının oldukça altında gelir elde ediliyor. Belirlenen rakam 2023’ün ilk aylarında açlık sınırının da altına gerileyecek.

“Resmi enflasyonun baz alınması doğru değil”

Asgari ücretin ve diğer ücretlerin belirlenmesinde sadece enflasyon kriterinin, üstelik hiçbir inandırıcılığı kalmayan resmi enflasyonun baz alınması doğru değildir. Adil bir bölüşüm için ülke ekonomisinin çokça övünülen büyümesi esas alınmalıdır.

Kişi başına Gayrisafi Yurt İçi Hasıla artışının dikkate alınmaması ekonomi büyürken bölüşüm ilişkilerinin bozulmasına neden olmaktadır. Hükümet ve işveren ortaklığı ile asgari ücretin enflasyona hapsedilmesi, gelir eşitsizliğini büyütecek.

“Emekli aylıkları asgari ücret düzeyine çıkarılmalı”

Asgari ücret 2023 için yüzde 54,5 oranında artırılmıştır. Ancak diğer emek gelirlerine -emekli aylıkları, memur maaşları ve diğer işçi ücretlerine- 6 aylık enflasyon oranında zam yapılması gündemdedir.

6 aylık enflasyon yüzde 18-19 civarında gerçekleşecektir. Bu dengesizlik kabul edilemez. Tüm emek gelirleri asgari ücret oranında artmalıdır. En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine yükseltilmelidir.

“Milyonlar için geçinmek mucizeye dönüştü”

Asgari ücret tespit sürecindeki bu sorunların iktidarın hatası değil bilinçli tercihi olduğunun farkındayız. İktidarın emeği ucuzlatmaya yönelik bilinçli politikalarıyla işçi, emekçi, emekli, dar gelirli milyonlar için geçinmek neredeyse bir mucizeye dönüştü.

Emeği ucuzlatmak için sendikalaşmanın önüne engeller çıkarılıyor, grevler yasaklanıyor ve  işçi sınıfı yoksulluk sınırının çok altında bir asgari ücrete mahkûm ediliyor.”

Paylaşın

Asgari Ücret Açıklandı: Türkiye Avrupa’da Kaçıncı Sırada?

Türkiye’de 2023 yılında geçerli olacak net asgari ücret 8 bin 506 lira oldu. Asgari ücretin açıklanmasıyla Avrupa sıralaması da değişti. Ancak sadece Türkiye verisi güncellendi. Eurostat diğer ülkelerin 2023 verilerini önümüzdeki haftalarda açıklayacak. Bu durumda sıralama tekrar değişecek.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 21 Aralık 2022 kuru itibariyle 2023 yılında brüt asgari ücret 505 Euro oldu. Euro bazında asgari ücret 2022’nin ikinci yarısına göre yüzde 35 yükselmiş oldu. Gelen zam ile birlikte 26 Avrupa ülkesi içinde Türkiye 24 sıradan 21. Sıraya yükseldi.

Türkiye’nin gerisinde Arnavutluk (267 Euro), Bulgaristan (363 Euro), Sırbistan (402 Euro), Letonya (500 Euro) ve Macaristan (504 Euro) yer alıyor. Macaristan ve Letonya’da asgari ücrete çok düşük zam gelmesi durumunda Türkiye’nin iki sıra geriye düşmesi bekleniyor.

Türkiye’de 2023 yılında geçerli olacak net asgari ücret 8 bin 506 lira oldu. Brüt asgari ücret ise 10 bin 8 TL. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aaçıklamasına göre net asgari ücretteki artış oranı ocak ayına göre yüzde 100, temmuz ayına göre yüzde 55 olurken, yıllık ortalama artış oranı ise yüzde 74 olarak gerçekleşti. 2023 yılında brüt asgari ücret döviz bazında ise 505 euro oldu.

Asgari ücretteki artış sonrası Türkiye, listedeki sıralamada yükseldi ancak Avrupa ülkelerinde 2023 yılında asgari ücretin açıklanması sonrası Türkiye’nin yine en alt sıralara gerileyeceği öngörülüyor.

AB İstatistik Ofisi Eurostat verilerine göre 2022 yılı ikinci yarısında Türkiye’de brüt asgari ücret 374 Euro oldu. Türkiye 26 ülke arasında sondan üçüncü sıradaydı. Asgari ücretin Türkiye’den daha düşük olduğu ülkeler Bulgaristan ve Arnavutluk ülkeleriydi.

Avrupa’da asgari ücrette Türkiye kaçıncı sırada?

2023 yılında geçerli asgari ücretin açıklanmasıyla Avrupa sıralaması da değişti. Ancak sadece Türkiye verisi güncellendi. Eurostat diğer ülkelerin 2023 verilerini önümüzdeki haftalarda açıklayacak. Bu durumda sıralama tekrar değişecek.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 21 Aralık 2022 kuru itibariyle 2023 yılında brüt asgari ücret 505 Euro oldu. Euro bazında asgari ücret 2022’nin ikinci yarısına göre yüzde 35 yükselmiş oldu. Gelen zam ile birlikte 26 Avrupa ülkesi içinde Türkiye 24 sıradan 21. Sıraya yükseldi.

Türkiye’nin gerisinde Arnavutluk (267 Euro), Bulgaristan (363 Euro), Sırbistan (402 Euro), Letonya (500 Euro) ve Macaristan (504 Euro) yer alıyor. Macaristan ve Letonya’da asgari ücrete çok düşük zam gelmesi durumunda Türkiye’nin iki sıra geriye düşmesi bekleniyor.

Avrupa’da en yüksek asgari ücret hangi ülkede?

Eurostat verilerine göre Avrupa’da brüt asgari ücretin en yüksek olduğu ülke 2 bin 313 Euro ile Lüksemburg. Bu ülkeyi Belçika (1842 Euro), İrlanda (1775 Euro), Hollanda (1756 Euro) ve Almanya (1744 Euro) takip ediyor.

Euro bazında 1999’da bu ana en yüksek 3. seviye. 1999’dan bu yana Euro bazında brüt asgari ücret daha önce sadece iki kez 500 Euro bandını aşmıştı. 2016 yılında görülen 519 ve 514 Euro’dan sonra 2023 ilk yarısı en yüksek üçüncü seviye olarak kayıtlara geçti. Euro bazında net asgari ücret ise 2023 yılının ilk yarısında 429 Euro oldu.

Eurostat Türkiye’nin satın alma gücü verisini kaldırdı

Nominal asgari ücretin yanında satın alma gücüne göre asgari ücret de önemli bir veri. Ancak Eurostat’ın 2022 ikinci yarısında açıkladığı asgari ücretin satın alma gücü verilerinde Türkiye listede yer almadı. Türkiye’ye ait en güncel veri 2020 ikinci yarısına ait. Sebep ise Türk lirasının euro karşısında değer kaybetmesiyle satın alma gücünün düşmesi.

Türkiye brüt asgari ücret sıralamasında üstlerde yer almamasına rağmen asgari ücretin satın alma gücü listesinde daha üstte yer alıyordu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan’dan ‘Kur Krizi’ Uyarısı

TÜSİAD Başkanı Orhan Turan, “Önümüzdeki yıl öngörülerimizi enflasyonun tek haneye inmesini hedefleyen politikaların uygulandığı, Türk lirasının istikrara kavuştuğu, iş hayatına dönük sırf mevzuat değişikliklerinin yerini kuralların öngörülebilir olduğu bir iş ortamının aldığı, yüksek enflasyonun erittiği satın alma gücünün yeniden toparlanıp iç talebin canlandığı, büyümenin de hızlandığı bir konjonktür süslüyor” dedi.

Haber Merkezi / 2023’ün seçim yılı olacağını kaydeden Turan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Enflasyondan ve işsizlikten zarar gören özellikle sabit ve dar gelirliler açısından ekonomik koşullar zorlayıcı. 2023’te büyümenin hızlandırılması gerekiyor fakat makro dengeleri bozmadan büyümenin hızlandırılabilmesinin önünde de çeşitli kısıtlar yer alıyor olması, ekonomik politikanın hareket alanını epey daraltıyor. Büyümedeki hızlanma cari açığın bozulmasına, bu da kur üzerinde baskı ve kur üzerinden enflasyonun hızlanmasına yol açma riski yaşıyor. Bu nedenle ekonomi politikalarının büyük bir dikkat ve beceriyle uygulanması gereken bir yıla giriyoruz. 2023 makroekonomik istikrarın test edildiği bir yıl olmak durumunda.”

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) ile Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED) işbirliğinde, Marmara ve İç Anadolu Sanayici İş Adamları Derneği (MARSİFED) ev sahipliğinde Bursa’da “Anadolu Buluşmaları Toplantısı” yapıldı. TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Turan, toplantıda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Bursa çok uzun yıllardır ülkemiz sanayinin önemli merkezlerinden birisi. Ülkemizin en yüksek ihracatını gerçekleştiren şehirlerimizden. İhracatın çok büyük bir bölümünü de sanayi ürünleri oluşturuyor. Bursa Organize Sanayi Bölgesi Türkiye’nin ilk organize sanayi bölgesi olma özelliğini taşırken, TÜSİAD’dan sonra kurulan ikinci sanayici ve iş insanları derneği de yine bu köklü şehirde hayata geçmişti.

Ana sanayiye can veren tedarik sanayimiz için de Bursa’da çok önemli bir ekosistem ve birikim var. Hem sanayi üretimi, hem de fikir üretimi ve ortak akıl açısından zengin bir kültüre sahip. Biz de bugün, bu birikimden yararlanmak için buradayız. Ülkemiz için kurduğumuz hayali sizlerle paylaşmak ve görüşlerinizi almak istiyoruz.

Yeni bir yılı bitirip bir yenisine girmeye hazırlanıyoruz. Sözlerime geçtiğimiz yılın kısa bir değerlendirmesi ve gelecek yıla ilişkin görüşlerimle başlayayım.

2022’ye covid pandemisini geride bırakıyor olmanın getirdiği iyimserlikle başlamışken Rusya’nın Ukrayna’ya müdahalesi, tüm dünyada derin ekonomik ve jeopolitik sonuçlar yarattı. Başta enerji olmak üzere, artan hammadde fiyatlarının tırmandırdığı enflasyon ve başlıca merkez bankalarının para politikasını sıkılaştırıp faiz oranlarını artırma sürecine girmesi, büyümede yavaşlamaya yol açtı. Bu gelişmeler Türkiye’yi de etkiledi. Kur şokları ve döviz kurunun kontrol edilmesi amacıyla getirilen düzenlemeler, faizi tek basamağa düşürmeye odaklı para politikası ve bunların sonucu olarak yükselen enflasyon 2022’yi şekillendirdi. 2022’ye hızlı bir büyüme, aşırı dalgalı bir kur ve yüksek enflasyon ile başlamıştık. Yılı; kurdaki dalgalanmanın azaldığı, enflasyonun seviye olarak yüksek olmakla birlikte artışının durduğu, ama ihracat artışının da durduğu ve büyümenin yavaşladığı bir konjonktür ile bitiriyoruz.

2022 yılında, enflasyon ve kur gibi temel makroekonomik değişkenlerde artan istikrarsızlığın ve belirsizliğin yanı sıra düzenleme belirsizliği de iş hayatında öngörü yapmayı ve karar almayı zorlaştırdı. 2022’de çok sayıda mevzuat değişikliği oldu. Bu değişiklikler bankacılık ve reel sektörün davranışlarını etkiledi.  Faiz oranlarındaki düşüşe rağmen, reel sektörün finansmana erişimi zorlaştı. Artan hammadde fiyatlarıyla ithalatın faturası artarken, küresel resesyonla ihracat yavaşlamaya başladı. Dış ticaret açığı ve cari açık yükseldi. 2022’nin üçüncü çeyreğinde büyüme bir önceki çeyreğe göre %0.3 daraldı.

Önümüzdeki yıl öngörülerimizi ise; enflasyonun tek haneye inmesini hedefleyen politikaların uygulandığı, TL’nin istikrara kavuştuğu, iş hayatına dönük sık mevzuat değişikliklerinin yerini, kuralların öngörülebilir olduğu bir iş ortamının aldığı, yüksek enflasyonun erittiği satın alma gücünün yeniden toparlanıp iç talebin canlandığı, büyümenin hızlandığı bir konjonktür süslüyor.

Ancak 2023 seçim yılı ve bütün seçim yıllarında olduğu gibi öngörü yapabilmek zor.

Enflasyondan ve işsizlikten zarar gören özellikle sabit ve dar gelirliler açısından ekonomik koşullar zorlayıcı. 2023’te büyümenin hızlandırılması gerekiyor. Fakat, makro dengeleri bozmadan büyümenin hızlandırılabilmesinin önünde çeşitli kısıtlar yer alıyor olması, ekonomi politikasının hareket alanını epey daraltıyor. Büyümedeki hızlanma cari açığın bozulmasına, bu da kur üzerinde baskı ve kur üzerinden enflasyonun hızlanmasına yol açma riski taşıyor. Bu nedenle ekonomi politikalarının büyük bir dikkat ve beceriyle uygulanması gereken bir yıla giriyoruz. 2023 makroekonomik istikrarın tesis edildiği bir yıl olmak durumunda. 2023 aynı zamanda cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının da başlangıcı. Bu nedenle, 2023 ikinci yüzyılımızda geleceğimizin inşası açısından da önem taşıyor.

TÜSİAD olarak gelecek hayallerimizi, geçtiğimiz sene 50. kuruluş yıl dönümümüz vesilesi ile yaptığımız “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” adlı çalışmamızda müreffeh, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye olarak tanımlamıştık. Bu hedeflerin yakalanmasında üç unsurun önemli olduğunu vurgulamıştık: İnsan, bilim ve kurumlar…

Günümüzde refahın asıl belirleyicisi ne yer altı kaynakları, ne fiziksel sermaye, ne de ucuz emeğe dayalı üretimdir. Yer altı kaynaklarına dayanarak zenginleşmiş ülkeler bulunmakla birlikte, gelişmiş ülke olmak için bu tek başına yeterli değildir. Toplumların refahının en önemli belirleyicileri maddi olmayan kaynaklarıdır. Biz geleceği inşa çalışmamızda bu maddi olmayan kaynakları şöyle tanımladık:

eğitimle insanımızın yetkinliklerinin geliştirilmesi;

bilim-teknoloji ve inovasyona önem verilmesi;

ekonomiden demokrasiye kadar tüm alanlarda güvenilir ve kapsayıcı kurumlar ve kuralların yerleşmesi.

Ancak ve ancak bu alanlarda eş zamanlı ilerleme kaydettiğimiz takdirde, sürdürülebilir kalkınmayı başarabiliriz. Refah artışında yeni bir atağı başlatabilir, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak gelişebilir, büyüyebiliriz.

Bu çalışmada yer verdiğimiz 105 ülkeyi kapsayan ekonometrik analiz şunu gösteriyor. İnsani gelişim, bilim teknoloji ve kurumlarda, kendimizi OECD ortalamasına çıkarmak için gereken adımları atabilirsek, 20 yıl içinde kişi başı millî gelirimizi 30 bin dolar seviyesine yükseltebileceğiz. Bu neredeyse 3 katı bir artış demek. Fakat altını çizmek isterim ki, hedefimiz sadece zenginlik değil, bu üç alanda büyük ilerlemeler kaydederek, gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye’yi birlikte inşa etmek olacaktır.

21. yüzyılda koyduğumuz hedeflere ulaşmanın yolu insanı odağa alan, yani toplumsal dönüşümü gerçekleştirmeyi hedefleyen bir kalkınma modelinden geçiyor.

Düşük ücret ödenen niteliksiz işgücünün, düşük teknoloji kullanarak ürettiği ürünleri, düşük kurla dünya pazarlarına satarak ekonomik gelişme sağlanması anlayışı artık tarih oldu. Bundan yarım asır önce, özellikle Doğu Asya ülkelerinin uygulamış olduğu düşük kur- düşük ücrete dayalı ihracata dönük sanayileşme modeli ile bu ülkeler hızlı bir gelişme göstermişlerdi. Ancak içinde bulunduğumuz dijitalleşme çağında bu modelin artık rekabet şansı hiç yok.  Bugünün ekonomisi, ileri teknoloji ile üretilen yüksek katma değerli ürünler üzerine kurulu. Bu da nitelikli, üretken, yenilikçi insan kaynağı ile mümkün. Sanayinin kalbi Bursa, teknolojik dönüşümün taşıdığı hayati önemin çok farkında olan ve başarılı uygulamaları örnek olan bir şehir.

Nitelikli insan kaynağını yetiştirmek için de, eğitim felsefemizi yeni bir anlayışa ele almamız gerekiyor. Eğitimin her kademesinde nicelik kadar niteliğe de öncelik veren, her bir çocuğumuz ve gencimiz için kaliteli eğitime erişimi mümkün kılan bir eğitim sistemini tam anlamıyla kurgulamak ve uygulamak gerekiyor.

Analitik, eleştirel, yenilikçi düşünmeyi odağa alacak, ihtiyaç duyulan teknik, dijital ve sosyo duygusal becerileri en iyi seviyede kazandıracak şekilde eğitim sistemimizi değiştirmemiz gerekiyor. Ayrıca, yetişmiş nitelikli insan kaynağını korumamız, çalışanların iş memnuniyeti açısından ihtiyaç ve beklentilerini gözetmemiz de çok önemli.

Bu açıdan refahın daha adil paylaşımı önümüzdeki dönemin toplumsal dinamikleri açısından önem taşıyacak. Nüfus dilimleri, bölgeler ve sosyal sınıflar arasındaki refah uçurumları, toplumsal sürdürülebilirlik açısından yarattığı riskler kadar, ekonomik büyüme sürecinin nitelikleri açısından da sorunludur.

Toplumsal dönüşümün ülkemiz açısından çok kritik bir boyutu, hiç şüphesiz toplumsal cinsiyet eşitliği. Toplumun yarısını oluşturan kadınların, toplumda kendi hakları olan konuma gelmelerinin önündeki tüm engelleri kaldırmalıyız. Kadına yönelik şiddet başta olmak üzere, eşitsizliği doğuran ve besleyen tüm sorun alanlarına karşı harekete geçmeliyiz. Eğitimde, çalışma hayatında, yönetim kademelerinde, siyasi hayatta, kısacası, toplumsal yaşamın her alanında kadınların erkeklerle eşit fırsatlara ve eşit temsile sahip olmasını gözetmeliyiz. Örneğin, Yönetim Kurullarında hiç kadın üye yoksa, bu durumu sorgulamalı ve değiştirmeliyiz.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken insanı odağa alan bu kalkınma yaklaşımını bilimsel ve teknolojik ilerlemeye vereceğimiz önem ile bütünleştirmemiz gerekiyor. Az önce işaret ettiğim gibi, günümüzde ekonomik gelişme de, bilime ve teknolojiye daha fazla önem vermeyi gerektiriyor.

Yirmibirinci yüzyılda ekonomik gelişmeyi ikiz dönüşüm olarak adlandırılan iki büyük dinamik şekillendiriyor: dijital dönüşüm ve yeşil dönüşüm.  TÜSİAD olarak ikiz dönüşümün, ülkemizin rekabetçiliği ve ekonomik olarak gelişmiş bir ülke olma hedefimiz için en büyük fırsat alanlarından biri olduğuna inanıyoruz.

Geçtiğimiz sene ülkemizin onayladığı Paris Anlaşması ve Avrupa Birliği’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı iklim değişikliği ile mücadelede önümüzdeki süreçte atmamız gereken adımları tarifliyor. İklim krizi sürdürülebilir üretim ve tüketim yöntemlerini içselleştirmemizi; bu yönde Ar-Ge ve inovasyon çalışmalarına ağırlık vermemizi mecburi kılıyor.

Yeşil dönüşüm yolculuğunda karbon ayak izini azaltma faaliyetleri şirketlerimize enerji verimliliği, maliyet kontrolü ve risk azaltma gibi birçok fayda sağlıyor.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının inşasında insani gelişme ve bilimsel ilerlemeyi tamamlayacak unsur ise iyi tasarlanmış kurum ve kuralların mevcudiyetidir. Bu kurumların başında ise hukukun üstünlüğü gelir. Hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi ve demokratik standartların yükseltilmesi; hem toplumsal kapsayıcılığın geliştirilmesi açısından, hem de bilimsel ve teknolojik ilerlemenin de temelini oluşturan ifade özgürlüğünün korunması açısından tartışılmaz önemdedir.

Cumhuriyetimizin 100. yılına girerken, Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma hedefiyle Türkiye’nin aydınlık geleceğine inanıyoruz. Küresel ve ülke gündemlerinin getirdiği tüm zorluklara rağmen;

Cumhuriyetimizin değerlerinden güç alan,

demokrasisini sağlamlaştırmış,

kurumlarını kapsayıcı ve güvenilir hale getirmiş,

kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı, işçisi, işvereni ile geleceğe umutla bakan bir ülke olma azmiyle yürürsek, hayal ettiğimiz geleceği hayata geçirebiliriz.

İş dünyasının bağımsız ve gönüllü sivil toplum örgütleri olarak üzerimizdeki sorumluluk çok büyük.

Laik hukuk devleti, katılımcı demokrasi ve özgürlük anlayışının, kurallı piyasa ekonomisinin tam anlamıyla yerleşmesi doğrultusunda çalışıyoruz.

Bu yolda sivil toplum kuruluşlarının, özellikle iş dünyası STK’larının kendi bölgelerinde ve sektörlerinde önemli bir kanaat önderi olmaları nedeniyle ciddi etkisi olacağına inanıyoruz.

Bu nedenle diyoruz ki Cumhuriyetimizin ikinci yüz yılında, ülkemizin enerjisini serbest bırakalım. Kurumsal yapılarımızda ve kurallarımızda; gelişmiş, adil, saygın ve çevreci bir Türkiye hedefine doğru ilerlemeyi sınırlayan tüm noksanlarımızı hızla telafi edelim.”

Paylaşın